Arthur C.Clarke'ın yazdığı bir roman.
Ay'da çok küçük ve çok kaygan tozlardan oluşmuş kocaman bir deniz vardı.
Kocaman bir toz denizi. Orası apayrı bir dünyaydı.
Ve insanlar bu toz denizinde yolculuk yapabilmek için gemiler yapmışlar, Dünya'dan gelenlere turistik geziler düzenliyorlardı.
Bir keresinde tura çıkmış olan bir kruvazör içindeki yolcularla beraber bu toz denizinde 10 metre battı.
Tozun içinde kocaman bir gaz kabarcığı oluşmuştu, ve bu gaz kabarcığının yüzeye çıkıp kaybolması kruvazörün tam üstünden geçtiği zamana denk gelmişti.
Bu toz denizindeki gemilerin kaza yapması olanaksız gibi birşeydi ama bunu hiç beklemiyorlardı.
Gemi kaza yapmamıştı ama susuz deniz onlara bir süpriz yapmıştı.
Uçsuz bucaksız toz denizinin 10 metre derinine gömülmüş olan kruvazörün ve içindekilerin, hava, su ve yiyecekleri bitmeden ve de gemidekilerin, hiç beklenmeyen sorunlara, ( ısının yükselmesi, kirli havanın tahliye edilememesi gibi, zamanın daralması ) kurtarılması çalışmaları çok gerçekçi bilimsel verilerle yürütülüyordu.
Gerek yerlerinin tespiti, gerek kurtarma çalışmaları, gerekse de hayatta kalma çabaları uydurma olmayan gerçek bilimsel verilere göre yürütüldü, veya anlatıldı.
İnsan o öyküyü okurken sanki fen bilgisi kitabı okur gibiydi.
Kurtarma çalışmalarının çok gerçekçi olması öyküyü keyifli bir hale getirdi.
Bilimkurgu yazarları içinde bilimsel verilere uygun hareket etme konusunda Asimov da çok dikkatlidir.
Isaac Asimov ( Rusya Doğumlu, ABD'li yazar ) 1920-1992
Kendi derlemiş olduğu Güneş Sistemi Öyküleri adlı kitabında bu kaygısı belirgin bir biçimde görülür.
Onun "Ben Robot" adlı kitabı ve de Dünya'ya çok meşhur olmuş olan "Üç Robot Yasası" çok meşhurdur.
Ama bazen öyle şeyler anlatır ki, acaba çizginin dışına mı çıkıyor diye düşünüyor insan.
Düşünce okuyan, insanları düşünce gücüyle uzaktan yönlendiren insanlar falan. )
Ama ben Asimov'un robot tasarımlarını her zaman sevmişimdir, bazı felsefi yaklaşımlarına katılmasam bile.
Asimov'un büyük ölçüde materyalist düşünce biçimini benimsediğini düşünüyorum.
"İmparatorluk" adlı romanında Psikotarih bilgini Hari Seldon öykünün sonunda yirmi küsür yıldır aynı yatağı paylaştığı karısının aslında onu korumakla görevli bir robot olduğunu öğrenir.
Bunu kendisini korumak isteyen karısının bir manyetik alana maruz kalmasıyla öğrenir.
Aslında bir robot olduğunu öğrendiği karısını, onu kaybettikten sonra yine de özler.
Burada asıl felsefi sorun Hari Seldon'un dokunduğu kişinin bir fabrikada üretilmiş olması değildir. Kusursuz bir taklitti.
Bence asıl sorun şudur.
Hari Seldon yanlız olmadığını zannettiği saatlerde,
yanlız mıydı ?
yanlız değil miydi ?
Kanatim odur ki,
Asimov'a göre yanlız değildi.
Bence yanlızdı.
O bilginin geceleri yatağında karısına sarılmasının bir daktilo makinasına sarılmaktan bir farkı yoktu.
Çünkü sarıldığı nesne veya robot, tıpkı daktilo makinası gibi varolduğunun farkında bile olmayan bir varlıktır.
Hari Seldon varolduğunun farkında bile olmayan bir nesneye sarılıp yatıyordu. Onunla sohbet ediyordu.
Düşündükçe insanın tüyleri ürperiyor.
Bu bir teknolojik olanaksızlık değil, kuramsal bir olanaksızlıktır.
Hani varolduğunun farkında olan bir nesne olsa ben bile bunu kabullenebilirim.
İster bir insanın içinde, isterse bir fabrikanın üretim bandında şekillenmiş olsun sonuçta varolduğunun farkında olan bir nesne,
bakır kablo ve civatalardan oluşmuş olsa bile,
yaşayan bir varlıktır.
Yasalar karşısında hakları olur.
Belki ölümden bile korkar.
Asimov'un romanları sadece kuru bilimsel verilerle dolu bir öykü değildir. İnsan unsurunu ustalıkla işler. Onun öykülerinde sevgi ve duygu unsurları da her zaman yerini alır.
Bu açıdan benim en çok ilgimi çeken durum Hari Seldon'un bir Robot olduğunu öğrendiği karısını kaybettikten sonra da özlemesidir.
Aslında karısının durumundan şüphelenmiş ama üzerinde durmamıştı.
Çok sevmiş olmama rağmen Materyalist düşünce sistemini tam olarak benimsemiş olsaydım ben de üzerinde durmazdım.
Her robot öyle olacak diye bir kural yok, bu bir teknoloji sorunu,
ama dediğim gibi,
Varolduğunun farkında olan bir nesne,
bakır kablo ve civatalardan bile oluşmuş olsa
yaşayan bir varlıktır.
Yasalar karşısında hakları olur.
Tıpkı bizim gibi.
Üstelik Hari Seldon'un karısı bakır kablo ve civatalardan çok daha öte ileri bir teknolojinin ürünüydü.
Bir bilgini kandıracak kadar kusursuz bir taklit.
Bir varlık yaşıyorsa,
onun bededinin nerede üretildiği pek de önemsizdir.
Yaşam gerçekten de çok ilginç bir şeydir.
Henüz sırları çözülememiş bir şey.
Halbu ki her sabah aynada gördüğümüz bir şey.
Bizim dışımızda bir şey değil.
Bize böylesine yakın,
anlayışımıza böylesine uzak.
Asimov'u severim ama evren görüşlerimiz biraz değişik.
Yine de üstadın kişiliği ve evrenle ilgili görüşleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımı söylemeliyim.
Kendisi hakkındaki görüşlerim sadece okuduğum öykü ve romanlarından kaynaklanıyor.
Rus asıllı ABD'li bu bilimkurgu yazarını 1992'de 72 yaşında kaybettik.
Mekanı cennet olsun.