YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum YAŞAM FORUMU

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

Fransa' da neler oluyor?

November 5 2005 at 12:44 PM
  (Login kukumankusu)
from IP address 213.153.187.10

Eylül başı bir kongre nedeniyle fransaydım...
Hissetmişim sanki olacakları...
Birşeyler patlayacağı o kadar belliydi ki..
Başka bir yerde yazdığım anıları buraya da ekliyorum..


 
 Respond to this message   
AuthorReply

(Login kukumankusu)
213.153.187.10

ilk gün

November 5 2005, 12:45 PM 

Eylül ekim ayları, biz doktorların en sevdiği aylardır....
Bir kongre furyası başlar ki; biri biter, hoop diğeri başlar...
Hele yazın tatil yapmaya fırsatınız da olmamışsa, eh açıkca belirteyim o zaman, bilimsel birdirilere gözünüzün ucuyla, hatta bazen sadece kirpik aralığınızla bakıp kendinizi kongre yapılan mekanın sıcak ve cazip kollarına atıverirsiniz

Eylül ayında Avrupa patoloji kongresi nedeniyle İstanbul'da toplanan biz cabbar patologlar, kafileler halinde Paris'e akın ederken, damarlarımda atalarımın akıncı kanlarını hissediyor olmam, inanın ki sadece ve sadece AB sürecinin bende yarattığı sekonder milliyetçilik duygularından başka birşey değildi!!

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!

Air France boeing bilmemkaç uçağına kurulurken başımıza neler gelebileceğini henüz bilmemenin o naif ve uçucu mutluluğu ile ellerimizdeki Paris kitaplarının sayfalarını çevirmeye ve birbirimize ' şuraya mutlaka gidelim' tembihleriyle yola çıktık ..

Havalanına inişimize kadar hiçbir sorun yoktu. Yaklaşık 25 kişilik grubumuz, en değerli Hocalarımızdan en çömez asistanlarına kenetlenmiş bir halde pasaport kontrolüne doğru yol alırken sıcak bir Paris gününün ışıltıları tıpkı şimdi benim şimdi edebiyat yapmaya çalışan bu satırlardan süzüldüğü gibi süzülüp içimizi baymaya başlamıştı

Bu arada çoğumuzun pasopartu yeşil olup, henüz devlet kıdemi buna müsade etmeyen asistanlarımız da ise Şengen vizesi babalar gibi mevcut olduğundan pasaport kontrolünde bir sorun yaşayacağımızı hiç tahmin etmiyorduk.

Tam camlı bir kapıdan içeri geçiyorduk ki, dört kişiden oluşan Fransız polisi bizi kapıda durdurdu! En yaşlı ve kıdemli hocamıza dönüp Fransizca olarak ''Siz içeri giremezsiniz vizeniz yok!'' deyiverdi...

Adamcağız hem dil bilmemenin verdiği panikle, hem de yaşının kendisine bahşettiği yüksek tansiyon ile bir anda kıpkırmızı oluverdi...
''Aman evladım vize istemiyor ki, ben yeşil pasaportum'' diye Türkçe cevapladı.
Hemen gereken tercüme polise yapıldı ama polisin anlayacağı yok...
Taktı bizim hocaya!
Bu arada diğer yeşil pasaportlular geçtik kapıdan!
Yok....Hocamız geçemiyor....
'Sizin vizeniz yok...üstelik ülkeye giriş tarihiniz önümüzdeki hafta gözüküyor..siz geri döneceksiniz' diye tutturdu!
Bileti bize de göstermiyor ama biliyoruz ki biletler aynı anda alındı....polis ülkeden çıkış tarihine bakıyor aslında..ama gelde polise anlat..asla dinlemiyor!
Diğer polislere durumu anlatıyoruz..onlar pek mühadale etmek istemiyorlar!
Bizim hoca da kırmızıdan sarıya dönen hazan yaprakları gibi tir tir titriyor....
Dil bilmemenin paniği de cabası!
Polis özellikle ingilizce yorumlara zaten kapalı.
Adama anlatmaya çalışıyoruz ama sinirler gittikçe geriliyor...
En sonunda ben dayanamayıp bildiğim tek fransızca sözü hakaret olarak polise söylüyorum!
Sıkıysa olay çıkarsın atsın beni kapıdan bende olay çıkarmazsam namertim!
-EMBESİL!
Polis bir an duruyor..soluklar tutuluyor! Bana dönüyor..elinden pasaaportu o gaflet anında kapıveriyorum...
İngilizce olarak bağırıyorum...
'Konuşulanları anladığını biliyorum.Boş yere sorun çıkardığını da biliyorum. Utanmadan yaşlı bir adamı zora sokuyorsun. Sıkıysa beni sokma ülkene! Elimdeki yeşil pasaport, vize gerekmiyor, ülke giriş çıkış tarihleri burada, bu da otel rezervasyonumuz! Hadi sokma şimdi beni ülkene de bak ben seni Avrupa İnsan hakları mahkemesine veriyor muyum, vermiyor muyum!
Polisler yana çekiliyor, kapıdan geçiyoruz....
Sırtımda adamın pis bakışlarını hissederek bavullarımızı almak için yürümeye başlıyoruz...
Ben o sinirle hala konuşuyorum!
Bir yandan da diğer köşeden başka bir polisin kıs kıs güldüğünü görüyorum...
Ne gülüyor diye ona bakarken birden gözlerinde bir muzurluk yakalıyorum...bir tanıdıklık!
'Ben Rıza diyor...afyonluyum...ama Pariste doğdum...('bu arada Türkçesi, yıllardır Türkiyeye gelmediği halde mis gibi afyon şivesi ile katmerlenmiş)
'Ah be Rıza...ne diye bizi bu adamlarla muhattap ediyorsun o zaman! Yardım etseydin ya'
'Ablacım, o adam dediğin gibi embesildir, sen gerekeni yaptım, eğer daha fazla sorun çıksaydı gelecektim' diyor...
Rızaya inanalım mı, gücenelim mi karar veremeden bavullarımızı alıp, havalanınından çıkıyoruz...


 
 Respond to this message   

(Login kukumankusu)
213.153.187.10

devam...

November 5 2005, 12:45 PM 

Paris'te geçen günler içerisinde en çok dikkatimi çeken olayların başında sizlerle konuşan insanların aslında sizin yüzünüze bakmaması oldu.

Restoranta, metroda alışveriş merkezlerinde birer can sıkısıymış muamelesi her an heryer de karşımıza çıkmaya başlamıştı...ama bu sadece yabancılara karşı bir tutum değildi, kendi içlerinde de böyle bir tarzları vardı...

Nezaket gösteriliyordu..ama sırf nezaket için gösteriliyordu. İçten gelen, içsel bir nezaket değildi bu ! Soğuk bir nezaket, sırf yapılması şart diye yapılan bu nezaket aslında can acıtmanın ve karşındakini küçük düşürmenin yeni ve etkili bir yolu gibiydi...

Aklımdaki Paris hep gençlik zamanlarımın Paris'i iken, orta yaşta fark ettiğim bu tarz nedense bende soğuk bir duş etkisi yarattı. Kongre salonlarında bir araya gelip konuşan grupları baktığınızda gördüğünüz ya bilimsel bir hırs ile birşeyleri tartışan ve alttan alta sinsi bir amaç güden toplulukların buluşmasıydı ya da bizim gibi Akdeniz kanı taşıyan Yunan, İtalyan ve Portekizli doktorların eğlenmek-sohbet etmek-tartışacaksa da sapına kadar tüm duygularını ortaya koyarak tartıştığı kümelenmeler ve hatta yığınlar şeklindeki buluşmalardı.

İtiraf etmeliyim ki..sevmedim bu Parizyenleri..

Globalleşen dünyamızın yeni düzeninde en alt işleri yapan kişiler nedense ya kuzey Afrikalılardı ya da yabancılar..farklı bir kölelik düzeniydi bu. Bir an için sanki güney amerika köle dizileri gözümde canlandı...Otelde tuvaleti temizleyenler, yemek servisi yapanlar, çöpcüler asla Fransız değildi. Ama hepsi de mükemmel bir fransızcayla konuşan ve kendilerini parisli olarak tanımlayan kişilerdi. Komik bir çelişki denizinde boğulur gibi hissettiğim bu tutarsızlık beni sarsıyordu. Sanki kraldan çok kralcı bir topluluk, en kötü işlerde çalışıp, kendilerini gelen yabancılara karşı Parisli olmakla daha üstmüş gibi gören ve bu yönde de gerçek bir Fransız'dan daha küstah olabilen bir topluluktu.Oysaki bizim için acaip olan bu düzende onlar ülkelerinden daha iyi şartlarda yaşıyor olabilmenin ayrıcalığını hissediyordu. Dünyanın bu hale gelmesindeki ekomonik,felsefik ve siyasi dengeleri ve değerleri sorgulamak ise ne yazık ki o an için haddim değildi. Belki daha sonra..tüm bu yaşananlardan sonra geri dönüp düşündüğümde gözden kaçırdığım noktaları yakalayabileceğim ...

Bir akşam üstü yorgun argın Champ Ellise'de bir restorantta yemek yerken şef garson olduğunu anında anladığınız gayet janti giyimli bir bey gülümseyerek masaları dolaşıp sanırım hal hatır soruyordu ki, bizim masamıza doğruda eğilip Fransızca birşeyler söyledi..
Eşim gülümseyerek İngilizce olarak 'Özür dilerim, ancak ne dediğinizi Fransızca bilmediğim için anlayamadım' dedi..
Şef garson yüzünde küçümser bir ifade ile bu sefer İngilizce olarak ' Önemli değil, anlamamız gayet doğal, zaten gerek de yok' gibilerinden bir cümle kurdu...Cümlenin bitiş şeklindeki o enerji yoğunluğunu satırlara dökmek o kadar zor ki..Bir an acaba ben mi alınganlık ettim diye düşündüm..ama masadaki herkes aynı hisse kapılmıştı!
Müsait bir zaman sonra şef garsonun yine bizim masanın yanından geçtiği bir anda kendisine usulca sordum..
-Pardon beyefendi...özel olmazsa eğer, size bir soru sorabilir miyim?
Şef garson irkildi...ne diyeceğini düşündükten sonra, başını yana eğip..
-Tabi madam..buyrun, dedi
-Siz nerelisiniz?
-Tabiki Paris'liyim, dedi omuzlarını dikleştirerek..
Israr ettim...Karşımdaki adam siyah kıvırcık saçlı ve esmer bir adam..zeytin gibi parlayan kara gözlere sahip...
-Hayır ben onu sormuyorum...sizin memleketiniz neresi?
Tereddütle yüzüme baktı..bir an durdu..sonra Fas dedi. Ama ben Paris doğumluyum!
Bu Paris ısrarıdır size vurgulamak istediğim!
-Beyefendi, size çok özel bir soru daha sorabilir miyim? İsterseniz cevaplamayabilirsiniz!
Adamcağız benim bu tavrım karşısında iyice afallamış olarak, birazda sanırım merakına yenilerek..'buyrun' dedi..
-Müslüman mısınız?
Bir an şaşkın şaşkın baktı. Sonra sağa sola baktı..ve 'evet!' dedi..
-Ah dedim ne güzel..yani siz benim biraderim oluyorsunuz
Yüzünün aldığı şekil çok acınaklıydı...Bu arada masa altından yediğim tekmeler yüzünden canım acıdığı için bende acıyan ama canı acıyan bir ifade ile adama bakıyordum...
En sonunda gözlerini gerçekten gözlerime dikip, gerçekten yüzüme bakarak sordu...
-Siz nerelisiniz?
-Ben Türküm
Şaşkın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi ve masan uzaklaştı.
Ve uzaklaşması ile birlikte masada tartışma başladı...
Ne diye adamı kurcaladığım, ne diye din konusunu ortaya attığımdan girin, ne diye tekmeliyorsunuzdan çıkın kendi içimizde tartışırken Şef garson bir sandalye çekerek, masaya oturup oturamayacağının iznin sordu bize...
Zevkle kabul ettik kendisini...
İsmi Yuosef' miş..
Herkes kendi içindeki tüm sıcaklıkla onu selamladı ve bir sohbet başladı..
Meğer o restorantın eski sahibide bir Türk hanımmış..onu pek severmiş..hep kendilerine iyi davranmış..ülkemize bir kere gelmiş, İstanbulu pek beğenmiş ...
Fazla oturamadı, işinin başında olması gerekiyordu...
Ama ilginç olan bizim yaşantımıza hiç de yabancı olmayan bir jestte bulundu...
Bir tatlı tabağı ortaya geldi
Restorandan çıkarken hepimizin ellerini sıktı gülümseyen gözlerle bize baktı...
İçim buruldu!
Sarılmak istedim ona..boşver sen bu Paris değerlerini, boşver sen bu lanet dünyanın kapitalist yaptırımlarını, boşver sen bu ezilmişliğinin sana bahşettiği kraldan çok kralcı duruşlarını!
Gözlerimiz gülüyor ise eğer, tüm yaşadığımız sıkıntılara rağmen birbirimizi kucaklayabiliyor isek, hala ümidimiz varsa insanlığa dair, ve hayatı daha yaşanılır kılabiliyor isek kendimize ve çevremize bundan daha güzel ne olabilir? Ve tüm bunlar aslında benim toprağımda var! Hiç fark etmeden hayatımızın en kuytu deyatlarına girmiş, bizi olumsuz şartlara karşı koruyor..güçlü kılıyor...ve bizden bize ve herkese yansıyor! Biz birbirimizin gözlerine, yüzlerine bakıp konuşuyoruz, birbirimizle kucaklaşıyoruz, ve hatta dayanamayıp bir de güzel öpüveriyoruz...ne büyük bir nimetmiş! Ne büyük bir değermiş!


 
 Respond to this message   

(Login kukumankusu)
213.153.187.10

...

November 5 2005, 12:46 PM 

Atalarımızın bize bahşettiği geleneksel cirit oyunun yerini günümüzde futbol aldığından beri her Türk evladı gibi Türkiye-Danimarka maçı yaklaştıkça bizi bir kaşıntıdır bastı. İstisnasız kafilemizin tüm erkekleri Paris sokaklarında Digitürk sahibi bir kebapçı bulma araştırmalarını kongrenin tüm bilimsel faliyetlerinin iki ara bir deresinde sürdürmeye başladılar.

Önce Türk mahallerinin yerleri saptandı. Sonra hangi kebapçının daha iyi kebapları olduğu soruşturuldu. Ve tabii ki demli bir çay içip içilemiyeceği...hadi Türk kahvesinden vaz geçtik ama çay önemli

Elimize tutuşturulan bir tarif ile sokaklarda fır dönerken gerçekten de öyle bir yer bulduk ki, alt tarafı 100m'lik bir yol üzerinde çay ocağından-tavla seslerine kadar acaip biz bir sokak
Bir an için gözlerimize inanamadık. Bu sokağı sanki biri Ankaranın Sakaryasından alıp buraya yerleştirmiş!

Marmara kebapçısı-aile salonumuz bulunur-digitürk vardır ilanı yazan kebapçıya dalmamızla zamanda yolculuk gerçekleşti ve içeriye adım atmamızla birlikte Selamın Aleykum sesleri bizi karşılayıp huşu içinde kendimizden geçmemize neden oldu...

Allah'ım böyle birşey mümkün mü? Çalışanların hepsi Paris doğumlu Türkler. Hepsi şakır şakır Fransızca ve İngilizce konuşuyorlar. Ama ne tipimizde bir gram ilerleme olmuş ne de mekanı düzenleme anlayışımızda !

Plastik çiçeklerin vazoları süslediği kepaçı dükkanımızın, Bodrum kalesinin resmini gelenlere Rumeli hisarı diye yutturmaya çalışan kocaman kötü yağlı boya resimleriyle ahşap masaları ve sallanan sandalyeleri ile Pariste bir kebapçıdan ziyade Orta anadoluda şehrinde bir yerlerde bir kebap dükkanında olduğunuz hissini bu kadar iyi size sunabilmesi o kadar başarılıydı ki, hiçbir postmodern sanatçıya böyle bir sunum nasip olmamıştır

Kebaplar söylendi. İstanbuldaki pek çok kebapçıdan daha lezzetli ve adabına uygun olarak gelen yemekler eşliğinde tüm mekan tek bir yürek-tek bir kişi gibi maçı izleyip, geleneksel küfürlerimiz edilip, yine bize has olan el ve kol hareketleri ve hakemin soyu-sopu ile ilgili fikir teatileri eşliğinde rakımızı içip maçımızı seyrettik.

Kebapçıdan çıkmadan önce Sevgili Aziz Nesin'i bir kere daha anmak boynumun borcu oldu. Daha 90 dakika önce mekandaki kimse kimseyi tanımaz iken, bir 'Aleykum selam' selamı ile hemşeri olmanın içgüdüsel edinimleri sayesinde Parisi kısa bir süre terk edip, cennet vatanımın bir yöresine ulaşıp, maçımızı izlemiş-rakımızı-rokamızı yemiş, üzerine çaylarımızı içmiş- küfürümüzü etmiş-gol attığımızda birbirimize sarılıp sevinmiş ve sonra tekrar kendimizi Paris'in o simetrik-hepsi birbirinin bir şekilde aynıymış izlenimi veren sokaklarına geri döndürmüştük

Nasıl olupta kendi kültürümüzü-hiç Türkiyeye gelmese bile Türk kalabilenlerin o sokaklarda sürdürebildiğine ise hala hayret etmekteyim. Acaba kaç nesil zincirinde bu evrim halkası kırılabilecek?

 
 Respond to this message   

(Login kukumankusu)
213.153.187.10

..

November 5 2005, 12:47 PM 

Şimdi ben böyle abartılı abartılı yazıyorum diye sanmayın ki Paris'i hiç beğenmedim. Aksine tarihi, sanata ve sanatçılara verdikleri değerler, müzeleri ve bahçeleriyle çok güzel bir şehir. Sanmayın ki Parisi ilkkez görüyorum. Sadece ilkkez kıyas yapabiliyorum Aslında bu çok güzel bir duygu. Bu kıyasın içerisinde hiç ezilmişlik veya eksik kalmışlık duygusu yok. Aksine ne kadar güzel bir ülkede ve şehirde yaşadığımın idrakidir hepsi bu O yüzden de adeta Kezban Paris'te dizisine dönüşen bu anıları ve düşüncelerimi sizlere aktarıyorum...



Gelelim o meşhur Paris cafelerine

Batisseri'lerine ....



Vallahi Paris cafeleri diye tutturanlar halt etmişler Hiç itiraz etmeyin , çıkın Bağdat caddesine, gidin Nişantaşına, Sıraselvilere, Cihangire, Çukurcumaya....çok daha güzel, ferah, isterseniz sofistike, isterseniz lüks, zevkinize göre çok daha güzel cafeleri bulacaksınız ve çok daha lezzetli şeyleri yiyeceksiniz! Üstelik bazı mekanlarda ve cafelerde otururken içinden deniz geçen bir şehirde olduğunuzun o çarpıcı görüntüsü sizlere eşlik edebilecek!



Sıkışık küçücük masaların etrafına dizilmiş, sınırlı bir menü eşliğinde, oldukça standart şeyleri yemenin dışında Paris cafelerinde hiçbir espri bulamadım.



Belki yıllar önce, ülkemizde bu tip cafeler yokken cazip gelmiş olabilirler. Belki yıllar önce kadınlar bu kadar toplumsal hayatın içinde değillerken bir sosyal ortam olarak hoş mekanlar diye anılmış olabilirler, ama şu an hiçbir cazibesi olmayan yerlerdi benim için.



Sokaklarına gelince simetri manyağı bir mimari anlayışı ile Concord meydanından başlayıp, her yeri belli oranlarda ikişer, üçer, yedişer simetrilerle, aynı tarz binalarla donatmak çoğunuza hoş gelebilir. Ama ben her sokağın, daha değişik, daha öykülü olanını tercih ederim.



Nitekim Mayıs ayında İstanbul'da düzenlenen dünya mimarlık kongresinde Fransız mimarlara Türk mimarlar bir araya geliyor. Bizimkiler, Fransız mimarlara soruyorlar...'İstanbul'u kurtarmak için ne yapabiliriz? Nasıl Paris gibi düzenli bir şehir haline gelebilir?'

Fransız mimarların cevabı ise oldukça beklenmedik oluyor...

'Aman sakın dokunmayın! Kötüye gitmesini engelleyin yeter...yoksa böyle harika bir şehri Paris kadar sıkıcı bir hale getirirsiniz!



Hak vermemek elde değil. Bir sokaktan bir diğerine dönerken birden bambaşka bir aleme geçebilme özelliğini yitirdiğimiz an, o şehrin esprisini de yitiriyorsunuz...Sokaklarımızın-evlerimizin-kapılarımızın pencerelerimizin, sokak lambalarımızın öyküleri bitmedikçe, nefes alan-yaşan bir şehir olarak kalacağız. Bundan daha güzel ne olabilir?

 
 Respond to this message   

(Login kukumankusu)
213.153.187.10

..

November 5 2005, 12:50 PM 

''Globalleşen dünyamızın yeni düzeninde en alt işleri yapan kişiler nedense ya kuzey Afrikalılardı ya da yabancılar..farklı bir kölelik düzeniydi bu. Bir an için sanki güney amerika köle dizileri gözümde canlandı...Otelde tuvaleti temizleyenler, yemek servisi yapanlar, çöpcüler asla Fransız değildi. Ama hepsi de mükemmel bir fransızcayla konuşan ve kendilerini parisli olarak tanımlayan kişilerdi. Komik bir çelişki denizinde boğulur gibi hissettiğim bu tutarsızlık beni sarsıyordu. Sanki kraldan çok kralcı bir topluluk, en kötü işlerde çalışıp, kendilerini gelen yabancılara karşı Parisli olmakla daha üstmüş gibi gören ve bu yönde de gerçek bir Fransız'dan daha küstah olabilen bir topluluktu.Oysaki bizim için acaip olan bu düzende onlar ülkelerinden daha iyi şartlarda yaşıyor olabilmenin ayrıcalığını hissediyordu. Dünyanın bu hale gelmesindeki ekomonik,felsefik ve siyasi dengeleri ve değerleri sorgulamak ise ne yazık ki o an için haddim değildi. Belki daha sonra..tüm bu yaşananlardan sonra geri dönüp düşündüğümde gözden kaçırdığım noktaları yakalayabileceğim ... ''

Göçmenlerin varoluş sorunlarıyla
Fransız otoritelerinin onları insan yerine koymama-köleleştirme zihniyeti..
Aslında fransız otoriteleri dememek lazım..
gerçekten kapitalizimin sonucudur bu...

Dilerim olaylar bir an önce yatışır...
Kapitalizmden geri dönülemeyeceğini biliyorum
Çarpık dünya düzeni devam edecek yoluna...
Sonuç ise ne olacak bilemiyorum!
ama bizim AB girmemiz ile yeni köleler bizler olacağız...en çok da buna için yanıyor!


 
 Respond to this message   
knz
(Login KaNeZe.)
195.174.70.251

Re: Fransa' da neler oluyor?

November 7 2005, 7:22 PM 

o kadar kadar benzer anılar yazabilirim ki buraya,..

hatta anılarımın benzerliğinden dilim tutuldu.

burada bir zamanlar, Fransa mı yoksa İngiltre tipi demokrasi tartışması yapanlar vardı.,

kimileri Fransanın katı laik yapsısı yerine ingiltere modelini savunurlardı,.
mesela Taha Akyol veya nazlı ılıcak Anglosakson demokrasisini yere göğe koyamazlardı.,

Ama şimdi görüyoruz ki, sonuç demokrasinin tipine bağlı değil.

yıllar önce kısa metrajlı bir ingiliz filmi görmüştüm.
benim radikal oğlum diye bir filimdi ve pakistanlı bir aileyi anlatıyordu.
kendi halinde halim selim müslüman bir ailenin genç oğlu adım adım aileden kopuyordu. radikal oğlu londrada bir otel yakma eylemine katılıyor falan,.

evet evet, Bundan daha 10 sene önce kuzey ingiltrede ipler ya koptu ya kopacak gibiydi.,

fakat neden ?

okullarda kıyafet serbesti., her öğrenci kendi kıyaftini, sarıksa sarık
başörtüsü ise başörüsünü takabiliyordu.

hatta bizim türkiyeden hep örnek verirlerdi orayı.

peki neden orda benim radikal oğlum diye bir film konusu çıktı daha 10 yıl önce ??

başka bişey var ? buna saka değinmiş zaten.

hele bi düşüneyim kafamda bi oturtayım., sonra bir sonuç çıkartalım bakalım.











 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
212.156.214.109

Size de ne oluyor.

November 8 2005, 12:34 PM 

Bu konularda düşünmek, laf etmek ne haddinize.
Koskoca Başbakanımız en derin çözümlemeyi yapmadı mı?...
Yetmiyor mu size?....

Anlattı ya,
Uyarmış onları defalarca
Yapmayın demiş,
Etmeyin demiş.
Dinlememişler muhteremi..
Görünen köy kılavuz istemez,
buldular işte müstehaklarını.
Yakında tüm avrupayı ve tabii Türkiyeyi de saracak bu yangın.

Başbakanınız uyarıyor işte.
Türbanı okullarda serbest bırakın
olsun bitsin.
Yoksa,
Allah sonumuzu benzetmesin yani........

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
212.156.214.109

Hem,

November 8 2005, 12:38 PM 

Biz biliriz bu işleri.
Az mı bağırttık
Cuma namazlarından sonra
Sakallı şalvarlı figüranları...
Az mı bağırttık
kuran kusu öğrencisi kızlar
üniversiyte önlerinde.

Ona göre yanii.......

 
 Respond to this message   

(Login kukumankusu)
213.153.187.21

.

November 8 2005, 11:39 PM 

başbakanımız rasyonal düşünmediği gibi bir de fırsatçılık edip aba altından sopa ve kendi tabanına bir selam gördermiş...yalnış hesabı bağdattan değil, fransadaki dindar gurubun liderinden gelmiş..
'kapasın çenesi' şeklinde...

sorun aslında yeni kölelik sistemine baş kaldırı..

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
212.156.214.109

Aynı gün

November 9 2005, 1:16 PM 

Sayın Meclis Başkanımız buyuruyor;

Sezer'den sonra Çankaya'da türban yasağı olmayacak.

Kaç yıl kaldı?





 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
212.156.214.109

Ama aksilik işte!....

November 11 2005, 1:53 PM 

AİHM kararını verdi;
Sıkmabaş yasağı insan haklarına aykırı değil.
Şimdi de,
AİHM kararı bizi bağlamaz diyorlar.
Peki kardeşim
Siz değil miydiniz
Türkiyeyi AİHM ye şikayet eden?
Bu ne perhiz
Bu ne lahana turşusu....

PS: Lahana'yı tenzih ederim
:)

 
 Respond to this message   
Current Topic - Fransa' da neler oluyor?
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2009

rss