YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum YAŞAM FORUMU

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

Milena'ya mektuplar 1

June 8 2001 at 10:15 PM
kestaneci rahim  (no login)
from IP address 212.156.70.248

Hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevmez. hiçbir şey yapamıyan, hiçbir şey anlamaz. Hiçbir şey anlamayan değersizdir. Oysa anlayan kişi aynı zamanda sever, farkına varır, görür. Bir şeyin aslında, ne kadar bilgi varsa daha fazla sevgi vardır. tüm yemişlerin böğürtlenlerle aynı zamanda olgunlaştığını düşleyen kişi üzümlere ilişkin birşey bilmiyor demektir.(paracelsus)

 
 Respond to this message   
AuthorReply
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

milena'ya

June 8 2001, 10:38 PM 

Yüreğimde taşırdım seni gezindiğim her yere; büyüdün büyüdün, yüreğime sığmadın, direndi direndi, patladı yüreğim; gözlerim gözlerinde kaldı ama sonra, gözlerimi alıp gittin karanlık geceye...

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

gece içinde

June 8 2001, 10:49 PM 

Yakarmamalarla susturdum susuzluğumu. Yakarmalarıma kandım. Akıntı yuttu cinnetimi. İğdişlendi saydam bakışım. Sonra gözlerim dondu, donuk gördüm. Yüküm eğdi çalılara bedenimi. Yırtılmadım dikenlerde; kanamadım, taşlaştım. Bir sıvı saldım gözlerimden kara geceye. Ansızın yeşeren çalılar doğradı yüreğimi, yıldızlar pişirdi, yedim yüreğimi. Esirgedim gülümsememi, yudumladım çipileyen yağmuru. Umarsız katlandım kara geceye. Süzülen rüzgarın çekindim çalkantısından. Kaçtım, uzaklaştım kara geceden, yağmurdan, kendimden. Kollayın yıldızlar, kollayın beni. Yüzümde yok şimdi bakıp anacağım.. ama sana ulaşamadım milena..gece mi yitti sende, yoksa ben mi? sen hep kaldığına göre yiten ben oluyorum...

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

yitirmeye doğru

June 8 2001, 10:56 PM 

sis bastırmış iyice, sular yükselmiş
yolu yok haber salmanın, mektup iletmenin.
sadece ay, bulutlar ötesinde, mavi gökte.
parlıyor üzerlerinde uzak sevgililerin.
bütün gün aklımda bu, neye baksam
yürek dayanamıyor.
açılması güç bir kilit gibi çatık kaşlarım.
her gece gölgesi gelir diye düşümde,
yarısını ona ayırıyorum üstümdeki yorganın

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

milena'ya şiirler

June 8 2001, 11:12 PM 

o kadar düşündüm ki seni
gerçekliğini yitirdin
vakit var mı daha erişebilmek için bu canlı vücudu ve öpebilmek için bu ağızın sevdiğim sesin doğuşunu
öylesine düşündüm ki seni
uyamıyacak artık vücudunun çizgilerine
gölgeni kucaklarken göğsümde
kavuşmıya alışık kollarım, belki de
ve günlerdir yıllardır beni yöneten
aklımdan hiç çıkmayan şeyin gerçek görünüşü önünde
bir gölge olacağım şüphesiz
ey duygusal dengeler
o kadar düşündüm ki seni vakit yok uyanamam iş işten geçti
ayakta uyuyorum vücudum aşkın yaşamın bütün görüntülerine açık ve sen bugün benim için değerli tek insan karşıma çıkan ilk alna, dudaklara dokunabilirim de
senin alnına dudaklarına dokunamam
o kadar düşündüm ki seni
o kadar yürüdüm konuştum yattım ki senin hayalinle bana kalan tek şey belki de hayaller arasında bir hayal olmak bana kalan tek şey yaşamımın güneş saatinde keyifle gezinen gezinecek olan gölgenin yüz katı gölge olmak...

 
 Respond to this message   
NormaRa
(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 8 2001, 11:24 PM 

Sevgili Kestaneci,
isminizden çok hoşlansam da aşk ı narenciye marifetiyle tarif etmiyorum...çabanız çok hoş....ve bende şefkat hisleri uyandırdığını söylemeliyim...
hayat..aşk için çok hafif değil mi???????:))))))))))


    
This message has been edited by mavi from IP address 213.153.175.62 on Jun 9, 2001 8:57 PM


 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

Untitled

June 8 2001, 11:30 PM 

Aşk düşüncesi ne kadar sık, ne kadar yoğun biçimde belirirse, o iki şey insan zihnini giderek artan bir şaşkınlık ve huşuyla doldurur. Tepedeki yıldızlı gökler ve aşağıdaki narenciye bahçeleri...

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.144

Untitled

June 8 2001, 11:36 PM 

üstad kant bir gökyüzündeki yıldızlar bir de içimdeki ahlak duygusu demişti...çok anlaşılabilir bir durum ki narenciye bahçelerini gözardı etmiş:))))))

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

Untitled

June 8 2001, 11:42 PM 

narenciye bahçelerinden baktığımızda hayat uğursuz bir hastalığa, dünya ise tımarhaneye benzer

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.144

Untitled

June 8 2001, 11:57 PM 

size tavsiyem sevgili kestaneci ..madem ki narenciye bahçesindesiniz..tadını çıkarın...dünya zaten nereden bakarsanız bakın anlaşılmaz bir aptal portakal gibi görünüyor...kant'ın neden hiç narenciye bahçelerinde dolaşmadığını sanıyorsunuz ki?:))))aşkınız bende hala sevkat hisleri uyandırıyor..

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

Untitled

June 9 2001, 12:08 AM 

aşık olduğumuzda yediğimiz turunçun tadı, her zaman yediğimiz turunçun tadından farklı olur. Bu tat o an yalnızca kendime ve hayalimdeki milena'ya yönelmiştir. İşte tam da bu nedenle karşılıksız aşkın acı tadıdır turunçun tadı da. Günümüzde bu acı tada bir de marketlerde bulunmaması eklenince turunçun bir kenara atılması ve tadının unutulmasına yol açıyor. hala bir çok insan turunç yiyor, narenciyeler hal'e geliyor ama toplum turunçu unutmuş aşık olmak için çiklet çiğniyor...ben ise turunç yemeye devam ediyorum

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

Untitled

June 9 2001, 12:22 AM 

Kestaneci ve norma, kendi kendilerinin hem neden, hem de sonuçları olma özelliklerine sahip iseler. Yıldızlı bir gökyüzü önünde, uçsuz bucaksızlığın onları ezdiğini ve acz içinde bıraktığını görürler.(mi)

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

Untitled

June 9 2001, 12:32 AM 

Kestaneci ve Milena uzayda yürüyüşe çıkar. Uzay duyarlığın koşulu ve a priori bir şekildir. Bu adeta bir ressamın tuvaline benzer, nasıl ki tuvalsiz bir tablo meydana getirilemezse, uzaysız da kestaneci ve Milena var olamaz.Kestaneci ve Milena bakilik ve fanilik sorunu ile yanar, tutuşurlar.

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 9 2001, 12:48 AM 

Milena ve kestaneci sanırım kolaylaştırmaktan kaçıyorlar...tam olarak anlaşılamıyor karşılıkı duygu alışverişinin mahiyeti.... belki de şu....bir amerikalı demiş ki..."açıklanamıyorsa aşktır..." :))))))

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

Untitled

June 9 2001, 12:55 AM 

Uzayda yolculuğumuzun sonu başladığımız yere gelmek olacak, ve o yeri yeniden tanımakla başlamak

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 9 2001, 1:00 AM 

böyle meşakkatli bir yol katedildikten sonra...hala "başlamak" fiilinden nasıl söz edebildiğinize şaştım sevgili kestaneci...sanırım gelinen yerde sonuçlar alınmalı artık..:!!:)

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.70.248

Untitled

June 9 2001, 1:13 AM 

Benim Milena'ya söyleyeceğim "seni seviyorum" a Milena'nın değişik kibar yanıtları olabilir. "ben sevmiyorum", "inanmıyorum" v.b. Ama gerçek yadsıma "yanıt yoktur" Milena tarafından yadsınırsam hiçlenmiş olurum. İstemeye gelince bekleyebilirim, yineleyebilirim, yeniden sunabilirim ama hiçlendiğimde, uzayda a posterei bir duyumla yoluma devam ederim

 
 Respond to this message   
Milena
(no login)
213.153.175.62

Rahim!!!! YETER, Boşuna ugraşma!!

June 9 2001, 2:55 PM 

Kokareççiyi seviyorum.

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 9 2001, 10:20 PM 

sevgili kestanci
a priori kategorileri yerçekimli alanlarda taşıyabilen bir Mİlena için..a posteriori uzaysal dolaşımlar bir fanteziden öteye geçebilseydi keşke....nerede durduğumuzu anlamamız gerekiyor...aynı yerde durmaksa amaç...germence felsefi terimlerden de arınabiliriz bir miktar gibi... asla kokoreççi olmanı istemem...
"kestaneci" öylesine çekici ki:))))))))))

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.64.229

Untitled

June 9 2001, 10:30 PM 

milena'yı kokoreççiye götüren neden hayatın kısalığı ve ölümdür. Milena kokoreççi ile bir kedinin fare ile oynadığı gibi oynayacaktır. zaptedilemez bir at için gem neyse kokoreççi için de bıçağı odur. Uzayda daha kimler var bakalım?

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.144

Untitled

June 9 2001, 10:40 PM 

işte tam da bu nedenle Mİlena kokoreççiye gitmez...
kokoreççi olsa olsa...Milenanın...muzip bir pazar gününde acılı bir kokoreçi ağzında hissetme girişimidir...bir "kestaneci" hep Milena içindir ve Milena "kestaneci" içindir:)))))Kestaneci..... ne üzeresiniz???????

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.64.229

Untitled

June 9 2001, 10:49 PM 

Milena sana olan ilgim ve yanında olmak isteğim, sana yazmak arzum; fırtınadan kaçarken sığındığım bir kovuk,kavgada silahını kaybedenlerin iltica ettiği bir ocak, biçarelerin teselli bulmak için baş vurduğu, tek başına yaşam savaşına girmekten ürkenlerin dayanacak bir temel diye dört elle sarıldığı şevkat yuvası ve bir keşişler tekkesinde olmak isteğim değildir.

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 9 2001, 10:52 PM 

Nedir? Kestaneci.....

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.64.229

Untitled

June 9 2001, 10:58 PM 

kokoreçci ocağın başında belli olur. Aşık ise yazılarıyla kendini verir. Yarım ekmek arası verilen baharatların ne kıymeti var? Ben melametin acılığından bahsedenleri değil ama melametin kendisine ulaşan seni bekliyorum. Ben acılı yarım ekmekleri yememek için çırpındım. artık asıl seninle kerameti istiyorum

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 9 2001, 11:04 PM 

Sevgili kestaneci,
tezgahında maharetle bıçak atan kokoreççiye ayıp etmek istemesem de benim için esas olan yazılarıyla beyin kortextime baskı yapan kestanecilerdir....
artık uysal bir "kestaneci "olun...ve beni sevdiğinizi söyleyin....:)))))))))))

 
 Respond to this message   
kestaneci rahim
(no login)
212.156.64.229

Untitled

June 9 2001, 11:12 PM 

sürtüşmelere, çelişkilere, çatışmalara, endişelere çoğunlukla cinsel ve saldırgan duyguların sebep olduğunu, sevgi ve güç kavgasının yaşamda sürüp gittiğini kokoreçci sayesinde öğrendim. Saldırgan ve cinsel isteklerin sanıldığı kadar basit olmadığını ve kolayca denetlenemediğini, yok bilinseler de varlıklarını sürdürdüklerini, kılık değiştirip çeşitli amaçlara yönelerek yaşamı etkilediğini de bana sen öğrettin. İnan bana kestaneci!nin kalbi seninle, milena...

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 9 2001, 11:19 PM 

aşkın matematiksel olarak açıklanamayan reel bir duygu olduğunu anlamama yardım eden her tür itiş kakış ve de çekişmeyle hep ittifak halinde oldum...sonuçta hayatın içindeki rollerle belirlenemeyecek bir oluştu aşk...ve bunu sevdim...yani "aşk'ın kendisini"...bir fenomen olarak aşk var ve bu uğurda kullanılan ..sujeler....:))))))))))))))

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.64.229

Untitled

June 9 2001, 11:26 PM 

insan taştan pek, gülden incedir. En zor durumlarda bile direnen, savaşan, yıkılmayan, varolabilen bir kişiyim Milena... en önemsiz, en hafif, en zararsız gibi gözüken sözden, bakıştan, davranıştan alınıp, üzülürüm. Beni sev artık Milena... tenim çok soluk bir erkeğim, yalnız kadınların soluk benizli olduğuna artık inanmıyorsam buna sen sebepsin... Seni hem arzuluyor hem seviyorum...

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 9 2001, 11:31 PM 

yazı jestleri ve mimikleri anlatamıyor biliyorsun kestaneci...Proust belki biraz...ama...şu an analatamıyorum ...beni sevdiğin için ne kadar onur duyduğumu:))))))

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.64.229

Untitled

June 9 2001, 11:39 PM 

gittim emmaki kodun hasretle canı bile
istemem sensiz olan sohbeti yaranı bile
huzur sahife 150

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 9 2001, 11:54 PM 

Kadem kadem gece teşrifi Naili o mehin
Cihan cihan elem i ıstıraba değmez mi...
Huzur s.150. üstadla nasıl da buluşmuştuk ilk cümlede..:))))))ve Morriconeee

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.64.229

Untitled

June 9 2001, 11:59 PM 

Ve bu sevgi bu sarih ve sade çehreyi ferdi saadetiyle daha ilk günlerinden itibaren Mümtaz için bir muamma yapmıştı. Onun için Mümtaz üstünde fazla düşünmemesine rağmen sevgilisine olan hayranlığına, ömrünü bir yıldız kasırgası yapan o tapınma hissine bir nevi korku karışmıştı
sahife 130

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 10 2001, 12:06 AM 

Günler gelip geçmedeler
Kuşlar gibi uçmadalar
Çaresiz,derin ve sonsuz...
Aydaki Kadın ...s.44_45
Yapabileceğimiz bir şey var mı kestaneci?...:)))

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.64.229

Untitled

June 10 2001, 12:11 AM 

vazifem seninle beraber olmak, şimdi senin koruyucu meleğin oldum...
sahife 353

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Untitled

June 10 2001, 12:19 AM 

.....Niçin bu kadar güzelleştin?...
-Bir zihinde yaşayanlar daima güzeldirler........
s.353.
Bunun için mi güzel görünüyorum kestaneci?:)))))
(aksinin de çirkin olduğumu kanıtlamayacağını garantiye almış durumdayım):))).....

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.64.229

Untitled

June 10 2001, 12:23 AM 

bu yazışma bana seni yeniden keşfettirdi. seni seviyorum Milena.

 
 Respond to this message   

Milena
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Ben de kokoreççiyi...

June 10 2001, 12:49 AM 

Ne yapacaz şimdi?

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Kerameti kendinden menkul Milenalar!

June 10 2001, 3:15 PM 

Siz, Milena..Milena'lığa öykünmekteki cesaretinize ve ısrarınıza hayran oldum..Milena 6 kelimelik bir isim olmanın ötesinde ..içinin doldurulması gereken bir fenomendir..bu bilgiyi hazmetmeniz gerekiyor..zira aksi..acınası bir "hal" olmakta...şimdi Sayın Kokoreççi'den ricam ..sizi de alıp kokoreç tezgahına geri dönmesidir..seyyar tezgahınıza fosforlu boyayla "Milena" adını vermenizde beis görmüyorum..bu en azından burada "Milena" olarak boy gösterişinizden daha az "kisch" bir durum olur...bilgilerinize .
Bu arada sevgili kestaneci, sessizliği dinliyor musunuz?:))))))))

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.65.252

Untitled

June 10 2001, 3:39 PM 

en korkuncu bütün bu şeylerin karmakarışık, nizamsız, altalta, üstüste olmalarıydı. Dsstiler içinden horozlar ötüyor, perdelerde acayip asmalar, birbirine kenetlenmiş sarmaşıklar ve diğer nebatlar canlanıyor, konsolların üstünde, raflarda meçhul ve iptidai bir dinin fetişlerine benzeyen hayvanlar acayip jestlerle dinleniyorlardı.
abdullah efendinin rüyaları sahife 194

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Bursa'da Zaman

June 10 2001, 3:46 PM 

..Bütün hilkat,geniş ve eşssiz kudretinde canı sıkılan bir tanrının kendikendini eğlendirmek için icat ettiği bir oyundur.Hayat,nimetlerinin değişikliği içinde bize,yaratıcı işaretten kalan en büyük miras..bu can sıkıntısıdır..
s.133 beş şehir

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.65.252

Untitled

June 10 2001, 3:55 PM 

ömrümüz tesadüflerin verdiği malzemelerle yapılır. Hayatımıza tesirleri olanların hemen hepsi, yani sevdiklerimiz ve bize fenalık edenler de, bizi sevenler ve kendilerine bizim fenalık etmiş olduklarımız da hep böyle tesadüfen karşılaştıklarımızdır. Bunların içinde, bazan bizim kayıtsızlığımız, mantıksızlığımız ve yorgunluğumuzdan istifade etmesini iyi bilenler çıkar. Bunlar yalnız kendi menfaatlerini güttüklerinden, bizim her türlü zaaflarımız ve kabahatlerimizden kendi hesaplarına göre faydalanarak her günkü münasebetlerimizi bizim mağlubiyetimiz ve kendi muzafferiyetleri haline korlar.

Çamlıca'daki eniştemiz...a.ş.hisar

 
 Respond to this message   

MGK
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Ben sahsen ilgi ile izliyorum...

June 10 2001, 4:22 PM 

Hatta keyif ile okuyorum.
Ve bana çok tanıdık geliyor bu bizim kestaneci...
Kokoreççinin pek bir şansı yok gibi.
Normae ise
Bir başka harika...
WELCOMEBACK

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.65.252

Untitled

June 10 2001, 4:44 PM 

milena, sanırız ki, düşünürsek düşüncemizi tasdir edecekler; söylersek sözümüzü anlayacaklar; bilirsek ilmimize inanacaklar; doğru haraket edersek, lehimize şahadet edeceklerdir. Aldanırız. Hemen daima bunun aksi sabit olur.

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

izleyici kitlesinin yüksek şahsiyetleri .....

June 10 2001, 4:46 PM 

His/Her Majesty...
"Man should never create misfortune in his books..give them that read you only the knowledge which springs from sorrow,but is not sorrow it self...do not cry in public...." - Leutrémont

God Bless you guys:))))))))))

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.65.252

Untitled

June 10 2001, 4:53 PM 

L'homme y passe a travers des forets de symboles
Qui l'observent avec des regards familiers
Baudelaire

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.65.252

Untitled

June 10 2001, 4:59 PM 

aziz Milena, Yörükali artık sensiz. Dil'de ise ağaçlar suskun. Bir devir böyle geçti.

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Korkarım ki çok fazla eğlenceli..:)))

June 10 2001, 5:04 PM 

SPRING
Saki,in this joyous season,
Pour us wine,for drink we must
Before another week has vanished
Like a petal into dust;
Even as we pledge each other
I am suddenly aware
The roses all have withered,
And the fields around the bare.
-Omar Khayyam...

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.65.252

Untitled

June 10 2001, 5:12 PM 

seni ilk, Üsküdar süt ve mekteb çocukları içtimai hıfzısıhha bakımevinde görmüştüm. Aradan yıllar geçti. işte yine yanımdasın Milena. Artık ayrılmayalım

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Üstadım Proust 'a saygıyla...

June 10 2001, 5:27 PM 

sevgili kestaneci,
yitirilmiş zamanı bize herhangibirşey geri verebilir mi artık????

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.65.252

Untitled

June 10 2001, 5:34 PM 

İçindeki insanlar ve varlıklarla birlikte bütün o parıltılı, ahenkli, alayişli kafileyi, usulleri, adetleri, sözleri, zevkleri; taşan, mırıldanan, haykıran sesleri o kadar canlı hatırlıyorum ki şimdi hala bütün hususuyetlerini görüyor, hala bütün seslerini işitiyor, hala bütün hislerini duyuyor gibi oluyorum.
Boğaziçi mehtapları A.Ş.Hisar

 
 Respond to this message   

MGK
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Nerdesin ?

June 10 2001, 5:46 PM 

Nerdesin ey akdenizin tuzlu suları ile dudakları bembeyaz olmuş kadın...
Nerdesin?
Sensiz bu sular bu sene bir garip sıcak,
Ya da senin sıcaklıgından ben yoksun ben soguk...
Dalar giderim Akdenizin uzaklarındaki bir noktaya
Gümüşten deniz atlarının yarış tuttugu kıpırtıların ile kendime gelirim.
Seni çok özledim akdenizin tuzlu sularını tatlandıran tenli kadın.
Çok özledim.

MGK

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.144

Kabiliyetli kokoreççiye methiye

June 10 2001, 6:01 PM 

Bir kokoreççi için fazlaca duygulu...öyle değil mi? etimoloji sözlüklerine bakma ihtiyacı hasıl eden kokoreççilerin reklam sektöründen ..edebiyat deryasına dalışlarının seyrine doyum olmuyor..yine de diğer kokoreççileri tenzih ederim.. Allah başka dert vermesin:)))))More smile makes perfect said my doctor...!!!!!:)))))))

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.65.252

Untitled

June 10 2001, 6:10 PM 

Ben böyle oyunlara gelemem, karnım da zaten zil çalıyor. Şöyle şu adama bana bir Newyork bonfilesi hazırlasın, kokoreçten.

O her şeyi çift severdi... Garo Alagöz

 
 Respond to this message   

MGK
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Regresyonun acı veren hissedilişi...

June 10 2001, 6:20 PM 

60'lı 50 li filmlere bakıyorum...
Milenyumun ürünleri ile karşılaştırıyorum.
Yazık olmuş umutlara...
Varoşların esereti altında
Şekilci batı takliştçisi olmuş
Kıçlarında levi's
İdeologlar kalmelerinden kendilerine silah yapmış
İngiliz Fransız malı kurşunlar sıkıyorlar
İçi mürekkep dolu.
Vuruyor
sadece izi kalıyor.
Progres ise YOK.
Regres ise her yere bulaşmış.
Ah aydınlık vah aydınlık

 
 Respond to this message   

MGK
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Yalınlık ise

June 10 2001, 6:24 PM 

Anlaşılır olmanın
kendini ele verme korkusu ile yogrularak
gerçeklik ve açıklı paranoyası olarak
entellektüelitenin tarifi olmuş
ve kabul görmüş...
Ve hatta arkasına
saklanılan bir maske halini almış.

Satış yapılıyor...

Alanı atlayanı ise çok.

Arada bir de duvara çarpmasalar...

Hehehehhee

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.70.195

Untitled

June 10 2001, 7:44 PM 

Le mieux est de ne rien comprendre:)))

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.70.195

Untitled

June 10 2001, 8:04 PM 

aziz Milena, seni yine kordon'da bekledim. 1977 de ilk buluştuğumuz yerde, pasaport iskelesi altüst olmuş. Gözüm kordon; imbatla aldığı nefesi kaybetmiş, deniz uzaklara çekilmiş. Konak yönüne ısrarla gitmek isteğim, Çağlayan saz önünde kesildi. Uzaktan göründüğü kadarıyla Sarıkışla'nın kiremitlerini, gördüğümüz manzara, yerini beton bloklara bırakmış. Şehrin kalbine saplanmış hançer gibi duran beton yığını bir otel yapılmış, birlikte oturup bira içtiğimiz iskemleler yerinde bulunduğum an, saçlarımızı savuran, sıcaklardan bize nefes aldıran imbat artık dolgu alanlarından sıyrılıp vücuduma ulaşamıyordu, az önce orada gezerken. kulaklarımda Mina'nın parçaları çınladı. Meydandan yürüyen kalabalığa seni görürmüyüm, diye baktım. Birazdan tekrar yola çıkacağım.

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.70.195

Untitled

June 10 2001, 8:47 PM 

Fuarın kapısına dek yürüdüm, gözümde buralar benim için, bir zamanlar İzmir'in kalbi olan yerdi. İlk şehre geldiğim 1968 kışı burdaki otogara inmiştim. Uzun bir yoldan Austin marka otobüsle titreye titreye geldiğim İzmir'de bir yabansılık olduğunu hemen anlamıştır. Burası Gavur İzmir'di. Basmane'ye yürüdüm. Fuarın kapısı eski heybetini kaybetmiş. Bir sarhoş ayılmaya uyanırken diğeri sarhoşluğun yarı karanlık dünyasına kendini bırakmak üzere ikisi de kapıya yaslanmış duruyorlardı. Merkez kıraathanesi önünde oturan iki arkadaş gelene geçene bakıyorlardı. Yıldız sineması dış cephesi renkli tabelalarla dolmuş bürolar sinema salonunu yerinden etmişlerdi. O bürolardan birinde şimdi birilerini zengin edecek pazarlıklar yapılıyordu. Birlikte yürüdüğümüz Altınordu caddesine girdiğimde sağda gördüğüm ilk sandalyeye oturdum. Milena yine yoksun yanımda. Seni Pasaport'ta beklemeye kararlıydım ama içimden de Kör Agop'u görmek geçiyordu. Az sonra Tilkilik'e çıktığımda berber dükkanı önünde bulacaktım kendimi. Agop Usta ölmüş olamazdı, ölemezdi. Birlikte gittiğimiz Göztepe maçlarında biz gençlerden daha davudi bağıran usta, hala sırım gibi ayakta olmalıydı. Beş numara miyop haline rağmen bile Fuji Mehmet'in fileleri titrettiğini, golü onun attığını hepimizden önce sezinlerdi. Agop Usta az kaldı 25 sene sonra da olsa sana geliyorum, az sonra elini öpeceğim. Saçlarımı kes usta ensemi topla. Yine saçlarımı keserken görebilmek için kulağıma kadar gözlerini yaklaştır usta.

 
 Respond to this message   

(no login)
213.122.48.200

Untitled

June 10 2001, 9:04 PM 

Ilk seninle bulustugumuzda buyuk bir heyecanla beni hangi sandalyeye oturtacagini bilememistin. Ensonunda aksam gunesinde saclarimin daha iyi parladigini soyleyerek beni karsina alip gozlerime bakiini bugun gibi animsiyorum.

Sessizlikle konusmustuk kelimelerin yerine yan yana olup mina'yi dinlemek bile varolusumuzun ifadesiydi.

O gun bende ordaydim seni goremedim. Aslinda degisen Pasaport kadar bizde degismis olmaliyiz ki senin orda oldugunu bildigim halde yaklasamadim anilari yok etmek istemedim bagisla.
Dunya bizim disimizda degismekte cogu zaman bu degisimleri kontrol etmek elimizde degil. Ne guzelki icimizdeki duygulari yasatmak, onlari sekillendirmek hala bizim kontrolumuzde. Ben seninle o anda yeniden gecmisi solumaktan bile zevk aldim bana bu duygulari yasattigin icin seni bir kez daha sevdim.


 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.19

Untitled

June 10 2001, 9:25 PM 

Usta ölmüş. Ballıkuyu'daki evini torunu bir müteahhite vermiş. Usta var mı şimdi oyunbozanlık? Birlikte Karaburun'da orkinosa çıkacaktık, erken gittin usta. Ben hep sevdiğim dostlarımı kaybetmekle mi, ömrümü devam ettireceğim. Agop usta toprağın bol olsun...Milena üzgünüm yürürken ayaklarım titriyor ama aceleyle Mezarlıbaşı'ndan, Basmane'ye geçip, Pasaport'ta çıkacağım. Geldiysen bekle beni...

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.143

Sahte Milena manzaraları

June 10 2001, 9:25 PM 

Sevgili kestaneci,
Pasaportta gördüğün halisünasyonun aynını ben de bugün Nusretiye Camii avlusunda gördüm...hani AKM den Dolmabahçe'ye yürümelerimizden birinde ayağıma kramp girmişti de...cami avlusunda ilk kez ayağıma dokunmuştun...zamanın ruhunu yakaladığımız İstanbul günlerinde...yıl kaçtı sahi kestaneci...???
Hangi sahte Milenalar halisünasyon görmekteler..??

 
 Respond to this message   

(no login)
213.122.183.77

Untitled

June 11 2001, 1:48 AM 

Evet Susuz dededen seni dileyerek gectim. Yalvardim beni geriye gencligime sana geri versin diye...Yakarislarimi duyarmi bilmem artik duygularim bile beni zor kaldiriyor yerimden. Oysa eskiden Bostanlidan sana ALSANCAGA KOSARAK GELEBILIRDIM bir telefonun bana yeterdi.

Hele en son geceyi animsiyorum da hala seninle baliga cikacakmisim gibi hazirim Karaburunu hala gormedim 20 yildir ozlemini cektiriyor bana. Baliklariin ahimi tuttu bir turlu ulasamadim senin oldugun hic bir limana beni ulastirmiyorlar. Denemedim sanme sana ulasmak icin cok yol denedim.
Dedim ya seninle hala baliga cikacagimiz gunu hasretle bekliyorum.
Beni susuz dede bile kurtaramadi ama bir sozun var...
Hala bekliyorum
Corpus.

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.6

Untitled

June 11 2001, 3:25 AM 

Yine yoldayım. Allahdiyen'den, Bozdağ'a çıkıyorum. Uyku gözlerime inmeye başladı. Milena seni Pasaport'a göremeyince çıktım yola. Salihli'den, Birgi'ye döndüm. Anadolu'nun bu yakası terkedilmiş gibi. İki saattir gecenin karanlığında tek başıma yol alıyorum. Yıldızsız bir gökyüzünde ve zifiri bir karanlıkta gidiyorum. Tophane'de Amerikan pazarına uğramıştık, Nusretiye camii'nin bahçesinden girmiştik kaçakçı dükkanlarına. Sana süpriz yapmak istiyordum, orijinal Wrangler jean giymeyi sevdiğini bilerek gelmiştim buraya. İlk dükkanda Tiraje'yi görmüştük. 1026 Tiraje, tüm öğrencilerin aşkı Tiraje; bizi lafa tutmuştu. Senin sıkıldığını görüyordum ama Tiraje susmak bilmiyordu, bizi baymaya kararlıydı, keşke yine aramızda olsaydı, yaşasaydı onu sonsuza kadar dinlerdik. Kör talih, üç aylık bebeğiyle bindiği Bursa uçağında, Marmara'nın sularına gömülmeseydi. 1026 Tiraje, okulun en güzel kızı Tiraje... Milena farların keskin ışıkları ile gördüğüm yol gözümde büyüyor, kaybettiğimiz, aramızdan ayrılan dostlarımın hepsi bu gece benimle... Senden hala haber alamadım. Az önce bir tilki yola çıktı. Hatırlar mısın birlikte Yedigöllere gitmiştik. bu derece zifiri bir karanlıkta gökyüzüne bakarken bana ortaçgil şarkıları okumuştun.
Cızırtılı Ankara radyosunda ise Güneri Tecer "atlıkarınca"yı söylüyordu. Sabaha karşı çiğ yağdığında bana iyicene sokulduğunu hiç unutmayacağım. İkimizde inatla kaskatı olmuştuk ama güneşin ilk ışıklarına kadar porsuk ağaçları altında gözümüzü kırpmadan oturmuş, birbirimize karşı girdiğimiz iddiayı ikimiz de kaybetmiştik. Uyumadan dışarda sabahlamıştık. Bu virajlar uyumama vesile olacaklar gibi. İlk telefonu bulup seni arayıncaya kadar durmamaya kararlıyım...

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.6

Untitled

June 11 2001, 3:42 AM 

Reşat Nuri'nin "Anadolu Notları", Fahri Celal'in hikayeleri yazıldıkları günlerden bu yana yine günceller, Anadolu'nun bu yakasında hiç bir şey değişmemiş. 1930'ların Anadolu'sunda gidiyorum sanki. Yüzümü yıkamak için durduğum yalakta gecenin sessizliğini dinledim. Gucuk kuşu benimle konuşmak ister gibi ötüyordu. Bir kayanın üstüne oturdum, sigara yaktım. Dere tarafından gelen bir hışırtıya dikkat kesildim, buralarda çakal ya da sırtlan'ın çok olduğunu biliyorum. O karanlık yerden beni seyrediyorlar, hissediyorum. Fazla oyalanmadan arabaya döndüm. Hayvanlar su içmeye gelmiş olabilirlerdi. Yine yoldayım, uykumun dağılması için sonuna kadar araladığım iki camda fayda etmiyor. Milena seni aramak için çok geçe kaldım, umudum kırılmaya başladı ama yol bir türlü bitmiyor...ilk telefon kulübesinden seni arayacağım...


 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.70.179

Untitled

June 11 2001, 5:12 PM 

Zirveden aşağıya inen varyant yolda durup aşağıda boylu boyunca uzanan ovaya bakıyorum. Gölcük geride kaldı. Bulutsuz gökyüzü altında son sigara mı yaktım. Yakındaki bir dut ağacı altına oturdum, kravatımı çözdüm. Doksanlı yılların başlarında Gölcük'te kaldığımız hafta sonunu hatırlıyorum. Göl kenarındaki oteli çok sevmiştik. O hafta sonu kendimize söz vermiştik, her yıl bir hafta sonu buraya gelecektik, aradan 10 yıl geçti, gelmemiz bir türlü mümkün olmadı, yanımda olmadığın için oraya uğramadım. Saatim, rakımı 1400 gösteriyor. Uykusuzluk ve oksijen boşluğu tansiyonumu yükseltiyor. Yola devam etmeliyim, Birgi'den seni arayacağım.

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.44

Untitled

June 11 2001, 6:19 PM 

Milena sana ulaşamıyorum. Yine telesekretere; neredeyse bininci notumu bıraktım. Beni arayıp bulamadığına inanmak istiyorum. Tire-İncirliova yolundayım. Pamuk tarlaları geride kaldı. Yeni bir dağa çıkıyorum. Benzin saati ikaz ışığını yakmaya başladı. Bu yolda yine anılarımız gözümün önüne geliyor. Seni yeniden yeniden düşünüyorum. Birlikte çıktığımız Anadolu turunu hatırlarsın. Öküzgözü şarabını içip Anadol ile Domaniç yolunda yaptığımız kaza aklıma geliyor. Bir saat boyunca gittiğimiz karayolunda, yanımızdan bir araba geçmemişti. ilk gelen kamyonetle de kafa kafaya çarpışmıştık. Sonra da bir kaç saat bir araba gelip bize yardım etsin diye beklemiştik. Dağılan Anadol'dan benim çenem kanarken, gülerek çıkmıştık, kamyonetteki köylü aile bize şaşırarak bakmıştı. Günü hatırlar mısın? Ben yazayım. 12 eylül 1984 çarşamba idi...

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.44

Untitled

June 11 2001, 6:40 PM 

Bu ölümlü dünyada gezmeli. Düşün bir kere, en sonunda nasıl olsa toprağa girmek var be. Anam kırk yıl doğduğu ocak başında bir kedi gibi yaşadı. Dünyada bir adım atmadı, bir adım. Boyuna çorba pişirdi. Ama tuzunu bile şöyle daima bir karar koyamadı. Koysaydı da ne olacaktı ki sanki? Hiç. Dünyayı araba yolunun göğe dayanan ucunda bitti sanırdı. Meğersem daha ne kasabalar varmış şu dünyada. Ne insanlar, ne şehirler varmış...

Kasabanın ilk evine iki yüz adım kala Rahim birdenbire fenalaştı. Mangalı hemen bana verdi. Kolundan tuttum, titriyordu. Yanmış buruşuk yüzü sapsarı kesildi. Bacakları dizlerinden kırıldı. Ben yetişemeden arka üstü toprağa düştü. Kuvvetli göğsü hırlamaya başladı. Seyrekleşip beyazlaşan uzun kaşlarının dibinden ter sızıyordu. Öldü sandığım bir zamanda başını dimdik kaldırdı.
--Ben ölüyorum artık, dedi. Mangalla kestaneleri al. Onları sana verdim. Başka verecek hiçbir şeyim yok. Hakkını helal et...
Parlaklığını kaybeden gözleri birden yaş kesildi. Rahim'in ağladığını yeni görüyordum...
Boş bir çuval gibi düşüp öldü. Dişsiz ağzı açıldı. Dili uzayıp sarktı. Üstündeki kestane bulaşıklarına hemen bir sinek kondu...
Kestaneci Rahim...Perşembe Adası 1955 Faik Baysal...

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.44

Untitled

June 11 2001, 7:00 PM 

Zeytinlikler arasında gidiyorum. cd player açık Lulu "To sir with love" u söylüyor. Seviyorum bu toprakları. fakirlik yoksulluk olmasa, bu toprakların insanları böyle yönetimlere layık olmamalılar. Külebi'nin bir şiiri aklıma geliyor, mırıldanıyorum..

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz.
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkiyalar basardı,
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz
Benim doğduğum köylerde
İnsanlar gülmesini bilmezdi
Ben bu yüzden böyle naçar kalmışım
Gül biraz
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgarları eserdi
Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz...
Yokuş aşağı iniyorum. İncir ağaçları iki yanımda sıralanmış durumdalar. Birazdan İzmir-Aydın yoluna çıkacağım. İncirliova'da da arayacağım seni...

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.44

Untitled

June 11 2001, 7:23 PM 

Benzin tükendi, vectra son güçte bitince yolun sağında durdu. Arabadan indim, bagajdan çantamı aldım. Kızgın Güneş altında ceketimi çıkardım. Demiryoluna doğru yürüdüm, hat boyunca bir müddet ilerledim. Yıllar önce bu demiryolundan, Aydın'dan hareket eden posta treni ile İzmir'e giderdim. 55.000 lik lokomotifin çektiği vagonlardan en önde olanına binerdim. İzmir-Kemer'de trenden indiğimde yüzüm Sydney Poitier'ın ten rengi gibi olurdu. Anayola çıktım, trafik vızır vızır. Son paramı da verip sigara almıştım. Aydın yönüne giden bir kamyona el kaldırdım. Duracağını ummuyordum ama az ilerimde durdu. 48 plakalı bir kamyondu, çamurluklarında " Yine mi sen Bedo" yazıyordu. Kamyona bindim, selam verdim. Kamyon hareket etti.

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.44

Untitled

June 11 2001, 8:07 PM 

İnsanları sevmek gibi memleketi sevmenin de tek şekli yoktur. Aşk vardır ki cezbeye benzer; insana sevdiğini hiç bir eksiği olmıyan bir ideal gibi gösterir. Bu belki aşkın en makbul şeklidir. Fakat öylesi de vardır ki karanlıkta nöbetçi gibi daima pusuda ve kuşkudadır; en ehemmiyetsiz gölge ve patırtıdan evhama düşer.
Gene aşkın öylesi vardır ki sevdiğinde kusur görmeye tahammül edemez. İyi giden taraflardan ziyade aksıyan ve geri kalan tarafları görmeğe ve bunlardan endişe duymaya meyleder.
Bu nihayet bir kabiliyet ve istidat meselesidir ve zannediyorum ki saydığım sevgi çeşitlerinin hepsi bir memleket için ayrı ayrı lazımdır, faydalıdır. Ben herhalde bu son kategoriden bir insan olacağım ki aşkın bu tarzını, sakat, geri ve tehlikeliye arka çeviren idealist bir aşka daima üstün tutuyorum...

Anadolu Notları...R.Ş.Gültekin 1938

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.44

Untitled

June 11 2001, 8:29 PM 

Keyifli bir yolculuğa çıktığımı söyleyemem. Parasızlığımın ilk darbesini kamyonda yiyorum. Bedo veya her ne isimli olursa olsun şoför, sigaram olmadığı için beni yolda indirdi. Yine anayol üzerindeyim. Az ilerde bir sapak var ve bir tabela; tabelada "Koçarlı" yazıyor. Yürüyorum, sapağa dönüyorum. Anayoldan yürüdükçe uzaklaşıyorum. İlerden bana doğru gelen insanlar var. Yanlarıma geldiklerinde yolumu kestiler.
Selamin aliyküm, oj geldiniz nabesiniz bakalim?
Aleyküm selam, iyiyim. teşekkür ederim.
Sijde zicaat tin den mi geliysiniz?
Oradan kimler geldi ki?
İç soma Angaradayi efendilee yaktılaa bizi.. Boydeyi, apayı ayıramelee ta, uydudula uydudula fiyat verdilee. Onnarın yazdığınnan ofis payi alınacaamış, hamana çekip bekleycemişik...
Ben onlardan değilim.
Ötlemiii?
Evet, bana müsaade... diyerek hızla aralarından yürüyerek çıktım. Arkamdan kuşku ile baktıklarını seziyorum. İncirliklerden de bakanlar var...Menderes köprüsüne geldim sonunda. Şimdi bir sigara olmalıydı yanımda. Milena artık seni arama şansım iyicene azalmaya başladı. Koçarlı'dan da arayacağım seni... ama zamanını söyleyemem. Ne kadar yürüyeceğimi bilmiyorum.

 
 Respond to this message   

(no login)
213.122.14.126

Untitled

June 11 2001, 9:11 PM 

Karsiyaka-pasaport arasi 25 dakika Bense bir omur yasanilanlari bu ana sigdirma cabasindayim. 25 dakikaya.Eve vardigimda butun anilari kapinin girisinde ustunde su anda nergislerin oldugu rafa koyacagim kimsegormesin diye uzerine kadife altin cevre islemeli buyuk anne yadigarini da ortecegim sen benim en gizli anlarimdasin. Seni gormelere, vermelere kiyamam hele yillar sonra ozunu tam anlamisken yeniden yitirmek istemem.

Avde kizim bagiriyor "anne neden erken gelmedin bugun odevlerimi nasil yetistirecegim" diye kafa tutuyor. Ben hala toz bulutundaki bir cali yumagi gibi hafif ve basibos bakiniyorum. Duslerim, gercek yasama karismis.

Aklima forseptik cukuru uzerine sardirilan asmanin altinda icilen sabah kahvesindeki bir kare'ye takiildi.
Kuslar fiskiyenin altinda ustunde ucusuyorlar. kahveyi saatdetle yudumluyoruz birden bana sarilip hadi gel benimle diye gozlerime inandirici bakislarinla bakiyorsun.

Ben annen gibi ocagin basinda kirk yilimi gecirmeye hazirlanmisim. Suskunum... gelemiyorum demeye yuregim el vermiyor.

Sonra kapida korna sesi taksi.acele kalkiyoruzz bahceyi dolanim daha onceden hazirlanan valizlerine bakiyorum icim agliyor.

Biliyorum bu gidisin donusu olmayacak!

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.44

Untitled

June 11 2001, 9:35 PM 

Hava kararmaya döndü, epeydir yürüyorum. Herhangi bir tabela yok görünürde. Bir iki kez yanımdan geçen minibüsler korna çalarak beni uyarmaya çalıştılar ama onlara bakmadım. 1974 yılında yine bu başbakan varken, yokluğu görmüştüm. 1978 de yine bu zat başbakan iken eziyeti gördüm. 2001 de yine bu başbakan var iken yoksulluğumu gördüm. Hayatımda ilk defa beş parasız kaldım. Havanın kararmaya döndüğü bu saatte bilmediğim bir yöne doğru gidiyorum. Üstümde mavi gömleğim, gri pantolonum, siyah iskarpinlerim ile elimde yarım kalan romanımın müsvetteleri... Bu ülke ile bağlarımı kuran herşeyi az önce Büyük Menderes'in sularına attım.

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.44

Untitled

June 11 2001, 10:15 PM 

Hava karardı ve geceye döndü. Bu karanlıkta yürümem, zorlaşacak. Çevrede de herhangi bir ışık halesi görünmüyor. Söke Ovası'nın ortasında ve karanlığın içindeyim. Bir gün bana "uzaklaşmak aslında yakınlaşmaktır" demiştin. Senden uzaklaşırken; yakınlaşmayı isterdim. Milena sana inanıyorum, işlerini bitirince beni arayacağını biliyorum ve bekliyorum.

 
 Respond to this message   

(no login)
213.122.159.92

Untitled

June 11 2001, 11:29 PM 

Aksam safalarinin ardinda alimde bir caydanlik su..
Sofer delikanli valizleri kaptigi gibi aceleyle bagaja yerlestiriyor aslinda biz agirdan almak istedikce o seni bir an once garaja atmak icin sabirsizlaniyor. Ekmek parasi tabii. Sen yanmissin ben yanmisim ona ne?
Kim bilir hasretin acisini.hele bilinmeyene gidilen yolculugun nerede noktalanacagini.

Hep gozlerimiz takili birbirine konusuyor bogazim dugum sesim ciksa hickiracak gibi. sessizligi yegliyorum. araba ile yol alip tozu topraga karistirip giderken sofore hem kiziyorum hemde su yu arkandan dokuyorum isin rast gele, gonlun acik ola, tez gel.

Yillar gecti biraktigin ceviz agaci kizimin dogdugu gunlerde adina dikmistin. Simdi gorsen altinda butun mahalle serinliyor. Hani Kazimlarin Gunay varya, dogum gunumde portakal agacini dikmisti, bu agac tutumaz demistin hala bodur ama gunduz feneri gibi isil isil. her yanimda anilar var
Ben anilarimdan ayrilamiyorum hergun dunu yasatacak kadar guzel hersey etrafimda. Bir sen yoksun!
Ben Burdayim biraktigin yerde bir gun yolun duserse diye ayrilamadigim bu yerdeyim.


 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.66.153

Untitled

June 12 2001, 5:54 PM 

Karanlığın ortasında daha hızlı yürümeye başladım. Ay çıkmıştı. Çevrede az çok gözümün seyirebileceği şekiller belirlemeye başlamıştı. Dolunay bir kaç yıldızla birlikte ilerde silüeti görünen dağ sırasına doğru kayıyordu. Beceriksiz siyasetçiler sayesinde herşeyimi kaybetmiştim. Milena'da aramıyordu. Hayatımda yeni bir sayfa açıyordum. Şeytan tüm hayatım boyunca bana zararları dokunanlara küfret diyordu. Şöyle adamakıllı küfret, içini boşalt diyordu. Artık Milena'yı, son yirmi senemde en değer verdiğim kadını, onun bu günlerde beni aramayarak silmesi ile bende onu hayatımdan siliyordum. Küfretmek neye yarayacaktı? Aslolan hayatımdı ve ben yaşamaya devam edecektim...
12 haziran 2001 saat 02.20 Aydın-Koçarlı yolu üzeri...
Engin Yörükoğlu....

 
 Respond to this message   
ece
(Login ececan)
213.153.175.62

.

June 13 2001, 11:54 AM 

Sevgili kestaneci,

Bu, yazılarınızı okumaktan bizi mahrum edecekse çok yazık olacak.





 
 Respond to this message   
engin yörükoğlu
(no login)
212.156.66.19

Untitled

June 13 2001, 9:37 PM 

Milena, sessizce çekiliverdim hayatından, sessizliğe gömüldüm. Senden bıktım artık. Yalnız benim diretmemle beslenen bu sefil aşktan bıktım. Sonra da ben "iyice öldü artık, bir daha canlanamaz" diye düşünmeyi hayal ederken, sen tuttun bana telefon açtın. Bende geri geldim. Niçin mi geldim? Bütün yazdıklarıma rağmen bu sevdadan vazgeçemediğim için geldim. Beni bundan vaz geçirmenin tek çaresi, bana beni sevmediğini söylemendi. Sen bunu hiç söylemedin. Tam yırmı yıl, beş ay içinde hiç bir zaman söylemedin. Benden hep kaçtın ama ipi hiçbir zaman koparmadın.

Kadınlar, kendilerine birşeyler verilinceye kadar istemekten vazgeçmezler. Acıma mesela. Erkekler verirler bunu zaten, ama farkında olmadan vermiş gibi yaparlar. Erkeği kadına bağlayan şeyin aşktan çok merhamet olduğuna inanırlar. Yaşlı birine acınmaz, yolunun sonundadır, yaşadığını yaşamıştır. Çocuğa acınmaz, güçsüzlüğü geçicidir, bütün gelecek onundur. Ama aşka susamış bir kadına, olgunlaşmanın en yüksek noktasına gelmiş bir kadına, erkek acımak ister.
Bu acıma bazen arzu haline de girer.
Aşk, kin, ilgisizlik, acıma dediğimiz şeyler, aynı duygunun değişik anlardaki halleridir. Merhametlerini kışkırttınız mı herşeyi yaptırabilirsiniz insanlara..merhametle yapılan her işte ters gider.
Belli bir ilgi karşısında bütün insanlar aynı tepkiyi gösterirler. Kadınlarda bir fazla olarak; ısrar yoktur. Kendilerinde gizem ve farklılık olduğunu erkekler inandırmışlardır onlara...Milena oysa ben sana hiç acıma duygusuyla yaklaşmamıştım.

 
 Respond to this message   
engin yörükoğlu
(no login)
212.156.66.19

Untitled

June 13 2001, 9:57 PM 

Milena beni hala herşeye rağmen sevdiğin için, gerçek karşısında yanılgıya düşüyorsun. Şimdi sıra sende, bana acımak istiyorsun. Yirmi yıllık beraberliğimizi küçümseyişini şimdi acıma haline çevireceksin. Sana hakaret ettiğim için bana daha bir hevesle sarılacaksın; acımak için. Bu da senin "Kişi yüceliğini" okşayacak...
Yirmi yıllık beraberliğimizde ikimizde çocuğumuz olmasını düşünmemiştik. Bu konuda sana hala hayranım...
Oysa kadın erkeği üzerinde aldandığı gibi çocuğu üzerinde de aldanır. İster kız olsun ister oğlan olsun bebek...Kadın çocuk sevgisindeki yüceliği anlata anlata bitiremez...sen hiç bir zaman o kadınlar gibi olmadın. Onlar yetiştirmek için hatta aradan çıksın diye çocuk sahibi olurken sen üremekten uzak durdun. bu konuda sana dünya durdukça saygı duyacağım...

 
 Respond to this message   
engin yörükoğlu
(no login)
212.156.66.19

Untitled

June 13 2001, 10:25 PM 

Milena sana son sözüm, üniversite bahçesinde faşistlerin saldırısı altında, kendimizi korumaya çalışırken, eline tutuşturduğum mektubun aynısını buraya yazmak olacak...

Sevgili Aşkıdil... 10 şubat 1978

Hayatımda gereğinden fazla çok, gereğinden fazla azsın. Başka birini sevemeyeceğim kadar fazla, arzumu gerçekleştirmem, tatmin olmam için çok azsın. Sana olan ilgimi kesemiyeyim diye diye çok şey, bu azlık herşeyden daha yetersiz, daha acı olsun diye çok az şey veriyorsun. Dostluğun benim için bir işkence ama bu dostluğu bozmak da işkenceden başka bir şey olamaz. Bıçak gibi saplandın yüreğime. Bıraksam canım acıyor. Sana olan dostluğum, sana olan ihtiyacım, sevgine olan ilgim, aşk isteğim, seks ısrarım bunların hepsi birlikte yaşama isteklerim. Seni kaybetmek istemiyorum. yeni birine hemen uyum sağlayamam. Sana çok alıştım. Bolivya'yı bilemedim ama seni tanıdığımı en azından ben biliyorum. Aşkıdil(Milena) seni seviyorum.

 
 Respond to this message   
engin yörükoğlu
(no login)
212.156.66.19

Untitled

June 13 2001, 10:48 PM 

Milena, hoşçakal canım. Ellerimle alkışlarım, kucaklarım seni, bilirsin ya, incedir benim şehvetim. Sen de çılgınsındır hani, sana olan gerçek sevgim bunun için. Ama beni unutmaya hazırlan, çünkü unutulmak istiyorum.

Engin yıldızlı gökyüzü altında karayolundan ayrılarak bilmediği bir yöne, geri dönmemecesine yürüdü, Büyük menderes'in sularında kayboldu gitti...

13 Haziran çarşamba 2001

 
 Respond to this message   

(no login)
213.122.50.151

Untitled

June 14 2001, 2:54 AM 


Karanligin icinde birden urperdim.Yillar sonra kokunu duydum o berber kokan teninin erkeksi kokusunu cok yanimdaydin. Degecek kadar yanimdasin seni dort bir yanimda heyecanla, saskinlikla kovaliyorum etrafimda gulerek donuyorsun cocuklar gibi mutlusun.

Hep boslugu kucakliyorum sen diye. Sana uzakliklar belkide bizi yakinlastiriyor derken bunu demek istemedim hic. Seni karanliklara gomulurken gormek istemedim. Seni yillarca olumune beklemedim ben...

Yollardan vazgecerde yuvana doner 40 yil ocagin basinda kedi gibi seni bekleyen kadinin basini avuclarina alirda gozlerinden opersin diye bekledim.

Sen beni acima duygulariyla degil ben oldugum icin sevdin. HIc dusundunmu ben kendime aciyan oldum hep. Yapamiyacagim beceremiyecegim mucadeleden hep kactim.
Cocuk sorumlulugu alamayacak kadar bencildim.
Seni yuklenemeyecek kadar sorumsuzdum. Simdi oldugum yerde varligimi surdurmemin nedeni de bu.

Seni aryipda bulusamam da bu cesaretsizligimden Korkakligimdan. Hala korkuyorum.BU sefer bende arkandan Egenin sularinda kopuk olacagim ilk defa pesine dusmus, kararli gelecegim.

Gorusmek uzere beni bekle geliyorum.

 
 Respond to this message   

(Login chirqin)
217.80.84.103

nooluyo ya

June 15 2001, 4:30 AM 

ya bunlar iyice kaptirdi..

Biri sunlari tutsun!

 
 Respond to this message   
ece
(no login)
213.153.175.62

Untitled

June 18 2001, 12:06 AM 

Kapılan'la , kaptıran aynı telden çalmadığı için kimsenin tutabileceğini sanmıyorum.

Yazık oldu Engin'e ...


 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.144

Yaz Yağmuru

June 18 2001, 8:27 PM 

Unutmayı reddediyorum Sevgili Kestaneci...!

 
 Respond to this message   

(no login)
195.174.65.82

Untitled

July 21 2001, 3:42 PM 

milena, seni kolay kazanmadım, hele kaybetmeyi hiç göze alamam. Bir kenara bırak, bir süredir yazdıklarımı, ben varolduğum sürece, sana ulaşamasam da seni yine de unutmayacağımı bildiğine inanıyorum. İstanbul yazılarımı yazarken, sana göndermelerde bulunacağım. Göndermeler bir nevi bilmeceler gibi olacak, aynı melville'in günlüklerinde, "gece karanlığında, gemiyle İstanbul'a yaklaşırken tek duyduğu, köpek ulumaları ile sabahı ederken, sabah gördüğü siluet ile sarhoş olmasına" benzer bir bilmeceler yığını içinde bulacaksın kendini. Beni okurken, Phil collins'i dinlemeyi ,ihmal etme. Hayat bizler için var. Keyfekeder geçen yıllarımıza. Yaz yağmuru'nun sabri'si, kestaneci rahim'in, genci bu yazılarda hep seninle olacak. Anahtarcı salih'de arada bir buraya gelecek. Benzerlerinin yaptığı gibi. hep görüştüğümüz gibi kal.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
193.192.125.186

tünel'den taksime

July 23 2001, 1:19 PM 

geceyarısı azapkapı'dan yukarı yürüyorum. bunaltıcı bir sıcak, saroyan romanlarındaki atmosfer gibi, saat üç sularında, dalan bulvarı, sessiz ve ıssızlığa gömülmüş, tek tük taksi ve ambulans dışında görünürde başka taşıt yok, tepebaşı'na vardığımda bir şantiye ortasında buluyorum kendimi. Metro kazısı, galata yönünü ulaşıma kapatmış. Eski tepebaşı bahçesinin olduğu yerde, şimdi bulvar bağlantı yolları açılmış. kasımpaşa'ya yürümek için bir yerleri aşmak, bir duvardan da atlamak gerekiyor. Yukarıdan baktığımda aşağıda bir yıkıntı fabrika binası görüyorum. 1970 lerde bu binada kurulu faal bir fabrika vardı, bu fabrikanın sahibinin kızı, bir aktöre kaçarak basına haber olmuşlardı. Bu fabrikanın ürünleri neydi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

tepebaşı'ndan taksime

July 23 2001, 1:36 PM 

otel galata'nın önünde bir sigara yaktım. Karşımda yenişehir oteli aklıma mebrube alevok geliyor. anılarını bu otelde kalarak yazmıştı. alevok anılarında cumhuriyet dönemi sanatçıları anlatır. Bunlardan biri de döneme damgasını vuran bir ressamdır. Bilinen en önemli tablosu, samanları ezen öküz ile köylüyü resmettiği tablodur. Bu cumhuriyet ressamı son derece çapkn biridir. genç ressamlar onunla bir süre yaşamadan sanat camiasına giremezler. Bu ressam kimdi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

asmalımescit'ten taksim'e

July 23 2001, 1:43 PM 

sevgili milena? işte asmalımescit'teyim. Fikret adil'in evi, cafe olmuş, yakup bu saatte kapanmış, artık yakup'a gitmek içimden gelmiyor. Yakup'la özdeşleşen, onsuz bir geceyi göremediğim, bir zamanların değişmez müşterisi,biz müdavimlerinde, yakından tanıdığımız bu opera sanatçısı, iki sene önce vefat etti. yakup şimdi onsuz. kimdi bu sanatçı milena? sana bir çok sorum olacak milena. bu sorularımın geçtiği mekanlarda, bir zamanlar beraber yaşamıştık, haydi alevok'un anı kitabının isminde yazdığı gibi. "geçmişten bugüne"

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

meşrutiyet'ten taksim'e

July 23 2001, 1:49 PM 

ortalık aydınlanmaya başladı. Solda sondurak pavyon, tabelası düşmek üzere, belli ki yıllardır eski ününü kaybetmiş. karşı sırada marmara saz yerini bir bilgisayar dükkanına bırakmış. hacapulo pasajına geçiyorum, çay ocağı kapalı, vitrinlere bakıyorum. Bir zamanlar burada ünlü şapkacılar vardı. ama hiçbiri tüneldeki şapkacı kadar ünlü değildi. Bu şapkacıda her türden şapka bulunurdu. sosyete mevsim başlarında onun dükkanına akın ederdi. adı neydi bu şapkacının milena?

 
 Respond to this message   
galatasaray'dan taksim'e
(no login)
212.156.197.181

Untitled

July 23 2001, 1:54 PM 

işte andy warholl sergisi. sabahın köründe yapı kredi sergi salonu önündeyim. ve galeri kapalı. Bunları warholl'a şikayet etmek gerekir. Warholl yaşasaydı sergisinin, geceyarısından sonra açılmasını isterdi. Ustaya uğramak için arka sokağa dönüyorum. Usta, keyifli bir adamdır. Yıllardır fotoğraf çeker, fotoğrafını çektikleri ünlülerden biri de yönetmen robert aldrich. Kim bu usta, milena?

 
 Respond to this message   
tokatlıyan'dan taksim'e
(no login)
212.156.197.181

Untitled

July 23 2001, 2:00 PM 

cadde-i kebir hareketlenmeye başladı, yürüyorum, karşımda boş bir bina. bir zamanlar amerikan basın ajansıydı. Ülkeye gelen bütün yabancı matbuat bu binadan geçerdi. Art noveau tarzındaki bina şimdi bomboş duruyor. bir sigara daha yakıyorum. yine önü paravanlarla kapanmış bir blok. saray sineması girişi. Yıllarca bir çok filmi izlediğim sinema ve pasaj yaklaşık 17 sendir boş duruyor. bu pasaj, kapanmasına yakın girişte küçük bir dükkanda bir kadın piyango satardı. Bu kadın yıllarca türk filmlerinde; mahalleli bilgiç kadını oynamıştı. Kadın ansızın öldü, aynı günlerde de, bu pasaj ve iki harika salon kapandı. Bu oyuncu kimdi, milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

sakızağacı'ndan taksim'e

July 23 2001, 2:07 PM 

saat yediye geliyor. Cadde iyice hareketlendi. sağda bir muhallebici var, orada tatar böreği yiyerek, sıcak bir çay içebilirim. bu girişimim de nafile, muhallebicinin yerinde bir butik açılmış, sinemanın salonu da megavizyon olmuş. bu muhallebicinin adı neydi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

hasnun galip'ten taksim'e

July 23 2001, 2:16 PM 

güneş blokları aşmak üzere, taksim meydanından süzülen ışık, gözlerimde parlıyor. sahte tramvay ilk seferinde yanımdan geçiyor. meydana çok yaklaştım. erken saatte meydana çıkmak istemiyorum, sağa açılan sokağa giriyorum. iki azınlık okulu yanından geçiyorum. sıraselviler'deyim. işte otel dilson...katibim şarkısını seslendiren zenci şarkıcıyı, bu otelin kapısında görmüştüm. kimdi bu şarkıcı milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

sıraselviler'den kazancı'ya.

July 23 2001, 2:20 PM 

sıraselviler'de fazla oyalanmadan, ilk sokaktan aşağıya yürüyorum. karşımda kazancı yokuşunun alt kısmı, yürüdüğüm sokakta bir otel var. ilginçtir bu otelin adı, ünlü bir futbolcunun adından alınmış. 1970 meksika dünya kupasında jübilesini yapan bu siyahi futbolcu kimdi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

sormagir'den ömer avni'ye

July 23 2001, 2:25 PM 

sıcak, nemle birlikte etkisini göstermeye başladı. İlk büfeden su alıyorum, içiyorum. fındıklı'ya doğru inmeden sola sapıyorum. adı hatıralarda kalmış bir otelin yolundayım. sarayarkası sokaktan sola sapıyorum. Devasa bir yıkıntı, karşıma çıkıyor. Bu ucube yıkıntının yerinde, eskiden ünlü bir otel vardı. yahya kemal, büyükelçilikten emekliye ayrıldığında bu otele yerleşmişti. Bu otelin adı neydi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

gümüşsuyu'ndan ayaspaşa'ya

July 23 2001, 2:30 PM 

kırmızı mescit'in yanından yukarı çıkıyorum. karşımda hayırlı apartmanı. Caddeden aşağıya dönüyorum. Ünlü yeniçeri kışlası mahallesi. ayaspaşa. bu mahallede sokak adları, yeniçeri odalarından esinlenmişti. bağ odaları, ulufe, bağarkası gibi. bu sokaklardan biri şimdi yeni bir ad almış. Bu ad değişikliği bu sokakta otururken hayata gözlerini yuman ünlü bir hukukçunun adı verilmiş. bu anayasa profesörünün adı neydi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

bayıldım yokuşu'ndan dolmabahçe'ye

July 23 2001, 2:34 PM 

bayıldım'a paralel parktan aşağıya iniyorum, solumda stat var. çocukluğumda adı mithatpaşa olan bu stat, 12 mart'tan sonra inönü adını aldı. İşte karşımda ince işçiliği ve harika mimarisiyle dolmabahçe camii, bu caminin mimari kimdi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

saraydan akaretlere

July 23 2001, 2:38 PM 

yedi sekiz hasan paşa, insan yarması biriydi. lakabını okuma yazma bilmediğinden, imzasını yedi-sekiz rakamlarını yazar gibi attığı için almıştı. bu saaylardan birinde, ihtilale kalkan birini, sopayla vurarak öldürdü. bu öldürülen kimdi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

beşiktaş'ta mola

July 23 2001, 2:46 PM 

barbaros hayrettin heykeli yanındayım. bir anda kendimi 1967 lerde görüyorum. bisikletimle heykelin önünde ilk turlarımı atıyorum. karşımda beşiktaş'tan serencebey'e çıkan bulvar. Bu bulvar, istanbul'u katleden imar hareketlerinden birinde açıldı, şehrin gördüğü en kötü imar hareketlerinden birinde açıldığından, bu yokuş-bulvarı oldum olası sevemedim, aşağı yukarı her gün bir kazanın olduğu bu bulvarda en son bir tuğla kamyonu deniz müzesine girdi. bu imar hareketini başlatıp, şehrin göbeğine devasa bulvarlar açarak, trafiği içinden çıkılmaz bir hale sokan, proust'tun nazım planlarını rafa kaldıran bu imar hareketinin uygulayıcısı kimdi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.181

meydandan denize

July 23 2001, 2:54 PM 

cezayir sokağı sonundaki parka oturuyorum. şehit tipi vapurlar iskeleye yanaşıyor. Bu iskele ile sağımdaki hayrettin iskelesi ve solumda bulunan üsküdar motorları iskelesi vızır vızır. Bir sigara daha yakıyorum. altında oturduğum, doğal klima, dişbudak ağacı, dimdik ayakta. Bulvardaki çınarlarla aynı yaşta olmalı. birazdan deniz müzesine gireceğim. ikinci dünya savaşında batırılan bir gemimizin şehitlerinin adlarını, defterime not edeceğim. akdeniz'de batırılan ve batıranların kim olduğu, hiç bir zaman açıklanmayan ve 141 denizcimizin öldüğü, geminin adı neydi milena? şimdilik bu kadar milena. yarın devam edeceğim.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.126

şişli meydanından taksim'e

July 24 2001, 12:43 PM 

kızgın istanbul güneşi altında yürüyorum. 23 temmuz pazartesi, öğleden sonra...
şehrin yağması, yık-yap-sat diye adlandırılan yeni inşaatçıların ne tarih, ne doğa, ne de toplum geleneği tanıyan gözü dönmüş saldırısıyla, yok oluyor...
öğleden sonra, şişli camisi önünde yürüyorum. akıllara cefa bir cami, ne çevresindeki caddelere ne de meydana uygun bir şekilde yerleştirilmiş.cami, meydana göre eğri yerleştirilmiş. yapım yılı 1949 ama sanki 1500'lü yıllarda yapılmış gibi, mimarları vasfi egeli, fikri santur, nazimi yanal, vahan kantarcı... eğer yaşıyorlarsa, yirminci yüzyılın ortasında, şişli'nin göbeğinde, beş yüz yıl öncesinin mimari nizamına uygun yaptıkları bu camiden utanmaları gerekir.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.126

halaskargazi caddesinden taksim'e

July 24 2001, 1:04 PM 

şişli, cumhuriyet burjuvazisinin gözbebeği bir semtti. şişli 1940'larda altın yıllarını yaşadı. şimdi ise türedi iş yerleri ve konfeksiyon atölyeleri ile doldu. cadde girişinde, meydana bakan bir yapı, kentbank binası, yapının silikon ön giydirmeli dışı ile dor tarzı mimarisini, görüp gülmek isteyenlere tavsiye ederim. halaskargazi caddesinde yürüyorum. bu caddede betonlaşma; menderes hükümetinin teşvikleri ile yapıldı. cadde boyunca eskiden kalan tek köşk, bulgar misafirhanesi, onun dışında, yapışık beton yığınları caddeyi sağlı, sollu doldurdu. dünyanın hiç bir çağdaş şehrinde yapılar, böylesine birbirine benzemez değildir. kimi yapı, beş metre geride, kimi önde, kimi, altı katlı, kimi sekiz katlı...
sıcak bir yandan, mimariye olan tepkim öte yandan, sinirim burnumda yürüyorum. işte köşede istanbul palas, harika bir yapı ama bakımsızlıktan dökülüyor. işte lanet olası bir uygulama, eski apartmanın yüzü ve çatısı duruyor, üstüne beş kat daha çıkılmış, çatı bitiyor ama bina yükselmeye devam ediyor. işte görün, utanın... bu bina nerde mi? şişli belediyesinin tam önünde. sarı rengiyle sırıtıyor. mimarı da zeki ekinci...hemen yanında terk edilmiş bir yapı daha. 1890'ların mimarisi, taş ve tuğla örgülü, o ne? önüne tente yaptırmışlar. tente leş gibi ama üstünde "butik hertek" yazısı okunuyor. yanında son sadrazamlardan hüseyin hilmi paşa iş hanı, rahmetlinin torunları burada bulunan köşkü, kaşla göz arasında yıkıp yerine bu hantal binayı dikmişlerdi. görmek istemeden yürüyorum. işte yine bu ülkeye özgü bir uygulama, mecidiyeköy vergi dairesi, osmanbey de...
bir harika bina daha, bence caddenin en hoş yapılarından biri "şişli palas" yıllardır önü, ahşap iskeleyle kaplı, iskeleyi aşıp portal girişindeki sağlı, sollu duvar resimlerine bakıyorum. resimleri silmemişler veya kırmamışlar. bu yapı şansız bir yapıydı, sahibi burayı icrada kaybetti. yıllar sonra burası hisarbank merkez binası oldu. o banka uçuran'lar sayesinde çöktü, devlet el koydu. yapı "başbakanlık ihracat konseyi" oldu. özal, alaturka liberalizmi çökünce bina terk edildi. yıllardır restorasyon için bekliyor.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.126

osmanbey'den taksim'e

July 24 2001, 1:17 PM 

başkan kotil zamanında, osmanbey merkeze yerleştirilen, utanç abidesi üst geçide karşı yazdığım nerdeyse bin sayfayı bulan yazılarımı hatırlıyorum. her geçişte görüp, sinirimden oturup ağladığım, üst geçit, ancak çürüyünce yerinden sökülmüştü. sol köşede yapı kredi bloğu, sanki petrol platformu gibi, kılıksız ve insiyatifsiz, mimarı mükbil gökdoğan...
cumhuriyet burjuvazisinin gözbebeği şişli, operetlere konu olan şişli. "şişli'de bir apartıman eğer yoksa halin yaman!"lı "lüküs hayat"ı hala oynayan şehir tiyatrolarına saygılarımı sunuyorum, dünya değişti ama onlar maaş kuyruğundalar hala...
işte harika bir yapı daha, hemen petrol platformunun bitişiğinde ve mimarı, şabuh hançer, ön cephede okunabilecek bir yere adını yazmış.şark apartmanı 1920'lerden tüm zerafetiyle, günümüze ve geleceğe taşınıyor. eskiden yaptığı binaya güvenen mimarlar kapı kenarlarına isimlerini yazarlardı. nişantaşı'nda böyle bir çok bina görürsünüz...
bir yüz karası daha... tavukçu fethi sokak girişinde bir telefon santralı binası, müstemleke karakolu gibi. yabancı ülkelerde, yeraltına alınan bu yapılar, ülkemde ana cadde üzerinde, yürüyorum. solda inci sineması, haki kardeşlerin sineması, kardeşler abd'ye yerleşince, sinema terk edilmiş gibi duruyor. bu sinemada en son "arizona wanda"yı izlemiştim. inci sineması yazan kapı üstü vasistasa "köntürlü telefon" yazmışlar.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.126

pangaltı'dan taksim'e

July 24 2001, 1:22 PM 

pangaltı hamamı ve tan sineması bloğu yıkıldı, yerine ucube bir gökdelen dikilmeye başlamıştı ki, ne olduysa inşaat durdu. mimar sami sisa, bu bloğun yerine "tüccar terziler gökdeleni" çizmişti. sami beyin ömrü vefa etmedi, inşaat çürümeye terk edilmiş duruyor. harbiye meydana geldim, bir sigara yakıyorum. valikonağı'na dönüşte, turkishbank binası, izlemeye doyamayacağınız bir güzellikte duruyor, bembeyaza boyanmış, bir gelin gibi süzülüyor.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.126

harbiye'den taksim'e

July 24 2001, 1:43 PM 

işte milena, harbiye'deyim, hatırlarsın konak sinemasına çok gelirdik, delon'lu "barselino"'yu, redford'lu "kaçaklar"ı, hoffmann'lı "kelebek" i businemada izlemiştik. en son "hair" müzikali sonrası perdeyi kapadılar, salonu durumu meçhul, şimdilerde...
sigaramın son dumanını üflüyorum. yola devam...
askeri müze caddeye sırtını dönmüş, mimarı, nezih eldem. cumhuriyet caddesine sırtını dönmüş bir müze.sağda selbaşı sokak içinde harika sıra evler var, mutlaka görün. ressam fahir aksoy'u burada ziyaret etmiştim. sıra evlerin ana girişinde "artıgınıa 1836 düşkünler evi. ihtiyarlara mahsus cemiyeti hayriye" yazıyor. solda orduevi gökdeleni, mimarı metin hepgüler, müze ile ordu evi arasında, ata'mın heykeli, atam eliyle karşı apartmandaki, maldivler konsolosluğu ile "remax emlak kiralık" yazısını gösteriyor. işte bu sıcakta başımdan kaynar sular dökülüyor. cumhuriyet caddesi geliş yönü trafiğe kapatılmış. iş makineleri ve ameleler haldur huldur çalışıyor. istanbul'da rutin bir kanal yenileme çalışması diyorum ve yürüyorum. solda radyo evi. sanki büyük bir kaya parçasının belirli yerlerine pencere çizip, bina diye yutturmuşlar, mimarları mı? doğan erginbaş, ismail utlular, ömer günay...
sağda celal öker sokakta, harika bir ahşap giydirmeli yapı, girişte soldan ikinci bina. estetik zevki hemen seziyorsunuz.
işte geride hilton kompleksi. 1950'lerde taksim'den maçka'ya, gezi parkı piyasasıyla yürünürdü. menders, conrad hilton'a, o kısmı bağışladı. skidmore, owinge, merrill ve sedad hakkı eldem bu binayı buraya yerleştirdiler, upuzun bir blok, kılık ve kıyafet yoksulu...
gezi parkı ortasından bölündü. park gitti, hilton yerinde. hilton'un ana kapısı yanında bir bina daha. bu yazıyı okuyan her istanbul aşığı; gidip görsün ve utansın. o binayı bu hale getiren mimarını bulduğumda saygılarımı sunacağım. kapısında "pegasus evi" yazıyor bu hilkat garibesi yapının...
bu yol çalışması kanal yenileme değil anlaşıldı. ülkemin gururu, cumhuriyet caddesi, baştan sona kazılıyor, kaldırımlar sökülmüş. peyzaj mimarları bu çalışmayı uygulayan ve yapanları görse, soa ile kovalar. iki işçi cumhuriyet caddesinin ortasına gecekondu kurmuşlar, gecekonduda çay demliyorlar. bu ucubeleri görmek için dönmedim ben...


 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.126

elmadağ'dan taksim'e

July 24 2001, 1:49 PM 

as sineması girişi kapatılmış, kent apartmanı olmuş, türklere özgü bir mimari yapım daha! sinemaya salondan duvar yıkılarak kapı açılmış. yürüyorum belvü apartmanı, altında rölans... 1980'lerde orada çok içmiştim.
öte yandan haberiniz olsun, cadde elden gidiyor. şişli üst geçide "cumhuriyeti, demokrasiyi ve avantayı çok seviyoruz" yazan şişli belediye başkanı, cadeyi katleden ana belediye başkanına teşekkür afişi yazdırıp asmıs. allahım aklıma mukayyit ol.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.126

talimhane'den taksim'e

July 24 2001, 1:59 PM 

bir kötü gökdelen daha, şehre sırtını dönmüş, adı sheraton'du, ceylan oldu. bu ucubenin mimarları mı? ahmet aru, tekin aydın, hande suher, yalçın emiroğlu, altay erol, m .ali handan, hepsine maşaallah. , eserleri ile ne kadar övünseler azdır. arada kaynamasın, eskrim ve tenis federasyonuna ait ve gezi parkı parçası olan alan da; ustasının çırağı özal tarafından hyatt!a verildi. gezi parkı bir darbe daha yedi. solda harika bir yapı daha. surp agop hastanesi, mimari bütünlüğü hemen fark ediliyor. şan sineması ise şimdi anılarda kaldı. rahmetli egemen bostancı, bu sinemayı gösteri merkezi yapmak için çok uğraşmıştı. ama yangın burayı da götürdü. işte taksim meydanı, gezi parkının kalan kısmına da cami yapmaya çalışan zihniyet, şimdi parti kurup, ülkeyi yönetmeye hevesli.taksim şehrin göbeği. cumhuriyetin meydanı. bu meydan denize mevki olup, deniz görmeyen tek meydan. hayati tabanlıoğlu'nun çizdiği akm kompleksi, birinci senesinde yandığında, sevnmiştim, hatadan döner, butryı yıkarlar, meydan deniz görürü diye ama yanıldım hemen restore ettiler.. şehrin vitrini taksim, otobüs durakları ve simitçiler tarafından istila edilmiş. gözlrim meydanda çocukluğumun gazinosunu arıyor! bu gazinonun adı neydi milena?

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.126

taksim'de hüzün

July 24 2001, 2:06 PM 

bir yanda akm, bir yanda the marmara! bir yanda demirören blokları, karşıda ise, böyle bir meydanda, ne aradığını bir türlü anlamadığım sular idaresine ait, su duvarı hemen arkada tenekeden bir minare, karşı köşede dalan yıkımı sonrası kelalaka kalan bulvar binaları. ve bu meydanda 30 metre mesafede sekiz trafik ışığı geçmek zorunda kalan "necip türk halkı" öte yandan güzergahı boyunca ana yol altından giden ama buna rağmen 37 metre yer altına yapılan metro ve havaya uçan sekiz yüz milyon dolar. üç gündür, metroyu kullanıyorum. toplasanız on kişi ile gidip geliyor vagonlar. yazık bu ülkeye hele bu şehre çok yazık. bu şehri katledenlere lanet okuyorum...

 
 Respond to this message   

(no login)
212.252.3.136

anahtarcı ve der-saadet 'e ağıt

July 30 2001, 3:45 PM 

sevgili anahtarcı,
şu aralar çeviriyi biraz boşlayıp yazmaya başladım..yakında cevaplarla ve başka sorularla geri dönmeyi umuyorum.
Bir miktar da Balat civarında dolaşmanı beklerdim...ben pek cesaret edemedim son günlerde ,gezip dolaşmak ve hakkında konuşmak "moda" olduğundan bu yana..ihtimal dışı ki yıllar öncesinde günlerce dolaşıp dialar çektiğim pitoresk hazlar mekanına da " çok bilmiş" eller neşter atmış olmasın.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.172

cibali'den ayakapı'ya, horhor'dan, balat'a

August 2 2001, 2:49 PM 

sevgili norma, balat'ı sana yazacağım. epeydir uğramadığım bölgeyi; yarın cuma günü itibarıyla gezeceğim. üstelik sana yarın için randevuda verebilirim. saat 12 itibarıyla kırmızı mektep kapısında seni bekleyeceğim.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.172

yarın için son not

August 2 2001, 2:55 PM 

gelirken yanına fincanınıda al, 1. abdülhamit türbesi avlusunda, keçi boynuzu şurubu ikram edeceğim sana

 
 Respond to this message   

(no login)
212.252.3.137

randevu

August 2 2001, 4:41 PM 

sevgili anahtarcı,
randevu yeri olarak "kırmızı kız mektebi" kadar uygun bir seçim olamazdı. orada olmayı umuyorum.

 
 Respond to this message   

(no login)
212.156.197.43

cumhuriyet caddesi hala perişan halde

August 17 2001, 12:59 PM 

istanbul realitesinden kaçtım. onbeş gün kapıkırı'nda parçalanmış sunağı aradım. aslına uygun doğru dürüst bir bilgi veya kalıntı bulamadım. İstanbul'a döndüğümde ise her zaman olduğu gibi, "aşayiş berkemal rezalet berdevam"; bilgilerine milena...

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.196.163

balat çeşitlemesi

August 17 2001, 1:25 PM 

sevgili milena, eldeki bilinen verilere göre, balat ve çevresine, isa öncesi, inka'ların yerleştiği söyleniyor. atlantik'i aşarak bu bölgeye şehir hatlarından teğmen ali ihsan kalmaz gemisiyle gelen öncü inkalar, yiyecek ihtiyaçlarını ise, alucra seyahat ve özen turizm ile cevizli turizm adlı firmaları kurarak anadolu'nun bu eşsiz köşelerine kışları hasat yapmaya gittikleri ile biliniyor. Balat ve çevresine sonraları kosela yahudileri ile aşkenazlar ve sefaratlar geliyor. Henüz woody allen film çekmeye başlamadığı için onlar hakkında elimizde net bir bilgi bulunmuyor. haliç sularında tuttukları yassı kafalı kefallerin başlarını yiyerek bilgi ve sermaye birikimlerini oluşturduklarını, geçtiğimiz yüzyılın başında da buralardan 80b ve 72a adlı belediye otobüslerine binerek daha kuzeye açıldıkları, nişantaşı ve şişli'yi kefere mahalleleri yaptıkları biliniyor. Bu zaman diliminde ise balat ve çevresinde kalan inka torunları ile sioux yerlileri ve pigme'ler geliyor. Semt sınırları içine sabah hücumları ile kimsesiz kalan evlere yerleşiyorlar. aynı günlerde general custer yönetiminde ve lee'nin desteğiyle bu bölgede little big horn katliamı olduğu, semtin yaşayan ihtiyar heyeti tarafından biliniyor. semt pazarlarında florence nightingale ile mahallenin ileri gelen kadınlarının kurdukları "pozitif bilimler entitüsü'nden" yetişen öğrenciler sonraları balat'ta ilk "nazi suçluları güzelleştirme derneği" ile nurnbeng mahkemelerinde yargılanan nazilerin aklanması için kermesler düzenliyorlar. aynı günlerde mahallede yetişen gençlerin bir araya geldiği filozoflar ise sonra "frankfurt okulu" adını alacak olan sistematik felsefe yazılarını, haliç'in mor sularına bakarak yazıyorlar.1950 sonrası semtin haliç kıyılarında "en uzun gün" adlı hollywood yapımı film çekiliyor. bu filmde normandiya çıkarması anlatılıyor. yetmişlerde ise kenzo ve yves saint laurent bu semtte ilk defilelerini necip türk halkına sergiliyorlar. twiggy ve elsa martinelli adlı kefere mankenler ise defile sonrası kaçamak yapıp pera palas'a kaçıyorlar, zamanın kültür bakanı talat halman ile pound şiirleri çevirilerini okuyorlar. balat üzerine ilk aklıma gelenler bunlar, tasarrufu ise bana ait. milena sana kalan bilmeceye eklemeler yapmak.

 
 Respond to this message   

(no login)
212.252.3.137

İlahi anahtarcı!:))))

August 18 2001, 5:00 PM 

Sevgili anahtarcı,
bu fantastik balat tarihçesi beyin kortekstime öylesine yüklü bir mizah gücüyle çarptı ki, julia roberts kadar tehlikeli bir pervazsızlıkta olmasa da kahkahalarla güldüm. woody allen dokundurmasında dozu biraz daha arttırdım hatta:)) ..ne var ki binaların arasına ip gererek çamaşır asma adetinin (ki sırf bu nedenle semt kadınlarının birer atletik deha olduklarını düşünüyorum)hangi dönemin eseri olabileceğini, ve bunun "frankfurt okulunun" genç filozoflarıyla herhangibir ilgisi olup olmadığını merak etmekteyim..uygun bir zamanda kırmızı mektebin önünde olmak ümidiyle..

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.243

balat'lı kadınların önlenemez düşüşleri

August 20 2001, 2:16 PM 

sevgili norma. balat'lı kadınlar üzerine bir çok araştırmalar yapıldı. divitçioğlu ve kocaömer araştırmalarında "asya tipi üretim tarzı" ile "balat tipi tüketim tarzını" incelediler. Dünya tarihi cami duvarlarında hicri 1237 yi gösterirken balat'ta çıkan yangınlarda gerek yenicami sahasından buraya taşınan yahudiler ile ispanya'dan sıcağı sıcağına gelen yahudilerin içten 62.5 metrekare, dıştan 77.5 metrekare olan evleri yandı. Her mevsim dönüşlerinde periyodik olarak çıkan bu yangınlar keferelerin sermaye birikimlerini yok etti. zamanın saygın gazetesi the ottoman times köşe yazılarında balat'ın her yılgınlık ve çöküntüden sonra yeniden ve kısa sürede toparlanacağını yazdı. hicri 1322 de semte ziyarete gelen josephine baker ve dans topluluğu, simon'un marul bahçesinde, "east side story'i sergilerken, semt kadınlarından büyük ilgi gördüler. Baker bazı kadınları topluluğuna alarak, kıtalar arası gösterilerde onları danscı olarak yetiştirdi. imparatorluk "lale soğanı" devrine girip, beyoğlu ve kadıköy meydanlarında opera binaları kurulunca, balat'lı kadınlar, yerli kumpanyalar kurarak "royal shkespeare company" topluluğuna benzer birleştiler. zamanın sultanı 1. ahmet kendilerine her türden destekte bulundu. imparatorluk imkanlarını seferber ederek, yurt dışından isodora duncan, carmen miranda, barısnikov, nureyev gibi dansçıları çağırarak kumpanyanın gelişmesine yardımcı oldu. Efes gibi, aspendos gibi ören yerlerinde gösteriler düzenlendi. Balat'lı kadınlar bu gelişmeyi yaşarken eşleri de manifaktür üretimden sanayi devrimine geçiyorlardı. seattle'da boeing firması kurulurken balat'ta da fisk lastik fabrikası kuruluyordu. tarih hicri 1402 yi gösterirken balat şehrin en lüks semti olmuştu. Bu kültürel yoğunlukta bazı yazarlar ilk eserlerini balat kıraathanelerinde kaleme aldılar. bu yazarlardan bazıları. kipling, yourcenar, twain, zovçenko'dur. geçtiğimiz yüzyıl balat'ın eski şatafatının sönmesine neden oldu. dünya 1930'larda deniz kültürü ile tanışınca balat sosyetesi, boğaziçine göçtü. Şimdilerde kalan balat'lılar ise ki, kadınlar, camdan cama çamaşır asma geleneğin ve bir nevi cambazlık gösterisini genlerinde dansçılık olduğundan sürdürüyorlar. ne de olsa yolun cehenneme gidiyorsa yanına odun al.

 
 Respond to this message   
anahtarcı salih
(no login)
212.156.197.243

randevu

August 20 2001, 2:29 PM 

sevgili norma balat buluşmamızı çarşamba kuşluk vaktinde "balat metropoliten müzesi" terasında gerçekleştirelim. aynı gün öğleden sonrada müze salonunda açılacak "rene magritte sergisi'ni" gezerek devam ederiz.

 
 Respond to this message   
remayözcü hayri
(no login)
212.174.50.229

milena elini taşın altına koyma

September 6 2001, 2:01 PM 

hal ve gidişatın ardından bakıyorum. senden tık yok... inşallah hayırlara vesile olur

 
 Respond to this message   

(no login)
213.122.17.48

Untitled

September 6 2001, 5:03 PM 

Milena sonunda Kestanecisini beklemeyi secti.
Yasanalar duste olsa onlari yok etmek anilarina ihanet sayilirdi.
Bazi duygular golgeler gibi hep yaninim da dolasir hep uzanmak isterimde ele geciremem. Her hamle yapisimda daha uzaga gider. Sende oylesin Kestaneci ama sana ihanet yok sonuna kadar bekleyecegim.
Belki NormaRae, Anahtarci'da senden bir seyler buldu.
Inanki MIiena seni bekliyor yerini hic kimse alamayacak Kestaneci.

Eger hakikat, hic birseyin gercek olmamasi ise o zaman sahteyi belki tercih ederim.

Senin gercekligine inaniyor ve anilarinda yasiyorum.

 
 Respond to this message   

(no login)
217.131.5.144

seninle iftihar ediyorum sevgili kestaneci:)!

September 9 2001, 12:32 PM 

Sevgili kestaneci,
on parmağında on marifet:))çay bahçesinin yanındaki anahtarcı dükkanına kilidi vurmuşsun..remayözcülüğü seçişin, sanıyorum gazetelerin iş ilanları sayfalarındaki en çarpıcı eleman talebinin !!remayözcüler çerçevesinde oluştuğunu farketmen nedeniyledir.. yine de çık artık o gürültülü ve tozlu trikotaj atelyesinden..az kaldı "kestane mevsimine" ..:))))) burada olacağım elbette..sahte ve kitsch Milenalar 'a yönelik ironik kıkırdamalarımla...:DD

 
 Respond to this message   
pike bishop
(no login)
212.174.49.23

milena'ya--milena 2 ye

September 12 2001, 12:57 PM 

latife şengül dramını bitirip aranıza döneceğim

 
 Respond to this message   
ANAHTARCI SALİH
(no login)
212.174.51.112

milena

October 5 2001, 1:24 PM 

asmalımescit'teyim. günlerden cuma. bir kaç muhteris için envarter çıkaracağım.

 
 Respond to this message   
dilemma
(no login)
131.188.247.38

:)

November 15 2001, 1:27 PM 

sevgili kestaneci,

özledik seni....

 
 Respond to this message   
pike bishop
(no login)
212.174.49.30

mazeret

November 22 2001, 5:00 PM 

dilemna işlerim nedeniyle sık yazamıyorum.kısa bir zaman sonra kaldığımyerden devam ederim.

 
 Respond to this message   

(Login sarduvan)
81.215.219.13

milena için

December 17 2005, 2:37 AM 

milena seni özlüyorum.

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
212.156.214.109

Ooo efendim....

December 24 2005, 2:43 PM 

Afiyettesiniz inşallah....
:)


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
212.156.214.109

MGK işini

December 28 2005, 1:24 PM 

hallettin mi?

Birşey duymadık!......

:)


 
 Respond to this message   
pike bishop
(Login sarduvan)
81.215.115.144

Re: Milena'ya mektuplar 1

January 17 2006, 11:03 AM 

rope tipinin ne olduğunu biliyordum ama ruhunun da döt olduğunu zamanında öğrenmiştim. "halletmek ruhunu" beceremediğini de tahmin etmek zor değil. rop'unu, pop'unu, döt'unu başkalarına sakla, başkalarının halletmekten ne anladığını anlayamayan döt kafalı, yalaka taifesi

 
 Respond to this message   

(Login kestaneci)
88.243.69.200

Re: Milena'ya mektuplar 1

March 26 2007, 11:58 PM 

milena seni hep özleyeceğim

 
 Respond to this message   
Anonymous
(Login KYBELE)
88.245.79.136

Re: Milena'ya mektuplar 1

May 28 2007, 12:24 AM 

milena hep özlenir. aslında kafka da. garip bir paradoks bu, milena özlendiğinden daha çok özlendiğini zannederken, kafka da aynı zan içindedir..

özlemek güzeldir rahim...

 
 Respond to this message   
Current Topic - Milena'ya mektuplar 1
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2009

rss