YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum TARiH FORUMU

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

Türkler millattan önce de Anadolu`daydı

September 15 2002 at 4:07 PM
dogan  (no login)
from IP address 213.153.151.33

Türkler millattan önce de Anadolu`daydı

Prof. Dr. Veli Sevin`in Hakkari`de yaptığı kazıda, M.Ö. 1200 yıllarına ait ``Balbal`` adı verilen Türklerin kullandığı mezar taşları bulundu. Türklerin ``M.Ö. 1200`lü yıllarda bu bölgede yaşadıklarını`` kanıtlayan mezar taşları, Türk Tarih Kurumu`nca 9-13 Eylül`de gerçekleştirilecek, ``Türk Tarih Kongresi``nde bilim dünyasına sunulacak. Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, bu yılki kongreye 41 ülkeden 312 bilim adamının katılacağını belirterek, kongrede Prof. Dr. Veli Sevin`in sunacağı bildirinin çok önemli olduğuna işaret etti.


``Balbal`` adı verilen mezar taşlarının çok önemli buluntu niteliği taşıdığını söyleyen Halaçoğlu, şunları kaydetti: ``Balballar, üzerinde Türk motifleri bulunan, Orta Asya Türk dünyasında sıkça rastlanan Göktürk öncesine ait mezar taşlarıdır. Anadolu`da ilk defa bu tür bir figüre rastlandı. Arkadaşlarımız Orta Asya`ya giderek Hakkari`de çıkan balbalların oradakilerle karşılaştırmasını yaptılar. Bunlar tamamen Türk figürlü mezar taşları. Üzerlerindeki motifler de Orta Asya`dakilerle birebir benzerlik gösteriyor. M.Ö. 1200`lere ait böyle bir buluntu, orada Türklerin M.Ö. 1200`lerde yaşadıklarını kanıtlıyor, bunun ikinci bir izah yolu yoktur.``

(A.A.)


    
This message has been edited by _editor_ from IP address 213.153.151.33 on Sep 15, 2002 4:12 PM


 
 Respond to this message   
AuthorReply
gak
(no login)
213.153.151.33

Türkler

September 15 2002, 4:08 PM 


Traihte Türk kelimesinin ortaya çıkışı bellidir.
Eğer gerçekten de Türk sözcüğü de dahil bir buluntu ortaya çıkar ise bu bize şunu gösterir, yani bilimsel ve kronolojik olarak Orta asyalı halklar(hadi türkler diyelim)
Anadoludan asyaya göçmüşlerdir..

LÜtfen ottoman başlığımı okuyuver sevgili doğan...

 
 Respond to this message   
APAYDINLIK
(no login)
213.153.151.33

GUNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ

September 15 2002, 4:11 PM 

Birilerinin kendilerine verdikleri isimler ve başkalarının onlara taktıkları adlar vb. onların varlığını değiştirmez. İster A'ya B denilsin isterse C veya D. Ortada somut olarak farklı isimlerle tanımlanan bir halk(lar) topluluğu var. Türk ağacının çeşitli dalları bugünü, kökleri ise dünü temsil ediyor.
Anadolu'dan Asya'ya göç ise son zamanlarda Orta Asya'daki Mongoloid olmayan buluntuların Avrupalı ırkçı bakış açısıyla sahiplenilmesi teorilerinden türetilmiştir. Altay'daki Turanikler, Türk ağacının ya da Tur ya da Turgut ya Turhan ne derseniz deyin dalıdır. Göçler ve yayılmalar bir iki istisna dışında hep Doğu'dan Batı'yadır. Tersine bir yayılmaya örnek, Büyük İskender'in Doğu Seferidir... Bu konularda Heftalitler (Hyingnu -> Hun -> Uar Hun -> Avar) anahtardır. Heftalitler ile ilgili bir yazıyı vakit bulduğumda ileride yazacağım.


Dogan;

http://www.network54.com/Hide/Forum/thread?forumid=214676&messageid=1031042521&lp=1031293098

http://www.network54.com/Hide/Forum/thread?forumid=214676&messageid=1030979632&lp=1031298191

Sadece

"Osmanlı ve Ottoman" değil,

"Oğuz-oguz-okuz-ogur-ugur-uygur" başlıklarını da oku Doğan. Gak'ın nasıl Tabgaçlar'a önce Çin Milleti dediğini, sonra kıvırdığını gör Gak'ın topic'leri karıştırıp (!) verdiği yanıtın diğer topic'e yazılmasının nedeni ne ola acep ?

Bir tek kavramın bile yanlış yorumlanmasının tarihi nasıl çarpıtabileceğini anlıyoruz bu şekilde...


 
 Respond to this message   
dogan
(no login)
213.153.151.33

tavsiyelerinize tesekkurler de...

September 15 2002, 4:13 PM 

okudugum seyleri bana tekrar niye tavsiye ediyonuz ki
anlayamadim

buraya astigim yazi
net de bi gazete haberi
tarihi bi konu
gozden kacmasin diye asiverdim
ilgilenenler olabilir

yoksa

dogan turkler sozcugunun tarihte ilk ortaya cikdigi ani bile bugun ki turk anlayisi ile kiyaslayip kabul etmiyo
hatta
gokturk devletinin kuruldugu andaki turk
ile
turkiye cumhuriyeti turk'u bile
farkli bana gore

ha
turk sozcugunun ozaman ile bugun arasindaki
bu fark ve ayriligi
bu halkin o gunki halk ile arasinda bi bag olmadigini mi gosterir
hayir

ayni cografyada asyadan avrupaya
dogudan batiya
yada tersi
ipek youlnca
kultur ve yasam benzerligi harmanlanarak yayilir
ama
asyanin bi ucundan avrupanin diger ucuna bakinca buyuk fark cikar ortaya ki normaldir
ozaman dunya buyuktu
simdi kucuk

simdi okadar kuculdu ki
butun dunyabir birine benzemeye basladi


anadolu ise butun bunlarin icinde medeniyetin merkezi olmus
dunyaya yayilan insanlara ise isik tutmus bu birikimi ile
turkler
tarihte ve tarih oncesinde
bu isimle 2 defa cikmis ortaya
biri asyada
digeri anadoluda
cikmaz oldugu zamanlarda yokmuydu
elbetteki vardi
ama
kim olarak ne olarak
ve bunlarin turk oldugunu nasil anlayacagiz

kiliminde ki motifle mi
mezarindaki tastanmi
ati kullanmasindanmi
pantolon giymesindenmi
agitindan mi
siirinden mi
destaindan mi
mit'lerinden mi
dilindenmi
silahindanmi
kulturundenmi
dinindenmi

yoksa bugun ki kabullerimizlemi
karar verecegiz

sunlar turk
bunlar turk
onlar ve digerleri gavur


bilmiyom
bildigim
dogan turk
anadolu turk'u
ankara li
bazen taaaa asyada goruyorum kendimi
bazen avrupada
hatta amerikada bile var gibiyim
ama
su an
avustralyadayim
hic bi yerinde yokum buranin


bildigim bu



 
 Respond to this message   
APAYDINLIK
(no login)
213.153.151.33

SANSASYONEL

September 15 2002, 4:15 PM 

UZUN SÜREDİR OFFLINE'DI BU SİTE ! YENİDEN ONLINE OLMUŞ... SANSASYONEL BİR SİTE ! TAHİR TÜRKKAN'IN BAZEN MUSA HİRAM RÜMUZUYLA BİLİNEN KİŞİYLE AYNI KİŞİ OLUP OLMADIKLARI KONUSUNDA KUŞKUYA DÜŞÜYORUM ! ŞOVENİST BİR SİTE OLARAK DEĞERLENDİRENLER OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM; GENE DE İLGİNÇ BİR SİTE. OKUNMALI...

TAHİR TÜRKKAN'IN TARİH NOTLARI : (GİRİŞ) http://www.angelfire.com/tn3/tahir/index.html

1)DOĞU ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ :
http://www.angelfire.com/tn3/tahir

2)BATI ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ :
http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk30.html

3)KUZEY ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ :
http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk50.html

4)DÜNYA MEDENİYETİNDE TÜRKLERİN PAYI :
http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk70.html

5)BÜYÜK ARAŞTIRMACI KÂZIM MİRŞAN'IN TESBİTLERİ :
http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk90.html



http://www.geocities.com/izkir/kurganlar.htm 'den alınmıştır.

Kurganlar
Doğu Anadolu'da 1995'te Dr. Aynur Özfırat tarafından başlatılıp aralıksız sürdürülen çalışmalar, Transkafkasya kültürlerinde iyi tanınan "kurgan" gömü geleneğinin Türkiye'de de yer aldığını ortaya çıkardı...


Uzun bir yaz bitti. Hepimiz değişik yerlerde yaz aylarını geçirdik. Bir çoğumuz tatil yapabildi. Ancak öyle bir grup var ki, yaz mevsimleri onlar için tatil değil, aksine kızgın güneşin altında zorunlu çalışma dönemi. Ülkemizde özellikle Transkafkasya bölgesine yakın yerlerde yaşadığı sanılan göçebe kültürlerin izlerini taşıyan kurganların olabileceği düşünülmesine karşın kesin olarak saptanamamıştı.

Arkeoloji ya da paralel bilim dallarıyla uğraşanlar her yazı güneşin altında tatil yapmadan geçirirler. Üniversiteli bilim heyetlerince yapılan çalışmalar bittiğinde, ekipler kazı toprağını bile üzerlerinden atamadan açılan üniversitelere koşup, hocaysalar ders vermeye, öğrenciyseler notlarını tutmaya koyulurlar. Eğitim sezonu boyunca yaz aylarında yapılan çalışmaların sonuçları üzerinde de ayrıca uğraş verirler. Sonra tekrar yaz gelir ve yeni sezonun çalışmaları için hazırlıklara başlanılır ve bu devinim böylece sürer gider.

Yaz aylarında ülkemizin batısı tam bir arkeolojik kazı ve araştırma merkezi durumundadır. Orta Anadolu'ya doğru çalışmalar seyrekleşir. Doğu Anadolu'da ise tekrar canlanır. Bunun nedeni, Doğu'nun önemli merkezlerinden Van'da 1967 yılında kurulan İstanbul Üniversitesi'nin Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi'ne bağlı araştırmacılarının ve Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nün bilim adamlarının yoğun gayretleridir. Yıllardır bölgenin terörüne aldırmadan çalışmalarını sürdüren araştırmacılar yeni çalışmalarıyla bölge tarihinin bilinmeyenlerini keşfetmeye koyulurlar. Zaman zaman jandarma eşliğinde de olsa çalışmalarını sürdüren araştırmacılardan biri de Dr. Aynur Özfırat.

Özellikle Urartu öncesi İÖ 3 ve 2. bin kültürlerinin verileri üzerine çalışmalarını yoğunlaştıran Dr. Aynur Özfırat'ın Kurganlar'la ilgili çalışması bilim dünyasınca ilgiyle izleniyor.


Kurgan terimi bizlere yabancı gelmese de ne olduğunu tam olarak çoğumuz bilmeyiz. Aslında mezar yapıları olan Kurganlar, toprak zemine açılan bir çukur içine taş örgü duvarlarla çevrilen odalar ya da sal taşı plakalarla oluşturulan sandık türü mezarlardır. Üzerlerine taş yığılır ve toprakla örtülür. Yükseklikleri 1 metreden başlayarak 70 metreye kadar varabilir. İçlerinde ölü hediyeleri de bulununan bu yapılar batıda Balkanlar'dan itibaren Anadolu'nun ortalarına kadar süre gelen İÖ 1. bin yerleşik kültürlerinin tümülüs olarak adlandırılan mezar yapılarının Asyalı öncüleridir. İÖ 3-2 binlere kadar inen Asya Kurganları'nın en önemli özelliği yerleşik düzenden uzak, yayla hayatı yaşayan ekonomileri hayvancılığa dayalı toplulukların mezar anıtları olmasından kaynaklanmaktadır. Asya'da özellikle Transkafkasya olarak adlandırılan coğrafi bölgedeki Gürcistan ve Ermenistan'da yoğunluk kazanmışlardır. Gürcistan'da Trialeti, Mesheti kurganları ile Ermenistan'da Derin Naver, Metsamor, Keti ve Lçaşen'deki kurganların sayıları yüzleri bulmaktadır.

Göçebe toplumlar sürekli hareket içinde olduklarından kalıcı izler bırakmamışlardır. Onların varlıklarının en önemli izleri hayatını kaybeden üyeleri için düzenledikleri kurganlar ve içlerindeki ölü hediyeleridir. Bu nedenle Kurganlar ve buluntuları tarihçiler için oldukça önem taşır.

Ülkemizde özellikle Transkafkasya bölgesine yakın yerlerde yaşadığı sanılan göçebe kültürlerin izlerini taşıyan kurganların olabileceği düşünülmesine karşın kesin olarak saptanamamıştı.
Uçsuz bucaksız çayırlarıyla yaylalar bölgesi olarak bilinen Doğu Anadolu'da 1995 yılından itibaren aralıksız olarak çalışmalarını sürdüren Özfırat'ın Muş, Bulanık, Malazgirt, Ahlat, Adilcevaz ve Van ili ve çevresinde yaptığı araştırmalar sonucunda; Transkafkasya kültürlerinde iyi tanınan kurgan türündeki gömü geleneğinin ülkemiz sınırları içinde de temsil edildiği saptandı. Çalışmalar sırasında Doğu Anadolu kurganlarının, 1-40 metreler arasında değişen yükseklikte taş yığılarak inşa edildiği anlaşıldı. Aynur Özfırat, Suluçem, Sütey, Sinek yaylalarında çapı 5-6 metreden başlayan 60 metreye kadar varan birçok Kurgan tespit etmiş. Kurganlar üzerinde ele geçen seramik parçaları ve birkaç yıl önce köylülerce kaçak kazısı yapılarak ortaya çıkarılan kırmızı astar boya üzerine siyah boyalı bir çömlekten (halen Erzurum Müzesi'nde sergileniyor) yola çıkarak yaptığı tarihlemeye göre Kurganların yapımı İÖ 3. bin sonu ve İÖ 2. binin ilk yarısına rastlıyor.

Dr. Özfırat Anadolu kurgan kültürünün batıda Erzurum ve Muş, güneyde Urmiye, doğuda Hazar Gölü kıyılarına kadar uzandığını, boyalı çanak çömlek dışında oldukça özenli madeni silahlara sahip olduklarını ve kadınları için takılar ve boncuklar imal etmiş olduklarını da belirtiyor. Önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalar ve buluntuların incelenmesi sonucunda Doğu Anadolu'nun Urartu öncesi göçebe kültürleri hakkında daha fazla bilgiye sahip olacağız.

Bu değerlendirmelerin sonuçlarını bilim dünyası heyecanla beklemekte.

Arkeolojik kazıların amacı
Binlerce yıl boyunca sayısız uygarlığın gelip yeşerdiği ve önemli bir coğrafya üzerinde bulunan ülkemizde hemen her bölgede tarihi bir kalıntıya rastlamak bizlere çok normal geliyor. Şaşırtıcı olan, geçmişte insanların bu akıl almaz yapı ve eserleri nasıl yarattığı. Bir çoğumuz bu eserlerin toprak altında kalmasına razı olamıyor. Gördükleri kalıntılar için, "hemen kazılara başlanmalı ve her şey ilk günkü gibi ayağa dikilmeli" diye düşünenler çoğunlukta.

Bunları soranların, büyük bölümünün üniversite mezunu hatta değişik mesleklerde kariyer yapmış, kişiler olduklarını görmek mesleğe yeni başlamış olanların dışındaki arkeologları pek şaşırtmıyor. Bizler elimizden geldiğince soruları cevaplandırmaya çalıp, arkeolojinin hiç de kolay bir bilim dalı olmadığını, yalnızca kazma kürekle girişilen ve sadece mimari yapılar ile eserlerin ortaya çıkarıldığı dönemlerin gerilerde kaldığını, ayrıca da kazı işinin definecilik olmadığını ve yasal zorunluluklarını anlatmaya çalışıyoruz. Ülkemizde yaklaşık otuz bin höyük, ören yeri, antik yerleşim, SİT Alanı, tümülüs, mezar anıtının yanında su altında da batık kentlerin ve yüzlerce gemi batığının da bulunduğunu, bu sayının pek az kişi tarafından bilindiğini il,ve edip, bu kadar çok ören yerinin aynı anda kazılabilmesi için dünyanın tüm arkeologlarının dahi yeterli olmayacağını belirtiyor ve eğer daha da bilgi sahibi olmak isterlerse, aşağıda sizlere de aktardığımız şekilde kazıları anlatıyoruz.

Bilimsel bir kazı, ağır sorumluluk isteyen çeşitli disiplinlerin ortak çalışmasıyla bir sonuca varma işidir. Bu bilimin amacı müzeleri güzel eserlerle doldurmak ya da turistlerin ilgisini çekecek görkemli kentler ortaya çıkarmak değil, geçmiş uygarlıkların sorunları üzerine eğilerek insanoğlunun tarihini daha iyi öğrenmeye çalışmaktır. Çağdaş arkeoloji, konuya evrensel yaklaşır. Verilerin saptanması, değerlendirilmesi ve sonuçta olayların yorumlanması esastır. Bu nedenle kazının çok dikkatli yapılması çıkan her ayrıntının bilgiye dönüştürülmesi gerekmektedir. Kazılar işte bu yüzden ağır yürümektedir.

Üstelik kazma, kürek yerine aletler daha da küçülmüştür. Artık mala, fırça, elek, süpürge, değişik spatüller, ince uçlu madeni aletler, hava pompaları, dişçi aletleri ile nivo, teodolit, şerit metreler, jalonları ve yeni gelişen elektronik cihazlar (GPS gibi), bilgisayarlar ve jeofizik yöntemler kazılarda kullanılmaktadır. Bu aletlerin hepsini arkeologlar mı kullanıyor diye sorulabilir. Evet, büyük kısmını arkeologlar kullanır. Teknik aletler için, mimar, mühendis, jeolog, jeofizikçiler ve teknisyenler görev alır.

Öyleyse bir kazıda yalnızca arkeologlar çalışmıyor diye düşünülebilir. Kazı arkeoloğu, mimarı, restoratörü, konservatörü, çizimcisi, fotoğrafçısı, birçok diğer disipliniyle ve işçileriyle bir ekip işidir. Son yıllarda oldukça ilginç mesleklerden uzmanlar da kazılarda görev almaya başlamışlardır.

Örneğin, böcekler ve mikroskobik canlılar üzerinde çalışan bir bilim adamının kazıdaki amacı, jeofizikçilerin yardımıyla açılan sondajlardan alınan topraktaki böcek ve mikroskobik yaratıkları inceleyerek o kentte yaşanıldığı dönemlerde insanların ve evcil hayvanların bu yaratıklardan ne şekilde etkilendiğini anlamaya çalışmaktır. Yine polen analizlerinin yanında bölgenin florasını (bitki örtüsünü) inceleyen arkeobotanistler ve faunasını (hayvanlarını) araştıran arkeozoologlar ile bölgenin yaşanıldığı dönemlerdeki tarımsal faaliyetlerini inceleyen ziraat mühendisleri de kazıda çalışabilirler. Bütün bu detaylı çalışmalar özellikle 1960'lardan sonra başlayan modern arkeolojinin benimsediği yöntemleri oluşturur.

Modern arkeoloji, artık eser çıkarmak yerine bir sistem olarak orada yaşanmış kültürü, tarihi, ticari, sosyal, teknolojik, ideolojik, demografik, etnografik yönleriyle inceleyerek ortaya çıkarmak olduğundan, çok detay ve ağır işçilik demektir.


•ŞENGÜL G. AYDINGÜN


 
 Respond to this message   
gak
(no login)
195.175.170.132

adaba uymayan suçlama

October 9 2002, 12:11 PM 

tabgaç
göktürk yazıtlarında
ÇİN demektir
gak ın kıvırması ile kastedilen

ne ise ortaay konsun
böyle depsizliklerle tarih tartışılmaz..


bugün dilini unutmuş türkmen boylarının valığı gerçeğini tarihte olabilirliklerle le almayacak kadar
bir noktaya sıkışıp kalmış düşünceler e gerekli yanıtı verdik diye
çamur at
taktiği işe yaramaz.

nasyonalizm
dünyada bugüne kadar ortaya çıkmış en büyük pisliktir.

18 yy dan devşirilmiş etnik adlandırmaları
tüm tarihe uygulamak da
insanlığı bölmekten öte bir işe yaramaz.

Tarihteki yalanlarla
yeni yalanlar üreterek mücadele etmeye kalkan samimi değildir.

Ne bölgenin bölgeye
ne insanın insana üstünlüğü vardır.
hala mongoloid gibi
bir kafatası katagorisi kullanan zihniyet
hangi bilimsel taih çalışmasından sözedebilir.
Üstelik kullandığı mongooid sınıflama
bir avrupa uydurmacası olduğu halde...

Bugün batı türkçesi azerice
tatrca
kıpçakça arasındaki fark ın aynısı
almanca
flemenkce
danca
ingilizce
arasında çok daha yakın ve yoğun olarak vardır
ve
tarihsel köken olarak
etnologlara göre de
bu etnik köken yine bögesel olarak doğu kaynaklıdır.

İskenderin seferini
toplumsal göç
zannedecek kadar tarihin içindeki eylemeleri karıştıranne darius dan ne de
kyrus tan bi haber
kulatktan dolma bilgilerle
el yordamı ile
illa inancını
bilimsel kanıtla kendine kabul ettirmeye çaba gösterirse buna kimsenin bir diyeceği olmaz.

Ama KIVIRMAK gibi
bir çamuru attığı anda
gak ona hodri meydan deyiverir...

Tabgaç ı Çİn anlamı dışında ele alna ne tuhaftır ki
bu suçlamayı yapanın referanslarındaki şahıslardır. Yani yumuak g yi yüzyıllar öncesinde vareden ve boğaç ile ilişkilendiren bilim zavallıları...


Ne tarih
ne sosyoloji
ne ekonomi
ETNİK
tanımlarla analiz edilemez.
Etmeye kalkanın amacı İnsanlığa zarar vermektir.
BUna da en yakın çevresinden başlayacaktır.

BU bakış açısının tekeli de onlara ait olmadığından
sefaletin
kan ın
müstemleke oluşun ön hazırlığıda
onların katkısını da bugün tarih yazmaktadır.

Sen etnik tanımlarla yola çıkarsan
aynı tanımlarla başına çorabı kolayca örerler
sen de bu tezgahın planyasından başka birşey olmaz
ve tarihsel görevini yerine getirirsin..


500 yıl önce fatih bile siyasi açılımını balkanlarda görürken ve anadolunun kültürel ve taihsel biricik asal uzantısı balkanlar iken
sen ona sırtırtını döndüğün sürece bu çorap dizini de aşıp
kilotlu çorap olacaktır. asyay taşaron arayan global sermayenin aracısı olmak yerine, uygarlıkta yeni bir sayfa açma cesareti olmayanların, olanların önüne geçmelerini de engellemek boynumuzun borcudur.

Sayın mirşan ın
Kürüm ün
tarğih diye yutturduklarına
ne idüğü belirsiz bir Gak ın çomak sokması
elbet kimilerini rahatsız etmektedir.


1-Orhun yazıtlarına OGUZ yerden yere vurulmuşmudur vurulmamışmıdır?
2-Hangi tarihsel belgede, hatta kuruluşunda Osmanlı kendine OGHUZ demiştir. Kayı ve karakeçili dışında OGUZ sözü geçmişmidir.
3-Divan ı lügat ı türk de kaşgarlı neden TÜRKÇE karşılık verirken OGUZCA diye bir ayırım yapmıştır.

Önce yalanları ortaya koyalım...
Fransızlar mö 200 de fransadaydı demek ne kadar gülünçse
bu başlık da o kadar gülünçtür.Japonca ile türkçe aynı dil kökenindendir
japonlar da türk müdür?

Göçer hayvancılığın dünayayı algılaması benzerdir
bedevi ahlakı ile göçer türken ahlakı örtüşür..tüm göçerlertürk müdür...

Tekrar ediyorum Türk sözcüğünün tarihte çıkış bellidir.
Osmanlı ise bu sözcüğü ulusçulk akımlarına kadar, yabani, kaba anlamında kullanmıştır.

Çanakkale deki yörük kadın başlığı ile
troya hazinesindeki kadın başlığı aynıdır.


ETNİK Önyargı ile tarih yapmaya kalkmak
bizzat o coğrafyada milyonlarca silsilenin emeğiyle ortaya çıkmış kültür ve oygarlığa dolayısı ile coğrafyayaı şu an yaşayan halka ihanettir.


Neyse
Şu kıvırma meslesini de tekra bize anlatısa dostumuz
seviniriz...
Tabgaç ÇİN dmektir....Kıvrım nerde?
Çamurunuzu size yalatayım da çeşni olsun...



 
 Respond to this message   
gak
(no login)
195.175.170.132

not

October 9 2002, 12:16 PM 

"bir çoğumuz" derken
kimlerin kastedildiğini gak anlamamıştır..
BU ekonomik şartlarda,
bahsedilen çoğunluk Türk toplumu olamayacağına göre...

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
213.153.188.164

Üzme kendini

October 11 2002, 3:33 PM 

Çok çabuk deşifre oldu.
Acele tüydü.
Sana cevap verse de,
Eski ismiyle vermez.

 
 Respond to this message   
gazozcu
(no login)
80.193.186.68

kafatasçılığın iflah olmaz illeti

November 14 2002, 2:23 AM 

yalan söylemektir.

yalanlarının ne kadar büyük olursa o kadar inandırıcı olacağını da Göbels babalarından öğrenmişlerdir..

 
 Respond to this message   
Current Topic - Türkler millattan önce de Anadolu`daydı
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2009

rss