--


  << Previous Topic | Next Topic >>Return to Index  

Kızılderililerden geriye ne kalmış... Sanki biz Ermenilerden çok bırakmışız da...

December 28 2003 at 3:42 PM
Thorny Rose  (Login ThornyRose)
Forum Owner

Message: 1
Date: Tue, 4 Nov 2003 04:23:59 -0800 (PST)
From: Nitrogen Oxygen <noteworker@yahoo.com>
Subject: KIZILDERILILERDEN GERIYE NE KALDI?

KIZILDERİLİLERDEN GERİYE NE KALDI?

Dr. Garipkafkaslı

Yeni Düşünce Dergisi 6 Ekim 2000

Türkiye eğer büyük düşünmek istiyorsa ki; ben bu güzel ülkenin
topraklarında bir "solucan" veya bir "böcek" olarak yaşamayı yad ellerde
"Kral" olarak yaşamaya tercih eden ve bunu tatbik ederek yaşayan bir Türk
genci istiyorum. O zaman hiç korkmadan, Ankara'nın en güzel bir mekanında
"Atatürk Kızılderilileri Araştırma Enstitüsü"nü derhal kurmalıdır.
Atatürk'ün ömrü biraz daha uzun olabilseydi bunu yapardı. O büyüktü. Büyük
olmaktan ve okunu bulutlara nişan almaktan korkmazdı. Türkeş bugün sağ
olsaydı, hiç şüphesiz o da böyle Araştırma Enstitüsü'nün kurulmasına
mutlaka "evet" derdi.

Neden 12 Eylül 1980 ihtilalinden nefret ediyorum biliyor musunuz? Bu
ihtilal, Türk gençliğini mahvetti. Gene düşünceleri cüceleştirdi. Türk
gençliğini "mankurt"laştırdı. Türk gençliğini büyük düşünmekten ve
fikirlerini söyleyip tatbik etmekten men etti. Arkadan tutup geri çekerek,
kafasına kafasına vurarak "sen büyük olamazsın" dedim. Bugün Türkiye fikir
üretemiyor. Her şeyi taklit eder olduk. Her şeyimiz taklit. Üzerimizden bu
"ölü" toprağını, silkinip atalım. Kızılderileri ve onların Orta Asya'ya
Tuva, Saha, Kazak, Kırgız, Uygur kültürüne dayanan ana noktaları ve
temelleri araştıralım. Unutmayalım. Bilelim. Bilgi kuvvettir. Böyle bir
Araştırma Enstitüsü'nün kurulmasına hava-su kadar ihtiyacımız var....

Çağımız, Amerika'nın büyük şehir ve eyaletlerin, Amerika kıtasına 1492'de
ayak basan "soluk benizli"ler tarafından katledilerek tamamen ortadan
kaldırılan 520 Kızılderili kabilesinden farkında bile değiliz. Herkesin
sıkça telaffuz ettiği Chicago, Seattle şehirleri kızılderili şeflerinin
adıyla anılır. Delaware, Utah, Arkansas (Akarsu), Havasu (Akbasu)
Kızılderili kabilelerinin adını taşımaktadır.

Kuzey Amerika'da yaşayan Alaska'dan başlayarak, Güneyde New Orleans ve
Blaxie'ye kadar uzanan topraklarda yaşayan Kızıldedililer, Kızılderili
kabilelilerinin en büyüklerini çatısı altında toplayan Atabaşkan grubuna
dahildir. Bu gruba giren Navaho (Nabaho), Hoça (Khotcha) Kızılderilileri,
bugün Ulu Uygur Eli'nin, Turfan (Kara Hoça) bölgesinden göç ederek Amerika
kıtasına sağ çıkabilmişlerdir. Bunu ben söylemiyorum. Bunun isteyen, Ethel
Stewand'ın "The Dene anda Na-Dene. Indian Migration" (Dene ve Na-Dene
Kızılderililerin Göçü) adlı eserinde okuyabilirler.

Bu gerçeklerin Amerika'da araştırılması ve yazılması yasaktı. Böyle bir
araştırma yapan bilim adamı kara listeye alınırdı. Zaten bu tip ciddi
eserler, sözü edilen bilim adamlarının emekliye ayrılmasından sonra gün
ışığı görebiliyor. Ethel Stewant bu konuyu 40 yıl araştırmış bir bilim
adamıdır.

Eğer Amerika Kızılderililerin tarihini, geçmişini nereden Amerika'ya
geldiklerini araştırsak, o zaman başımıza sözde ermeni soykırımı
meselesinin ısıtıp çıkan Washington'a, tarih önünde ve uluslar arası
platformda gerçek bir soykırımın ne olduğunu ve kimler tarafından
yapıldığını belgeleriyle cevap verme şansızımız olur. Devamlı olarak büyük
olmaktan kaçarak, savunmada kalıp Amerika'daki birkaç "lobici"ye her
defasında milyonlarca dolar ödeyerek geçici tedbirlerle bu milletin talihi
ve kaderi garanti edilemez.Türkün geçmiş ve yakın tarihine bakarsak en
büyük savunmanın, taarruz olduğunu görürüz. Atatürk de öyle yaptı. Hep
saldırdı. Ve sonunda bugün nefes alıp veren Türk milletinin kara talihini
değiştirdi. Bu milletin bir kabile değil, gerçek bir ulus olduğunu ispatladı.

Türkiye'de Kızılderili Araştırmaları Enstitüsü'nü kuralım derken, bununla
"Ermeni" denen Rus "piyonu"nu ciddiye alalım demek istemiyorum. Bununla,
"Amerika'ya Türk Dünyasının ne demek ve ne kadar ciddi olduğunu anlamasına
fırsat verelim" demek istiyorum. Amerika, kendisinin de "yumuşak karnı"nın
olduğunu bilsin. Eski Sovyetlerde olduğu gibi, bugün 72 milletten gelen
muhacirler kurulu olan Amerika'da, antik her millete mensup olanlar
"kökleri"ni ve kendi "soy kütükleri"ni aramağa başlamışlardır. Eskiden
olmayan önemli gelişmeler hızla yol alıyor. Dün köle olarak baktıkları
Zenciler, bugün kitleler halinde Müslüman oluyor ve Nigro Foundation
(Vakfı) kurarak üstün zekalı zenci çocuklarını Harvard, Yale, Princeton ve
Duke Üniversitelerinde okutuyor. Washington'da "One Million Men" (Bir
Milyon İnsan) yürüyüşünü gerçekleştiriyor. "I have a dream" (Bir İdealim
Var) diyen Dr. Martin Luther King'in başlattığı hareket, onu öldürmekle
durdurulamadı. Bugün binlerce Martin L. King var. Ve Amerikan Kongre
binasının içinde, kürsülerde zencilerin temsilcileri olarak haykırıyor. I
have a dream today!...(Bugün benim de bir idealim var). Dün toprakları
işgal edilen ve büyük bir soykırımına maruz kalan Kızılderililer, saf kan
Kızılderili olan Campel Nigthorse (Gece Atı), Colorado Eyaletinden Senatör
seçip, Amerikan Senatosu'na sokmayı başarmıştır. Uzun örülü saçları ve
geyik derisinden yapılmış uzun ceketi ve Turkuvaz taşından yapılmış yüzük
ve sine-bendi ile (kolye) Senatör Night Horse'u Amerikan Kongresi'nin
koridorlarında, başı karlı ulu bir dağ gibi yürürken görebilmek şansına
sahibiz. Martin Luther King, "I have a dream" derken, sadece zencileri
değil, ezilen bütün halkları uyandırdı. Kızılderili kabileleri de bundan
ders aldı. Zenciler uyandı. Kendilerine "Amerikalı" denmesini istemediler
ve "African American" (Afrika kökenli Amerikalılar) adını aldılar ve
kendilerini etnik bir grup haline soktular. Bugün Amerika'nın etnik
gruplara mensup küçük ve orta ölçekli iş sahiplerine ayırdığı teşvik kredi
ve yardımından en çok "African American" olan en büyük 100 iş adamı
arasında zencilerin de adlarını görmeğe başladık. Yarın bunu Kızılderililer
ve bir adlarını görmeğe başladık. Yarın bunu Kızılderililer ve bir başka
etnik Amerikalı grip takip edecek. Amerika'da düzen süratle değişim
gösteriyor.

Türkiye, Ankara'da Kızılderili Araştırmaları Enstitüsünü kurmakla
küçülmeyecek, aksine büyüyecektir. Enerjisini mensup olduğu Türk
milletinden alan gerçek Türk milliyetçileri bu Araştırma Enstitüsünü
kurarsa, buna katılan ve yardım eden çok olacaktır. Amerika'daki
Kızılderili dostlarından, ulu bir kişi bana Maryland Eyaleti'ndeki sonbahar
"şükran" şenliğinde söylemişti: "Siz kurun, onlar gelecektir..." Türk'ün
ululuğu, Türk'ün yüceliği sınırsızdır. Vatan denince, gerçek Türk insanının
göstereceği kahramanlıklar sınır tanımaz.

Osman Nuri Topbaş, "Abide Şahsiyetler ve Müesseseleriyle Osmanlı" adlı
eserinde, Türk'ün ne olduğunu, kahramanlıkların nasıl sınır tanımayacak,
zamanı aşıp bize vardığını İlhan Bardakçı'dan naklen anlatıyor.

"... Mescid'i Aksa'ya girerken merdivenlerde dimdik dikilmiş bir kimseye
rastladım. İki metreye yakın bir boyu, iskeletleşmiş vücudu üzerinde garip
giysisi vardı. Yüzüne bakınca ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak
gibiydi. Yanımda bulunan İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanına sordum:

- Kim bu adam?

Omuz silkti:

- Bilmem, bir meczup işte, dedi.

Bunun üzerine o adama yaklaşıp bilmediğim bir hisle:

- Selamün aleyküm baba!, dedim.

Bana, bizim o canım Anadolu aksanımızla cevap verdi:

- Aleyküm selam, oğul!

Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm, öptüm...

- Kimsin sen baba? dedim.

Keskin bakışlarıyla yüzüme baktı.

- Ben, Kudüs'ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden
20.Kolordu, 36.Tümen, 8.Bölük, II.Ağır Makinalı Tüfek Takım Kumandanı,
Onbaşı Hasan'ım" dedi.

Bu defa yüzüne baktığımda, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları
üzerindeki başı, öpülesi bir sancak gibi geldi. Ellerine bir kez daha
uzandım. Gürler gibi mırıldandı.

- Sana bir emanetim var oğul! Nice yıldır saklarım. Emaneti yerime teslim
eden mi?

- Elbette dedim.

Konuştu:

- Memlekete avdetinde yolun Tokat sancağına düşerse, git burayı bana emanet
eden kumandanım Kolağası (Yüzbaşı) Mustafa Efendiyi bul. Ellerinden benim
için bus et (öp). Ona de ki: "Gönül komasın". Ona de ki; "On birinci Ağır
Makineli Tüfek takım kumandanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana
bıraktığı nöbetin başındadır. Tekmilim tamdır. Kumandanım. Ona böyle de".
Öleyazdım Onbaşı Hasan tam 57 yıldır nöbetinin başındaydı..."



Dünyada Türklerin yanında, vatan ve toprağa canı pahasına sahip çıkan
milletler arasında Kızılderililer ve Japonlar var. Amerikan yerli
Kızılderilileri bu sevgi ve bağlılığı bir ibadet derecesinde ululamış ve
yükseltmiştir. Toprağı kendine can veren ana kaynak, ana rahmi olarak bilen
ve inanan Kızılderililer öldüklerinde de, mezarlarının üzeri, hamile bir
ananın karnına benzer şekilde, şişkin ve yuvarlak yapılır. Bu, onların
yeniden "ana toprağın" karnından çıkarak hayat bulacaklarının bir
sembolüdür. Asya topraklarından gelerek, Amerika kıtasını 9500 yıl önce
vatan edinen ve Türk dünyasıyla derin kültür bağları olan Amerika yerli
Kızılderili kabileleriyle, "soluk benizli" Avrupalı işgalciler arasında
başlayan büyük savaşlar, toprak işgallerine yerli Kızılderililerin karşı
çıkması ve topa, tüfeğe karşı ok-yaylarıyla cevap vermesiyle başlamıştır.

Amerikan yerli Kızılderilileri ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki
resmi savaşlar, Francisco Vasquez de Coronado'nun altın aramak
Kızılderililere ait mukaddes yerlerdeki altın-gümüş ve değerli ziynet
eşyalarını yağmalamak için 1540 yılında Hawikuh yerleşme bölgesinde
(Pueblo) Zuni Kızılderilileri ile kanlı bir çarpışma ile başlar. Bu
savaşlar 350 yıl devam eden ve Amerikan toplu ve piyade birliklerimiz
1890'da, Sioux (Su) Kızılderili Kabilesine mensup Big Foot (Büyük Ayak)
oymağının Wounded Knee Kasabasında tamamen imha edilmesiyle sona erer.

Amerika'nın 350 yıl süren bu savaşlarda ateşli silahlar öldürme ve yok
etmeyle Kızılderilileri yenmeğe çalışırken, bu arada, diplomasi altın ve
kürk karşılığı Kızılderililere "ateş suyu"(viski) satıldığına, çiçek,
kızamık ve dizanteri gibi hastalıklarla toplu imha yoluna gidildiği ve
sağlıklı Kızılderili çocuklarının alınarak Amerikan okullarında okutulup,
bu yolla eritme ve asimilasyona gidildiğine şahit olunmuştur.

İspanyollar, 17. yüzyılın başlarında güneyde Rio Grande vadisinde üs
kurdular. Burada yaşayan Kızılderilileri Hıristiyanlaştırmak isteyen
İspanyollara, Dueblo Kızılderililerinin, yani yerleşik şehir hayatı yaşayan
Kızılderili kabilelerinin cevabı çok ağır oldu ve 1680 de işgalci
İspanyollar ve Kızılderililer arasında çıkan savaşta İspanyollar geri
püskürtüldü ve 12 yıl bu bölgeye bir daha ayak basamadılar.

Amerika'nın Kuzey Doğusunda ve Doğusunda ise İngilizler, Atlantik
Sahillerinden başlayarak Kızılderililerin topraklarını işgal etmeğe
başladı. 1622'de Pequot yerli Kızılderilileri canlı canlı ateşe verilip
yakıldı. Savaş 1636-37'de New England'a yayıldı. Kızılderililerle
İngilizler arasındaki en kanlı savaşlar 1675-76 yılları arasında Kral
Philip'in bizzat katıldığı savaş oldu. Kızılderililerle İngilizler
arasındaki savaşlar 150 yıl devam etti.

Daha sonra geleneksel İngiliz politikasının bölgeye hakim olduğunu
görüyoruz. İngilizler Kızılderili topraklarında doğrudan doğruya
Kızılderililerle savaşmak yerine, Kızılderililer arasına nifak ve ihtilaf
sokarak, Kızılderili kabilelerini birbirinin aleyhine kışkırttı ve bu yolla
planlarını uyguladı. İstediği yerleri ele geçirdi.

Kızılderili topraklarında "biyolojik temizlik" hareketini uygulayan
İngilizler, birbirlerini öldüren ve zayıflatan Kızılderililerden boşalan
yerlere İngilizler sahip çıktılar. Fransızlar da, İngilizler gibi
Kızılderili kabileleri arasına nifak sokmayı çıkarlarına daha uygun gördüler.

Ohio nehrinin kuzeyinde 1790 ve 1791 de Miami, Shavnee (Şavni) nin
etrafında birleştiler. Kızılderililer bu savaşta Amerikan Ordusuna büyük
darbeler indirdiler. "Deli Anthony" olarak bilinen General Wayne, büyük bir
orduyla Kızılderililerin üzerine yürüdü. Fallen Timbers (Devrilen Ağaçlar)
savaşında. Kızılderili kanı su gibi aktı. Shawnee (Şavni) lerin reisi
Tecumseh (Tekumse). Tecumseh 1812 deki savaşta uçmağa vardı. Bu kızılderili
savaşı, General Andrew Jackson'in saldırısı ile 1814 de Horseshoes Bend
(Atnalı Oymağı) savaşında, Kızılderililerin bugünkü Alabama'da canlarını
savaş meydanında bırakmasıyla noktalandı.

1850'de Pasifik Okyanusu kıyılarının Kuzey Batısında Sioux (Su) ve Cheyenne
(Çayan) kabilelerine, Orta Asya'da hala kökleri devam eden Kumanların
soyundan geldiğine inanılan Comanche (Komançi) ler de katıldı. Teksas sınır
yakınlarındaki kabileler ve güney batıdaki Apache (Apaci)ler de Amerikan
ordusuna karşı savaşlarını sürdürdüler.

Wounded Knee (Yaralı Diz) Kasabası Katliamı. 1890

29 Aralık 1890 tarihinde, Sioux (Su) kabilesinin riesi Big Foot (Büyük
Ayak) kabilesinden, kadın, çocuk, yaşlı 350 kişiyle Wounded Knee çayının
kenarına kamp kurdular. Big Foot'u esir alıp, adamların silahtan tecrit
etme görevi ile bölgeye gönderilen Amerikan ordu birlikleri bu kampı
kuşattı. Aylarca devam eden muhasara sinirleri oldukça gerdi.

Bir zamanlar bu topraklarda kartallar gibi hür yaşayan Sioux (Su)
Kızılderilileri artık hayatın çok zor ve çekilmez olduğunu gördüler. Eski
av sahaları tahrip edilmiş, besin kaynakları tükenmiş, Buffalolar(Yaban
Öküzleri) artık kaybolmuştu. Toplama kamplarında saklanan Siouxlar artık
Amerikan Devletinin askerleri ve görevlilerinin ellerinde ölüyordu.

Paiute kabilesinin Şamanı Wovoka, büyük bir savaş olacağını, sonra toprağın
kalkan toz bulutlarının "soluk benizliler"in cesetlerini kaplayacağını ve o
toprağın üzerinden yeşeren otların tekrar büyük çayırlar ve otlaklar
oluşturacağını ve Buffaloların yeniden geri geleceğini söyledi. South
Dakota'da yaşayan Siouxlar, Nevada'ya giderek bu Şamanın söylediklerini
dikkatle dinlediler.

Bu söylenenleri gerçekleştirmek için Kızılderililer geleneksel Ghost Dance
(Hayalet-Ruh Dansı) yapmalı ve atalarının ruhu ile temas kurmalıydılar. Bu
geleneksel dans merasimine katılanlar bir kural olarak üzerine kartal ve
Buffalo şekilleri işlenmiş çok renkli gömlekler giymeliydiler. Onların
inançlarına göre bu gömlekler "tılsımlıydı" ve "soluk benizliler"in
silahlarından çıkan kurşunlar bu gömleklere işlemezdi.

1890 yılının Haziran ayına doğru Ghost Dance kutlamaları Siouxların olduğu
bütün bölgelere yayılmış ve Kızılderililer geleceğe ümitle bakarak bu dansı
oynamağa başlamışlardı. Aslında bu bir savaşa hazırlığın ilk adımıydı.

Dakota eyaletindeki bütün "Resarvations" (toplama kampları) da yaşayan
Siouxlar bu dansı yaparak, büyük moral kazanırken, tam aksine "beyazlar"ın
bu danslardan ödü kopuyordu. Bu danstan sonra neler olacağını tecrübesi
olan beyazlar, bundan haberi olmayanlara anlatıyorlardı.

Siouxların bu danslarından korkan Pine Ridge'deki Amerikan hükümetinin
resmi yetkilisi, bağlı olduğu merkeze şu telgrafı çekti: "...Kızılderililer
kışın soğuğuna bakmadan kar ve buz demeden devamlı olarak dans ediyorlar ve
giderek vahşileşiyorlar. Burada korumaya ihtiyacımız var ve bu yardımın
derhal gönderilmesi lazım. Bunların reisi derhal tevkif edilmeli ve ortalık
sakinleşinceye kadar askeri garnizonların birinde göz altında tutulmalıdır.
Bu işler hiç vakit kaybetmeden derhal yapılmalıdır..."

Bu telgraf üzerine, Standing Rock Reservation (Yerli Kaya Toplama
Kampı)ndaki Kızılderililerin reisi Sitting Bull (Oturan Boğa) tevkif
edildi. 15.Aralık.1890 da Sitting Bull gözaltındayken öldürüldü. Sıra
Sioux'ların lideri Big Foot (Büyük Ayak)taydı. Beyazlara göre o da mutlaka
öldürülmeliydi. Resmi makamlardaki "soluk benizliler" böyle düşünüyorlardı.

Big Foot, Sitting Bull'un öldürüldüğünü duyunca, South Ridge toplama
kampındaki adamlarına kendi canlarını korumaları için tedbirler almaları ve
kendilerini korumalarını istedi.

Amerikan Ordu Birlikleri Sioux Kızılderilini 28.Aralık.1890 da Wounded Knee
çayının kenarına getirdiler. Ertesi sabah, soğuktan ölmek üzere olan Big
Foot, diğer Kızılderilileri kendi etrafına toplayarak zafer şarkıları
söyleyip toplu olarak dans etmek manasına gelen Pow-Wow yapmağa başladılar.
Bu arada kimin attığı belli olmayan bir el silah patladı. Bunu diğer
askerlerin ateşi takip etti. Bunun arkasından tepelere yerleştirilmiş
toplar, Sioux'ların çadırlarını yerle bir eden, insan bedenlerini göklere
savuran yaylım ateşi başladı.

Yaylım ateş durup, etraftaki dumanlar çekildiğinde 350 Kızılderiliden 300
tanesinin silahsız olarak can vermiş olduğu tespit edildi. Reis Big Foot da
uçmağa varanlar arasındaydı. 25 asker öldü. Askerler yeniden Wounded
Knee'ye geri döndü ve sağ kalanları ortadan kaldırdılar.

1540 das Coronado'nun Zuni Kızılderililerinin topraklarını işkal için
yaptığı saldırı ile başlayan Kızılderili katliamı, 29.Aralı.1890 da Wounded
Knee kasabasında Sioux (Su) Kızılderililerinin toplam imhası ile son buldu.

Avrupalıların 1492 de Amerika kıtasına ayak bastığında Avrupalı demografya
uzmanlarına göre, Amerika kıtasında 30 milyon Kızılderili yaşıyordu. Eylül
2000 de Amerikan Kongresinde sözde Ermeni soykırımı konusu görüşülürken
Amerikan Kongre üyelerinden biri Amerika'ya ilk beyazlar geldiğinde ülkede
17 milyon Kızılderili'nin yaşadığının tahmin edildiğini söyledi ve sordu,
"Bu Kızılderililere ne oldu? Bunları kim öldürdü?"

Konumuz, Amerika'da Türk kültürü ile yakın bağları olan yerli kızılderili
kabilelerinin hayatı, sanatı, kültürü ve bugünkü ekonomik durumlarını,
Türkiye ve Türk Dünyası ile karşılıklı ticaret ve kültür temaslarını
sağlamak ve bunun için gereken eleman ve uzmanları yetiştirmek için Atatürk
Kızılderili Araştırmaları Enstitüsünün kurulması için gereken imkanların
sağlanmasını temin etmektir.

Amerika 21. Yüzyıla hiç kimsenin tahmin edemeyeceği kadar güçlü ve
birbirinden farklı yaı ve stratejilerle giriyor. Washington, Doğu
Türkistan'daki Uygurları organize ediyor, silahlandırıp, Pakistan ve
Taliban kamplarında eğiterek Urumçi'de bombalı saldırılarla sahneye
sürüyor, Ankara, Türkiye'de doğup büyüyen Doğup büyüyen Doğu Türkistan
kökenli Uygurların, Gökbayrağı taşımalarına ve binalara asmalarına engeller
getiren yasa ve kararnameler çıkıyor.

Bu tutum ve davranışlar karşısında 1890'da Woundad Knee kasabalarında
çembere alınarak merhametsizce soykırımına uğratılan Sioux (Su)
Kızılderilileri kadar çaresiz ve kimsesiz hissediyorum kendimi.

WakanTanka... Göktanrım! Büyük olmaktan neden korkuyoruz? Neden büyük
düşünemiyoruz?... neden eli-ayağı düzgün bir "büyük reis"ten bizi mahrum
ettin? Büyülüğüne sığındı. Sen Türk Milletini koru.

 

 Respond to this message   
Current Topic - Kızılderililerden geriye ne kalmış... Sanki biz Ermenilerden çok bırakmışız da...
  << Previous Topic | Next Topic >>Return to Index  
Create your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2008 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  

* = highly likely to be added to the site in the future.