Erivan ve bugünkü ermenistan devletinin arazisi 19. yüzyıl başlarına kadar Türk hanlığı idi.Bölgede Türk nüfusu çoğunluktu.Erivan 1827 de Rus egemenliğine geçti.
1897 yılı nüfus sayımına göre Erivan Kazası'nın nüfusu 127.072 kişiydi.
Ermenilerin oranı % 37'ydi. Süryaniler % 1, Ruslar ise onbinde 5 oranındaydılar.
Erivan kentinin nüfusu ise 1897 yılında 29.000 kişiye ulaşmıştı.
Bu nüfusun % 52'si Türk'tü.
Bu oran 1905 yılından itibaren, Ermeni terörü sonunda sürekli olarak azalmış, bu nedenle kentin nüfusu da Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar ciddi bir artış göstermemiştir.
Birinci Dünya Savaşı'ndaki muharebeler, çete savaşları ve Sovyet Devrimi sırasında Rus kuvvetlerinin boşalttıkları yerleri işgal etmeye çalışan Ermeni kuvvetlerinin saldırıları sonunda, bölgedeki Türk nüfusu sürekli olarak eri(til)miştir.
1918 yılı Nisan ayında Rusya'dan ayrılan Güney Kafkasya, bir ay sonra, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'dan oluşan 3 bağımsız cumhuriyete dönüştü.
Erivan, bu süreçte Ermenistan'a dahil oldu.
Rusya'daki devrim karışıklıkları sırasında Osmanlı orduları bir süre Erivan Vilayetini de işgal etmişler fakat 1918'de Mondros ateşkes'i ile buraları boşaltmışlardı.
Erivan Vilayeti'ndeki Türkler bir süre, merkezi Nahcivan'da bulunan Aras-Türk Cumhuriyeti ve Güneybatı Kafkasya Türk Cumhuriyeti ile birlikte direnmişler, fakat sonunda Ermeni saldırılarına dayanamayarak bulunduları bölgelerden ayrılmışlardır.
1920'de Kazım Karabekir komutasındaki Büyük Millet Meclisi orduları Kars ve Gümrü'yü alıp, Ermenilerle 2 Aralık'ta Gümrü andlaşması imzalanınca, Erivan Türklerinin mübadele yoluyla Türkiye'ye gitmelerine izin verilmiştir.
Ermeniler Karabağda ise hiç bir zaman nüfusu üstünlüğüne ulaşamamıştır Rusların göç ettirmleri bile işe yaramamış en fazla %35 lik bir nüfusa ulaşabilmişlerdir
-----------------------------------
Scoring disabled. You must be logged in to score posts.
İsimleri değişse de hep Türk devletleri tarafından yönetilen ve son devirde bağımsız bir hanlık olan Karabağ, 1805 Kürekçay anlaşması ile Rus Çarlığı’na bağlandı.Ardından sonuçları bugüne kadar uzanacak olan 1813 tarihli Gülistan ve 1828 tarihli Türkmençay anlaşmaları imzalandı.Rus çarlığı ile İran arasında yapılan bu antlaşmaların en önemli sonuçlarından birisi, Azerbaycan coğrafyasının bölünmesi ve bölgeye Ermeni nüfusunun göçüne kapı aralanması oldu.Nitekim, Türkmençay Anlaşması’nın 15. maddesi,İran’dan Rusya’ya göçü serbest bırakıyordu.Bu ise bölgede yaşayan Ermenilerin kitleler halinde bugünkü Ermenistan ve Karabağ’a göçüyle sonuçlandı.Aynı dönemde Ruslarca işgal edilen Osmanlı topraklarından da binlerce Ermeni göç ettirildi.Kayıtlara göre yalnızca 19. yüzyılın ilk yarısında 300,000’e yakın Ermeni nüfus getirilmişti.Bunlar genellikle bugünkü Erivan, Dağlık Karabağ, Nahçıvan, Zengezur ve Ordubad bölgelerine dağıtılmışlardı.
Oysa, çarlık Rusya’sının bu göç politikasını uygulamaya koyduğu ilk yıllarda, bölgede Türkler ezici bir çoğunluğa sahiptiler.Örneğin, dönemin Rus ordusu komutanı Yermalov tarafından (1805-1822) hazırlanan bir istatistiğe göre, Karabağ nüfusunun %78,3’ü Azerbaycan Türklerinden, %21,9’u Ermenilerden oluşuyordu.Tüm gayretlere rağmen bu sayısal üstünlük 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar devam etti.Nitekim, 1886 yılında yapılan bir istatistiğe göre, bugün Azerbaycan’ın anakarasıyla Nahçıvan arasında kalan Zengezur bölgesindeki 326 köyden yalnızca 81’i Ermenilere aitti.Erivan’da da ahalinin %66’sı Azeri, yalnızca %34’ü Ermeni’ydi.
Sonraki gelişmeler ve özellikle I. Dünya Savaşı, bölgenin nüfus dengesini altüst etti; 1916 yılına gelindiğinde Ermeni nüfus ikiye katlandı ve %46’ya yükseldi.Buna rağmen Azeri Türkleri çoğunluk olmayı sürdürdüler.Karabağ’da da durum farklı değildi; 22 Ağustos 1919 yılında ait bir arşiv belgesinde, bölgedeki Ermeni azınlığın haklarının teminat altına alınmasından söz edilmesi de bunu göstermekteydi.Bu tablo, Sovyetler Birliği döneminde tamamen değişecek; Karabağ olaylarının sıcak çatışmaya dönüştüğü 1990’lı yıllara gelindiğinde ise, 19. yüzyıl başlarındaki durumun tam tersi bir görünüm alacaktı.
Rusların 19. yüzyıl boyunca uyguladığı politika istenen sonucu vermedi; bölgede Türkler hâlâ çoğunluktaydı.Nüfus dengesi değiştirilemeyince Türklerin zorla uzaklaştırılması gündeme geldi.Bunun yöntemi olarak da, baskı ve sindirme yolu seçildi.Böylece 1905 ve 1907’deki kanlı olaylar yaşandı.Çarlık Rusya’sının desteklediği bu eylemler, bugünkü Ermenistan ve Dağlık Karabağ’daki Azerilerin ilk kitlesel sürgünlerinin de başlangıcı oldu.Bölgedeki Türkleri bulundukları yerlerden zorla çıkarmaya yönelik ikinci büyük sistematik saldırı dalgası ise 1918 yılında ortaya çıktı.O sıralarda, Bakü’de kurulan Bolşevik yönetimin başına Lenin tarafından Ermeni asıllı Şaumyan atanmıştı.Bu gelişmeyle birlikte harekete geçen Taşnaklar, Azerbaycan tarihine “31 Mart kırgınları” olarak geçen ve kısa sürede tüm ülke sathına yayılan tedhiş hareketlerini başlattılar.İki gün içerisinde yalnızca Bakü ve civarında 20,000’e yakın insan öldürüldü, binlercesi kaçtı.Azerbaycan tarihinde bu göç hareketine “kaça kaç” ya da “kaça kov” denilmektedir.
Bu kırgın ve sürgün politikası, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun, “Kafkas İslam Ordusu” adıyla, 1918 Mayıs’ında Azerbaycan’a gelmesiyle durduruldu.Yaklaşık dört ay süren bir askeri harekâtla tedhiş sona erdirildi.Sahip olduğu zengin petrol yatakları sebebiyle Rusların göz koyduğu Bakü, Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin başşehri ilan edildi.Bugünkü Azerbaycan’ın siyasi sınırları da o tarihte çizildi.
Ancak, 1920 yılında tüm Kafkas bölgesi, Sovyetler Birliği’nin yönetimi altına girdi.Ermeniler bu dönemde de etkin konumlarını sürdürdüler.Ermenistan’ın sınırlarının asıl genişlemesi de bu dönemde gerçekleşti.Öyle ki, 1920’lerde başlayıp 1980’lere kadar geçen süre içerisinde Ermenistan, Azerbaycan toprakları aleyhine üç kattan fazla genişleyerek, ilk kurulduğu yıllardaki 9,000 kilometrekareden bugünkü 29,000 kilometrekarelik alana ulaştı.Zaten, daha ilk fırsatta, 1920-21 yıllarındaki yeni sınır düzenlemelerinden yararlanarak, Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki Zengezur ve Göyçe bölgelerini topraklarına kattı.Böylece, Azerbaycan’ın Nahçıvan, dolayısıyla Türkiye ile olan coğrafi bütünlüğü ortadan kalktı, ülke bugünkü parçalı halini aldı.
Sovyet hâkimiyeti kurulduktan sonra üç yıl sonra, Dağlı Karabağ’ın Ermenistan sınırlarına katılmasına karar verildi.Bu karar, uyandırdığı hoşnutsuzluk nedeniyle, ertesi gün Stalin’in d katıldığı bir toplantıda iptal edildi.Ancak aynı gün, yani 5 Temmuz 1923 tarihinde, Dağlık Karabağ’ın statüsü değiştirilerek, Azerbaycan sınırları içerisinde kalmak kaydıyla, özerk bölge haline getirildi.
Ermenistan, elde ettiği toprakları teknik bakımdan arındırma fırsatını II. Dünya Savaşı’ndan sonra yakaladı.Diasporanın da desteğiyle, 23 Aralık 1947 tarihinde SSCB Bakanlar Kurulu’ndan “Ermenistan SSC’den Kolhozcuların ve Başka Azerbaycanlı Ahalinin Azerbaycan SSC’nin Kür-Araz Ovalığına Göç Ettirilmesi Hakkında” bir karar çıkartıldı.Azerbaycan’da Atatürk Merkezi Başkanı ve Azerbaycan Milli Meclisi Kültür Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Nizami Caferov, bu dönemde Türklerin Ermenistan’dan Azerbaycan topraklarına zorunlu göç ettirilmelerinin Moskova’nın talimatı ile olduğunu belirtiyor.Göyçe, Ağababa, Zengezur, Makalı gibi bölgelerde Türkler nüfusun %90’ını teşkil ediyorlardı.Bu ise, dönemin Sovyet politikası açısından riskli bir durumdu.Moskova, bunun için Ermenilerin isteklerine sıcak baktı, hatta destekledi.
Diğer yandan Ermeniler, 1948’den 1953 yılına kadar geçen sürede yüzlerce insanı Azerbaycan’a göndererek, Azerilerin “Batı Azerbaycan” olarak adlandırdığı bugünkü Ermenistan’ı Türklerin azınlık olarak yaşadıkları bir bölge haline getirdiler.Bu arada Ermenistan’ın, SSCB merkez yönetiminin verdiği bu karardan özellikle stratejik bölgelerdeki Azerbaycan Türklerini boşaltmak biçiminde yararlandığı dikkat çekmektedir.Bu bağlamda, özellikle Türklerin ekonomik, sosyal ve kültürel yönden güçlü oldukları yerler boşaltıldı.Bunun en somut olanı da başkent Erivan’dan Türklerin sürgün edilmesiydi.Türklerin boşalttığı yerlerin adları da hemen değiştirilmeye başlandı.
Ermenistan’ın Türklerden tamamıyla temizlenme süreci ise Mihail Gorbaçov’un SSCB Komünist Partisi Genel Sekreterliğine gelmesi ile tamamlandı.Ermenistan’ın 170 ayrı yerleşim yerinde yaşayan 250,000 civarında Türk, 1988 Kasım ayının 20’sinden itibaren 15 gün içerisinde yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan, planlı bir şekilde ve zorla sürgün edildiler.Bu son olay, bugünkü Dağlık Karabağ ve “Kaçkın-Mecburi Göçkün” olgusunun ana sebeplerinden biriydi.Çünkü bugünün ilk “kaçkınları”, Ermenistan’dan sürgün edilenlerdi.
Diğer yandan, bu etnik temizlik ve Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilme çabalarına, her geçen gün kitleler halinde Azerbaycan’a gelen insanların çok zor şartlar altında çadırlarda, tren vagonlarında yaşama görüntüleri eklenince, Azerbaycan kamuoyunda, Ermenilere ve önlem almayan Sovyet yönetimine çok ciddi bir tepki oluşmaya başladı.Nihayet 17 Kasım 1988’de Azadlık Meydanı gösterileri başladı.Yüz binlerce insanın katılımıyla gerçekleşen bu gösteriler, kısa zamanda organize bir halk hareketine dönüştü.Gösterilerin önünü alamayan Sovyet yönetimi ise çareyi askeri müdahalede buldu ve 20 Ocak 1990 gecesinin o meşum olayları meydana geldi.Çeşitli istikametlerden giren Sovyet tankları, kurulan barikatlar önündeki insanları ezerek, çevreye ağır silahlarla ateş yağdırarak Bakü’ye girdi.Olaylar sırasında onlarca sivil hayatını kaybetti.Bütün bunlara rağmen, Azerbaycan’daki protesto hareketleri güçlenmesini sürdürdü ve Sovyetler Birliği’nin çözülmesi yolunda en önemli etkenlerden biri oldu.
Öte yandan Ermeniler Dağlık Karabağ’ı Türklerden boşaltma faaliyetlerini hızlandırdılar.Buna direnen halkla, Ermeni silahlı birlikleri arasında sıcak çatışmalar başladı.Sovyetler Birliği’nin 1991 yılı sonlarında dağılması ile çatışmalar iyice alevlendi.
Karabağ savaşlarının en dramatik sahneleri, Dağlık Karabağ’ın Hocalı şehrinde yaşandı.1992 yılının Şubat ayının 25’ini 26’sına bağlayan gece, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri ile Dağlık Karabağ’daki Ermeni milisleri, SSCB’nin Hankendi’nde yerleşen 366. Motorize Alayı’nın da katılım ve desteğiyle Hocalı şehrinde büyük bir saldırı başlattılar.Bir gece içerisinde 613 sivil öldürüldü, 1,200’den fazla insan da esir alındı.Öldürülenler ve esir götürülenler arasında, 1989 yılında Fergana olaylarından kaçarak, Hocalı’ya gelip yerleşen Ahıskalı Türkler’de bulunuyordu.Bu rakamların birkaç bin kişinin kaldığı düşünülürse, trajedinin boyutları daha iyi anlaşılır.
Karabağ savaşları süresince 20,000’den fazla Azerbaycanlı hayatını kaybetti, 4,866 insan esir ya da kayıp düştü, 100,000’den fazla insan yaralandı ve yaralıların yarısından fazlası sakat kaldı.Bu sırada, Azerbaycan’ın %20’sine denk gelen 17,000 kilometrekarelik toprağı işgal edilmiş; 900 yerleşim yeri, 131,000 civarında ev, 1025 okul, 798 sağlık merkezi, 1,500 kültürel mekân, 12 müze, 9 saray tahrip edilmiş ya da yakılmış, müzelerdeki 40,000 civarında tarihi eser talan edilmişti.Bu arada, 927 kütüphanede bulunan on binlerce kitap ve el yazması eser de yok edilmişti.
Ermeniler, ateşkesin ilan edildiği 1994’ün 12 Mayıs’ına kadar Dağlık Karabağ’ın tamamını ve etraftaki yedi şehri ele geçirmişlerdi.Buralarda yaşayan 700,000’i aşkın Azerbaycan Türk’ü, yerlerini değiştirmek terk ederek, iç bölgelere göç etmek zorunda kalmıştı.Böylece bugüne kadar sürecek “kaçkınlar ve mecburi göçkünler” sorununun iki ayağı da ortaya çıkmıştı.
Scoring disabled. You must be logged in to score posts.