1919 - 1923 yillarinda Anadolu halklarinin bilhassa Kurdistan halkinin, Mustafa Kemal icin yahut Kemalizm ideolojisi icin degil, Istiklal icin can havliyle carpismasi; Mustafa Kemal Pasa’nin askeri dehasiyla alakali degildir. Mustafa Kemal olmasaydi Samsun'a gonderilecek baska bir subay mutlaka otoriteyi tek basina eline alir, tek basina ‘ Mustafa Kemal’in ’ statusune oturtulurdu.
I
1932 senesinde Ingiltere eski baskani Churchill, Avam Kamarasi’nda sunlari soylemistir:
“Sayin Ingiliz Kraliyet ailesi, Lordlar ve mebuslar. (…) Dunyanin incisi durumunda olan ve jeopolitik yonden buyuk oneme sahip Bogazlar’in Turklerin elinde bulunmasindansa, dindaslarimiz Yunanlilarin elinde bulunmasi cok buyuk rahatliklara ve faydalara sebep olacaktir. Dunya hakimi olma yolunda hareket eden Ruslar, belki bizim icin engel teskil edecektir. Onlar da Bogazlar’i istemektedir. Turklere karsi gececekleri herhangi bir saldirida Ruslari durdurmanin yollari, o anda Turklere yardimla mumkundur. Fakat su halde Turkleri guc ve agirlik olarak yuz grama cikarmamali , elli grama ise hic dusurmemeliyiz. Biraz kuruyunca sulamak , biraz yeserince budamak icap eder. (…) ”
Bu kitapta Ingiliz buyukelcisi Sir Percy Loraine ’nin Ingiliz disisleri Bakani Lord Halifax’a yazdigi bir telgraf vardir; bu telgraftaki bilgiler 40 senedir yalanlanmadi. Mustafa Kemal ATATURK’un Ingiliz buyukelcisi ile olan diyalogu yer alir bu telgrafta. Iste o telgraf:
“
….Huzuruna vardigimda, Ekselanslarini(Ataturk) yastiklara yaslanmis vaziyette, iki doktorla hemsirenin tedavisi altinda gordum. Ben girdigimde baskan, onunde bulunan doktor ve hemsirenin disari cikmasini istedi ve ihtiyac aninda kendilerini cagirabilecegini soyledi.
Ondan sonra Ekselanslari , benimle yavas yavas, dikkatlice konusmaya basladi. Beni hicbir zaman bana layik olmayan bir makamda gormek istemedigini (beni, daima bana en layik makamlarda gormek istedigini) ve buraya onun icin cagirdigini soyledi. Hakkinda arzuladiklarini gerceklestirmem icin cok ricada bulundu; kendisine musbet bir cevap vermemi istiyordu.
Suphesiz, ben gecmiste onunla cokca bir arada bulundum ve cok mulakatlar yaptim. Ama bu, son mulakatim olabilirdi. O uzun ve macerali hayati boyunca beraber calistigi arkadaslarindan bir cogunu (kendisinden uzaklastirarak) kaybetmis ve yapilan tavsiyelerin de bir cogunu reddetmisti. Sadece benim dostluguma ve nasihatima guveniyor ve bu dostlugun pekismesine ehemmiyet veriyordu.
Ben sanki ‘ Turkiye’nin basbakaniymisim ’ gibi benimle, cok sade ve serbest bir sekilde mesveret ediyordu.
Onun bir baskan olarak, olumunden once, kendi makami icin birisini tavsiye etme selahiyeti vardi. Onun en buyuk arzusu kendisinden sonra, ‘ Turkiye’nin Baskani ’ olarak onun vazifesini uzerime almam idi. Teklifi karsisinda benim nasil bir cevap verecegimi bir an once ogrenmek istiyordu.
Dusunceli ve sessizlikle gecen bir anlik sukuttan sonra; Ekselanslarina; “Butun istek ve duygularimi kelimelerle anlatmaya yetkili degilim.” seklinde cevap verdim. Gercekten o anda cok sasirmis bir sekilde dusunuyordum; hatirladigim kadariyla yapmis oldugum mulakatlarin hic birisinde bu kadar derin dusunecek derecede bir muskilatla karsilasmamistim.
Ekselanslari, yaptigi teklif ile sadece benzeri gorulmemis bir ikramda bulunmakla kalmiyor, ayni zamanda Majesteleri’nin (Ingiliz Krali) Hukumetine olan bagliligini da izhar ediyordu.
Ekselanslari, benim omrumun buyuk bir kismini Majeste’nin Hukumetinin hizmetinde gecirmis oldugumu biliyordu. Ben hal-i hazirdaki isimde, birkac sene daha calismayi umid ediyordum. ‘Ekselanslari’ ise, simdi benden kesin bir cevap istemekteydi. Kendilerine su cevabi verdim:
Idari isleri iyi yapip yapmayacagimdan suphe ediyorum. Turkiye’nin cumhurbaskanligini yuklenmek mes’uliyeti ile Ingiltere buyukelciligi arasinda cok buyuk fark vardir. Tecrube ve kabiliyetlerimin, ancak elimdeki isi yurutmek icin aranan imtiyazlar oldugunu biliyor; bunun icin, kesin bir sekilde ve uzulerek teklifinizi kabul edemedigimi bildiriyorum…”
Ben konusmami bitirdikten sonra ‘Ekselanslari’ cok heyecanlandilar ve yatagina tekrar dondu, hizmetinde bulunan hemsireleri cagirdi (ve derin bir uykuya daldi.).
‘Ekselanslari’ ikinci kez konusmaya baslayabildiklerinde, kendisine bildirdigim kararda etkili olan hususlari idrak ettigini soyledi. Durumu henuz, verdigim cevaptan cok uzuldugunu soyleyebilecek kadar iyi idi. Benden baska bir cevap alamayacagini anlayinca, ‘baskanlik’ icin Ismet Inonu’yu tavsiye etti.
Ataturk sonra, dirseklerine dayanarak dogrulmaya calisti ve ellerimi sikti; gelecekte Britanya ve Turkiye iliskilerinde faal roller oynayacagimi belirterek tesekkur etti ve kendinden tekrar gecti.
Bu teklifi reddedisimin isabetli bir karar oldugunu dusunuyorum.
Eger yapmis oldugum tesebbuslere dair ‘Ekselanslari’ndan te’yidli bir mesaj alabilirsem cok mutesekkir ve mesrur olurum.
Lutfen Kral’a bildiriniz. ”
Yukaridaki bilgiler ne ilginctir ki Ataturk sevdalisi Genel Kurmay birimleri tarafindan 40 senedir yalanlanmadi.
Insanini azarlayan bir devletin ozgurluk tanimi icinde ve kapsaminda kendinizi ‘ozgur’(!) hissetmeye mecbur degilsiniz. Cesur yani merkez tanimayan bagimsiz sorular sormak; devletlerin hemen hepsinin dayandigi ortak olgu ve olaylarin size farkli mesajlar verdigini, dogrunun; antidemokratik devletin dusmani oldugunu gosterecektir. Yeter ki devletin zihniyeti icinde kendinizi rejimin, resmi ideolojinin hammaddesi haline getirmeyin, cesur sorular sorun!
NOT: Lutfen bu yaziyi mumkun oldugunca cok yere asalim.