Cruelity&barbarity and dirty WC papers of SYSTEM///MEDIATIC BETRAYAL cases///Medial betrayal shurkness for example Newspaper Cumhuriyet, its staff still at task, serving completely to the system, like well-experimented escort whores of half-officially Imperialist system
**
Turkish language version
<img src=http://www.holywar.org/CART151.gif>
**
- Kitleleri mediatik yöntemlerle uyutma ve bir de bu alanda sömürme serisinden kirli paçavra örnekleri getiriliyor ekrana; ilkin, en resmi ve düzenli görünen, Cumhuriyet Gazetesi...
- Ìzleyelim!..
**
CUMHURÍYET GAZETESÍNÍN, GERÇEKTE HÌÇ DE GAZETECÌ OLMAYAN AĞALARININ ALNINDA SIRITAN LEKELER ÇOGALIYORLAR
**
- Gecmişi kirli bunların...
- Öyle!.. Biliyor musunuz; 12 Temmuz 1951 günlü Cumhuriyet, sürgündeki Nazım HÍKMET RAN'in fotografini basmis, altina da "bu vatan haininin fotografini, milletin doya doya yüzüne tükürmesi için yayınlıyoruz" diye yazmıştı!...
- Yeni bir sol kültür için dikine analizlerimle, dükalığın pisliklerini deşifre etmege, bu animsatici girisle baslamis bulunuyorum...
- Yalçın KÜÇÜK'ün "TÜSÍAD GAZETESÍ"ne ÍLÍSKÍN TÜM SAPTAMALARINI, TÜM TARÍHSEL ve sosyal gelişmeler de doğrulamaktadır...
- SÍYONÍZM ORTADOGU'DA ne istemişse, CUMHURÍYET DE HEP ONUN TEMSÍLCÍLÍGÍNÍ; ÇIGIRTKANLIGINI YAPMISTIR... ISKÍ skandalı patlak verdiginde medya bu konu üzerine eğildi. Masonik medyanin en güçlü temsilcileri bile büyük haber degeri olan bu konuyu geri plana atmaktan kaçındi. Medyanin bu kesiminin olayi gündem disina çikarmasi, ancak "yahudi" ve "mason" baglantilarinin çok dikkat çekmeye baslamasindan ve olayin mecrasinin tehlikeli bir yöne gitmesinden sonra olmustu. Oysa bir gazete vardi ki, bu büyük skandaldan neredeyse hiç söz etmedi. Konuyu elinden geldigince arka plana atmağa çalıştı. Bu gazete, mason kuruclarindan ve Nazileri dolandıran Siyon isbirlikçilerinden olan Yunus Nadi'den bu yana oligarşik sisteme çok genis bir yelpazede verdigi desteklerle tanınan ancak daimi ve gerçek tek misyonu "USrael'in izin verdigi ölçünün dışındaki islama kritik" olan —ki bunun için en son olarak Sincan'da Filistin Gecesi düzenleyen tiyatro amatörlerinin evlerinin önünden tank geçirme show'unu sahneleyen Siyon emireri Çevik BÍR'in avukatlığına soyundu—sahte iflası, tekzib etmek zorunda kaldigi yalan "irtica" haberleri ile kendini ortaya koyan propaganda aracidir. Yani resmi ideolojinin vazgeçilmez sesi... Oysa ki ayni kadro, Fasist Cunta Generali Kenan EVREN yüzlerce Kuran Kursu acarken de onun boy boy fotograflarini yayinlayip övgüler dizen utanmazlar korosudur. Cumhuriyet, ISKÍ skandalını gündeme getirmiyordu, çünkü kendisi de bogazina kadar olayin içindeydi. Çagdas Gazeteciler Dernegi'nin Bursa sübesince yayınlanan ve oransal bakimdan dürüst sayilir aylik bülteninde, iliskinin bir yönünü söyle açıklaniyordu: "ISKÍ'nin reklam islerini yürüten ve bir Yahudi dönmesinin sahibi oldugu Ajans Makro'nun, Göknel'in emriyle, tirajina bakilmaksizin o zaman maddi sikinti içinde bulunan Cumhuriyet gazetesine çok pahali, daha ötesi, astronomik denilecek siskinlikte ilanlar verdigi ortaya çikti." Bedrettin Dalan ise Cumhuriyet gazetesi-Götnel baglantisini söyle açiklamisti: "Cumhuriyet'in Göknel'e diyet borcu vardir. Bunu da Alev Coşkun'un yönetim kurulu baskanligini yaptigi kadroyla gündemdeki ISKÍ olayina kulak tikayarak ödüyor." Cumhuriyet'in tüm bunlarin yaninda, kurucusu Yunus Nadi'den bu yana uzanan bir masonik yapisi var. Mason olan Yunus Nadi, Arnavut kökenli yazar Naci Pelister'in "Türk Matbuatı Yahudilerin Kontrolü Altında" baslikli bir yazisinda bildirdigine göre, ayni zamanda da bir "Karaim Yahudisi"ydi. Karaimler, 8. yüzyilda kurulmus bir yahudi tarikatiydi. Bu durumda Cumhuriyet'i bir "tarikatçi gazetesi" olarak tanimlamak mümkün olabilirdi; ama Mustafa KEMAL'i de Kemalizm diye diye bir soyut safsataya dönüstürdükten sonra bu dogmastik safsatanin savunuculuguna bürünerek sömürmegi aliskanlik edindiginden, yahudi taktiği görebiliriz elbette. Cumhuriyet'in kuruluşunda Yunus Nadi'den sonra günümüze dek bu propaganda merkezinde söz sahibi olanlarin hemen tamaminin da yahudi dönmesi olmalari, raslanti sanilmamalidir. Cumhuriyet'in Milli Sef dönemindeki yükselisi ise, iki yahudi sirketinden aldigi destek sayesinde oldu. O dönemde Türkiye'deki gazetelerin ilan işleri, "yahudi sirketi" olan bilinen Hoffer'in, kağıt işleri de yine "yahudi" olarak bilinen Burla Biraderler'in elindeydi. Onlarin tutmayacagi bir gazetenin yükselmesi, hatta yasamasi zordu. Cumhuriyet iste bu nedenle yükseldi.
- Belgelerle kirli camaşırlar...
- Öyle, elbette!.. Demokrasi, sergileme demek degil mi; biraz da hani yani!...
- CUMHURÍYET GAZETESÍ'NÍN ANADOLU KÜLTÜRLERÍNE SABOTAJ ALISKANLIGI, DÖNEKLÍK HOBBÍLERÍ ve HIYANET TRADÍSÍYONLUGU VAR... UNVANLAR DAGITTI, YETENEKSÍZLERÍ YAZAR DÍYE LANSE ETTÍ, KÜLTÜRÜ de YAZINSALLIĞI da ÍGDÍŞ ETTÍ... Cumhuriyet'in üniformasini metresinin odasinda unutan esrik, biraz biyonik-siyonik yapisi bugün de sürüyor. Örnegin Göknel'in masonlarla baglantisini saglayan Mesale locasi Üstad-i Muhteremi Prof. Selçuk Erez, Cumhuriyet gazetesinde yazar" olarak paye kapmistir; atiyor da atiyor artik gemini kisabilene ask olsun! Cumhuriyet gazetesinin danışmanlığını da Ugur Mumcu'nun 'holding profesörü' olarak adlandirdigi tescilli mason Çetin Özek üstlenmis durumda. Panorama dergisinde de "Cumhuriyet Olayinin Íçyüzü" kapagiyla bildirilen haberde Cumhuriyet gazetesi Yönetim Kurulu Baskani Çetin Özek'in avukatligini yaptigi bir özel televizyon kanaliyla Cumhuriyet arasinda arabuluculuk faaliyetlerinden bahsedildi.
- MUMCU'NUN DÍSKETLERÍNÍN YAYININI ALATON DURDURDU; ÍÇÍNÍN BOSALTILMASINI ÍSE BÍZZAT katil polis şefi Mehmet AĞAR GERÇEKLESTÍRDÍ
- Bu kadarını sanmıyordum...
- Fazlası var, eksiği yok!.. Mumcu'nun bilgisayarindaki bilgilerin yayinlanacaginin duyurulmasindan bir gün sonra Musevi isadamlarindan Ítsak ALATON ve Üzeyir GARÍH Cumhuriyet gazetesini ziyaret edip Ílhan Selçuk ve Alev Coskun'la görüstüler mi? Jak Kamhi'ye düzenlenen 'bir tertip suikastten' 20 gün sonra, Kamhi Cumhuriyet'i ziyarete geldi mi? Mumcu'nun hanimi, disketlerdeki bilgilerin de bir vakifta degerlendirilecegini ve anisinin, düsüncelerinin sürdürülecegini falan ileri sürmüstü, ilk saskinlik döneminde. Sonra vakif da kurdular ama birsey gözden kaçtı; disketlerin yayinini önleyen Siyon ekibinin etkisinin halka aciklanmasi; daha sonra da disketlerin Katil Çetebaşlarindan Mehmet AĞAR Kontraartığı'nın eline nasil geçtiği; bu noktalar hep sessizlikle geçistirildi, bugün de birinden ses çıkmaz... Masonlarin Murat mahfilinde matrikül no. 42'yle tekris olan Yunus Nadi'den, Nadir Nadi'ye , Zühal locasinda tekris edilen Mekki Sait Esen'den, Faik Fenik Mümtaz'a, Selamet mahfilinde tekris olan Ömer Riza Dogrul'dan, Adnan Dinçer'e, Erdem locasinin matrikül no. 25 olan kurucusu Mehmet Özdemir'den, Orhan Kologlu'na ve Hüseyin Gürel'e kadar birçok mason Cumhuriyet cuntasi içinde yerini aldi. Günümüzdeki liste ise geçmistekileri aratmayacak nitelikte.
Cumhuriyet'in bu masonik mirasinin bugünkü temsilcileri Ílhan Selçuk'dan Hikmet Çetinkaya&Mustafa Balbay üniformasiz cuntasina kadar uzaniyor.
- Belgesel klipler ardı ardına gösterimde...
- Ìzleyelim!..
- Yalçın KÜÇÜK, BU PROVOKATÍF PAÇAVRAYA GERÇEK NÍTELÍGÍYLE HÍTAP EDÍYOR ve ÇOK YERÍNDE TANIMLAMAYLA, "TÜSIAD GAZETESÍ" DÍYOR...
- Belgeliyor; sonra anlatıyor...
- Belgeler, dizi dizi yayinlanmaga başladı; işte.... Zeki Saral'in Cumhuriyet'i konu edinen Biz Bir Aileyiz adli kitabi, "Cumhuriyet gerçegini" bütün çarpiciligiyla ortaya koyuyor. Cumhuriyet gazetesi ve perde arkasi destekçileri, Fehmi Koru tarafindan da ayrintilariyla açiklanmisti. Yalçin Küçük Cumhuriyet için 'TÜSIAD Gazetesi' deyimini kullaniyor. Cumhuriyet'in eski patronu Emine Usakligil'in kocasi David Tonge'un Ingiliz istihbaratinda görev yapmasi ve Cumhuriyet'in ilginç misyonu ise 2000'e Dogru dergisinde konu edilmisti. "Tonge'ler, Fuller'ler, Henze'ler ne kadar insan haklari savunucusuysa Cumhuriyet gazetesi de o kadar" diyordu 2000'e Dogru. Zeki Saral'in Biz Bir Aileyiz kitabinin 44-50 sayfalarinda o dönemde Cumhuriyet Izmir temsilcisi olan Hikmet Çetinkaya'nin 1984 yilinda ise baslattigi ekonomi muhabiri Kenan Mortan'dan (sagda) bahsedilmekte. Kenan Mortan gazeteye büyük ölçekli holding reklamlari buluyor ve ilginç baglantilarinin da yardimiyla gazete içinde hizla yükseliyor. Kenan Mortan'in önlenemez yükselisinde Cumhuriyet gazetesinin bazi üst düzey kadrosunun Mortan'in baglantilarini bilmesine ragmen katkilari olmasi, Cumhuriyet gazetesinin alt kadrodan dürüst basin mensuplarini kuskulandiriyor. Saral'in yazdigina göre bu siralar Manajans araciligiyla Selim Egeli (yahudi dönmesi) bir siyasi parti adina Kenan Mortan'a ödeme yaparak Cumhuriyet gazetesinin yayin politikasini yönlendiriyor.
- Peki kimdir bu Kenan Mortan?
- Kenan Mortan localarda verdigi konferanslardan da tanidigimiz üst dereceli bir mason. 27 Mart 1985 tarihinde "Ephessus" locasinda, 25 Kasim 1985 tarihinde "Inanis" locasinda, 27 Ocak 1986 tarihinde yine "Ínanis" locasinda Kenan Mortan'in konferanslarini görüyoruz...
- Z.O.G. (SÍYONÍST ÍŞGAL MAFYASI) BARZÍONI ADLI KÜRT HAYININI SATIN ALINCA, BUNU BELGELEYEN UGUR MUMCU CUMHURÍYET GAZETESÍ'NDEN KOVULDU; ÍKÍ HAFTA SONRA DA ARTIK KULLANILMAZ DAMGASI YEMÍS OLAN MUMCU, HAVAYA UÇURULARAK SÖNDÜRÜLDÜ
- Cumhuriyet gazetesi hakkindaki bu baglantilar kuskusuz mide bulandiracak nitelikte... Kendi yazari Ugur Mumcu'nun "Mossad ve Barzani" adli yazisini yazmasindan 17 gün sonra öldürülmesini hiç dikkate almayan, sütunlarinda bu gerçege bir kere olsun bile deginmeyen Cumhuriyet, sahte failler üreterek adeta Ugur Mumcu cinayetinin fail-i meçhul olarak kalmasina bizzat hizmet etti. Cinayetin daha sonra Hizbül-Kontra denilen JÌTEM kollaboratörü sözde fanatik islam katil alt-elemanlara yüklenme çabalari ise sadece akillardaki sorularin cogalmasina yaradi; bir cözüme degil.... Buna paralel ve yaniti beklenen sorulardan biri de, Cumhuriyet Ugur Mumcu'nun eski yazilarindan seçtiklerini aylar boyunca hergün yayinlarken neden "Mossad ve Barzani" yazisi o seçmeler arasinda yer almamistir. Neden? Bunun da yaniti verilemiyor...
- DAÍMA, KREDÍYE MUSTAHAK BÍR SÍSTEM KÖPEGÍ OLAN EKÍPLE YOL ALDI
- Tarihi boyunca... 2. Dünya savasi sirasinda Hitler'e yaranmaga calisti; cünkü Avusturya'da burs ve benzer ayricaliklar saglamis olan NADÌ klan üyeleri, bu olanaklari sonuna dek kullanabilmek icin ikili onamagi secmisti... National Sosyalistleri, bir de Cumhuriyet ve NADÌ klani üyeleri dolandirmis oldu... NADÌ ve ardindaki cakallar, yalan irtica haberlerinin sürekli makinasi larak kitap yayinlarinda da bir kartel olusturdular... Yalnizca, gazetecilikle degil, kitap ve benzeri mediatic ögelerle de halki aldatmagi, zehirlemegi basardilar... Yahudi homoseksüeli olarak Belcika'da cok iyi (!) taninan ünlü yosma Adi Uluengin, "kalpaksiz kuvvalar" olarak adlandiriyor Cumhuriyet'i... Bu Adi homo, irksal kinle de olsa eski sahibinin pacasini isirmaga calisiyordu. yahudi ULURENGÌN, ilk propagandist stajini, Cumhuriyet'te tamamlamis; ayrilinca da efendilerini isrmistir; gelenektendir.... Ahmet CEMAL de öyle yapti... Bedri BAYKAL da; öteki usaklar da... Nadir Nadi'nin 10 Temmuz 1940 ve 22 Haziran 1941 tarihli yazilari Avruppa'daki Fasist otoritelere; MUSSOLINI ve SALAZAR hükümetlerine, ayni zamanda Siyon isbirlikci cevrelereine hayranligini gözler önüne seriyor. Murat Güvenir'in II. Dünya Savasinda Türk Basini adli kitabinda da Cumhuriyet gazetesinin Nazilerden gibi görünerek Alman&Avusturya cevrelerini dolandiran; fakat gercekte sahtekar Yahudilere sermaye destegi veren ikili oyunu aciga vuruluyor. Cumhuriyet, öteki Türk gazeytelerden farkli olarak, ilk ve öncü bir tutum sergiler; sinirlarötesi isbirlikci ekip, gazetecilik kartini maske olarak kullanir... vrupa'da, Ortadogu'da fgazetecilik disinda isler (!) de beceren enstrumanlarin cebinde Cumhuriyet karti cikmistir... Her alanda isbirlikcilik yapmislar; kirli tezgahlarda rol oynamislardir... Kime karsi; demokratik muhalefete karsi... Cumhuriyet gazetesinin kurulusunda önemli katkilarda bulunan Almanlar Cumhuriyet'in kazigini günümüzde de yemiyor degil. Almanya'nin Cumhuriyet'i bir süre önceki zor günlerinde terketmedigi ve NET Holding üzerinden 3 milyon marklik mütevazi bir 'katkida' bulundugu da belirtiliyor. 27 Mayis darbesinden önce Cumhuriyet Ankara bürosunun basinda bulunan Dogan Tanyer, Cumhuriyet'in ikinci sayfa sorumlusu Sami Karaören gibi ilginç kisilikler de gazete bünyesinde rastlanabilecek çesitlilige örnek!...
- E.U. icerisinde sansarlari, köstebekleri var... Naid NADÌ Avusturya'da ne yaptiysa bugün yüz kat fazlasini yüz cesit maske kullanan sahte gazeteciler, homo/lesbo orospular yerine getiriyorlar, bir avuc kirli dolar ugruna demokratik enstitüsyonlari mayinliyorlar; USrael'e enformasyon kacakciligi yaparak kara para cogaltiyorlar... Hatta, en umulmadik yerden örnekleyelim; Ìskandinavya'daki enstrumanlardan... Cumhuriyet gazetesi yariresmi muhabirleri örnegin Gurhan Uckur'un 'Temiz Basin' nutuklari, Ísvec'deki Evangelist/Yahudi emperyalizminin propaganda sefliginde, sadik hizmetcilik geçmisiyle biraraya gelince diger figürleri siz hesaplayin artik!... Cumhuriyet'in suistimal etigi bu kavram, adeta alayciligin etiketi gibi siritiyor... Uluslararsi siyon sermayesinin cumhuriyet baslikli oyunlari ne kadar inandirici olabilir halklar için?... Aslinda ilerici basin, firsat buldukca Cumhuriyet cetesinin karanlik baglantilarini anlatiyor; cüretli yayincilar da var elbette, fakat nedense o gazete ya da dergi bir daha yayinlanma firsatini bulamaz oluyor...
- Belgeler ve olaylar birbiriyle örtüsüyorlar.... Bir süre önce Milliyet'te yayinlanan ve göcmenlerin arasidaki fitne fesat kampanyasini konu alan belgelerde, bir gazetecinin de adi geçiyordu: Homosexual/subyanci sapiktan Iskandinavya Cumhuriyetcisi, kasarlanmis pezevenk Gürhan Uckan. Bu da Cumhuriyet'in diger umumi uckursuzlari gibi, oligarsiye sadik hizmetini gizli tutmaga çaba göstererek FM radyo kanallarina çikiyor ve insanlarin kulagina yüksek perdeden öterek, 'basin temiz olmali, gazetecinin saibeli iliskileri bulunmamali' diyebiliyor; itiraf etmekten kacindigi bir baska önemli nokta ise, gercekte, su anda Iskandinavya'da gayrimesru Yarin-Förlag vergi kaçirma suçundan ve pedofil tecavüzden aranmaktadir....
- Yeni bir sol kültür için dikine analizlerimle, dükaligin pisliklerini desifre etmegi, dördüncü bölümde sürdürecegim...
- Sagol, Yoldas Çelik SAVRAN; emegin, ezilen halklara büyük bir iyiliktir...
- Yalniz degilim; tinsel (maevi) ablam bunlari cevirdi... Altyazilar nasil olmus?
- Nasil olsun daha; eline, diline, bilincine saglik Yoldas Alev ALATLI!..
- HÍLELÍ ÍFLASTAN SANIK BÍR ÇESÍT BASIN ÇETESÍ
- İzleyelim!..
- "Cumhuriyet: Yolsuzluklar, Masonlar, ABD, vbg" baslikli yazisinda, Serdar Özmen, gerçekleri söyle dile getiriyor: Kurucusu Nadi'nin Istiklal savasi yillarinda bütün engellemelere ragmen orduya çürük çarik malzeme satmayi basardigini bildigimizden 'Gazete'nin ISKÍ skandalini gündemden düsürmek için harcadigi yogun çabayi izah etmekte o kadar zorlanmiyoruz. Cumhuriyet'in ISKÍ yolsuzlugunda aktif olarak adi geçen kisilerle olan baglantilari öylesine derin ve karmasik ki. En alt düzeyde sözkonusu edilebilecek olani ISKÍ'den aldigi 1 milyarlik reklam. Satisi Cumhuriyet'ten onbes kat fazla olan gazeteler bile bu kadar reklam alamamislar ISKÍ'den. IGDAS ve SUSER gibi belediyenin yan sirketlerinden gelen reklam miktarlari ise çok daha büyük. ISKÍ skandalina bulasan sahte demokrat, sahte sol SHP'lilerin Cumhuriyet'le olan çesitli düzeylerdeki yakinliklarinin hangi anlamlara tekabül ettigi ise ayrica incelenmeli kimi çevrelere göre. Kisacasi ISKÍ, Istanbul Belediyesi ya da SHP'nin soguk almasiyla Cumhuriyet'in nezle olmasi çok dogal. Nitekim 25 yillik Cumhuriyet yazari Atilla Dorsay'in Cumhuriyet'te Sözen'le ilgili yazilarinin sansür edilmesinde nasil bir mafya oldugu yeteri kadar açiga çikan SHP'li yerel yöneticilerle olan karanlik iliskilerin bir sonucu degil mi? Sözen'i 'Istanbul'un üzerine kabus gibi çökmüs biri ' olarak niteleyen Atilla Dorsay, Istanbul Belediyesi ile ilgili yazilarina uygulanan sansür, hatta Sözen'in icraatlari üzerine hazirladigi üç bölümlük bir dizinin iki bölümünün 'kaybedilmesi' gibi olaylar nedeniyle olayli biçimde Cumhuriyet'ten ayrildi. Böylece 'çatlak ses'lerden arinmis Cumhuriyet masonlarin gözbebegi oldu. Örnegin bunlardan sadece biri olan 'Üstad' derecesindeki mason Prof. Selçuk Erez Cumhuriyet yazari. Bu kisi ayni zamanda Sözen ve Göknel'le birlikte ayni grubunda üyesi.
- Eline, diline, bilincine saglik Yoldas Tuncay ÖZKAN!..
**
- CUMHURÍYET GAZETESÍ'NÍN AMERÍKANCI LOBBYLERDE PARMAGI VAR... MERKEZÍ U.S.A. DAKÍ FASÍST ZION WIESENTHAL KATÍL KÍRALAMA ve BELGE FALSÍFÍKASYONLARI MERKEZÍ ile CUMHURÍYET, DÍREKT ve KENDÍNE ÖZGÜ FONKSÍYONLARI BULUNAN COMPUTER COMMUNICATION, YANÍ DÍREKT BÍLGÍ AKISI ve TELEFON HATLARI VAR... Íşte Cumhuriyet'in U.S.A. baglantisi, Dünya Siyonist Örgütü ve U.S.A. Neo-Zion lobisi ile yakin iliskiler kurmus Göknel'li grubun Cumhuriyet'e ekonomik destek saglamasiyla bir baska zeminde daha da anlamli hale geliyor.Üstelik Cumhuriyet'in baski makinalari ve kullanilan kredi de Amerika kaynakli. Nitekim bir dönem gazetenin genel yayin müdürü olmus Oktay Kurtböke, ABD kredisine itiraz etmis 'Bu bizi sermayeye bagimli kilar' diyerek görevden ayrilmisti. Peki, Cumhuriyet'in makina parkini sifirdan kuran Amerikalilar, iflasini ilan eden (gerçi alacaklilarin bazisi bunu hileli bir iflas oldugu gerekçesiyle dava açmislardi) gazeteden alacagini neden tahsil etmedi? Yoksa bir baska yolla mi tahsil etti? U.S.A. yönetiminin görüslerini yansitan, ayrica yalan haberciligi kitaplara konu olmus New York Times'in haberlerinin her gün, basyazilarinin ise haftada birkaç kez Cumhuriyet'te yayinlaniyor olmasi acaba söz konusu tahsilatin biçimine mi isik tutuyor? Amerikan aydinlarinin siddetle karsi çiktigi ve 'Amerikan emperyalizminin kolu' olarak niteledikleri CIA'ye çalisan New York Times'in yayin haklarini Cumhuriyet baska niçin satin almis olabilir? U.S.A.'nin Cumhuriyet'e ilgisi bununla kalmiyor. Artik, Gazetecilik Yüksek Okulu birinci sinifindaki ögrenci bile öngörebiliyor ki, NATO, Brüksel toplantilarina tek gazeteci çagirsa bu mutlaka Cumhuriyetçi olur. Cumhuriyet mensubu olmak NATO açisindan o denli önemli ki, baska gazetelerden çagrilanlarin bile 'eski Cumhuriyetçi' olmasina dikkat ediliyor.
- Yeni bir sol kültür için dikine analizlerimle, dükaligin pisliklerini desifre etmegi, besinci bölümde sürdürecegim...
- Eline, diline, bilincine saglik Yoldas Ayse ÖNAL!..
- YALÇIN KÜÇÜK, BASINDAKÍ UTANMAZ KENELERÍN DE TEK TEK KÍRLÍ ÇAMASIRLARINI ve BUNUN ARDINDA SAKLADIKLARI KÍMLÍKLERÍNÍ ELE VERÍNCE, "Teröre yatakliktan (Ne menem HÍNT YATAGIDIR) sanik oldu"
Emin Karaca, Cumhuriyet Olayi adli kitabinda, Yalçin Küçük'ten ilginç bir alintiyi yapiyor; Cumhuriyet'in "Amerika baglantisi"na iliskin... Cemal Pasa'nin torunu Hasan Cemal, Dogan Avcioglu'nun yetistirmesidir; ölümüne yakin, Dogan baba, 'Hasan'i tanimasam, Cumhuriyet CIA'nin eline geçti diyecegim' diyordu. Biz Dogan'la Eylülizmin en karanlik zamaninda Cumhuriyet'in Amerikanci yayinini izliyorduk... Bir: Ugur Mumcu, Sovyetler'e karsi en agir yazilari Cumhuriyet'te yaziyordu. 'Seçmeli caydiricilik' en çok Cumhuriyet'in yayini oldu... Üç: Büyükelçi Strauss-Hupe, Ufuk Güldemir'i kadrolastirdi. Cemal'in sag kolu Güldemir, Washington'in en tahrifçi ve Amerikanci haberlerini gönderdi... Cumhuriyet ve Hasan Cemal, sürekli olarak, Podgorny'nin açikça 'Amerikan casusu' dedigi kisileri övüyordu. Cumhuriyet'in masonik gelenegini ayakta tutanlarin belki de en önemlisi, Ílhan Selçuk'tur ve tanikliklarindan hicbirini bugüne dek yayinlamadigindan dolayi cok saygin(!)dir... ...
Gazetenin eski patronu Emine Usakruhluligil'in kocasi David Tonge Ingiliz istihbaratinda görev yapiyordu...
**
- DOGAN AVCIOGLU, CUMHURÍYET'in AYDINLARA HIYANETÍNÍ, EMPERYALÍZME "JURNALLÍGÍNÍ" ORTAYA KOYAN EN YÜREKLÍ AYDINLARIN BASINDA GELÍR... Dogan Avcioglu'nun CIA tarafindan kontrol edildigini düsündügü Cumhuriyet, savunucusu gözüktügü sol ideolojiye de bagli degildi gerçekte. Cumhuriyet, "düzen karsitligi"na dayanan bir sol çizgiyi degil, statükoyu alkislamayi benimsemisti. Resmi ideolojiye yaranmak için gerçekten sol kimlikli kisilere saldirmaktan asla çekinmiyordu. Emin Karaca'nin Cumhuriyet Olayi adli kitabinda da aciga vurulduguna göre, 12 Temmuz 1951 tarihli Cumhuriyet, sürgündeki Nazim HÍKMET'in fotografini yayinlamis ve altina da bu "vatan haini"nin fotografini, "milletin doya doya yüzüne tükürmesi için" basligini yazmisti!...
**
- GÜNLÜK KÖSE YAZILARINI ÍKÍ GÜNDE BÍR'E ÍNDÍREN, ÇÜNKÜ BÍR TAM GÜNÜ YALAN AYIKLAMAKLA ÖLDÜREN EN ÍLGÍNÇ REDAKSÍYON KAFASI... Ìşte, oldum olasi emegiyle gecinen kesimleri dolandiran Cumhuriyet'in bu sahte sol çizgi yöntemiyle solu sömüren gelenegi bugün de gecerli; bugün de cok cok tehlikeli... Yahudi lobisinin U.S.A.'deki en önemli sesi olan ve yalan haberciligi ile ünlü New York Times gazetesinin Cumhuriyet ile ortakligi bu konudaki çarpici bir gelisme. Amerikali solcular New York Times'in yalanlarini konu edinen süreli yayinlar bile çikartirken (Lies of Our Times; Times'in Yalanlari gibi), Türkiye'deki sözde "solcu" gazete Cumhuriyet, New York Times'in yayin hakkini aliyor. Aslinda buna sasirmamak gerek: Cumhuriyet de New York Times gibi yalan haberciligi kitaplara (Yalan Haber Dosyasi) konu olmus bir gazete. Öyle ki yazdiklari yalan haberler dolayisiyla, yazarlarinin günlük köse yazilarini iki günde bire indiren bir gazete Cumhuriyet.
- Yeni bir sol kültür için dikine analizlerimle, dükaligin pisliklerini desifre etmegi, altinci bölümde sürdürecegim...
- Eline, diline, bilincine saglik Yoldas Ayse ARMAN!..
**
CUMHURÍYET GAZETESÍ'NÍN, SÍYONÍST KOLLABORATÖRLÜK (ÇAPULCU ÍSBÍRLÍKÇÍ) SABIKASI VAR: NEO-ZION FASCHO KOLLABORATOR ABRAMOWITZ'DEN YAZAR OLUNCA... 13 Kasim 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde gazetenin yayin politikasini ortaya koyan "Israel gezisi" baslikli yazida Z.O.G.'la (yani sözde devlet gecinen, kendi kendine devlet unvani vermis isgalci Usrael mafyasiyla) müttefik olmanin faziletlerinden bahsedilmesi, yahudi lobisi-Cumhuriyet iliskilerine bir baska boyut katti. Tüm bu baglantilarin üstüne bir tane çarpici baglanti daha eklendi: Önceki bölümde kendisinden sik sik söz ettigimiz eski U.S.A. Ankara elçisi, Carnegie Endowment yöneticisi ve "Mossad ajani" Morton Abramowitz de Cumhuriyet yazarlari arasina katildi. Aydinlik, konu hakkinda cok yerinde analizler yaparak kamuoyunu aydinlatma ve bilgilendirme sorumlulugu sergiledi...
**
- KIDEM TAZMINATLARI HIRSIZLIGINDAN SABIKALI BÍR GAZETE... AYDINLIK, şunları yaziyordu: Abramowitz'e Cumhuriyet için yazi yazma siparisini gazetenin Genel Yayin Yönetmeni Özgen Acar'in verdigi belirtildi. Yazisi karsisinda Abramowitz'e verilecek ücretin 'oldukça yüklü' olacagi söyleniyor. Gazeteden ayrilan ve atilan yaklasik 50 çalisanina ödenmemis kidem tazminatlari ve ikramiyeler karsiliginda milyari askin borcu olan Cumhuriyet'in Abramowitz'e kaç bin dolar verdigi merak ediliyor. Cumhuriyet'in Ankara eski Temsilcisi Ahmet Tan'in Sabah gazetesindeki kösesinde çikan habere göre 'Arizi de olsa Cumhuriyet yazari' olan Abramowitz, anlastigi uzun makalenin hammaddelerini toplamak için Türkiye'ye geldi. Abramowitz'in yazisi önümüzdeki haftalarda yayimlanacak. Dünyanin dört bir yaninda kendi fikirlerini yaymak için para ödeyen CIA'nin önemli bir yetkilisine Cumhuriyet'in 'üste para vermesi' ilgiyle karsilandi. Cumhuriyet-Abramowitz iliskisinin, SHP'nin Amerika'nin iktidar partisi Demokrat Parti ile iliski kurdugu günlere rastlamasi da degisik yorumlara neden oldu.
**
- BELEDÍYEYE ELEKTRÍK ve SU BORÇLARI NEDEN YILLARCA SÍLÍNDÍ ve NEDEN YALNIZCA BÍR DÖNEME RASLIYOR; GÖKNEL SKANDALI DÖNEMÍNE?.. Cumhuriyet'in ISKÍ konusunu örtbas etmekte gösterdigi titizlik, kisa bir süre sonra masonik medyanin diger temsilcilerine de örnek oldu. Medyanin bu kesimi, skandalin ilk günlerinde yaptiklari stratejik hatayi kisa sürede düzelterek, olayin içindeki "yahudi" ve "mason" baglantilarini hasiralti etmeye ve ilk basta belgelendigi gibi yerli P2 dosyasini Ergun Göknel'in ask hikayesine çevirmeye basladi. Örnegin o siralardaki sahibi yahudi dönmesi ve ayni zamanda üstad mason olan bir "büyük" gazetenin Götnel olayindaki yahudi ve mason baglantilarini örtbas etme çabasi oldukça çarpiciydi... Gazetenin aksam baskisinda "Ergun Göknel'in albümünden" alt basligiyla ve "Ergun Göknel profesyonel hayati boyunca Musevi cemaatiyle çok yakin iliskiler içindeydi. ISKÍ Genel müdürü olduktan sonrada ihalelerin önemli bir kismini Musevi isadamlarina verdi..." seklindeki bir altyaziyla bir fotografi vardi. Fotografta Ergun Göknel, Hahambasi David Asseo ve yahudi cemaatinden bes etkili kisi ile birlikte gözüküyordu. Ama anlasilan "yukaridan birileri" müdahale etti ve aksam baskisina stratejik bir hata sonucu konan bu fotograf alelacele baskidan çikartildi. Büyük kentlere ulasan sabah baskisinda ne Hahambasi Asseo'dan ne de yahudi cemaatinin bes önemli isminden eser yoktu. Kimbilir "acemi" muhabirlerin toplayip getirdigi daha ne kadar belge, "masonik sansür"e takilmisti... Bu kirli zeminde yükselen degerler arasinda yer alan Cumhuriyet, bir seyi dogrulamaga da yardimci oluyor, istemese de. Dogruladigi olgu ise, Yalçin KÜÇÜK'ün bu "TÜSIAD Gazetesi"ne iliskin yarumlari ve belgelemeleridir...
- Yeni bir sol kültür için dikine analizlerimle, dükaligin pisliklerini desifre etmegi, yedinci bölümde sürdürecegim...
- Eline, diline, bilincine saglik Yoldas Mine KIRKKANAT!..
- CUMHURIYET GAZETESÍNÍN ALNINDA SIRITAN daha nice KÍRLÍ LEKELER VAR
- Artisi var; CUMHURÍYET GAZETESÍNE ÇÖREKLENMÍSLERÍN KORKTUGU BÍR DÜZEN VAR
- ACABA, TÜRKÍYE'DE CUMHURÍYET DÍYE BÍR OLGU VAR MI GERÇEKTEN?
- Vaaar!.. Sözde var.... Sahneye sürüldükce görülen bicimleriyle; 1-) Kemalist Cumhuriet
2-) Íkínci Cumhuriyet, 3-) Demokratik Cumhuriyet
- CUMHURÍYET GAZETESÍ, NEDEN "ÍKÍNCÍ CUMHURÍYET" DÜSÜNCESÍNE KARSI SAVAS AÇMISTIR?
- Çünkü borazanci cete kalemsörleri, uygulamada gercekten isleyebilecek olan bir demokrasiye karsidirlar. Yasamsal bir demokrasiye giden her yola, her yönteme de engel olmak icin yeminlidirler.
- GAZETE CUMHURÍYET, YÖNETSEL ANLAMDAKÍ CUMHURÍYETE NEDEN NEDEN HASIMLIK GÜDÜYOR?
- Karsidir... Çünkü, diktatörllükler kalkarsa bazi cikar kapilari das temelli kapanir... Nedir, örnegin, Íkinci Cumhuriyet idealinin özü?
- Ikinci Cumhuriyet, rejimin baskici yapisinin degistirilmesini, devletin ekonomik agirliginin azaltilmasini, seffaflasmasini, vergi verenlerin vergilerinin nereye harcandigini denetleyebilecek hale gelmesini, rejimin, üzerindeki ordu vesayetinden arindirilmasini ve tüm toplumsal tabakalarin katilimiyla devlet çatisinin üretken ve demokrat olarak yeniden çatilmasini öneriyor. Cumhuriyet gazetesinin ürktügü dünya, bu özlenen demokratik dünya... Demokratik Cumhuyet versiyonu da insana özgü, yasanasi bir ortamin panoramasini ciziyor... Tüm bu güzel özlemler, bircok kesimin uykusunu kacirirken, Cumnhuriyet Gazetesi, o karabasanin kara boyadan gecmis sergilenmesi olarak ortada görülüyor...
Ínsanin insani sömürmedigi degil; keyfe keder degil; Helsinki, Kopenhag ve Maastricht kriterleri gibi netlesmis ilkelere ve yaptirimlara, güvencelere dayali bir düzen; iscinin emegi üzerinde daha cok söz hakki sahibi oldugu bir düzen... Yani, insanin insani sömürmesinin en az düzeye indirilebildigi bir düzen... Ínsanin insani sömüremedigi bir dünya düsü, sokaktaki insana düs, Cumhuriyet'teki dükalara karabasan...
- Yeni bir sol kültür için dikine analizlerimle, dükaligin pisliklerini desifre etmegi sürdürecegim...
- Eline, diline, bilincine saglik Yoldas Çelik SAVRAN
- Cumhuriyet gazetesi, gercekten demokratik, cumhuriyete saygili ve baris icinde bir Ortadogu anlayisini red eder; bu konuda hazirlanan belgeselleri yayinlamaktan kavcindigi gibi, eger yayinlayan kimse kendi emekci kadrosundaysa, isine de son vermistir. Karikatüristler bile kovulkmustur... Son bir kovma olayi, USrael'in nükleer donanimi konusunda patlak vermistir; belgeliyoruz; iste, bir gazeteciyi kovduran ve yayini red edilen belgesel; MO$$AD'IN ÍNSANLIGI TEHDÍT ALTINDA TUTAN OYUNU
- Ìzleyelim!..
- Mos$$ad'in Nükleer Serüveni... Mo$$ad'in en önemli görevlerinden biri de Z.O.G. (USrael)'in büyük bir nükleer güce ulaşmasıdır. Nükleer saldırı silahları dünyada çok az fasistin sahip olduğu bir serüven aracidir ve sahibinin kendini de yok etme sansi da tüm konvansiyonel silahların üzerindedir. Ortadoğu'da henüz nükleer silah üretebilecek teknolojiye ulasmis diktatörlük, Z.O.G. Mafyasinin disinde yoktur ve bu ayrıcalığını Z.O.G. asla elden ve gözden cikarmak istememektedir. Bununsa tek yolu vardır, kendi gücü korunup geliştirilirken, tehdit dogurabilecek tüm düşmanların nükleer güce sahip olma girişimleri engellenmelidir. Z.O.G. (USrael)'in kuruluşundan itibaren Z.O.G. Sefi Ben Gurion, nükleer güç elde etmeyi diktatörlügünün en önemli stratejik hedeflerinden birisi olarak açıklar ve Z.O.G. (USrael) kurulduktan henüz 7 ay sonra , Fransız Atomik Enerji Komisyonu üyesi ve Fransız atom bombasının mimarı Maurice Surdin Z.O.G. (USrael)'e getirtilir. Rus kökenli bir Yahudi olan Maurice (asıl adıyla Moshe Surdin) önderliğinde, Z.O.G. (USrael) Atomik Enerji Komisyonu 1952'de faaliyete geçer. Komisyonun başına Ernst David Bergman getirilir. Ben Gurion, bilim adamları, askerler ve politik danışmanlar, nükleer bir reaktör satın almak için her fırsatı değerlendirmeye çalışırlar. Bu fırsat karşılarına 1955 yılında çıkacaktır. Tel Aviv'in 10 mil güneyindeki Nahal Sorek'te Eisenhover'ın "barış için atom programı" dahilinde küçük bir reaktör oluşturulur. Aynı yıl Şimon Peres daha büyük bir tanesi için Fransa Hükümeti ile temasa geçer. Ben Natan, Fransa'nın İsrail'e nükleer reaktör vermesi için yoğun lobi faaliyetlerinde bulunur. 3 Ekim 1957'de Bourgers Maunoury ve Dışişleri Bakanı Pineau, Peres ve Natan ile gizli bir antlasma imzalar. Anlaşma 24 megawatlık bir reaktörün gerekli tüm teknik donanımı ile Z.O.G. (USrael)'e verilmesini içermektedir. Z.O.G. (USrael)'de nükleer santral projesi tarihte görülmediği kadar gizli yürütülmüştü. Peres, Z.O.G. (USrael) istihbaratından nükleer santrallerine koruma vermesini istemedi. Çünkü ona göre İsrail'in nükleer gücünün, tamamen bağımsız bir "nükleer istihbarat servisine" ihtiyacı vardı. 1957'de Peres, nükleer meseleler için bu istihbarat servisini kurdu ve başına Bünyamin Blumberg'i getirdi. Blumberg daha önce Haganah'da çalışmış, 1948-49 Savaşı'ndan sonra Shin-Bet'e katılmış bir uzmandı. Shin-Bet'in "Lakam" departmanındaki görevi, Savunma Bakanlığı adına çeşitli projeler üstünde çalışan fabrikaların güvenliğini sağlamak ve bu projelerin gizliliğini korumaktı. Lakam ajanları bilim ataşeleri olarak Avrupa ve ABD'deki Z.O.G. (USrael) konsolosluklarına giderler ve edindikleri bilgileri Dışişleri Bakanlığı'ndan önce kendi ofislerine rapor ederlerdi. Bilim danışmanları halktan her türlü enformasyonu almakla ve gönderildikleri ülkedeki bütün bilim adamları ile ilişkiye geçmekle yükümlüydüler. Peres'in desteği ile Blumberg, Lakam istihbaratını diğer branşlardan ayrı tutuyordu. Isser Harel'e göre "Devletin üst düzeyinde bazı kişiler bile Lakam'ı oluşturan ünitelerden habersizdi" Fransa'dan gelecek yeni reaktör en üst derecede gizlilik konumuna sahipti. Bu reaktör için Negev Çölü seçildi. (Negev Tevrat'ta Hz. İbrahim'in sevdiği vaha olarak geçer) Bu konuda sadece Lakam değil, Fransız İstihbaratı da hassastı. Paris'ten bir ajan papaz kılığında Negev'e gönderildi. Dimona'daki nükleer santralin inşaatı başladığında yerli halka bir tekstil fabrikasının yapımına başlanıldığı söylendi. Bu fikir Blumberg'indi. Ancak Charles De Gaulle, Z.O.G. (USrael)'in Dimona Reaktörü'nü askeri amaçlarla kullanacağını hissediyordu ve bu, Fransız Başkanı rahatsız ediyordu. Mayıs 1960'da De Gaulle Dışişleri Bakanı'na, Z.O.G. (USrael) Konsolosluğu'nu artık Dimona'ya uranyum göndermeyecekleri konusunda haberdar etmesini istedi.23 Fransa'nın silah ambargosu koyarak uranyum sevkiyatını durdurması üzerine isgalci Yahudiler zor durumda kalmıştı. Ama Moşe Dayan her ne pahasına olursa olsun bir atom bombası istiyordu. "Gerekirse bu nesneyi çalmalıyız" diyordu. Isser Harel'in yerine Mossad Şefi olan Meir Arit'e, 200 ton uranyum bulma görevi verildi. Z.O.G. (USrael) Gizli Servisi, Brüksel'deki Madenler Genel Merkezi'nin (MGM) depolarında büyük miktarda uranyum bulunduğunu tespit etmişti. Bu uranyum MGM'ye, Belçika Kongosu'nda faaliyet gösteren bir firmadan kalmıştı. Böylece bir operasyon planı yapıldı ve buna kimyadaki bir kurşun bileşeninin adı verildi: "Plumbot Operasyonu". Operasyonun ilk adımı, uranyumu şüphe çekmeden satın alabilecek bir "iş arkadaşı" bulmaktı. Tabii bu kişi uranyumu olduğu gibi Z.O.G. (USrael)'e devredecekti. Nihayet Mossad ajanlarından Daniel Aerbel Tel Aviv'e göreve uygun birisini bulduğunu bildirdi. Bu kişi Alman bir işadamı olan Herbert Schulzen'di. Shulzen, Wiesbaden de kurulmuş olan "Asmara Kimya Sirketi"nin ortagiydi. Bu şirket kimyasal ve radyoaktif zehirlenmelere karşı kullanacak yeni ilaçlar ve yöntemler bulmakla uğraşıyordu. Fakat Shulzen'in küçücük şirketinin 200 ton uranyumu değil işletmek, depo bile edemeyeceği aşikardı. Bunun MGM yöneticileri tarafından anlaşılması zor olmayacağından, Asmara'ya İtalya'dan Sarca adında paravan bir ortak firma bulundu.24 Plumbot Operasyonu bir saat gibi kusursuzca işliyordu. MGM'nin elindeki plutonyumu "yasal" yollardan alabilmek için gerekli zemin oluşturulmuştu. Ancak aşılması gereken iki önemli nokta daha vardı. Bunlardan birincisi plutonyumun Z.O.G. (USrael)'e sevkiyatıydı. İkincisi ise EURATOM (Avrupa Atom Enerjisi Teşkilatı) kontrollerinden sıyrılabilmekti. Eğer teşkilat derinlemesine bir inceleme yaparsa işin iç yüzü meydana çıkabilirdi. Ancak Mossad tüm bunlara hazırlıklıydı. EURATOM başkanı Etienne Hirsch ve Atom Enerjisi Komiserliği başkanı Robert Henry Hirsch bilinçli birer yahudiydi. Sevkiyatı gerçekleştirmek amacıyla Zürih'te, 24 saat gibi kısa bir sürede "Biscayne Traders Shipping Corporation" isimli paravan bir şirket kuruldu. Ardından bunun aracılığıyla Liberya orijinli bir başka deniz taşımacılığı şirketi meydana getirildi. Şirketin başkanı Daniel Ert deneyimli bir Mossad ajanıydı. Diğer ortak ise bir Türk armatörü, Burhan Yarısal olarak gösterilmişti. Ancak bu isim sahteydi ve aslında Burhan Yarısal diye tanıtılan kişi de bir başka Mossad ajanı, Benjamen Yeruşalmi idi25. Yarısal/Yeruşalmi 1968 yılının 27 Eylülünde 1,2 milyon mark nakit ödeyerek 78 metre boyunda "Scheersberg" isminde bir tekne satın aldı. Geminin kaptanı Percey Barrov da, rahatlıkla tahmin edilebileceği gibi, bir Mossad ajanıydı. Barrov ve emrindeki istihbarat subaylarından oluşan mürettebat, EURATOM'dan izin çıkar çıkmaz uranyumu gemilerine yüklediler ve Kıbrıs'a doğru rota çizdiler. 29 Kasım 1968'de, gece yarısına doğru Scherrsberg bir israil tankeriyle Kıbrıs açıklarında buluştu ve yükünü buna devretti.26 Artık İsrail nükleer güce çok yakındı. Z.O.G. (USrael) tankeri "malı" hızla Hayfa Limanı'na ulaştırdı ve uranyum buradan büyük güvenlik önlemleri altında Negev Çölü'ndeki Dimona Nükleer Santrali'ne taşındı. EURATOM uranyumun satış işlemlerindeki gariplikleri ancak 7 ay sonra farketti, ama bu da bir işe yaramayacaktı, olay örtbas edilmişti. Böylece Z.O.G. (USrael) nükleer saldırı silahları üretebilecek kapasiteye ulaşır ve hiç gecikmeden bunların hazırlanmasına da başlar. Bu arada yahudi lobilerinin ve Z.O.G. (USrael) Gizli Servisi'nin yoğun çalışmaları bu nükleer silahların dünyanın gözüne batmasını engeller. The Samson's Option adlı kitabında yazar Seymour Hersh, ABD başkanlarını Z.O.G. (USrael)'in sürekli genişleyen nükleer kapasitesini dünya kamuoyundan saklamakla itham eder. Ayrıca çeşitli çevreler tarafından batılı ülkeler, tüm casus uyduları ve gizli teknolojik "sürveyans" sistemlerine rağmen Z.O.G. (USrael)'e inanmakla "saflık" gösteriyor olmakla suçlanır. Ancak tüm bunlar sonucu değiştirmez. Bugün, Nükleer Silahların Sınırlandırılması Antlaşması'nı imzalamamış olan İsrail'in füzeleri, Yakın ve Ortadoğu'da nüfusu 100 bin kişinin üzerindeki her şehri vurabilecek kabiliyettedir. Hedefe isabet oranı son derece yüksek olan Jericho 2B tipi balistik füzeler, taşıyabildikleri nükleer savaş başlıklarıyla 1.660 km'lik hedef çapına sahiptirler ve bu mesafe Türkiye sınırlarındaki her noktaya ulaşabilecekleri anlamına gelir. Bu uzun menzilli füzelerin yanısıra, İsrail ordusunun cephaneliklerinde Jericho 1 tipi 650 km menzilli, ve MGM5-2C Lance tipi 130 km menzilli füzeler bulunmaktadır. İsrail Ordusu ayrıca nükleer savaş başlıklarını yükleyebileceği bombardıman uçakları ve uzun namlulu toplarıyla büyük bir nükleer tehdittir.27 Kurulduğu günden bu yana hep ulaşmaya çalıştığı hayali artık Z.O.G. (USrael) için gerçek olmuştu. Dünyanın en büyük nükleer santralleri arasında girmeyi başaran Dimona ile birlikte, İsrail de dünyanın en güçlü devletleri arasına katılmıştı. Şu an tahmin edildiği kadarıyla (Z.O.G. (USrael) gerçek rakkamları ve sahip olduğu gücü dikkatle gizlemektedir) İsrail, dünyada ABD, Rusya ve Çin'den sonra dördüncü büyük nükleer güçtür. Ancak Z.O.G. (USrael)'in çok önemli bir problemi vardı. Nükleer bir reaktör kurmuş, uranyum çalmış, uzmanlar getirtmiş ve sonunda nükleer silah üretme teknolojisine kavuşmuştu. Fakat tüm bunlar büyük gizlilik içinde yürütülüyordu. Durum böyle olunca da dünyanın bundan haberdar olması beklenemezdi. Oysa nükleer silahların en önemli özellikleri kullanılırlıkları değil, caydırıcılıklarıydı. Nitekim Soğuk Savaş döneminde, dünyanın iki süper gücü, ABD ve SSCB, inanılmaz bir silahlanma yarışına girmişlerdi. Bunun temelinde ise "düşmanından bir fazla silaha sahip olursan sana saldıramaz" düşüncesi yatmaktaydı. Aynı satrançtaki gibi, taraflar ilk saldırıyı yapabilmek için güç dengesinin kendi lehlerine değişmesini bekliyorlardı. Bunun yolu da daha çok, daha kabiliyetli, vuruş gücü ve savaş başlığı sayısı daha yüksek nükleer silaah üretmekten geçiyordu. Bu güç Z.O.G. (USrael)'de vardı. Ama sorum şuydu: Bunu kimse bilmiyordu. Z.O.G. (USrael) tüm çalışmalarını son derece gizli yürütmüş, planlarını dünyanın gözünden kaçırmayı başarmıştı. Zaten plutonyum çaldığını, kurduğu santrali enerji üretimi için değil askeri amaçları için kullandığını açıklaması da beklenemezdi. Peki o halde sahip olduğu üstün nükleer silahların tanıtımını nasıl yapmalıydı? Kendisi için tehdit oluşturanlara nasıl gözdağı verecekti? Mo$$ad bunu da sansasyonel biçimde yapmanin yolunu buldu: Mordechai VANUNU adli dürüst bir insanin aciklamalarini, sonradan bir show sergilenmesine, bir skandal oyununa dönüstürerek...
- Nedir bu Mordechai VANUNU Olayi
- Ìzleyelim; bakalim neymis!..
- 1986 yili ekim ayinda, tüm dünyada yanki uyandıran bir olay gerçekleşti. Z.O.G. (USrael)'den kaçan bir teknisyen, bir İngiliz gazetesine Z.O.G. (USrael)'in dev bir nükleer santrale sahip olduğunu ve burada çok sayıda nükleer silah ürettiğini açıkladı. Söz konusu reaktör, Negev Çölü'ne kurulmuş olan Dimona Nükleer Santrali idi. Dünyanın en büyük nükleer santrallerinden biri olan Dimona'da silah üretildiğini haberini basına sızdıra "hain", Mordecai Vanunu adında Dimona'da on yıl geçirmiş bir bilim adamıydı. Z.O.G. (USrael) ordusunda askerlik görevini mühendis-teknisyen olarak yaptıktan sonra, Tel Aviv Üniversitesi'nde açılan nükleer fizik kurslarına devam etti. Ardından Dimona'daki Nükleer Araştırma Merkezi Kamag'a (Kirya le-Mechkar Gar'ini) iş başvurusunda bulundu. ise alınmadan önce ilk olarak Dimona'nın güvenlik subayları tarafından araştırıldı. Bu subayların Shin-Bet ile yakın çalıştıkları bilinmekteydi. Alkol ve uyuşturucu kullanmadığı, sabıkası olmadığı, radikal siyasi görüş taşımadığı tesbit edildikten sonra ilk aşamayı geçtiği bildirildi. Ardından fizik, kimya, matematik ve İngilizce kurslarına yollandı. İki aylık eğitimden sonra sınava alındı ve bunu da başarıyla geçti. Tüm bunların ardından ilk defa Dimona'ya getirildi ve burada bir "sözleşme" imzaladı. Öğrendiği herşeyi gizli tutacağına, gördüğü ve duyduğu hiçbir şeyi başkalarına anlatmayacağına dair yemin etti ve sonunda Vanunu, Dimona'daki görevine başladı. Bu seremonilerin üzerinden on yıl geçti ve Mordecai Vanunu, elinde bir sürü belge ve fotoğrafla Avustralya'ya "tatile" gitti. Dimona'daki işinden kovulmuş ve parasız kalmıştı. İki ay sonra bir gelişme daha oldu ve Vanunu Hristiyan olmayı tercih etti. Avustralya'da tanıştığı Kolombiya asıllı bir gazeteciyle, Oscar Guerrero ile yakın dostluk kurdu. Ve bir süre sonra da sırrını yeni dostuna söyleyiverdi. Elinde, Dimona'da gece vardiyalarında çektiği iki rulo renkli film vardı ve bunları ne yapacağını bilemiyordu! Guerrero bu filimleri çekebilecek kamerayı nükleer tesise nasıl soktuğunu, neden böyle bir tehlikeyi göze aldığını, çektiği filmleri Z.O.G. (USrael)'den nasıl çıkardığını hiç sormadı. Bu detaylara gerek yoktu. Karşısında altın bir yumurta yumurtlamak üzere olan bir tavuk duruyordu. Elindeki sansasyonel haberi bir kaç gazete ve dergiye teklif etti ancak hiçbiri bunun güvenilir bir kaynak olduğuna inanmıyordu. Sonunda Londra Sunday Times Guerrero'ya bir şans vermeyi kabul etti. Kısa bir süre sonra Z.O.G. (USrael)'in nükleer gücü dünyanın gözleri önüne serilmişti. Bu, Z.O.G. (USrael)'in düşmanlarına açık bir mesajdı: Sakın denemeyin... Mordechai Vanunu yakalandı ve Z.O.G. (USrael)'de hapse atıldı, fakat belleklerde cevaplanmamış bazı sorular kalmıştı: - USrael'in en değerli ve en iyi korunan tesisine bir kamerayı nasıl sokabildi?
- ìlintili bir soru da benden; kimseye yakalanmadan 60 poz film nasıl çekebildi?
- Bu filmleri tesisten nasıl kaçırdı?
- Aceleyle çektiğini söylediği filmlerde tüm ayrıntılar çok net ve berraktı, bunu nasıl başardı?
- Bu filmleri ülke dışına nasıl çıkarabildi?
- Bir de benim sorum var; bunu da diger arkadaslarin sorularina ekleyiniz, lütfen; uluslararasi kamuoyuna yöneltmek istiyorum; Vanunu'ya verilmesi gereken Nobel Baris Ödülü, nasil olur da onu rehin alan Fasist katilllere verildi??
- Nobel dedigin falsifikatör cetesi, siyonizmi, rüsvet ve yemlemeleri legallestirme aparatlarindan biridir; o komitenin kim oldugunu ayri bir studyo saatine birakiyoruuz; öncelikle Cumhuriyet gazetesinde kavgaya yol acan soorulardan giderek konuyu tamamlayalaim... Yanitlayalim!... Detaylarına indikçe daha da çetrefilleşen ve izahı zor bu senaryo, Mo$$ad'ın bilgisi haricinde gerçekleşme imkanı bulamazdı. Dimona'nın onlarca kilometre çapındaki çevre bölgesinde "uçan kuştan" haberdar olan Mo$$ad, elindeki tüm teknolojiye rağmen bu teknisyenin ihanetini görememiş miydi? Z.O.G. (USrael)'in Necef Çölü'nde gizlice inşa ettiği Dimona Nükleer Santrali Dimona'da çalışırken, santralin fotoğraflarını "gizlice" çeken ve Z.O.G. (USrael)'in nükleer kapasitesini dünya basınına yansıtan İsrailli teknisyen, Mordechai VANUNU'dur. Ancak Z.O.G. (USrael) gizli servisi tarafindan yakalandı ve Z.O.G. (USrael)'e götürülüp mahkum edildi. Bunu bir bilincli show olarak degerlendirenler de bulunmakta... Vanunu olayını konu eden Hollywood yapımı "Secret Weapon" adlı film. Gerçekte İsrail'in nükleer gücü Vanunu olayından çok daha önceleri de biliniyordu. Bundan da yola cikilarak deniliyor ki; Ancak Yahudi isgal Mafyasi, bilinçli olarak yaptırdığı bu sızıntı ile birlikte, Ortadoğu'daki diğer ülkelere gövde gösterisi yapmış oldu. Aslında Dimona'nın varlığı, ilk olarak Mordecai Vanunu tarafından ortaya çıkarılmış da değildi. Belirli çevrelerin durumdan, reaktör kurulduğu zamanlardan beri haberi vardı. Kennedy'nin olağanüstü bir suikaste kurban gitmesi, Dimona'ya karşı çıkmasıyla bağdaştırılmamış mıydı? 1980 yılı Aralık'ında Dimona'nın resmini basarak tesisi tanıtan dergi, Türkiye'de yayımlanan Hayat Dergisi değil miydi? 19 Aralık 1960'da Times Dergisi'nin birinci sayfasını muhabir Finney'in "Dimona" başlıklı haberi kaplamamış mıydı? Aslında Z.O.G. (USrael)'in gözbebeği tesisi biliniyordu, ama son zamanlarda cesareti artan bazı düşmanlara açık mesaj vermek ve caydırıcılık gösterisi yapılması gerekliydi. Vanunu işte bu planın küçük bir parçasıydı sadece. Olay, sonradan show'a dönüstürüldü; elbette, Yahudiler tarihsel oalarak kanitlandigi gibi geleneksel yalancilikta tüm dünyaya parmak isirtan deneyimlere sahiptirler; önce Nazilerle isbirligi yapip demokrat muhalefeti tutuklatmalarai, yagmalamalari ve sonra da gazla öldürüldük yollu masallari gibi... Öldünüz de peki Filistin'i kim geldi isgal etti? Mordechai VANUNU da show olsun diye yargilandi... Tamami, (hukuk yok ki Z.O.G. arenasinda) "show mahkemesi"ydi. Sovu malzeme olarak kullananlar yedek baston da her zamanki gibi yahudi sermayesine gebe olan medya idi. Hatta, Türkiyeli yahudilerin yayınladığı Salom gazetesi ile o zamanlar Sedat SÍMAVÍ adli Yahudi Collaboratör klan'inin elinde bulunan Hürriyet adli provokatif pacavra, konu hakkında düzinelerce düzme haber yapti; kahraman bir barissever oldu zavalli bir sanik; suikast insan avcisi usaklari da kahraman...
- Yeni bir sol kültür için dikine analizlerimle, dükaligin pisliklerini desifre etmegi sürdürecegim...
- Eline, diline, bilincine saglik Yoldas Alev ALATLI!..
- Bende ayri ve yepyeni bir klip var; hemen gösterime sokalim; Cumhuriyet gazetesinin gercekte kerhanecilkten sabikali son yaziislerinin refüze ettigi belgeselle geldim... Kamera versin, lütfen; KENNEDY'yi MO$$AD ÖLDÜRDÜ...
- Cumhuriyet gazeteciliginin aslinda beyin yikama makinasi oldugunu pekistirici bir klip olarak bunu mutlaka izlemenizi öneriyorum...
- Anladim!.. Kennedy Suikastine giden yolu izleyelim!..
- 1960 yilinda ABD'de yapilan "president" seçimlerini Demokrat Parti'nin genç ve karizmatik adayi John F. Kennedy kazandi. Sistemin önüne yerlesme heveslisi her Amerikan cowboyu gibi onun da en az dostlari kadar düsmani vardi. Özellikle Z.O.G. denilen Mafya'nin silah tecimenleriyle içiçe olan lobby'leri, Kennedy'e sicak bakmiyorlardi. Amerikan tarihindeki ilk Katolik president idi; ayrıca eski bir büyükelçi olan babası Joseph Kennedy de zamanında Lobby tarafindan boy hedefi haline getirilmisti. Kennedy de Lobby'ye ve Z.O.G. (USrael)'e pek sicak bakmiyordu; propaganda çalismaları sırasında Yahudi Lobby'sinden aldigi ve seçim kampanyasına yapılacak yüklü bir bagis karsiliginda Ortadoğu politikasını yeniden gözden geçirme teklifi onu Lobi'den bir hayli soğutmuştu. İlerleyen aylarda da Başkan, Z.O.G. (USrael) yönetimiyle büyük bir çatışmaya girdi. Anlaşmazlık, Z.O.G. (USrael)'in nükleer programi nedeniyle patlak vermişti. Z.O.G. (USrael) sefi Ben-Gurion, hummali bir nükleer silah üretme programi izliyordu, Kennedy ise nükleer silahlanmayı durdurma programi çerçevesinde Yahudi isgal kuvveti'ni bu isden vazgeçmesi için ikna etmeye çalisiyordu. Pulitzer ödüllü yazar Seymour M. Hersh, The Sampson Option: Israel, America and the Bomb adli kitabinda Kennedy ile Ben-Gurion arasinda, Z.O.G. (USrael)'in nükleer programı hakkinda "kavga"ya dönüsen fikir ayriligini ayrintılarıyla aktarır. Buna göre, bir keresinde dostu Charles Bartlett'e "Bu o... çocuklarının (Yahudilerden söz ediyor) nükleer kapasiteleri konusunda bana sürekli yalan söylediklerini biliyorum" diyen Kennedy, elinden geldigince Yahudi Devleti'nin Dimona reaktöründeki gizli nükleer çalışmalarını engellemeye çalismisti. Ben-Gurion'un yazdığı mektuplarda kendisinden "genç adam" diye söz etmesi ve daha üst bir konumdaymis gibi bir üslup kullanmasi yüzünden de çileden çikiyordu. Bu arada Kennedy'nin Araplara yönelik olumlu bakis açisi da, onu Z.O.G. (USrael) ve Yahudi Lobisi nezdinde tam anlamıyla boy hedefi haline getirmisti. Kennedy'nin Ortadoğu'da adil bir politika uygulamaya niyetlendiği, daha senatör olduğu sıralarda Fransa'ya karşı bağımsızlık savasi veren Cezayir'i desteklemesiyle ortaya çikmisti. Cezayir'in bagimsizligini kazanmasını engellemek için Fransa'ya büyük askeri destek veren Z.O.G. (USrael), JFK'nın "tehlikeli" biri olduğunu daha o zaman sezmişti. Genç Başkan, Beyaz Saray'a yerleştikten sonra da Arap ülkeleriyle, özellikle de Mısır'la olumlu iliskiler kurmaga çalismisti. Kısacası, Amerika ve Z.O.G. (USrael)'deki Yahudi liderler, oldukça büyük bir sorunla karsi karsiya kalmislardi. Ancak Kennedy halktan çok büyük destek alıyordu ve bir sonraki seçimleri kazanacağına da kesin gözüyle bakiliyordu. Ancak Z.O.G. (USrael) ve Lobi, bir bes yil daha kendi ideolojilerine ve stratejik çikarlarina karsit bir president'a tahammül edemezdi.. Peki ne yapmalıydılar? Kennedy ikna edilemeyecek gibi gözüküyordu; bunu zaten seçimden kısa bir süre önce denemiş ve ters tepkiyle karsilamislardi. Bu durumda Kennedy'nin yerine geçebilecek olasi president'lar üzerinde düsünmek gerekiyordu. Kennedy'nin Cumhuriyetçi Parti'den rakibi olan Nixon da onlar için pek ise yarar gözükmüyordu. Seçimlerde Nixon'a büyük bir destek verip Kennedy'nin kaybetmesini sağlasalar bile, yine de ellerine bir şey geçmeyecekti. Ancak bir baska isim, onlar için çok uygun sinyaller veriyordu. Bu, Kennedy'nin yardımcısı Lyndon B. Johnson'di. Son dönemlerde özellikle dis politika konularında Kennedy'le çokça tartisan ve president'la arası oldukça açik olan Johnson, Lobi açisindan "ideal president" prototipi çiziyordu. Politik kariyeri boyunca Z.O.G. (USrael)'e destegini sık sık vurgulamis ve president yardımciligi yaptığı dönem boyunca da Siyonist Ísgal Mafyasi Z.O.G.'a olan sempatisini açiga vurmustu. Eger Z.O.G. (USrael) ve Lobby, bir yolunu bulur da Kennedy'nin yerine Johnson'i president koltuguna oturtabilirlerse, oldukça büyük bir is basarmis olacaklardı. Ama bu normalde mümkün degildi; böyle bir koltuk degisimi için president'in ya istifa etmesi ya da ölmesi gerekiyordu. President'in istifa etmeye hiç niyeti yoktu ve geriye tek bir yol kalmıştı...
- Suikastte "Son Hüküm": President John F. KENNEDY'yi MO$$AD temizledi!...
- Öyle!.. Amerikan Kongresi eski üyesi Paul Findley'e göre Kennedy suikasti hakkında üretilen komplo teorileri arasında Z.O.G. (USrael)'in adı hiç geçmemektedir. Oysa Yahudi Mafyasi'nin Kennedy'i ortadan kaldırmak için çok fazla sebebi vardır. Ayrıca Findley'in dedigi gibi Kennedy suikasti ile ilgili olarak sanık sandalyesine oturtulan Küba lideri Castro, U.S.A.'nin bilumum yerli ve beynelilel mafya türemeleri, ceteler, fanatik anti-komünistler ya da diger zanlılar bu işin üstesinden gelebilecek güç ve yeteneğe sahip değillerdir. (Oliver Stone'nun JFK adlı filminde ortaya konduğu gibi Kennedy suikasti son derece planlı ve sofistike bir eylemdir ve devlet içindeki bazi -derin- odaklarin isin içine karistigi kesindir.) Findley, Mossad''in Kennedy'i ortadan kaldirmagi isteyecek nedenlere ve bu isi yapabilecek güç ve yetenege kesin olarak sahip olduğunu hatırlatır. Bu gerçeğe ragmen sanıklar listesinde Mo$$ad ve Z.O.G. (USrael) adlarinin hiç geçirilmemesi, kuskulari daha da artırmaktadır. Kennedy suikastinde Mo$$ad''in rolü ile ilgili en detayli çalisma ise Amerikalı araştırmacı Michael Collins Piper'ın 1993 yılında yayinladigi Final Judgement (Son Hüküm) adli kitapta ortaya konur. Piper, 335 sayfa ve 600 dipnottan oluşan kitabında Kennedy suikasti ile ilgili "son hükmü" vermektedir: Suikast Mossad ürünüdür!...Piper, öncelikle Kennedy ile Z.O.G. (USrael) yönetimi arasindaki çatışmanın detaylarını inceliyordu. Bu çatışma o kadar keskindi ki,Z.O.G. (USrael) Godfather'i Ben-Gurion, Nisan 1963'te Kennedy'nin varliginin Z.O.G. (USrael)'i tehdit ettiğini öne sürerek istifa etmişti. Suikastin ayrıntılarında çok sayida Mo$$ad baglantisi vardı. Piper, New Orleans Savcısı Jim Garrison (JFK filminde Kevin Costner'ın canlandirdigi kisi) tarafından suikast ile ilgili olarak soruşturmaya ugrayan Clay Shaw'a dikkat çekiyordu. Çünkü delil yetersizliği ile davadan beraat eden, ancak suikastle ilgisi oldugu asikar olan Shaw, Mossad'ın paravan sirketi olarak islev gören bir firmanin yönetim kurulunda çalisiyordu. (Piper'a göre, yönetmen Oliver Stone, JFK filminde Clay Shaw'un bu Mo$$ad baglantisini atlamistir, çünkü Stone'un en büyük finansörü, Arnon Milchan adli, isgal topraklarinda döllenme babasi mechul bir silah tüccarıdır). Piper'in kitabinda konuyla ilgili önemli bilgiler aktaran eski bir Fransız istihbaratçi vardir. Bu kisi, Mossad'in suikastçilerle baglanti kurarken, Fransız istihbaratindaki bir ajandan yararlandigini söyler. Mossad'la suikastçiler arasında aracılık yapan bu Fransız ajan, Cezayir yanlısı tutumundan dolayı Kennedy'den nefret etmektedir. Piper, suikastteki Mo$$ad baglantısının hasiralti edilmesine de değinir. Belli kisiler, suçu mümkün olduğunca uzak adreslere göndermeye çalismislardir. Suikasti inceleyen Warren Komisyonu'na, sorumlunun KGB oldugu konusunda en çok telkinde bulunan kişi, CIA eski Sefi James J. Angleton'dir. Angleton'in en önemli özelligi ise Z.O.G. (USrael) ve Mo$$ad'a olan yakinligidir; CIA sefi olduğu dönemde "Mo$$ad'in manevi babası" ünvanını kazanmıştır. Suikastteki "Z.O.G. (USrael) baglantisini güçlendiren bir baska nokta ise, Kennedy'nin ardından president olan Johnson'in Z.O.G. (USrael) olan büyük yakınlığıdır. O tarihe kadar görev yapan Amerikan president'lari içinde "en Z.O.G. (USrael) yanlisi" sayilan Johnson, ilk kez Yahudi Ísgal Mafyasi'na büyük miktarlarda silah yardımı yapmis, 1967 Savasi (cölde soykirim, dogrusu) sırasında Z.O.G. (USrael)'e gizli yollardan askeri araç ve deneyimli personel göndermisti.40 Paul Findley, Johnson hakkında sunlari söylüyor: "Z.O.G. (USrael) hükümeti Johnson president olursa herşeyin lehlerine dönüşeceğini bilmekteydi ve gerçekten de öyle oldu. Kennedy'nin ölümünden sonra U.S.A. ilk kez Z.O.G.'a çok geniş çapta silah göndermeye basladı. Lobby, Johnson döneminde lobi yapmaya gerek bile duymamisti. ...
- Fakat diktatörlük koalisyonunun sirca saraylari, iskambil kagitlari gibi yanmaga basladi bir bir...
- Simdi anliyorum anlattiklarini ve senin gibileri neden Cumhuriyet'ten attiklarini...
- Bir yolunu bulup kamuoyuna anlatiyorum, iste tv studyosunda hem de... Bunu da engelleyecek gücleri yok ya!
- Diline saglik yoldasim Alp Tamer ULUKILIC!..
- Ektiklerini biciyorlar bugün.....
- Yeniden derleniyor bir kültür...
- Yahu, ben bu Cumhuriyet maskeli cümle hür faso cetesine bakiyorum da kendi kendime diyorum ki, "Acaba bu domuzlar, Ugur MUMCU'yu kendileri temizlemis olmasinlar?!"
- Vallahi, aklimdan geceni siz dile getirdiniz!..
- Dogrusu ufkumuz acildi; cok cok basarili bir belgesel cikarmissiniz!.. Tv yayin ekibini yürekten utluyoruz!..
- MUMCU'yu siktir et de; bu Cumhuriyet sarlatanlarinin "yazar" diye lanse ettikleri bir Erol MANÌSALI var...
- Var; kösesinde kendi reklamin yapar; YÖK'e yag ceker, yillardir...
- Yag tuttu; Erol MANISALI, yazar olamadiysa da YÖK'ten profesör oldu...
- Deme be; onu coban bile tutmam bana kalsa...
- Zaten on tane davar otlamaga ciksin, sayamaz bu godos...
- Baska sey anlatacaktim; bu Erol MANÌSALI ile ilgili olarak Avrupa'da bir aciklama yayinlandi...
- Nedir?
- Sovyetlerden kacan hayinlari Türkiye'de saklayip USA enstrumanlarina teslim etme görevi...
- Ragip ERDURAN da o cinsten biriydi... Bu konuda nbilgim var; kendileriyle de konustum...
- Ne diyorlar?
- Ne diyecekler; hünermis gibi sirita sirita anlatip kirli karakterlerini aciga vuruyorlar... Gecen yüzyilda, Soguk Savas döneminde böyle olaylar, orospulugun aciga cikmasi gibi ayip sayilirdi...
- Simdi, kariyer sayiliyor... Bu durum seye benziyor; Gurkan UCKUR asalagi, Ìsvec'ten siginma isteyince ilkin red etmisler, "Sen, TC'nin verdigi pasaportla geldin; rejimle celiska ayaklarini yemeyiz" demisler... "Ama, demis, uckursuz utanmaz, ben'im T¨rkiye'deki halklarla, Türkle-Kürtle celiskim var; onlardan kaciyorum"... Artik ne bok yemisse... "Peki, demisler kanitla; tanik falan göster"... O zaman kurtarmis, BARZANI'den USA-Pentagon'daki seflere kadar bir dizi Yahudi'yi tanik göstermis, bakmislar; tanik dinlemege bile gerek görmemisler; kariyer buna derim iste; hayinligini kariyer saymislar... Su anda da Ìsvec Evangelist kilisesinde kayitli ve Cumhuriyet'ten gazetecilik kimligi aldi; gercekte muhasebe kursuna gitmis zavalli...
- Kariyer, budur bu devirde... Karaköy'de buna ruhsat diyorlar, modern cemaatlerin kuca´gina oturdun mu sertifika, loca numarasi falana dönüsüyor...
- Tüm bu ayrintilara nasil ulastiniz? Olaganüstü bir performans; kutlarim!..
- Gücümü, umudumu sizlerden alarak aydinlatma emegini sürdürüyorum... Yeni bir sol kültür için dikine analizlerimle, dükaligin pisliklerini desifre etmegi sürdürecegim...
- Eline, diline, bilincine saglik Yoldas Çelik SAVRAN
**
- Asparagas haberciliğin tarihi, mutlaka çok eskilere dayanıyor... Ama, ilk "asparagas haber" örneği olarak, benim aklıma Cumhuriyet'teki haber geliyor... Yanılmıyorsam, Güney illerinden birindeydi, "imamın keçisi" çalınmış!.. Ertesi günkü Cumhuriyet'te, şu başlık: "İmam, keçi çaldı!"
Demek ki; "göz"leriyle değil, "geri"leriyle bakmışlar olaya!..
- Bir de, "Papa'nın İstanbul ziyareti"yle ilgili haberler vardı... Yine Cumhuriyet'teydi.. Papa, İstanbul'a gelmiş... "Ziyaret edeceği" yerleri sormuşlar... Papa da, "programı"nı açıklamış!..
"Bush'luk" bu ya, sormuşlar;
"Genelevi de ziyaret edecek misiniz?"
Papa, bir "İslâm ülkesi"yle genelevi bağdaştıramadığından olsa gerek, hayretle sormuş;
"İstanbul'da genelev de mi var?"
Ertesi günkü Cumhuriyet'in "Vaziyet/ciddyet" sayfasinda şöyle bir başlık:
"Papa, uçaktan iner inmez genelevi sordu!"
Örnekler saymakla bitmez... İşte, Zeki Müren'le ilgili bir haber:
Zeki Müren'in "yumuşakçalar familyası"ndan olduğu dedikodularının zirvede olduğu günler...
Gazetelerin birinde, at nalı büyüklüğünde puntolarla verilmiş bir manşet:
"Zeki Müren çocuk düşürdü!"
Gazete, kapış kapış!..
Ama, başlığın altında şu ifadeler var:
"Zeki Müren, sevmek için kucağına aldığı çocuğu düşürdü!"
Görüyor musunuz "Bush'luğu?"
Böyle böyle, nice "değer"leri yıprattılar, nice "beyin"leri iğfal ettiler!..
Böyle böyle;
Hem "toplumsal çürüme'yi körüklediler, hem de "hedef kitle"leri sindirdiler!..
Elbette ki; asıl darbeyi, "ahlâk, namus, ar, hâyâ" gibi değerlere vurdular!..
- Alistira alistira; geleneksel siyon yöntemidir...
- Bugün, "o gazeteler"i okuyanlar, yayınlanan provokatif haberler, "eski bir gizli eleman idim" diyen Refik ERDURAN'lar, Erol MANIASALI'lari ya da onlarin resmen metreslerini köse yazari olarakokutan bu pacavralara bakarken ilk günkü tepki"leri göstermiyorlar artık!.. Diyenler, günler geçtikçe "sönmeye yüz tutan volkanın ateşi" gibi soğudular, bir süre sonra da hepten "kül"e döndüler!..
Niye?.. Çünkü kanıksadılar!.. Çünkü bağışıklık kazandılar!..
Bir "strateji"nin, bir "anlayış"ın, bir "yozlaşma"nın, bir "dejenerasyon"un ve bir "ahlâkî kokuşma"nın, sistemli ve plânlı bir şekilde "şuur altlarına şırınga" edildiğinin farkına bile varamadılar!..
Sonuçta, topyekün "tepkisizleştik", topyekün "uyutulduk" ve topyekün "uyuşturulduk!"
Hâlâ farkında değiliz ki;
Adım adım, milim milim "işgal" ediliyor ve kuşatılıyoruz!..
Evet, "medya" tarafından!..
Radyosu, gazetesi ve televizyonuyla, "kartel medyası" tarafından!..
Bize "yön" çiziyorlar artık!..
"Şekil" veriyorlar!..
"İstedikleri kalıba" sokuyorlar!..
Hem de; "doğru"yu yanlış, "yanlış"ı doğru göstererek!.. Olayı çarpıtıp, "tersyüz" ederek!..
"Morfinlenen beyin"lerimiz uyuşukluktan kurtulup, "aaa, olayın aslı böyle değilmiş!" deyinceye kadar, "Üsküdar'da sabah" oluyor ve tabiî "atı alan da Üsküdar'ı çoktaan geçmiş" bulunuyor!..
"Vay be, keleğe gelmişiz!" dediğimizde ise, "yeni bir cambaz" çıkarılıyor ipin üstüne ve biz, bu defa da o "cambaza bak"ıyoruz!..
Hani, cambaza bakarken, sadece "ceplerimiz boşaltılsa", ona bile razı olacak hâldeyiz!.. Ama, "asıl boşalan" ruhumuz!..
Evet; adım adım, milim milim "ruhsuz bir toplum" oluyoruz!..
"Tepkisiz!.. Dertsiz!.. Çilesiz!.. İdealsiz!.. Fikirsiz!.. Umursamaz!.. Değersiz!.. Reflekssiz!.. Fer'siz ve Ter'siz!" bir toplum!..
Peki, tek suçlu "medya mı?..
- Bir Cumhuriyet pacavrasi degil ki..
- Peki, bunu alanların, daha ötesi bundan cok daha etkili ve tehlikeli uyusturma araci olan televizyonları seyredenlerin, "günden güne aşındıklarını" göre göre, hâlâ "erimeye" devam etmeleri de, bir "cinnet" hâli değil mi?..
**
http://www.midicity.com/wsma/bbs/messages/1451.html
http://www.liegirls.com/quicktime.html
http://www.factnet.org/discus/messages/4/3232.html?1094228169
http://www.melaniephillips.com/articles/archives/000314.html
<img src=http://www.holywar.org/CART151.gif>
Solidarity Group stand by the oppressed peoples
m.batur@yahoo.uk
|