HAYAT YALNIZ HAYATTAN GELIR! CANSIZ MADDELER HAYAT
OLUSTURAMAZ! Evrim teorisi, yeryüzündeki ilk canlinin, tesadüfler sonucunda cansiz maddelerin biraraya gelmesiyle kendiliginden olusan bir hücre oldugunu iddia eder. Ama bu iddia, biyolojinin en temel kanunlarindan birine aykiridir: Hayat yalnizca hayattan
gelir, yani cansiz madde hayat olusturamaz. Cansiz maddenin hayat olusturabilecegi inanci, aslinda bir Ortaçag hurafesidir.
Haci’nin yaniti..
Cansiz madde, dogal sureclerle canli hale gelebilir mi? Elbette gelir. Hem gelmistir zaten.. Butun canlilarin kokeni cansiz maddelerdir. Bu evrime inansaniz da boyledir, Allah’a inansaniz da boyle....
Ne kadar anlamsiz, aptalca bir cikarsama.. Allah bile olsa canlilari yaratan, onlari cansiz maddeleri bir araya getirerek yaratmamis midir? Bunu Allah yapiyorsa, doga neden yapmasin? Bu neden dinsel bir konu oluyor birden? Allah’i neden bu tur tartismalarin
ortasina firlatiyorsunuz? Allah varsa eger, belki bunu boyle istiyordu.. Ne biliyorsunuz?
YARADILISA INANANLARIN IDDIASI:
Darwin "canlilar kademe kademe evrimlesmislerdir" diyordu. Bu durumda çok sayida
"ara tür"yasamis olmaliydi. Ama fosil kayitlarinda bu teorik canlilardan iz yoktu. Darwin
bu sorun üzerinde çok kafa yormus ve sonuçta "bu fosiller ileride bulunabilir"demek
zorunda kalmisti.Peki siz, fosil kayitlarindaki ara form boslugunu nasil açikliyorsunuz?
Haci’nin yaniti..
Evrim her zaman ve yalniz yavas ve tedrici bir surecler dizisi degildir. Aniden de ortaya
cikabilir. Canlilar, cevrelerindeki baskilara boyun egerken, her zaman yok olup gitmezler. Letal olmayan cevresel baskilara adapte olurlar. Bu adaptasyon (uyum)
evrim olarak bilinir. Icinde yasadiklari ortama cok iyi
uymus olan canlilarda evrim sureci ya son derece yavas bir sekilde gelisir, ya da hic gelismez. Bazi kopek baliklarinin ve deniz hayvanlarinin
yuzmilyonlarca yil ayni sekli koruduklari gibi.... Fosil kayitlari da bu gercekleri yansitmalidir ve gercekten de yansitmaktadir.
Canlilarin “fenotipik” ve “genotipik” nitelikleri vardir. Fenotipik nitelikler canlilarin
gorunusudur. Ornegin insanin gorunusu onun fenotipik niteligidir. Kimi, ince uzun, digeri, kisa sisman, kimi kadin, digeri erkek, kimi beyaz digeri siyah, o kadar cok fenotipik ozellik vardir ki, bazi
durumlarda uzaydan entel bir yaratik gelip, bizleri incelese, ve genotipik niteliklerimizi dikkate almasa, bizleri farkli turlere bile ayirmaya tesebbus
edebilir. Bu fenotipik nitelikler, genotipik nitelikler tarafindan dikte ettirilir.
Kromozomlarda bulunuan DNA, cesitli protein molekullerini sentez ederek, gozumuzun
renginden, ayak bas parmagimizin buyuklugune kadar,
sacimizin kivircikligindan, burnumuzun sekline kadar, her turlu insani niteliklerin manifestasyonunu saglar. Bu mekanizmalar cok iyi bilinmektedir. Su anda onlardan
bahsetmek istemiyorum. Insanlarla hayvanlar arasinda fenotipk ve genotipik benzerlikler vardir. Ancak atla insan arasindaki, fenotipik ve genotipik benzerlikler, (bazi geri zekalilarin ata benzemelerine ragmen), gorille insan arasindaki benzerlikten cok
daha azdir. Aslinda, insan ve goril arasindaki fenotipik benzerlik oldukca az oldugu
halde, genotipik benzerlik % 98’a yakindir. Durmaksizin degisen bir ortamda, cevredeki bazi baskilara maruz kalan canlilarda ilk degisiklige ugrayacak olan nitelik, genotipik olanidir. Bazi genler
mutasyona ugrayarak, canlinin cevreye olan uyumu saglanir. Bu genetik mutasyon hizla gelisebilir ve canlilar degismekte olan ortama kisa bir sure icinde,
bin-iki bin yil icinde, adapte olabilirler. Bu sure icinde fenotipik bir degisime ugramamis
bile olmalari soz konusudur. Cunku her genetik nitelik, kendini yeni bir fenotipik nitelik olarak yansitmamaktadir. Genetik mutasyonun baska yararlari olabilir.
Canli metabolizmasi ve organ ve dokularin fonksiyonlari
ile ilgili nitelikler bu genetik mutasyon sirasinda yeni kosullara uymak uzere degisir ve daha uyumlu bir nitelik kazanabilir ve bunlar fenotipik nitelikleri
dikte ettirmeyebilir. Ancak genetik degisikliklerin fenotipik olarak kendilerini belirtmemelerinin bir siniri vardir. Genetik degisiklikler birikir
ve bir gun gelir, son bir damla hayvanda cok belirli bir fenotipik niteligin ortaya cikmasi ile sonlanabilir. Butun bu surec bir kac bin yil icinde
baslayip, bitmitir. Buna "punctuated equilibrium" denir ve yeni ortaya cikan hayvanla, eski hayvan arasinda ara turleri gelismeye zaman bulamamistir. Ara hayvana gerek yoktur veya ara hayvanlarin fosillesmesi icin gerekli zaman yoktur. Evrim, insan gozu icin
cok yavas cereyan eden bir surectir belki ama, dogada bir kac bin yil, son derece kisa bir
suredir.
YARADILISA INANANLARIN IDDIASI:
Canlilarin göz, kulak, kanat gibi kompleks organlari nasil dogal seleksiyonla açiklanabilir? Tek bir dokulari eksik olsa hiçbir ise yaramayacak olan bu organlarin, "kademe kademe"gelismis olduklari nasil
savunulabilir?
Haci’nin yaniti;
Cevap. Her seyden once soru sorarken hata yapiyorsunuz.. Kendinize gore bir varsayimla
basliyorsunuz soruya.. O da su.. “ Tek bir dokulari eksik olsa hiçbir ise yaramayacak olan bu organlarin” cumlesi tumuyle yanlis.. Hem de cok yanlis.. Hayvanlarda mevcut butun duyularin cesitli gelismis sekilleri vardir. Bazilari cok ilkel, bir kac sinir hucresinden olusan devrelerden ibarettir ama, o hayvan icin mukemmel bir sekilde calisir.. Her duyu, her organ ayni derecede gelismemistir.. Bazi hayvanlarda cok daha duyarlidir. Cunku oyle olmasi gerekmektedir.. Kartallarda goz neden insan gozunden cok daha
ustundur. Cunku kartal avini yukardan, yuzlerce, hatta binlerce metre uzaktan bakarak tanimak zorundadir.. Evrim sirasinda ilk kartallar muhtemelen cok daha buyuk zorluklarla avlanabiliyorlardi.. Bu durum bu hayvanlar uzerine bir baski yapmis olmalidir. Doganin bir kurali vardir. Cesitlilik. Her hayvanin her niteligi biraz farklidir. Gozu daha iyi goren kartala benzer kusun yasama sansi daha cok olacagindan, goz gelismistir kartalda. Gozu daha iyi goren
kartal ciftleserek neslini surdurmustur. Digeri yok olmustur. Ayni seyleri butun canlilar ve butun duyular icin soyleyebiliriz.
Canliya olan baski.. Cevrenin, diger hayvanlarin baskisi... Dedim ya siz temeli curuk tutuyorsunuz. Bazi yanlis varsayimlardan hareket ederek, aptalca bir dusunce batakligina saplaniyorsunuz. Oradan da
kurtulamiyorsunuz. Battikca batiyorsunuz.. Bu konuda daha ayrintili bilgiler icin Richard Dawking’in The Blind Watcmaker’ baslikli eserini okuyun.
Pek anlayabileceginizi sanmiyorum ya..
Bir kuram gelistirirken, delillere bakilir. Deliller bir araya getirilerek bir sonuca varmaya
calisilir. On yargidan mumkun oldugu kadar uzaklasilir.. Bir olguya on yargi ile yaklasirsaniz basarili olamazsiniz.. Kendinizi butun on yargilarinizdan arindirmaniz gerekmektedir.. Hem ne
kadar anlamsiz bir sav. Tek bir dokularinin eksik olmasi bile gormeyi onler demek.. Belli ki siz gozu cesitli canlilarda incelememissiniz. Aralarinda o kadar cok fark vardir ki, siz onlara goz bile demezsiniz. Ama o hayvan icin mukemmel bir gozdur o.. Sizin bakip da goremediginizi o hayvan kolaylikla gorur.
YARADILISA INANANLARIN IDDIASI:
Tüm bunlarin öncesinde, Darwin'in "tüm canlilarin ortak atasi dedigi"ilk canli organizma nasil olusmustu? Cansiz madde, dogal süreçlerle canli hale gelebilir miydi?
Haci’nin yaniti..
Bu sorunun yaniti icin size sayfalarla yazmam lazim.. Yine bir varsayimla yaklasiyorsunuz soruna.. Cansiz madde, dogal sureclerle canli hale gelebilir
mi? Elbette gelir. Hem gelmistir zaten.. Butun canlilarin kokeni cansiz maddedir. Bu evrime inansaniz da boyledir, Allah’a inansaniz da boyledir.
Ne kadar anlamsiz, aptalca bir cikarsama.. Allah bile olsa canlilari yaratan, onlari cansiz
maddeleri bir araya getirerek yaratmistir degil mi? Bunu Allah’in yapacagina inaniyorsunuz da, dogayi neden kucuk goruyorsunuz?
Goruyorsunuz yine yanlis bir yaklasimla sorunlari cozmeye calisiyorsunuz. Yanlis yoldasiniz.
Darwin’in ne oldugunu bilmedigi, tum canlilarin ortak atasi nedir biliyor musunuz? Sizin ve benim ortak atamiz.. Bakteri...
Dunyada ilk yaratilan, ister size gore Allah tarafindan olsun, ister bana gore Doga, ilk
canli varlik, bakteridir. Butun diger canlilar bu basit, ilkel yaratigin evrimi sonucu ortaya cikmislardir.. Darwin bunu bilemezdi. Siz biliyorsunuz..
Yaradilisa inananlar spontane jenerasyonu reddediyor! Bakin bu konuda bir yaradilisc neler yazmis..
YARADILISCILAR
Farkli canlilarin aniden ortaya çikmalarinin çok açik bir yaratilis delili oldugu ortadadir. Bu nedenle evrimci fosil bilimci Jeffrey S. Levinton, dahi "Kambriyen devrinde çok özel ve gizemli bir Yaratici gücün varligini görüyoruz" diyerek bu konuda itirafta bulunmaktadir. (Scientific American, Kasim 1992) HAYAT YALNIZ HAYATTAN GELIR! CANSIZ MADDELER HAYAT OLUSTURAMAZ! Evrim teorisi, yeryüzündeki ilk canlinin, tesadüfler sonucunda cansiz maddelerin biraraya gelmesiyle kendiliginden olusan bir hücre oldugunu iddia eder. Ama bu iddia, biyolojinin en temel
kanunlarindan birine aykiridir: Hayat yalnizca hayattan gelir, yani cansiz madde hayat olusturamaz. Cansiz maddenin hayat olusturabilecegi inanci, aslinda bir Ortaçag hurafesidir. "Spontane jenerasyon" adi verilen bu teoriye göre, farelerin bugdaydan
olustuguna ya da böceklerin yemek artiklarinin içinde "kendiliginden" var olduklarina
inanilmistir.
HACI
Buna gulmek mi aglamak mi gerek, bilmiyorum..
Yahu kendileri Allah’in canlilari spontane olarak cansiz varliklardan yarattigini iddia etmiyorlar mi?
Hem canlilari olusturan atom ve molekuller aslinda cansiz degil mi? Bence Allah’a inanan her seye inanir..
Yukardaki spontane jenerasyonu reddedenler neden evrim kuramina ilimli bakmiyor acaba diyorum, kendi kendime..
Evrim de spontane jenerasyonu reddiyor. Ama yaradilisa inananlar onu asla reddetmiyor..
Orta cagdaki bu dusunce yaradilisa inananlarin dusuncelerine cok daha yakin..
Kambrian patlamasina gelince, bu baslikta bir bolum acmistim.. Her bilinmeyeni yok kabul etmek ve onu Allah'a hamletmek cok eski bir takdik.. Ama insanlar ogreniyor ve Allah kayboluyor.. Hayvanlar kambrian doneminde birden yayildi ve yeni anatomik vucut sekilleri ortaya cikti. Aslinda bu aniden ortaya cikis, evrim kuramina karsi bir delil degildir. Ani ortaya cikis evrimde vardir.. Punctated equilibrium denen durumdur bu.. Bu da bir kuramdir. Ben bu kurami bazi ayrintilari ile yayinlamistim.. Ara turlerin fosillerinin neden olmadigini aciklarken.. Kambrian devrinde, canlilara bizim su anda ne oldugunu bilmedigimiz bir sey oluyor. Genetik, metabolik veya diger bir gelisme, bir tur evrim bu hayvanlarin aniden cogalmasina ve cesitli vucut sekilleri kazanmalarina neden oluyor. Bu belki de normal bir surec. Cunku DNA ve genler de evrime ugruyor ve bu arada boyle bir donemden geciyor olabilirler. Bu Allah'in varligini kanitlamiyor. Hem buna Allah da neden olsa, mekanzimasi ne olabilir. Allah hangi yontemi kullanarak hayvanlari aniden yaratti ve neden? Bunlari da ben yaradilisa inananlara soruyorum..
Hem sonra bundan 540 milyon yil once bazi canlilarin yasadigini biliyorsunuz madem, onlara ne olmustur? Kayip mi oldular yoksa evrime mi ugradilar.. keh keh keh..
Pikaia ya ne oldu soyleyin bakiiiiimmmmm.. Gafiller..
“Nitekim evrim teorisinin önde gelen savunucularindan Prof. Klaus Dose, cansiz maddelerin canliligi olusturdugunu ispatlamak için yapilan tüm çalismalarin basarisizlikla sonuçlandigini söyle itiraf etmistir: "…Yasamin kökeni konusunda otuz yili askin bir süredir yürütülen tüm deneyler, yasamin kökeni sorununa cevap bulmaktansa, sorunun ne kadar büyük oldugunun kavranmasina neden oldu. Su anda bu konudaki bütün teoriler ve deneyler ya bir çikmaz sokak içinde bitiyor ya da bilgisizlik itiraflariyla sonuçlaniyor."
HACI
Dogada mevcut her seyi, en basit bir bilesigi bile laboratuvarda yaratmak guctur. Bazi yapay atomlari yaratmak mumkun olmustur ama hepsi o kadar. Laboratuvarda canli hucre yaratmak cok zordur. Cunku hucreler son derece karmasik olusumlardir.. Daha dogalari ve yapilari bile dogru durust bilinmemektedir. Yaradilisa inananlar evrime inananlardan, boylesine kustahca isteklerde bulunarak savlarini kanitlamaya calismaktadirlar. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, evrime inananlarin yaradilisa inananlara, bize Allah’i gosterin demesine benzer.. Gosterin Allah’i bakiiimmmm saskinlar.. Ondan sonra bizden canli bir hucre yaratmamizi isteyin. Bu ne kadar buyuk bir ahlaksizliktir.. Insan daha ne
oldugunu bile bilmedigi bir seyi nasil yaratabilir? Evrim o hucrenin yalniz bir kac ozelligini aciga cikarmakta, ifsa etmektedir. Butun ozelliklerini degil.. Bu durumda boyle sorular sormanin amaci sadece polemik yapmak, halkin kafasini karistirmaktir..
Bu bir tur ahlaksizliktir..
Sevgili Atilla Turkeri asagidaki gozlemlerini biz evrime inananlara yoneltiyor ve diyor ki...
Iki Ayaklilik Sorunu ;
insanlarla maymunlar arasindaki asilamaz anatomik uçurumlar da insanin evrimi masalini geçersiz kilar. Bu uçurumlarin biri, yürüyüs seklidir.
Insan iki ayagi üzerinde dik yürür. Bu, baska HIÇBIR canlida rastlanmayan, çok özel bir hareket seklidir. Diger bazi hayvanlar ise iki ayakli olarak sinirli bir hareket kabiliyetine sahiptirler. Ayi ve maymun gibi hayvanlar ender olarak örnegin bir yiyecege ulasmak istediklerinde iki ayaklari üzerinde kisa süreli hareket edebilirler.
Normalde öne egik bir iskelete sahiptirler ve dört ayakla yürürler.
Arastirmalar göstermistir ki, iki ayakliligin evrimi hiçbir zaman GERÇEKLESMEMISTIR , gerçeklesmesi de MÜMKÜN DEGILDIR , sayin Hegel. Öncelikle iki ayaklilik evrimsel bir avantaj degildir. Zira, maymunlarin hareket sekli insanin iki ayakli yürüyüsünden
daha kolay, hizli ve verimlidir. Insan ne bir sempanze gibi agaçlar arasinda daldan dala atlayarak ilerleyebilir, ne de bir çita gibi saatte 125 km. hizla kosabilir. Aksine insan, iki ayagi üzerinde yürüdügü için, yerde çok daha yavas bir biçimde hareket
edebilir ve bu nedenle dogadaki canlilarin en savunmasizlarindan biridir. Dolayisiyla,
evrimin kendi mantigina göre, maymunlarin iki ayakli yürümeye yönelmelerinin hiçbir anlami yoktur. Aksine, evrime göre insanlar dört ayakli hale gelmelidirler.
----------------------------------------------------
Bu soruna bir aciklik getirebilecek bir babayigit var mi? Aslinda soruna cesitli yonlerden yaklasmak mumkun.. Ben bir deneyim bakiiimmmm...
Atilla Gardas diyor ki; "Arastirmalar göstermistir ki, iki ayakliligin evrimi hiçbir zaman GERÇEKLESMEMISTIR , gerçeklesmesi de MÜMKÜN DEGILDIR"
Siz buna inaniyorsaniz, deve kuslarinin ve diger ucmayan kuslarin olmadigina da inaniyorsunuz demektir.Hatta ucan kuslarin varligini da reddediyorsunuz demektir.
Ucan kuslarda iki ayaklilik normaldir. Peki ucmayan kuslarda ve insanlarda ne gibi bir yarari vardir.
1. Hayvanin hizla hareket etmesini saglar..
2. Ucmak ekonomik olarak cok pahalidir. Kuslar bile eger mumkunse ucmamayi yeglerler. Eger ucmayacaklari bir ozellik kazanirlarsa onu korurlar. Deve kuslari buyuktur.. Hizli kosar.. Gucludur.. ve savanada yasadigi icin, uzun boyu ile manzaraya hakimdir, tehlikeyi cok onceden farkeder..
3.Acik arazilarde, savana gibi yerlerde, yasayan hayvanlarin etrafi gormeleri icin iki ayaklari uzerine dikilmeleri gerekmektedir. Insanlar da bir zamanlar acik arazide yasamislar ve iki ayaklari uzerine dikilmeye zorlanmislardir. Ormandan, agacsiz ortama gecis insani iki ayagi uzerinde dikilmeye zorlamistir.
4.Sempanzelerin bazi etkinliklerini iki ayaklarin uzerine dikilerek yaptiklari bilinmektedir.
5. Iki ayak ustune dikilmenin bir avantaji daha vardir. Larinksi daha kullanisli kilmak. Iki ayakli insanlarin hem dururken, hem de kosarken, birbirleri ile sozlu haberlesmelerini surdurmeleri kolaydir.
6. Iki ayak ustunde hareket etmekte olan insan ayrica ellerini de ozgurlestirmis demektir.. Hem kosar veya kacar, hem de elleri ile kendini savunur veya avlanir..
7. Iki ayak uzerinde yurumek cok daha ekonomiktir. Dort ayak uzerinde yuruyen hayvanlarda gogus civarinda, omuzlarda kuvvetli kaslar gelismistir. Bu o kadar ekonomik bir durum degildir. Insanlarda buna gereksinim yoktur. Bu yuzden insan vucudu oldukca ekonomik bir anatomiye sahiptir.
8.Iki ayak uzerinde yurume ile birlikte insanlarin el bas parmaklarini kullanmalarin mumkun olmus ve insanlar deksterite (el becerisi) kazanmislardir. Hemen hic bir hayvan bas parmaklarini insanlardaki gibi hareket ettiremez..
9. Ayrica iki ayak uzerinde yurumenin bir diger yararinin da zekanin hizla gelismesine katkisi oldugu soylenebilir.. Beyne daha cok kan gidebilmektedir. Cunku kalp, omuz ve gogus cevresinde mevcut kaslari beslemekle ugrasacagina, o kanin bir kismini beyne gondererek, beyinin gorevlerini kolaylastirmayi yeglemistir. Insan beyni kalp atislarinin yuzde 25'ini gerektiren bir organdir. Baska bir deyisle, kalbin dolasima pompaladigi kanin yuzde 25'i, vucudun 50'de biri agirliginda olan beyne gitmektedir.. Bu da ancak iki ayak uzerinde yurumekle basarilir.
Bunlar su anda hatirladiklarim..
Insanlarin iki ayak uzerinde yurumleri onlarin daha akilli olmalarina onemli olcude katkida bulunmus evrimsel bir gelismedir..
Bipedalizme geçmenin avantajlarını o kadar basit,net ve doyurucu olarak anlatmışsınki..
Gerçekten şunu anlayamıyorum.Birileri çıkıyor ,bazı sorular soruyorlar.bunların cevabı net olarak veriliyor.ama sanki hiç verilmemiş sanki bu cevaplar gibi bildiklerini okumaya devam ediyorlar.Gelin bunların üzerinde tartışalım.Karşı tezlerinizi söyleyin diyoruz.Çıt yok..
ama ,belki onlarda haklı..Bu kadar çelişkiyi,bu kadar akıl dışı şeyleri savunmanın başka yolu yokki zaten.
Sevgili Hegel;
Insanlarin diger hayvanlardan daha akilli olusunun nedenini aciklamaya calisan kuramlarin hic biri tam anlamiyla basarili olamamistir. Belki de bunun bir istisnasi vardir. O da bipedalizm dir..
Beyin insanlarin iki ayaklari uzerinde yurumeye baslamalari ile ozgurlugune kavusmus ve gelismeye baslamistir..
Bu durumda su soruyu, hakli olarak, sorabilirsin..
Peki bazi kuslar da bipedalizme kavustuklari halde, neden entel yaratiklar olmamislardir..
Butun sorun neyin bipedalizme kavustugudur.. Kuslarin beyninde telensefalon denen, insandaki en buyuk ve gelismis tabakayi olusturan bolum, mevdut degildir.. Onun altindaki diensefalon bolumu iyi gelismistir. Hepsi o kadar..
Oyle bir yaratik dusun ki, telensefalon zaten gelismis, yani mevcut ve sen onun daha da gelismesi icin uygun bazi anatomik nitelikler kazaniyorsun.. Ilk Australopthesislerden biri bu durumdan yararlanmis ve hizla gelismeye baslamistir belki....
Bu ilginc bir aciklama olabilir ama, her hayvan icin gecerli degildir.. Her hayvan kendi kosulunda evrime ugramistir..
Ispermecet balinalari hakkinda ne bilirsin bilmem.. Ama muthis hayvanlardir.. Okyanusun derin sularinda yasarlar ve bir mile, hatta daha da derinlere kadar dalarlar. Orada asagi yukari bir saat gecirirler. Kalamari yerler bu hayvanlar.. Bir tur ahtapottur genel olarak yedikleri.. Diger balinalardan farkli olarak, insanlari sevmezler ve onlari yakinlarinda istemezler. Insan yedigi bilinen tek balina turudurler. Unlu Moby Dick romaninin kahramani iste bu balinadir.. Ben bir gun bu balinalardan birinin beynini inceledim.. Muthis bir seydi.. Insan beyninin agirligi 1400 gramdir.. Ispermecet balinasinin (sperm whale) beyni 9000-10000 gram agirligindaydi.. Muthis bir telensefalonu vardi.. Insan beyninden cok daha karmasik bir beyindi..
Bu hayvanin bir insan gibi dusunmedigini biliyoruz. Cunku bu hayvan cok daha degisik kosullar altinda evrime ugramistir.. Zekasi kendine goredir.. Butun telensefalonun gorevi, hayvanin denizin derinliklerinde ahtapot avlamasini saglamaktir. Bir cok yonden insandan bile daha gelismis olmasina ragmen, bu hayvan insanla rekabet edememektedir.. Cunku insanlar evrim sirasinda, diger hayvanlarda olmayan bazi nitelikler kazanmislardir. Bu belki de doganin bir hatasidir.. Bir kazadir.. Buyuk bir tesadufdur..
Veya ilahi bir mudaheledir...
keh keh keh..
evrim tanrı elinin işlediğini yadsımaz,
yadsıyamaz,
çünkü yadsıyabilecek herhangi bir veri yoktur bilimin elinde,
sadece
occam'ın usturası gereği,
tanrısız evrim daha ekonomiktir:
tanrıyı işin içine katmadan da açıklanabiliyorsa,
bilimci neden ille de tanrıyı işe karıştırmalıdır?
dindarlar,
herhangi bir katkıda bulunmadan
sadece araya kendi yorumlarını sıkıştırarak
bilimsel kozmolojiye sahip çıkarlar;
evrimi neden kozmoloji gibi sahiplenmedikleri
benim için hala bir muammadır.
yoksa bütün mesele,
darwinin çirkin bir adam olması mıdır?
Sevgili Outsider;
Ilginc bir noktaya deginmissin.. Big Bang'e sahip cikan inanis, evrime neden ilimli bir gozle bakmamaktadir?
Daha once evrimin neden Tanri kavramini dikkate almamasi gerektigi konusundaki dusuncelerimi aciklamak isterim. Senin de acikca belirttigin gibi, Tanri'siz evren daha ekonomiktir.. Tanri kavramini mevcut denklemlere eklemekle, onlari daha anlasilir yapmayiz. Tam tersine, onlari isin icinden cikilmaz bir hale getiririz. Elimizde zaten son derece karmasik bir denklem var.. Bir tarafina daha da karmsik bir degeri ekledigimizi dusun.. Cozume hic bir yarari olmayacaktir.. Occam'in usturasinda oldugu gibi.. guzel bir yaklasim.
Aslinda Tanri'yi evrim kuramina karistiran olmustur. Wallace denen bir dogal bilimci, Darwin ile ayni zamanda Turlerin Kokeninin ne olmasi gerektigini dusunup, cikarmistir. Ancak Wallace, Darwin'den farkli olarak, insanin bir istisna oldugunda ve ilahi bir mudahale sonucu yaratildiginda israr etmistir.. Wallace dindardi, Darwin ise ateist.. Kaderin cilvesine bakin siz.. Darwin babasi ve dedesi gibi tip tahsili yapip doktor olmak uzere Tip Fakultesine girmistir. Ancak iki yil sonra bu meslegin kendine uygun olmadigini anlamis ve biyoloji tahsili yapmistir.. Daha onceleri ise, papaz okuluna gonderilmek istenmistir.. Bir biyolog olmasina ragmen Wallace, ayni zamanda bir inanirdir..
Peki dindarlar neden evrim kuramini reddetmektedirler?
Yalniz bizim musluman yobazlar degil, hristiyanlar da evrim kelimesinden gocunmaktadirlar.. Sanki daha ilkel bir yaratiktan gelmek hakaretmis gibi.. Aslinda butun sorun bence insan olmanin ukalaligi, zuppeligidir.. Tabii dinlerin, ozellikle Kur'anin bu konuda bazi bilgiler icermesi.. Evrime karsi gibi durmasa da, din kitaplari olusum ve yaradilis konusuna atiflarda bulunmaktadirlar.. Evrim kavrami da, o baslangica mudahale edebilir korkusu icindedir bizim yobaz takimi.. Halbuki biliyorsun, evrim, ilk hayvanlara kadar gidebilmekte, ondan oteye uzanmakta buyuk zorluklarla karsilasmaktadir.. Inanirlari korkutan iste bu durumdur.. Evrime inanandiklari an, onun sonucuna da inanmaya zorlanacaklardir. O sonuc ise Kur'anla ve Kutsal kitapla uyum icinde degildir.. Gelecekten korkmaktadirlar evrime karsi gelenler.. Baslarina gelecekleri mumkun oldugu kadar geciktirmek istemektedirler.. Birgun elbet yikilacaklardir.. O gunun mumkun oldugu kadar gec gelmesini saglamaya calismaktadirlar. Dinlerin icinde en akillisi Katolisizm dir.. Papa'lar evrime 1950'li yillardan beri, ilimli bakmaktadirlar.. Bu konuda kesin bir karar aldiklarini sanmiyorum ama, almislarsa da hic sasmam dogrusu..
Evrim kuramini dinlerin reddemesinin nedenlerinden birinin Darwin'in gercekten cok cirkin biri olmasi olabilir.. Onu zaten hep maynuma benzetmektedirler bizim koyu yaradiliscilar ve hristiyanlar...
Bence çok yakışıklı.ayrıca yaşlılık dönemine ait o fotolar chagas hastalığına yakalanan ve bitap düşen buna rağmen insanüstü bir gayretle çalışmalarına devam eden bir doğa bilimcisinin yorgun fotolarıdır.ama bana sorarsanız o züppe mankenlerden bin kere daha yakışıklı.O yorgun ama parıltılı bakışları yeter!
Evrim teorisinin çürütülmesi yaratılış'ın doğruluğunu nasıl gösterir?
CANLILIĞIN yeryüzünde nasıl ortaya çıktığı sorusunu sorduğumuzda, karşımıza iki farklı cevap çıkar:
- Bu cevaplardan birincisi, canlıların evrim yoluyla ortaya çıktıklarıdır. Bu iddiayı savunan evrim teorisine göre canlılık tesadüflerle ortaya çıkan bir ilk hücreyle başlamıştır. Bu canlı hücre de yine tesadüfler sonucunda gelişip evrimleşmiş ve çeşitlenerek dünya üzerindeki milyonlarca farklı türü oluşturmuştur.
- İkinci cevap ise "Yaratılış"tır: Bütün canlılar tüm evrene hakim olan bir Yaratıcı'nın yaratmasıyla var olmuşlardır. Hiçbir şekilde tesadüfle meydana gelmesi mümkün olmayan canlılık ve milyonlarca canlı türü, ilk yaratıldıklarında da bugünkü gibi eksiksiz, kusursuz ve üstün bir tasarıma sahiplerdi. En basit gibi görünen canlı türlerinin dahi, kendi kendine, doğal şartlarla ve rastlantılarla oluşamayacak derecede kompleks yapı ve sistemlere sahip olması, bunun açık bir kanıtıdır.
Bu iki seçenek dışında, canlılığın nasıl ortaya çıktığı konusunda bugün ortaya konabilecek üçüncü bir iddia, bir teori hatta herhangi bir varsayım bile yoktur. Mantık kurallarına göre cevabı iki seçenekli bir sorunun cevap seçeneklerinden birinin kesin yanlış olduğu ortaya konursa, diğer seçeneğin kesin doğru olduğu da anlaşılır. En temel mantık kurallarından biri olan bu kurala "ayrık çıkarım" (modus tolendo ponens) adı verilir.
Yani eğer yeryüzündeki canlı türlerinin, evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüflerle evrimleşerek ortaya çıkmadığı ispatlanırsa, bu durum canlıların bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını kesin olarak ispatlar. Evrim teorisini savunan bilim adamları da "üçüncü bir alternatif" olmadığını kabul ederler. Bunlardan biri olan Douglas Futuyma bunu şu sözleriyle ifade etmektedir:
Canlılar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıkmışlardır ya da kendilerinden önce var olan bazı canlı türlerinden evrimleşerek meydana gelmişlerdir. Eğer eksiksiz ve mükemmel biçimde ortaya çıkmışlarsa, o halde üstün bir akıl tarafından yaratılmış olmaları gerekir.
Evrimci Futuyma'nın bu sözlerinin cevabını fosil bilimi verir. Fosil bilimi (paleontoloji) tüm canlı gruplarının farklı zamanlarda, birdenbire ve mükemmel biçimleriyle yeryüzü sahnesine çıktıklarını göstermektedir.
Yüzyılı aşkın bir süredir sürdürülen arkeolojik kazılarda ve araştırmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canlıların yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya çıktıklarını, yani "yaratıldıklarını" göstermiştir. Bakteriler, omurgasız deniz canlıları, balıklar, yumuşakçalar, eklembacaklılar, amfibiyenler, sürüngenler, kuşlar veya memeliler aniden, kompleks organ ve sistemleriyle yeryüzünde belirmişlerdir. Aralarında birbirine sözde bir geçiş olduğunu gösteren fosiller de yoktur. Fosil bilimi de diğer bilim dallarının verdiği mesajı vermektedir: Canlılar evrimleşmemişler, yaratılmışlardır. Sonuçta evrimciler, gerçek dışı teorilerini kanıtlamaya çalışırken, kendi elleriyle yaratılış gerçeğinin delillerini ortaya çıkarmışlardır.
Ünlü İngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmasına karşın evrim teorisinin tüm iddialarını geçersiz kılan bu açık gerçeği şöyle itiraf eder:
Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılaşırız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz.
Kambriyen devri, evrim teorisini yıkmak için yeterlidir
Canlılar alemi, biyologlar tarafından bitkiler, hayvanlar, mantarlar gibi temel "alemlere" ayrılır. Bunlar da kendi içlerinde ilk olarak farklı "filum"lara bölünürler. Bu filumlar belirlenirken, her birinin tamamen farklı vücut planlarına sahip oldukları göz önünde bulundurulmuştur. Örneğin artropodlar (eklem bacaklılar) kendilerine has bir filumdur ve filuma dahil edilen tüm canlılar temelde benzer bir vücut planına sahiptir. Chordata olarak adlandırılan filum ise, merkezi bir sinir ağına sahip olan canlıları barındırır. Bizim için tanıdık olan balıklar, kuşlar, sürüngenler, memeliler gibi hayvanların tümü, Chordata'nın bir alt sınıfı olan omurgalılar kategorisine dahildir.
Hayvanların farklı filumları arasında, ahtopotlar gibi yumuşak bedenli canlıları barındıran Molluska filumu ya da yuvarlak solucanları barındıran Nematoda filumu gibi çok farklı kategoriler vardır. Bu kategorilerin en önemli özelliği ise, tamamen farklı vücut planlarına sahip olmalarıdır.
Peki bu farklı canlılar nasıl ortaya çıkmıştır?
İLGİNÇ DİKENLER: Kambriyen devrinde bir anda ortaya çıkan canlılardan biri, Hallucigenia'dır. Bu ve diğer pek çok Kambriyen canlısının fosilinde, saldırılara karşı korunma sağlayan dikenler ya da sert kabuklar yer alır. Evrimcilerin açıklayamadıkları bir konu da, ortada hiçbir "avcı" canlının bulunmadığı bu devirde bu hayvanların nasıl bu kadar iyi bir korunmaya sahip olduklarıdır. Ortada avcı hayvanların bulunmayışı, bu durumu "doğal seleksiyon"la açıklamayı imkansız kılmaktadır.
Önce evrim teorisinin bu konudaki varsayımını ele alalım. Bilindiği gibi teori, canlılığın tek bir ortak atadan geldiğini ve küçük değişimlerle farklılaştığını öne sürmektedir. Bu durumda, canlılığın, ilk başta birbirine çok benzer ve basit formlarda ortaya çıkmış olması, sonra zamanla gelişip çeşitlenmesi gerekir.
Denizyıldızı, denizanası gibi pek çok kompleks omurgasız canlı günümüzden yaklaşık 500 milyon yıl önce hiçbir sözde evrimsel ataya sahip olmadan, birdenbire ortaya çıkmıştır. Yani yaratılmıştır. Bugünkü örneklerinden hiçbir farkları da yoktur.
Yani evrim teorisine göre, canlılık tek bir kökten gelen, ancak sonra dallara ayrılan bir ağaç gibi olmalıdır. Nitekim bu varsayım Darwinist kaynaklarda ısrarla vurgulanır ve "hayat ağacı" kavramı sık sık kullanılır. Bu hayat ağacına göre, önce tek bir filum oluşmalı, sonra diğer filumlar küçük küçük değişimlerle ve uzun zaman dilimleri içinde yavaş yavaş belirmelidir.
Evrim teorisinin iddiası budur. Peki ama gerçekten böyle mi olmuştur?
Kesinlikle hayır. Aksine, hayvanlar, ilk ortaya çıktıkları dönemden itibaren çok farklı ve kompleks yapılara sahiptirler. Bugün bilinen tüm hayvan filumları, yeryüzünde aynı anda, Kambriyen devri olarak bilinen jeolojik dönemde ortaya çıkmışlardır. Kambriyen devri, yaşı 530-520 milyon yıl olarak hesaplanan 10 milyon yıllık bir jeolojik dönemdir. Bu devirden önceki fosil kayıtlarında, tek hücreli canlılar ve çok basit birkaç çok hücreli dışında hiçbir canlının izine rastlanmaz. Kambriyen devri gibi son derece kısa bir dönem içinde ise (10 milyon yıl, jeolojik anlamda çok kısa bir zaman dilimidir) bütün hayvan filumları, tek bir eksik bile olmadan bir anda ortaya çıkmışlardır!
500 milyon yıl önce Kambriyen devirde aniden ortaya çıkan kompleks omurgasız canlılardan biri de "trilobit"lerdir. Trilobitin evrimcileri çıkmaza sokan bir diğer özelliği ise sahip olduğu petek göz yapısıdır. Trilobitin son derece gelişmiş kompleks gözleri çoklu mercek sistemine sahiptir. Bu sistem günümüzdeki örümcek, arı, sinek gibi pek çok canlıda bulunan örneklerinden farksızdır. Böyle kompleks bir göz yapısının bundan 500 milyon yıl önce yaşamış bir canlıda birdenbire ortaya çıkması, evrimcilerin tesadüfe dayalı teorilerini çöpe atmak için yeterlidir.
Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller, salyangozlar, trilobitler, süngerler, solucanlar, denizanaları, denizyıldızları, yüzücü kabuklular, deniz zambakları gibi çok farklı canlılara aittir. Bu tabakadaki canlıların çoğunda, modern örneklerinden hiçbir farkı olmayan, göz, solungaç, kan dolaşımı gibi kompleks sistemler, ileri fizyolojik yapılar bulunur. Bu yapılar hem çok kompleks, hem de çok farklıdır. Evrimci literatürün popüler yayınlarından Earth Sciences dergisinin editörü Richard Monestarsky, Kambriyen Patlaması hakkında şu bilgileri vermektedir:
Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks hayvan formları aniden ortaya çıkmışlardır. Bu an, Kambriyen devrin tam başına rastlar ki, denizlerin ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla dolması bu evrimsel patlamayla başlamıştır. Günümüzde dünyanın her yanına yayılmış olan omurgasız takımları erken Kambriyen devirde zaten vardır ve yine bugün olduğu gibi birbirlerinden çok farklıdırlar.
Darwinizm'in dünya çapındaki en önemli eleştirmenlerinden biri olan Berkeley Üniversitesi profesörü Philip Johnson, paleontolojinin ortaya koyduğu bu gerçeğin, Darwinizm'le olan açık çelişkisini şöyle açıklamaktadır:
Darwinist teori, canlılığın bir tür "giderek genişleyen bir farklılık üçgeni" içinde geliştiğini öngörür. Buna göre canlılık, ilk canlı organizmadan ya da ilk havyan türünden başlayarak, giderek farklılaşmış ve biyolojik sınıflandırmanın daha yüksek kategorilerini oluşturmuş olmalıdır. Ama hayvan fosilleri bizlere bu üçgenin gerçekte başaşağı durduğunu göstermektedir: Filumlar henüz ilk anda hep birlikte vardır, sonra giderek sayıları azalır.
Philip Johnson'ın belirttiği gibi, filumların kademeli olarak oluşması bir yana, tüm filumlar bir anda var olmuşlar, hatta ilerleyen dönemlerde bazılarının soyu tükenmiştir. Çok farklı canlıların bir anda ve kusursuz şekilde ortaya çıkmalarının anlamı ise, evrimci Futuyma'nın da kabul ettiği gibi, yaratılıştır.
Görüldüğü gibi eldeki bütün bilimsel bulgular evrim teorisinin iddialarını geçersiz kılmakta ve yaratılış gerçeğini gözler önüne sermektedir.
Evrim teorisi neden "biyolojinin temeli" değildir?
EVRİMCİLER tarafından sık sık tekrarlanan bir iddia vardır: Evrim teorisinin bilimin temeli olduğu yalanı... Bu iddiayı ortaya atanlar, evrim teorisi olmadan biyoloji biliminin gelişemeyeceğini, hatta var olamayacağını iddia ederler. Aslında bu iddia çaresizlikten kaynaklanan bir demagojiden ibarettir. Türkiye'nin bilim alanında yetiştirdiği önemli isimlerden biri olan bilim felsefecisi Prof. Dr. Arda Denkel bu konuyu şöyle yorumlamaktadır:
Örneğin, "Evrim Kuramı'nı reddetmek biyolojik bilimlerin, yer bilimlerinin, fizik ve kimyanın bulgularını da reddetmek anlamına gelir" düpedüz yanlış bir önerme. Çünkü iddia edilen türden bir çıkarım (burada bir modus tollens) elde edebilmek için, önce kimya, fizik, jeoloji ve biyolojinin bulgularını dile getiren kimi önermelerin evrim kuramını içeriyor (implication) olması gerekirdi. Oysa bulgular ya da onların ifadeleri kuramları içermezler; ayrıca onları kanıtlamazlar (demonstration/proof) da.
Sovyetler Birliği'nde Stalin dönemindeki tüm bilimsel çalışmalar Marx ve Engels'in ortaya attığı "diyalektik materyalizm"e zorla uydurulmuştu. Darwinizm'i biyolojinin temeli gibi gösterenler, aynı dogmatik zihniyeti taşımaktadırlar.
'Evrimin bilimin temeli olduğu' iddiasının ne denli geçersiz ve saçma bir iddia olduğu, sadece bilim tarihinin incelenmesiyle bile anlaşılabilir. Eğer bu iddia doğru olsaydı, evrim teorisinin ortaya atılmasından önce dünya üzerinde bilimsel bir gelişme olmaması, bütün bilimlerin de evrim teorisinin ortaya atılmasından sonra doğmuş olmaları gerekirdi. Oysa biyoloji, paleontoloji (fosil bilimi) gibi bilim dallarının hepsi, evrim teorisinden önce doğmuş ve gelişmişlerdir. Evrim ise bu bilim dallarına sonradan sokulmak, zorla kabul ettirilmek istenmiş bir varsayımdır.
Evrimcilerin bu yönteminin bir benzeri, Stalin döneminde SSCB'de de uygulanmıştı. O dönemde Sovyetler Birliği'nin resmi ideolojisi olan komünizm, "diyalektik materyalizm" olarak bilinen felsefeyi tüm bilimlerin temeli saymıştı. Bunun bir sonucu olarak Stalin tüm bilimsel çalışmaların diyalektik materyalizme uydurulmasını emretmişti. Böylece SSCB'de yazılan tüm biyoloji, fizik, kimya, tarih, siyaset, hatta sanat kitaplarının başına, "bu bilimlerin diyalektik materyalizme, Marx'ın, Engels'in, Lenin'in görüşlerine dayandığı"na dair giriş bölümleri eklenmişti.
Ama SSCB çökünce bu zorlama yorumlar kitaplardan çıkarılmış ve kitaplar yine aynı bilgileri içeren teknik, bilimsel kitaplar olarak kalmışlardır. Diyalektik materyalizm gibi bir safsatadan vazgeçilmesi asla bilimi gölgede bırakmamış, aksine bilimin üzerindeki baskı ve zorlamaları ortadan kaldırmıştır.
Bugün de çağdaş bilimi evrime bağlı kalmaya zorlayan hiçbir neden yoktur. Bilim gözlem ve deneye dayanır. Evrim ise, gözlemlenemeyen geçmiş hakkında ortaya atılmış bir varsayımdır. Dahası bu varsayımın iddia ve önermeleri her defasında bilimin ve mantığın kuralları tarafından yalanlanmıştır. Bu varsayım terk edildiğinde elbette ki bilim hiçbir kayba uğramayacaktır. Amerikalı bir biyolog olan Harper bu konuda şu yorumu yapar:
Sık sık Darwinizm'in modern biyolojinin temeli olduğu iddia edilir. Oysa aksine, eğer Darwinizm'e yapılan bütün göndermeler ortadan kaldırılsa, biyoloji biliminde hiçbir değişiklik olmayacaktır...
Hatta tam tersine bilim, dogmatizm, ön yargı, safsata ve uydurmalarla dolu böyle bir teorinin dayatmasından kurtulduğu için çok daha hızlı ve sağlıklı bir biçimde ilerlemeyi sürdürecektir.
Sevgili Gorengozler;
Ben cok ugrasiyorum ama, bir turlu aramizdaki engeli gecemiyorum. Biz hep farkli seylerden bahsediyoruz ve farkli inanc ve goruslere sahibiz. Ben yine de sorularinin yanitini vermeye calisacam..
Ayni konu uzerinde tartisiyor gibiyiz belki ama, sorulara yaklasimimiz cok farkli. Birbirimizi yeterince dinlemiyor ve anlamiyoruz. Birbirimize hak vermiyoruz. Daha dogrusu, ortak payda gelistirmede buyuk guclukler cekiyoruz. Ben evrim konusunda ve bildigim diger konularda, bilimselligin disina cikamam. Cunku bu benim icin sorumsuzluk olur. Siz cikabilirsiniz ve bu sizin icin sorumsuzluk olmaz. Cunku anladigim kadariyla siz konunun daha cok manevi tarafina onem veriyorsunuz. Biz ayni konunun cok ayri taraflarini tartisiyoruz. Birimiz kendisi ile ugrasirken, digerimiz golgesi ile ugrasiyor. Artik hangimizin golgesi ile ugrastigina izleyiciler karar versin.
Siz soruna bazi onyargilarla yaklasiyorsunuz. Bu onyargilarin hemen tumu yanlis veya eskik veya demode olmus dusunceler. Onyargili hemen her cumleniz yanlis. Bilimsel olarak yani.. Dogal olarak onun ustune insa ettiginiz argumanlariniz da yanlis. Siz yazdiklariniza inaniyorsunuz ve belirtmeye calistigim gibi, konunun daha cok maneviyati ile ilgileniyorsunuz. Ben ise materyelistik yonuyle istigal ediyorum. Ben bir materyelist oldugumu itiraf ediyorum. Bu bir tur ozur dileme gibi durdu ama, oyle bir niyetimin olmadigini anlamaniz lazim.