YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum SANAT FORUMU

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

Fantazi edebiyatla bilimgurgu edebiyatın kalın çizgilerle ayrılması gerekiyor.

May 6 2003 at 11:19 AM
Öğrenci  (Login 1Ogrenci)
from IP address 195.142.22.2


Eskiden ne güzel bilimkurgu vardı.

İçini açınca bilim denen şeyler bulunurdu.

Robotlar, uzay, ışın tabancaları, gezegenler falan.

Şimdi bilimgurdu diye bizlere,

içinde büyücüler, süpürgeli cadılar falan olan kitapları satıyorlar.

Fantazi edebiyatın içinde ne ararsan vardır,

ama bilimgurgunun içinde bilim vardır.

Canının istediği herşeyi öykünün içine koyamazsın,

Yani ayakların yere basmak zorundadır.

Fantazi edebiyatın bilimgurgu edebiyata zarar vermeye başladığını düşünüyorum.

Ayrı dünyalar olduğu zannedilen sanat ile bilimin buluştuğu bu edebiyat alanının korunması,
fantazi ile bilimkurgu edebiyatın kalın çizgilerle acilen ayrılması, gerekiyor.

Kitapçılarda fantazi edebiyat ürünleriyle bilimkurgu edebiyat ürünlerini yan yana koymasınlar.

Jules Verne ustanın kemiklerini sızlatmayalım.

 
 Respond to this message   
AuthorReply
Öğrenci
(Login 1Ogrenci)
195.142.22.2

.

May 6 2003, 11:32 AM 

Fantazi edebiyat,

" Alis harikalar diyarında "


"Alaadin'in sihirli lambası "

gibi bir şeydir.

Böyle öykülere nasıl bilimkurgu denilebilir ki ?

Fantazi edebiyat eski çağlardaki masal anlatma geleneğinin yeniden canlandırılmasından başka bir şey değildir.

Tamam çok güzel masal anlatıyorlar,

ama bunlara bilimkurgu demek gibi bir yanlışı yapmamak gerekir.

 
 Respond to this message   
Öğrenci
(Login 1Ogrenci)
195.142.22.2

.

May 6 2003, 11:45 AM 


Hayır, büyükler için mesele değil de, çocuklarda bilime biraz ilgi ve merak varsa, o da kaybolacak.

Düşünsenize,

Bir çocuğa okuması için bilimkurgu diye bir kitap veriyorsunuz.

Çocuk öykünün içinde, büyücüler, süpürgeli cadılar falan buluyor.

Ne bu ?

Bilimkurgu.

Şimdi bu çocuktan bilime ilgi ve merak bekle.

 
 Respond to this message   

(Login chirqin)
213.153.151.188

Sevgili Öğrenci

May 6 2003, 12:43 PM 

Kitaplardansa, görsellik ön planda artık çocuklarda
ve bilimkurgu benzeri şeyleri çizgifilm olarak izliyorlar
Kitaplarda ne yazık ki buna yer yok..
belkide artık, yazarlar bilimin penceresinin sınırsızlığından korkar oldu..
Şu an X-men ' ler ve mutantlar onların dünyasını dolduruyor..
Büyücülüğüde hoş bir olay olarak görüyorlar..
heves bile ediyorlar..


 
 Respond to this message   
Öğrenci
(Login 1Ogrenci)
195.142.22.2

Re: Fantazi edebiyatla bilimgurgu edebiyatın kalın çizgilerle ayrılması gerekiyor.

May 6 2003, 2:55 PM 

Benim asıl vurgulamak istediğim konu sevgili Saka, sınıflandırma sorunudur.

İster kitap, ister film olsun bilimkurgu sanat ürünleri fantazi sanat ürünleriyle karıştırılmamalı, araları kalın çizgilerle ayrılmalıdır.

Ben İngiliz bilimkurgularına ayrı bir ilgi duyarım.

Amerikalılar daha çok uzayla ilgilenirken, İngilizler Biyoloji'ye de özel bir ilgi gösterirler.

19. yy. karanlık Londra soskakları, atlı arabalar, silindir şapkalı ve siyah pelerinli adamlar, gecenin karanlığında bir binanın bodrum katında gaz lambalarıyla aydınlanan bir odada, merakını yenemeyen bir bilim adamı sonucunun nereye varacağını bilemediği biyoloji deneyleri yapmaktadır.


Mary W. Shelley, Londra doğumlu, ( 1797-1851 )




Bu güzel hamım, 1818 ' de " Frankenstein " adlı eseri yazdı.

Sonra defalarca filmi de yapıldı.




H.G.Wells , Londra doğumlu, ( 1866 - 1946 )




Wells 1896'da " Dr.Moreau'nun Adası " ' nı yazdı.

Bu da defalarca filme çekildi.

Bu filmler bilimkurgu sanat ürünleridir. İçlerinde bilim vardır. Bilimsel çalışmalar vardır.

Ama " Yüzüklerin Efendisi " böyle bir eser değildir. Onun içinde bilim yoktur. O bir Fantazi sanat ürünüdür.

Bu ikisi ayrılmalıdır.

Fantazi sanat ürünleri de çok gereklidir ve olmalıdır. ( En azından çocukların hayalgücünü geliştirir. )

Ama bunlar Bilimkurgu sanat ürünleri olarak nitelendirilmemeli diye düşünüyorum.

Hepsini yeri ayrı.

Ayrı ayrı olurlarsa lezzetlerini korurlar. Ama aynı kaba koyup karıştırmaya kalkarsak, ikisine de yazık ederiz diye düşünüyorum.

Hatta en çok Bilimkurgu'ya yazık ederiz,
Çünkü bilimkurgu'yu fantazi diye sunabiliriz belki, ama tam tersini değil.

Fantazi asla bilimkurgu olamaz.

 
 Respond to this message   
knz
(Login KaNeZe)
195.174.100.178

Re: Fantazi edebiyatla bilimgurgu edebiyatın kalın çizgilerle ayrılması gerekiyor.

May 7 2003, 8:22 PM 

arthur clarke mesela romanlarınında gerçek fiziksel veriler kullanmış. hikayenin adını unuttum,ay yörüngesinde arızalan bir mekiğin dünyaya geri dönüşünde verdiği bitin bilgiler, öyle bir problemin çözümünde tam oturuyor.

Jules VERNE hem çok insancıl , hem sosyal yönden
hem de bilimsel açıdan. yaptığı hatalar ise gravitasyonla ilgili bilgilerimizi sorgulamaıza sebep oluyor.

dünyaya dışardan bakıyorsun.
önyargılarınla karşı karşıyasın.
hangi edebiyet bu kadar sorgulama imkanına sahip ki ?

fantastik edebiyat masal dediğin gibi.
masal bizi oyalar.
Fakat biz hayallerimizin gerçeğe yakın olmasını isteriz.
bir nevi ölümsüzlüklük düşüdür.
200 yıl sonra hepimiz ölmüş olacağız.
ama 200 yıl sonrasına yaklaşabilen, ayakları yere basan bir bilimkurgu ile o yıllara ulaşabiliriz

 
 Respond to this message   
Öğrenci
(Login 1Ogrenci)
195.142.22.2

Susuz Deniz

May 12 2003, 12:08 PM 

Arthur C.Clarke'ın yazdığı bir roman.

Ay'da çok küçük ve çok kaygan tozlardan oluşmuş kocaman bir deniz vardı.

Kocaman bir toz denizi. Orası apayrı bir dünyaydı.

Ve insanlar bu toz denizinde yolculuk yapabilmek için gemiler yapmışlar, Dünya'dan gelenlere turistik geziler düzenliyorlardı.

Bir keresinde tura çıkmış olan bir kruvazör içindeki yolcularla beraber bu toz denizinde 10 metre battı.

Tozun içinde kocaman bir gaz kabarcığı oluşmuştu, ve bu gaz kabarcığının yüzeye çıkıp kaybolması kruvazörün tam üstünden geçtiği zamana denk gelmişti.

Bu toz denizindeki gemilerin kaza yapması olanaksız gibi birşeydi ama bunu hiç beklemiyorlardı.
Gemi kaza yapmamıştı ama susuz deniz onlara bir süpriz yapmıştı.

Uçsuz bucaksız toz denizinin 10 metre derinine gömülmüş olan kruvazörün ve içindekilerin, hava, su ve yiyecekleri bitmeden ve de gemidekilerin, hiç beklenmeyen sorunlara, ( ısının yükselmesi, kirli havanın tahliye edilememesi gibi, zamanın daralması ) kurtarılması çalışmaları çok gerçekçi bilimsel verilerle yürütülüyordu.

Gerek yerlerinin tespiti, gerek kurtarma çalışmaları, gerekse de hayatta kalma çabaları uydurma olmayan gerçek bilimsel verilere göre yürütüldü, veya anlatıldı.

İnsan o öyküyü okurken sanki fen bilgisi kitabı okur gibiydi.

Kurtarma çalışmalarının çok gerçekçi olması öyküyü keyifli bir hale getirdi.

Bilimkurgu yazarları içinde bilimsel verilere uygun hareket etme konusunda Asimov da çok dikkatlidir.

Isaac Asimov ( Rusya Doğumlu, ABD'li yazar ) 1920-1992




Kendi derlemiş olduğu Güneş Sistemi Öyküleri adlı kitabında bu kaygısı belirgin bir biçimde görülür.

Onun "Ben Robot" adlı kitabı ve de Dünya'ya çok meşhur olmuş olan "Üç Robot Yasası" çok meşhurdur.

Ama bazen öyle şeyler anlatır ki, acaba çizginin dışına mı çıkıyor diye düşünüyor insan.
Düşünce okuyan, insanları düşünce gücüyle uzaktan yönlendiren insanlar falan. )

Ama ben Asimov'un robot tasarımlarını her zaman sevmişimdir, bazı felsefi yaklaşımlarına katılmasam bile.

Asimov'un büyük ölçüde materyalist düşünce biçimini benimsediğini düşünüyorum.

"İmparatorluk" adlı romanında Psikotarih bilgini Hari Seldon öykünün sonunda yirmi küsür yıldır aynı yatağı paylaştığı karısının aslında onu korumakla görevli bir robot olduğunu öğrenir.

Bunu kendisini korumak isteyen karısının bir manyetik alana maruz kalmasıyla öğrenir.

Aslında bir robot olduğunu öğrendiği karısını, onu kaybettikten sonra yine de özler.

Burada asıl felsefi sorun Hari Seldon'un dokunduğu kişinin bir fabrikada üretilmiş olması değildir. Kusursuz bir taklitti.

Bence asıl sorun şudur.

Hari Seldon yanlız olmadığını zannettiği saatlerde,

yanlız mıydı ?

yanlız değil miydi ?

Kanatim odur ki,

Asimov'a göre yanlız değildi.

Bence yanlızdı.

O bilginin geceleri yatağında karısına sarılmasının bir daktilo makinasına sarılmaktan bir farkı yoktu.

Çünkü sarıldığı nesne veya robot, tıpkı daktilo makinası gibi varolduğunun farkında bile olmayan bir varlıktır.

Hari Seldon varolduğunun farkında bile olmayan bir nesneye sarılıp yatıyordu. Onunla sohbet ediyordu.

Düşündükçe insanın tüyleri ürperiyor.

Bu bir teknolojik olanaksızlık değil, kuramsal bir olanaksızlıktır.

Hani varolduğunun farkında olan bir nesne olsa ben bile bunu kabullenebilirim.

İster bir insanın içinde, isterse bir fabrikanın üretim bandında şekillenmiş olsun sonuçta varolduğunun farkında olan bir nesne,

bakır kablo ve civatalardan oluşmuş olsa bile,

yaşayan bir varlıktır.

Yasalar karşısında hakları olur.

Belki ölümden bile korkar.

Asimov'un romanları sadece kuru bilimsel verilerle dolu bir öykü değildir. İnsan unsurunu ustalıkla işler. Onun öykülerinde sevgi ve duygu unsurları da her zaman yerini alır.
Bu açıdan benim en çok ilgimi çeken durum Hari Seldon'un bir Robot olduğunu öğrendiği karısını kaybettikten sonra da özlemesidir.
Aslında karısının durumundan şüphelenmiş ama üzerinde durmamıştı.

Çok sevmiş olmama rağmen Materyalist düşünce sistemini tam olarak benimsemiş olsaydım ben de üzerinde durmazdım.


Her robot öyle olacak diye bir kural yok, bu bir teknoloji sorunu,

ama dediğim gibi,

Varolduğunun farkında olan bir nesne,

bakır kablo ve civatalardan bile oluşmuş olsa

yaşayan bir varlıktır.

Yasalar karşısında hakları olur.

Tıpkı bizim gibi.

Üstelik Hari Seldon'un karısı bakır kablo ve civatalardan çok daha öte ileri bir teknolojinin ürünüydü.

Bir bilgini kandıracak kadar kusursuz bir taklit.

Bir varlık yaşıyorsa,
onun bededinin nerede üretildiği pek de önemsizdir.

Yaşam gerçekten de çok ilginç bir şeydir.

Henüz sırları çözülememiş bir şey.

Halbu ki her sabah aynada gördüğümüz bir şey.

Bizim dışımızda bir şey değil.

Bize böylesine yakın,

anlayışımıza böylesine uzak.

Asimov'u severim ama evren görüşlerimiz biraz değişik.

Yine de üstadın kişiliği ve evrenle ilgili görüşleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımı söylemeliyim.
Kendisi hakkındaki görüşlerim sadece okuduğum öykü ve romanlarından kaynaklanıyor.

Rus asıllı ABD'li bu bilimkurgu yazarını 1992'de 72 yaşında kaybettik.

Mekanı cennet olsun.

 
 Respond to this message   
saka
(Login chirqin)
213.153.187.65

Re: Fantazi edebiyatla bilimgurgu edebiyatın kalın çizgilerle ayrılması gerekiyor.

May 16 2003, 10:30 AM 

Matriks hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hem felsefesi açısından..
Hem de bilimkurgu açısından?

 
 Respond to this message   
Wicked
(Login VVicked)
195.174.34.224

Kimse Bilim Kurgu ve Fantezi ayni turdur demedi ki

May 19 2003, 1:49 PM 

Bu tarz kitaplari okuyan insanlarin genelde her iki ture de eylimleri oldugu icin iki tarz kitabi da ayni rafa koyuyorlar. Tum olay bundan ibaret

 
 Respond to this message   
Öğrenci
(Login 1Ogrenci)
195.142.22.2

Matriks filmlerini seyretmedim.

May 23 2003, 5:12 PM 

Ama o kadar çok reklamı ve yorumu yapıldı ki, biraz izlenimim var. Galiba sanal gerçeklik gibi konuları işliyorlar.
Ama seyretmediğim için kesin bir şey söyleyemem.


Stanislaw Lem , 1921 - Polanya doğumlu,



Solaris adlı acayip gezegen bu adamın kafasının içinden çıkmıştı.

Biryerde şunları okumuştum.

---

Sibernetik uzmanı ve bilimkurgu yazarı Stanislav Lem, "Yıldız Güncesi" adlı öykü kitabında bir mucitten söz eder.
Bu mucidin evinin altındaki laboratuarda, yavaşça ve sürekli olarak dönen bir varile sayısız kablolarla bağlı 12 adet kutu vardır.
Mucit, ziyaretine gelen yeğenine gördüğü mekanik kutuların her birinde bir insanın yaşadığını söyler.

"Nasıl olur"

diyen şaşkın yeğenine açıklamaya başlar:

"Varil, " kutu - insanlar " 'ın kendi dünyalarında algıladığı bilgileri gönderiyor. Zaten algıladığımız dünya, beyinde belirli noktaların hafif bir elektrik akımıyla uyarılması değil midir?
Ben senin beyninde gül kokusu için oluşturulan noktayı uyarsam, ortada gül olmadığı halde gül kokusu aldığını sanırsın.
Kutularımdaki insanlar da öyle.
Dönen varilden, onlara kendi dünyaları için gerekli tüm bilgiler ulaşıyor.
Her biri ayrı bir kişi; başka insanlarla konuşuyor, dünyasında gökyüzünü görüyor, gerektiğinde acı çekiyor ya da aşık olabiliyor.
Dünyaları tıpkı bizimki kadar gerçek.
İçlerinden biri öğretmen. Hatta bir papaz bile var..."

Mucidin en sevdiği " kutu - insan " ise kendi dünyasının delisi.
Israrla herkese, kendilerinin yaşamadığını, gerçekte birer kutu olduklarını ve birisinin onları varetmek için gerekli algıları gönderdiğini anlatmaya çalışıyor.

-----------

İşte bu yazıyı okuduktan sonra konu ilgimi çekti.

Bu romanı okumayı düşünüyorum.

Her ne kadar elektronik ortamda bir yaşam varetmenin kuramsal açıdan olanaksız olduğuna inansam da,

bu benim bir romanı keyifle okumama engel değildir.

Üstelik kutuların içine çıplak insan beyinleri yerleştirmiş olsaydık, onlara bir sürü kablo bağlayarak yapay bir yaşam sağlayabileceğimize inanıyorum.

Kuramsal açıdan mümkün.

Tek sorunumuz teknoloji.

Belki gelecekte mahkumları bu halde muhafaza ederiz.

Çıplak bir beyin haline koymasak bile, onları karanlık bir odaya kapatarak bir makina yardımıyla yapay bir yaşamın içinde oyalayabiliriz.

Kalan ömürlerini o makinaya bağlı olarak bize göre uykuda, kendilerine göre kocaman bir dünyada geçirirler. Şikayetçi olacaklarını sanmıyorum.
Sorunsuz cezaevleri.

------------------------------------------

Bilimkurgu ve Fantazi sanat ürünlerine ilgi duyan insanların genelde her iki türe de ilgi duyduğu, ve kitapçıların her iki kitabı da bunun için aynı rafa koydukları doğruluk olasılığı yüksek bir tahmin.

Ama ben yine de bunun öyle görünmesine rağmen masum bir uygulama olmadığını düşünüyorum.

Gerçekte işledikleri konular birbirlerinden çok değişikt.

İkisi de apayrı dünyalar.

Ve de sakıncayı doğudan nokta, birbirlerinden çok ayrı olan bu alanların çok kolay bir şekilde birbirleriyle etkileşime girmeye yatkın olmaları.

Bu iki türün işlediği konuların okuyucuların düşüncelerinde karışmaya başladığını bile düşünüyorum.

Sonra bu sanat ürünlerinin raflarda karıştığını gördük.

Bir gün ürünlerin içleri de karışmaya başlayabilir.

İçleri karışırsa,
sihirler ve bilimsel deneyler,
büyücüler ve bilim adamları,

aynı öyküde yer almaya başlarlarsa,

belki fantaziye bir şey olmaz ama,

bilimkurgu çok zarar görebilir.

Ayırmak gerektiğini düşünüyorum.

Bunlar yan yana gelmemeli, kolayca tepkimeye girip birbirlerini etkileyebilirler.

Hem ben yemekleri karıştırarak yemeyi sevmeyen bir insanım.

Ayrı ayrı olunca, her iki yemek de kendilerine özgü tadlarıyla çok güzeller.

Karıştırınca ikisinin tadı da kaçıyor. Ne ona benziyor, ne buna.

Her şey kendi başına bir başka güzellikte oluyor.

Kendi lezzetleriyle varolup yaşamayı öğrensinler.

Belki pilav üstü kurufasulye bir istisna olabilir. Ama ben çoğunlukla onları da karıştırmayı sevmem.

 
 Respond to this message   

(Login dandanakan)
213.243.30.5

Re: Fantazi edebiyatla bilimgurgu edebiyatın kalın çizgilerle ayrılması gerekiyor.

May 27 2003, 10:21 AM 

Sevgili Forum sakinleri
alakasız bir metni buraya asmıştım
Çok özür dilerim
Tavanarasına taşındığı için teşekkürler.
Bir daha böyle bir hata yapmayacağım.
Ben salak mıyım?


    
This message has been edited by chirqin from IP address 213.153.188.92 on May 27, 2003 11:26 AM


 
 Respond to this message   
Current Topic - Fantazi edebiyatla bilimgurgu edebiyatın kalın çizgilerle ayrılması gerekiyor.
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2009

rss