Ozalitçi Bülent'in Hayalleri
Yazar: Lord Hideous
(Webmaster'in notu: Sahtekar Bülent'in bir zamanlar gençleri profesörüm diye kandırırken aslında bır ozalitçi dükkanında çalıştığı meydana çıkınca ortadan yokolduğu, olaya şahit olan gazeteciler tarafından yazıldı. Yazar muhtemelen bu olaya kinaye olarak kahramanımıza ozalitçi Bülent diyor)
Bunu bana mailleyen vatandaş linkini belirtmemiş. << >>
parantezleri içindeki yorumlar bendenize ait. Web sitesinde kullanmak isteyen canının istediği gibi kullansın ancak yorumlar Çirkin Lord'a (Lord Hideous) aittir diye belirtirse sevinirim.
Linki öğrenince onu da yazacam.
----------------------------
Hayaller görecelidir, Einstein'ın en bariz niteliğinin 'Hayal dünyasında' yaşayıp,ışıkhızıyla gitmesi, görünmeyen ve hatta varlığından kuş?kulanılan atomları görmeden betimlemesidir. Onun her yaptığı idealize deney, fikir jimnastiği ve hayale dayalı sezgidir. Hayal kurmasaydı bilim derinliğinin neresinde yüzüyor olacaktık acaba?
Teorik fizik (Kozmoloji-kozmogoni, mesela Higgs bozonları, gluonlar, karanlık madde vb.) eğer hayal kurmak ise ben GERÇEK bir hayalperestim.
NASA'nın kuruluşundan bu yana 115 bin mensubundan biri olmamı engelleyen nedir?
Benim orada görev almamı engelleyen bir özrüm mü var? 115 bin kişiden biri olamayacak kadar noksan mıyım?
<< Diploman yok. Ingilizcen yok. Hologrami 'halogram' yazacak kadar cahilsin. Bu cehaletinle olsan olsan NASA'da janitor olursun. Hadi diyelim NASA'da calıştın, o zaman bu gizli müslümanlık palavraları ne oluyor? NASA'da calışan yüzlerce müslüman bilimadamı var. Hatta içlerinde meşhur Mısırlı bir mühendis de vardı >>
Ya da Dupont'un Tetra fluorlarını karbon Tetra Klorür ile yağ tutmayan Teflin-1 yapmak bu kadar imkansız mı? Benim bir kimyager bilgim yok mu? Öyle mi görünüyorum? Sen örneğin bildiğimiz şu akrepli yelkovanlı analog saati icat ettin. Ama ben de bu saat bazında DİGİTAL saat yaptım, yani yeni bir kuşak darbesi yaptım. Sen halen diyebilir misin ki, "Saatin patenti benimdir, ötekisi yalancıdır"
<< Fizikçi misin, kimyacı mısın, matematikçi misin, din alimi misin, müzisyen misin, majisyen misin, Porof. Zihni Sinir misin, önce ona bir karar ver... Su teflin'i nasıl yaptığını formülleriyle adım adım yazsan da biz de denesek, madem o kadar zor birşey değil >>
Ya da Fiber Optik Kabloların fotonu yansıtmasındaki özel ayrıcalığının senin tarafından bulunması üzerine benim "Hah" diyerek, aynı yoldan hyper txt formatını TV alıcılarındaki TeleTekst olarak AKIL ETMEM çok mu imkansızdı?
<< Fiber optik kablo fotonu yansıtırsa multimode fiber olur, yani farklı ışınlara ait fotonlar farklı açılardan yansıyarak gider. Ama fiberin çapı ışığın dalgaboyuna yakın bir orana indirilirse o zaman ışık düz bir çizgi halinde gider, buna da single mode fiber denir. Uzun mesafede kullanılanlar iste bu single mode fiber kablolardır.
İmdi, bu meretin fotonu yansıtmasındaki 'ozel ayrıcalık' nedir?
Alelade camdan ışık yansıtmaktan temel fizik kuralları açısından ne farkı vardır? Bu mevzuları liseye giden herkes okur. Fiber optik kablonun içinde fotonlar zıiplaya zıplaya gidiyor, iyi guzel de bunun hypertext ile alakası nedir? Gigabit ethernet fiber networkte oturan web server'a web sayfalarındaki linkleri tıklaya tıklaya giden vatandaş o canına yandiığımın web sayfalarının fiber optik kablolardan foton olarak zıplaya zıplaya lay lay lom geçtiğinin farkında mıdır? Dahası bunun tv'deki teletext ile ne alakasi vardır?
Ben bu meretin mektebine gittiğim halde alakayı anlamadım. Anlayan varsa beri gelsin! >>
Madem bir sayfa nakledilebiliyor, acaba sayfalara numara vererek, vericiden çağırmak suretiyle teleteksti akıl etmek imkansız bir ?ey
mi?
<< Fiber optik kablonun icinde zıplayan fotonlarla alakayı hala kuramadım... Sayfalara numara verip vericiden cağırma dediğin nedir senin allasen? Simdi akıl izan sahipleri, bir ozalitçi Bülent'in
anlattıklarına baksınlar, bir de şuraya baksınlar:
http://pdc.ro.nu/teletext.html
Teletext aha böyle öalışır. Senin salladığın gibi değil! Şimdi teknik mevzulardan biraz çakanlar gider yukarıdaki siteyi bir okur, hızını alamayanlar şu kaynaklara da bir bakar:
Peter L. Mothersole and Norman W. White. Broadcast data systems:
teletext and RDS. Butterworths, London, 1990.
ETS 300 231 : 1998-04 Edition 2 RE/JTC-PDC-1 Television systems;
Specification of the domestic video Programme Delivery Control system
(PDC) (ETSI Price 70 EUR)
ETS 300 706 : 1997-05 DE/JTC-TTEXT Enhanced Teletext specification
(ETSI Price 88 EUR)
ETR 287 : 1996-10 DTR/JTC-TTXT Television systems; Code of practice
for enhanced Teletext (ETSI Price 26 EUR)
Aralarında senin kadar vakit zengini olanlar varsa gider fiber optikle ilgili 1-2 kitap alır okur, ondan sonra da senin su yazdığın zırvalara bakıp bakıp karnına kramplar girene kadar güler. >>
Yani bunun için milyonlarca kişi ekip çalışması mı yaptı? Bir yumurtay?ı 40 ki?iye taşıtırlaraskerde... Bu öyle bir şey miydi?
Ben HT'yi bulmuşum, ekip ise HTTP ve HTML falan diyerek bu buluşu ilerletmiş....
Şimdi HT' de mi EKİBİN malı oldu?
basit bir HT çok zor ve bir insanın yapamayacağı, fakat milyon kişinin bir ekip çalışması ile icat edebileceği bir şey mi oluyor? Haydi canım sende!
<< Excuse me, HT ne ola? Benim bildiğim bi HTTP vardir. HTTP denen sey protokoldur, HTML ise dildir. Sen bilgisayarına bir mirc yi bile kurmaktan acizken, mitreanın sayesinde 1 saat kastıktan sonra kullanmayı anca öğrenebilmişken neyine güvenerek HTTP'nin temellerini ben attım diyebiliyorsun?
Birbirine bağlı dokümanlar konsepti ilk olarak Mart 1989'da Tim Berners-Lee tarafindan Texas'ın San Antonio şehrinde yapılan hypertext konferansında atıldı. Adamcağız fikirlerini ozalitçi Bülent'in sahiplendiğini bir duysa kalpten gider valla. İşin aslini öğrenmek isteyen gitsin
http://www.w3.org sitesine baksin >>