Hiç kirlangicin oldu mu senin? Sen hic kirlangic oldun mu?
Yaz. Sicak. Ortalik kavruluyor. Günes kaynar su gibi tepeden asagi iniyor. Yururken golgelere kaciyorum. Yol uzamasin diye kestirme yola, parka daliyorum. Hem yol kisalacak, hem de biraz bitki, cicek icinden yuruyecegim diye dusunuyorum. Bitki olmaya bitki var da, cicek kismi bu sicakta kendini saklamayi tercih etmis olmali ki, gullerin ustunde birkac kavruk goncadan baska bir seye rastlayamıyorum. Aksam serinliginde sulanmali bunlar diyorum. Sulari diplerinden degil, tepelerinden asagi, yagmur gibi verilmeli. O zaman nefeslenirler, belki de kurumaktan kurtulurlar. Yagmur gibi veilmeli gullerin suyu. Yoksa dayanmazlar. Sicak yakar kavurur boyle.
Park cikisi dik. Adimlarim yavasliyor.Rahvan tirmaniyorum cikisa giden yolu. Daha sik kullanmali park yollarini diye dusunuyorum. Beton bloklar ortasinda bir avuc nefes bu parklar. Bi de sulansalar.
Yurume yolunun kenarinda, simdi mazi mi yoksa simsir mi oldugunu hatirlayamadigim bir bitki topunun altinda bir kipirtiya takiliyor gozum.Birkac adimda yanina variyorum. Bir kus, yok yok bir kirlangic bu. Kirlangic kus degildir.
Elime aliyorum. Yari baygin. Agzi acik. Sicak bunlari da kavurdu diyorum. Avucumun icinde, cirpinip dusmesin diye, diger elimi ustune siper edip hizli adimlarla cikiyorum parktan. Su bulmaliyim. Bir bardak, bir sise su. Ya da bir cesme. En yakin bufeye kadar, sicakla yarisiyorum. Kirlangici büfenin onune siralanmis gazetelerin birinin ustune birakip su istiyorum. Sonra gazeteyi yere serip, gagasindan iceri islattigim parmaklarimdan damlalar akitiyorum. Hareket var. Iciyor. Ellerimi islatip su serpiyorum ustune. Gogsunu, basini, kanatlarini islatiyorum. Biraz daha kendine gelir gibi oluyor. Durmadan gagadan iceri su damlatiyorum. Gaga kapaniyor. Doydu.
Büfeci, ne yaptigimi pek de anlamis gozukmeyen gozlerle beni seyrediyor. "Bu sicaga kus mu dayanir?" diye bana degil, kendi kendine soyleniyor. Bende cevap yok.
Gazetenin iki butun sayfasini torba gibi tepeden yoplayip, kirlangici da icine koyup evin yolunu tutuyorum.
Ozgur ve gocmendir bunlar. Evcillesmezler. Kafese koymaya hiç gelmezler. Nasil besleyecegim? Etcil bu hayvanlar.
Evdeki buyucek saksi bitkisinin etrafina çitalarla bir kafes yapiyorum. Kafesi de sinek teli ile kapattim mi iste sana buyucek bir oda. Kendine gelene kadar burada kalacaksin. Tel kafesten daha iyi hic olmazsa.
Yerine koymadan once soyle bir vucudunu yokluyorum. Incitmeden kanat altlarina bakmaya calisiyorum. Ayaklarinin ustune bırakip, kanat simetrisini kontrol ediyorum. Kirik olabilir. Gorunurde bir sey yok. Bir cesaretle kanatlarindan birini biraz daha aciyorum. Kanat govdenin iki kati buyuk neredeyse. Guzelligine buyuleniyorum.
Yeni sulanmis cimenlere pike yaparken seyrederdim kirlangiclari. Cok seri manevra yaptiklarindan, o surunun kanat ve govde karmasasi, tek bir kirlangicin takibine asla izin vermez, goz takibine aldigim bir kirlangic, bir anda baska bir kirlangicla karisir, onu takibederken, bir digeri bu takibi imkansiz kilardi.
Bu muhtesem ucus manevralari bu kanatlarla yapiliyor ha? Su kanatlarin, su govdenin, su kuyrugun guzelligine hangi sapan sahibi kiydi be? Nohut iriliginde taze bir yara bu. Bir yara merheminden medet umuyorum. Sürüp, kanadi ustune kapatiyorum. Sinek telinin altindan bitkinin bir dalina birakiyorum gocmen konugumu.
Sen sonsuzdan gelip sonsuza goc edecek kadar ozgursun. Kimi zaman gitmenin varmaktan daha iyi oldugunu bilen bir bilge.
Elime gecirdigim ilk ansiklopediden, yiyecekleri ile ilgili bilgi toplamaya calisiyorum. Detayli bir bilgi edinemiyorum. Sinek yediklerini ben de biliyordum. Belki cok minik et parcalari da yer. Mevsim yaz olduguna gore sinek sikintisi cekmeyecegim. Pencereyi acik birakmak yeter. Nasil olsa icerisi dolacak sinekle.
Ilk sinek operasyonu basarili. Avladigim sinekleri saksi dibine birakiyorum. Yari canli olanlar dikkat cekti anlasilan. Konugum bu davete hayir demiyor. Icimde sevinc firtinalari kopuyor. Gunun her saati neredeyse sinak avi ile gececek. Avladiklarim, ustunden bir kac saat gecince cazibelerini yitiriyor. Onlari alip, yerine yenilerini koymak icin caba sarfediyorum. Yaz gunu elimizin tersi ile kovaladigimiz, gozumuzu oyan sinek milletinin gun gelip bu kadar kiymetli olacagini kim bilebilirdi ki? Kirlangic olmak gerek bilmek icin.
Bir kac gun sinekler ve tunedigi dal arasinda geciyor. Kanat hareketleri hala zayif. Artik onu tutup, pansuman yapma sansim yok. Urkup, kacmaya calisirsa zedelenebilir diye korkuyorum.
Birinci haftanin sonunda bitkinin diger dallarina atladigini, hatta sinek teline tutunarak kanat egzersizleri yaptigini gozlemledim. Kafese su ve sinekten baska cok kucuk et parcalari biraktim ama bunlara itibar etmedigini anlamak guc olmadi. Etler kurudu, ben de gerisin geri onlari topladim.
İki hafta sonra kafes dar gelmeye basladi. Hareketler kisitli ve az iken yeterince buyukmus gibi gozuken kafes alani, kanatlar acilmaya basladikca, ufak ve yetersiz kaldi.Belki de bu iyiydi. Fazla hareket yaranin iyilesmesini geciktirebilirdi.
Giderek sinekler de az gelmeye basladi. Taze avlanmis sinek bulmakta gucluk cekip, neredeyse alisveris ettigim dukkanlarin icine girip de dısari cikamayan sinekleri avlamak icin izin isteyecek hale geldim. Bir defa da yaptim bunu zaten.
Ucuncu haftanin bitimine yakin bir gun, sabahtan koydugun sineklerin hic birini yemedi. Degistirip, bir kac yeni av koydum ama onlar da saatlerce koydugum yerde durdular. Butun bir gun, hareket alani icinde kanatlarini acip kapayip, tek bir sinek yemeksizin aksami etti. Gece sinek bulmak zor. Sabahtan avlayip, kibrit kutusuna koydugum bir iki sinegi kafese birakmak icin yanina gittigimde hareketi hala daha durmamisti.
Sanirim butun gece uymadi.
Ertesi gun ve gece de öyle gecti. Yemeksiz ve uykusuz.
Ucuncu gunun sabahi kafesin yanina gittigimde, sonsuzdan gelen ve sonsuza dek devam edecek olan gocu icin yola cikmis oldugunu gordum.O, ozgur ve bilgeydi. Vakit gelmisti.
Bana bir cift kanat birakmisti gitmeden once.
Yaz gunleri kısa kollu giysiler giydigimde kimi insanlarin dikkatini sol kolumdaki yara izi ceker ve sorarlar ne oldu diye. Onlara,bunun, Kristal gezegenindeyken bir sapandan cikan tasin yara izi oldugunu anlatmakta gucluk cekerim cogu kez.
SIRADAN BİR HAYATIM VARDI,ÇOK ÇALIŞTIĞIM BİR İŞİM,KAPRİS YAPTIĞIM BİR SEVGİLİM,UZAKLARDA BİR AİLEM...
O GÜN HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ İŞTEN GEÇ SAATTE ÇIKMIŞTIM,
MARKETE UĞRAYIP HAZIR BİR ŞEYLER ALDIM,ANAHTARI KAPIDA DÖNDÜRÜRKEN TELEFONUM SUSMAK BİLMEMECESİNE ÇALMAYA BAŞLADI. ELİMDE TORBALAR VARDI,AĞIRDAN ALDIM, NASILSA KİM OLDUĞUNU BİLİYORDUM,SONRA ARASIN DİYE DÜŞÜNDÜM,CEP TELEFONUM ŞARJI BİTMİŞTİ,ÖĞLEDEN BERİ BEŞ MESAJ BIRAKMIŞTI SEKRETERİME. TABİİ Kİ TAN'DI ARAYAN.ANNEM OLAMAZ YİNE KÜS BANA,ARKADAŞLARIM BU SAATTE EVDEN ARAMAZ...EVET KESİN TAN BU...BOŞVEER.iŞTAHIM DA KAÇTI,EN İYİSİ BİR BANYO YAPAYIM.BANYOYA GİRMEDEN FİŞİ ÇEKTİM,ZIRILTI İSTEMİYORUM YARIN KONUŞURUZ,HER GÜN GÖRMEK İSTEMİYORUM ONU,BUNU NİYE ANLAMIYOR Kİ...GEÇEN GÜN AĞLADI ,BUNU DİREK YÜZÜNE SÖYLEDİM.ÜZÜLMEK İSTERDİM AMA KOMİĞİME GİTTİ HALİ...GÜLDÜM.SİNİRLERİMİN BOZUK OLDUĞUNU ZAMANLA DÜZELECEĞİNİ SÖYLEDİ,SEVGİSİNDEN ,İLGİSİNDEN BUNALIYORUM.KÜVET TAŞMAK ÜZEREYKEN YETİŞTİM,BİRAZ PARFÜM VE BOLCA KÖPÜRTÜCÜ DÖKTÜM,SUYUN İÇİNE GÖMÜLDÜM, GÖZLERİM KAPALI, MIRIL MIRIL SÖZLERİNİ TAM BİLMEDİĞİM BİR ŞARKI DUDAKLARIMDA;
HOLD ME NOW TOUCH ME NOW
I DONT WANNA LEAVE WITHOUT U
YİNE ZİL BU SEFER DAHA YÜKSEK TONU VE KESİK DEĞİL DÜDÜK GİBİ..BEN BU TELEFONU KIRACAĞIM KESİN, HAVLUYA SARINDIM,AKLIMA GELDİ Kİ TELEFONUN FİŞİ ÇEKİLİ.
KAPIYA SEYİRTTİM,HAFİFÇE ARALADIM.KİM OLACAK,TAN KARŞIMDA, KOCA BİR GÜLÜMSEME OTURTMUŞ YÜZÜNE ELİNDE BİR BUKET ÇİNGENE PAPATYASI.
-İYİSİN YA AŞKIM
-İYİYİM HABER VERMEDEN GELMENDEN HOŞLANMIYORUM
-ÇOK ARADIM MERAK ETTİM
-HAYIR, HAYIR... EVDE OLACAĞIMI TAHMİN ETMESEN ÇİÇEK ALMAZDIN.BİR SÜRÜ NOT BIRAKMIŞSIN İSTESEM ARARDIM..ARAMADIM BUNUN ANLAMI NE SENCE? NEE?
SESİM YÜKSELİYOR PERDE,PERDE KAPIYI KAPATTI.SAÇIMA ELİNİ UZATTI GERİ SIÇRADIM.
CEVAP VERMEDİ,UMURSAMAZCA ARKAMI DÖNDÜM BANYOMA KALDIĞIM YERDEN DEVAM ETTİM SONRA MUTFAKTA BİR ŞEYLER ATIŞTIRDIM.ARTIK ONA KIZGINDA DEĞİLİM,AYRILMAK İSTEMİYORUM ONUN VARLIĞINA, SEVGİSİNE İHTİYACIM VAR.BUNU HEP BİLDİĞİM İÇİN PATLAMA NOKTASINA KADAR YÜKSELTİP TARTIŞMAYI, SESSİZCE AŞAĞIYA İNİYORUM.O BİRAZ KIRGIN BİRAZ ÇARESİZ GELGİTLERİMİ SEYREDİYOR.BİZİM İÇİN ÜZGÜNÜM!
O AÇ MI ACABA? SALONA GİRDİĞİMDE KIRMIZI ESKİ KOLTUĞUMDA KAYKILMIŞ BİR HALDE UYUR BULUYORUM.BEBEK GİBİ KUSURSUZ YÜZÜ ÖYLE MASUM Kİ SARILIP ÖPMEK GELİYOR İÇİMDEN YAPAMIYORUM, YA UYANIRSA...SERT SEVİŞMELER BENİ UTANDIRMAZ, KÜÇÜK BİR ÖPÜCÜK BENİ REZİL EDER.KENDİME KÜSKÜN YATAK ODASINA YÜRÜYORUM ARTIK KENDİMLE YÜZLEŞMEMİN ZAMANI GELDİ,VAZGEÇMEDİĞİM MUTSUZLUĞUMA,MAHKUM ETMEM ONU,ÇOK ACIMASIZ.ASLINDA HER YAPTIĞIM İĞRENÇLİK, BİR ŞEKİLDE ONUN GİDİŞİ İÇİN BİLET KESMEK DEĞİL Mİ? YOK GİTMEYECEĞİNİ BİLDİĞİM İÇİN BU KADAR KÖTÜYÜM,BU GÜVEN KENDİME DEĞİL.BEN DENGESİZİM KENDİME GÜVENMEK SIRAT KÖPRÜSÜNDE SEK SEK OYNAMAK GİBİ BİR ŞEY.BEN ONA GÜVENİYORUM SADECE ONA.O KADAR İYİ Kİ..O KADAR GÜZEL SEVEBİLİYOR Kİ..KISKANIYORUM.
NİYE BENİ SEVİYOR?NE FEDAKARIM NE PAYLAŞIMCI... DOĞRU DÜZGÜN SAYILACAK HİÇ BİR ERDEM YOK.DÜRÜSTLÜK(KABALIKLA ÖRTÜLÜ) BİR DE SADAKAT VAR(CANIM İSTEMİYOR Kİ BAŞKA BİR TEN).BULDUM! ONA CAZİP GELEN GÜZELLİĞİM HEP SÖYLEMEZ Mİ- OK KİRPİKLERİNİ SAPLADIN KALBİME DİYE BİR ŞİİR YAZMIŞTI BANA-SAÇLARIMA DOKUNMADAN HUZURLU UYUYAMIYORMUŞ-GÖZLERİMİN İÇİNE DİKER GÖZLERİNİ DAKİKALARCA SEYREDER BENİ...AYNALI TUVALET MASAMIN İLK ÇEKMECESİNİ AÇIYORUM ARADIĞIM İŞTE BURADA, GÜMÜŞİ BİR IŞIKLA BANA GÜLÜMSÜYOR.SİVRİ MAKASI ELİME ALIYORUM KIZIL UZUN SAÇLARIMI TUTAM TUTAM YUKARI KALDIRIP DİPTEN DİPTEN KESİYORUM.SIRADA KİRPİKLERİM VAR ..ARTIK ZIVANADAN ÇIKTIM SONRASI YOK TAN'IMI KURTARMAK VAR, AKLIMDA SADECE.DELİRDİĞİNİN FARKINA VARIR MI İNSAN? O ZAMAN KURTULABİLİR MİYİM? AYNADA TAN'IN AKSİ BELİRDİ İLK DEFA KORKUYLA AÇILMIŞ GÖZLERİ KÜSKÜN DEĞİL BAŞARIYORUM GALİBA...
OMUZLARIMA SARILIYOR,GÖZLERİM YERE KAYIYOR YERDE BİR KAN RENGİ SAÇLARIMIN YANINDA ONUN ALDIĞI PAPATYALARDAN YAPTIĞI TAÇI GÖRÜYORUM ONU ALIP KIRPILMIŞ BAŞIMIN ÜSTÜNE YERLEŞTİRİYOR HİÇ KONUŞMUYORUZ,ÖYLE BİR SEVGİ ÖYLE BİR HAYRANLIK VAR Kİ GÖZLERİNDE ŞİMDİYE DEK HİÇ BU KADAR GÜZEL OLMADIĞIMI HİSSEDİYORUM.
-NE YAPTIN SEN KENDİNE ŞAŞKIN ÇOCUK
-ÇİÇEKLENDİM
Bir başka forumun bir başka tartışmasında seni suçlayanların suyuna gidecek, onunla paralel bir öykücük (anı?) yazıyor oluşun, acaip. Tuhafıma gitti. Eleştirmiyorum olumlu ya da olumsuz olarak. Sadece acaip.
Sabah daha erken gelirdi sanki küçük kasabamda,İstanbul büyük şehir, kirli,süslü, bir sokak yosması kadar göz alıcı.Alıştım, karmaşık ara sokaklarını bile biliyorum.Azımsamayın bunu 3-5 senelik taksiciler bile hepsini bilmez.
Yine geç gelen bir sabahını yaşıyorum,ince bileğimde eğrilti duran ağır pahalı bir saat var.Diyor ki saat 09.00,inanmalıyım...oysa eskiden saatim yoktu,o olmadan uyanırdım güne, hiç geç kalmazdım.Ama yine de saatimi seviyorum.Onu canım kocam aldı.Beğenmem önemli değil o beğeniyor ya,onu yanımda hissediyorum ya..ne önemi var.
İki yıl önce onunla Marseille'de tanıştık, bir başka diyarda herkeslerden başka bir adamla....
O tatil için gelmişti,sonradan öğrendim ki eski sevgilisinden uzak kalmak içinmiş biraz buna burulmuştum ama sevinmiştim de demek ki uzak kalma ihtiyacı duyduğu biri varken bana aşık olmuştu,aşkımız büyüktü herşeyden büyük.
Ben teyzemin yanında misafirdim,yıllar önce buraya ekmek parası uğruna gelmişlerdi.Eniştem ölünce teyzem geri dönmek istemedi bizim aile buna çok bozuldu,hatta beni de onun yanına bela olayım diye yollamışlardı bence.Teyzem bir gavura varacak evlenecek diye ödleri kopuyordu.Neyse korktukları olmadı,daha fenası oldu teyzem Pierre diye dünya iyisi bir adamla birlikte yaşıyor çok mutlular evlenmeyecekler,Pierre'in eski evliliğinden olan çocukları da evlenmelerini istemiyor bence sebep bu ama onlar evliliğin aşkı öldürdüğünü söylüyor inanmıyorum ,hadi saf teyzem buna inanırda o koca koca okullar bitirmiş dört kere evlenmiş o adam buna inanmaz, amaan bana ne, mutlulular önemli olan bu.
Kocam benimle,tanışmasından dört gün sonra evlenmek istemişti.Kadını seviyorsa bir adam, saygı duyuyorsa, ona soyadını verir demişti.Bir aya varmadan verdi de...her şeyi verdi,balayımızı dünyanın dört bir yanında, bir masal tadında yaşadık,evimize döndüğümüzde tam altı aylık evliydik, inanabiliyormusunuz? Bana aldığı hediyeler için,iki set bavul aldık.Artık incik boncuklarımı ve gümüşlerimi kullanmamı istemiyordu bana zümrütler aldı asil bir kadını en iyi zümrüt ifade edermiş,gözlerimle aynı renkmiş...pek değil aslında, benim gözlerim daha açık ama hiç söylemedim, böyle saçma laf edecek densiz bir kadın değilim...o evde yokken gizli gizli boncuklarımı takıyorum çok şirinler ama görse çok kızar ben en iyisi onları yok edeyim,çok önce yapmam gerekirdi.Annesi de hep zümrüt takıyor onunkiler daha iri taşlı ,bir gün ağırlığını taşımayıp yere düşecek kadıncağız, zaten kara kuru...iyi ki benimkiler o kadar iri değil.Ama ilerde de, annesine karşı böyle saygılı olursam, onlarda benim olacakmış,buna hiç sevinmiyorum içim kararıyor zaten o kadını hiç sevmiyorum ,bana hep hamamböceğine bakar gibi bakıyor,sadece ablam kadar genç göründüğünü söyleyince yüzü hafifçe gevşiyor ama gülmüyor güler gibi oluyor hepsi bu...oysa benim anacığım kahkaha attı mı yan komşular duyardı ne şen kadındı ahh ah..bende hiç kahkaha atmıyorum çok ayıp dedi kocam.Zaten etrafta pek kahkaha atılacak bir şeyde yok.Alışveriş yapmak,davetlerde boy göstermek,sergilerde salınmak hiç eğlenceli değil,bunlar bir yana en fenası o süslenme seansları,bence hepsinden daha çirkin çıkıyorum, boyalı kukla gibi boyuyorlar,saçlarımı da abuk sabuk şekillere sokuyorlardı,artık sokacak bir şeyde kalmadı kulak hizamda kestiler geçenlerde...küt saçmış,bence beslemelere döndüm.Önemli değil nasılsa kocam beğendi çok modern olmuş dedi.O beğendi ya yeter...Yeter mi?Bu ben miyim?Beni çok özledim.Ben mutluyum,mutlu olmak için herşeyim var ama,peki niye yanaklarım sırılsıklam?Kapı çalıyor..off musibet hizmetçi sanki kapının önünde bekliyor,merdivenden ayak sesleri geliyor,kocam geldi, gözyaşlarımı görmemeli yoksa bana nankör der hiç itiraz etmedim şimdiye dek her isteğini yaptım ama bu gözyaşları var ya onlar çok adi beni dinlemiyor hay lanet hala akıyor...
e-mail'le geldi bana,uzun zamandır ilk kez ağladım,unuttuğum bir yaramı sızlattı...
TAS HIKAYESİ
Genç bir Yönetici,yeni Jaguarı içinde kurulmuş,biraz da hızlıca,bir
mahalleden geçiyordu.Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan
bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti.
Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana
kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı.Bunun yerine,yepyeni arabasının
yan kapısına büyükçe bir taş çarptı.Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın
fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.
Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı
gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı.Bunu yaparken
de bağırıyordu:
Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor?
O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği
yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım.
Neden yaptın bunu???"
Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi.
"Lütfen,amca,lütfen kızmayın.Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim,bilemedim.
Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı.Çocuk,gözlerinden
süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti.
"abim orada.Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu
kaldıramıyorum."
Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu :
"Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz?
Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.
Ne diyeceğini bilemez halde,genç yönetici boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya
çalıştı.Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu,cebinden
temiz ve ütülü mendilini çıkartıp,çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve
sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı.Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış
olan genç adam,abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun
ardından bakakaldı.
Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi.
Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama
adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi.
Oradaki izi,şu mesajı hiç unutmamak için sakladı :
Hiçbir zaman yaşamın içinden,seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin
taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.
Tanrı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur.
Bazen,onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa,bize taş fırlatmak zorunda kalır.