--


  << Previous Topic | Next Topic >>Return to Index  

Kadınlara karşı şiddet

January 3 2004 at 1:50 PM
Thorny Rose  (Login ThornyRose)
Forum Owner

Kadına Yönelik Şiddet
Uluslararası Gelişmeler
Cinsel Yönden Zorlama
Çocuklarda Cinsel İstismar


Kadına Yönelik Şiddet
Kadına karşı şiddet dünyada her ülkede karşılaşılan bir olgudur. Adli Tıp, kadına yönelik şiddet olgularında durumu saptama fonksiyonu görmesi açısından çok önemli bir işleve sahiptir. Dünyada her üç kadından birinin dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da başka şekilde istismar edildiği yapılan araştırmalardan ortaya çıkmaktadır.
Şiddetin yıkıcı etkileri kadının fiziksel ve ruhsal sağlığının başka yönlerini olduğu kadar üreme sağlığı üzerinde de kendini gösterebilir. Yaralanmalara neden olmasının dışında şiddet, kadının uzun dönemde, kronik ağrı, fiziksel yetersizlik, narkotik ilaç ve alkol kötüye kullanımı ve depresyon gibi bir dizi başka sağlık problemi yaşama riskini arttırır. Fiziksel ve cinsel istismar geçmişi olan kadınlar da planlanmamış hamilelik, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve hamileliğin ters sonuçları için artan bir risk altındadırlar.
Kadınlara ve kızlara karşı şiddet fiziksel cinsel, psikolojik ve ekonomik istismarı içerir. Bu çoğunlukla "cinsiyete dayalı" şiddet olarak bilinir; çünkü bu kavram kısmen kadının toplumdaki edilgen statüsünden ortaya çıkmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonomik bağımsızlığını kazanamayan kadınlarda bu tip olguların sıklıkla yaşandığı görülmektedir. Pek çok kültürde, kadına karşı şiddeti haklı gösteren ve dolayısıyla da daimi hale getiren inançlar, normlar ve sosyal kurumlar vardır. Bir patrona, komşuya ya da tanıdığa yönelttiğinde cezalandırılabilecek aynı davranışlar erkekler tarafından kadınlara, özellikle de aile içinde kadına yönelik olarak uygulandığında çoğunlukla karşılıksız kalmaktadır.
Kadına karşı şiddetin en yaygın görülen şeklinden ikisi çocuklukta, ilk gençlikte ya da yetişkinlikte olsun erkek partnerler tarafından fiziksel istismar ve cinsel ilişkiye zorlamadır. Partnerin istismarını aile içi şiddet, eşin dövülmesi ve hırpalanması olarak da bilinir neredeyse her zaman psikolojik istismar ve olguların dörtte biri ile yarısı arasında da cinsel ilişkiye zorlama izler. Partnerleri tarafından istismar edilen kadınların büyük çoğunluğu bu duruma pek çok kez maruz kalmıştır. Gerçekten de, istismarın yaşandığı ilişkiye çoğunlukla bir terör atmosferi hakimdir.
Eş istismarı, "Yetişkin bir kişinin, yakın ilişkide olduğu diğer bir yetişkin tarafından, fiziksel ya da duygusal sorunlara yol açacak şekilde saldırıya uğraması ya da baskı altında tutulması" olarak tanımlanabilir. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre, acil servise başvuran kadınların %17'si birlikte oldukları erkek tarafından dayak yedikleri ve yaralandıkları için buraya gelmek zorunda kalmışlardır.


Bu tür saldırganların açıklanmasında üç farklı model geliştirilmiştir:
a. Kişiler arası şiddet modeli: Bu modele göre insanlar, anlaşmazlıklarını konuşarak çözme yeteneğinden yoksun oldukları için şiddete yönelmektedirler.
b. Aile şiddeti modeli: Evde ve okulda disiplini sağlamak üzere şiddet kullanımına tanık olan çocuk, yetişkinliğinde bunu sorun çözmede doğal bir seçenek olarak görmektedir. Toplumun da şiddeti bir sorun çözme yöntemi olarak benimsemesinin bunda önemli rol oynadığı düşünülmektedir.
c. Cinsellik politika modeli: Bu modele göre erkekler, kadınlar üzerindeki haklarının tehdit altında olduğunu düşündüklerinde ya da kadınların evdeki sorumluluklarını yerine getirmemeleri durumunda şiddete başvurmaktadırlar.
Araştırma sonuçlarına göre "Eş İstismarı" en çok işsiz ya da çalışan yoksul sınıf içinde görülmektedir. 21 yaşından küçükler ve 60 yaşın üzerindekiler ile hamileler, kadınlar en çok istismar edilenlerdir. Bu olayların oluşmasında en güçlü uyarıcıların, erkeğin alkol bağımlılığı ile kadın ve erkek arasındaki sosyal sınıf farkı olduğu düşünülmektedir.
Kadınlarda görülen fiziksel zararların en sık görülen nedeni "Eş İstismarı"dır. Eş istismarının kadında oluşturduğu olumsuz psikolojik etkiler, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, intihar düşünceleri ile girişimleri, çocukların fiziksel istismarı ve anksiyetedir.
Her tür şiddet olgusunda olduğu gibi; eş istismarında da bu olayların engellenebilmesi için kişiler, insanlararası ilişkiler konusunda eğitilmeli, toplum kadın erkek eşitliği konusunda bilinçlendirilmeli, kadına saygı kavramı işlenmelidir. Ayrıca dayak yemiş kadınlara sığınacak yerler ve kriz anlarında yardım sağlanmalı, danışmanlık hizmetleri verilmeli, saldırgan erkekler de tedavi görmeye teşvik edilmelidir.


Sağlık Hizmeti Sağlayanlar Nasıl Yardım Edebilir?
Şiddet olgularında tedavi edici hekimlik kadar Adli tıp hizmetinin verilmesi de önemlidir. Hatta uzun dönemde ele alındığında Adli Tıp Uzmanları daha da önem taşımaktadır. Çünkü bu tip olaya maruz kalan bir kadının daha sonraki aşamalarda kanuna başvurduğunda onun dayak yediğini,kendisine şiddet uygulandığını gösterecek temel belge olaydan hemen sonra aldığı adli tıp raporudur. İşgörmezlik raporu şiddete maruz kalan kişinin şiddetten ne denli fiziksel zarar gördüğünü, resmi olarak ispatlayan belgedir. Şiddet kurbanı olan kişilere yardım etmek için çok şeyler yapılabilir. Ancak, sağlık hizmeti verenler, konu hakkında bilgileri olmadığı, kayıtsız kaldıkları ya da yargılar şekilde yaklaştıkları için bunu yerine getirmemektedirler. Burada temel eksiklik bu konuda sağlık personelinin eğitim almamış olmasıdır. Sağlık bakımı sistemlerinden alınacak eğitim ve destek ile, bu uzmanlar istismar edilmiş kızların ve kadınların fiziksel, duygusal ve güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermek için daha fazla şeyler yapabilirler.
İlk olarak, sağlık hizmeti verenler kadınlara yaşadıkları şiddet hakkında, yararlı bulacakları şekilde, nasıl soru soracaklarını öğrenebilirler. Kadınlarla empati kurabilir ve onlara destek sağlayabilirler. Tıbbi tedavi sağlayabilir, psikolojik danışmanlık yapabilir, yaralanmaları belgelerle ispat edebilir ve söz konusu kişileri yasal yardım ve destek hizmetlerine yönlendirebilirler.
Söz konusu hizmeti verenler şiddetin kabul edilemez olduğu ve hiçbir kadının dövülmeyi, cinsel istismara uğramayı, ya da duygusal olarak örselenmeyi hak etmediği konusunda güvenlerini tazelerler.
Fiziksel ve cinsel şiddeti sona erdirmek uzun dönemli bir çaba ve toplumun bütün katmanlarını işin içine katan stratejiler gerektirir. Pek çok ülke, kadınlara karşı şiddeti ortadan kaldırmak için kadının yasal haklarını teminat altına alan yasalar çıkararak ve istismarcıları cezalandırarak büyük bir kararlılık sergilemiştir. Ayrıca, yaşanılan bölgeyi temel alan stratejiler de kadınlara yetki verme, erkeklere ulaşma ve istismarcı davranışlara dayanak oluşturan inanç ve tutumları değiştirme üzerinde odaklanabilir. Kadınlar ancak toplumun eşit statüdeki üyeleri olarak yerlerini kazandıklarında, kadına karşı şiddet artık geçerli bir norm olmaktan çıkıp tepki duyulması gereken bir boyut kazanacaktır.
Kadına karşı şiddet, dünyada çok yaygın olan, fakat en az bilinen bir insan hakları istismarıdır. Bu aynı zamanda, kadının enerjisini tüketen, fiziksel sağlığını tehlikeye atan ve özsaygısını kemiren bir sağlık problemidir. Bir patrona, komşuya ya da tanıdığa yönelttiğinde cezalandırılabilecek aynı davranışlar erkekler tarafından kadınlara, özellikle de aile içinde, yönelik olarak uygulandığında çoğunlukla karşılıksız kalmaktadır. Yirmi yıldan fazladır, dünyanın her yerinde bütün kadın hakları savunucusu gruplar kadınların fiziksel, psikolojik ve cinsel istismarına daha çok dikkat çekmek için çalışmakta ve harekete geçilmesi ihtiyacının altını çizmektedir. Bunlar istismara maruz kalmış kadınlara barınak sağlamış, yasal reformlar için çalışmalar yapmış ve kadına karşı şiddeti destekleyen pek çok tutum ve inançla mücadele etmişlerdir.
Bu çabalardan gittikçe daha fazla sonuç alınmaktadır. Bugün, uluslararası kurumlar cinsiyete dayalı şiddete karşı seslerini yükseltmişlerdir. Araştırmalar istismarın niteliği ve boyutları hakkında daha çok bilgi ortaya koymaktadırlar. Daha çok sayıda kurum, hizmet sağlayıcısı ve politikacı kadına karşı şiddetin kadının sağlığı ve toplum açısından ciddi sonuçları olduğunu kabul etmektedir.
"Kadına karşı şiddet" terimi kadınlara ve kızlara cinsiyetleri nedeniyle yönlendirilen zarar verici çok çeşitli davranış anlamına gelmektedir. 1993 de Birleşmiş Milletler Genel Meclis kadına karşı şiddetin ortadan kaldırılması hakkındaki beyannameyi kabul edince, Birleşmiş Milletler bu tip şiddetin ilk resmi tanımını yaptı. Beyannamenin 1. maddesine göre, kadına karşı şiddet şunları içine almaktadır:
Kadına fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar ile sonuçlanan ya da bu ihtimalin mevcut olduğu, ister özel isterse sosyal yaşamda olsun söz konusu hareketlere ilişkin tehditler, zorla ya da keyfi olarak özgürlük mahrumiyeti de dahil olmak üzere cinsiyete dayalı her türlü şiddet hareketini kapsamaktadır.
Bu sözleşmede de belirtildiği üzere, nerede ve nasıl meydana geldiklerine bakılmaksızın kadınların ve kızların istismarı en iyi "cinsiyet" çerçevesinde anlamını bulmaktadır; çünkü bu durum kısmen kadının ve kızların toplumdaki edilgen statüsünden kaynaklanmaktadır. Birleşmiş Milletler Beyannamesinin 2. Maddesi, kadına karşı şiddetin tanımının aile ve toplumdaki psikolojik, cinsel ve psikolojik şiddet hareketlerini içine almasını, fakat onlarla sınırlı kalmaması gerektiğine açıklık getirir. Bu hareketler arasında eşin hırpalanması, kız çocukların cinsel istismarı, çeyiz konusuna ilişkin şiddet, evli çiftlerdeki de dahil olmak üzere tecavüz ve genital mutilasyon gibi kadına zarar veren geleneksel uygulamalar yer alır. Eşin dışındaki bir kimsenin uyguladığı şiddet, evde ve okuldaki cinsel taciz ve gözdağı verme, kadınları karanlık işlerde kullanma, fahişeliğe zorlama ve savaş sırasındaki tecavüzler gibi devlet tarafından icra edilen ya da göz yumulan şiddet yine bu hareketler arasınd
Temel şiddet olguları içinde çocuk veya adolesan dönemde ilişkiye zorlama ve şiddet uygulama gelmektedir. Bunlar bütün dünyadaki kadınların ve kızların hayatlarındaki en yaygın istismar tiplerini yansıtmaktadır. Diğer istismar şekilleri kadın satışı ve savaş sırasındaki tecavüzler, kız çocuklarını öldürme de ayrıca önemlidir.
Kadına karşı şiddet genel anlamdaki kişiler arası şiddetten farklıdır. Örneğin, erkeğe karşı şiddetin nitelikleri ve görüntüleri kadına karşı olandan tipik olarak farklılık gösterir. Erkeklerin bir yabancı ya da herhangi bir tanıdık tarafından mağdur edilme olasılığı kadınlardan daha fazladır. Kadınlar ise bir aile bireyi ya da partner tarafından mağdur edilme olasılığı ile erkeklerden daha fazla karşı karşıyadırlar. Kadınların çoğunlukla kendilerini istismar edenlere duygusal ve finansal olarak bağlı oldukları gerçeği kadınların yaşadığı şiddetin nitelikleri ve nasıl en iyi şekilde müdahalede bulunulacağı konusunda oldukça aydınlatıcı olacaktır.
Bütün dünyada, kadına karşı şiddetin en yaygın görülen şekillerinden biri eşleri ya da diğer erkek partnerlerin uyguladığı istismardır. Partnerin istismarı bütün ülkelerde ve tüm sosyal, ekonomik, dini ve kültür gruplarında karşılaşılan bir olgudur. Aslında kadınlar da şiddet uygulayabilir ve istismar bazı aynı cins ilişkilerinde de geçerlidir; fakat, partner istismarının büyük bir çoğunluğu erkekler tarafından kadın partnerlerine karşı uygulanmaktadır.
Partnerlerin uyguladığı istismar hakkında yapılan araştırmaların daha ilk evrelerinde olmasına rağmen nitelikleri ve nedensel faktörleri üzerindeki anlaşma her geçen gün artmaktadır. Genellikle "eşin dövülmesi", "hırpalanması" ya da "aile içi şiddet" adları ile anılan partnerlerin uyguladığı istismar tek başına bir fiziksel agresyon hareketi değil, genellikle bir istismar ve kontrol örüntüsünün bir parçasıdır. Partner istismarı şunları içine alan pek çok şekil alabilir: Vurma, tokatlama, tekme atma gibi fiziksel saldırı; devamlı küçümseme, gözünü korkutma ve hakaret etme gibi psikolojik istismar; ve zorla cinsel ilişki. İstismarın bu şekli çoğunlukla kadını arkadaşlarından ve ailesinden ayırma, hareketlerini takip etme ve kaynaklara erişimini kısıtlama gibi kontrol etmeye yönelik davranışları da içine alır.


Uluslararası Gelişmeler
1990'larda kadına karşı şiddet uluslararası bir odak noktası olarak ortaya çıkmıştır.
1993'te BM genel Meclisi Kadına Karşı Şiddetin Ortadan Kaldırılması Beyanname'sini, BM önergesi 48/104 (444), kabul etmiştir.
Hem Kahire'de 1994'te yapılan Uluslararası Nüfus ve Gelişim Kongresi hem de Beijing'teki 1995'teki Dördüncü Dünya Kadın Konferansı'ında, dünyanın her yerinden kadın organizasyonları cinsiyete dayalı şiddeti sona erdirmenin öncelikle ele alınması gereğini savunmuştur.
Kahire Hareket Programı cinsiyete dayalı şiddetin kadının reprodüktif üreme ve cinsel sağlığı ve haklarının karşısında duran bir engel olduğunu kabul etmiştir. Beijing Beyannamesi ve Hareket Platformu kadına karşı şiddet konusu üzerine bir bölüm ayırmıştır.
Mart 1994'te İnsan Hakları Komisyon'u Kadına Karşı Şiddet üzerine ilk Özel Raportör'ünü kadının insan haklarının istismarını araştırmakla görevlendirmiştir .
Bin dokuz yüz doksan dört yılında Amerikan Eyalet Organizasyonları (OAS) kadına Karşı Şiddeti Önleme, Cezalandırma ve Ortadan kaldırma İnter Amerikan Mukavelesi'ni müzakere etmiştir. Sözleşmeyi 1998 itibariyle 27 Latin Amerika ülkesi kabul etmiştir
Mayıs 1996'da 49. Dünya Sağlık Birleşimi şiddete bir halk sağlığı önceliği ilan eden bir önerge (WHA49.25) kabul etmiştir. Sağlık ve Cinsiyet Adaleti Merkezi (CHANGE) ve Londra Hijyen ve Tropik Tıp Okulu ile birlikte Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kadın sağlığı ve aile içi şiddet üzerine, birçok ülkede gerçekleşen bir çalışmanın sponsorluğunu yapmaktadır.
Eylül 1998'de İnterAmerikan Gelişim Bankası (IDB) 37 ülkeden 400 uzmanı bir araya getirerek aile içi şiddetin nedenleri ve maliyeti ve bu tür şiddetin ortadan kaldırılması için geliştirilecek politika ve programları tartışacakları bir platform oluşturmuştur. IDB şu mevcut durumda altı Latin Amerika ülkesinde kadına karşı şiddet üzerine araştırma ve demonstrasyon projelerini finanse etmektedir.
UNIFEM, 1998 yılında Afrika, Asya / Pasifik ve Latin Amerika'da kadına karşı şiddet konusuna global olarak dikkat çekmek için, bölgesel kampanyalar gerçekleştirmektedir. UNIFEM, aynı zamanda, 1996 yılından beri, dünya çapındaki 71 projeye 3.3 milyon US$ harcama yapan bir girişim olan Kadına Karşı Şiddeti Önleme Hareketlerini Destekleyen Emniyet Fonu'nu da yönetmektedir.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu 1999 yılında, kadına karşı şiddeti "bir halk sağlığı önceliği" olarak ilan etmiştir.


Problemin Boyutları
Bütün dünyada yapılan araştırmada, kadınların %10'u ile %50'si hayatlarının herhangi bir evresinde bir erkek partner tarafından kendilerine vurulduğunu ya da başka şekilde fiziksel olarak zarar verildiğini bildirmiştir. Partnerin uyguladığı şiddet üzerine araştırmalar daha yeni olduğundan partner tarafından uygulanan psikolojik ve cinsel istismar hakkındaki karşılaştırma yapılabilecek araştırmalar çok azdır. İlişkideki fiziksel şiddeti neredeyse daima psikolojik istismar ve olguların üçte biri ile yarısı arasında da cinsel istismar takip eder. Örneğin, Japonya'daki 613 istismar yaşamış kadından %57'si üç tip istismarın fiziksel, psikolojik ve cinsel hepsine maruz kalmıştır. Sadece %8 oranındaki kadınlar yalnızca fiziksel istismara uğramıştır. Meksika, Monterrey'de fiziksel istismara uğramış kadınların %52'si aynı zamanda cinsel olarak da istismar edilmişlerdir. Nikaragua, Leon'da fiziksel olarak istismar görmüş 188 kadından sadece 5'i aynı zamanda cinsel, psikolojik ya da her ikisine de maruz kalmamıştı.
Herhangi bir fiziksel agresyona maruz kalan çoğu kadın bu durumu zaman içinde genellikle birçok kez yaşar. Örneğin, Leon çalışmasında önceki yıl istismar yaşamış kadınların %60'ı bu durumu birden fazla kez ve %20'si altı kezden daha fazla ciddi boyutlarda yaşamıştı. Her ne şekilde olursa olsun fiziksel istismar yaşadığını bildiren kadınlardan %70'i şiddetli istismara maruz kaldıklarını söylemiştir. Londra'daki araştırmada yer alan mevcut durumda istismar yaşamış olan kadınlar arasındaki kadınların önceki yıl maruz kaldıkları fiziksel saldırıların ortalama sayısı yedidir. Bu sayı, A.B.D.' deki araştırmada yer alan aynı durumdaki kadınlar için üçtür.
Partnerin uyguladığı şiddete ilişkin araştırmalarda, kadınlara genellikle tokat atılıp atılmadığı, üzerlerine hücum edilip edilmediği, yumruklanıp yumruklanmadıkları, dövülüp dövülmedikleri ya da silahla tehdit edilip edilmedikleri sorulmaktadır. Örneğin, "Partneriniz sizi hiç isteğiniz dışında, cinsel ilişki için fiziksel olarak zorladı mı?" gibi davranışlara ilişkin sorular sormak kadınlara "istismara" maruz kalıp kalmadıkları ya da "tecavüze" uğrayıp uğramadıkları gibi sorular yöneltmekten daha kesin cevapların alınmasını sağlar. Araştırmalarda genelde tokat vurma, itme ya da bir şeyler fırlatmadan daha şiddetli fiziksel hareketler "ciddi boyutlardaki şiddet" olarak tanımlanır.
Şiddet hareketlerinin incelemesini yapmak, istismarın yaşandığı ilişkilere nüfuz etmiş olan terör atmosferini ortaya koymakla eşdeğer değildir. Örneğin, 1993'te Kanada'da yapılan ulusal şiddet araştırmasındaki partneri tarafından fiziksel saldırıya uğramış kadınlardan üçte biri ilişkinin bir yerinde hayatlarından endişe ettiklerini söylemişlerdir. Kadınlar, çoğunlukla psikolojik istismarın ve haysiyetin kırılmasının dayanılmasının fiziksel istismardan çok daha güç olduğunu bildirmişlerdir.
Birçok kültürde erkeklerin eşlerinin davranışlarını kontrol etmeye hakları olduğunu ve buna karşı çıkan kadınların hatta bunu evi geçindirme parası isteyerek ve çocukların ihtiyaçlarını ifade ederek yapmış olsa bile cezalandırılabileceğine inanılır. Bangladeş, Kamboçya, Hindistan, Meksika, Nijerya, Pakistan, Papua Yeni Gine, Tanzanya ve Zimbabve gibi ülkelerde yapılan çalışmalar sıklıkla şiddetin döverek cezalandırma kocanın hata yapan eşin bunu cezalandırması hakkı olarak görüldüğünü ortaya koymuştur .
Şiddetin mazur görülmesi çoğunlukla cinsiyet normlarından kadınlar ve erkeklerin uygun rol davranışları ve sorumlulukları hakkındaki sosyal normlardan kaynaklanmaktadır. Tipik olarak, erkeklere, evin geçimini sağladıkları sürece, serbestçe hüküm sürme olanağı verilir. Kadınların eve yönelmeleri ve çocuklara bakmaları ve eşlerine itaat etmeleri ve saygı göstermeleri beklenir. Eğer, bir erkek eşinin rolüne uygun olarak davranmadığını, sınırlarının ötesine geçtiğini, haklarını savunduğunu anlarsa buna şiddetle karşılık verebilir.
Bütün dünyada yapılan çalışmalar şiddeti "tetiklediği" söylenen bir olaylar listesi belirlemiştir: kocasına itaat etmemek, kocası kendisine kızdığında cevap vermek, yemeği zamanında hazırlamamak, çocukla ya da evle yeterince ilgilenmemiş olmak, kocasına para ya da kız arkadaşlar konusunda sorular sormak, kocasından izin almadan bir yere gitmek, cinsel ilişkiyi reddetmek ya da sadakatından şüphe. Bütün bunlar cinsiyet normlarını çiğnemek anlamına gelmektedir.
Pek çok gelişmekte olan ülkede, kadınlar, erkeklerin eşlerini güç kullanarak disipline etmeye hakları olduğu konusunda birleşmektedir. Örneğin, Mısır'da kırsal kesimden kadınların en az %80'i kadına karşı dayağın bazı durumlar çerçevesinde mazur görüldüğünü söylemektedir. Bu durumlardan en çok vurgulananı cinsel ilişki isteğinin reddedilmesidir. Kadınlar eşlerinden dayak yeme nedenlerinden biri olarak çoğunlukla bu durumu belirtmişlerdir.
Toplumlar çoğunlukla şiddetin haklı ya da haksız nedenleri arasında olduğu gibi agresyonun kabul edilebilir ve kabul edilemez miktarları arasında da ayırım yapmaktadırlar. "Haklı neden" kavramı pek çok ülkedeki şiddet üzerine bulgulara nüfuz etmiştir. Belli kişiler, genellikle kocalar ve büyükler kadını belli ihlaller için fiziksel olarak cezalandırabilmektedirler; fakat bu sadece belli limitler içinde olmaktadır. Eğer bir erkek şiddet uygulayarak ya da "haklı" bir neden olmadan eşini döverek bu limitleri aşarsa başkalarının buna müdahale etme hakkı vardır. Meksika'daki bir kadının söylediği gibi, "Eğer yanlış bir şey yapmışsam..., kimse beni savunmamalı. Fakat, yanlış bir şey yapmamışsam savunulmaya hakkım vardır" .
Kültürün kendisi erkeğe, kadının davranışı üzerinde önemli bir kontrol hakkı verirse, istismarcı erkekler genellikle normların ötesine geçerler. Örneğin, Nikaragua'daki Demografik ve Sağlık içerikli araştırmanın verileri göstermektedir ki fiziksel olarak istismar edilmiş kadınlardan %32'sinin eşleri, evlilikte kontrol ölçeğinde, bu muameleye maruz kalmamış %2 oranındaki kadının eşlerinden daha yüksek puan almıştır. Çalışmada kullanılan bu ölçekte kocanın eşini devamlı olarak sadakatsizlikle suçlaması ve ailesiyle ve arkadaşlarıyla görüşmesini kısıtlaması gibi davranışlar yer almaktaydı.
İstismar edilen çoğu kadın pasif kurbanlar durumunda değildir; kendilerinin ve çocuklarının güvenliğini maksimum düzeye çıkarmak için aktif stratejiler kullanır. Bazı kadınlar direnç gösterir, kimisi evden kaçar, kimisi de eşlerinin taleplerine teslim olarak huzur ortamını korumaya çalışır. Dışarıdan bakan birine şiddetle yaşamaya karşı herhangi bir tepkinin olmaması gibi görünen bir durum, aslında kadın için evlilikte hayatta kalması ve kendisini ve çocuklarını korumak için yaşaması gerekenlerin stratejik bir ölçümü demek olabilir.
Kadınların istismar karşısındaki tepkileri çoğunlukla mevcut seçeneklerle sınırlıdır. Kadınlar istismarın yer aldığı ilişkilerini hala devam ettirmelerine ilişkin olarak devamlı benzer nedenleri gündeme getirmektedirler: Kendilerine yapılana karşı ceza verme korkusu, başka ekonomik kaynak olmayışı, çocuklar için endişelenme, duygusal bağımlılık, aile ve arkadaşların desteğinin bulunmayışı, sabırla değişeceğini ümit etmek. Gelişmekte olan ülkelerdeki kadınlar, kendilerini yıkıcı evlilikleri devam ettirmelerine iten başka bir engel olarak boşanmış olmanın kabul gören bir şey olmadığını belirtmektedirler.
Reddedilme ve toplumun lekelemesi korkusu da kadının yardım talep etmesini önler. Örnek vermek gerekirse, araştırmalar, istismara uğramış kadınların %50'si görüşme sırasında anlattıklarının dışında yaşadıkları istismardan daha önce hiç kimseye söz etmediklerini dile getirmişlerdir bu konuda konuşanlar ise aile bireyleri ve arkadaşlarına açıklamada bulunanlardır. Polise gidenler ancak birkaç kişidir. Bütün bu engellere rağmen, çoğu kadınlar eninde sonunda partnerlerinden ayrılırlar; hatta bunu yıllar sonra bile ve çocukları yetişmiş olsa bile yaparlar. Kadının yaşı düştükçe partnerden ayrılma daha erken gerçekleşir.
İstismarın mevcut olduğu bir ilişkiye son vermek bir süreç meselesidir. Bu çoğunlukla kadınlar istismarı bir patern olarak kabul etmesinden ve kendi durumlarındaki başka kadınlarla özdeşleşmesinden önce inkar, kendini suçlama ve tahammül dönemlerini içerir. Bu, söz konusu partnerle ilgiyi kesme ve kendine gelme dönemidir. Çoğu kadın temelli ayrılmadan önce, partnerlerinden birçok kez ayrılır ve tekrar geri döner. Ne yazık ki ayrılmış olmak kadının güvenliğini garantisi anlamına gelmez. Şiddet, bazen kadının ayrılmasından sonra da devam eder ve hatta daha büyük boyutlara ulaşabilir. Gerçekten de, kadının hemen ayrıldıktan sonra cinayete kurban gitme riski en fazladır.
Partnerin uyguladığı istismar ne kadar yaygın görülen bir olgu ise de her ülkede karşılaşılmamaktadır. Antropologlar aile içi şiddetin neredeyse hiç yaşanmadığı Papua Yeni Gine gibi küçük toplumların varlığından söz etmektedir. Bu bulgu toplumsal ilişkilerin partnerin şiddet uygulamasını minimuma indirebilecek bir şekilde organize edilebileceği gerçeğine bir delil konumundadır. Pek çok yerde de böyle bir şiddetin uygulanıp uygulanmaması yerleşim bölgelerine göre farklılık gösterir. Bu bölgesel farklılıklar, çoğunlukla ülkeler arasındakinden fazladır. Örneğin, Hindistan, Uttar Pradeş'te eşlerini dövdüklerini söyleyen erkeklerin yüzdesi Naintal bölgesindeki %18 ile Banda'daki %45 arasında değişmektedir. Eşlerini cinsel ilişki için fiziksel olarak zorlama riski bölgeler arasında %14 ve %36 arasında farklılık göstermektedir.
Kadına yönelik şiddet bütün sosyoekonomik gruplarda meydana gelse de araştırmalara göre yoksul kesimlerde yaşayan kadınların daha yüksek ekonomik düzeydekilerden daha fazla olmak üzere şiddet görmektedir. Yine de yoksulluğun niçin şiddeti arttıran bir etken olduğu düşük gelirin kendisinin mi yoksa yoksulluğu takip eden kalabalık, ümitsizlik gibi başka nedenlerin mi etkili olduğu açık değildir. Bazı erkekler için yoksulluk içinde yaşamanın stres, früstrasyon ve kültürlerince tanımlanmış ailesine bakan kişi olarak rolünün gereklerini yerine getiremediği için bir yetersizlik hissi yaratması olasılığı yüksektir. Yoksulluk, ayrıca, evlilikteki anlaşmazlıkların nedeni de olabilir ve aynı zamanda, kadın için şiddetin yaşandığı ve doyum getirmeyen ilişkiyi bırakmayı zorlaştırabilir.
Düşük sosyoekonomik statü büyük olasılıkla, bir araya geldiklerinde kadının şiddet kurbanı olmasına yol açacak çeşitli koşulları yansıtabilir. Daha artan sayılarda olmak üzere uzmanlar, bir araya geldiklerinde istismara yol açan kişisel, duruma ilişkin ve sosyokültürel faktörlerin birbirleriyle olan ilişkilerini açıklamak için bir "ekolojik model" kullanmaktadırlar. İstismara ilişkin bir ekolojik yaklaşım hiçbir faktörün tek başına şiddete neden olmadığını, fakat, bir dizi faktörün bir araya gelip belli bir bölgedeki belli bir erkeğin şiddet uygulama riskini arttıracağını ortaya koymaktadır.
Ekolojik yaklaşıma göre, sosyal ve kültürel normlar kadının erkek üzerindeki doğal üstünlüğünü savunan kendisini çocukken bir erkeğin istismar edip etmediği gibi bire düzeyindeki faktörlerle biraraya gelerek şiddet olasılığını belirler. Risk faktörleri ne kadar fazla ise şiddetin uygulanma riski de o kadar fazladır.
Sosyal çevreye ait başka faktörler bir araya gelerek bazı kadınları korur. Örneğin, eğer kadınlar ailenin dışında otorite ve güce sahipse partneriyle olan ilişkisindeki istismar riski oranı da düşer. Aynı şekilde, aile bireylerinin hemen müdahalede bulunması da aile içi şiddet riskini azaltır.


Eşin Uyguladığı Şiddete İlişkin Bir Model
Kadına karşı şiddet altında yatan nedir? Artan sayıda araştırmacılar, istismar nedeni olan kişisel, duruma ilişkin ve sosyokültürel etkenlerin açıklanmasında "ekolojik model"'i kullanır. Bu modele göre, kadına karşı şiddet sosyal çevrenin farklı düzeylerindeki etkenlerin etkileşiminden kaynaklanmaktadır.
Bu model, en iyi, merkezleri bir olan dört daire ile gösterilebilir. En içteki daire herkesin ilişkilerdeki davranışlarına taşıdığı biyolojik ve kişisel geçmişi temsil eder. İkinci daire, çoğunlukla aile ya da diğer tanıdıkları içine alan, istismarın gerçekleştiği ortamı temsil eder. Üçüncü daire ise yaşanılan çevre, işyeri, sosyal ağlar ve arkadaş grupları gibi iletişim örüntülerini içeren hem formel hem de formel olmayan kurum ve sosyal yapıları temsil eder. Dördüncü ve en dıştaki daire kültürel normların da dahil olduğu ekonomik ve sosyal çevredir.
Çok sayıdaki çalışma bir erkeğin partnerini istismar etmesi olasılığını arttıran bu düzeylerin her birindeki bazı etkenler üzerinde hemfikirdirler:
Bireysel düzeyde, bunlar arasında, çocukken istismara maruz kalmış olmak ya da eşler arasında yaşanan şiddete şahit olmak, babanın evde olmayışı ya da kendisini kabul etmemesi ve sıkça alkol kullanılması
Aile ve ilişkiler düzeyinde, kültürler arası çalışmalar aile içinde servetin ve karar verme yetkisinin erkeğin kontrolünde ve eşler arasındaki uyuşmazlığın istismarın kuvvetli bir göstergesi olduğunu göstermektedir.
Yaşanılan bölge düzeyinde, erkeğin şiddet göstermesini meşru kılan ve ona göz yuman erkek arkadaş grupları da işin içine katıldığında, kadının izolasyonu ve sosyal destekten yoksun olması büyük boyutlarda şiddet yaşanmasına zemin hazırlar .
Toplum düzeyinde, bütün dünyada yapılan çalışmalar kadına karşı şiddetin cinsiyet rollerinin katı bir şekilde tanımlandığı ve bunun için baskının yapıldığı ve erkekliğin sertlik, erkeklik gururu ya da egemen olma ile bağdaştırıldığı yerlerde en yaygın şekilde görüldüğünü ortaya koymuştur. İstismara zemin hazırlayan diğer kültürel normlar arasında kadınların ve çocukların fiziksel istismarına müsamaha gösterme, kişiler arası uyuşmazlıkların çözümünde şiddeti bir araç olarak kabul etme ve erkeğin kadın üzerinde bir "sahiplik" hakkı olduğunun kabul edilmesi yer almaktadır.

PARTNERİN UYGULADIĞI İSTİMARA İLİŞKİN ETKENLERİN EKOLOJİK MODELİ

Cinsel Yönden Zorlama
Cinsel yönden zorlama, tecavüz ile kızları ya da kadınları istekleri dışında seks yapmaya zorlama arasında değişen çeşitli hareketleri kapsar. Bu tip zorlamanın en önemli yanı kadını seçim hakkının olmayışı ve eğer cinsel davranışlara direnirse ciddi fiziksel ve toplumsal sonuçlarla karşı karşıya kalacak olmasıdır.
Bazı zorlama şekilleri zorla penetrasyon (tecavüz), cinsel saldırı (zorla cinsel temas) ve çocuklara cinsel saldırı pek çok hukuki sistem tarafından suç olarak kabul edilir. Diğer şekiller;gözünü korkutmak, sözle baskı ya da zorla evlendirme kültürler tarafından hoş görülmektedir ve zaman zaman da bunlara göz yumulmaktadır. Başka şekilleri de kadınları ve çocukları karanlık işlerde kullanma ve savaşta tecavüz gibi organize suçlardır.
Rıza olmadan cinsel ilişki en çok birbirini tanıyan kişiler, eşler, aile bireyleri, flört eden partnerler ya da tanıdıklar arasında gerçekleşir. Cinsel yönden zorlama bir kadının hayatının herhangi bir noktasında gerçekleşebilir. Birkaç aylık bebekler bile tecavüze ya da başka cinsel saldırıya uğramışlardır. İleri yaşlarda bile kadınların bu durumla karşı karşıya kalma riskleri vardır: Tecavüz kriz merkezleri, yetmişlerinde ve hatta daha yaşlı kadınların uğradıkları tecavüzleri bildirmişlerdir. Çocuklara ya da ilk gençlere karşı cinsel saldırıların çoğu hem endüstriyel hem de gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşmektedir. Şili, Peru, Malezya, Meksika, Panama, Papua Yeni Gine ve A.B.D'deki adalet sistemleri ve tecavüz kriz merkezlerinden edinilen bilgiye göre, bilinen cinsel saldırı kurbanlarının üçte biri ile üçte ikisi arası kurbanlar 15 yaş ve altıdır. Çocuklukta küçük kızlar zorlama ve kandırma ile cinsel saldırıda bulunan, yaşları daha büyük olan erkek akrabalar ya da arkadaşlar tarafından kolay hedefler olabilirler. Daha ilerde ise, erkek arkadaşlar, öğretmenler, akrabalar ya da kendileri üzerine otorite sahibi başka erkekler genç kadınlara cinsel saldırılarda bulunabilir.
Kadınların önemli bir azınlığı için cinsel aktivitenin başlangıcı zorlama ve korku tarafından takip edilen travmatik bir olaydır. Başka kadınlar için de, fiziksel bir zorlama olmasa da cinsel aktivite başlatılması istenmeyen bir durumdur; bu aktivite kadınlar tarafından kendilerinin seçtikleri değil de yaşamak durumunda kaldıkları, başlarına gelen bir olay olarak algılanır. Örneğin, Güney Afrika, Cape Town'ın varoşlarındaki bir antenatal klinikte yaş ortalamaları 16 olan 192 genç annenin %32'si ilk cinsel ilişkilerinin zorlanarak gerçekleştiğini belirtmiştir. Bu annelerden %72'si de herhangi bir noktada istemeden seks yapmak durumunda kaldıklarını ve %11'i de tecavüze uğradığından söz etmiştir. Bu annelerden %78'i eğer cinsel ilişkiyi reddederlerse dövüleceklerini, %39'u kendilerine gülüneceğinden korktuklarını %6'sı da arkadaşlarını kaybetmekten korktuklarını söylemişlerdir. Yüzde elli sekizlik (%58) bir kısım anne de cinsel partnerinin kendisini 10 ya da daha fazla kez dövdüğünü bildirmiştir. Aynı şekilde, Güney Afrika, doğu Cape'de genç kızların %28'inin partnerleri tarafından zorlanmalarıydı; söz konusu durum annelerin %20'si tarafından bildirildiğine göre arkadaş baskısı ile geçekleşiyordu .
Adolesan çağdaki erkekler partnerlerine karşı zorlama olduğunu kabul etmektedirler. Örneğin, Kenya'da 12 ile 14 ve 15 ile 19 yaşları arası odak grup tartışmalarında katılımcılar tarafından şunlar dile getirilmiştir: "İlk başta onları baştan çıkarıyoruz, fakat direnirlerse zorluyoruz; bağırmalarını önlemek için ilaçla uyuşturuyoruz ya da ağızlarını tıkıyoruz". Güney Afrika'daki bir odak grup tartışmasında bir genç kız şunları söylemiştir: "Cinsel ilişki için zorlamanın bir norm olduğunu düşünüyorum. Kişilerin cinsel yönden birbirlerine yaklaşım yolu bu".
Bir kadının ilk cinsel ilişkisindeki yaşı ne kadar küçükse bunun zorla gerçekleşmiş olma olasılığı o kadar büyüktür. Örneğin, Yeni Zelanda'da 14 yaşından önce cinsel ilişki yaşamış her dört kızdan biri bunun zorla ve çoğunlukla da yaşları çok daha büyük erkekler tarafından gerçekleştirildiğini söylemektedir.
Benzer şekilde, A.B.D.'de 14 yaşından önce cinsel ilişki yaşamış kızların %24'ü bunun zorla gerçekleştiğinden söz etmektedir. İlk cinsel ilişki evlilikte yaşanmış bile olsa ve özellikle de kızlara ve kadınlara seks hakkında az bilgi verilmişse travmatik olabilir. Hindistan'da yoksul bir bölgede evli kadınlar arasında yapılan evli kadınlar arasında yapılan bir çalışmanın bulgularına göre birçok kadın ilk cinsel deneyimini travmatik bulmaktadır; bunlardan sadece %18'i evlendikleri gece neler bekledikleri hakkında çok az bir fikirleri vardır. Bir kadın o gece yaşadıklarını korku verici olarak nitelendirmektedir; "Direnmeye çalıştığımda ellerimi başımın üstüne bağladı". şeklinde anlatmaktadır.
Küçük yaşlarda evlendirilen kızların durumu özellikle kötüdür. Çocuk yaşta evlendirmelerde azalma görülse de bu sayı yeterli değildir. Yine küçük yaştaki pek çok kız rızası olmadan, hem de kendilerinden yaşça çok büyük kişilerle evlendirilmektedir. Küçük yaşta cinsel ilişki, bazı kültürler tarafından desteklense de, kızlar için travmatik sonuçlar doğurabilir. Örneğin, antropolog Mary Hegland A.B.D.'de yaşayan Doğulu kadınlarla ülkelerindeki ilk cinsel deneyimlerini konusunda yaptığı mülakatta çoğu katılımcı zorla kızlık bozma olaylarının başlarından geçtiğini söylemiştir. Çoğunlukla, akrabalar kızı tutarken erkek zorla cinsel ilişkiye girmektedir. Mülakat yapılan kadınlar yaşadıklarını anlatmak için "tecavüz" ve "işkence" gibi kelimeler kullanmışlardır; fakat, Doğu'da bu olaylara tecavüz denmediğini, çünkü bunun evlilik içinde geçtiğini de eklemişlerdir.
Bütün toplumlarda, kadının özerkliğini ayaklar altına alan ve cinsiyete dayalı şiddete zemin hazırlayan kültürel kurumlar, inançlar ve uygulamalar vardır. Örneğin, çeyiz gibi bazı evlilik uygulamaları kadınları ve kızları dezavantajlı bir konuma düşürmektedir. Örneğin, bazı ülkelerde çeyizin, evliliğin beklenen bir bölümü haline geldiği görülmektedir. Erkek evliliğin öncesinde ve sonrasında, artan miktarlarda çeyiz talep etmektedir. Çeyiz talepleri taciz, tehdit ve istismara kadar gidebilir; uç noktadaki bir durum, eşin başka bir evlilik yapması ve yeni bir çeyiz alması amacıyla kadının öldürülmesi ya da intihara sürüklenmesidir .
Başka bir yerde, erkeklerden başlık parası ödenmesi beklenir. Burada amaç, gelinin ailesinin evdeki işgücü kaybını karşılamaktır. Afrika ve Asya'nın bazı bölgelerinde aynı işlem ticari bir hale getirilmiştir. Büyük miktarlardaki başlık parası erkeklere neredeyse evlenecekleri kadını "satın aldıkları" duygusunu verir. Güney Afrika'nın Doğu Cape bölgesinde yapılan bir araştırmada kadınların %82'sinin şu durumun kültürlerinde kabul edildiği söylenmektedir: Bir erkeğin lobola (başlık parası) ödemesi durumunda onun sahibi olacağı anlamına gelir. Kadınları %72'si bu durumu kabul ettiklerini belirtmişlerdir .
Söz edilen her iki evlilik geleneği de kadını istismarın yer aldığı ilişkilere savunmasız bırakmaktadır. Örneğin, Hindistan'ın bir yöresindeki yeniden para ödemek zorunda kalacakları korkusuyla kızlarının eve geri dönmesini istememektedirler. Başlık parasının uygulandığı ülkelerde ise, kızlarının eşini terk etmesi durumunda ebeveynleri damada başta ödediği parayı geri vermek zorundadır. Hindistan'daki istismara uğramış bir kadının düşünceleri şöyledir: "Çoğu zaman insanın canı her şeyi bırakıp gitmek istiyor. Fakat nereye gidebilir ki? Tek gideceği yer anne babasının evi; fakat onlarda seni devamlı geri göndermeye çalışırlar."
Kızların bekareti ve erkek gururu üzerine kültürel tutumlar da ayrıca kadına karşı şiddeti mazur gösterir ve sonuçlarını ağırlaştırır. Latin Amerika'nın ve Yakın Doğu'nun bazı bölgelerinde erkeklik gururu ailedeki kızların cinsel "temizliğine" bağıdır. Eğer bir kadın cinsel olarak "kirlenirse" ya tecavüzle ya da kendi isteğiyle evlilik dışı seks yoluyla aile namusunu ayaklar altına almış olur. Örneğin, bazı Arap toplumlarında ailenin şerefini "temizlemenin" tek yolu "kabahat işlemiş" kadını öldürmektir. Mısır, İskenderiye'de kadınların öldürülmesi üzerine yapılan bir çalışmada öldürülen kadınların %47'sinin bir akraba tarafından, tecavüz edildikten sonra cinayete kurban gittiği tespit edilmiştir . Yakın zamanda Ürdün'de yapılan bir konferansta altı Arap ülkesinden gelen uzman namus yüzünden her yıl en az birkaç yüz kadının öldürüldüğü tahmininde bulunmaktadır. Bu durum özellikle güneydoğu Anadolu bölgesinde bizim için de geçerlidir.


Çocuklarda Cinsel İstismar
Çocukların cinsel istismarına bütün toplumlarda rastlanmaktadır. Bir yetişkin ya da bir aile bireyi ve bir çocuk arasındaki herhangi bir cinselliğe ilişkin hareket ve çocuk ve arkadaşı arasındaki istenmeyen her türlü cinsel hareket çocuğun cinsel istismarı demektir. Kanunlar, genellikle bir yetişkin ve bir çocuk yaşının altındaki kişi olarak tanımlanır cinsel temas durumlarında rıza meselesi konu dışıdır. Konunun tabu niteliği nedeniyle çocukluktaki cinsel istismar üzerine güvenilir istatistikler toplamak zordur. Temsil niteliğinde örneklem içeren mevcut bir kaç araştırma bu tip istismarın yaygın olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışmalar direkt olarak birbirleriyle karşılaştırılamazlar; çünkü istismarın tanımında ve örneklemde farklılıklar vardır. Çoğu fiziksel temas içeren ve içermeyen (örn., teşhircilik) arasında ayırım yapar. Ayrıca, farklı tipteki cinsel temaslardan da söz edilir; örneğin, genitallere dokunma ve cinsel ilişki gibi.
Hem kızlar hem de erkekler cinsel istismar kurbanı olabilir; ancak çoğu çalışma kızların erkeklerden 3 kat daha fazla olmak üzere istismar edildiklerini ve bu sayının bazen çok daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte, erkek çocukların istismarının açığa vurulması kızlara oranla daha az olabilir. Kadınlar cinsel istismardan erkeklere oranla daha çok etkilendiklerini bildirme eğilimindedir; buna karşın, bazı erkekler de şüphesiz bu durumdan çok etkilenebilirler. Penetrasyonu yaşamış olmanın hem erkekler hem kızlar için de özellikle travmatik yaşantılar olduğu bulunmuştur.
Çalışmalar devamlı olarak göstermektedir ki kurbanın cinsiyeti ne olursa olsun faillerin çoğu erkektir ve kurban tarafından kim oldukları bilinmektedir. Faillerin birçoğu da çocukluklarında cinsel istismara uğramışlardır. Şunu da belirtmek gerekir ki çocuklukta böyle bir olay yaşamış pek çok erkek başkalarını istismar etmez. Cinsel istismar, davranış problemleri ve psikolojik problemler, cinsel fonksiyon bozuklukları, ilişkilerde problemler, öz saygının azalması, intihar düşünceleri, alkol ve narkotik ilaç kötüye kullanımı ve cinsel yönden risk alma gibi çok çeşitli sağlıklı olmayan duruma yol açar. Çocukluğunda cinsel istismar yaşamış kadınların da yetişkinlikte fiziksel ya da cinsel yönden istismar edilme riskleri yüksektir.
Bazı çocuklar için cinsel istismarın etkileri çok ciddi boyutlardadır ve uzun sürelidir; ancak, hepsi de yetişkinliğe kadar uzanan etkilerin altında kalmayacaktır. Cinsel istismar, uzun bir dönem devam etmişse, bir baba ya da baba figürü tarafından gerçekleştirilmişse, penetrasyon meydana gelmişse ve zor ve şiddet kullanılmışsa uzun dönemli zararlara yol açacaktır. Çocuğun çabuk iyileşme yeteneği (esnekliği) ve yaşadığı istismarı açığa vurduğunda aldığı tepkiler de uzun dönemli sonuçları etkileyecektir. Bu açıklamayı yapan çocuklara inanılırsa ve destek görürlerse, sonuçların şiddeti daha az olur.


Prof.Dr. Oğuz POLAT
www.kriminoloji.com





Kadına 'devlet kaynaklı' cinsel şiddet

Cezaevinde, gözaltında ve köy baskınlarında kadınlar cinsel tacize ve tecavüze uğruyor. Ama bu suçların TCK'da tanımı bile yok 1987 yılından 1995 yılına dek, hep siyasi davalara girdim ve siyasi davalara giren her avukat gibi, işkence gerçeği ile yüz yüze kaldım. Ancak 1995 yılının Haziran ayında bir yazım nedeni ile cezaevine girdiğimde, o güne dek bu kadar yoğun yaşandığını sorgulamadığım "cinsel işkence" gerçeğini öğrendim.
Bir gün havalandırmada durmadan volta atıyordum; daha önce müvekkilim olan bir kadın mahpus yanıma yaklaştı ve bana "Neden bana soğuk davranıyorsun, yoksa gözaltında yaşadıklarımı mı öğrendin?" diye sordu. Şaşırmıştım! Konuşmaya başladık, bana ağlayarak, tecavüze uğradığını anlattı. Daha sonra, cezaevindeki diğer mahpuslarla konuşmaya devam edince, istisnasiz tüm kadınların gözaltında cinsel tacize, bir bölümünün de tecavüze maruz kaldığını öğrendim. Ve cezaevinden çıktıktan sonra da, dört kadın avukat ile birlikte, "Gözaltında cinsel taciz ve tecavüze karşı hukuki yardım bürosu"nu kurduk. Altı yıldır çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Ayrım noktamız, mağdurun kadın, failin ise devlet güçlerinden biri olması.
Bu çalışmaya başlarken, işimizin zor olduğunu biliyorduk. Ve asıl amacımız,
cinsel şiddette karşı, kadınlarda "hak arama bilinci"ni oluşturmaktı.
Kadına yönelik cinsel şiddet konusunda öncelikle yazılı hukukun çok yetersiz olduğunu belirtmek gerekiyor. Öyle ki, TCK'da kadına yönelik cinsel şiddeti belirleyen maddelerin bölüm başlığı "genel ahlâk ve aileye karşı cürümler". Yani, kadın ahlakın ve ailenin bir unsuru olarak görülüyor. Cinsel taciz, TCK'da suç olarak dahi tanımlanmıyor. Bu çok büyük bir eksiklik. Oysa ki gözaltına alınan, ev ve köy baskınlarına maruz kalan her kadın istisnasız cinsel tacize uğruyor. Örneğin soyularak sorgulanıyorlar, vücutları elleniyor veya en azında sözle cinsel tacize maruz kalıyorlar. Oysa ki tüm bunların TCK'da bir karşılığı yok. Bu durumda TCK 421. maddeyi kullanmak zorunda kalıyoruz. TCK 421. madde,
"sarkıntılık" fiilini düzenliyor ve cinsel tacizi tam olarak kapsamıyor. O nedenle, TCK'da, cinsel tacizin bir suç olarak tanımlanması gerekiyor.
"Tecavüz" ise, TCK'da tanımı olmayan bir suç.


Tecavüz nedir?
Yargıtay kararlarına göre, tecavüz "erkek cinsel organının, kadın cinsel organına dühulu" olarak tanımlanıyor; oysa bu tanımın, son derece eksik olduğu ortada. Bize göre tecavüz, "kadına vajinal, anal veya oral bölgelerinden olmak üzere, herhangi bir biçimde, cinsel organına, parmak veya herhangi bir cisimle yapılan saldırı"dır.
Tanımlardaki "yokluk" ya da "eksiklik"ler, yazılı hukukta karşılaşılan önemli bir sorun. Cinsel şiddetin belgelenmesinde ve ispatlanmasında da önemli sorunlar yaşanıyor. Fiziksel rapor çok önemli bir delildir. Ancak fiziksel rapor alımında, süre çok önemlidir.
Örneğin kadın bakire ise, fiziksel raporun ilk 7 ile 10 gün arasında alınması gerekir. Aksi halde kızlık zarındaki yırtık, "eski yırtık" olarak raporlanır. Kadın bakire değilse, ilk 48 saat içinde fiziksel raporun alınması gerekir. Oysaki kadınlar bu süreler içinde ya gözaltındadırlar ya da utanma, dışlanma endişesi, kirlenmişlik duygusu gibi nedenlerle bu kısa süreler içinde, yaşadıkları cinsel işkenceyi açıklayamazlar.
Geriye bir tek yol kalıyor. "Psikolojik bir raporla, kadının yaşadığı cinsel işkence sonrasında, içinde bulunduğu durumun tespiti". Ancak bunun için, rapor verebilecek uzman doktorlardan oluşan merkez yok denecek kadar az. Bizim bildiğimiz kadarı ile, kadına yönelik cinsel şiddet konusunda uzman psikoloğun ve psikyatristlerin bulunduğu, "Çapa Tıp Fakültesi Psikososyal Travma Merkezi" var. Ancak kadın İstanbul dışında veya cezaevinde ise bu merkeze ulaşması son derece güç oluyor. Tutuklu kadınlar açısından önemli bir sorun da, hastaneye sevk edilseler bile, görüşme odasına, jandarmanın da tutuklu kadın ile birlikte girmek istemesi. Bu nedenle birçok tutuklu kadın doktor ile görüşmeyi reddedebiliyor.


Uluslararası hukuk da eksik
Cinsel işkencenin belgelenmesinde, bir başka önemli sorun da, "işkencenin belgelenmesinde, resmi bilirkişilik kurumunun geçerli olması". Tüm raporların, Adli Tıp tarafından onayı gerekir. Oysa ki Adli Tıp da bir devlet kuruluşu. Yani bir devlet biriminin uyguladığı işkencenin, bir başka devlet kurumu tarafından belgelenmesi söz konusudur. Bu durumda doktorların siyasi görüşleri ve çeşitli korkuları belirleyici olabilir. Kaldı ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da, "bağımsız hekim" raporlarının önemi açıkça vurgulanıyor.
Cinsel şiddete karşı yaklaşımdaki eksiklik sadece iç hukukla sınırlı değil. Uluslararası hukukta da, kadına yönelik şiddet ve tecavüzün tanımının yeterli olmadığını söylemek gerekiyor.
Örneğin, Türkiye'nin de yakın tarihte imzaladığı "Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi", kadına yönelik şiddetten açıkça söz etmiyor. Ancak söz konusu sözleşmenin 5. maddesi önemli. Bu madde,
"erkekler ve kadınların basma kalıp rollere sahip oldukları düşüncesine dayanan, bütün ön yargıların kırılması" gerektiğini hüküm altına alıyor ve imzacı devletlere bu konuda eğitim verme görevini yüklüyor. Bu madde anlamlı. Çünkü bildiğimiz gibi gerek kadının kendisine yönelik şiddeti, gerekse toplumun kadına yönelik şiddeti, adeta meşru görmesinde, yerleşik ahlâk yapısı ve namus anlayışının etkili olduğu açık.
BM tarafından yayınlanan "Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildirge" de önemli bir belge. Bildirgede kadına yönelik şiddet şöyle tanımlanıyor. Şiddet "ister kamusal, isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel ve psikolojik acı ve ızdırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı bir eylem veya bu tür eylemle tehdit etmektir". Bu tanım oldukça yeterli. Ancak kadına yönelik şiddeti yasaklayan aynı BM "Mülteci Hakları Sözleşmesi" ile hâlâ cinsel şiddeti bir "iltica" nedeni olarak kabul etmiyor. Bu çelişkinin de belirtilmesi gerektiği kanısındayız.
Kadınların kendilerine yönelik şiddete karşı verdikleri ve verecekleri mücadele son derece önemli. Ve bu mücadele ile, yavaş da olsa bir ilerleme görülüyor.


Tecavüz savaş suçu
Tecavüzün bir savaş suçu olduğu ve her savaşta kadınların adeta savaş ganimeti olarak görüldüğü biliniyor. Böyle olmasına rağmen ll. Dünya Savaşı'ndan sonra, Tokyo ve Nürnberg'de kurulan Savaş Suçları Mahkemeleri'nde tecavüz bir savaş suçu olarak yargılanmadı. Hem de bu savaşta geride kalan binlerce tecavüz mağduru kadın olmasına rağmen. Ancak kadınların mücadelesi bitmediği için, Bosna ve Ruanda çatışmalarından sonra BM tarafından kurulan "Savaş Suçları Tribünali"nde tecavüz ağır bir savaş suçu olarak yargılandı. Yine, İstanbul'da 1999'da toplanan "Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Toplantıları" (AGİT) sonrasında imzaya açılan
"İstanbul Şartı"nda da kadına yönelik şiddet kayıtlara geçti.
Kadın tabii ki sadece devlet güçleri tarafından cinsel şiddete maruz kalmıyor. Evde, okulda, sokakta, işyerinde, gözaltında, şiddet her yerde! Erkek egemen sisteme karşı doğru bir tanım getirip, doğru örgütlenmelere gidilmedikçe, "hak arama bilincimizi geliştirmedikçe" şiddet daha çok uzun bir dönem yaşamımımızda olacak. Kadın ile erkek arasındaki, ezme ezilme ilişkisi yaşamın tüm alanlarına yayılmış durumda; şiddete karşı çıkarken, ezene, kapitalizme, militarizme, ırkçılığa karşı çıktığımızı da bilmeliyiz.

EREN KESKİN: Avukat
21/12/2003
www.radikal.com.tr

 

 Respond to this message   
Current Topic - Kadınlara karşı şiddet
  << Previous Topic | Next Topic >>Return to Index  
Create your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2008 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  

* = highly likely to be added to the site in the future.