YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | TÜRÜK YURT

alternatiforum TEFSİR - PAKSU

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

 


  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

5/1 FATİHA SURESİ

July 25 2002 at 12:07 AM

  (Login ffurkan)
from IP address 212.156.10.236

 

 

FATİHA SURESİ




RAHMAN VE RAHİM ALLAH’IN ADIYLA

HAMD , ALEMLERİN RABBI,
RAHMAN VE RAHİM,
DİN GÜNÜNÜN MALİKİ
ALLAH’ADIR.

YALNIZ SANA KULLUK EDER,
YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ.

BİZİ DOĞRU YOLA HİDAYET ET,
KENDİLERİNE NİMET VERDİKLERİNİN YOLUNA.
GAZAP EDİLENLERİN
VE DALALETTE OLANLARIN YOLUNA DEĞİL.



    
This message has been edited by ffurkan from IP address 195.175.113.13 on Jul 31, 2002 11:12 PM
This message has been edited by ffurkan from IP address 195.175.113.13 on Jul 31, 2002 11:10 PM


 
 Respond to this message   
AuthorReply


(Login ffurkan)
212.156.10.236

GİRİŞ

July 25 2002, 12:36 AM 

Fatiha suresi Kur’an’ın tertibinde birinci sırada yer alır.
Bunun sebebi olarak her ne kadar Fatiha suresinin bir seferde nazil olması ya da namazın her rekatında okunması gösterilse de , içerik açısından sureye bakıldığında farklı bir sebep olduğu ortaya çıkar.

Allah’ın kainattaki genel yasası; bir şeyin önce özetini ortaya çıkarmak , sonra yavaş yavaş onu detaylandırmaktır.
Başlangıçta ağacın bütünü olan tohum daha sonra yavaş yavaş açılır dal ,budak, yaprak, kök olur , serpilir meyve verir.
Ağacın özetini içeren tohum gibi Fatiha da Kur’an’daki anlamların özünü içerir.
Bir başka ifade ile Fatiha Kur’an’ın bütününde insana sunulan mesajın özüdür.
Bu yüzden Fatiha suresinin birçok ismi vardır.
Bu isimler Fatihanın ihtiva ettiği manayı ve işlevini ortaya koyan isimlerdir.
Kitabın başlangıcı/açanı ( Fatihatul Kitab), Kur’an’ın anası /aslı ( Ümmül Kur’an),
Yeterli /kafi olan ( El kafiye), esas/temel ( El Esas) … gibi.
Kur’an’ın indiriliş gayelerinden birincisi TEVHİD İNANCI, ikincisi iyilerin ödül kötülerin ceza göreceği AHIRET İNANCI, üçüncüsü Tevhid inancının kalplere ilham ettiği İBADET, dördüncüsü insanları dünya ve ahıret saadetine ulaştıran doğru yolu göstermek ( SIRAT-I MUSTAKİM’E HİDAYET), beşincisi de Allah’ın sınırları içinde duranların ve bu sınırları tanımayıp çiğneyenlerin sonlarını İBRET için sergilemektir.

Bu sure, Mü’min bir kişi için temel ilkeleri en açık ve en kesin bir biçimde ortaya koymaktadır.

İman eden kişi , Fatiha ile birlikte İslam öncesi ya da İslam dışı tüm dünya ile ilişkilerini hem inanç hem de ameli boyutta kesmekte , yepyeni bir dünya ve yepyeni ilişkiler ağına girmektedir.
Kur’an’ın diğer ayetleri sanki Fatihanın birikim halindeki tefsirinden başka bir şey değildir.
O imanın temel meselelerini özetle ama inceden inceye ele alır.
Gerçekten bu sure manası iyi kavranıldığı takdirde imanın esaslarını anlatan bir suredir.
Öte yandan surede ortaya konulan itikadi özün aynı zamanda bir tür dua olduğu ve her Müslüman’ın günlük hayatındaki ibadetinde devamlı tekrarlanan ve bu ibadetin ayrılmaz bir parçası olduğu göz önünde tutulacak olursa ; ortaya çıkan amaç en vasat Müslüman’ın bile Fatihayı dolayısıyla Kur’an’ı anlayabilmesidir.
Öyle ya bu din sadece alimlere(!) ve süper zekalara (!) inen bir din değildir.
Bir tek Fatiha suresi ile kişi kendi inancının özünü, formülünü, manevi yönelişini, doğru yolda nasıl yürüyebileceğini idrak eder. İşte bu yüzden bu surenin iyice anlaşılıp kavranması Müslüman’ım diyen herkes için zaruridir.

Kur’an , öyle gelişi güzel sıralanmış ifadelerden oluşan bir kitab değildir.
Birbirinden kopuk ve ilgisiz gibi görülen ve sanılan ifadelerin ardında eğer dikkat edilirse güçlü ve çelişkisiz bir anlam örgüsü görülür.
Fatiha suresinde de İslam’ı apaçık anlatan bu anlam örgüsü ile karşılaşırız.


İlk planda Kur’an Tevhid inancının Rabbi olan Allah’ın sıfatlarını sunmayı öngörür zira insanların sık sık hataya düştükler en önemli konudur bu.
6:91.ALLAHI GEREĞİ GİBİ HAK ÖLÇÜYE GÖRE DEĞ ERLENDİREMEDİLER.
İkinci planda , doğada da görüldüğü gibi , insan hayatının her safhasında sebep- sonuç ilişkilerinin mevcut olduğunu belirtmek için sebep prensibi üzerine vurgu yapar. Bu ilişki hem ferdi planda hem de toplumsal planda geçerlidir.İyi bir amel iyi bir sonucu ,kötü bir amelde kötü bir sonucu beraberinde getirir.
Üçüncü planda , insan hayatının sadece dünya ile sonlu olmadığını ,dünyada ortaya konulan amellerin hasat yerinin ahiret olduğu ortaya konulur.
Nihayet Kur’an ,doğru ve güzel bir hayatın ana ilkelerine işaret eder.
Bu arada tarih boyunca Tevhid mücadelesini ele alır dersler çıkarmamız için bize gayb olan (geçmiş kavimlerin kıssaları) bilgileri aktarır.
Fatiha suresi bu konuların hepsini özetlemiştir.






Fatiha AÇAN anlamına gelen bir kelimedir. Ortada Vahiy söz konusu olduğuna göre ; Fatiha Vahye açılan kapıdır.

Sureyi kolaylık sağlaması açısından üç bölümde inceleyebiliriz.
1. Tevhid inancının işlendiği ilk üç ayet:

RAHMAN VE RAHİM ALLAH’IN ADIYLA

HAMD , ALEMLERİN RABBI,
RAHMAN VE RAHİM,
DİN GÜNÜNÜN MALİKİ
ALLAH’ADIR.

2. Tevhid inancının uygulamasının işlendiği iki ayet:
YALNIZ SANA KULLUK EDER,
YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ.

3. Tarih boyunca Tevhid mücadelesinin işlendiği son iki ayet:
BİZİ DOĞRU YOLA HİDAYET ET,
KENDİLERİNE NİMET VERDİKLERİNİN YOLUNA.
GAZAP EDİLENLERİN
VE DALALETTE OLANLARIN YOLUNA DEĞİL.

.../...

 
 Respond to this message   


(Login ffurkan)
212.156.10.236

BESMELE

July 25 2002, 12:37 AM 

Tevhid inancının
anahtar terimlerinden biri de
“ BESMELE” dir.
Herhangi bir işe başlarken
öncelikle Allah adına
veya O’nun adıyla iş gördüğümüzü belirtiyoruz.
Böylelikle
hem siz
hem de
yaptığınız eylem
bir anlam kazanıyor.
Siz besmele ile başladığınız eylemi,
gelişi güzel bir eylem olarak değil,
inandığınız ve dayandığınız bir İlahın adıyla
ve O’nun adına yapıyorsunuz.
İslam dışı her şey den soyutlandığınızı,
bir anlamda
inandığınız İlahınızın,
yaptığınız eylemi
onayladığını açıklıyorsunuz.
Besmele eyleminizin bilinçli yapıldığını vurguluyor
ve sizi
Allah’ın rızası olmayan eylemlerden uzaklaştırıp
nefsinizden, şeytanlardan koruyup
Allah’ın yardımına
mazhar olmanızı sağlarken
en önemlisi de
Allah ile olan bağlarınızı kuvvetlendirip,
Allah’a yönelmenizi
ve Allah ile yakınlaşmanızı sağlıyor.

Kur’an-ı Kerim’in an konusu insandır.
Kur’an insanın fıtratı
ve bu fıtrat üzere süregelen
sünnet üzerinde durur.
Kuşkusuz bu sünnette
en önemli konu ALLAH-İNSAN ilişkisidir.
İnsanoğlu her konuda olduğu gibi
bu konuda da yorumlar yapmakta,
değerlendirmelerde bulunmaktadır.
Ama bu yorum
ve değerlendirmeler
VAHY’e dayanmadığı sürece
yanlış yargılar
olarak kalmaktadır.
Bu nedenle Kur’an da:
“Allah’ı gereği gibi, hak ölçüye göre değerlendiremediler”.(Enam 91)
denilmektedir.

Çünkü insanlar;
Allah’ı tek ilah ve Rab olarak tanımadılar,
O’na oğul isnad ettiler,
Allah’ın Meleklerine Allah’ın Kızları dediler,
Cinlerle arasında hısımlık uydurdular,
Egemenlik, hakimiyet konusunda
O’na ortak ve ortaklar koştular .
Bu yüzden Fatiha suresi,
insanlara Allah’ı tanıtmakla başlıyor.


…/…

 
 Respond to this message   


(Login ffurkan)
212.156.10.236

ALLAH ALEMLERİN RABBİ'DİR

July 25 2002, 12:39 AM 

ALLAH ALEMLERİN RABBİDİR.
RAHMAN VE RAHİMDİR
DİN GÜNÜNÜN SAHİBİ, MALİKİDİR
VE HAMD O’NA MAHSUSTUR.






ALLAH, ALEMLERİN RABBİDİR .
Alem sözcüğü, Arapça'da geniş kullanım alanına sahiptir .Öncelikle akıl sahibi varlıkları ifade ediyorsa da, ondan da öte bütün varlıklar ''alemler'' lafzının içine girmektedir .
RABB:

Kefil olan, murakabe eden, durumu düzelten ve sorumluluğu üzerine almayı tekeffül eden.
Mürebbi, ihtiyaçların giderilmesinde kefil, terbiye ve yetiştirme işlerini gören.
İtaat edilen hakim, sözü geçen otorite, efendilik ve üstünlüğü kabul edilen, tasarruf yetkilerinin sahibi.
Kavmi arasında odak kişiliğe sahip olduğundan, etrafında toplandıkları efendi, başkan.
Melik (kral) ve efendi.

Kur'an-ı Kerim'in ilk inen ayetlerinde ''Rab'' ismi odak kelime olarak göze çarpmaktadır .

Yaratan Rabbinin adına oku! (96/1)
Rabbini tekbir et! (74/3)
Rabbinin adını an, her şeyi bırakıp yalnız O'na yönel! (73/8)
Sen, Rabbinin nimeti ile bir mecnun değilsin (68/2).
Hamd, alemlerin Rabbi Allah'adır (1/1).


'Rab' ismi üzerinde neden bu kadar duruluyor?
Bunun nedenleri üzerinde durup düşünmek gerekir. Araplar, Kur'an'ın inişinden önce de bu sözcüğü kullanmaktadırlar .Ama, Rab. denince onların aklına, babaları ya da kabile başkanları gelebilmektedir .Baba, kabile başkanı vs. gibi varlıklar , toplumdaki otorite kaynaklarıdır .Baba aileye, kabile başkanı da kabileye egemendir. Oysa Kur'an, insanların kafasındaki bu anlayışı değiştirmek, otorite kaynağı olarak Allah'ı yerleştirmek, Allah'tan başka hiçbir varlığın gerçek Rab olmadığı inancını hakim kılmak istemektedir.
Kur'an, Rab konusundaki bu geleneksel anlayışı değiştirmekle kalmıyor , Allah 'ın yanında başka rablere yer vermenin insanı nasıl şirke götüreceğini de ayrıntılı biçimde açıklıyor:

Allah 'ın yanında, bilginlerini ve din adamlarını rabler edindiler .Meryem oğlu Mesih'i de... Ama onlar tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolundular .O'ndan başka ilah yoktur. O, onların şirk (ortak) koştuklarından uzaktır. (9/31)

Tevhid'le şirk'in sınırları, bu ayette açıklıkla belirlenmektedir. Bilginleri, din adamlarını, Resulleri ya da başka kişileri Rab edinmek, insanı şirk'e götürmektedir. Tevhid İnancı'nın Rabbi, Kur'an'da şöyle tanımlanmaktadır:

Bu Beyt'in Rabbine kulluk etsinler ki O, onları açken doyurdu ve korkudan emin kıldı (106/3-4).
O, doğunun da batının da Rabbidir. Bu yüzden O'nu vekil tut! (73/9)
O, Şi'ra (Yıldızı)'nın da Rabbidir (53/49).
O, Büyük Arş'ın Rabbidir (9/129).
Göklerin, yerin ve alemlerin Rabbi Allah'adır hamd. ( 45/36)


Dikkat edilirse bu ayetlerde insanın çok yakın ve sürekli ilişki içinde bulunduğu birtakım nesneler ele alınıyor .Örneğin Kabe, Mekkeliler ve hatta tüm Araplar için oldukça önemli bir ögedir .Onların gündelik hayatlarında derin etkileri vardır .Bunun yanında yıldızlar , tüm insanlar için önemi inkar edilemeyecek varlıklardır .Ama bunlar tek başlarına var olabilen nesneler değildirler .Onların da bir Rabbi vardır , onlara egemen olan, onları idare eden...
O da alemlerin Rabbi Allah 'tır .
Allah'ın, giderek ''her şeyin Rabbi'' olduğu belirtilirken, onun tezahürleri de ortaya konmaktadır:

De ki: ''Beni doğru yola Rabbim ulaştırdı. Hanif İbrahim'in dosdoğru dinine... O, müşriklerden değildi. Salatım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir .O'nun ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.'' De ki: ''Allah her şeyin Rabbi iken ben O'ndan başka Rab mı arayayım…?''
(6/161-164)


Resulullah İbrahim 'in Rabbını tanımlayışı şöyledir:

Onlara İbrahim'in haberini de oku! Babasına ve kavmine: ''Neye ibadet ediyorsunuz?'' dedi. ''Putlara ibadet ediyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz'' dediler .''Peki, çağırdığınız zaman sizi işitirler mi, yahut size fayda veya zarar verebilirler mi? ..'' dedi.
''Hayır. Ama babalarımızı böyle yapar bulduk'' dediler .
”Gördünüz mü neye ibadet ettiğinizi... Sizin ve eski atalarınızın... Onlar benim düşmanımdır , alemlerin Rabbi hariç. O ki beni yarattı ve bana yol gösteriyor. Beni, yedirip içiriyor. Hastalandığım zaman bana O şifa veriyor .Beni öldürür , sona diriltir .Hesap günü, hatalarımı bağışlamasını umduğum da O'dur. Rabbim! Bana hüküm ver ve beni salihler arasına kat! “ (26/69-83).


Resulullah Musa ise Rabbını şöyle tanımlar:

"Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi Fir'avn.
(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi. Eğer inanacaksanız..."
(Fir'avn) yanında bulunanlara: "Duyuyor musunuz?'' dedi.
(Musa): "O, sizin de geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.
(Fir'avn): "Size gönderilen resulünüz mutlaka mecnundur" dedi.
(Musa): "O, doğunun da Rabbidir, batının da; aklınızı kullanırsanız" dedi.
(Fir'avn) dedi ki: "Benden başkasını ilah edinirsen, andolsun seni zindanlık ederim" (26/23-29).


Demek ki Fatiha'nın ilk ayetinde verilmek istenen şudur:
Allah, bütün alemlerin, varlıkların Rabbi, yetiştiricisi, büyütücüsü, eğiticisi,
öğreticisidir .Onlar üzerinde tek yetki sahibi O' dur .
Burada her şeyden önce tehvid'in esası olan tek bir Rabb düşüncesine yer verildiği gibi; aynı zamanda bu inancın evrenselliğine dikkat çekiliyor .Çünkü tevhid'in öngördüğü Rab, bütün varlıkların Rabbidir .Tevhid dışı inançlar , anlayışlar bu evrensellik (bütün varlıkları ve insanları kapsama) ilkesinden uzaktırlar .Onların Rabbi ancak, belli bir ırkın, bir zümrenin, bir ulusun, bir sınıfın rabbidir. Tehvid İnancı, tüm bu ayırım ve sınırlılık anlayışlarına karşı çıkar .Onun yerine kapsayıcılık ve evrensellik ilkelerini getirir. Ayrıca bu konu nesneldir, kişilerin kabul edip etmemelerine bağlı değildir .Onlar kabul etseler de etmeseler de, Allah, bütün varlıkların Rabbidir. Nitekim Resuller kendi toplumlarını uyarırlarken, sürekli olarak: “Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah “ biçiminde ifadeler kullanmışlardır. Tevhid İnancı'nın öngördüğü Rabb , siyah-beyaz, zengin-fakir , soylu-soysuz, köylü-kentli, barbar-uygar diye ayırım yapmadan bir bütün olarak insanların;
nas'ın Rabbidir .


.../...


 
 Respond to this message   


(Login ffurkan)
212.156.10.236

O RAHMAN VE RAHİMDİR

July 25 2002, 12:40 AM 

Sure, zihinlerdeki Allah anlayışını değiştirmeye, düzeltmeye devam ediyor ve Allah'ın aynı zamanda Rahman -Rahim olduğunu belirtiyor . Bu iki isim ''rahmet'' kökünden türeyen iki sözcüktür. Rahman, bu rahmetin çokluğunu, Rahim ise sürekliliğini ifade eder. Aynı zamanda Allah bütün yarattıklarına karşı Rahman’dır, Müminlere karşı ayrıca Rahim’dir. En'am Suresinde, rahmetin ne anlama geldiği bütün açıklığıyla sergilenmektedir:

Ayetlerimize inananlar sana geldiklerinde: "Selam size" de. Rabbiniz rahmeti nefsine
yazdı. Her kim cahillikle kötü bir amel işler , sonra tevbe eder ve kendini ıslah ederse, O bağışlayıcı, merhamet edici (Rahim)'dir . (6/54).


Bu rahmet giderek vahyin bütününü temsil edecek ve Kur'an-ı Kerim ''rahmet'' olarak nitelenecektir:

Sana Kitab'ı, ayrılığa düştükleri konuları açıklaman ve inananlara bir yol gösterici
( hüda) ve rahmet olmak üzere indirdik (16/64).

Allah'ın Rahman oluşu da, Kur'an'ı öğretmesiyle yakından ilgili bir konudur .Rahman suresi'nin ilk ayetleri şöyledir:

Rahman, Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti (55/1-4).
Rahim sözcüğünün daha çok, Kur'an-ı Kerim'de Rabbimizin şu isimleriyle birlikte kullanıldığını görüyoruz:
Tevvab (tevbeleri kabul eden). Rauf (şefkatli), Gafur (bağışlayıcı), Aziz (yüce), Vedud (çok seven).
Rahim isminin bu şekilde kullanılışı rastgele bir kullanım değildir kuşkusuz. Bunun mutlaka bir anlamı olmalıdır ve vardır. Allah (alemlerin Rabbi olarak) tanıtılırken, Tevhid İnancı'nın evrenselliğine işaret edilmişti. Acaba burada (Rahman -Rahim ayetinde) Tevhid İnancı'nın hangi yönü vurgulanmaktadır? Kuşkusuz, bu sorunun cevabı ''rahmet'' kelimesinin anlamında ve Rahman -Rahim isimlerinin Kur'an-ı Kerim'de kullanımlarında yatmaktadır .Rabbimiz, yalnızca alemlerin Rabbi, yetiştiricisi, eğiticisi, öğreticisi, onlar üzerinde otorite sahibi olmakla kalmıyor;
aynı zamanda onlara karşı merhamet hissi de taşıyor. Allah'ın, Kitab'ını ''rahmet'' olarak nitelemesi de bu noktada çok önemlidir. Rabbimiz, Kitab'ı göndermekle neyi dilemektedir? İnsanların yeryüzünde mutlu bir şekilde yaşamalarını, sıkıntı çekmemelerini, anlaşmazlıklarını hak ölçüye göre çözmelerini, hem bu dünyalarını hem de ahiretlerini mamur etmelerini...
Kullarına karşı bu merhameti, acıması ve sevgisi, Kitab'a ''rahmet'' adını vermesine neden olmuştur .İşte bu yönleri dolayısıyla burada, Tevhid İnancı'nın sevgi yönüne, insani yönüne değinilmektedir .Tevhid Toplumu, ''kin'', ''garaz'', ''hased'' ve ''zulüm'' üzerine kurulu değildir .Bu toplumda, Rabbimiz Rahman-Rahim olduğundan O'nu Rab olarak kabullenen insanlar da birbirlerine karşı merhamet doludurlar .İlişkileri bu düzlemde cereyan eder .

Muhammed, Allah'ın Resulüdür. O’nunla birlikte olanlar kafirlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidirler (48/29).


…/…


 
 Respond to this message   


(Login ffurkan)
212.156.10.236

DİN GÜNÜNÜN MALİKİDİR

July 25 2002, 12:41 AM 

Allah'ın tanımlanması, surede, Din Gününün Maliki oluşuyla noktalanıyor.

Nedir ''Din Günü''?
Derler ki: ''Yazık bizlere, vah bizlere! İşte bu din günüdür .
İşte bu, yalanladığınız fasl (ayrılma) günüdür'' (37/20-21).
Sonra!... Nedir ''din günü'' biliyor musun? Kimsenin kimseye yardım edemediği bir gün!... O gün Allah'ındır emr. (82/18-19)
O gün mülk (egemenlik) kimindir? ...
Vahid, Kahhar Allah'ın (40/16).


Bu ayetler ''Din Günü''nün bir yönünü açıklıyor .Diğer yöne ise teslimiyet ve boyun eğmedir , kaçacak yer olmadığıdır .

Hayır!... Bugün onlar teslim olanlardır (37/26).
Hayır!... Sığınılacak yer yok! O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur. (75/11-12)


Ayetlerde birbirine yönelik, karşılıklı bir ikilem görülmektedir .İkilemin bir kutbunu, Allah'ın; o gün kullarına karşı kahhar bir yaptırım, yargı ve egemenliği; diğer kutbunu ise, kulların bu yaptırım ve yargı egemenliğine kayıtsız-şartsız boyun eğişi oluşturur.
Din Günü'nü açıklayan bu ayetler gelmezden önce, insanlar 'din günü' deyişini duyunca ne anladılar? Her şeyden önce 'yevm' (gün) kavramı, salt 24 saatlik bir zaman aralığı için değil, insanların yaşamını derinden sarsan, etkileyen ve değiştiren olayları tanımlamak için de kullanılmaktaydı. Böyle bir kullanımda artık, zaman aralığı önemli değildir. Başka bir anlatımla “gün”, artık, günlerden bir gün değildir. Niteliğini “din” belirlemektedir .

O gün kimseye haksızlık edilmez ve siz, ancak yaptıklarınızla karşılık görürsünüz (36/54)


Arapçada

din kelimesi:

ceza , hesap, kaza, siyaset,taat, adet, yaşayış tarzı, hal, kahr,millet ve şeriat manalarına gelir.

Sayacağımız unsurları üzerinde bulunduran her şeyin( yaşayış şeklinin) bir din olduğunu da unutmamak gerekir.

Hakimiyet ve üstün bir otorite tasavvuru.
Bu otoriteye boyun eğme ve itaat ( ibadet).
Bu otoritenin ortaya koyduğu ameli ve fikri nizam.
Bu nizama uyup uymama sonucunda üstün otorite tarafından verilecek ceza ya da mükafaat.



Allah esirgeyen ve bağışlayan, merhameti sonsuz olan ama hiçbir zaman unutmamalıdır ki O aynı zamanda Din Günü’nün de sahibidir. Yani sadece merhametli değil aynı zamanda adil bir şekilde hesap sorandır.

Topu topu korkunç titreşimli bir tek ses… Ve bakmışsın hepsi birden huzurumuzda divan durmaktalar. O gün hiçbir canlıya hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Sizler sadece yapıp ettiklerinizin karşılığını alırsınız.(36/53-54)




Burada bir ''muvahhid'' (Allah’ı hakkı ile birleyen) için en temel meselelerden biri daha gündeme getirilmektedir: Ahiret İnancı. Bu, bir Müslümanın hiçbir zaman aklından çıkarmaması gereken bir konudur. Öyle ki Müslüman bütün eylemlerini bu noktayı göz önünde bulundurarak yapar, ya da yapmaz. O bilir ki, yaptığı ve yapacağı tüm amellerden sorguya çekilecektir (99/7-8). Bunun bir istisnası yoktur (54/52-53). Ama bu sorgulama tam bir adaletle yapılacaktır (21/47).


Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.
Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür. (99/7-8)


Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcuttur.
Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır. (54/52-53)


Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz. (21/47)


Tevhid Dini, burada -diğer özelliklerine ek olarak- bir başka özelliği ile karşımıza çıkıyor: Adalet.
Madem ki ameller konusunda bir ayırım söz konusu değildir , herkes yaptığı eylemlerden sorgulanacaktır ve hiç kimseye zulmedilmeyecektir, öyleyse bu inanç sistemi, bu din adildir.
Kişinin toplumdaki yeri, maddi durumu, yeryüzünün şu veya bu yerinde oluşu, siyahlığı veya beyazlığı, vb... önemli değildir .Önemli olan onun yaptığı eylemlerdir. İşte ''Tevhid Dini ve Toplumu'', Fatiha'nın ilk üç ayetinde üç temel ilkesiyle karşımıza çıkmaktadır:

Evrensellik, rahmet ve adalet.

Bu ilkeleri zıtları ile beraber düşündüğümüzde karşımıza şu tablo çıkar:
Evrensellik yerine ayırım (siyah-beyaz, geri-ileri, zengin fakir ...).
Rahmet yerine kin, garaz, hased.
Adalet yerine zulüm.

Bu üç ayetle ilgili olarak değinmeden geçemeyeceğimiz bir başka konu da

''mülk'' konusudur .
Bu sözcük,

egemenlik, yönetme, tasarruf etme anlamlarına gelmektedir .Allah, yalnız Din günü'nün Malik'i (egemeni) değil, aynı zamanda dünya hayatının da tek egemen gücüdür .

Yerin ve göklerin mülkü (egemenliği) O'nundur .Çocuk edinmemiştir .Mülkünde (egemenliğinde) ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve belli bir ölçü koymuştur . (25/2)

Tevhid Toplumu'nda egemenlik (mülk) yalnız Allah'a aittir. Kaynağı ilahi olmayan hiçbir egemenlik, hiçbir otorite meşru değildir .Muvahhidler nazarında hiçbir anlamı ve bağlayıcılığı yoktur. Otorite yalnızca Allah'ındır. Çünkü her şeyin Rabbi O'dur, göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Ve O mülkünde (egemenliğinde) ortak tanımaz.

Böylesi bir İlaha ve böylesi bir Rabbe dir hamd.
Peki nedir

HAMD ?

.../...


 
 Respond to this message   


(Login ffurkan)
212.156.10.236

HAMD

July 25 2002, 12:43 AM 

Türkçemizde tek kelime ile tam karşılığını veremediğimiz hamd;bir güzelliğin veya bir nimetin sahibi ve kaynağı olan bir otoriteyi – kudreti – saygı ifade edecek şekilde övmek için kullanılan bir sözdür.
Türkçedeki övme “methetme”(medih) ile eş anlamlıdır. Fakat methetme herhangi bir güzellik veya nimeti, bu güzellik yada nimet oluşunun kaynağı kendisi olup olmadığına bakılmadan yapılabilir. Methetme , canlılığı yada hareket kabiliyeti olana da olmayana da yapılabilir. Güzel bir çiçek methedilebilir. Ama ona hamd edilmez.
Hamd o güzel çiçeği yaratana ve ona güzelliği verene yapılır. En geniş anlamı ile bir şükür türüdür.
Hamd , yaratan dışında hiçbir varlığa yapılamayacak bir şükür türüdür.
Şükür ise nimetin bilinmesi ve açığa vurulması anlamına gelir.açmak , açığa çıkarmak anlamına gelen “ keşr “ sözünden türetilmiştir.
Zıddı ; örtmek , gizlemek anlamına gelen “ küfür “ dür.

“Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, Rabbimin fazlındandır. Şükür mü edeceğim, yoksa küfür mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, küfredene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.” (27/40)

Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.
Şüphesiz biz ona yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister küfredici.(76/2-3)



Demek oluyor ki insan ya şükür üzerinedir ya da küfür üzerine.
Şu halde küfrün zıttı olan şükrün eda ediliş şekillerine bir bakalım.

Dil ile şükür: nimeti vereni anmak, onu övmek ve nimeti vereni açığa çıkarmak için dilin üzerine düşeni yerine getirmesidir.
Kur’an’ı okumak ve zikretmek, zulmü ve zalimi ortaya koyup hakkı haykırmak dilin şükürlerindendir.

Kalp ile şükür:
kalben ve düşünce yolu ile, nimeti vereni tanımak, tasdik etmek ve nimeti yalnızca O’ndan bilmektir.

Vücudun diğer organları ile şükür (Aksiyon): nimet verenin emir ve yasakları hangi organı ilgilendiriyor ise ; o organın emirleri yerine getirmesi ve yasaklardan kaçınmasıdır.
Organlar şükretmedikçe , nimeti verenin dil ile söylenip kalben tanınması şükretmek olmaz.
Kısaca şunu diyebiliriz; şükür İlahi Vahye tabi olup İslamı yaşamaktır.
Kur’an’ı Kerim’de Allah İbrahim ve Nuh’u şükreden kullar olarak överken insanlardan çoğunun şükredici olmadığını belirtir. Oysa günümüzde ne de çok şükreden (!) ve şükre sadece bir yönden bağlanan vardır değil mi?

İbrahim, gerçekten Hanif olarak, Allah'a itaat eden bir ümmetti ; Allah'a ortak koşanlardan (müşriklerden) değildi. Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.(16/120-121)

(Ey) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin nesli! Şunu bilin ki Nuh, çok şükreden bir kul idi.(17/3)

… Ey Davud ailesi, şükür olarak amel serdedin . (ı'melu ale davude şükra).Kullarım içinden şükredenler o kadar az ki! (34/13)

Allah'a karşı yalan uyduranların kıyamet günü (âkıbetleri) hakkındaki kanaatleri nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler. (10/60)

Allah insanlar için çeşit çeşit nimetler yaratmış, onlara yol gösterici olarak Resuller gönderip kitaplar indirmiş, kulaklar, gözler ve gönüller varetmiş, ibadet yollarını gösterip onları kolaylaştırmış.
Bunun karşılığında insana düşen; O’nun koyduğu sınırlara uymaktır. İşte şükür budur.
Allah insanlardan bunu ister ve onlar için zorluk murad etmez.

Siz, hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.(16/78)

Maide suresinin 6. ayetinde salat/namaz için abdestten , abdestin alınma şeklinden, gusül ve teyemmümden bahsedildikten sonra şöyle buyurulur:

… Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister ki; şükredebilesiniz. (5/6)

Allah kullarının şükrüne muhtaç değildir. Şükre muhtaç olmadığı gibi kullarının küfürlerinden etkilenebilecek de değildir. Şükreden kendi iyiliği için şükreder ve Allah şükredenlerin şükürleri karşılığında nimetlerini artırır.
Yani O da kullarının şükrüne şükredendir.


“Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, Rabbimin fazlındandır. Şükür mü edeceğim, yoksa küfür mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, küfredene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.” (27/40)

"Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer küfrederseniz ; hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti."(14/7)

Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin! Allah da şükredendir (ve kanellahü şakiran alima) ve her şeyi bilendir.(4/147)


Hamd öyle bir övgüdür ki hamd edilen kudrete kayıtsız şartsız itaati gerektirir.
Bu itaat kimi zaman tabiat kanunu diye adlandırılır ( Sünnetullah).
Kimi zaman “ Din Günü”ndeki davete zorunlu itaattir.


Gök gürültüsü O'nu hamd ile tesbih eder;meleklerde O'ndan ürpererek... Yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Allah, tuzak kuranların hilelerini başlarına geçirmede çok güçlü olduğu halde, onlar O'na karşı mücadele edip duruyorlar. (13/13)

Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.(17/44)

Sizi çağırdığı gün, O'na hamd ederek davetine uyarsınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldığınızı sanırsınız. (17/52)

Neden hamd ederiz ve etmeliyiz? Herhalde uzun uzun anlatmaya gerek yok.



Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerindeki kini çıkarıp atarız. ''Bizi buna eriştiren Allah'a hamd olsun. Eğer bizi doğru yola eriştirmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık'' derler (7/43)
hidayet ettiği için,

''Gökten su indirip, onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?'' diye sorsan, ''kuşku yok ki Allah'' derler. De ki: ''Öyleyse hamd da O'nadır .Ama çoğu akıllarını kullanmaz'' (29/63)

su indirdiği ve yeri dirilttiği için,

''Kitab'ı kuluna indiren ve onda eğrilik yapmayan Allah'a hamd olsun'' (18/1)
Kitabı indirdiği ve onda eğrilik yapmadığı için,

(Cennette şöyle) derler: Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir.(35/34)
çok bağışlayan ve nimet veren olduğu gibi cennette iman edenlerden bütün üzüntüleri gidereceği için,

"Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir yardımcıya/ dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamdederim" de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt! (17/111)
mülkü elinde bulundurması, mülkünde ortağı bulunmaması, çocuk edinmemesi, hükm'ün kendine ait olmasından dolayı

Onlar: Bize verdiği sözde sadık olan ve bizi, dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna vâris kılan Allah'a hamdolsun. İyi amelde bulunanların mükâfatı ne güzelmiş! derler.(39/74)
ayetinde vaadini yerine getirdiği için,

HAMD ALLAH'ADIR.


“ İşte O, Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz.( 28/70)



…/…


 
 Respond to this message   


(Login ffurkan)
212.156.10.236

TEVHİD İNANCININ UYGULAMASI

July 25 2002, 12:46 AM 

Daha önceki bölümlerde Rabbimiz Allah, en genel nitelikleriyle tanıtıldı. Tevhid İnancı'nın ne olduğu, kısa ama özlü bir biçimde ortaya kondu. Bu inancın, yalnız ''ilah birliği'' ilkesine değil, aynı zamanda ''insanların da birliği'' ilkesine dayandığı anlatıldı. Ortaya konan bu ilkeleri kabul eden ve onu hayatlarına uygulamaya çalışan bir topluluk ortaya çıktı. İşte bu bölümde bu konu işlenecektir.
İfadelere dikkat edildiğinde, bunun bir topluluk eylemi olduğu kolaylıkla anlaşılabilir:

''Biz yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.'' Ayetteki “biz” ifadeleri, açıkça bir topluluk eylemini vurgulamaktadır. Dikkat etmemiz gereken bir başka hususta ''yalnız Sana'' ifadesidir.

İBADET
Önce, ibadetin ne anlama geldiği konusunda Kur'an-ı Kerim'e bakalım. İsrailoğulları ile Fir'avn arasındaki ilişkilere değinen ayetler , konuya ışık tutmaktadır:

Daha sonra Musa ve kardeşi Harun'u, ayetlerimizle ve apaçık bir güçle Fir'avn'a ve onun ileri gelenlerine (mele') gönderdik de büyüklendiler .Onlar ululuk taslayan bir topluluktu, ''Kavimleri bize ibadet etmekteyken (lena abidun), bizim gibi iki insana mı inanalım?'' dediler. (23/45-47).

''Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine kul-köle ettiğinden (abbedte) ötürüdür'' dedi (26/22).


Bu ayetlerdeki ibadet kelimesinin özüne bakarsak, bunun bugün kullanılan anlamda bir ibadet almadığını, İsrailoğullarının, Fir'avn ve yönetiminin otoritesine boyun eğdiklerini, hayatlarını düzenleyen kurallar konusunda onun buyruklarına uyduklarını anlamaktayız, Fir'avn onlara, kendisinin Rab olduğunu (79/24). söylemekte, kendisinden başkasını ilah edineni zindana atmakla tehdit etmektedir (26/29). Bu ayetlerden hiçbir zaman İsrailoğullarının Fir'avn'a taptıkları ve ona sözgelimi namaz, oruç gibi birtakım biçimsel hareket ve davranışlarda bulundukları anlaşılmaz.

Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.(79/24)



Firavun: Benden başkasını ilah edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi. (26/29)





Anlatılmak istenen Fir'avn'un onlar üzerinde mutlak bir otorite kurduğu, onları dilediği gibi yönettiğidir .Öyle ki, birçok kişi, Fir'avn'dan korkmaları sebebiyle Resulullah
Musa'ya iman edememişlerdir .

Firavun ve melesinin (kavminin ileri gelenlerinin) işkence etmesinden korkuya düştükleri için kavminden bir gurup gençten başka kimse Musa'ya iman etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan ve haddi aşanlardan idi. (10/83).



Resulullah Musa'nın Fir'avn'a gitmesinin tek nedeni, ona Alemlerin Rabbini hatırlatmak, yeryüzünde büyüklenmeye, fesat çıkarmaya hakkı olmadığını
bildirmek, yeryüzünün ezilmişlerini -müstezaflarını- Fir'avn ve benzeri zalimlerin ellerinden kurtarmak, onları özgürlüklerine kavuşturmak ve asıl kulluk yapılması gereken Allah'a kul yapmak içindi. Fir'avn'un zulmünden kurtulmuş insanları, kendi hevası doğrultusunda yönetmek için değil. Zaten Resuller, insanlara özgürlük fikrini aşılayan, onları özgürlüğüne kavuşturan; Allah'ın dışında hiçbir kimsenin, hiçbir zümrenin, hiçbir ırk ve sınıfın egemenliğini kabul etmeyen, hepsine ''isyan'' eden önderlerdir.
İnsanlık, Resullerin getirdikleri aydınlıkla (nur) yollarını bulmakta; onlardan ve getirdikleri bildirilerden uzaklaştıkları sürece karanlıklara dalmaktadırlar.

Kur'an-ı Kerim'in kullandığı birçok kelimeye daha sonraları değişik kültürlerin etkisi altında başka başka anlamlar yüklendiği gibi, ''ibadet'' kelimesi de böyle bir anlam değişikliğine uğramıştır . İbadet denilince bugün akla hemen -namaz, oruç vs. gibi- Allah'ın Müslümanlara yapmalarını emrettiği ''bazı'' şeyler gelmektedir .Kuşkusuz bunlar Rabbimize ibadetimizin bir göstergesidir .Ancak, ibadet kavramı, bunlardan çok daha geniş kapsamda ele alınmalıdır. İbadet (kulluk etme), kişinin tüm hayatını kapsayan, oturmasını, kalkmasını, düşünmesini, gülmesini, ağlamasını, ölümünü ve dirimini içine alan bir tavrı ifade eder .İnsan ve toplum bir kez Allah'a kulluğu kabullendi mi, artık O'nun hükmünden başka hiçbir hüküm tanımayacak, O'nun buyruklarına uyacak, yasakladığı şeylerden kaçınacak ve gerçekten O'na kulluk ettiğini göstermek için de '' şükür '' edecek,

Artık, Allah'ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin, eğer (gerçekten) yalnız Allah'a ibadet ediyorsanız, onun nimetine şükredin.(16/114)


O'na kullukta hiçbir ortak tanımayacak ,

De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâh'ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.(18/110)

Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene (Kur'an'a) sevinirler. Fakat (senin aleyhinde birleşen) guruplardan onun bir kısmını inkâr eden de vardır. De ki: "Bana, sadece Allah'a kulluk etmem ve O'na ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O'na çağırıyorum ve dönüş de yalnız O'nadır.(13/36)



ve O'nun dinine hiçbir şey katmadan -halis olarak- O'na kulluk edecektir.

De ki: Bana, dini Allah'a hâlis kılarak O'na kulluk etmem emrolundu.(39/11)


Zaten ayette iki kez tekrarlanan ve özellikle başa alınan (iyyake -yalnız Sana) ifadelerinin anlamı da budur .Yani O'na kulluk ederken başka hiçbir şey katılmayacak; halis olarak, Allah nasıl buyurmuşsa, öylece, yalnız O'na kulluk edilecektir .İns ve Cin bunun için yaratılmıştır: Yalnız Allah'ı tanımak, O'nun dışında kimseyi, hiçbir otorite ve hükmü tanımamak .


Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.(51/56)



Ama Allah'a kulluk etmek kolay değildir. Çünkü yeryüzünün zalimleri, fasıkları, yeryüzünde mülkü, hükmü elinde bulunduranlar buna şiddetle karşı çıkacaklardır. İman eden kişi de zaten böyle bir ortamda denenecek; direnir ve dayanırsa iman etmiş olduğunu ispatlayacaktır .Cennet, kolay kazanılabilecek bir ödül değildir.

(Ey müminler! ) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Resulleri ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.(2/214)


İşte mü'minler, bu zorluklar karşısında yalnızca Rablerinden yardım dileyecekler ,
yalnız O'na sığınacaklardır:

Ey iman edenler! Sabırla ve salat'la yardım dileyin. Allah sabredenlerle beraberdir. (2/153)


Çünkü inananların velisi, dostu, sığınağı, dayanağı, koruyucusu yalnız Allah'tır. Bu yüzden de yalnız O'na dayanmalı, O'na güvenmelidirler .Ellerinde iki araçları var: Sabır ve salat. Sabır , uyuşukluk ve bekleme değil, zulme karşı direnme ve dayanmadır. İslam'ı tebliğ ederken gelecek tepkilere göğüs germedir .Salat ise, bir tatmin ve kendi kendini aldatma değil, Rabbimizi zikr için yapılan ve gerçek anlamda yapıldığı zaman zalimlerin yüreğini hoplatan dinamik bir eylemdir .

Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni zikretmek / anmak için namaz kıl/salatı ikame et.(20/14)

Gördün mü engelleyeni salat eden bir kulu? (96/9-10)


…/…


 
 Respond to this message   


(Login ffurkan)
212.156.10.236

TEVHİD MÜCADELESİ

July 25 2002, 12:47 AM 

Surenin üçüncü bölümünde karşımıza çıkan temel mesele ''Hidayet''tir .Birinci bölümde sayılan ilkeleri kabul ettikten ve onları uygulamaya koyduktan sonra, mü'minler şimdi de Rablerinden ''hidayet'' dileğinde bulunmaktadırlar .

''Yalnız Senden yardım dileriz'' diye söz veren mü'min, hidayet konusunda da O'ndan yardım dilemektedir.

HİDAYET


He-da: doğru yolu bulmak, yola girmek,yol göstermek.
Aynı kökten gelen

Eh-da: hediye vermek.

Bilindiği gibi, Arab'ın hayatında çölün önemi büyüktür. Bu nedenle, onun düşünce dünyasını oluşturan kelimeler , çölle ilişkili çok sayıda öğeyi içinde barındırır .
Çöl insanının yaşadığı ortamı düşünecek olursak; bir tarafta korunması gereken can, diğer tarafta mal varlıklarını taşıyan kervanlar.
Çöl…
Sıcak, susuzluk,üstüne üslük çapulcunun , eşkıyanın saldırısı.
Çöller , özellikle kum çölleri çok istikrarsız bölgedir .Çöllerde tabiatın görünümü bir anda değişebilir .Tepeler ve yollar , sürekli yerlerinde duran varlıklar değildirler. Bu gün tepe olan yer bir kum fırtınası sonucunda bir de bakmışsınız yarın düm düz. Düzlük olan yer de bir tepe. Bu bakımdan çölde yol bulmak oldukça zordur.
Buna rağmen tecrübeli, işinin ehli , her türlü şart ve ortamda dahi onlardan etkilenmeden doğru yolu bilen bir yol göstericinin , bir kılavuzun olması ve o kılavuzun, bela ve musibetlerden sakınılması – korunulması ( TAKVA ) için verdiği emir ve yasaklara uyulması sonucunda yol bulunabilir, selamete çıkılır ve menzile ulaşılır. Konumundan dolayı emretme yetkisini elinde bulunduran yol göstericiye uymamanız sonucunda canınızdan ve malınızdan olacağınız da aşikar.
İşte hidayet kelimesi böyle bir durumu anlatmak için kullanılır; yol gösterme, doğru yolu bildirme anlamında. ''Hadi'' İse yol gösterendir , kılavuzdur . gösterilen emin yola da “Huda” denir.
Hidayetin zıttı “ Dalalet-sapıklık ” tır.

Kur’an’da Hadi bizzat Allah’ın kendisidir. Asla yanılmaz, güvenilir ve emindir. Bilgisi herşeyi kuşatmıştır. Herşeyi görür ve bilir.
Kavram çölde, karada , denizde yol alırken , doğru yolda mesafe kat etmekle ilgiliydi. Kur’an’ın ona kazandırdığı boyutsa ; insanın tüm hayatı boyunca izlemesi gereken yol ile ilgilidir. Hidayet , yolu göstermekle bitmez. O yolda sabrı, sebatı sağlamada yardımcı olmak ile devam eder. Hidayette esas hayra ulaştırmaktır.

Hidayet bir yol alış demektir. Ya karanlıklarda ya da nurda .
Her ikisi de hidayettir. Kiminin HADİ’ si (yol göstericisi) Allah’dır , O’nun indirdiği kitaplar da HUDA’dır , nurda yol alır.
Kiminin de hadisi nefsi, heva ve hevesleri ya da şeytanlardır , karanlıklarda yol alır.
Diğer taraftan hidayet; Allah’ın her şeyi yerli yerine koymasıdır. Bu yalnız insanlar için geçerli değildir. Kainatın bütünü ve işleyişi için de geçerlidir. Yani Allah her yarattığını “yoluna” koymuştur. Onlara yollarını bildirmiştir.

O da: Bizim Rabbimiz, her şeye hılkatini (varlık ve özelliğini/ yaradılışını) veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi. (20/50)

Yüce Rabbinin adını tesbih et ,
O ki Yaratıp düzene koyan,
Takdir edip yol gösteren.(87/1-3)


Eh-Da : hediye vermektir demiştik. Allah insanlara HUDA’lar göndermiştir.

Hepiniz oradan inin. Artık ne zaman benden bir HUDA gelirde , kim benim gönderdiğim Huda’ya uyarsa ; böyleleri için korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. (2/38)

Allah’ın insanlara hediyesidir bu HUDA’lar. Yeryüzünde insana düşen de bu hudayı , bu hediyeyi kabul etmektir. Bu hediyeyi Allah insanlara doğrudan doğruya değil de seçtiği Resuller vasıtası ile gönderir.

Bizim üzerimizedir doğru yolu göstermek.(92/13)

De ki: "ALLAH'tan başka, bize yarar ve zarar veremiyenlere mi yalvaralım? ALLAH bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra ökçelerimiz üzerinde gerisin geriye mi dönelim? Şeytanların ayartıp yeryüzünde şaşırttığı ve arkadaşlarının, 'Gel, bizimle birlikte doğru yola gel' diye çağırdıkları şaşkın bir kimse gibi mi olalım?" De ki: "Gerçek yol gösterme ALLAH'ın yol göstermesidir. Evrenlerin Rabbine teslim olmakla emredildik." (6/71)

Andolsun ki, biz onlara, ilm üzerine açıkladığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir kavim için bir Huda ve bir rahmettir o.(7/52)

….Gerçekten biz, hârikulâde güzel bir Kur'an dinledik . Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız. (72/1-2)









Hidayet konusuna açıklık getirebilmek için, şu soruya tam ve doğru bir cevap vermek durumundayız: İnsan kendisi ''doğru yol''u bulamaz mı? Bir an için sorunun çözümünü insana bıraktığımızı varsayalım.
Netice; anlaşmazlık, çatışma ve savaştır .Bu, insanlığın başlangıcından beri böyle olmuştur , bundan sonra da böyle olacaktır . Çünkü insana,''yol gösterebilme'' özelliği verilmemiştir. O, böyle bir güçte ve donanımda yaratılmamıştır. Çünkü insan, kendi kendine yeterli değildir , başkalarına muhtaçtır .Bu yüzden, ortada farklı çıkarlar ve bu farklı çıkarların etkilediği kararlar vardır .Bu nedenle ortaya, tüm insanlar için geçerli, adil ve evrensel bir görüşü insanın koyabilmesi mümkün değildir. Tarih, bunun örnekleriyle doludur .İnsan, bir dönem doğru bildiğini bir süre sonra yalanlamıştır. Felsefe, birbirini yalanlayan filozoflarla doludur .Bunların hangisi gerçeği dile getirir , hangisi yanlıştır? Bu konuda ölçü nedir? Ölçü, insan kaynaklı düşünce (heva) ise sonuç bellidir: Savaş.
Öyleyse bu sorunu insan çözemez. Hidayet konusunda insanüstü bir otoriteye; Allah'a boyun eğmek zorundayız. O ki, evrensel Rab'dır . O ki, kullarına karşı menfaatle değil rahmetle yaklaşmaktadır . O ki, adildir . O ki, herşeyi bilmektedir . Herşeyden önce Rabbimiz kendisi doğru yoldadır . Öyleyse O'nun göstereceği, ulaştıracağı yol, ''doğru yol''dur.


45:36. Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

6:54. Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

10:54. …Aralarında adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez.

40:7. … Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler).

16:74. Allah'a birtakım benzerler icat etmeyin. Çünkü Allah (her şeyi) bilir, siz ise bilemezsiniz.
16:75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
16:76. Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?



İnsanı O yaratmış ve ona (doğru ve eğri) iki yol göstermiştir . Buna karşılık insan dilerse şükr (iman) eder , dilerse küfr . Oysa insan çok az şükretmektedir .
Allah’ı yol gösterici olarak kabullenmemekte, sürekli olarak kendisinin doğru yolda olduğunu iddia etmektedir .


Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) gösterdik .(90/10)
Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister küfredici.(76/3)
Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!(7/10)




Başlangıçta insanlar ''tek bir ümmet'' idiler . Allah Kitab indirdi. Aralarındaki bağy (birbirinin hakkına tecavüz) yüzünden ayrılığa düştüler . Bölük bölük oldular .Her bölük kendisinin daha doğru yolda olduğunu iddia etmekte, ellerindekilerle böbürlenmektedir . Oysa, kimin daha doğru yolda olduğunu Allah bilmektedir . Allah, hesap günü insanlara, ayrılığa düştükleri konuları açıklayacaktır .

İnsanlar bir tek ümmet idi.Sonra Allah, resulleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdi.Onlarla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında hükmetsinler diye gerçeği taşıyan Kitap'ı hak olarak indirdi.O Kitap'ta anlaşmazlığa düşenler, o Kitap'ın bizzat muhataplarından başkası değildi.Bunlar, kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık/doymazlık/azgınlık/tecavüz yüzünden, çekişmeye girdiler.Sonra Allah kendi izniyle, inananları, üzerinde tartışmaya girdikleri gerçeğe tekrar ulaştırdı.Allah, dilediği kişiyi/dileyeni dosdoğru yola iletir.(2/213)

Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.(30/32)

Ne var ki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde bulunan (fikir ve davranış) ile sevinip böbürlenmektedirler.(23/53)

De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir.(17/84)

… Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.(5/48)




Yol gösterme Allah'a aittir . Bu konuda değil insanlara, peygamberlere bile bir yetki tanınmamıştır . Peygamberlerin görevi insanları doğru yola getirmek değil; uyarmak ve Rablerinin dileğini onlara ulaştırmaktır .
İnsanları doğru yola ulaştırmak için, Rabbimiz her dönemde bir ''yol gösterici-huda'' göndermiştir:

… Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.(25/31)
Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.(28/56)
… Sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekîldir.(11/12)
Kiminiz kiminize düşman olarak yeryüzüne inip yerleşin, Benden size bir yol gösterici (huda) geldiğinde kim o huda'ya uyarsa ne sapar ne de sıkıntıya düşer (20/123).




Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde, bu ''yol gösterici''nin ne olduğu açıklıkla anlatılmıştır:

Önceden insanlara ''yol gösterici'' olarak Tevrat ve İncil'i indirmişti. Şimdi de Furkan'ı (doğru ile eğriyi ayırt eden) indirdi (3/3).

Kur'an, muttaki'ler için yol göstericidir . Kur’an'a uyan doğru yol üzerindedir , Onun dışında sapıklıktan başka ne var!
Fakat Allah, doğru yola zalimleri , kafirleri ve fasıkları değil , ''iman edenleri'' ve ''Allah yolunda cihad edenleri'' eriştirecektir. Allah kullarının küfründen değil, şükründen hoşnut olur . Allah, kullarına zulmedici,değildir .


O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler için hudadır.(2/2)
Size Allah'ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah'a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.(3/101)
İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyorsunuz?(10/32)
... Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.(2/258)
…Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.(2/264)
... Allah, yoldan çıkmışlar ( fasıklar) topluluğunu doğru yola iletmez .(5/108)
… Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.(22/54)
Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.(29/69)
Eğer küfrederseniz, şüphesiz Allah, size muhtaç değildir. Bununla beraber O, kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizden bunu kabul eder. Hiçbir günahkâr diğerinin günahını çekmez. Nihayet hepinizin dönüp gidişi, Rabbinizedir. Yaptıklarınızı O size haber verir. Çünkü O, kalplerde olan herşeyi hakkıyla bilendir.(39/7)
İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir.(8/51)





…/…


 
 Respond to this message   


(Login ffurkan)
212.156.10.236

KENDİLERİNE NİMET VERİLENLER

July 25 2002, 12:49 AM 

Kim bu kendilerine nimet verilenler?




Kaf Ha Ya Ayn Sad. Bu, Rabbinin, kulu Zekeriya'ya olan nimetini anmasıdır. Mihrabdan çıkıp toplumuna: ''Sabah akşam Allah'ı tesbih edin'' diye işarette bulundu.
Ey Yahya, Kitab'a sımsıkı sarıl! O'na çocukken hikmet, katımızdan bir kalb yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve ana-babasına karşı iyi davranan bir kimseydi; baş kaldıran bir zorba değildi.

Kitap'ta Meryem'i de an.
Hakkında kuşkuya düştükleri Meryem oğlu İsa, gerçek söze göre budur .

Kitap'ta İbrahim'i de an.
O şüphesiz dosdoğru bir nebi idi.
Babasına şöyle demişti: ''Babacığım! İşitmeyen, görmeyen, sana bir faydası da olmayan şeylere niçin tapıyorsun?''
''Babacığım!
Şeytana itaat etme! Çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır
Dedi ki:
''Ey İbrahim! Sen beni ilahlarımdan vazgeçirmek mi istiyorsun?
Bundan vazgeçmesen seni mutlaka taşlarım. Uzun bir süre benden uzaklaş git!''
(İbrahim) : ''Sana selam olsun'' dedi. Onları Allah'tan başka taptıklarıyla baş başa bırakıp çekilince
O’na İshak ve Yakub'u bahşettik.

Kitap'ta Musa'yı da an; o seçkin kılınan ve gönderilen bir nebi idi.

Kitap'ta İsmail'i de an. Çünkü o sözünde sadık bir kimse, gönderilmiş bir nebi idi.

Kitap'ta İdris'i de an; çünkü o dosdoğru bir nebi idi.

İşte bunlar Adem'in ve Nuh'la birlikte taşıdıklarımızın soyundan;
İbrahim ve İsrail'in soyundan, seçip doğru yola eriştirdiğimiz

ALLAH 'IN KENDİLERİNE NİMET VERDİĞİ NEBİLERDENDİR
(19/1... 58).



KİM ALLAH'A VE RESULÜNE İTAAT EDERSE; ONLAR , ALLAH 'IN KENDİLERİNE NİMET VERDİĞİ KİŞİLERLE BİRLİKTEDİR (4/69).




Tarih, ''kendilerine nimet verilenler'' ile onlara karşı çıkanların, yani gazab edilenlerin ve dalalette olanların (sapıtmışların) mücadelesinden
ibarettir .



Muhakkak bu Kur'an, en doğru olana eriştirir (17/9).
''Selam olsun huda’ya (Kur'an'a) tabi olanlara. '' (20/47)


.


 
 Respond to this message   
Current Topic - 5/1 FATİHA SURESİ
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  
Create your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2014 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  

TÜRÜK YURT | kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2012

rss