Selam,
Bir arkadasimla uc haftaligina Gurcistan, Azerbaycan ve Iran'a gittik. Bir cember gibi Batum'dan baslayip Tebriz ve Turkiye sinirinda bitti. Tatil denemezdi kaldigimiz yerleri ve bindigimiz tasitlari gorseydin. Cok bir paramiz olmadan otobusle Trabzon'dan yola cikip once Batuma iki gunlugune ugradik. Siniri gecince hersey o kadar degisiyor ki gercekten inanilmaz. Adamlar bizlerin aksine herseyi muhafaza etmisler. Batum cok hos bir yer. Pastel renkli Rus neoklasik binalariyla ve limoni iklimiyle bizim Karadeniz sehirlerine hic benzemiyor. Etnografya muzesi gorulmeye deger. Birde yunuslarin gosteri yaptigi Delphinarium'a gittik. Gurcistan kiyilari bizim Karadeniz kiyisi gibi sarp yamaclardan olusmuyor. Ulkenin ic kisimlarina kadar uzun Colchis ovasi (herhalde turistleri cekmek icin bu ismi kullaniyorlar) uzaniyor. Batum'un kiyi seridi de zaten parklardan ve promenadlardan olusuyor. Cok guzel ve degisik bir botanik parklari var, park olmasina ragmen hic el degmemis gibi muazzam fern'ler (bunun Turkcesi yok galiba) ve labirent gibi bir Bambu ormani vardi. Sonra Gurcistan'in ikinci buyuk sehiri olan Kutaisi'ye gittik. Burada da iki gun kaldik. Sehirin ortasindan Rioni nehiri geciyor Jason ve ahbap cavuslari nehirden gelip buradan altin postu calmisslar.

Kutaisi'de gezilebilecek birkac guzel kilise var. Sehirin bir tepesinde Kraliyet kilisesi olan Bagrat Katedralinin harabesi (catisi yok) duruyor. Bil bakalim burayi Kraliyet sarayiyla birlikte kimler yikmis? Ertesi gun sehirin biraz disinda olan Gelati manastirini ziyaret ettik. Burada Kral David ve Kralice Tamara'nin mezarlari var. Ogleden sonra Vardzia adinda yuzlerece magradan olusan bir yere gittik. Burasi zamaninda kesislerin bulundugu bir manastir kulliyesiymis. Ama degisik katmanlardan olusan magralardan olusuyor. Oraya ulasirken bile manzaradan etkileniyorsun. 12 yy'da kotu Turklere karsi insa edilmis burasi. :D Gerci bize oyle soylemediler ama farkina vardik dogrusu.

Bizim adini hatirlayamadigim guzel freskleri olan bir Katedrale de goturduler. Aksam Tiflis'e dogru yola ciktik ve dort(!) saatlik bir yolculuktan sonra nihayet ulasabildik. Bu arada Kafkasya'da yolculuk yapmak ayri bir deneyim. Stabilize yola girdigimiz anda 4 seritli otoban gorduk gibi seviniyorduk. Turkiye'deki gibi burada serit olayi yok. Dolmusa benzer bir aracla yollarda dolambacli bir sekilde suren pek de ayik olmayan soforlerle gitmek cok hos oluyor. Eger sag salim istikamette varabilirsen herkesin yaptigi gibi sarap mahzenlerinde ve mum isigi altinda guzel bir aksam gecirebilirsin. Tiflis'e vardik ve otele yerlesdikten sonra burayi bes gun sehiri ve diger yerleri gezmek icin bir us olarak kullandik. Ilk gun sabah sehir merkezinde dolastiktan sonra Gurculerin biricik cennetmekan Stalin babalarinin dogum yeri olan Gori'ye gittik. Stalin'in dogum evini muze yapmamakla kalmamislar mutevazi evin uzerine de Yunan tapinagi dikmisler. Muze'de Stalin'in cocuklugu ve hayati hakkinda bilgiler ve esyalar vardi. Birkac brosur ve kitap da aldim. Stalin'i pek bir seviyorlar buralarda. Ulkede birkac dukkanda asili Stalin portreleri gordum. Sevmeye haklari da var. Hem kendi halkina cok birsey yapmamis ve Gurculerin, Ermeniler, Azeriler ve ozellile de Ruslarin nefret ettigi Kuzey Kafkas halklarinin uzerinden balyoz gibi gecmis. Yine de hala kiziyorlar adama Abhazlar ve Ossetlerin icabina yeterince bakmadigi icin. Muze'den sonra Kura vadisinde yine bir magara sehiri olan Uplistsikhe'ye gittik. Burada da bir kayaliga uzun dehlizlerden ve buyuk avlulardan olusan bir magralar zinciri oyulmus. Hiristiyanlik oncesinden kalma ibadet yerleri ve Gurcistan'in en eski antik tiyatorsu vardi. Aksam Tiflis'in guzel bir lokantasinda ziyafet cektik. Diger dort gunu Tiflis'te gecirdik. Tiflis apayri bir yer. Ben baska bir sehirde konumu ve dogasi itibariyle boyle etkileyici bir etkilesimi olan ve insanin nefesini kesen bir sehir gormedim. Cok hos ekletik bir mimarisi var. Zaten sevdigim sehirler arasinda Tiflis ilk bes'e girer. Digerleri Viyana, Prag, Baku ve Stockholm. Carlarin gozdesi olan bu sehirde 19 yy'dan genelde tuccarlarin konaklari olan neoklasik veya ahsap evler var hatta bir-iki tane art nouveau bina da gordum. Ben dar sokaklari olan, biraz virane sehirlere bayilirim. Gercek sehir havasi var buralarda. Birkac sene once Roma veya Lizbon'da, tam hatirlamiyorum, eski sehir merkezindeki butun binalarin tadilat ve boya-badanandan gecirilmesini isteyen bir direktik yayinlamislardi. Halk kuplere bindiginde fikirlerinden vaz gecmislerdi. Iyi olmus, olsaydi cok suni bir havasi olurdu. Gerci Tiflis'de de modernlesmenin butun izleri var. McDonalds'dan Benetton'a, Sheraton'dan Marriot'a kadar bircok sirketin temsilciligi var. Tiflis'in hemen disinda pitoresk bir vadide bulunan Unesco Dunya Mirasina dahil eski baskent Mtskheta'yi da ziyaret ettik. Burada Aziz Nino sayesinde Gurcu kralligi Hiristiyanliga gecmis. Ayrica Gurcistan'in ilk kilisesinin kalintilari uzerine kurulmus Samartovo manastiri da ziyarete deger. 6nci ve 7nci yuzyildan kalma eski kiliseler var. Tiflis de avare avare gezdik ama degerdi dogrusu. Baku'de oldugu gibi burada yaygin bir metro agi var. Istanbul'u birak, bizim Ankara'nin yaninda cok daha islevsel ve guzel kaliyor. Sehirin ana caddesi Rustavi bulvari. Bulvar kenarinda Rus klasisizmi ve Paris'teki neobarok binalari andiran guzel binalar var. Kafkasya'daki Rus ve Avrupa etkisi gercekten guzel olmus. Bizim Kars'i bile otuz senede guzel bir sehir haline getirmisler. Ne yazik ki uzerine birsey ilave edilememis. Bizlerde sehirlesme ve burjuva kulturu yerine esnaf "kulturu" olduktan sonra pek sasirmamak lazim.
Gorulecek yerler arasinda eski Musluman mahallesi ve Ermeni mahallesi de var. Geriye pek birsey kalmamis ama Muslumanlardan (herhalde Gurcu Muslumanlari ve Abhazlari kastediyorlardi) biraz daha cok sey vardi. Narikala hisari, Sioni Katedrali ve adini unuttugum bir katedral de ilgincti. Iki tane de muze gezdik. Tarih ve Sanat muzesi. Gurculer gercekten eglenmesini biliyorlar. Hem cok cana yakin hem comert bir halk. Yabanci oldugumuzu ogrendiklerinde hemen herkes bizimle sohbet etmek istiyordu. Daha cok Ingilizce pratik yapmak ve meraklarini gidermek icindi. Bir pazar yeri var tam bir cumbustu. Orada ne bulabilirsen vardi. Bit pazarinin cok ustunde bir yerdi. Yabanci oldugumuzu ogrenince bedava ikramlar ve saraplar cabasiydi. Tum fakirliklerine ragmen ve Ermenilerle karsilastirildiginda cok buyuk bir tezat olarak Gurculerde bir yasama sevinci var ki anlatamam. Gelip gormek lazim. Bu kadar guzel ve renkli bir ulkeye sahip olunca insan sorunlarini daha cabuk unutur. Bugunluk bu kadar yeter herhalde. Bayagi bir uzatmisim. Devamini daha sonra yazarim.
