Öğrenci (Login 1Ogrenci) from IP address 195.142.22.2
Bazı şeylerin ne derece önem taşıdığını anlamak için kullanılan etkili bir yöntemdir.
Bu şeyleri ortadan kaldırırız, yok farzederiz. Sonra geride ne kaldığına bakarız.
Ne kadar eksiklik veya aksaklık ortaya çıkmışsa o kadar değerli veya değersiz olduğuna hükmedilmeye çalışılır.
Bu kural birçok alanda uygulanabilir.
Örneğin ben insan toplumunda öykü anlatıcılığının değerini merak ettim.
Veeeeeeeeee
Öykü anlatıcılığını insanlık tarihinden çıkartıp attım.
İnsanlara öykü anlatmak diye bir şey yok artık.
Bakalım insan toplumundan neler eksilmiş.
Bir düşünelim.
Hımmmmmm,
Geceleri ateşin etrafında toplanan insanlara öyküler anlatan yaşlı amcalar yok artık.
Artık halk arasında nesilden nesile, dilden dile anlatılan destanlar yok.
“ Çok eski zamanlarda..........” diye başlayan söylenceler yok.
Roman yok. Kimse yazmıyor.
Öykü yok. Kimse yazmıyor.
Masal yok, Bu durumda Keloğlan’ın cinlikleri de yok. Ne büyük üzüntü.
Ama kötü kalpli üvey anne ve kahkalarının hiç sevemediğim cadı karakterleri de yok. Ne mutlu bana.
Sinema yok. Kimse film çekmiyor. Zaten artist de yok. Tıpkı salon olmadığı gibi.
Tiyatro yok. Tabi oyuncu da yok. Işık ekibi olmadığı gibi.
Bale yok. Tabi balerin de yok.
Opera yok. Tabi bunlar niye bağırıyor diyen insanlar da yok.
TV’de sinema keyfi yok. Diziler yok. TV’ler için ne büyük reklam kaybı.
Bunca insanı TV’lerin başına saatlerce nasıl bağlayacaklar. Yoksa kimse reklam vermez.
İçinde öykü olan reklamlar da yok. Reklamcıların işi zor. Artık yaratıcılıklarını zorlamaları lazım.
Ama bir öykü olmadan yaratıcı reklam oluşturulabilir mi ?
Ben insan aklına güvenirim. Reklamcılar bir çıkış noktası bulacaklardır.
Başka ne olmaz, bir düşünelim.
Hııımmmmmmmm........
Buldum,........
Olmayan sanatçılara ne mutlu, bunları eleştirecek eleştirmen de yok.
Yeni aklıma geldi,
Öykü anlatıcılığı olmayınca,
Tarih Bilimi varolmaya devam eder mi. ? ( ciddiyim. )
İlk aşamada aklıma gelenleri yazdım.
Bu öykü anlatıcılığı ne acayip bir şeymiş böyle,
Herşeyin içine karışan temel bir yapı maddesi gibi. Sanki çimento.
Bir çekiyim dedim.
Nerdeyse bina çökecek sandım.
Aklıma resimler geliyor.
Resimler öykü anlatır mı ?
Ressamlar öykü anlatıcısı sayılır mı ? ( bunda da ciddiyim. )
eskiden bööle akşamleyin kahvehanelerde ya da başka mekanlarda insanlar toplaşırlar, bir anlatıcı olur, öyküler anlatır diye.o da günümüzde kalmadı artık diyordu...heredot cevdeti de tek geçiyordu laf arasında...günümüzdeki temsilcisi diye...
bi de babamların köyde avşar dede varmış.kurtuluş savaşında haberciymiş...at üstünde nasıl haber taşıdığını falan anlatırmış..."ardımızdan kurşun sesleri:grav grav grav grav grav..."babam derdi ki adam sadece anlatmaz o aanı tekrar tekrar yaşarmış da...
keşke ömrü olaymış da ben de dinleyebilseymişim.ya da babamın da öyle bir yeteneği olsaymış.ondan bana aktarırdı.
tarih hocam da iki haftada bir hep konuyla ilgili efsanelerden, söylentilerden örnekler verirdi.artık tarih dersi yok.sayısal öğrencisiyim ama en sevdiğim ders tarihtir benim.nerden nereye geldim dağıttım ortalığı yine...
neyse..
bahsettigin hikayeler bu cografyanin degil.
ama benim diyecegim aslinda bu da degil:)
resimler nerde diye soruyorsun ya..
iste ona cevap verecektim.
musa ile hizir'in yolculugunun resmini gordum ben.
cam alti resimlerini bilir misin?
simdilerde olmus bir teknik bu.
yok artik cam alti ustalari.
e babil kulesi de yok oyle degil mi?