Yogunoluk 1915

by Karin Karakasli --aktr Virgul

 



Yogunoluk 1915
Karin Karakasli


Franz Werfel
Musa Dagda Kirk Gün
Çev: Saliha Nazli Kaya, Belge Yayinlari
1997, 797 s.



Belli bir tarih kesitini anlatan 797 sayfalik bir kitabin, konunun
uzmanlarindan olusan bir okur kitlesini asip satis rekorlari kirarak
milyonlara ulasmasi, yazilisinin üzerinden 64 yil geçmesine karsin dünya
klasikleri arasinda yerini alarak çevrildigi pek çok dilde ve uyarlandigi
filmle her dem güncel kalmasi nasil açiklanir? Geçtigimiz aylarda Türkiye'de
de okurlariyla bulusan Franz Werfel'in Musa Dagda Kirk Gün adli kitabi her
yönüyle bu sorunun yanitini veriyor.
Bir kitabi kuskusuz yine en iyi yazarin kendi sözleri anlatir. Yahudi asilli
ünlü Alman disavurumcu sair, yazar Franz Werfel, kitabin yaratilis dürtüsünü
su sözlerle aktarmis okurlara: "Bu eser, 1929 yilinin Mart ayinda, Sam'da
tasarlanmistir. Bir hali fabrikasinda çalisan sakat kalmis ve açliktan ölmüs
göçmen çocuklarinin sefaleti, Ermeni halkinin akil almaz kaderi, olup biteni
ölüler ülkesinden çekip çikarmak için belirleyici neden olmustur."
Hacimli kapsaminda "Yaklasan", "Güçsüzlerin Mücadelesi" ve "Yokolus,
Kurtulus, Yokolus" baslikli üç kitabi biraraya getiren Musa Dagda Kirk Gün,
I. Dünya Savasinin her seyi yerle bir eden dehset verici belirsizliginin
hüküm sürdügü 1915 yilinda Musa Dag'daki Yogunoluk köyünde, Toros
bölgesinde, Zeytun'da, Maras, Halep ve Antep'te kaderleri kesisen, yasamla
ölüm sarkacinda gidip gelen bir avuç insanin hikâyesi.
Ayrintiyla islenmis pek çok farkli kisilik arasinda, romanin ilk
satirlarinda tanistigimiz Gabriel Bagratyan öne çikiyor. Tam yirmi üç yildir
Paris'te yasayan bilimadami, sanatsever, arkeolog, sanat tarihçisi ve
filozof Gabriel Bagratyan, kendi kisiliginde birbiriyle çelisen kimlikleri
biraraya getiriyor.

Nicedir uzaginda kaldigi Ermenilik, kaniyla, kökeniyle onu dogdugu
topraklara Musa Dagi'nin Yogunoluk köyündeki evine geri çagiriyor. Yaninda
Fransiz esi Juliette ve oglu Stephan da var. Savas günlerinin güvenlikten
yoksun ortami nedeniyle terkettikleri Fransa, Bagratyan'in yüreginde o güne
dek evlilik bagi nedeniyle ikinci vatani olarak yer etmis. Oysa Musa
Dagi'nin eteklerinden bakildiginda Fransa artik bas düsman. Öte yandan
Balkan Savasi patlak verdiginde savasa gönüllü olarak katilacak kadar
Osmanliligina bagli olan Bagratyan, günün birinde, imparatorluga ait
vilayetlerde seyahat güvencesi saglayan tek belge olan dahili pasaportunun,
ayrica dis seyahatler için gereken harici pasaportunun ve tezkerenin geri
alindigini ögrenince Osmanli kimliginden de bir yara aliyor. Günden güne
dostla düsman yer degistirdikçe kendi varliginin da gerçekligini,
bütünlügünü yitirdigini hissediyor. Gabriel Bagratyan'in, kendi içinde uzun
bir süre iç mücadeleye girmesine yol açan bu kimlik kargasasi, günümüzün
degisken ortaminda kimselerin yabanci olmadigi bir olgu. Bu baglamda
Bagratyan, talihsiz bir dönemin tanigi olmaktan çikip bir modern çag insani
olarak bugüne ulasiyor. Tipki onun gibi diger roman karakterleri de en
gerçek halleriyle beliriyor satirlarda.
Franz Werfel, her seyin mazlum-zalim ekseninde anlatilmasiyla yetinilen o
kolayci yolu seçmemis. Karsitliklar yerine ara renkler, yer yer kendi içinde
çeliskiler yasayan farkli kisilikler sunmus okurlara. Kimler yok ki bu
insanlik tablosunun içerisinde?
Zorla yollara düsürülen Ermeni komsularinin ardindan aglayan, onlara yolluk
veren hatta kilometrelerce bu insanlara refakat eden Türk köylüler, emirler
ve vicdan hesaplasmalari arasinda sikisip kalmis memurlar, müdürler,
zaptiyeler, boyun egilen her seyi kader belleyen doktor Altuni, eczaci
Kirkor, papaz Ter Haykazun, muhtar Kebusyan, onur ve umut adina mücadele
yolunu seçen Gabriel Bagratyan, kendi geçmisine tamamen aykiri bir dünyanin
gerçekleri içinde bocalayan Juliette, müdürlügünü yürüttügü yetimevindeki
Ermeni çocuklarla, kendi ailesinin güvenligi arasinda korkunç bir karara
zorlanan Protestan misyoner din adami Aram Tomasyan, Ermeni halkina yardim
etmek için Anadolu'ya yol alan Rifat Bereket Aga ve daha niceleri. Kitapta
anlatilan tarih sürecini belirleyen dönemin önemli siyasi kisilikleri
Harbiye Naziri Enver Pasa, Dahiliye Naziri Talat Pasa, tehcir kararini
uygulamadigi için "sürekli emeklilige" ayrilan Halep valisi Celal Bey, göç
ettirilen insanlara yardim eli uzatabilmek için diplomatik mücadeleler veren
Papaz Doktor Johannes Lepsius... Birinci kitabin 5. bölümünde "Tanrilarin
Ara Oyunu" basligiyla aktarilan Lepsius ile Enver Pasa arasindaki tarihi
konusma, siyasi oyunlarin evrenselligi açisindan son derece vurucu bir
örnek. Zaten Werfel'in, kitabini tanitmak amaciyla 1933 yili boyunca Alman
kentlerinde verdigi konferanslarda okumak için özellikle bu bölümü seçmis
olmasi rastlanti olmasa gerek.
Bir diger evrensel konu da zorunlu göç ve kapanmayan sürgün yaralari.

Savaslarin, çatismalarin inatla sürdügü cografyalarda, bir anda mülteci
konumuna düsüveren günümüz insaninin dramini belki de en iyi, Werfel'in su
satirlari anlatiyor: "Bazi insanlari evlerini degistirmek bile
hüzünlendirir. Buralarda hep, kendi yasamindan yitik bir parça birakir çünkü
insan. Yasadigi kentten bir baska kente, kendi ülkesinden bir baska ülkeye
gitmek karari, herkes için çok önemlidir. Islâh olmaz caniler bile
mahkumiyete giden, zindana giden yolu yürümekte zorlanirlar. Ya, yasalarin
korumasi altinda olan caniler kadar bile yasal hakka sahip olmamak? Bugünden
yarina, evinden, isinden, yillarca emek vererek elde ettiklerinden sürülüp
atilmak! Nefretin eline düsmek! Asya'nin tozlu yollarina çirilçiplak
atilivermek, önünde binlerce mil toz, tas ve çamur olmasi! Artik hiçbir
zaman insana yakisir bir masada yiyip içemeyecegini bilmek! Daha bitmedi.

Mahkumlardan daha az özgür olmak! Herkesin, cezalandirilmaktan korkmadan
öldürülebilecegi kani helal olanlardan sayilmak! Zavallilardan meydana
gelmis, yerlerde sürünen bir kalabaligin içine, izin verilmeden isemenin
bile mümkün olmadigi bu seyyar toplama kampina tikistirilmak..."
Kader olarak sunulan bu gerçekler karsisinda Bagratyan, "Dua edin... Fakat
insan Tanri'ya yardim da etmeli!" diyerek bes binin üzerinde insani,
savunmaya çok elverisli Musa Dagi'na çikararak siperlere sokar. Sürgün yine
sürgündür gerçi, ama bu bes bin insan varis noktasini kendileri belirlemeyi
seçmistir.

Artik kendilerinin olmayan evlerinden bir gece vakti kafileler halinde
ayrilir yedi köyün halki. Hazirliklar günlerce sürmüstür ama veda ani
geldiginde, insan ruhunun sürgüne asla yeterince hazirlanamayacagi gerçegi
ortaya çikar. Esyalarin da hatiri vardir çünkü yüreklerde ve terkedilen
yalnizca binalar degil, simdiye dek sürdürülen köklü bir yasamin da
kendisidir. Kitabin satirlarina söyle yansir bu aci: "Saatler çok agir
ilerliyordu. Sonsuzluk kadar uzun süren bu zaman içinde, su ya da bu
anlamsiz esyayi tikistirmak istegiyle esyalar ikide bir çözülüp yeniden
baglaniyordu. En harap kerpiç izbelerde bile, insanin, düsleri ve sevgisiyle
sardigi bu kirik dökük esyalardan yürek parçalayici vedasi yasanmaktaydi...
Ölü ve bostu her yer... Çünkü insan her yerde, sevgili bir ölü gibi, geride
hep kendisini birakir."

Bundan sonra Agustos 1915 tarihinden baslayarak kirk gün kirk gece sürecek
umutsuz bir direnis mücadelesi verilir Musa Dagi'nda. Kaçis degil de yasam
ya da en azindan onurlu bir ölüm adina çikilan kararli bir yolculugun, insan
onurunun zedelenmedigi, yasamla ölüm arasinda yazi-tura atilmadigi günlerin
özlemiyle direncin, inancin, umudun adi olur Musa Dagi.
Franz Werfel bu kitabin malzemesini 1929 yilinda Suriye'yi ve Antakya'yi
bizzat ziyaret ederek topluyor. Kitabin yazimi ise 1932 Temmuz'u ile 1933
Mart'i arasinda gerçeklesiyor, tam Nazilerin iktidari ele geçirdigi bir
dönemde...Varlikli bir Yahudi ailesinin oglu olan Werfel'in henüz 22
yasindayken Leipzig Üniversitesinde felsefe dersleri verecek kadar parlak
olan akademik yasami, I. Dünya Savasinin patlak vermesiyle sona eriyor. Tam
üç yil Rus cephesinde askerlik yapan Werfel'in bu deneyimi onun bütün
dünyaya bakisini etkileyerek savas sonrasi yapitlarinda belirleyici unsur
olacak, eserlerinde kardeslik, kahramanlik ve dinsel inanç gittikçe ön plana
çikmaya baslayacaktir.

Sair, oyun yazari ve romanci kimlikleriyle edebiyatin farkli alanlarinda
çalismalarda bulunan Werfel'in edebiyat yasami lirik siirlerle baslamisti.
Yer yer abartiya da kaçan heyecan dolu tarzi, dönemin Disavurumcu, coskun
siir anlayisini en iyi biçimde yansitiyordu. 1911'de yayimlanan "Der
Weltfreund" (Dünya Dostu) baslikli antolojisi, özellikle I. Dünya Savasi
döneminde yaygin olarak okundu, öyle ki 1920'de ikinci baskisi yapildi.
Werfel, sirlerinde insan ruhunu, varligin en temel özü ve anlami olarak
gösterdi. Sonraki yillarda ise duygulara seslenen anlayisini bir kenara
birakarak daha ölçülü bir biçem benimsedi. 1945'de Princeton'da Poems by
Franz Werfel (Franz Werfel'in Siirleri) basligiyla yayimlanan seçme çeviri
siirleri, 1946'da Los Angeles'ta basilan Gedichte aus den Jahren 1908-1945
(1908-1945 Yillari Siirleri) baslikli kitap izledi. Sairin son dönem
siirleri ise 1967'de yayimlanan Das Lyrische Werk von Franz Werfel (Franz
Werfel'in Lirik Eseri) adli derlemede biraraya getirildi. 1916'da
Euripides'in Troades oyunundan uyarladigi Troyali Kadinlar adli çalismasinin
ardindan, 1924'te ilk romani Verdil Operanin Romani yayimlandi. Bu tarihten
sonra romana agirlik veren yazarin önemli eserleri arasinda Küçük Burjuvanin
Ölümü, Bernadatte'nin Sarkisi, Jakobowsky ve Albay, (bu yapit sinemaya
uyarlanmis, ayrica New York'ta tiyatro oyunu olarak da sahnelenmisti)
Türkçe'ye Juarez adiyla çevrilen Juarez ve Maximilian, Katil Degil Ölen
Suçlu ve Jeremias, Sesi Isit! sayilabilir.
Savastan sonra Viyana'ya yerlesen Werfel, Nazi yükselisine kosut olarak esi
Alma Mahler (besteci Gustave Mahler'in eski esi) ile bir ülkeden digerine
sürüklendi. Önce Prag ardindan Paris'le devam eden yasam alani bulma
kosusturmasi, Naziler'in Fransa'yi isgaliyle iyice zora girdi. Naziler'in
elinden kil payi kurtulan çift, solugu Ispanya üzerinden vardiklari Amerika
Birlesik Devletleri'nde aldi. 26 Agustos 1945 günü 55 yasinda
Kaliforniya'daki evinde ölen yazar, ölümünden iki gün önce Dogmamislarin
Yildizi adli yeni romanini henüz tamamlamisti.
Musa Dagda Kirk Gün ise hep Werfel'in bas yapiti olarak anilacakti. Tarihsel
olgu ve dogrudan anlatimin roman kurgusu içerisinde basariyla
kaynastirildigi Werfel'in bu kitabi, edebi degerinin yani sira Yahudi
halkinin basina gelecek olan soykirimin da habercisi kabul edilerek özel bir
önem kazandi. Nitekim kisa süre sonra Naziler kitabi yasakladi ve Musa Dagda
Kirk Gün, Werfel'in diger kitaplari ile birlikte alanlarda yakildi.
Belge Yayinlari sahibi Ragip Zarakolu, kitabin seçilis nedenini anlatirken
eserin bu özelligine dikkat çekiyor. Türkçe-Ermenice yayimlanan haftalik
Agos gazetesinin 70. sayisindaki röportajinda söyle tanitiyor kitabi
Zarakolu: "Kitabi seçerken ortaya serdigi insanlik trajedisi ilgimizi çekti.
Romanin edebi bir yani var her seyden önce. Içinde tek bir renk degil,
iyiler ve kötüler var. Yazarinin Alman olmasi (Avusturya Yahudisi) kitabin
yazildigi dönemde bir ölçüde gelecekteki Yahudi soykiriminin habercisi
sanki. Sanatçi önsezisiyle yazilmis ve önlem alinmasi için çiglik belki de.
Bu kitap Alman halkina bir uyariydi aslinda. 1933'te Naziler iktidara
geçtiginde yayimlandi. Osmanli'daki olaylarda Almanlar'in da rolünü ortaya
seren, suç ortakligini satir aralarinda sergileyen bir kitap. Bir kehânet
kitabiydi aslinda. Savasin kuru analizi yerine insanlik dramini sergileyen
bu tür romanlar her zaman daha etkileyici oluyor. Politikacilarin rolünü çok
iyi koyuyor. Düsmanliklari nasil kiskirttiklarini gösteriyor. Kitabin
içinde, verilen emre uymayan devlet görevlilerinden bile bahsediliyor.
Mazlum bir halkin sesi olmayi da basaran bir kitap."
Musa Dagda Kirk Gün, Belge Yayinlari'nin "Marenostrum" dizisi adi altinda
yayimlanan kitaplar arasinda yerini aldi. Bu dizi, koskoca denizler
bölgesinin, Akdeniz ve Ege kültürlerinin Anadolu'da odaklasan farkliligini
ve çesitliligini sunuyor okurlara. Amaç, okurun bu cografyayi olusturan
ortak kültür içerisindeki farkli zenginlikleri fark etmesini ve oradaki
çesitli kültürlere ait olaylarda ve insanlarda kendisini görmesini saglamak,
'ben ve öteki' yerine 'biz' olmak.
Bu anlamda Musa Dag'da kirk gün geçiren herkes, artik daha bir gönül
rahatligiyla 'biz' diyebilecek...

(Vurgular eklenmistir)
http://www.pusula.com/virgul/sayfalar/1/3.htm



Posted on May 17, 2003, 8:55 PM

Respond to this message

Return to Index
Responses

Create your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2014 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement