Daha doğrusu sanat,sanatçı içindir.Sanatçı kendini tatmin için birşeyler üretir.Ürettiği şey tamamıyle onundur,onu yansıtır,onu gururlandırır.Başkalarının eserini takdir etmesi veya beğenmesi onun umurunda bile değildir.
Ve bu da gayet doğaldır.Çünkü her duygu biraz bencilcedir.İnsan severken bile öncelikli olarak kendini iyi hissetmeyi amaçlar.
Sanat toplum için değildir,Sanat sanatçının kendi için ürettiğidir.Beğenirseniz alırsınız,beğenmezseniz almazsınız.Önemsemez.
Sanattan söz etmek, onun kendisi için mi yoksa toplum için mi olduğunu tartışmak değildir. Bu miyadını doldurmuş ve sanatı içinde ürediği toplumdan ayıran, bir bakış açısıdır. Bu "köyde mi yoksa şehirde mi yaşamayı isterdiniz, anlatın" türünden bir kompozizyon konusundan farksız bir usluptur.
Sanata, kim için olduğu yolunda düşünerek yaklaşılan bir yerde tabii ki ilgi de az olur.
BENCE SANAT ENINDE SONUNDA BUTUN INSANLIGA AIT BIR YARATICILIKTIR..
May 3 2001, 12:04 AM
Sevgili Mavi;
Sanatin sanat icin olmasi ile, sanatin sanatci icin olmasi arasinda onemli bir fark vardir.. Sanati sanat icin yaptiginiz an, onu sinirliyorsunuz demektir.. Ona limit koyuyorsunuz, sanati sanat cercevesinde tanimliyorsunuz ve o kati cercevenin disina cikmasina izin vermiyorsunuz, demektir.. O cumlenin, "yalniz sanattan anlayanlarin sanatla ugrasmasi gerekir" seklinde bir anlami vardir.. Cok sukur ki siz oyle baslamissiniz ama, oyle devam etmemissiniz..
Sanat sanatci icindir, demissiniz. Bunda ben sizinle hemfikirim.. Ancak, sanatcinin kendi yapitlarini sevmesi, sanatinin insanliga ait olmadigi anlamina gelmez...
Iletinizde bakin daha neler soylemissiniz sanat hakkinda..
"Sanat toplum için degildir,Sanat sanatçinin kendi için ürettigidir.Begenirseniz alirsiniz,begenmezseniz almazsiniz.Önemsemez."
Aslinda bu ifadenize de itiraz edemiyorum.. eger toplum terimini bir grup insan icin kullandiysaniz.. Ben sanat eserleri insanliga ait bir hazinedir demistim.. Butun insanliga.. Cunku sanat insan olmanin urunudur.. Herhangi bir toplumun degil.. Butun insanligin.. Anadolu Medeniyetleri Muzesini gezerken bunu kemiklerinizde hissediyorsunuz. Bundan 7000 yil once, neolitik donemde yasamis insanlarin yarattigi o ilginc, ilkel insan motifleri, o kaba altin kolyeler, o deri uzerine islenmis geyik motifleri, taslara islenmis ve zamanin yasamini, kadin ve erkeklerini, ask ve ihtiraslarini,savaslarini ve her turlu ugrasilarini dile getirmeye calisan kabartmalar, insanin tuylerini urpertmeye yetiyor.. Onlarin bizlere (yani insanliga) ait olmadigini, yalniz onlari yaratan sanatkarlara ait oldugunu nasil soyleyebilirsiniz? Anadolu Medeniyetleri Muzesi'ni, imtiyazlandirildigim video kameram ile gezerken karsilastigim Alman Turistlerin saskiligini ve bu inanilmaz medeniyete karsi duyduklari hayranligini hala unutamam..
Eti medeniyetinin 3500 yil once yok oldugunu biliyoruz.. Aslinda bir anda yok olmadilar. Etkileri giderek azaldi ve kendilerinden sonra gelen medeniyetlerin yapisina karisarak kaybolup gittiler.. Cogumuzun degilse bile, en azinda bazilarimizin Eti geni tasidigina inaniyorum.. Hatta yalniz genlerini degil, bazi gelenekleri de tasidigimizdan eminim..
Selamlar, hurmetler
Haci
Tabi ki sanatın evrenselliğini ve yaratıldığı çağdan sonra gelen insanlara bir yol gösterici olduğunu kabul ediyorum.(En azından o günkü yaşantı hakkında bilgi vermesi açısından).Bizler gibi birçok insanın o kabartmaları ve eserleri izlerken zevk aldığını hatta mutluluk duyduğunu da kabulediyorum.
Eminim bunu sanatçılarda kabul ediyordur.Hatta eserlerinin bütün bir insanlığın ürünü olarak görülmesi de O'nu mutlu eder.
Ama O'nu ençok mutlu eden bir eseri ortaya çıkarırken çektiği ızdıraba yakın ilham ve eserini tamamladığında aldığı büyük hazdır.
Geçen sene Antalya'nın kale içinden denize doğru inerken bir ressamın atölyesi çıktı karşımıza.İçeri girdik her taraf resimlerle dolu.Ama bir tanesi vardı ki hayatımda gördüğüm en güzel denizdi.
Resimi görünce hemen ressamı aradı gözlerim benim hayranlıkla bakmam O'nu mutlu etmişti ama O benden çok resmine bakıyordu gözlerinde ışıltılarla.
Onu sevgileriyle başbaşa bırakıp çıktık.
Sevgili Haci..
Size katılmıyorum soru.Ne demek tartışmayalım.İnsana ait her duyguyu ve düşünceyi tartışırken..Sanatçının eserini kendisini tatmin için yapması mı yanlış ve tartışılmaz.Yoksa toplumsal bir konu olmadı mı?
kim dedi yaw mavi tartışmayalım diye?
dikkat edersen, çok gerekli olduğuna inandığım bir kuramsal çerçeve, ama herhangi bir kuramsal çerçeve çizilmesi gerektiğinden söz ediyorum.
Sanatı sanat ,için mi toplum için mi diye sorarak tartışmak mümkün değildir, bu sanat denen şeye de uymaz diyorum o kadar
:))
SANATKARIN DEGERINI HALK SAPTAR.. SANATKARIN KENDI DEGIL......
May 3 2001, 7:13 PM
Dogrusunu isterseniz ben Mavi'nin neden benim dusuncelerime katilmadigini anlayabilmis degilim. Ben farkli bir sey soylemiyorum ki.. veya Mavi'nin farkli bir yaklasimi yok ki.. Mavi de sanatcinin eseri satilabilir diyor.. ben de.. Bakin Mavi once neler demisti bu konuda...
------------------------------------------
Sanat toplum için degildir,Sanat sanatçinin kendi için ürettigidir.Begenirseniz alirsiniz,begenmezseniz almazsiniz.Önemsemez...
------------------------------------------------
Yukardaki cumlede gordugunuz gibi sanatcinin eserini satabilecegini ama sanatin toplum icin olmadigini soylemisti.. Peki daha sonra neler demisti... Goruslerini degistirmis ve sanatin evrenselliginden bahsetmisti...
-------------------------------------------------
Tabi ki sanatin evrenselligini ve yaratildigi çagdan sonra gelen insanlara bir yol gösterici oldugunu kabul ediyorum.(En azindan o günkü yasanti hakkinda bilgi
vermesi açisindan).Bizler gibi birçok insanin o kabartmalari ve eserleri izlerken zevk aldigini hatta mutluluk duydugunu da kabulediyorum
-----------------------------------------------
Ben ne demistim bu konuda...
BENCE SANAT ENINDE SONUNDA BUTUN INSANLIGA AIT BIR
YARATICILIKTIR...
Goruyorsunuz, ayni seyleri soylemisiz..
Acaba diyorum Mavi bana neden itiraz ediyor?
Evet, galiba sonunda buldum Mavi'nin neye itiraz ettigini.. Benim musabakalarda sanat bazi uzmanlar ve juriler tarafindan degerlendirilebilir iddiami begenmiyor ve ona itiraz ediyor.. Bakin ne diyor bu konuda Mavi kardes...
------------------------------------------
Buna da katilmam imkansiz hayatinda bir tek eser yaratamamis adam nasil olurda sanatçinin tüm benligi ile ürettigi eserini siniflandirmaya tabi tutabilir.
----------------------------------------------
Bu konuda Mavi'ye de ben katilmiyorum. Sanati eninde sonunda bu konuda egitimi olmayan halk degerlendirecektir.. Musabakalarda uzmanlardan olusan juriler birinciyi ilan eder.. Halk ise uzman olmadigi halde, bu konuda son sozu soyler.. Ister begenin, iste begenmeyin, son soz o cahil halkin hakkidir.. Bir sanatcinin degerini halk saptar..
Well put MGK, excellent.....
Bir dusunce bundan daha guzel belirtilemezdi.. Sanatkarca belirttin kendini.. Hem de karsiliginda para bile beklemeden..
Simdi butun sorun profesyonel sanatkarlarin gercekten sanatkar olup olmadiklarini cozmeye kaldi... Salvador Dali, Bulent ablamiz, Ajla ablamiz....... Tonla para yapan sanatkarlarimiz icin ne diyeceksiniz bakiiiiimmmmmm..
Kazandiklarinin yarisini size verirlerse, onlari sanatkar olarak kabul edecek misiniz?
Bir eseri mi takdir ediyoruz,Yoksa o eseri icra edeni mi?
TAKDİR ETMEK sanıldıgı kadar kolay degildir.
Ben sahsen bu konuları konuşurken bunu gözlemliyorum. Neyi takdir ediyoruz?
Bunu yani "takdir etmeyi" bilmiyorlar...
Bakınız,
Bir eseri izlemek amacı ile gişeden aldıgınız bir bilet size TAKDİR YETİSİ ve ELEŞTİRME KABİLİYETİ kazandırmaya yeterli degildir.Onu izledikten sonra yaptıgınız şeyin BEGENİ mi yoksa TAKDİR mi oldugunu ayırt etmeliyiz/siniz.
Geçenlerde bir sohbet esnasında dikkatimi çekti...
Bir film seyredilmiş ve film begenilmiş.Ve bunu takdir etmeye çalışıyorlar...
Biri diyorki "keramet senaryoda".
Digeri diyor ki "yönetmende".
Bir digeri, "olur mu canım başrol oyuncusunda"...
TAKDİR etme konusunda kafa yoruyorlar ve kafa sıkılmış süngere dönüyor.
Biri çıkıpta uyumlu ve talihli bir ekip çalışması demiyor...
Yani ben burada çıkıpta "picasso'nun kerameti fırçasının ve boyasının markasında" desem bir halt yemiş olmam mı?
"Takdir etme" ve "eleştirme konusunda" bilgi ve egitim ve konusunda tecrube lazım diye dusunuyorum.
Ben size konu ile ilgili oldugunu düşündügüm bir anımı anlatacagım.
Gülden Karaböcek'in hala dillerde olan Sürünüyorum,Dilek taşı albumu yeni çıkmıştı.Bir tane aldım evde çalıyorum.3 5 kere çaldıktan sonra;
Annem;
-Yeni mi bu? dedi...
-Evet begendin mi? dedim.
-Güzelmiş, hem içten hem de duygulu söylüyor,kim bu?
-Gülden Karaböcek..
-Ayy berbatmış...Ablasının kocasıyla kaçtı bu.Beş para etmez müzik yapar.
-...????????
***
Devam edelim...
SANATÇI sanatı adına yaptıgı ürünü meydana getirirken SANAT SANAT içindir kafasıyla çalışıyor.Hemde tavizsiz.
Diger çalışmalarını,başkalarının çalışmalarını göz önune alır.Yani SANAT ile başbaşa SANATINI ve ÜRÜNÜNÜ ortaya koyma çabasındadır.Ve ondan da taviz vermez.Ancak bunun çevredekilerce begeni ve takdir toplayacagını hesap ederken de onu TOPLUM içine yapıyor olur.SANATÇI taifesi bir eseri yaparken kimseyi düşünmüyorlar...Direk kendi sanatları ile baş başa kalıyorlar.Ancak bunu birilerinin begenisine sunacaklarını dusunurkende o esere o sunacakları kişilerin gözüne hoş görunecek bir özelligi koymaktan geri de kalmıyorlar.
Biraz daha derinine inersek işin için PARALAR girince yani SANATÇI TOPLUM ve PARA uçgeni sanıldıgından daha farklı gelişiyor...
EGER bir üründen PARA kazanılması düşünülüyor ise işin içerisine otomatikman YATIRIM giriyor.
YATIRIM girince de işin boyutu bambaşka bir yere kayıyor.
SANATÇI zorlanıyor ve yönlendiriliyor.Ön palana SATIŞ kaygısı çıkıyor.Harcanan paranın karı ile geri gelmesi kaygısı çıkıyor.Ve olayın içine girenlerin para kaygısı SANATÇIYI sanattan uzaklaştırmaya yetiyor.
Zira sanatçının kafası/tahyyülü BUTÇE ile sınırlanıyor.Yada bütçenin büyüklügü içinde KİFAYETSİZ kalabiliyor.
İşte bu etkenlerin birbiri ile UYUMSUZ ve PÜRÜZLÜ geçişler yaparak karşımıza başarısız olarak çıkması gerek santçıyı gerekse eseri yavanlaştırıyor.
Yatırımıcı-Prduktor-Sanatçı(lar) öyle bir harmoni le karşımıza çıkmalılar ki,ortaya çıkan eser begeni alsın.
Ancak bu 3 lü o kadar uyumlu çalışamıyorlar...
Kısacası DUYGU nun içine PARA girince ortaya YAVAN görüntüler çıkıyor.
***
SANATKAR ya da SANATÇI olup olmadıklarının tartışmasına gelince burada ilginç bir olay söz konusu.
Genellikle sanatçılar bu konuda kendilerini ortaya koydukları eserler ile degil de bu konuda aldıkları egitimle degerlendiriyorlar.
Çunku onlar dahi ürünleri ile degil sanatçı kimlikleri ile yarışmak istiyorlar.
"Kim daha sanatçı" sorusuna, icra ettikleri sanat için aldıkları egitim ve bilgilerini yarıştırmayı tercih ediyorlar.
Ben bunu anlayamıyorum...
Sanat adına almış oldukları egitime harcadıkları yıllar ve çabanın bir işe yaramadıgını görünce,çok sinirleniyorlar.
Ben hep derim;
Şu duvarın üstüne çıkıp "mi majorden osurursam ben sanatçıyım".
Bir çıkıp "Bir de do majorden alayım"derse ve ben bunu da yerine getirirsem, bu benim sanatçı oldugumun bir ispatıdır.
Şimdi,
konservatuarlarda bu işe yıllar vermiş sanatçılar ile, tanrı tarafından verilmiş yetenekleri sayesinde, bir egitim almaksızın sanat icra edenlerin arasında "sanatçılık" bakımından bir fark YOK MU?
YOK...
Neden yok?..Çunku, ikiside sanat yapıyorlar.Egitimini almadan sanat icra edenlerin eserleri, egitimini almış olanlardan daha başarılı olanlar da var.Hem de çok.
Peki bireysel farkları var mı?
VAR...
Egitimini alan bir başkasına bu işi ögretebilir.
Almayan ise ögretemez.
Ben bu konuya çok keskin sınırlar çizilmesi taraftarı değilim. Sanki ilişkiler ve tercihler girift hale gelmiş gibi izlenimlerim var.
Resim sanatını ele alacağım.
Mesela Pariste mesela Bodrumda bir çok yetenekli insan görürsünüz size en çok bir saat içinde oldukça güzel bir portrenizi yapıp uygun bir fiyata satacak. Çoğuda gencecik öğrencilerdir bunların.
Sanat oldukça ucuza satılıktır burada. Amaç ise yaşam çarkını döndürmekten ibarettir sanatçı için. Kime yaptığı ne için yaptığının ve resme ne katacağının da önemi yoktur satıcı için.
Çarkın öbür tarafına dönün. Resim sanatında her zaman bir akım olmuştur. Sürrealizmden post-modernizme kadar bir sürü moda gelmiş ve sanatçıyı etkilemiştir. Eğer bu akımlar topluma hitap etmeyen gelişmeler olsaydı büyük bir ihtimalle resim sanatı olanı aynen yansıtmaktan ibaret bir sanat dalı olurdu. Aynı şey şiirde de geçerlidir. 17. yüzyılda Orhan Veliye deli muamelesi yapılırdı herhalde.
Bu akımlara uyarak sanat yapan insanların kendileri kadar toplumu düşündükleri de modaya uymak kaygılarından açık seçik ortadadır. Ancak madalyonun öbür yüzünde de bu modaları yaratan avant-garde sanatçıların toplumu hiç iplemeden kendileri için sanat yapmaları yatmaktadır.
Bu konu bence çok içiçe girmiş ve bir olmadan öbürü olmaz hale gelmiş bir gerçekten ibarettir.
Orhan veli alabildigine özgür uslubundan dolayi aldigi tepkiler Hasim`in "Siir hakkinda bazi mulahazalar" eserinde yer alir. Hasim`in bu eserini kaleme almasinin sebebi ise "bir günün sonunda arzu" adli siirinden dolayi aldigi elestirilerdir. Sair bile bir baska sairi anliyamiyor..
Her insan kendine göre birşeyler yazar, çizer, mırıldanır, şekil verir, tasarlar.
Mühim olan bu yapılanların toplumun önemli bir kesimi tarafından beğenilir olmasıdır. Kişi sanatçı damgası ile ancak ortak beğeni puanları yükselince buluşur. Zaten sanatçı payesi de oldukça relatif bir payedir. İki ressam hele aralarında biraz da kıskançlık varsa birbirlerini sanat yapmamakla rahat rahat herzaman suçlamışlardır.
Sanatın kesin bir tarifi yoktur. Bundan 500 yıl önce Picasso sanatçı değil şarlatan olarak nitelendirilirdi. Toplumun sanat anlayışı değiştiği zaman bu niteleme değişebildi. Bu gerçekten dolayı da 500 yıl önce hiç kimse kübizm akımını başlatamazdı. Kısacası toplum hazır değilse sanatın yön değiştirmesi buna bağlı olarak da sanatçının özgün çalışmalarına devrimsel anlamda ve sadece kendi isteği ile yön verebilmesi mümkün olamamıştır şimdiye kadar.
Neticede toplum - sanatçı ve sanat birbirlerine alış-veriş bağlamında oldukça bağlı haldedirler.
Her insan kendine göre birşeyler yazar, çizer, mırıldanır, şekil verir, tasarlar.
Mühim olan bu yapılanların toplumun önemli bir kesimi tarafından beğenilir olmasıdır. Kişi sanatçı damgası ile ancak ortak beğeni puanları yükselince buluşur. Zaten sanatçı payesi de oldukça relatif bir payedir. İki ressam hele aralarında biraz da kıskançlık varsa birbirlerini sanat yapmamakla rahat rahat herzaman suçlamışlardır.
Sanatın kesin bir tarifi yoktur. Bundan 500 yıl önce Picasso sanatçı değil şarlatan olarak nitelendirilirdi. Toplumun sanat anlayışı değiştiği zaman bu niteleme değişebildi. Bu gerçekten dolayı da 500 yıl önce hiç kimse kübizm akımını başlatamazdı. Kısacası toplum hazır değilse sanatın yön değiştirmesi buna bağlı olarak da sanatçının özgün çalışmalarına devrimsel anlamda ve sadece kendi isteği ile yön verebilmesi mümkün olamamıştır şimdiye kadar.
Neticede toplum - sanatçı ve sanat birbirlerine alış-veriş bağlamında oldukça bağlı haldedirler.
Sanat diğer kollarla bereaber(Bilim ve din)İnsanlık realitesini geliştirme amacını taşır.Her ne kadar sanatçı ben bir şey üreteyimde sanat kavramı gelişsin diye yola çıkmasada,verdiği eser(Şayet çağdaş eser olma konumunda ise )realite gelişimini sağlar.Dolaysı ile çağdaş olan eser önce halk için fazla ileri mesajlar taşıması açısından kabul görebilr durumda olmaz.Burada değerli politikacılarımızın sanat anlayışlarını hatırlayalım-Ben böyle sanatın içine tükürürüm-Toplum kavrayış seviyesi geliştikçe eser anlaşılmaya başlanır.Tabii halkın alt yapısı müsait olanları tarafından.Dolaysı ile sanat santı geliştirme ile ilgili bir değer taşıdığı zaman sanat olur.
Tarihin malzemesi cok zengin. Ama eger tarih bir ilim ve bir sanatsa, ortada yok henüz. Ilim yani malzemelerin incelenmesinden dogan genellemeler sistemi, önce mazideki olaylari anlamamizi saglar, sonra gelecekteki olaylari kestirmemizi. Sanat, bu malzemeleri islemek, onlardan genel kanunlar cikarmak, onlari aydinlik ve metotlu bir ifadeye kavusturmak hüneri. Böyle bir tarih ister istemez evrensel olacak yani insan toplumlari hakkinda bilinebilen herseyi kucaklayacak. Medeniyet tarihi...
Bence sevgili Mavi, ki aramizda epeyidir yok, umarim bunlari okuyabilir, bu basligi bilerek, bizleri tahrik etmek icin acti.. Basligi izleyen tartisma oldukca duzenli ve sofistike..
Guncelleyim diyorum..
Son zamanlarda bu forum hic ilgi gormuyor..
Bence bu haksizlik..
Hepimiz sanata cok onem veriyoruz..
Neden bu konuyu tartismayalim.
Bu ve digerlerini....
Sanat yaratmak insan olmanin kacinilmaz bir zorunlugudur.
Insanin entellektualitesini simgeleyen en onemli olgudur, sanat....
Insan icin sanat eseri yaratmak bir ustunluk degildir... Bir zorunluktur..
Sanat eseri yaratmamak insanin elinde degildir..
Insan sanat eseri yaratmak zorunda olan bir hayvandir.