YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum TAVANARASI

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

Politika'da yeri olmayanlar

December 13 2003 at 1:15 PM
rope  (Login rope)
from IP address 81.8.108.38

Ateistforum İsrail ajanları tarafından yürütülmektedir.
December 12 2003 at 6:17 PM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------





Ateistforum, ateist görünümlü İsrail ajanları tarafından yönetilmektedir.Kuranı Kerim
“Ey iman edenler yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin “der
Maide suresi 51.

İslam var oldukça Siyonist emllerini gerçekleştiremeyeceğini bilen Yahudiler, İslam ülkelerinde ateizm fırtınası estirerek, İslamı yıkmaya çalışmaktadırlar.Oyun bellidir, İslami anlayış yıkılacak, inançsız kalan topluluklara kolayca kendi ideolojileri doğrultularında yönlendirecekler.GAP ta Yahudiler tarafından büyük miktarlarda toprak alımı yapıldığı her kesin malulüdür.Plan basamak basamak işlemektedir.

Bu amaçla yürütülen ateist forumdaki çalışmalarda bazı ateist görünümlü İsrail ajanları açık vermiştir.Onların bu yönünü deşifre eden ben, bunu sizlerle paylaşarak,oynanan oyunu gözler önüne sermek istedim.

Bildiğiniz gibi İsrail Yahudi şeriatı ile yönetilen teokratik bir din devletidir.Bir ateistinse hiçbir teokratik yapılanmaya destek vermesi düşünülemez.fakat gel görelim ki, İslam’a, Müslümanların Allahına verip veriştiren ateist İsrail ajanlarının yazılarında verdiği açıklarından size örnekler vermek istiyorum.

Ali Oktay, ateist görünümlü bir israil ajanı işte yazdıkları:

Hiç kimse bitişik dairesinde fuhuş yapılmasını istemez.Biz de zorlukla kurduğumuz narin yapıyı korumak için bir keç Arap şeyhinin kontrolünde olan uydu devletleri yapılandırma yoluna gidip devrimimizi ihraç etmek zorunda olduğumuzu hiç aklımıza getirmedik.Bilakis onların kirli ideolojilerini eğitim kurumları içine sokarak potansiyel teröristler yetiştirdik.Kıçı kırık iran bile devrim ihracına kalktı ve başarılı oldu.Sudan dan,Afganistana,Pakistandan Malezyaya kadar devrim-düzen ihracı yaptı biz ise seyrettik ve buna izin verdik,hatta destek veren gafillerimiz bile oldu.


türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir

Bu yazının detaylarına aşağıdaki web adresinden ulaşabilirsiniz.
http://www.network54.com/Hide/Forum/thread?forumid=155862&messageid=1069405281&lp=1070033437

İşte İsrail ajanlarının maskesi düşmüştür, ateizm adı altında halkımızı nasıl bir Yahudi tuzağına düşürmek istedikleri açık ve ortadadır.Gerçek bir ateistin, Yahudi şeriatının ve yehovasının hakim olduğu bir ülkeye destek verebilmesi mümkünümüdür, siz söyleyin ?.

İsrailli siyonist ajan Hacıda forumda şu satırları döktürmektedir:
“Muhammed Yahudiler tarafindan reddedildigini ogrendigi gun, hayatinin en buyuk dus kirikligina ugradi. Bu red, O'nun butun dinsel basarilarina bir son getiriyordu. O'nun icin bu korkunc ve rezil bir ihanetti. Durum muhakemesi yapti ve bazi onemli politik kararlar almasi gerektigini anladi. Bu kararlar ilerde Islam'i Yahudilik ve Hristiyan'ligin etkisinden kurtaracak ve onu ileri dogru katapult edecekti. Bu politik kararlar sayesinde Islam yeni ve spesifik bir kimlik kazandi..”
YAHUDI’LERIN MUHAMMED’E IHANET ETTIGI GUN!
Bu yazıya da Ateist türkün aşağıdaki adresinden ulaşabilirsiniz.

http://www.network54.com/Forum/thread?forumid=154147&messageid=1069457997&lp=1069458139




Allaha ve onun gönderdiği semavi dinlere karşı olan bu ateistlerin, Yahudilere karşı bu özel ilgisi neden dersiniz acaba?????????????????.

Diğer bir ateist görünümlü İsrail ajanı da Oğuzdur.Bir yandan İslam peygamberine saldırırken, Yahudileri nasıl katlettiğini bakın bu İsrail ajanı saptırarak alaycı bir üslupla nasıl dile getirir.

“Gel zaman git zaman Medine'de iyice palazlanan Muslumanlar Yahudilere, yakin cevrelerde ticaret ve is merkezleri acmalarini, buralarda yeni yerlesimler kurmalarini istediler. Bu oneriyi goz yaslari ve sevinc icinde karsilayan Yahudiler, derhal Medine'den ayrildilar ve ayrilirken Muhammed ve arkadaslari muhtac olmasinlar diye, neleri var neleri yoksa onlara armagan ettiler.”

“Aklina Medine'den gonderdigi, yakin civarda is ve yerlesim birimleri kurmalarini istedigi Yahudiler geldi. Neden olmasindi? Belki de olurdu... Hemen gures ekibi ile yola cikti. Ilk Yahudi birimine gelip gures tutmayi onerdi. Yahudiler; "aman sayin peygamber, biz guresten falan anlamayiz. Biz duvar onunde esasli aglariz" dediler. Muhammed; "yahu suraya kadar geldik, gures tutamiyorsaniz guvercin takla veya uzun essek oynayalim" dedi. Yahudiler; "onlar da nedir? Biz onlari da bilmeyiz" diye yan cizmeye kalkinca Muhammed, "vallahi kabul etmem, cok ayip olur, hic olmazsa halay cekelim" dedi. Netice olarak Yahudiler halay cekmeyi kabul ettiler. Hep birlikte; "alirim da giderim Cuveyriye'yi, Safiyeyi, ganimeti aman heyyy" yalellisi esliginde halay cektiler.”

Bu Siyonist ajanın yazılarının tamamına aşağıdaki adresten uçlaşabilirsiniz.

http://www.network54.com/Hide/Forum/thread?forumid=155862&messageid=1070302438&lp=1070412747

Bunlar akılları sıra Allah ile ve allahın diniyle alay ederler.Fakat kuranı kerim asıl onlarla Allahın alay ettiğini bize bildirmektedir.Sanki kaçacakları bir yer veya ölümden kaçışları varmış gibi.Allah, hesaba çekilecekleri güne kadar bunların azgınlıklarına mühlet verir ki çıkamayacak şekilde batağa saplansınlar.

Forumda bazı Müslüman arkadaşlarında ciddi ciddi bu IQ özürlülere cevap verme telaşında olduğunu görüyorum.Allahın kalplerini mühürleyip, gözlerini perdelediği bu insanlar sanki kendilerine % 100 doğru bilimsel veriler sunulsa, inkarcılıklarından döneceklermiş gibi.!!!

Bugün dünyanın bütün teknolojileri, kendi kendine tesadüfen oluşan hücre , atom ve canlıları ne hikmetse meydana getirememektenler. Robot yapımı için milyarlarca dolar harcanmakta, organ nakli için milyonlarca insan sırda beklemektedir.Teknoloji, neden acaba tesadüfen meydana gelen bu atom ve hücreleri yapay olarak üretmez de yapay robotlarla uğraşır.Nolucak laboratuarda üretiver, yapay böbrek hatta insan üret de robot yapmaya bu kadar para harcama.

Bunları aslında fazlaca yazmanın anlamı yok onlarda buna akıl erdirebilecek beyin olsa iman ederlerdi.Bu yazdıklarımı düşünüp değerlendirmeyi, bu IQ fıkarlaraından beklemek anlamsıdır.Aslında bunların bir kısmı da ciddi anlamda ateist de değildir.Ateizmi kullanarak İslamı yıkmak isteyen Siyonist ajanlardır.

Lavrens nasıl Arap kılığına girip, Arap milliyetçiliğini körükleyerek, İslam birliğinin dağılmasına etki eden bir ajansa, bunlarda ateist kılığına girip İslamı yıkmaya çalışan İsrail ajanlarıdır.Bir yandan ateizmin propagandasını yaparken, bir yardanda da Yahudilik propagandası yapmaktadırlar.Bunların bu maskelerini düşürerek, forum takipçilerine gösteriyorum.Biliyorum oyunları ortaya çıkmasın diye benim yazılarımı forumlarında sansürleyecekler.Nöbetleşede silmeye devam ediyorlar.Forma yazı asmamı ve gerçek yüzlerini ifşaa etmemi engellemek için nöbetleşe sat farkınıda kullanrak iş birliği içinde hareket ediyorlar.Nöbeti devreden siyonisy ajan mantığın, diğer siyonist ajanlara notunu alıntılıyorum.:

“MANTIK
December 4 2003, 8:29 AM
oguz veya deha
Saat farkı sebebiyle, ben forumdaki post moderated durumunu kaldırmak için internete girme imkanı bulana kadar uzun süre geçebilir. Eğer benden önce foruma girerseniz post moderated konumunu siz kaldırabilir misiniz?

Siyonist ajanların, maskelerinin düşmemesi için nöbetleşe yürüttükleri
Bu çalışmanın yazısına aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

http://www.network54.com/Hide/Forum/thread?forumid=155862&messageid=1070518243&lp=1070519381

Bunlar maskeleri düşmesin diye ateist forumda yazılarımı silebilirler.Fakat forum forum dolaşıp, bütün forumlara bu İsrail ajanlarının gerçek yüzünü de şifre etmek boynumuzun borcu olsun.


NOT: Bu yazımdan sonra bu İsrail ajanları paniğe kapılarak Yahudi propagandası yapan yazılarını silebilirler.Fakat onların kayıtları bende mevcuttur.Boşuna uğraşmasınlar o zamanda elimdeki dokümanları yayınlayarak onların maskelerini düşüreceğim.









Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message Respond to this message

Author Reply
HACI
(no login)
24.147.252.201 Re: Ateistforum İsrail ajanları tarafından yürütülmektedir.
No score for this post December 12 2003, 7:45 PM

Sahte profesor..
Bu forumu Hic Pic'ler sikmisti..
Simdi sana kadar dusmus..
Zavalli Rope..
Bu kadar acinacak hale mi dusecekti?
Silemiyorda seni.
Deveye diken adama siken gerekmis..
Sikmeye devam et.. Bir yerde Rope'un direncini kirabilirsin.. Haci o nazik noktayi bulmana yardim edecek..


Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk
(no login)
81.212.248.153 Ya Haci baba, haci baba Bir hacı baba hikayesi (veya klasiği)
No score for this post December 13 2003, 9:12 AM




Bir gün akşam saatleri yolda gidiyorum.
Bir baktım bizim ateist forumdan,
Tanıdığım Adanalı Doktor ateist hacı.
Bir de ne göreyim şam tatlı satıyor.
Ya bu ne hal Hacı dedim.Sorma yaşar Hocam Doktor maaşları çok düşük, eylem falan yaptık ama ııhı, netice yok, bende mesaiden sonra şam tatlı satarak ek iş yapıyorum üç beş yolumu buluyorum aman çaktırma, kimselere söylemede prestijim zedelenmesin dedi.
Üzülme Hacı dedim,.Eskiden İlahiyat profuy.dum belki milletvekili olursam maaşım artınca daha iyi olur dedim. Fakat milletvekili maaşı da yetmiyor bende ek iş yapıyor kitap yazıyor TV programlarında boy gösteriyorum dedim.
Namusuyla çalışmak ayıp değil,
Hacının bu durumu hiç yadırgamadım.
Fakat hacının çok yadırgadım bir davranışı oldu.
Baktım karşıdan genç bir delikanlı geliyor.
Hacının şam tatlı sattığını görünce:

-Ya Haci şam tatlı kaç para dedi.
Hacıda:
-Şam tatli çok para,
-Ama sen parlak çocuksun
-Sen istemez para
dedi.
Kim kime bu devirde bedava bir şey veriyor.
Şüphesiz hacının bu gence bedava şam tatlı vermesi
Karşılıksız değildi, mutlaka bir çıkar hesabı vardı.
Hacı resmen çocuğa sulanmıştı.
Bir ateist olan hacının bu tutumunu
Şiddetle kınayıp protesto ediyorum.
Sanıyorum hacının bu edepsizliğini
Türkiye çapında her kes biliyor.
Bu rezilliği İslam yasaklamıştır.
Bu ateistlerde İslama gıcıklık olsun diye
Eşcinsellik yaparlar.
Altay adlı eşcinsel bu forumda,
Yediği naneleri övüne övüne anlatmamış mıydı.
Hacının bu yaptığını en beş yıldılı haci Şakir sabunu bile
Temize çıkartamazdı.İşte ateistlerin ve Hacının gerçek yüzü.
Sonra kalkar birde forumda millete ahlak dersi verir.


Not:Bütün ateistler dikkat bu işin sonunda AIDS olmak da var.



 
 Respond to this message   
AuthorReply
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Hacı için acil para yardımı kampanyasına katılalım

December 13 2003, 1:19 PM 

arkadaşlar insanlık namına.
December 12 2003 at 6:11 PM
No score for this post Hayrettin (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------


Hacı arkadaşımızın durumu her geçen gün kötüye gidiyor.
Hastanede tedaviye gelen bayan hastaları dütlemeye kalktığı yetmiyormuş gibi, şam tatlı satarken ondan alış veriş yapan çocuklara iş koyduğu yetmiyormuş gibi, şimdide de forum katılımcılarını ve yakınlarını dütlemeye (ayıptır söylemesi) kalkmaktadır.Bendeniz Yaşlar hoca gibi ülkenin saygın bir profuna dahi, cinsi sapık sözler sarf etmiştir.

Ateistlerein fikri neyse zikride odur.Bunların işi gücüde karşı cinsle hayvanlar gibi, düşüp kalkmak olduğu için, bu yazılarının ----silinmemesini----- formun editöründen özellikle rica ediyorum.Adamların aklı şeyinde bundan başka ne yazabilirdi ki bu cinsi sapıklar.Bu arkadaşların durumu vahim beyler, hadi bakalım pamuk eller cebe, bunları kurtarmak için yardım kampanyasına katılım gösterelim.Hepimizin bayan yakınları sokaklarda dolaşıyor veya zaman zaman hastaneye gidiyor.adama baksanıza iki eli ile, şeyini tutmuş ve gözü dönmüş vaziyette, forum , hasta , sokak ortası falan dinlemiyor ağzından salyalar aka aka her önüne geleni dütlemeye çalışıyor, durumu çok vahim, acilen tedaviye ihtiyacı var.

YARDIM KAMPANYASINA KATILANLAR.
1-Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk 10 milyon TL.
2-Gıyasettin 8 milyon 435 bin TL.
3-Hayrettin bi teklik işler (1 Milyon Törkiş Lira)
Hadi beyler insanlık namına...
Pamuk eller cebe..

Görmüyormusunuz haci arkadaşınızın
durumu her geçen gün vahimleşiyor
hemşireler hastlar forumdakiler derken
şimdide civardaki
kedi köpeklere cinsel tacize başlamış.
Elinden bir uçanla kaçan kurtuluyor.

görüyorsun bu ateiste sade müslümanlar yardım ediyor.
adamın durumu vahim
kafayı üşütmüş
vefasız ateist arkadaşları
bu güne kadar
kopik kuruş yardımda bulunmadılar.
Para topluyoz ama
işimiz zor.
Bu adamın tedavisi için
herr halde 1 milyar dolar falan
ancak yetecek.Adam cinsi sapıklığı ile
Dünya tıp literatürüne geçti.


Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message Respond to this message

Author Reply
HACI
(no login)
24.147.252.201 Re: Hacı için acil para yardımı kampanyasına katılalım arkadaşlar insanlık namına.
No score for this post December 12 2003, 7:04 PM

Hayrettin yaw..
Zeynep icin "telleri ile tekmili birden" elektrik diregi vibratoru tavsiye etmistim..
Diger ucuna anani oturtabiliriz..
Istersen ben anani sikerken, diger ucu sana girer..

Ne diyorsun bu cazip teklifime ha...

keeeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhhh

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

hayrettin
(no login)
81.212.248.153 İşte bu adamın ruh portresi
No score for this post December 13 2003, 9:25 AM

bakın arkadaşlar şu ateist hacı
arkadaşın yazdıklarına.
Ateizmi ve kendi ruh yapısını
ne kadar güzel ortaya koyuyor.

Bu cinsi sapık haci
seks sitelerine falan giriyor.
Onun bilgisyarını on-line olduğu zaman
yakın takipteyip.
Enjoy filan sonra kafayı yiyor
bu satırları döktürüyor.

Bu garibana benden 10 kaat dah.
10 milyon törkiş lira yani.

Hacı biraz daha döktür herkes
senin ne kadar hasta olduğunu anlasın
Belki yardımlar artar.
ama paraları köşebaşındaki birhanede
ve ya sur dibinde şarap içerek
iç etmek yok ha ona göre.



 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk

December 13 2003, 1:22 PM 

Next Topic >> Return to Index

Ya Haci baba, haci baba Bir hacı baba hikayesi (veya klasiği)
December 12 2003 at 6:15 PM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------





Bir gün akşam saatleri yolda gidiyorum.
Bir baktım bizim ateist forumdan,
Tanıdığım Adanalı Doktor ateist hacı.
Bir de ne göreyim şam tatlı satıyor.
Ya bu ne hal Hacı dedim.Sorma yaşar Hocam Doktor maaşları çok düşük, eylem falan yaptık ama ııhı, netice yok, bende mesaiden sonra şam tatlı satarak ek iş yapıyorum üç beş yolumu buluyorum aman çaktırma, kimselere söylemede prestijim zedelenmesin dedi.
Üzülme Hacı dedim,.Eskiden İlahiyat profuy.dum belki milletvekili olursam maaşım artınca daha iyi olur dedim. Fakat milletvekili maaşı da yetmiyor bende ek iş yapıyor kitap yazıyor TV programlarında boy gösteriyorum dedim.
Namusuyla çalışmak ayıp değil,
Hacının bu durumu hiç yadırgamadım.
Fakat hacının çok yadırgadım bir davranışı oldu.
Baktım karşıdan genç bir delikanlı geliyor.
Hacının şam tatlı sattığını görünce:

-Ya Haci şam tatlı kaç para dedi.
Hacıda:
-Şam tatli çok para,
-Ama sen parlak çocuksun
-Sen istemez para
dedi.
Kim kime bu devirde bedava bir şey veriyor.
Şüphesiz hacının bu gence bedava şam tatlı vermesi
Karşılıksız değildi, mutlaka bir çıkar hesabı vardı.
Hacı resmen çocuğa sulanmıştı.
Bir ateist olan hacının bu tutumunu
Şiddetle kınayıp protesto ediyorum.
Sanıyorum hacının bu edepsizliğini
Türkiye çapında her kes biliyor.
Bu rezilliği İslam yasaklamıştır.
Bu ateistlerde İslama gıcıklık olsun diye
Eşcinsellik yaparlar.
Altay adlı eşcinsel bu forumda,
Yediği naneleri övüne övüne anlatmamış mıydı.
Hacının bu yaptığını en beş yıldılı haci Şakir sabunu bile
Temize çıkartamazdı.İşte ateistlerin ve Hacının gerçek yüzü.
Sonra kalkar birde forumda millete ahlak dersi verir.


Not:Bütün ateistler dikkat bu işin sonunda AIDS olmak da var.



 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Ateistlere soruyorum cevap veremezler ki

December 13 2003, 1:26 PM 

Ateistlere soruyorum cevap veremezler ki
December 12 2003 at 6:10 PM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk. (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------



Boynuzlanmak, İslam dinine göre veya dinlere göre yasaklanmış çağ dışı bir doğmadır sizlere göre.Hayret noldu şimdi bu dini !! doğmalara takılır mı oldun ???.
Bırakın artık bu dini doğmaları namus apış arasında değil !!! beyindedir, siz dümeninize bakın eşlerinizde.


Deha senin gibi IQ düşük bir ateistin sorularına oturup ciddi ciddi cevap vermemim bekliyorsun her halde.Bununla zaman bile harcamam be...., sizlerin IQ 20-30 lar da seyreder, cevap versem bile anlamaya aklınız yetmez.

Zaten sizde akıl olsa Allahın varlığına inanırdınız.Hep söylüyorum size, benim kitaplarımı okuyup aydınlanın, paranız yoksa bedava yollayayım diye.Yok efendim görmeden inanmazlarmış.İnsan maymundan nasıl geldi, gördün mü gözünle ona nasıl inanıyorsun.Bak yalanınız !!, nasıl hemen ortaya çıktı.Bir atom veya molekül kendi kendine nasıl oluştu?, gördün mü gözünle bakayım.Onların kendi kendine olduğuna gözünle görmediğin halde inanıyorsun, ama Allahın var olduğuna gözünle görmediğin için inanmıyorsun.Çifte standart, işime geldiği yerde inanırım, gelmediği yerde inanmam.Bu konuda tek ölçü !!, gözünüzle görüp elimle tutmanız değil, işinize gelip gelmemesi.!!!!!!!!!!!!.

İnsanın her şeye inanması için gözüyle görüp eliyle tutması gerekmez, bazı konularda tahmin yürüterek doğru sonuca ulaşabilirsiniz.Benim yaşar Nuri olmadığıma nasıl inanıyorsun görmediğin halde tahmin yürüterek değil mi.İşte Allahın varlığına da tahmin yürütülerek kolayca ulaşılır.Her şeyin bir sanatkarı varsa, elbette kainatında bir sanatkarı vardır.Bu mükemmel düzeneğin kendi kendine oluşması, aklı başında zekası normal bir insanın söyleyeceği şey mi?.

Ha ben sadece bilimin söylediğine mikroskobun altına yatırdığıma inanırım dersen, o zaman kolay bir şekilde KENDİ KENDİNE !!!!!!!!!, oluşan atom ve hücrenin bir benzerini, teknolojiyi kullanarak oluştur da göreyim.Bu tesadüfen kolayca KENDİ KENDİNE !!!!!!!!!, oluşuyorlarsa, bilim ve teknoloji yardımıyla çok daha kolayca oluşturulabilir. !!!.hadi böyle bir şeyin yapında görelim, sonra ateist ol.Aklı başında insan, bunların kendi kendine veya bilim ve teknoloji ile yapıldığını gözüyle görmeden, ateistim diye şuradan şuraya adım atmaz be. Onların kendi kendine olduğuna gözünle görmediğin halde inanıyorsun, ama Allahın var olduğuna gözünle görmediğin için inanmıyorsun.Çifte standart, işime geldiği yerde inanırım, gelmediği yerde inanmam.Bu konuda tek ölçü !!, gözünüzle görüp elimle tutmanız değil, işinize gelip gelmemesi.!!!!!!!!!!!!.

Senin sorularına cevap vermem yerine asıl önce sen benim sorularıma cevap ver.

Hacıya sordum cevap veremedi, abcd de her zaman olduğu gibi zırvaladı, yok Ahlakmış kem küm etti.Ahlak dinin getirdiği bir kural, sıkıştığın yerde dini doğmaları kullan, sizi gidi uyanık ateistler.Ahlak gibi dini bir öğe ile sizin işiniz ne ?.Ahlakı tamamladınız, din üç temelden oluşur.Ahlak, itikat, ibadet, oldu olacak diğerlerini de tamamlayın da bari Müslüman olun. Çifte standart, işime geldiği yerde dini kurallara inanırım, gelmediği yerde inanmam.Bu konuda tek ölçü !!, ateist felsefeye uygunluğu değil , işinize gelip gelmemesi.!!!!!!!!!!!!.

Gelelim ateistlere sorup cevap alamadığım soruya, bu soruyu Hacı baba cevaplayamadı, şimdi sana soruyorum, Dehayım falan diye geçiniyorsun ama koftinin tekisin, hadi madem dehaysan cevapla da görelim.Eşin seni boynuzlasa ne yaparsın?.

Dehaya mini test,

Gerçi bu soruya cevap verecek kadar beynin onda olduğunu zannetmiyorum ya...


a)-Karının seni boynuzladığını öğrendin mi, varlığına inanmasan da, Allaha yaratmış demeden, Kuranın dövünüz emrine uygun bir şekilde pata küte girişirsin.

b)-dayak bu işi paklamaz namıs önemli bir mefhum deyip, eşini dan dan..., tahtalı köye ahiret hava yolları ile acilen yolcu edersin.

c)-Bütün bunlar kuranın ve toplumun getirdiği çağ dışı doğmalardır, ben cinsel özgürlüklerden yanayım, ateist medeni çağdaş bir insanım der buna göz yumarsın.Hatta emmanuel filminde olduğu gibi, eşinin yeni fanteziler ve değişik tecrübeler edinmesinden gurur duyar, çağdaş bir insan olarak bunu her yerde anlatırsın.?.Namus kavramı beyindedir, apış arsında değil.Başkasınınki girip çıksa, nolucak aşındı mı ?.Yeter ki kadın çağdaş kocasına beyinden bağlı olsun.Erkek nasıl hovardalık yapabiliyorsa, kadında ara ara bunu yapabilmelidir, unutmamak lazım ki kadın erkek eşittir.Sadece erkek bunu yapar deyip, kadını bu konuda engellemek çağ dışı bir anlayıştır.


Hadi bakalım Deha !!!!!(breh breh) ve diğer ateistler bu mini teste cevap verinde göreyim sizi, sizce hangi şık ateist anlayışa daha uygun????.


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

CENABET ATEİSTLERİN DİKKATİNE AMAN HA.!!!

December 13 2003, 1:31 PM 

CENABET ATEİSTLERİN DİKKATİNE AMAN HA.!!!
December 12 2003 at 6:04 PM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk. (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------



Bak ATEİSTLER sonra Yaşar Hoca söylemedi deme.

Deha arkadaşımızı son günlerde çok hummalı bir çalışma içinde görüyorum.Kurandan okuyarak kafasına göre açıklarını buluyor.Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder babından.

Zannediyorum Deha bu günlerde Kuranı inceliyor.Çok güzel takdir ettim, fakat kendisine bazı uyarılarda bulunmak istiyorum.Deha arkadaşımızın aklı uçkurunda olduğu için midir bilinmez,birkerem nedense hep hurilerle ve kadınlarla ilgili ayetler gözüne çarpıyor.Aklında ne varsa, pratiğinde de o var galiba.

Bir de bilindiği gibi bu ateistler cenabet dolaşırlar , gusül boy abdesti almazlar.Neden çünkü gusül İslamaın getirdiği bir doğmadır.Gerçi bir erkek ihtilam olduktan sonra, solunumun bir kısmını yaptığı tüylerin gözenekleri kapanır.Buda solunumu güçleştirir.İnsan yıkandı mı, hem dini bir vecibeyi yerine getirmiş , hem de solunumu normale dönmüş olur.Bu bilimsel olsada bu ateistler Gusül boy abdesti almazlar cenabet dolaşırlar.Neden cenabet dolaşırlar, gusül boy abdesti alırlarsa dini bir vecibeyi yerine getirmiş olacakları için.

Her neyse bu onların problemi, fakat Deha !! arkadaşımızı bir konuda uyarmak istiyorum.Ben Yaşar Hoca olarak , yıllarca kurana abdestsiz el sürülmez tabusunu yıkmaya çalıştım.Kuran abdestsiz olarak okunabilir ama cenabet olarak okunacağının fetvasını ben bile veremem.

Sevgili kadim dostum Deha, sana bir çağrıda bulunayım.
Kuranı cenabet okuma sonra çarpılırsın !!!!!!!
Elin bir tarafa ayağın bir tarafa gider, pişman olursun.
Biz senle karşı cephelerde olsak da yinede forumdan
Dost sayılırız, senin için elimden geleni yaparım.
Gel gör ki benim gücüm hafif vakalara yetiyor.
Hafif vakaları üfleyip püfleyerek iyi edebiliyorum.
Sense çok tehlikeli bir iş yapıyorsun,
Fena çarpılırsın seni ben bile düzeltemem söyleyeyim.
Bu durumlarda çaresiz kalınca,
Çarpılmış vatandaşları Medyum Memişe, ketoya gönderiyorum.
Söyleyeyim sana onların tarifesi de yüksektir,
Paran yetmeyebilir.onlara adam gönderdim mi bana %10 prim veriyorlar, arkadaş sayılırız, nede olsa aynı forumda yazıyoruz hadi onu senden almayayım, %10 iskonto kabul et ama, yinede bunların vizite ücretleri çok yüksek.
Sonra Hacı gibi sana da bir yardım kampanyası
Başlatmak zorunda kalmayalım.Benden en fazla
10 milyon TL, işler ona göre.Belki yıl başında
milletvekili maaşlarına zam yaparlarsa
20 milyon TL’ye çıkartabilirim.
Ona göre sonra yaşar Hoca beni uyarmadı deme.

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Bakıyorum Deha sende tıkandın!!.

December 13 2003, 1:35 PM 

Bakıyorum Deha sende tıkandın!!.
December 12 2003 at 6:02 PM
No score for this post Anonymous (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------



Deha nickini taktığına göre kendini bir fasulyeden sanıyorsun anlaşılan.Megalao monik hezeyanlar, fakat görüyorum ki deha !!! olmana rağmen düşünce olarak tıkanmışsın.Deha olduğun düşüncen ,sanırın kof bir kuruntu.

Düşünceye düşünceyle cevap veremeyen sizler, hemen benim sahtekar olduğumu söyleyerek susturmaya kalkıyorsunuz.Size önerim sahtekarlık suçlamaları ve hakaretle karşınızdakini susturmak yerine madem dehasınız !! dahaihane düşüncelerle karşınızdakini ekarte etmeye çalışın.

Ben yazdıklarından şunu anlıyorum Deha, cinsi sapık ateist arkadaşınız Hacı ile ilgili yazdıklarıma hiçbir itirazın yok veya deha ! olsanda karşı çıkacak bir tarafını bulamadın , düşünce olarak tıkandın.

Forumda yayınladığım yazıların bir kısmını Star gazetesindeki köşemde tefrika ettiğim doğru.Sen bu işleri bilmiyorsun biraz anlatayım da kültürün artsın.Ben zamanı çok kısıtlı bir insan olduğum için, daha çok düşüncelerimi anlatarak teybe kaydederim.Sekreterimde sonradan redakte ederek çözümünü yapar.Dizi yazılarımın bir kısmı bilgisayarımda yüklü.Kısıtlı zamanımda sırf sizlere yardımcı olmak Allahın varlığını anlatmak için zaman ayırıyorum.Anlatacaklarım aynı olduktan sonra yeniden yazmak yerine bilgisayarımdan alıntı yapıyorum.Gerektiği yerlere de başa birkaç cümle ilave ediyorum.zamanım kısıtlı acelem var, bu yüzden imla hataları oluşmuş olabilir.

Ancak elliyle tutuğuna gözüyle gördüğüne inanan sizler, bu konuda agnostik takılmanız gerekmez mi?.Benim ben olmadığımı gözünle gördün mü?, nasıl görmediğin halde buna kesin doğruymuş gibi inanıyorsun.Deha kendi mentalite sistemin içinde çok ciddi mantık hataları yapıyorsun seni uyarayım.Tabi sen benim gerçek veya sahte olduğum konusunda istediğin gibi düşünme özgürlüğüne sahipsin.Benimde seni ikna emmeme özgürlüğüm var, bu özgürlüğü sonuna kadar kullanacağım.İşine gelmiyorsa inanma, zorlama yok.

Sana tavsiyem, gerçekten Dehaysan düşünceyi düşünceyle çürüt.Yok böyle oyun bozanlık yapacaksan, o zaman acil nickini değiştir.


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Ateizmde enses varmıdır, yaşar hoca açıklıyor.

December 13 2003, 1:39 PM 

Ateizmde enses varmıdır, yaşar hoca açıklıyor.
December 12 2003 at 5:58 PM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri öztürk (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------



Bence ateizmde enses vardır.Din Nur suresi 32. ayeti ensesi yasaklamıştır.ateistlere göre din çirkinliği getirdiğine göre, enses İslama göre yasak olduğuna göre, bu yasak çirkinlikse güzel olan nedir ensestir, ateistlere göre.

Bence ateistlerin kendi çocuklarının ırzına geçmelerine engel olmak için onların velayetini ellerinden almak gerekir.Bu adamlarda Allaha korkusu olmadığı için her şey beklenir.İslam yasakladığı için , sırf İslama gıcıklık olsun diye enses yaparlar.Çünkü ensesin İslamca yasaklanması onlara göre çağ dışı bir doğmadır.

KENDİNİ bilmek veya benlik bilgisi, gerçeği yakalamanın, en azından başlangıcıdır. Çünkü 'bilmek', ben ve ben ötesi şuuruna ulaşmakla başlar.
Hayvan bilemez, çünkü onda bu şuur yoktur. 'Kendini bil' veya 'önce kendini bil' söylemi sadece din ve mistisizmde değil, bütün sistemlerde hareket noktasıdır.
'Bil de neyi bilirsen bil' söylemi gerçeğe ve ölümsüze yükselmek isteyen insanı tek kanatla bırakmaktır.
Aynen bunun gibi, 'Kendini bil, ötesini boş ver' anlayışı da bir tek kanatlılıktır.
Batı bu tek kanatlılıkların birincisiyle, Doğu ise ikincisiyle perişan oldu.
Klasik Doğu ile modern Batı'nın ortasında duran Kur'an, kanatların ikisini de korumak ister ve şunu önerir:
'DIŞ ÜNYAYI DA BİL'
Kendini bilmekten yola çıkarak dış dünyayı da bil ve tevhidi yani birliği gerçekleştir.
Kozmik ben'i yakalamak, tevhidi gerçekleştirme bahtiyarlığına erenlerin işidir. Ama ne olursa olsun, işe kendini bilmekten başlamak esastır. Hz. Ali, bu gerçeği din adına ifadeye koyarken şöyle diyor:
'Kendini bilen rabbini bilir.'
Varoluşta gerçek bilgi, büyük Yunus'un deyişiyle 'kendin bilmek'tir.
'Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır?'
Bil de, neyi bilirsen bil anlayışı, Batı insanını eşya üzerinde sınırsız fetihlerin sahibi yapmıştır ama, bu, fetihleri gerçekleştiren insanın eşyaya ilişkin bilgilere tutsak olmasını derinleştirmek gibi bir garipliğe de vücut vermiştir. 20. yüzyılın Batılı büyük beyinleri, metafizikle bağları ne olursa olsun, bu gerçeğe parmak basmak zorunda kalmışlardır.
Alexis Carrel (ölm. 1944), bir 'insan ilmi'nin tez elden kurulmaması halinde, eşyaya ilişkin bilgilerin tutsağı haline gelen Batı uygarlığının çökeceğine dikkat çeker.
Max Scheler (ölm. 1928), 'İnsanın Káinattaki Yeri' adlı çalışmasında, günümüz insanının madde alanındaki büyük başarılarına rağmen kendisi hakkında en korkunç bilgisizlik dönemini yaşadığını iddia eder.
Örnekler pek çoktur...
Tasavvufun da içinde yer aldığı mistik yaklaşım, insanın özüyle varlığın esasını bir ve aynı sayar.
Kendimizi bildiğimizde Tanrı'yı da bileceğiz.
Kendini bilmeyenlerin 'Tanrı' diye taptıkları, gerçek Tanrı değil, kendini bilememiş benliğin yarattığı bir puttur.
İşin esası bu olduğu içindir ki, mistik sistemlerde hareket noktası, insan beniyle Yaratıcı Kudret'in birleşme imkánına inanmak, amaç da bu birliği gerçekleştirmek şeklinde karşımıza çıkacaktır. Kur'an kaynaklı mistisizm, yani tasavvuf insanın özünü, ölümsüz kudretin bir nefhası (nefesi) olarak görür.
Ölümsüz kudretin özel adı Kur'an'da Allah'tır.
O halde, insanın özünde Allah vardır. Ve insan, gerçek anlamda 'ben' diyebilmek için özündeki kudretin farkına varmak zorundadır. Aksi halde 'ben' sözü, işaret ettiği değere uzak kalan bir yapay kullanım olur.
Varoluşçu Fransız filozofu Sartre, bir ateist düşünür olmasına rağmen, tasavvufun bu temel kabulünü tekrarlama noktasına gelmiştir. Diyor ki:
'İnsan, Tanrı olma savaşı veren bir varlıktır.'
İnsan, diyor tasavvuf düşüncesi, gerçek benini, ölümsüzlüğü yakalamak için Allah'a varmak zorundadır. Bu varış (vuslat) gerçekleştiğinde insan hem gerçek özgürlüğü, hem de gerçek mutluluğu elde eder. Ve 'ben' diyebilme hakkı da bu noktaya gelen insanındır. Bu hak, Hak'la birleşebilenlerindir.
ÜÇ TEMEL AŞAMA
Gerçek ben, enel Hak (ben yaşayan gerçeğim) diyebilen ruhtur.
Ölümsüz bene, bir başka deyimle kozmik benliğe, Allah'a varmak için üç temel aşamayı geçmek gerekir:
1. İnsanın kendisiyle bütünleşmesi,
2. İnsanın insanlıkla bütünleşmesi,
3. İnsanın varlıkla bütünleşmesi.
Kur'an'ın omurga kavramı olan tevhit (birlik)in bir anlamı da bu üç aşamalı bütünleşmeyi sağlamaktır. Kur'an buna, 'Allah'a dönüş, Allah'a varma' demektedir. Bu, insanın, ayrıldığı bütüne, aslına geri dönmesidir. Tıpkı bir damlanın koptuğu denize geri dönmesi gibi...
İnsan, parça varlığını, koptuğu bütün olan Allah'a vardırmadıkça eşya olmaktan, iğreti-malzeme varlık olmaktan kurtulamaz. 'Ben', yaratıcı varlıktır. Yaratıcı varlık olmak Yaratıcı Kudret'le kucaklaşma bahtiyarlığına ermekle elde edilir.
Kozmik benliği elde etmenin ilk aşaması olan bireyin kendi içinde bütünlüğü yakalaması, iç dünyada gereken değişmelerin yapılması, dengelerin kurulmasıdır. Kendi içinde barışı kuramayan bir insanın ölümsüz benliğe varma yolunda ilerlemesi imkansızdır. Kur'an bu noktada şu ilkeyi koyar:
'Bireysel dünyanızda gereken değişmeleri yapmadığınız sürece Allah sizi toplum olarak değiştirmez... (Ra'd,11)
İlke, olumlu ve olumsuz tüm değişmeler için geçerlidir. Hangi kutbu esas alırsanız alın, değişmenin mayalanması ferdin ruhunda olacaktır. Çünkü fert hem varlığın, hem de oluş ve tekámülün çekirdeğidir. O neyse, onun çevresindeki toplum ve evren daireleri de o olacaktır.
Kur'an vahiylerinin hedefi bireyi mükemmel bir dengeye ulaştırmak olduğu gibi, Hz. Peygamber'in ana uğraşı da olgun insanı vücuda getirmek olmuştur.
Fert çürütüldüğünde sistemin ve kuralların mükemmelliği hiçbir işe yaramaz.
Ferdin mükemmelliği, ruh-beden dengesinin kurulması demektir. Bu ikisinden birinin ihmali dengeyi bozar. Bedeni iğrenç, horlanması gereken bir musîbet gibi gören anlayışlar, Kur'an'dan onay alamaz.
Ruhsal gelişmeyi bedene zulüm esasına oturtan sistemlerin Kur'an dini içinde yeri yoktur.
DENGE BOZUCULUK
Kur'an, insanın sonsuz ve ölümsüz kılınmasında, beden nasibinin ruh nasibi kadar önemli olduğuna, değişik ifadelerle dikkat çekmiştir. Mesela, temiz gıdalarla insanın mükemmel düşünceler üretip yaratıcı eylemler sergilemesi arasında ilişki kurulmuştur.
Öte yandan, insanı Allah'a götürme adı altında, tüm nimetlerden uzaklaştırma, beden nasiplerinden yoksun bırakma bir sapıklık olarak gösterilmiştir. (bk. Müminûn, 51; A'raf, 32)
Ne beden iğrençtir ne de nimetler kötü ve engelleyici...
Kötü olan; nimet ve bedenin, dengeleri alt-üst edecek biçimde ilahlaştırılmasıdır. Bu denge bozucu ilahlaştırma, beden lehine olabileceği gibi, ruh lehine de olabilir.
Denge bozuculuğun, ruha, dine, Allah'a fatura edilmesi sonucu değiştirmez.
Kısacası, kendini bilmek ve bulmakla, kozmik benliği bilmek ve bulmak iç içe gerçeklerdir.
Tüm kutsal metinler, o arada Kur'an bize gösteriyor ki, kendini bilmenin, yani yaratıcı benliği elde etmenin ilk adımı, Allah ile sürekli beraberlik şuuru, ikinci adımı ise ahlakî davranıştır. Bu iki değeri korumak, erdirici terbiyenin de esasıdır.
Dinin esası da bu değerleri korumaktır. Şu veya bu fotoğrafı kutsallaştırıp Allah'ın yerine geçirmek değil.Fakat ateizmin amacı insan aklını putlaştırarak, nefasni isteklerini bağlantısız ve kısıtlama olmadan yerine getirtmektir.Enses ve homoseksüalitede buna dahildir.Hoşça kalınız.

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Ateistforumdan Ali Oktay bir nonoştur,

December 13 2003, 1:41 PM 

Ateistforumdan Ali Oktay bir nonoştur, ilgililere duyrulur.!
December 12 2003 at 5:52 PM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk. (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------





Kardeşim nerden biliyorsun, adamı tanıyor musun da böyle konuşuyorsun diyenleriniz çıkacaktır elbet.Yaşar hoca sizi bu konuda aydınlatsın.Ali Oktayın nonoş olduğunu bilmek için, onu tanımak gerekmez azılı bir ateist olduğunu bilmek yeterli.

Forma yeni geldiğimde, “beni CHP den neden dışladılar” başlığıyla yazılar tefrika etmemeye başladığımda, bana safra diyerek, “senin gibi safraların atılma zamanı çoktan geldi de geçti “ diye ilk hoş geldin konuşmasını Ali Oktay yapmıştı.Bende forumda yeniyim, bu insanlara belki Allahın varlığına inandırarak sevaba girerim diye susmuştum.Fakat içimde yer etmişti ve daha o zamanlar da anlamıştım ne kadar,
-Kaba
-Saygısız
-Kendi düşüncesinden başka hiçbir düşünceye
saygı duymayan
-Kendini beğenmiş, bir fasulye zanneden,
-Başka insanlara tepeden bakan
Azılı ve azgın bir ateist olduğunu.

Anlamamıştım ama belki İslam’a kazandırdım diye ses çıkartmamıştım.Fakat “sizi ahirete havale ediyorum “ yazısından ve İslama karşı takındığındı tutumdan sonra bunun iflah olmaz bir ateist olduğuna karar verdim.

Şimdi gelelim Ali Oktayın Nonoşluğuna !!!
Ona bundan sonra NONOŞ ALİŞ ‘de diyebiliriz.

Sizi ahirete havale ediyorum yazısında ne demiş bu zatı muhterem:
Son bombalama olaylarını şeriatçılar yaptı
O zaman İslam terörist bir dindir
Terörü emreder,
Müslümanlarda teröristtir.

Sen İslama saldırısın ha,
bende bundan sonra susmayacağım,
Yetti artık be.

Geçenlerde bu sayfalarda ALTAY nickli ateist bir eşcinsel (nonoş) yazı yazmıştı.
Sanki çok büyük bir marifetmiş !! gibi gerine gerine eşcinselliğini savunmuştu.

İslam livataya (homoseksüelliğe ) karşıdır.Kuranda bunu yapan Lut kavmine” alemlerin yapmadığı rezilliği mi yapıyorsunuz” diye kınama gelir ve Lut kavmi büyük bir azapla helak olur.Neden nonoşlukları yüzünden.

Oğuz ve diğer ateistlerin genel kanaati sayfalarda okuyabildiğim kadarıyla,
Din bir doğmadır,
Çirkinliği emreder,
Din bütün kurallar ve yasaklarda
çirkinlikleri emreder, demektedir.

İslam dini Homoseksüelliği yasaklamıştır.O zaman insanların cinsel tercihlerine göre yaşamlarına baskıyla karşı çıkmak , ateizme göre bir çirkinliktir.

Peki güzel olan nedir, dinin ve Allahın yasakladığı homoseksüel (nonoş) olmak.
Bütün ateistler gizli birer nonoşturlar.Homoseksüelliğe karşı çıkmak çağ dışı dinin getirdiği bir doğmadır.Çağdaş olan nedir !!, homoseksüel olmak, dinin bu yasağını takmamak.

Ali Oktayın nonoş olduğu sonucuna nasıl ulaştım?.

Dememiş miydi kendisi

“Sizi ahirete havale ediyorum yazısında ne demiş bu zatı muhterem:
Son bombalama olaylarını şeriatçılar yaptı
O zaman İslam terörist bir dindir
Terörü emreder,
Müslümanlarda teröristtir.”

Bende diyorum ki o zaman
Altay nickli ateist eşcinsel bir nonoştur.
Buradan yola çıkarsak ateizmde nonoşluğun yasak olmadığı sonucuna varırız.
Altay nonoşluk yaptığına göre
O zaman başta Ali Oktay olmak üzere,
Bütün ateistler nonoştur.

Ali Oktayın mantığı ile gidiyorum.
Nasıl bir teröristin eylemi
İslamı ve bütün Müslümanları bağlıyorsa
Nonoş Altayın bu cinsel tercihi de
Elbette ki Ateizmi ve bütün ateistleri bağlar.

Ali Oktayda bir ateist olduğuna göre,
Basit bir Ali Oktay mantık yürütmesiyle,
Ali Okatayın’da rahatça Nonoş olduğunu söyleyebiliriz.

Bütün ateistlerin şahsında,
Ali Oktayı sembolik olarak
Nonoş ilan ediyorum.
Ona NONOŞ ALİŞ nickini takıyorum.
Bundan sonra bu ateist nonoşa böyle hitap edebilirsiniz.
Bunların nonoş olmak için çok iyi de bir sebepleri var.
İslam nonoşluğu yasaklar,
Eşcinsel tercihte bulunan bir insan.
Müslümanlıktan çıkar, çünkü allah bunu yasaklamıştır.
Din çirkinliği emrettiğine göre,
Eşcinsel nonoş olmakta sırf dine gıcıklık olsun diye
Ateistlere yakışır hani....

Bundan sonra islama karşı her iftira kampanyası başlatıldığında
Bu ateistlerin Nononoşluğu gündeme getirmek ,
Yaşar hoca olarak benim boynumun borcu olsun.
Beni bile çileden çıkarttınız be...
Daha size ne söyleyeyim.



 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Hacı arkadaşımızı cinsel sapıklıktan

December 13 2003, 1:45 PM 

Hacı arkadaşımızı cinsel sapıklıktan kurtarmak için yardım kampanyası başlatılmıştır.
December 12 2003 at 5:48 PM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk. (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------



Sayın Doktor hacı, benim için:
“Bayanlarin sizi de cok sevdigi malum. Nerenizi seviyorlarsa? Keh keh keh...”
deyip.
“ Yanlis anlamayin.. Kiskanmiyorum.. Bayanlar beni de oldukca severler.. Bu yuzden epeyi sevgilim ve metresim falan olmustur.. Ne yalan soyleyim ben de onlara bayilirim.”
Diye devam etmişsiniz.

Bayanlar benim neyimi sevsinler, her halde kel başıma !! bayılıyorlardır !!.Bunda dahi cinsellik kokan bir şeyler bulmuşsunuz kafanıza göre.Sonrada bir ateist olarak değer yargılarınızı ve bayanlara bakış açınızı ortaya koymuşsunuz.Yüksek öğretim görmüş bir doktora hiç yakıştıramadığımı ve tasvip etmediğimi belirteyim.

Acaba ne doktorusunuz merak ettim, kadın doğum, göğüs hastalıkları falansa sizden korkulur.Bayanları muayene ediyorum diye Allah bilir ! orasını burasını mıncıklıyorsunuzdur.Metres koleksiyonunuzda çok genişmiş anlaşılan.Çevrem çoktur derken sanırım bunu ima etmek istediğiniz.Gönlünüzü eğlendirdiğiniz, atladığınız bayanlar size oy verse yeter kesin Adana’dan seçilirsiniz.

Siz her bayana cinsel bir meta gözüyle bakan bir cinsi sapıksınız , bilmem farkında mısınız.Farkında değilseniz sizi uyarayım, sizin iyi bir psikologa gözüküp acil tedavi olmanız lazım.İşte ben hep söylerim ateizm insanlığı mahvolmaya götürür diye.Alatay nickiyle yazan ateist nonoş, sizse azılı bir hovardasınız, işte ateizmin gerçek yüzü.

Kim bilir genç kızları ne vaatlerle kandırıp, cinselliğini sömürmüşsünüzdür. Söyleyin bay doktor Hacı, sizin Ali Kalkancılardan, Bosna paralarını götürenlerden ne farkınız var?.Onları yerden yere vururken, siz de bir benzerini yapıyorsunuz.Bu da bana göre namussuzluktur.Bir kere hem Atatürkçü geçiniyor, hem de Atamızın bu topluma kazandırdığı medeni nikahı kabul etmiyor, evlilik dışı cinsel ilişkiler kuruyorsunuz.İnsanda başka bayan arayışları olabilir, boşarsınız karınızı, TC ve Atamızın getirdiği medeni nikahı yaparak başa bir kadınla evlenir, ilişkiye giresiniz.Gerçek Atatürkçülerin yolu budur.

Sizse şeriat özlemcisi aşırı dincilerin yaptığını yapıyorsunuz.Bu dinciler Türkiye’ye hakim olup 4 kadınla evlenmeyi serbest bıraksalar, sanırım bundan ilk istifade edecek siz olursunuz sayın bay Dr.hacı.Nedense sizin hepiniz cinsi sapıksınız, bu Bederi Baykamda aynı.Bir akşam Bedri Baykamla çiçek pasajında oturup konuşuyoruz, kendini uyardım, “ya oğlım Bedri böyle yapma , bu tutumun CHP ye zarar veriyor “dedim.O da beni, “senin bu cinsel özgürlüklere aklın ermez deyip “ b eni, geri kafalı olmakla suçladı, sustum.Sonra TV’lerde çıktı , Sinem Üretmen adında psikolojik problemleri olan bir kızı, istismar ederek iğfal etmiş.

Bir de kalkmış şimdi CHP genel başkanlığına aday.Kazara CHP başkanı olsa , meydanlara çıkıp halka ne vaat edeceksin.Bir zamanlar Sülo babanın iki anahtar vaat ettiği gibi, bol bol cinsel özgürlükler ve 4 hatun mu vaat edeceksin.TV de yarışma programlarında çıkan mimi etekli hostes kızlardan 4 tanesini de oraya sırala , sonra arakasından de, “ bana oy verirseniz, dükkan sizin !!”.

Sizi gidiler sizi hem İslam’da 4 kadın almaya izin var diye saldırısınız, ama elinizden gelse Harem kurasınız harem.Sonra ben Atatürkçüyüm.Nerde Ata türkün getirdiği medeni nikaha saygı.Atatürkçülük öyle lafla olmaz, aynası iştir kişinin.Siz var ya siz elinize imkan geçse en azılı dincileri yaya bırakırsınız.....anlarsınız ya.

Gelelim şimdi sana Dr. Hacı.Senin durumun beni son derece üzüyor, sana yardım elimi uzatmak istiyorum.Aynı partiye inanıyoruz, sosyal demokratız.Seni, dışlamak yerine topluma kazandırmak görevimiz.Onca işimiz gücümüz arasında sizlere zaman ayırıyorum niye, sırf sizleri kurtarmak için.

Seni bu cinsel sapıklıktan kurtulman lazım hacı.Cinsel açıdan istismar ettiğin o kız ve kadınlardan psikolojik problemi olan olsa, sana olan aşkına karşılık bulamayınca intihar etse o zaman ne olacak hacı?.Sen şeyinin çıkarlarını peşinde , hayvani duygular içinde koştururken, ya bu ilişkiden etkilenen hayatına kast eden olursa, senin Ali kalkancılardan, Bosna paraları hırsızlarından ne farkın kalacak?, sorarım sana.

Buna da her zamanki gibi Keh keh, der gülüp geçersin her halde.Bir kadın (veya hacı tarafından kadın yapılan bir genç kız), intihar etmiş, Hacının çok şeyinde... öylemi hacı??.Senin topluma ve kadınlara zarar vermemen için bu tutulduğun cinsi sapıklık illetinden acilen kurtulman gerekiyor.

Hacı için bu Forumdaki arkadaşlara sesleniyorum, bir yardım kampanyası başlatmak istiyorum.Hacı adına bir bankada hesap açtıracağım, veya hacının verdiği bir başka banka hesabı da olabilir, oraya Para yardımı kampanyası başlatalım.Bu paralarla Hacı gidip bir psikologa,yakalanmış olduğu amansız cinsi sapıklık hastalığından kurtulması için tedavi olur.

Yalnız bana bak hacı, bu toplanan paraları Bosna Paraları gibi amacı dışında kullanmak, gidip köşe başındaki birahanede kafayı çekmek, ya da sana tedaviye gelen kadınları atmak için garsoniyer kiralamak için kullanmak falan yok ha ona göre.!!! Sıkı takipçin olacağım, böyle bir şey yaparsan seni burada teşhir edeceğim ona göre.


Hacı ilk yardımı ben yapmak istiyorum, benden hacı için 10 milyon TL. İŞLER.hadi beyler pamuk eller cebe, işte İslamın güreliği burada amaç yardımlaşma ruhu içinde bir insanı topluma kazandırmak.Foruma bütün katılanlardan rica ediyorum, insanlık namına Lütfen Hacıya yardım edin.


Sayın hacı Anakaraya yolun düşere se bana ,meclise uğra sekreterimden randevu al, ateist forumdan Adanalı hacı de ben seni hatırlarım.Hem meclis lokantasında gider bir Adana kebabı yeriz, bendesin yani, sonrada tanıdığım psikolog doktorlar var seni onlara götürür, tedavinin yapılmasına yardımcı olurum.Sana yapacağım para yardımını da elden yaparım.
Eğer bu psikolojik tedavi sonuç vermezse umutsuzluğa kapılma, çareler tükenmez tanıdığım, başka başarılı cerrah arkadaşlarda var, Mıdıkoğlu falan, seni onlara götürür hadım ettirir, bayanlara zarar vermenin önüne geçeriz, her şeyin bir çözümü var bu dünyada.

Bir de hacı kalkmış bu yaptığın zamparalıkları gururla bu forumda anlatıyorsun.Sorarım sana senin başka kadınlara yaptığını bir azılı don juan erkek senin eşine ve kızına yapsa nasıl karşılarsın?.Bir başkası senin eşini metres veya sevili tursa, seninde haberin olmasa iyi mi olurdu.Bir de gitse bununla sağda solda övünse iyi mi olurdu boynuzlanmak sayın hacı?.
Etme bulma dünyası, bu sözümü yaz bir kenara Yaşar Hoca söylemişti dersin, eden bulur, insanlar zalim olsa da, KADER ADİLDİR !!!, er geç her şey yerini bulur.

Sen bu şekilde boynuzlanmış olsan hacı , gel bir mini test yapalım bunu nasıl karşılardın ?.

a)-Karının boynuzladığını öğrendin mi, varlığına inanmasan da, Allaha yaratmış demeden, Kuranın dövünüz emrine uygun bir şekilde pata küte girişirsin.

b)-dayak bu işi paklamaz namıs önemli bir mefhum deyip, eşini dan dan..., tahtalı köye ahiret hava yolları ile acilen yolcu edersin.

c)-Bütün bunlar kuranın ve toplumun getirdiği çağ dışı doğmalardır, ben cinsel özgürlüklerden yanayım, ateist medeni çağdaş bir insanım der buna göz yumarsın.Hatta emmanuel filminde olduğu gibi, eşinin yeni fanteziler ve değişik tecrübeler edinmesinden gurur duyar, çağdaş bir insan olarak bunu her yerde anlatırsın.?.

Ben ve bütün forum izleyicileri bu konudaki cevaplarını acilen bekliyor sayın Dr. Hacı.Yardım kampanyası içinde acil banka hesap numarası bildir lütfen.Seni topluma kazandırmak boynumuzun borcu olsun.

Müslümanları hep cinsi sapıklıkla suçlayan abcd bu konuda seninde yorumlarını bekliyorum.


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

AteistforumdaAbdülhamit benzeri sansür

December 13 2003, 1:48 PM 

AteistforumdaAbdülhamit benzeri sansür tutumu devam ediyor
December 12 2003 at 5:40 PM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------




İşte ateizmin gerçek yüzü.

Düşünce özgürlüğünden
yana olan bu insanlar,(ateistler)
İslama salya kusmuk saldırılırken,
seslerini çıkartmıyorlar.
Ateizmle ilgili gerçekler,
de şifre edilip
açığa çıkarıldığı zaman.
Nasıl yazıları sansürlüyorlar.
Bunlar Jon Türkleri sansürleyen
Abdülhamiti’de geçti.
Ateizim, düşünce özgürlüğünün önünde
en büyük engeldir.

Minik bir not:İslama yapılan saldırılara
cevap veren yazılar sansürlenmektedir.
Beyler bu biraz adaletsizlik olmuyor mu.
Burada her kesin konuşma özgürlüğü olmalıdır.
Abdülhamit benzeri sansür tutumunuz devam etmesi
Ateizmin baskıcı , sansürcü yüzünü ortaya koymaktadır.
Allah kitabında şeytana bile ifade özgürlüğü tanırken,
Ateistler çağ dışı diye suçladıkları islamın sunduğu
İfade özgürlüğüne ulaşmaları için daha çok evrim geçirmeleri gerekiyor.


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Hacı için acil para yardımı

December 13 2003, 1:51 PM 

Hacı için acil para yardımı kampanyasına katılalım arkadaşlar insanlık namına.
December 12 2003 at 5:31 PM
No score for this post Hayrettin (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------



Hacı arkadaşımızın durumu her geçen gün kötüye gidiyor.
Hastanede tedaviye gelen bayan hastaları dütlemeye kalktığı yetmiyormuş gibi, şam tatlı satarken ondan alış veriş yapan çocuklara iş koyduğu yetmiyormuş gibi, şimdide de forum katılımcılarını ve yakınlarını dütlemeye (ayıptır söylemesi) kalkmaktadır.Bendeniz Yaşlar hoca gibi ülkenin saygın bir profuna dahi, cinsi sapık sözler sarf etmiştir.

Ateistlerein fikri neyse zikride odur.Bunların işi gücüde karşı cinsle hayvanlar gibi, düşüp kalkmak olduğu için, bu yazılarının ----silinmemesini----- formun editöründen özellikle rica ediyorum.Adamların aklı şeyinde bundan başka ne yazabilirdi ki bu cinsi sapıklar.Bu arkadaşların durumu vahim beyler, hadi bakalım pamuk eller cebe, bunları kurtarmak için yardım kampanyasına katılım gösterelim.Hepimizin bayan yakınları sokaklarda dolaşıyor veya zaman zaman hastaneye gidiyor.adama baksanıza iki eli ile, şeyini tutmuş ve gözü dönmüş vaziyette, forum , hasta , sokak ortası falan dinlemiyor ağzından salyalar aka aka her önüne geleni dütlemeye çalışıyor, durumu çok vahim, acilen tedaviye ihtiyacı var.

YARDIM KAMPANYASINA KATILANLAR.
1-Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk 10 milyon TL.
2-Gıyasettin 8 milyon 435 bin TL.
3-Hayrettin bi teklik işler (1 Milyon Törkiş Lira)
Hadi beyler insanlık namına...
Pamuk eller cebe..


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Ben geldikten sonra ateist forumda çözülmeler

December 13 2003, 1:54 PM 

Ben geldikten sonra ateist forumda çözülmeler başlamıştır.
December 12 2003 at 6:06 PM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk. (no login)
from IP address 81.212.179.124

--------------------------------------------------------------------------------



Ben geldikten sonra ateist forumda çözülmeler başlamıştır.Bunu çekemeyen teistlerse korkarak yazılarımı sansürlemeye başlamışlardır.

Ateist düşünce karşısında yaptığımı karalı ve etkili mücadele sonucunda, Ateist düşüncenim, güneş önünde bir buz parçası gibi eriyip buhar olmasını gören ateistler paniğe kapılmamışlardır.Bu panik sonucunda benim yazılarımı sansürleyerek insanların gerçekleri görerek ateist düşünceden dönüş yapmasına engel olamaya çalışmaktadırlar.İşte ateizmin gerçek yüzü.Bu son can çekişmeler ve çırpınışlar dahi ateist düşünceyi kurtaramayacak ve yok olup gideceklerdir.İnsanları aydınlatmak için, bütün bu çağ dışı düşünce ve ifade özgürlüğüne pranga vurma çalışmalarına rağmen, forumdaki mücadelemi azimle sürdürmeye devam edeceğim.Düşünce ve ifade özgürlüğüne uygulanan çağ dışı baskılara gelin hep beraber hayır diyelim.


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Ateistforum İsrail ajanları tarafından

December 13 2003, 1:57 PM 

Ateistforum İsrail ajanları tarafından yürütülmektedir
December 3 2003 at 11:56 AM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk (Login 1yasarnuri)
from IP address 81.212.179.246

--------------------------------------------------------------------------------



.

Ateistforum, ateist görünümlü İsrail ajanları tarafından yönetilmektedir.Kuranı Kerim
“Ey iman edenler yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin “der
Maide suresi 51.

İslam var oldukça Siyonist emllerini gerçekleştiremeyeceğini bilen Yahudiler, İslam ülkelerinde ateizm fırtınası estirerek, İslamı yıkmaya çalışmaktadırlar.Oyun bellidir, İslami anlayış yıkılacak, inançsız kalan topluluklara kolayca kendi ideolojileri doğrultularında yönlendirecekler.GAP ta Yahudiler tarafından büyük miktarlarda toprak alımı yapıldığı her kesin malulüdür.Plan basamak basamak işlemektedir.

Bu amaçla yürütülen ateist forumdaki çalışmalarda bazı ateist görünümlü İsrail ajanları açık vermiştir.Onların bu yönünü deşifre eden ben, bunu sizlerle paylaşarak,oynanan oyunu gözler önüne sermek istedim.

Bildiğiniz gibi İsrail Yahudi şeriatı ile yönetilen teokratik bir din devletidir.Bir ateistinse hiçbir teokratik yapılanmaya destek vermesi düşünülemez.fakat gel görelim ki, İslam’a, Müslümanların Allahına verip veriştiren ateist İsrail ajanlarının yazılarında verdiği açıklarından size örnekler vermek istiyorum.

Ali Oktay, ateist görünümlü bir israil ajanı işte yazdıkları:

Hiç kimse bitişik dairesinde fuhuş yapılmasını istemez.Biz de zorlukla kurduğumuz narin yapıyı korumak için bir keç Arap şeyhinin kontrolünde olan uydu devletleri yapılandırma yoluna gidip devrimimizi ihraç etmek zorunda olduğumuzu hiç aklımıza getirmedik.Bilakis onların kirli ideolojilerini eğitim kurumları içine sokarak potansiyel teröristler yetiştirdik.Kıçı kırık iran bile devrim ihracına kalktı ve başarılı oldu.Sudan dan,Afganistana,Pakistandan Malezyaya kadar devrim-düzen ihracı yaptı biz ise seyrettik ve buna izin verdik,hatta destek veren gafillerimiz bile oldu.


türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir
türkiye ivedilikle etrafındatemizlik yapmalıdır.Bunun için kim olursa olsun işbirliğine girmelidir.En uygun müttefik İsraildir

Bu yazının detaylarına aşağıdaki web adresinden ulaşabilirsiniz.
http://www.network54.com/Hide/Forum/thread?forumid=155862&messageid=1069405281&lp=1070033437

İşte İsrail ajanlarının maskesi düşmüştür, ateizm adı altında halkımızı nasıl bir Yahudi tuzağına düşürmek istedikleri açık ve ortadadır.Gerçek bir ateistin, Yahudi şeriatının ve yehovasının hakim olduğu bir ülkeye destek verebilmesi mümkünümüdür, siz söyleyin ?.

Diğer bir ateist görünümlü İsrail ajanı da Oğuzdur.Bir yandan İslam peygamberine saldırırken, Yahudileri nasıl katlettiğini bakın bu İsrail ajanı saptırarak alaycı bir üslupla nasıl dile getirir.

“Gel zaman git zaman Medine'de iyice palazlanan Muslumanlar Yahudilere, yakin cevrelerde ticaret ve is merkezleri acmalarini, buralarda yeni yerlesimler kurmalarini istediler. Bu oneriyi goz yaslari ve sevinc icinde karsilayan Yahudiler, derhal Medine'den ayrildilar ve ayrilirken Muhammed ve arkadaslari muhtac olmasinlar diye, neleri var neleri yoksa onlara armagan ettiler.”

“Aklina Medine'den gonderdigi, yakin civarda is ve yerlesim birimleri kurmalarini istedigi Yahudiler geldi. Neden olmasindi? Belki de olurdu... Hemen gures ekibi ile yola cikti. Ilk Yahudi birimine gelip gures tutmayi onerdi. Yahudiler; "aman sayin peygamber, biz guresten falan anlamayiz. Biz duvar onunde esasli aglariz" dediler. Muhammed; "yahu suraya kadar geldik, gures tutamiyorsaniz guvercin takla veya uzun essek oynayalim" dedi. Yahudiler; "onlar da nedir? Biz onlari da bilmeyiz" diye yan cizmeye kalkinca Muhammed, "vallahi kabul etmem, cok ayip olur, hic olmazsa halay cekelim" dedi. Netice olarak Yahudiler halay cekmeyi kabul ettiler. Hep birlikte; "alirim da giderim Cuveyriye'yi, Safiyeyi, ganimeti aman heyyy" yalellisi esliginde halay cektiler.”

Bu Siyonist ajanın yazılarının tamamına aşağıdaki adresten uçlaşabilirsiniz.

http://www.network54.com/Hide/Forum/thread?forumid=155862&messageid=1070302438&lp=1070412747

Bunlar akılları sıra Allah ile ve allahın diniyle alay ederler.Fakat kuranı kerim asıl onlarla Allahın alay ettiğini bize bildirmektedir.Sanki kaçacakları bir yer veya ölümden kaçışları varmış gibi.Allah, hesaba çekilecekleri güne kadar bunların azgınlıklarına mühlet verir ki çıkamayacak şekilde batağa saplansınlar.

Forumda bazı Müslüman arkadaşlarında ciddi ciddi bu IQ özürlülere cevap verme telaşında olduğunu görüyorum.Allahın kalplerini mühürleyip, gözlerini perdelediği bu insanlar sanki kendilerine % 100 doğru bilimsel veriler sunulsa, inkarcılıklarından döneceklermiş gibi.!!!

Bugün dünyanın bütün teknolojileri, kendi kendine tesadüfen oluşan hücre , atom ve canlıları ne hikmetse meydana getirememektenler. Robot yapımı için milyarlarca dolar harcanmakta, organ nakli için milyonlarca insan sırda beklemektedir.Teknoloji, neden acaba tesadüfen meydana gelen bu atom ve hücreleri yapay olarak üretmez de yapay robotlarla uğraşır.Nolucak laboratuarda üretiver, yapay böbrek hatta insan üret de robot yapmaya bu kadar para harcama.

Bunları aslında fazlaca yazmanın anlamı yok onlarda buna akıl erdirebilecek beyin olsa iman ederlerdi.Bu yazdıklarımı düşünüp değerlendirmeyi, bu IQ fıkarlaraından beklemek anlamsıdır.Aslında bunların bir kısmı da ciddi anlamda ateist de değildir.Ateizmi kullanarak İslamı yıkmak isteyen Siyonist ajanlardır.

Lavrens nasıl Arap kılığına girip, Arap milliyetçiliğini körükleyerek, İslam birliğinin dağılmasına etki eden bir ajansa, bunlarda ateist kılığına girip İslamı yıkmaya çalışan İsrail ajanlarıdır.Bir yandan ateizmin propagandasını yaparken, bir yardanda da Yahudilik propagandası yapmaktadırlar.Bunların bu maskelerini düşürerek, forum takipçilerine gösteriyorum.Biliyorum oyunları ortaya çıkmasın diye benim yazılarımı forumlarında sansürleyecekler.Fakat forum forum dolaşıp, bütün forumlara bu İsrail ajanlarının gerçek yüzünü de şifre etmek boynumuzun borcu olsun.


NOT: Bu yazımdan sonra bu İsrail ajanları paniğe kapılarak Yahudi propagandası yapan yazılarını silebilirler.Fakat onların kayıtları bende mevcuttur.Boşuna uğraşmasınlar o zamanda elimdeki dokümanları yayınlayarak onların maskelerini düşüreceğim.



 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

KAYIP ARANIYOR İNSANLIK NAMINA BİZE YARDIM EDİN.

December 13 2003, 2:01 PM 

KAYIP ARANIYOR İNSANLIK NAMINA BİZE YARDIM EDİN.
December 3 2003 at 11:51 AM
No score for this post ANA-BABA (Login 1yasarnuri)
from IP address 81.212.179.246

--------------------------------------------------------------------------------



KAYIP ARANIYOR
Biricik evladımız sevgili abcd’miz; ıhı
Tedavi görmekte olduğu Bakırköy Ruh ve sinir Hastalıkları hastanesinden
hastabakıcıları atlatarak firar eden evladımız abcd aranmaktadır.
Aldığımız istihbarata göre son olarak Harlem internet cafede, çay getirip götürmekte, ayak işlerine bakmakta, yerleri pas pas yapmakta ve boş zamanlarında ateistforuma yazılar bırakmaktadır.Harlem internet cafeye gelip peşini takip ettiğimizi anlayınca oradan apar topar kaçıp, izini kaybettirmiştir.Şu an yerini tespit edemediğimiz bir internet cafeden ateist foruma yazı bırakmaktadır.

Belirgin özellikleri:

Devamlı Türkiye için bir irtica tehlikesi olduğunu söyleyerek,
Panik söylemlerde bulunmak,

Depresif paranoyak çıkışlarla sürekli irticadan endişe etmek,

Atatürk ilke inkılaplarının koruyucusu olduğunu ilan ederek,
paranoya içinde bunların tehlikede olduğu yaygarasını kopartmak.

Sürekli İslami Teröreden bahsetmek.

Müslümanları cinsel sapık olduğunu söylemek,
fakat hiçbir ateistin cinsi sapıklığını görmemek.

Türkiye’nin İran ve Afganistan gibi olduğunu ikide birde gündeme getirmek.
Kadınların kapanmasının gereksiz olduğunu öne sürerek baş örtüsü emrine karşı çıkıp,Erkeklerin güzel ve bakımlı bayanlardan etkilenmeyeceğini söylemek,
(kendisi biraz aseksüeldir de, her kesi kendi gibi sanır).

Muhataplarına, aşağılık yaratık, soysuz köpek v.b. gibi
Sürekli hakaretler yağdırmak.

Devamlı domuz etinin lezzetinden !, yaralarından bahsederek !, Türkiye’nin geri kalma sebebini domuz eti yememeye bağlamak .

Çok saldırgan olup devamlı salya kusmuk konuşur
çok tehlikeli olup kunduz olma tehlikesi dahi vardır.

Gözü karardı mı ana baba bile dinlemez.Bu sayfaya girip sürekli İrtica, İslami terör, yobazlar gericiler diye hakaret yağdıran biri çıkarsa , bilin ki o sevgili abcd’mizdir.Görüldüğü anda Bakırköy Ruh hastalıkları hastanesinin 0 212 5436789 no'lu telefonuna bildirilmesi insaniyet namına rica olunur.Baş hekim tarafından bir motorize ekip, iki hasta bakıcı ve beyaz bir gömlek 24 saat alarm durumunda hazır bulundurulmaktadır.

AŞIRI DİNCİLERİN DİKKATİNE:
Çocuğumuzun akli dengesi yerinde olmayıp, aman siz onu ciddiye alıp evladımıza bir fenalık yapmaya kalkmayın, zarar vermeye klkamayın onun aklı başında değil.

Sevgili abcd’miz, ruh ve sinir sağlığından endişe ediyoruz anan yataklara düştü, baban kalp krizi geçirdi, lütfen hastaneye yuvana geri dön (abcd go home) ,tedavin kaldığın yerden devam etsin.
Bak baş hekim amcandan söz aldık vallahi sana bir şey yapmayacak.
Rumuz:anan ve baban

NOT:Haber verenler mükafatlandırılacak olup, BAHŞİŞ DOLGUNDUR.

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Ateistforum ifade özgürlüğünü

December 15 2003, 1:02 PM 

Ateistforum ifade özgürlüğünü sansürleyerek gerçek yüzünü ortaya koyuyor
December 15 2003 at 8:18 AM
No score for this post Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk (Login 1yasarnuri)
from IP address 81.212.179.151

--------------------------------------------------------------------------------

Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk

Abdülhamit benzeri sansür tutumunuz
İşte ateizmin gerçek yüzü.

Düşünce özgürlüğünden
yana olan bu insanlar,(ateistler)
İslama salya kusmuk saldırılırken,
seslerini çıkartmıyorlar.
Ateizmle ilgili gerçekler,
de şifre edilip
açığa çıkarıldığı zaman.
Nasıl yazıları sansürlüyorlar.
Bunlar Jon Türkleri sansürleyen
Abdülhamiti’de geçti.
Ateizim, düşünce özgürlüğünün önünde
en büyük engeldir.

Minik bir not:İslama yapılan saldırılara
cevap veren yazılar sansürlenmektedir.
Beyler bu biraz adaletsizlik olmuyor mu.
Burada her kesin konuşma özgürlüğü olmalıdır.
Abdülhamit benzeri sansür tutumunuz devam etmesi
Ateizmin baskıcı , sansürcü yüzünü ortaya koymaktadır.
Allah kitabında şeytana bile ifade özgürlüğü tanırken,
Ateistler çağ dışı diye suçladıkları islamın sunduğu
İfade özgürlüğüne ulaşmaları için daha çok evrim geçirmeleri gerekiyor.


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Ali Oktay bir nonoştur.

December 16 2003, 11:32 AM 

Ali Oktay bir nonoştur.
December 15 2003 at 6:35 PM
No score for this post yasar nuri öztürk (Login 1yasarnuri)
from IP address 81.212.248.225

--------------------------------------------------------------------------------


Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk.


Kardeşim nerden biliyorsun, adamı tanıyor musun da böyle konuşuyorsun diyenleriniz çıkacaktır elbet.Yaşar hoca sizi bu konuda aydınlatsın.Ali Oktayın nonoş olduğunu bilmek için, onu tanımak gerekmez azılı bir ateist olduğunu bilmek yeterli.

Forma yeni geldiğimde, “beni CHP den neden dışladılar” başlığıyla yazılar tefrika etmemeye başladığımda, bana safra diyerek, “senin gibi safraların atılma zamanı çoktan geldi de geçti “ diye ilk hoş geldin konuşmasını Ali Oktay yapmıştı.Bende forumda yeniyim, bu insanlara belki Allahın varlığına inandırarak sevaba girerim diye susmuştum.Fakat içimde yer etmişti ve daha o zamanlar da anlamıştım ne kadar,
-Kaba
-Saygısız
-Kendi düşüncesinden başka hiçbir düşünceye
saygı duymayan
-Kendini beğenmiş, bir fasulye zanneden,
-Başka insanlara tepeden bakan
Azılı ve azgın bir ateist olduğunu.

Anlamamıştım ama belki İslam’a kazandırdım diye ses çıkartmamıştım.Fakat “sizi ahirete havale ediyorum “ yazısından ve İslama karşı takındığındı tutumdan sonra bunun iflah olmaz bir ateist olduğuna karar verdim.

Şimdi gelelim Ali Oktayın Nonoşluğuna !!!
Ona bundan sonra NONOŞ ALİŞ ‘de diyebiliriz.

Sizi ahirete havale ediyorum yazısında ne demiş bu zatı muhterem:
Son bombalama olaylarını şeriatçılar yaptı
O zaman İslam terörist bir dindir
Terörü emreder,
Müslümanlarda teröristtir.

Sen İslama saldırısın ha,
bende bundan sonra susmayacağım,
Yetti artık be.

Geçenlerde bu sayfalarda ALTAY nickli ateist bir eşcinsel (nonoş) yazı yazmıştı.
Sanki çok büyük bir marifetmiş !! gibi gerine gerine eşcinselliğini savunmuştu.

İslam livataya (homoseksüelliğe ) karşıdır.Kuranda bunu yapan Lut kavmine” alemlerin yapmadığı rezilliği mi yapıyorsunuz” diye kınama gelir ve Lut kavmi büyük bir azapla helak olur.Neden nonoşlukları yüzünden.

Oğuz ve diğer ateistlerin genel kanaati sayfalarda okuyabildiğim kadarıyla,
Din bir doğmadır,
Çirkinliği emreder,
Din bütün kurallar ve yasaklarda
çirkinlikleri emreder, demektedir.

İslam dini Homoseksüelliği yasaklamıştır.O zaman insanların cinsel tercihlerine göre yaşamlarına baskıyla karşı çıkmak , ateizme göre bir çirkinliktir.

Peki güzel olan nedir, dinin ve Allahın yasakladığı homoseksüel (nonoş) olmak.
Bütün ateistler gizli birer nonoşturlar.Homoseksüelliğe karşı çıkmak çağ dışı dinin getirdiği bir doğmadır.Çağdaş olan nedir !!, homoseksüel olmak, dinin bu yasağını takmamak.

Ali Oktayın nonoş olduğu sonucuna nasıl ulaştım?.

Dememiş miydi kendisi

“Sizi ahirete havale ediyorum yazısında ne demiş bu zatı muhterem:
Son bombalama olaylarını şeriatçılar yaptı
O zaman İslam terörist bir dindir
Terörü emreder,
Müslümanlarda teröristtir.”

Bende diyorum ki o zaman
Altay nickli ateist eşcinsel bir nonoştur.
Buradan yola çıkarsak ateizmde nonoşluğun yasak olmadığı sonucuna varırız.
Altay nonoşluk yaptığına göre
O zaman başta Ali Oktay olmak üzere,
Bütün ateistler nonoştur.

Ali Oktayın mantığı ile gidiyorum.
Nasıl bir teröristin eylemi
İslamı ve bütün Müslümanları bağlıyorsa
Nonoş Altayın bu cinsel tercihi de
Elbette ki Ateizmi ve bütün ateistleri bağlar.

Ali Oktayda bir ateist olduğuna göre,
Basit bir Ali Oktay mantık yürütmesiyle,
Ali Okatayın’da rahatça Nonoş olduğunu söyleyebiliriz.

Bütün ateistlerin şahsında,
Ali Oktayı sembolik olarak
Nonoş ilan ediyorum.
Ona NONOŞ ALİŞ nickini takıyorum.
Bundan sonra bu ateist nonoşa böyle hitap edebilirsiniz.
Bunların nonoş olmak için çok iyi de bir sebepleri var.
İslam nonoşluğu yasaklar,
Eşcinsel tercihte bulunan bir insan.
Müslümanlıktan çıkar, çünkü allah bunu yasaklamıştır.
Din çirkinliği emrettiğine göre,
Eşcinsel nonoş olmakta sırf dine gıcıklık olsun diye
Ateistlere yakışır hani....

Bundan sonra islama karşı her iftira kampanyası başlatıldığında
Bu ateistlerin Nononoşluğu gündeme getirmek ,
Yaşar hoca olarak benim boynumun borcu olsun.
Beni bile çileden çıkarttınız be...
Daha size ne söyleyeyim.

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

ateistim, ateistsin, ateistler :-)))) hehehehe ali oktay

December 23 2003, 11:30 AM 

ateistim, ateistsin, ateistler ))) hehehehe
December 23 2003 at 2:04 AM
No score for this post ali oktay (Login alioktay)
from IP address 195.93.65.9

--------------------------------------------------------------------------------


Sevgili ateist kardeslerim, hepinize mesih dolusu esenlikler. Bizim DINgil müslolar tabi kimin hangi nickle yazdigini bilemeyecek kadar islam afyonuyla beyinlerini uyusturmuslar.Size isyerimden bir örnek vereyim.Geçenlerde Abdülkadir isminde bir nurcuyu ise aldim.Kendisini gözlemlemek için odasinin tuvaletine son model bir kamera yerlestirdim.Tabi benim büromun karsisindaki monitörden tuvaletteki bütün olan biteni izliyorum,keriz müslonun bundan haberi yok.Adam pantolonunu indirince içim adeta lunaparkta kaydiraktan kayan bir genç kizin kalbi gibi cizzzz ediveriyor. Ayyyy, bir hos oluyorum,adaminki -yalan söylüyorsam inkilap tarihi kitabi çarpsin- nah kolum kadar bisey.Offfff, nerden açtin sevgili mantik bu konuyu? Ne diyordum,adam küçük abdestini yapiyor,su ile taharet aliyor,fakat daha sonra seyini kurulamayi unutuyor.Yanlis anlamayin,ben bunu zevk olsun diye degil,sirf bir gerçegi ortaya koymak maksadiyla gözlemliyorum.Yoksa DINgilin aleti umurumda degil, ayyyy, yine içim bir hos oldu.Hani unutkanlik diyorduk,bunlarin beyni islam ile uyusmus.Hristiyanlar B-52'lerle Bagdat semalarina son model uranyum bombalari yolluyor,Israil demokratik cumhuriyeti teknoloji harikasi yeni iskence cihazlari gelistiriyor, mimarlik harikasi duvarlar örüyor. Bizim müslolar enayi gibi hala zekat vermekle,hayir isi yapmakla,günde bes vakit egilip kalkmakla mesgul.Sevgili Mantikçim, inanir misin,isyerimde bir ülkücü,bir süleymanci,bir naksibendi,bir fethullahçi,bir kaplanci isçim var.Geçen bunlardan birinin bardagindaki ayrana gizlice Johnny Walker whisky kattim.Keriz müslo ayran diye whiskyli bardagi hüpletiverdi. Bizim yemekhanenin asçisina tembih eyledim, diger müslolarin kuru fasulyeli pilavlarina domuz yagi kattirdim. Enayi gibi midelerine indirdiler.Yani diyecegim su ki,Amerika almis basini gidiyor,biz ise hala bedevi masallariyla vaktimizi öldürüyoruz.Ayyyyyy,bizim isçi dedik de, seyinin tadi hala damagimda,ayyyyyyy,nerden açtirdiniz simdi bana durup dururken bu mevzuyu.....


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

insanlar maymundan türedi, ateistler nasıl türedi

January 8 2004, 11:53 AM 

insanlar maymundan türedi, ateistler nasıl türedi
January 7 2004 at 10:59 AM
No score for this post ateist savar (Login ateistsavar)
from IP address 81.212.179.177

--------------------------------------------------------------------------------



Ali boktay başkalarını sineklikle suçlarken kendisininde ne bok olduğunu ifşa etmekte bir sakınca görmemekte.Formu dikkatli incelerseniz kerhaneler konusunda en çok istihbaratın ali oktaydan pardon ali boktaydan geldiğini görürsünüz.

Bu ateist ali boktay kerhaneler konusunda nasıl böyle bir istihbarata sahip.Efendim açıklayayım, bu ali oktayın anasıda ateisti.Ateizme göre bilirsiniz din doğmadır, “zina haramdır” kuralı ateistleri bağlamaz.İnanmaz onlar böyle çağ dışı doğmalara.1950 yıllarda da DP hükümetinin ülkeye getirdiği sefalet malum, maddi durumlar kelek, ali oktayın anasıyla babası düşünüp taşınıyorlar napalım bu maddi çıkmazdan kurtulmak için.Bu arlar ali oktayda dünyaya gelmemiş, anlayacağız problem var.Babasıda , ali oktayın anasını kısır bir kadın zannediyor.

Bunlar aile boyu ateist olduğu için , her yol ankara.Düşünüyorlar taşınıyorlar, ali oktayın babası anasına diyor ki,

-Hanım bu çağda dini doğmalara inanacak halimiz yok, ahlak, zina falan bunlar çağ dışı doğmalar, gel seni kerhanede çalıştıralım, bende pazarlamacılığını yaparım, üç beş yolumuzu buluruz, sen zaten kısır bir kadınsın hamile kalmazsın, girip çıksa !! nolacak aşınacak mı, daha iyi yol geçen hanına döner akşama seni bide ben düzerim, düzerken fazla zorlanmam.

Ali oktayın anasıda bunları duyunca diyor ki:
-Hay aklınla sen çok yaşa bey, bende böyle şeyler düşünüyordum da kızarsın diye söylemeye korkuyordum, hazır amerikan 6. filosuda İstanbul’a gelmiş, sen iyisi mi beni ermeni madam matildin kerhanelerinden birine götür, hem orda çalışır, hem de aile ekonomisine katkıda bulunurum.

Derken ali oktayın valideleri karaköy kerhanelerinde çalışmaya başlıyor.O zamanlarda prezervatif falan bulmak ne mümkün, aids falan da bilinmiyor, kadında kısır olduğuna göre korkusuzca çalışıyor.Bu arda karaköydeki kerhaneye gelen amerikan askerleri dış cephe boyasını beğenmemişler, kerhanenin işletmecisine

-bu ne ya , hem o kadar para veriyoruz hem de kerhaneniz dökülüyor “

diyor.Bunun üzerine işletmeci” tamam efendim bir boyacı bulur derhal boyatırz “diyor.Askerler gittikten sonra, ali oktayın anası hemen atılıyor, “benim tanıdığım iyi bir boyacı var onu getireyim mi? “ diyor.İşletmecide olur diyor.Bunun üzerine ali oktayın anası eve gidip , ali oktayın babasına diyorki:

-Herif kerhanenin dış cephesini boyayacak bir boyacı arıyorlar, bende bildiğim boyacı var dedim, alırsın eline fırçayı ve boya tenekesini , fırçayı salla dur, biraz ordan da gelir elde eder üç beş yolumuzu bulur, aile ekonomisine katkıda bulunursun.

Bunun üzerine ali oktayın babası alıyor eline fırçayı, ali oktayın anasının çalıştığı kerhanenin dış duvarlarını boyuyor.Bunu gören çevredeki kerhane sahipleri de, “bizimkini de boya” derken, ali oktayın muhterem pederleri, malum sokaktaki bütün kerhaneleri bir güzel boya badana yapıyorlar.Hem boyadan, hem kerhanenin hasılatından yollarını buluyorlar.Ahlak , zina falan bunlar çağ dışı doğmalar, “iyiki de ateist olmuşuz, insanların açlıktan nefesleri kokarken bizse köşeyi döndük “ diyorlar.Menderes döneminde bu kadar zengin nasıl türedi sanıyorsunuz ?.

Bu arda ali oktayın anası çok güzel bir kadın, bütün amerikan askerleri ona abone oluyor, anlayacağınız popülaritesi bayağı artıyor.Hatta o kadar hoşlarına gidiyor ki, 6.filo istanbuldan, tel-avive gidecekmiş, “biz sensiz yapamayız, gel senide İsraile götürelim, dönüşte İstanbula bırakırız “diyorlar.Ucunda iyi para olduktan sonra neden olmasın, bu hatun 6.filoyla israile gidiyor.Bu konuda değişik rivayetler var ama, duyduğumuza göre ali oktayın anası İsraildeki kerhanelerde de çalışmaya devam ediyor.

Ali oktay nasıl dünyaya geldi?, olayın bu kısmına gelelim.Meğersem ali oktayın anası kısır değilmiş, pederinde TIK yokmuş da, kadıncağız ondan hamile kalamıyormuş.Bu tip işlerde “kısır karı “diyerek hep erkek egemen toplumlar kabahati kadına atar, kadıncağızda korunma önlemi almamış.Sonradan istanbula geri döndüğünde öğreniyor ki ali oktaya hamile kalmış.Babasıda:

-Kadın oldu bir kere napaılm, hem benden çocuk olmadığına göre millete benim çocuğum diye yuttururuz” diyerek ali oktayı evlat olarak kabulleniyor.

Böylece millete bizim çocuğumuz diye yutturuyorlar, fakat hala akıllarında bir soru işareti kalmış.ali oktaya, anası israilde Yahudilerden mi hamile kaldı, yoksa 6.filo askerlerinden mi.Efendim acizane benim görüşümü sorarsanız, ali oktayın anası Tel avivdeki yahudi kerhanesinde çalışırken bir yahudiden hamile kaldığı kanaatindeyim.Nerden çıkartıyorsun ? diyenleriz olabilir .Nerden çıkartacağım, baksanıza adam hem ateistim diyor, hemde yahudi şeriatına tapan yahudileri baş tacı ediyor.Bunu anlamayacak ne var, kan kanı çeker.

Bu arda şunu da unutmayayım, amerikan 6.filosu israile giderken, sadece ali oktayın anası değil, bir gurup fahişeyi de götürmüşler. Onlarda tel-aviv’deki kerhanede çalışmışlar.Bu aileler arasında dostluk o günden beri sürer gidermiş.Hatta çocukları bile dost olmuşlar, ateist formu kurmuşlar.Bunlar kimler mi?, söylemem sırdır, fakat size ufak bir ip ucu vereyim, bu formun sayfalarında yahudileri öven, onlara özel bir muhabbete gösteren ateistleri görürseniz, iyi bilin anası tel avide düzlen bir kadının çocuğunun yazdıklarını okuyorsunuzdur.

Bu günlerde de nüfus kağıtlarına Müslüman yazılıp yazılmaması konuşuluyor.Bence hiçbir şey ifade etmiyor !.adamın Müslümanlıkla alakası yok, nüfus kağıdında Müslüman yazıyor.Ateist Şener yurdatapanın nüfus kağıdında bile Müslüman yazıyor.ya adam ateist anlatamıyor ki nüfus memuruna, “yok hemşehrim ben anlamam “diyor ve Müslüman yazıyor.

Ali oktay üstatda 6.filonun düzdüğü kadınların Müslüman olduğunu yazmış, efendim şimdi bu olaya aydınlık kazandırayım.Aslında şunu kabul etmek gerekir ali oktayın istanbul kerhaneleri hakkında verdiği bilginin büyük bir kısmı doğru, çünkü habere ilk elden , anasından alıyor.Fakat bir konuda yanılıyor.Polis bu genelevde çalışan kadınları vesikaya bağlamak için alıp götürüyor.Bu arda nüfus kağıtlarını toplama işlini ali oktayın anasına veriyorlar.O da nüfus kağıtlarını toplamışken, din hanesine bakıyor, dini islam yazdığı için zannediyor ki, bu kadınlar Müslüman.Gelip çocuğu ali oktaya anlatıyor.Ali oktayın bu konudaki yanılgısı da buradan kaynaklanıyor kanaatimdeyim, düzeltmek lazım sanırım.Nüfus kağıdında islam yazdığı için insanlar Müslüman olsa , önce ateist Şener Yurdatapan Müslüman olurdu.Siz inanmayın bu hikayelere.

Gelelim cop meselesine.efendim bizi ali boktay 80 öncesi eski tüfek komünistlerindendir.Gençlik yıllarında çok fırtına bir komünisti, bakmayın bu günlerde kargaya döndüğüne.Artık komünizmin sosyalizmin hükmü kalmadığından, ben komünistim demeye utanır oldu, bir şeylerde söylemek lazım hani “ben ataürkçüyüm “ diyor.Garibimi idare edin, başka bir baltaya sap olacak hali yok, irticacı falan olacak hali hiç yok.Liboş falan olsa diyecekleri, “eskiden sen solcuydun noldu üstad ?”, o da mecburi istikamet atatürkçü.

Bu ali oktay var ya, bakmayın siz onun öyle sakin göründüğüne, kendisi 40 yaşını geçtiği için diğerleri gibi tam akıllan masada biraz duruldu.”40’ından sonra bir adam hala sosyalistse man kafadır” diye bir söz var ya, 68 kuşağı eski tüfek komünistlerden kaç tanesi kaldı aramızda.Bu fırtına ali oktay 80’den evvel bayağı bir haltlar karıştırmış, yaramaz bir çocukmuş yani anlayacağınız.

Gerek 12 eylül 1980 ihtilalinden evvel, gerek Kenan paşanın ve ordunun 12 eylül darbesinden sonra, ali oktayı sık sık asayiş şubeye götürüp sorguluyorlar.Neteküm ali oktay çeşitli işkencelere maruz kalıyor, özellikle Selimiye kışlasında asker tarafından elektrik verme, cop falan her türlü yöntem deneniyor.Ali oktay o günlerde copun tadını iyi almış anlaşılan ki, hala tadı damağında kaldığı için, baksanıza ağzından düşüremiyor.Herkeside kendisi gibi zannediyor.Ali oktaya işkence yapıyorlar, copu sokup sokup çıkartıyorlar, bu işkence yöntemi ali oktayın bir hoşuna gidiyor, bir hoşuna gidiyor, artık başlıyor bağırmaya” nolursunuz işkenceye devam edin “ diye.

Ali oktay 80 den önce” rus askerine selam dur, Türk askerini arkadan vur” diyenlerdendi.80 den sonra bu coplu işkenceye maruz kalınca, birden kendi cinselliğini keşfedemediğini fark ediyor.Bunu kendine fark ettiren, işkenceci askerlerin postallarını öpüp, minnettar oluyor.Selimiye kışlasında bu cop işkencesinden sonra ali oktayın Türk askeri konusunda görüşleri de değişiyor.Eskiden “türk askerini arkadan vur” derken , 80 sonra :
“türk askerine arkanı dön,
yaylalar yaylar,
bizim ali oktayın cop çok hoşuna gitti
yaylar yaylar” demeye başlıyor.

Ali oktay herkesi kendi gibi nonoş sandığı için bu cop işkencesi motivasyonlu işkence öğelerini çokça kullandığını görürsünüz.Tabi bendenizin yaşı genç, eskiden ülkede işkence falan varmış, biz o günlere yetişemedik.şimdide AB giriyoruz, insan hakları ve uyum yasaları falan işkencede kalktı gibi.Bu yüzden ali oktayın AB çok karşı olduğunu görürsünüz.

Neden acaba ali oktay gibiler AB karşıdır?.Anlatayım bu ali oktay, altay gibi ateist nonoş homolar, eskiden popoları kalktı mı, ortalığı karıştırır, içeri alınırlardı.Sonrada işkence seansında, poplarına cop sokulduğu için, zevketen dört olmuş vaziyette tatmin bulurlardı, bu homolukta zor iş hani.Size kolay gelsin ateistlerde, bence islamın çağrısına kulak verip şu nonoşluğu bıraksanız iyi olur gibime geliyor.
Bak AIDS Allahın sizin gibilere bir cezası cehenneme gitmek için acele etmeyin, zaten orda kalmak için çokça zamanınız olacak.

Buradan ali oktaya sesleniyorum, “Pis beleşçi ali oktay, popon kalktığı zaman , indirmek için, bizim verdiğimiz vergilerle alınan copları kullanma, kaç tane cop eskittin lan, biz vergimizi yol, okul, hastane yapılsın diye veriyoruz, sen cinsel tatmin bul diye mi vergi veriyoruz.Madem o kadar meraklıysan, git en yakın sekizshopa kendine bir vibratör al, adi beleşçi”.

Ali Boktay anlaşılan sende zaman bol,
Bende boş gezenin boş kalfasıyım
Bendede zaman bol.Bu boş zamanlarımız,
Gel seninle yaralı bir şekilde değerlendirelim.
Ananı okşatmak hoşuna gidiyorsa ali oktay,
gel geç böyle babanın yanına getir evladım,
getirmesi senden ananı okşaması benden.
kerhanede iyi alışmıştır,
6.filo amerikan askerlerinkini yemeye,
bide bizimkini denesin.
bizden mahrum etme.
Hadi bakayım, biz buradayız evladım.
Kaşındın mı ananla beraber yine gel ,
her zaman bekleriz...................



 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

ATEİSTLERDEKİ ASKER SEVGİSİNİN NEDENLERİ

January 19 2004, 12:22 PM 

ATEİSTLERDEKİ ASKER SEVGİSİNİN NEDENLERİ
January 18 2004 at 5:31 PM
No score for this post ateist savar (Login ateistsavar)
from IP address 81.212.179.87

--------------------------------------------------------------------------------



Gelelim bu asteistlerdeki asker sevgisine ve ordu göreve çağrısının altında yatan gerçek sebeplere ve cop meselesine.Efendim bizi ali boktay ve diğer ateistler, 80 öncesi eski tüfek komünistlerindendir. Gençlik yıllarında çok fırtına bir komünisti bunlar, bakmayın bu günlerde sünepe kargaya döndüğüne.Artık komünizmin sosyalizmin hükmü kalmadığından, ben komünistim demeye utanır oldular, bir şeylerde söylemek lazım hani “ben ataürkçüyüm “ diyor.Garibimi idare edin, başka bir baltaya sap olacak hali yok, irticacı falan olacak hali hiç yok.Liboş falan olsa diyecekleri, “eskiden sen solcuydun noldu üstad ?”, o da mecburi istikamet atatürkçü.

Bu ateistler ve başta ali boktay var ya, bakmayın siz onun öyle sakin göründüğüne, kendisi 40 yaşını geçtiği için diğerleri gibi tam akıllan masada biraz duruldu.”40’ından sonra bir adam hala sosyalistse man kafadır” diye bir söz var ya, 68 kuşağı eski tüfek komünistlerden kaç tanesi kaldı aramızda.Bu fırtına ali oktay 80’den evvel bayağı bir haltlar karıştırmış, yaramaz bir çocukmuş yani anlayacağınız.

Gerek 12 eylül 1980 ihtilalinden evvel, gerek Kenan paşanın ve ordunun 12 eylül darbesinden sonra, ali oktayı sık sık asayiş şubeye götürüp sorguluyorlar.Neteküm ali oktay çeşitli işkencelere maruz kalıyor, özellikle Selimiye kışlasında asker tarafından elektrik verme, cop falan her türlü yöntem deneniyor.Ali oktay o günlerde copun tadını iyi almış anlaşılan ki, hala tadı damağında kaldığı için, baksanıza ağzından düşüremiyor.Herkeside kendisi gibi zannediyor.Ali oktaya işkence yapıyorlar, copu sokup sokup çıkartıyorlar, bu işkence yöntemi ali oktayın bir hoşuna gidiyor, bir hoşuna gidiyor, artık başlıyor bağırmaya” nolursunuz işkenceye devam edin “ diye.

Ali oktay 80 den önce” rus askerine selam dur, Türk askerini arkadan vur” diyenlerdendi.80 den sonra bu coplu işkenceye maruz kalınca, birden kendi gerçek cinsel kimliğini fark ediyor.Bunu kendine fark ettiren, işkenceci askerlerin postallarını öpüp, minnettar oluyor.Selimiye kışlasında bu cop işkencesinden sonra ali boktayın Türk askeri konusunda görüşleri de değişiyor.Eskiden “türk askerini arkadan vur” derken , 80 sonra Ali boktay aşadaki namaleri okumaya başlıyor:

“Ay akşamdan ışıktır
Yaylalarr yaylalar
türk askerine arkanı dön,
diloy diloy yaylalar ,
bizateistlerin cop çok hoşuna gider
yaylar yaylar
yaşasın türk askerinin copu
dıloy dıloy yalalar.

” demeye başlıyorlar.

Ali boktay herkesi kendi gibi nonoş sandığı için bu cop işkencesi motivasyonlu işkence öğelerini çokça kullandığını görürsünüz.Tabi bendenizin yaşı genç, eskiden ülkede işkence falan varmış, biz o günlere yetişemedik.şimdide AB giriyoruz, insan hakları ve uyum yasaları falan işkencede kalktı gibi.Bu yüzden ali boktayın AB çok karşı olduğunu görürsünüz.

Neden acaba ali boktay gibiler AB karşıdır?.Anlatayım bu ali boktay, altay gibi ateist nonoş homolar, eskiden popoları kalktı mı, ortalığı karıştırır, içeri alınırlardı.Sonrada işkence seansında, poplarına cop sokulduğu için, zevkten dört olmuş vaziyette tatmin bulurlardı, bu homolukta zor iş hani.Size kolay gelsin ateistlerde, bence islamın çağrısına kulak verip şu nonoşluğu bıraksanız iyi olur gibime geliyor.
Bak AIDS Allahın sizin gibilere bir cezası cehenneme gitmek için acele etmeyin, zaten orda kalmak için çokça zamanınız olacak.

Buradan ali oktaya sesleniyorum, “Pis beleşçi ali oktay, popon kalktığı zaman , indirmek için, bizim verdiğimiz vergilerle alınan copları kullanma, kaç tane cop eskittin lan, biz vergimizi yol, okul, hastane yapılsın diye veriyoruz, sen cinsel tatmin bul diye mi vergi veriyoruz.Madem o kadar meraklıysan, git en yakın sekizshopa kendine bir vibratör al, adi beleşçi ali boktay”.

Bu adamlar neden ikide birde TV ekranlarında ellerinde
ORDU GÖREVE
Pankartıyla dolaşırlar, onu da anlatayım.AB ayaklarına bu günlerde işkence falan yok ta, bunlarda cobun tadını almışlar, tatminsiz kalınca ve popoları kalkınca napsın zavallılar, ellerinde pankartlar
ORDU GÖREVE
Diye dolaşıyorlar.

Bende bu konuda bir uyarıda bulunmak istiyorum, aman dikkat bu adamlar AIDS olmuşlardır , size de bulaşır, zaman kötü !!.

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

ATEİSTLER NEDEN NONOŞTUR !.

January 19 2004, 12:25 PM 

ATEİSTLER NEDEN NONOŞTUR !.
January 18 2004 at 5:37 PM
No score for this post ateist savar (Login ateistsavar)
from IP address 81.212.179.87

--------------------------------------------------------------------------------






NOT: Aşağıdaki nonoş ateistler yazısı bir ateist vatandaşın, altakki yazısına karşılık yazılmıştır.İslam homoseksüelliği yasaklar.Fakat onlar her kesi kendileri gibi homoseksüel zannetikleri için, her türlü iftirayı yaparlar.


January 8 2004, 2:44 PM

Türkiyede bu tür istatistiksel sonuclar olmasa da toplumun gozleminden kacmayacak veriler de yok degildir.
Burada adını vermek istemedigim bazı tutucu illerden,neden bu kadar cok escinsel cıktıgı ve bu illerin nedense bagnaz oldukları gercegi de dikkat cekicidir.


GELELİM ATEİSTLER NEDEN NONOŞTURA ??

Kardeşim nerden biliyorsun, adamı tanıyor musun da böyle konuşuyorsun diyenleriniz çıkacaktır elbet.sizi bu konuda aydınlatsın.Ateistlerin nonoş olduğunu bilmek için, onu tanımak gerekmez ateist olduğunu bilmek yeterli.

Ateistlere nonoşlarda diyebilirsiniz bundan sonra,
Ha nonoş ha ateist ikisi de aynı anlama gelir.

Ateistler neden nonoştur onu açıklayayım.
Onlara göre birkaç teröristin yaptığı saldırıyı
Olayını delil göstererek bütün Müslümanları
Terörist olmayla suçlarlar.
“Son bombalama olaylarını şeriatçılar yaptı,
O zaman İslam terörist bir dindir
Terörü emreder,
Müslümanlarda teröristtir.”

Öyle değilmi, dolaşın bu formun sayfalarını,
Bu şekilde müslümanlara kaç tane saldırı,
Terörist ilanı göreceksiniz.

Siz İslama saldırısın da,
Bizde buna seyircimi kalırız.

Geçenlerde bu sayfalarda ALTAY nickli ateist bir eşcinsel (nonoş) yazı yazmıştı.
Sanki çok büyük bir marifetmiş !! gibi gerine gerine eşcinselliğini savunmuştu.

İslam livataya (homoseksüelliğe ) karşıdır.Kuranda bunu yapan Lut kavmine” alemlerin yapmadığı rezilliği mi yapıyorsunuz” diye kınama gelir ve Lut kavmi büyük bir azapla helak olur.Neden nonoşlukları yüzünden.

Bu ateistlerin genel kanaati sayfalarda okuyabildiğim kadarıyla,
Din bir doğmadır,
Çirkinliği emreder,
Din bütün kurallar ve yasaklarda
çirkinlikleri emreder, demektedir.

İslam dini Homoseksüelliği yasaklamıştır.O zaman insanların cinsel tercihlerine göre yaşamlarına baskıyla karşı çıkmak , ateizme göre bir çirkinliktir.

Peki güzel olan nedir, dinin ve Allahın yasakladığı homoseksüel (nonoş) olmak.
Bütün ateistler gizli birer nonoşturlar.Homoseksüelliğe karşı çıkmak çağ dışı dinin getirdiği bir doğmadır.Çağdaş olan nedir !!, homoseksüel olmak, dinin bu yasağını takmamak.

Ateistlerin nonoş olduğu sonucuna nasıl ulaştım?.

Ateistler Dememiş miydi ?

“Son bombalama olaylarını şeriatçılar yaptı
O zaman İslam terörist bir dindir
Terörü emreder,
Müslümanlarda teröristtir.”

Bende diyorum ki o zaman
Altay nickli ateist eşcinsel bir nonoştur.
Buradan yola çıkarsak ateizmde nonoşluğun yasak olmadığı sonucuna varırız.
Altay nonoşluk yaptığına göre
O zaman bütün ateistler nonoştur.

Ateistlerin mantığı ile gidiyorum.
Nasıl bir teröristin eylemi
İslamı ve bütün Müslümanları bağlıyorsa
Nonoş Altayın bu cinsel tercihi de
Elbette ki Ateizmi ve bütün ateistleri bağlar.

Basit bir ateist mantık yürütmesiyle,
rahatça bizde bütün ateistlerin
Nonoş olduğunu söyleyebiliriz.

Ateistler biz bütün müslümanları
Nasıl terörist ilan etmişşse
Bende burada bütün ateistleri
Nonoş ilan ediyorum.

NONOŞ KELİMESİNİ
ATEİST KELİMESİ İLE
EŞ DEĞER KULLANABİLİRSİNİZ.


Bunların nonoş olmak için çok iyi de bir sebepleri var.
İslam nonoşluğu yasaklar,
Eşcinsel tercihte bulunan bir insan.
Müslümanlıktan çıkar, çünkü Allah bunu yasaklamıştır.
Din çirkinliği emrettiğine göre,
Eşcinsel nonoş olmakta sırf dine gıcıklık olsun diye
Ateistlere yakışır hani....

Hadi bakim nonoşlar,
Bu forumda vakit kaybedeceğine,
Çıkın otoban kenarlarına.
Vakit nakittir, yolunuzu bulun.
Millete prezervatif vermeyi de unutmayın,
Sizden AIDS bulaşmasın tokmakçılarınıza.


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

ATEİSTLER ve ZORK NEDEN yumuşakgilerdendir?,

January 19 2004, 12:27 PM 

ATEİSTLER ve ZORK NEDEN yumuşakgilerdendir?,
January 18 2004 at 5:39 PM
No score for this post ateist savar (Login ateistsavar)
from IP address 81.212.179.87

--------------------------------------------------------------------------------



Bir ateist namaz kılan Müslümanlar için demiş ki;

Zork
January 14 2004, 11:48 PM

bizim müslolar göt göte vermiş nasıl da kararlı biçimde uyandırılıyorlar!
Hemi de Mekke istikametinde bi güzel uyandırılmak üzreler ...

Helal olsun walla bu kadar uyanık bi cemaat görmemiştir insanlık, bravo!
-----------
ATEİSTLER NEDEN GÖTVERENDİR

Aslında bu ateistler İslamın bütün getirdiklerine karşıdırlar.Neden ? çünkü İslam onlara neftsilerinin her istediğini yapmayı yasaklar. Bunların çoğu, alevi , solcu, sosyetik kökenli ailelerden gelmiş insanlardır.Dini bir yetiştirilme tarzı ve eğitimler olmadığından, toplum içinde boşta kalmamak ve yaptıklarına kulp hazırlamak için, ateistiz diye piyasaya çıkarlar.

Bunlar sınırsız cinsel özgürlüklerden yanadırlar.Ha önden ha arkadan onlara göre ne fark eder?.Bunlar yıkılması gereken tabulardır.Bunlar arkadan dütlenmekten çok hoşlanırlar, bana inanmayanız varsa, bu formun sayfalarında Ateist Altay nickli vatandaşın yazılarına bakabilirler.Adam pardon homo ateist Altay ballandıra ballandıra anlatmış, nasıl eşcinsel olduğunu, sanki büyük marifetmiş gibi.Bu adamlar İslam düşmanı olmasında kim olsun, arkadan zevk duyacaklar, İslam getirdiği katı kurallarla buna engel, yobaz herifler nolacak, insanın her şeyine karışıyorlar.

Bunlar tabi ateist evrimin son safhaları, eskiden bunu itiraf etmekten çekinirlerdi, gerçi bazıları hala öyle ya.80 öncesi, bunların atalarının, homo ilerici çağdasus ların kurdukları dernekler vardı.İsmini bile şifreli yazarlardı, bir taşla iki kuş vur.

DERNEK İSMİ: İLERİCİ GENÇLER DERNEĞİ, (İ.G.D.)

DEŞİFRE EDİYORUM: İBNE GÖTVERENLER DERNEĞİ (İ.G.D.)
Bunlar 80 den sonra evrime uğradılar, komünizmin hükmü kalmayınca, sosyal demokrat, ataürkçü, ateist falan oldular.İşte içlerinden Altay mert, olanlarından bir tanesi, ne mal olduğunu açıklıyor.Diğerlerini de verdiği ip uçlarından varın siz yakalayın.Adama sormuşlar, başkalarını nasıl bilirsiniz diye, “kendi gibi bilirim” demiş.Zork’ta bunlardan.


Adamın aklı fikri domalmakta, nicki bile bunula bağlantılı.Derler ya “ komadan osurma”, bunada komuşlar ZORK diye osurmuş, bunuda nick yapmış, yakışır hani.Bu ateist olacak, GÖTVEREN GÖTOŞ ZORK, herkesi ateistler gibi bildiği için, namaz kılmak için eğilen müslümanları dahi, domalmakla itham eder.

Zork diyorki:
“keyhüsrev ne diyon?

Senin domalma vaktin gelmedi mi yaw?
lan inbeliği ibadet olarak kutsallaştıran siz deil misiniz, uyuz arabın domalak piçleri?””

Zaman zamanda ağzından kaçırır:

“Zaten Müslolar harıl harıl 'kanıt' aramaktalar, tüm ateistlerin şorolo olduğuna dair!
Adamlara bir de sen malzeme verme şimdi bu 'muğlak' ifadenle!” zork

“Oğuz, çok mersi 'şekerim' !” zork, hadi hayırlı işler !!

Dur olm zork !!, kendine gel,
Bu toprakları sahipsiz !!,
Herkesi de kendin gibi sanma,
Her sakallıyı baban,
Her eğileni de
Sen gibi domalan sanma,
Herkes sen mi lan götoş zork.

Bu zorku arkadan dütleyeceklerin DİKKATİNE.
Canınız seviyorsanız, bu zorku dütlerken prezervatif kullanın.
Adamın gözü dünmüş olduğundan her önüne gelene domalıyor,
Her eğileni de kendi gibi domalmış sanıyor,
Yol geçen hanına dönmüştür, garanti
AIDS OLMUŞTUR İBNE, AMMAN DİKKAT.


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

ATEİSTLER NASIL türemiştir, KAÇIRMAYIN !!

January 19 2004, 12:30 PM 

ATEİSTLER NASIL türemiştir, KAÇIRMAYIN !!
January 18 2004 at 5:44 PM
No score for this post ateist savar (Login ateistsavar)
from IP address 81.212.179.87

--------------------------------------------------------------------------------



NOT:Bir ateist vatandaşın, müslüman kadınlara attığı iftira üzerine olayın gerçek yüzünü ortaya çıkartmak için kaleme alınmıştır.Bunlar Müslüman kadınları a kendi anaları gibi sanırlar.
BADANACILAR
January 5 2004 at 3:45 PM
ALİ BOKTAY
Bu badanacı cocukları Turk askerının uniformasına degil dusman uniformalarına selam durmaya alısıktır.
Cunku bunların dedeleri Mıssourı zırhlısının erlerine selam dururken,anaları suslenmekte,babaları ise yuksek kaldırım kerhanelerinin sokaklarını badana yapmaktaydı.


Ona öyle demezler,
Peynir ekmek yemezler,
Gerçekleri burada anlatmazsam
Bana da sabatör demezler.


ALİ BOKTAY VE ATEİSTLER
NASIL PEYDAHLANMIŞLAR, KAÇIRMAYIN !!


Sizlere biraz ali boktayın ve diğer ateistlerin soy sop kökenleri hakkında bilgi vermek istiyorum. Formu dikkatli incelerseniz kerhaneler konusunda en çok istihbaratın ali oktaydan pardon ali boktaydan geldiğini görürsünüz.

Bu ateist ali boktay kerhaneler konusunda nasıl böyle bir istihbarata sahip.Efendim açıklayayım, bu ali oktayın anasıda ateisti.Ateizme göre bilirsiniz din doğmadır, “zina haramdır” kuralı ateistleri bağlamaz.İnanmaz onlar böyle çağ dışı doğmalara.1950 yıllarda da DP hükümetinin ülkeye getirdiği sefalet malum, maddi durumlar kelek, ali oktayın anasıyla babası düşünüp taşınıyorlar napalım bu maddi çıkmazdan kurtulmak için.Bu arlar ali oktayda dünyaya gelmemiş, anlayacağız problem var.Babasıda , ali oktayın anasını kısır bir kadın zannediyor.

Bunlar aile boyu ateist olduğu için , her yol ankara.Düşünüyorlar taşınıyorlar, ali oktayın babası anasına diyor ki,

-Hanım bu çağda dini doğmalara inanacak halimiz yok, ahlak, zina falan bunlar çağ dışı doğmalar, gel seni kerhanede çalıştıralım, bende pazarlamacılığını yaparım, üç beş yolumuzu buluruz, sen zaten kısır bir kadınsın hamile kalmazsın, girip çıksa !! nolacak aşınacak mı, daha iyi yol geçen hanına döner akşama seni bide ben düzerim, düzerken fazla zorlanmam.

Ali oktayın anasıda bunları duyunca diyor ki:
-Hay aklınla sen çok yaşa bey, bende böyle şeyler düşünüyordum da kızarsın diye söylemeye korkuyordum, hazır amerikan 6. filosuda İstanbul’a gelmiş, sen iyisi mi beni ermeni madam matildin kerhanelerinden birine götür, hem orda çalışır, hem de aile ekonomisine katkıda bulunurum.

Derken ali oktayın valideleri karaköy kerhanelerinde çalışmaya başlıyor.O zamanlarda prezervatif falan bulmak ne mümkün, aids falan da bilinmiyor, kadında kısır olduğuna göre korkusuzca çalışıyor.Bu arda karaköydeki kerhaneye gelen amerikan askerleri dış cephe boyasını beğenmemişler, kerhanenin işletmecisine

-bu ne ya , hem o kadar para veriyoruz hem de kerhaneniz dökülüyor “

diyor.Bunun üzerine işletmeci” tamam efendim bir boyacı bulur derhal boyatırz “diyor.Askerler gittikten sonra, ali oktayın anası hemen atılıyor, “benim tanıdığım iyi bir boyacı var onu getireyim mi? “ diyor.İşletmecide olur diyor.Bunun üzerine ali oktayın anası eve gidip , ali oktayın babasına diyorki:

-Herif kerhanenin dış cephesini boyayacak bir boyacı arıyorlar, bende bildiğim boyacı var dedim, alırsın eline fırçayı ve boya tenekesini , fırçayı salla dur, biraz ordan da gelir elde eder üç beş yolumuzu bulur, aile ekonomisine katkıda bulunursun.

Bunun üzerine ali oktayın babası alıyor eline fırçayı, ali oktayın anasının çalıştığı kerhanenin dış duvarlarını boyuyor.Bunu gören çevredeki kerhane sahipleri de, “bizimkini de boya” derken, ali oktayın muhterem pederleri, malum sokaktaki bütün kerhaneleri bir güzel boya badana yapıyorlar.Hem boyadan, hem kerhanenin hasılatından yollarını buluyorlar.Ahlak , zina falan bunlar çağ dışı doğmalar, “iyiki de ateist olmuşuz, insanların açlıktan nefesleri kokarken bizse köşeyi döndük “ diyorlar.Menderes döneminde bu kadar zengin nasıl türedi sanıyorsunuz ?.

Bu arda ali oktayın anası çok güzel bir kadın, bütün amerikan askerleri ona abone oluyor, anlayacağınız popülaritesi bayağı artıyor.Hatta o kadar hoşlarına gidiyor ki, 6.filo istanbuldan, tel-avive gidecekmiş, “biz sensiz yapamayız, gel senide İsraile götürelim, dönüşte İstanbula bırakırız “diyorlar.Ucunda iyi para olduktan sonra neden olmasın, bu hatun 6.filoyla israile gidiyor.Bu konuda değişik rivayetler var ama, duyduğumuza göre ali oktayın anası İsraildeki kerhanelerde de çalışmaya devam ediyor.

Ali oktay nasıl dünyaya geldi?, olayın bu kısmına gelelim.Meğersem ali oktayın anası kısır değilmiş, pederinde TIK yokmuş da, kadıncağız ondan hamile kalamıyormuş.Bu tip işlerde “kısır karı “diyerek hep erkek egemen toplumlar kabahati kadına atar, kadıncağızda korunma önlemi almamış.Sonradan istanbula geri döndüğünde öğreniyor ki ali oktaya hamile kalmış.Babasıda:

-Kadın oldu bir kere napaılm, hem benden çocuk olmadığına göre millete benim çocuğum diye yuttururuz” diyerek ali oktayı evlat olarak kabulleniyor.

Böylece millete bizim çocuğumuz diye yutturuyorlar, fakat hala akıllarında bir soru işareti kalmış.ali oktaya, anası israilde Yahudilerden mi hamile kaldı, yoksa 6.filo askerlerinden mi.Efendim acizane benim görüşümü sorarsanız, ali oktayın anası Tel avivdeki yahudi kerhanesinde çalışırken bir yahudiden hamile kaldığı kanaatindeyim.Nerden çıkartıyorsun ? diyenleriz olabilir .Nerden çıkartacağım, baksanıza adam hem ateistim diyor, hemde yahudi şeriatına tapan yahudileri baş tacı ediyor.Bunu anlamayacak ne var, kan kanı çeker.

Bu arda şunu da unutmayayım, amerikan 6.filosu israile giderken, sadece ali oktayın anası değil, bir gurup fahişeyi de götürmüşler. Onlarda tel-aviv’deki kerhanede çalışmışlar.Bu aileler arasında dostluk o günden beri sürer gidermiş.Hatta çocukları bile dost olmuşlar, ateist forumu kurmuşlar.Bunlar kimler mi?, söylemem sırdır, fakat size ufak bir ip ucu vereyim, bu formun sayfalarında yahudileri öven, onlara özel bir muhabbete gösteren ateistleri görürseniz, iyi bilin anası tel avide düzlen bir kadının çocuğunun yazdıklarını okuyorsunuzdur.

Bu günlerde de nüfus kağıtlarına Müslüman yazılıp yazılmaması konuşuluyor.Bence hiçbir şey ifade etmiyor !.adamın Müslümanlıkla alakası yok, nüfus kağıdında Müslüman yazıyor.Ateist Şener yurdatapanın nüfus kağıdında bile Müslüman yazıyor.ya adam ateist anlatamıyor ki nüfus memuruna, “yok hemşehrim ben anlamam “diyor ve Müslüman yazıyor.

Ali oktay üstatda 6.filonun düzdüğü kadınların Müslüman olduğunu yazmış, efendim şimdi bu olaya aydınlık kazandırayım.Aslında şunu kabul etmek gerekir ali oktayın istanbul kerhaneleri hakkında verdiği bilginin büyük bir kısmı doğru, çünkü habere ilk elden , anasından alıyor.Fakat bir konuda yanılıyor.

Polis bu genelevde çalışan kadınları vesikaya bağlamak için alıp götürüyor.Bu arda nüfus kağıtlarını toplama işlini ali oktayın anasına veriyorlar.O da nüfus kağıtlarını toplamışken, din hanesine bakıyor, dini islam yazdığı için zannediyor ki, bu kadınlar Müslüman.Gelip çocuğu ali oktaya anlatıyor.

Ali oktayın bu konudaki yanılgısı da buradan kaynaklanıyor kanaatimdeyim, düzeltmek lazım sanırım.Nüfus kağıdında islam yazdığı için insanlar Müslüman olsa , önce ateist Şener Yurdatapan Müslüman olurdu.Siz inanmayın bu hikayelere.Sorsan bu ateistlerin de nüfus kağıdında müslüman yazıyordur.Bu ateistler ne kadar müslümansa, o kerhanedeki karılarda o kadar müslümandır.
Bunların işi gücü kuduz köpek gibi islama saldırmak ve müslümanlara iftira atmaktır.

 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

Ateistlerin cinseliği ile ilgili gerçekler, kaçırmayınız !!

January 19 2004, 12:32 PM 

Ateistlerin cinseliği ile ilgili gerçekler, kaçırmayınız !!
January 18 2004 at 5:41 PM
No score for this post ateist savar (Login ateistsavar)
from IP address 81.212.179.87

--------------------------------------------------------------------------------




NOT:Yazımız bir ateis vatandaşın, müslümaların cinsel sapkınlıklarını konu alan yazısı üzerine kaleme alınmıştır.
--------


January 8 2004, 2:44 PM


tecavuz edilip hamile bırakılmıs 15 yasındaki carsaflı kızın, doktorun uzun baskı ve ıkna cabaları sonucunda ,ana-babası Almanyada calısan,ve kendisi imam olan dedesine islam adetlerine göre yetistirilmek icin emanet edilen ancak bizzat ımam olan dedsinin tecavuz ettıgının anlasılması gibi sayısız ensest ornekler musluman bagnazlıkla dogru orantılı olarak toplumun gızlıden gızlıye yarayan bir yarasi oldugu gercegini hic kimse inkar edemez.

ziyarete gelecek nufuzlu konukların icki masasında kafa cekerken masa altından oralseks hizmeti vermek icin ozel olarak parlak erkek cocukarı yetistirdikleri jandarma kayıtlarında mevcuttur.

Bunlar halis muselman gelenekleridir.
Biliyoprsunuz imamın keçisi çalınsa, bunlar olayı imam keçi çaldı diye haber verir.İmmaın torununa tecavüz edilse, imama torununa tecavüz etti diye verirler.Akılları sıra giriştikleri iftira kampanyası ile İslamı küçük düşürmeye çalışırlar.Birazda biz alalaım sazı elimize, bakalım ateistlerin cinselliği nasıl oluyormuş.Aşağıdaki yazı, yukardaki yazıya misilleme olarak gündeme getirilmiştir.



Ateistlerin cinseliği ile ilgili gerçekler, kaçırmayınız !!


Toplum olarak cinselliğe çok meraklıyızdır.Hazır ateist arkadaşlar ! bu konuyu açmışken, bende birkaç tane anlatayım da, dorum biraz heyecan kazansın.Aslında bence formun reytingini artırmak için editörler özellikle bu tip konular açmalı.Baksana son günlerde bir iki ateistle onlara cevap veren 1-2 kişi haricinde kuş uçmaz kervan geçmez bir yere döndü.Forumda bu kadar küfredilir, yazılar sansürlenirse sonunda olacağı buydu tabi.

Neyse karınca kararınca formun hareketlenmesine biraz katkıda bulunayım.Üniversitede okuduğum yıllarda ben serseri mayın gibi ortalardaydım, daha tam görüşlerim olgunlaşmamıştı.Fakat sağ olsun ateist arkadaşlar görüşlerimin yönlenmesine bayağı faydalı oldular.Üniversiteleri bilirsiniz, her renkten, tipten, görüşten adam vardır.Benim sınıfımda da ateist bir arkadaş vardır, , finalden çıkmışız, daha sonraki final 1 saat sonra, okulun kapısındaki merdivenlerde oturmuş konuşuyoruz.

Yanımdaki ateist arkadaş ! anlatıyor, ismini de vermeyeyim reklam olmasın OH.A. diye tanımlayayım.Bana dedi ki, “kız kardeşimle bir gün evde oturuyorduk çok canımız sıkılıyordu napalım falan derken akılımıza oral seks yapmak geldi, oral seks yaptık”.Anlatılanlar midemi bulandırmıştı Ihı, “lan olm hastamsın insan bacısıyla öyle şey yapar mı, hem ayıp hem günah , çarpılırsın lan dedim. Bana OH.A. ne dese beğenirsin,

“-lan olm, sen çok geri kafalısın ha, günah falan bunlar dini doğmalar, hem sonra Allah mı var ki, bizi hesaba çeksin, boş ver takılma böyle çağ dışı şeylere, gözünü aç uyuma, zevk aldıktan sonra ha kız kardeşim, ha kız arkadaşım ne fark eder” dedi.

İliklerime kadar titremiştim, ateizmin gerçek yüzünü bu olay görmemi sağlamıştı.Seni görecek Allah yok, o zaman istediğini serbestçe yap iyi be...

Bir cinsellik dolu hikaye daha anlatayım, bu da üniversitedeki kız arkadaşlarımdan ÇU.Ş. ait.Kız arkadaşım falan dediğime bakmayın, manitam falan değil, sadece bizim sınıfta.Bizim meşhur bir sıfırcı Kazım hocamız vardı.Ne kadar dersleri ineklersen inekle hava, 50’yi aşamazsın.Fakat içimizden bir kız arkadaşımız ÇU.Ş. nin dersleri iyi, yine kız arkadaşım diyorum, yanlış anlaşılmasın aslında kızcağız veya kadıncağız evli.Manita falan, öyle bir şey akılımızın ucundan bile geçmez, ne de olsa evli karı.Yine vizede sıfırcı kazımın dersinde dökülmüşüz, kantinde oturuyorum,moralim bozuk, baktım bizim sınıftan bahsettiğim ÇU.Ş. yanıma geldi, naber nasılsın nasıl gidiyor faslından sonra, dayanamayıp bizim ÇU.Ş. sordum, aramızda iyi hani (yine yanlış anlaşılmasın arkadaşça) samimiyiz,
-Kız ÇU.Ş. sen bu Kazım hocanın dersinden nasıl geçiyorsun, adam sınıfta bir seni geçiriyor hepimiz dökülüyoruz, bunun yöntemini anlat “dedim.
Önce bir sağa sola baktı, “anlatayım ama kimseye söylemeyeceksin, söz mü? “ dedi.”Tamam söz kız”.Başladı anlatmaya,

-Her erkeğin kadın kız zaafı vardır, e bizim kazım hocanın da tabi, bir gün ders hakkında bir şey sormak bahanesiyle odasına gittim, biraz fingirdedim, biraz kişnedim, kazım hocayı kafaladım, sonra bir yemeğe çıkalım falan derken gerisi geldi.Ara ara evine gidiyoruz, kazım hocanın bana geçirmesine !! göz yumuyorum, o da beni dersten geçiriyor, anladın mı işin sırrını” dedi.

Başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü sanki, bu kızcağız pardon kadıncağız, dersten geçmek için, kazım hocanın kendisine geçirmesine izin veriyordu.Bir ders için namusunu iki paralık ediyordu.Yuh be dedim, insanlar ne hala gelmiş.Kız arkadaşım ÇU.Ş. döndüm:
-Kız utanmıyor musun sen, hem ayıp hem günah, bi de evlisin, hadi bekaret sorunun yok, ya kazım hocadan hamile kalsan nolcak, kocan durumu anlayacak” dedim.Bana döndü:

-Olm sen var ya çok safsın ha, hala oralarda mısın, aç gözünü çağa biraz ayak uydur, allaha inanmak eskidenmiş, sizin gibi cahil safları böyle kandırmışlar, Allah mı var ki günahını takan olsun, hem sonra nolcak, girip çıktıda aşındı mı?, boşuna niye sene kaybedeyim, kocama söylemezsem haberi de olmaz, olsa bile çağdaş insandır fazla ses çıkarmaz “dedi.Bunun üzerine

-Peki ya hamile kalsan, çocuk olsa nolacak?” dedim.
Bana o meşhur cevabını verdi hiç unutmuyorum:
-HA KOCAMDAN, HA HOCAMDAN AY NE FARK EDER,
ÇOCUĞUN KİMDEN OLDUĞU ANLINDAMI YAZIYOR.!!.

İşte masamda oturan sınıfımdan kız arkadaşım ÇU.Ş. bir ateisti ve namus anlayışını böyle ortaya koymuş, beni çağ dışı, geri kafalı, saf olmakla itham etmişti.Dünya görüşlerimin oluşmasında en etkili olaylardan birde buydu, demek ateizim buydu.Düşündüm taşındım, bunları benim midem kaldırmadı, kendi kendime “olm sabatör açmaz ayaklar seni, eğer böyle olmak çağdaşlıksa boş ver sen gerici ol daha iyi ve bu adamları iyi tanı “dedim.

Çağdaşlık adına ortamı ne hale getirmek istiyorlar, “seni gören Allah yok her naneyi istediğin gibi ye”.Anlattıklarıma inanmamış olanlar olabilir, söz verdiğim gibi arkadaşım ÇU.Ş. bu sırrını onu tanıyan kimseye anlatmadım.Fakat onu tanıyan sınıf arkadaşlarımdan sınıfta ÇU:Ş. Kazım hocanın dersinden geçip geçmediğini öğrenebilirsiniz. Aslında bende daha hikaye çok.

Aynı aparmamanda oturduğumuz, ADD , nin aktif üyelerinden bir vatandaş vardı.Kendisini hiç sevmezdim, suratsızın tekiydi, sonradan öğrendim adam bi de ateistmiş.Bir güm karakoldan polisler apartmana geldiler, bu ateist vatandaşı alıp götürdüler.Sonradan öğrendik, karısı şikayet etmiş, zaten hiç geçinemezlerdi, ikide birde apartman kavgalarına şahit olurdu.Karısın şikayet sebebi de neydi biliyor musunuz, bu ateist vatandaş kafayı çekip, leyla ! oldu mu gözü hiçbir şey görmüyormuş, 11 yaşında küçük kızına tecavüz ediyormuş.

Karısın bütün engellemelerine kaba kuvveyle cevap verip yapacağını yapıyormuş.Sonunda kadıncağız dayanamayıp karakola şikayet etmiş.Bunu duyan bütün apartman nefretle karşıladı, apartmandan çıkartılması için, imza kampanyası başlatıldı.Herkesin kızı, çocuğu var, bu ADD’ci ateist böyle sapıksa, kendi kızın düzen, başaklarının çoluk çocuğuna ne yapmazdı.Bu adamın yaptıklarını görünce ADD’cilerden ve ateistlerden bir kez daha iğrendim.

Neyse arkadaşlar, kalın sağlıcakla, bende hikaye bol, ateist arkadaşlar anlatsınlar, bizde buradan anlatmaya devam eder, hem de monotonlarmış, forma biraz hareket kazandırırız.Hoşça kalın.


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

ILGINC BIR DURUM

January 30 2004, 12:32 PM 

ILGINC BIR DURUM
January 29 2004 at 2:15 AM
No score for this post HACI (Premier Login hacihaci)
from IP address 24.147.252.201

--------------------------------------------------------------------------------

Hayret..
Rope bana yasak koymamis..
Aslinda istedigim Alternatiforum forumunu okuyabilir ve girip, ileti atabilirim ama, yasak kalsa daha iyi..

MGK'nin nasil bir karakteri oldugunu ortaya koyuyor. Bakalim Rope'u da kendi dumen suyuna cekebilecek mi?
Merak ediyorum..
Forumda editor birakmadi sarhos jigolo..
Ebuselam'a versin editorlugu..

Katilimcilari da kaciriyor.. Hepsinin arkadindan beddualar, kufurler ediyor bizim budala..
Cok ilginc.. cooooook.....


Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message Respond to this message

Author Reply
HACI
(Login omerusta)
24.147.252.201 ÇÜKÜNDÜRÜK MGK!!!
No score for this post January 29 2004, 5:08 PM

Bakalim ne zaman MGK buraya da girmeme engel olacak..
Merak ve heyecanla bekliyorum..

keeeh keh kehhhhhhhhhhh

Yoksa MGK'ye bir seyler mi oluyor.. Otoritesi sarsilmis gibi duruyor..
Heeeeeeyyyyyyyttttttt MGK..
Sanildigin kadar güclü degilsin, her halde..
Senin icin çükündürük terimi cok uygun..


Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: ILGINC BIR DURUM
No score for this post January 29 2004, 7:55 PM

Yine de hic fena degil.
Bizim Çükündürük 12 forumdan 11'ine el koymus.. Tavanarasini saymiyorum..
Borusunun ötmedigi tek bir forum var.. Politika..
Ilginç.......
Çoooooook ilginç...
Acep nedendir?

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message


MGK
(Premier Login pakopako)
81.215.97.154 ZAVALLI HACI
No score for this post January 29 2004, 10:24 PM


Görüyorum ki diplerde gezerken bir balıgın osurdugu ve tesadüfen burnuna denk gelen bir hava kabarcıgını soluma derdinde olup şuraya 3 4 satır ile rezilligini bir kez daha kanıtlamayı nimetten sayar durumdasın.

Editörleri ekranları basında 24 saat görev yapan kişilermiş gibi lanse etmen buralardaki son debelenmelerinin bir başka kanıtı.

İlginç olan bir şey yok.

Rope bugün ekranına bakmamıştır.
O kadar.

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: ILGINC BIR DURUM
No score for this post January 29 2004, 10:33 PM

Sanmiyorum.. Çükündürük MGK..
Ayrica seninle direkt konusmak istemiyorum. Sana atiflarda bulunabilirim. Hakkinda dedikodu yapabilirim. Ama, sen Haci Ali'nin yasagini kaldirmadikca, sana direkt olarak hitabetmeyecegim. Bu son hitabimdir..
Benim yasaklanmam sorun degildir..
Beni yasaklayan kaybeder..
Umurumda bile degilsiniz..
Burada yazmamin temel nedeni Rope'un seni siklemedigini kanitlamaktir.
Rope ne de olsa en eski Alternatiforum editoru..
Senin dumen suyuna girmeye direniyor..
Onu ikna edebilecegini sanmiyorum..
Hem bundan sonra beni yanitlama..
Once Haci Ali'nin banini kaldir..
Benimkini degil.. Cunku buna benim ihtiyacim yok..

Ayrica bu yasagin kaldirilmasi senin icin yararli. Benim icin degil.. Benim umurumda bile degilsiniz.
Aslinda Haci Ali'nin de umurunda oldugunuzu sanmiyorum. Ama senin ve Alternatiforum icin gerekli. Forumun icine sictin ve butun formatini degistirdin. Foruma sahipsin. Buna karsi koyacak tek bir editor var ortalikta. O da Rope.. Iste Rope bu yuzden sana direniyor..

Hadi bakiiiiiiiiimmmmmmmmm

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: ILGINC BIR DURUM
No score for this post January 30 2004, 1:28 AM

Demin baktim din forumuna..
Haci Ali MGK'ye asagidaki mesaji birakmis..


CHUKUK DUMBUK KEFERE!...
January 30 2004 at 1:18 AM HACI ALI (Login Haci_ali)
from IP address 66.185.84.69

--------------------------------------------------------------------------------

CHUKUK DUMBUK KEFERE!...

LEN AMANYAK SEN NE BOKSUN ONUN BUNUN MAHDUMU!...
BENI SENIN BAN EDEBILMEN ICIN ALTIMA YATMAN GEREK!
SALAK KEFERE!...GAKLA GUK'LA NE BOK YERSEN YE!...
SEN SEFEREFSIZ ADI OROSPU DOLUSUN!...

EGER SENDE SEREF OLSA BANA ADRESINI VERISIN!...
SENIN AYAGINA GELIR SENI ORADA!...
YA SEN BENI DUZERSIN!...
YA DA BEN SENI KABAK GIBI OYARIM!...
VARMI O GOT SENDE?...

YALAKA BEN ISTERSEM BENIM BU FOURUMA GIRMEME MANI OLAN
GOTLEK! HODRI MEYDAN ISLAMGERCEKLERINE DE GEL!
SENI CIKTIGIN DELIGE SOKAYIM CHUKUK DUMBUK!...
CANIN CEHENNEME ADI GOT VEREN!...

GADI BAKIMM AANCA GIDERSIN GOT OGLANII YYUURRUU!

============================

Ona cükük diyor.. Ben de Çükündürük diyorum...

keeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhhhhh


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

TURKIYE'NIN TEK OZGUR DUSUNCE PORTALI

February 5 2004, 4:11 PM 

TURKIYE'NIN TEK OZGUR DUSUNCE PORTALI
February 5 2004 at 2:57 AM
No score for this post HACI (Premier Login hacihaci)
from IP address 24.147.252.201

--------------------------------------------------------------------------------

Nicelizm.com..

Gecenlerde Nicelizm forumunun Turkiye'nin tek ozgur dusunce portali olduklari iddiasina ben,"Hayir, siz tek degilsiniz. Alternatiforum da sizler gibi" demistim.

O gunden bu gune, aradan cok zaman gecmemesine ragmen, koprunun altinda cok su gecti. Haksiz oldugumu ogrendim. MGK acikca Alternatiforum'a hakim oldu ve 13 forumun 12'sinde diktatorlugunu ilan etti. Haci'ya ve Haci Ali'ye ve digerlerine butun forumlari yasakladi. Tavanarasini bile yasakladi.
Karsi fikre yasama olanagi ve hakki vermeyen bir forum oldu Alternatiforum.

Hic ummadigim bazilarinin bu fasist idareye hurraaa dedigini gozlemledim. Dogrusu fazla sasirmadim. Onlardan bu kadarini beklemiyordum ama, tam bir surpriz olmadi. Cunku cogu kere insanlar nefret duygularini, ustun insansal duygularindan daha bariz bir sekilde belirtirler.

Haci asagidaki adresde Ateizm forumunun moderatoru oldu. Hepinizi din konusunda yazmaniz icin oraya davet ediyorum. Bu foruma yazik oldu..

http://www.nicelizm.com/forum/phpbb/index.php

Su anda Turkiye'nin tek ozgur forumu orasi..
Alternatiforum icten yikildi.. Sayisiz dis saldiriya uzun yillar dayanmisti ama, icten yikilmasi icin bir ahlaksiz yetti.

Ilginc ama gercek.. Cunku bu dram gozlerimizin onunde oynandi..

Haci


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

DEDIKODU'NUN POLITIKASI OLUR MU?

February 5 2004, 4:15 PM 

DEDIKODU'NUN POLITIKASI OLUR MU?
February 4 2004 at 11:50 PM
No score for this post HACI (Premier Login hacihaci)
from IP address 24.147.252.201

--------------------------------------------------------------------------------

YA DA POLITIKA'NIN DEDIKODU'SU..

POLITIK DEDIKODU VEYA DEDIKODUK POLITIKA..

keeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhh

Aslinda politika nedir ki? Bazi egilimlerin digerlerinin itirazina ve protestosuna ragmen, topluma dikte ettirilmesi, degil mi? Bir tur surtusme olan politik mucadele, karsilikli cekismeler sonunda yalan yanlis bazi fikirlerin ortaya cikmasina ve dilden dile dolasmasina neden olmayacak mi? Bu bir tur dedikodu degil mi?
Hemen her sosyal olgunun kendine gore bir politikasi varsa, dedikodusu da var demektir.
Oyleyse dedikodu Politika forumunda tartisilabilir.
Degil mi?
Yoksa yaniliyor muyum?

Pandora'nin kutusunu acmak ister misiniz?

Not: Din forumunda bile dedikodu yapildigina gore, politika forumunda neden yapilmasin.. Bundan korkanlar olacaktir.. Bakalim kim korkuyor, kim istiyor? keeh keh kehhhhhhhhh

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message Respond to this message

Author Reply
HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 GAK DEDIKODUSU..
No score for this post February 5 2004, 4:26 AM

Gak Haci'ya hitaben asagidaki iletiyi yazmis.. Kendisine tekrar haber vereyim. Din forumunda senin yanitlayamam. Tek secenegim politika forumu.. Ya da benim forumlarimdan biri. Daha da olmazsa moderatoru oldugum forumunun ateizm forumuna yazmalisin. Adresleri asagida..

http://www.nicelizm.com

http://www.nicelizm.com/forum/phpbb/index.php

Cok ilginc Gak bana yazdigi iletiyi "sevgiyle kal, cunku ihtiyacin var" diye bitirmis. Yaw sevgiye herkesin ihtiyaci var ve ben bir istisna degilim. O ise bir istisna olabilir keeeeh keh keh
Neyse.. Bana hitaben asagidaki iletiyi yazmis Gak. Onu burada yanitlamak zorundayim..
===============================
Ne ilginçtir ki
Forumda
Haci ya
çok ağır Küfürler edilince bas bas bağırmıştır
Din forumu çöplüğü
açılsın diye
ve editörlerce dikkate alınmıştır..
iyi de edilmiştir..

Şimdi kendi için ayırdığı
bu özel bölümün keyfini çıkarıyor...

BU nedenle
gak
oluşumunda katkısı olmadığı bir bölümde
kişisel tatmin düzleminde olmayacak...

Sevgili Haci ye hem bir anımsatma
hem uyarı...

maaşını orda hakedeceksin...

Yani çöplükte..

sevgiyle kal
çünkü
ihtiyacın var..
=======================================

Din forumunun cop tenekesini acalim dedigim zaman ortada bir kriz vardi. Simdi bir kriz yok. Ayrica Haci kufredilmekten cok, karsilastigi inanilmayacak kadar igrenc yazilar yuzunde cilgina donmustu. Onlar Gak'a oyle gelmeyebilir. O alisik olabilir ama, Haci alisik degildir. Simdi bu coplugu begeniyor Gak. Aslinda simdiki durumu cok begeniyor. Uzaktan attigi naralari duyuyorum. Gak yalnizliktan hoslanan biri.. Burada onlar icin "lonely" deniyor.. Ben de aslinda biraz oyleyimdir ama, bir diktatore boyun egmem. MGK Gak'i guduyor.. Ne ilginc. Gak da kaz gibi gudulmekten yakinmiyor. Belki de bundan mazosistik bir zevk aliyor. Grup olusturmaktan bile bahsediyor. MGK, Gak, Ebu ve birkac gariban daha bir araya gelip, neyi tartisacaklar, dersiniz. Neyi olacak Haci'yi ve Haci Ali'yi.. Zenginin mali, zugurdun cenesini yorarmis.. keeeh keh kehhhhhh

Gak Tavanarasinda yazmayacakmis. Adam lafdan da anlamiyor. Seni cogu kere goremeyebilirim ve direkt olarak yanitlayamam diyorum. Arkamdan konusmaya devam et oyleyse. Ya da vicdanin ne elveriyorsa onu yap..

Isin kotusu maasimi Coplukte bile kazanamiyorum. Tavanarasina giremiyorum.
Neyse..
Gak'i siktir et.. Nasil olsa onunla anlasmaya olanak yok. Yalniz ham, cocukca, kafasiz ve inatci biri degil, ayni zamanda benim duzeyimde biri degil. Beni nerede bulacagini biliyor.. Cesareti varsa oraya gelsin. Ya da burada it gibi urusun..

Hadi bakiiiiiiiiiimmmmmmmmmmmm
Bu kadar Gak dedikodusu cok bile..



 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN

February 5 2004, 4:19 PM 

ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
February 2 2004 at 10:02 PM
No score for this post HACI (Premier Login hacihaci)
from IP address 24.147.252.201

--------------------------------------------------------------------------------

ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIK PLATFORMU OLARAK KULLANANLARA HATIRLATMA.

Ne Haci Ali, ne de Haci, Alternatiforum'un din forumuna girememektedirler. Aslinda ikisi de girerler ama, girdikleri an IP'lerini belli edecekleri icin, onlara da ban konmasi kacinilmazdir.
Bu yuzden Haci ile esit kosullarda, adil bir tartisma yapmak isteyenlerin ya Alternatiforum POLITIKA ya da TAVANARASI forumlarini kullanmasi, ya da Haci'nin forumlarindan birini yeglemesi gerekmektedir. Politika forumu bu tur tartismalar icin uygun olmayabilir.
Tabii Alternatiforum'u kendi ahlaksizliginizi pratik edecegimiz bir platform olarak kullanmayi dusunuyorsaniz, buna hic bir itirazim olmayacaktir. O zaman kendiniz calar, kendiniz oynarsiniz.. Amaciniz nedir? Once kendinize bu soruyu sormalisiniz. Amaciniz eger karsiliksiz ve rahat bir sekilde elestirmekse, simdi yaptiginizi yapmaya devam edin.
Yok eger, birilerine ait sorunlari onlarla karsilikli tartismak istiyorsaniz, dedigimi yaparsiniz..
Her iki durumda da, caniniz cehenneme..
Sizi yanitlamak benim ihtiyarimdadir. Gerekli gorursem yaparim. Tenezzul etmezsem, yapmam. Haci'nin giremeyecegi forumlara saklanarak, onu elestirmeniz ne kadar ilkel oldugunuzu gostereceginden, hic tavsiye edilir bir sey degildir. Haci'ya yasagi kaldirmanizi istemiyorum. Ona ve diger ban edilenlere karsi yapacaginiz elestirileri nasil yapacaginiz sizin gercek doganiz hakkinda da ip ucu verecektir. Sizi simdilik dostca uyariyorum..
Bu uyari Ebuselam'a hitabetmiyor. Onun ahlak anlayisini kallesce saldiri ve camur atma ile bagdastirabiliyorum.. Ama nedense Gak'a bu stili yakistiramadim..
Hatirlatmak istedim..

Haci

Not: Ben sahsen TAVANARASI'ni yeglerim..

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message Respond to this message

Author Reply
HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 DENGINE CAT..
No score for this post February 2 2004, 11:29 PM

Gak'in Haci hakkinda yazdiklari sapkin dusuncelerin tumune deginmek istemiyorum. Gak'i oteden beri biliyorum ve oldukca ekzantrik bir karakter. Ne dedigi hic onemli degil.. Onemli olan onlari nasil dedigi. Kendine gore bir stili var.. Haci ateizmi bilmiyormus.. Bunu yanitlamaya deger bulmuyorum.

Son iletisi Alternatiforum'un uyelik sistemine gitmesini destekliyor..
Bunu ilginc buldum. O zaman kac uye bulabilecekler dersiniz. Bir elinizin parmaklari kadar mi, yoksa iki elinizin parmaklari kadar mi?.. Iste o civarda..
Ayrica bu atilim, kendi kurdugu Alternatiforum'un ilkeleri ile de bagdasmiyor. MGK'nin dumen suyunda bir Gak.. 12 forum da MGK'ye ait. 13ncu Rope'a ait. MGK'ye direniyor.. Simdi Gak geliyor ve MGK'yi eski dostu Rope'a yegliyor.. Buna ben ayip diyorum. Cok ayip. Gak'a da birseyler olmus ama, ne oldugunu buradan anlamaya olanak yok.. Evlenmesi ve coluk cocuga kavusmasi disinda, yani.. Kendisine mutluluklar ve sag duyu diliyorum..

Gak belli ki Haci'yi uzaktan izliyor.. Evet, ateizm ahlaki bir secenektir seklinde bir sonuca vardim.. Ama Gak'in izledigi algoritmi izleyerek degil. Kendime gore bazi nedenler buldum. Onlari da okumustur umarim, bizim Musluman Gak..

Ayrica Gak'in deginmek istemedigi, ihmal ettigi bir olayi hatirlamakta yarar var.
Gak Hic Pic'e kizmis ve Alternatiforum web sayfasini ayaklarimizin altindan hali ceker gibi, cekmisti.
Ne cabuk unuttu..

Kufur isine gelince.. Haci'ya, orada kufretme, gel burada kufret. Burada kufur serbest dedigini de unuttu galiba.. keeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhh

Bir keresinde Haci ile dil ve konusma konusunda bilimsel bir tartismaya girmis ve kuyrugunu bacaklari arasina alarak, kacip, gitmisti..

Haci Ali'yi Gokhan'la karistirmasi bana, Haci Ali'nin herkesi Baris veya Gak sanmasini animsatti.
Ne ilginic.. Sapkinlik, okyanusun her iki yakasinda da olsa, degismiyor.. Hep ayni... keh keh keh.

Daha ne deyim, bilmiyorum..
Bu kadar laf bile cok Gak icin ama, nedense dayanamadim..
Adasim olmasa ustune daha da yuklenecektim ama, ona sukretsin..
Hadi bakiiiiiiimmmmmmmm Gak..
Git dengine cat..
Haci Ali'ye yani..
Haci'ya bulasma..

OK?

keeeeeh kehhhh kehhhhhhhhhhhhhhhhhh

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message


MGK
(Premier Login pakopako)
213.153.187.92 Re: ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
No score for this post February 3 2004, 1:57 AM



Hacı diyor ki;

"12 forum da MGK nın."

Eger bu dogru ise, o zaman Hacıya göre o forumlar benim.

E, ben de diyorum ki oralardan defol.

Eger oralar benim ise, ki bunu iddia eden sensin, eger kendi dedigine inanıyorsan oralardan defolman gerek.

Rope bana IP BAN (BLOCK) olayını kendi önerdi.

Hala buralarda yazabiliyorsan bunun nedeni;

1-Rope IP block olayını gerçekleştiremedi.
2-Forumlara bakamadı ve yedigin haltları göremedi.

Öyle ya da böyle...

Sen buralardan çoktan gittin hacı.

Rope olsa da, olmasa da.

Tabii ki 3. bir olasılık da söz konusu...

O da, daha 1 ay önce anasına küfrettigin rope'un kıçının kılına yapışarak hala buralarda rope'dan medet umarak yazabiliyor olman.

Bu rope'un son günlerdeki eglencesi de olabilir.

İyi kehlemeler.

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
No score for this post February 3 2004, 2:40 AM

Haci'yi tahrik etme..
Ben Rope'dan ozur diledim ve onu bagisladim.
Senden ne ozur diledim, ne de seni bagisliyorum..
Arada bu onemli fark var..
Onlari ihmal etme..

Rope forumunu senin gibilere karsi koruyamayacak ve IP blokunu bilemeyecek kadar cahil biri degil. Adam elektrik muhendisi..

IP blokunu Rope teklif etmis olabilir ama, ortada once bir neden olmali. Rope oyle bir neden olmadan blok koymaz. Gicik biri olabilir ama, sapina kadar durust biri olduguna da inaniyorum. Bunu kendisi hakkinda cok onceleri dusunmustum. Bence Rope kucuk bir hata yapti. Aslinda hatanin buyugu kucugu olmaz. O hata kritik bir zamanda yapildi ve bu durum ortaya cikti.
Sen bir neden olmadan Haci'ya blok uyguladin. Sana meydan okudum. Bana bir neden goster dedim. Gosteremedim.
Bundan utanmiyor musun?
Utanacagini sanmiyorum.. Ama vicdan azabi cektigine eminim.. Yigitligine yedirmiyorsun. Yoksa elimi bile opmeye hazirsin..
Hadi sana bir sans daha vereyim.
Haci'ya blok koymanin makul ve mantikli bir nedenini goster..
Tek bir neden..
Rope'a goster.. Haci sunu sunu yapti ve kurallara aykiri davrandi. O yuzden ben Haci'yi yasakladim de..
Hadi, hadi..
Kufur etti diyemezsin, cunku kufur yok ilkesinden sonra ilk kufreden sensin..

Butun forumlar durgun. Aylardir hic bir hareket yok onlarda.
Bunu nasil aciklayabilirsin? Sorumlusu kim?
Haci Ali mi?
Haci mi?

Hadi canim sende..

Haci'yi tahrik ederek kendini hirpaliyorsun.. Bence artik buralarda dolasmamalisin.. Atlar tepisirken, arada dolasan esege benziyorsun.

Nereye gidecegini bilmiyorum. Hic olmazsa burada yazan bir iki yazari rahatsiz etme..
Gak'a da soyle. Haci'ya hitabetmek istiyorsa, Tavanarasina gelsin.
Onun boy olcusunu alayim orada..

Hadi bakiiiiiiiiiiiiiiimmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm



Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

knz
(Login KaNeZe)
195.174.67.149 Re: ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
No score for this post February 3 2004, 1:02 PM

şikayetler dinlenmeli.

mgk'ın ne sana ne başkasına defol git demeye hakkı yok. editörlük ne silahtır, ne güçtür. işlerin doğru yürümesi için bir araçtır.,

fakat haci sen de şikayetleri dinlemeslisin. burası politika forumu. üyleler bazen benzer düşünür bazen düşünmez.,azu'ya sırf ebuselamla benzer düşünsesi oldu diye 2. eş olursun gibi bir şeklide araya girmen de, şikayet konusu., O zaman bunu yapmamalısın,.çünkü o zaman azunun söz hakkkını bir nevi sen banlamış oluyorsun.

sağduyu sorunları çözmeli,.


Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

ebuselam
(Login ebucihad)
209.240.205.61 Re: ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
No score for this post February 3 2004, 4:17 PM

haci senin hakkida simdiye kadar dediklerimden farkli birseymi yazdim? banlanmis olmasaydin simdiye kadarki palavra cevablarindan daha iyisini mi verecektin? yeter insanlarin huzurunu bozma. defollll edepsiz sey seni. azuyla ilgili en son ne yazdi bilmiyorum,en son ikon acilmiyor.simdi bu yaziyi yollarsam o asagi inecek ve bakacagim.her zamanki rezaletlerinden farkli olacagini zannetmiyoru.hani bir soz vardir doktor olmussun ama adam olamammissin.demek yazamadigin yerlerde seninle ilgili yazmami istemiyorsun.cok istiyorsan yaziyi tasirsin buraya cevabini altina yazarsin.seninle ugrasacagimi zannediyorsan aldaniyorsun. eger piligirim oly'nin gercekten yazmasini istiyorsan senin muhtesem forumlarinda yazabilir.hem sinek avlamaktan kurtulursun. isamesih.org ve incil.com forumarinida ihmal etme ne de olsa sana cok emek vermislerdi.simdi isten geldim ve yorgunum. seninle ugrasamam cekil onumden.HADIII!!! yeter sana harcadigimiz vakitler. boyundan posundan yasindan utan .....siz!!! kendini coluk cocugun maskarasi yaptin. bu kadar .....suzluk nasil mumkun oluyor bilemiyorum.bu forumuda berbat edecege benziyorsun. sayin rope muhattabim cevab verdikten sonra bu forumla ilgisiz yazimi forumun disiplini acisindan tavan arasina kaldirmanizi rica ediyorum. tabi yinede siz bilirsiniz, buradada kalabilir bence bir sakincasi yok.

topal sivrisinek

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message


MGK
(Premier Login pakopako)
213.153.151.207 Re: ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
No score for this post February 3 2004, 7:13 PM


KNZ

Ben Hacıya "DEFOL" demedim.
"SİKTİR GİT" dedim.

Demekle de kalmadım, geregini de yaptım.

Hacının bunu duymak için gerek bana, gerekse forumlara yapmış oldukları forum bünyesindeki sayfalarda duruyor.

Alınan kararlar ve uygulamalar hakkında katılımcılara HESAP VERME gibi bir zorunlulugumuz da yok. Bilgisi ise yeterince var.

Forumlar duruyor.

Begenen yazar, begenmeyen yazmaz.



Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
No score for this post February 3 2004, 8:20 PM

Tavanarasina bakin...

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

sen-antuan
(Login senantuan)
213.194.68.122 Re: ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
No score for this post February 3 2004, 11:28 PM


Selam Hacı

Öncelikle sana geçmiş olsun demek istiyorum Seni Anlıyorun Ve Destekliyorum Burası bazıları tarafından çirkef yuvası halıne getirildi ve şimdi de seni suçluyorlar aslında burası hiç bir zaman özgür bir platform olmadı bazı muhteris kişilerin oyun alanı oldu biliyorsun zamanında cocuk pornosu yüzünden bana yapılan iftiralar ki ben bunu ip kayıtları ile doğru olmadığını kanıtladım sana yapılan hacı aliye yapılan suçlamalar ve en son bu forumda ben türkiye ırkata filli olarak bulunmadır diye başlık acınca yapılan edepsizce saldırılar hepsini takip etmişsindir ben sırf bu yüzden bir süredir cekilmiştim bu forumlardan ve pal talka takılmaya başlamıştım taki bu forum dan savitiri nickini kullanan bi kaltak aynı iftiraları tekrar edinceye değin artık o kendini biliyor

neyse

hacım gak-mgk ebuselam_ ve azu tam birbirlerini bulmuşlar

selamlar

pax et bonum





Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
No score for this post February 4 2004, 12:12 AM

Helal olsun sana SenAntuan..
Durumu hemen anladin.
Alternatiforum gitti gurultuye..
Darisi editorlerine..
MGK 12 foruma sahip. Rope ise 1..
Durum boktan..
Hosgeldin..

Selamlar
Haci

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message


MGK
(Premier Login pakopako)
213.153.151.193 Re: ALTERNATIFORUM'U AHLAKSIZLIGINIZ ICIN KULLANMAYIN
No score for this post February 4 2004, 2:26 PM


ZAVALLI hacı..

Rezilligin yalancılıgını örtemiyor.

Bu forumların şifreleri gerekli kişilerce biliniyor.
WEBMASTER şifresi hiç degişmedi.

Anladıgım kadarı ile senantuan çocuk pornosu resimlerini asmak ile itham edilmiş, onun intikamının derdinde.

Her yazında, düzmek-sikmek-sokmak-oymak var.Baska forumlara gidip oradan peşine takıp getirdigin itler yüzünden buralar bu duruma geldi.

Senin peşine düşen pislikler yüzünden yazı taşıma ilkesine dayanan ve alternatiforum ruhunu yasatmaya calısan rope, senin pisliklerini buradan temizleyerek o da gerekeni yaptı.

3 ay önce o pisliklerini örtmek için tavanarası forumundan yazı degiştirdin...

Rope un iletilerini degiştirmek ve sabote etmekten editörlükten atıldın.

Bunun üzerine tavanarası ve bilim forumlarını gaspederek buradan gidiyorum dedin.

Tüm rezilliklerini gösteren kanıtlarını yok ettin.

Daha 1 ay önce tüm sülalesine küfür ettigin rope un paçasına yapışmış şurada yapmadıgın şaklabanlık yok.

Utanma yok..
Sıkılma yok.

Aslında olmayan ne biliyormusun.

Rope ortada yok.

Olsa burada da olmayacan.



Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 SANA BAYILIYORUM... !!!!
No score for this post February 4 2004, 3:06 PM

Yaw burada Haci neden zavalli oluyor.
MGK Haci'dan neden bu kadar cok sikayet ediyor.
Forumun sifresinin degisip degismedigi kimi ilgilendiriyor. MGK bunu soyleyip, duruyor. Forumun sifresi degismedi diyor.. Kime ne?

Hala Haci'nin editorlukten atildigini yaziyor.
Yaw, Haci'nin ardindan aglayan ve gitme diye sen degil misin, bre yalanci..
Haci sana kanitladi ne yalanci oldugunu. O iletiler de TAVANARASI'na kaldiran sen degil misin?

Hala soylenip, yakinip, izdirap cekip duruyorsun. Kendini kime karsi savunuyorsun?

Haci'ya karsi savunamazsin. Cunku Haci senin ic yuzunu biliyor. Sen garanti Gak, Rope ve Paksu'ya ve forumu izleyen bir iki sessiz garibana karsi bir savunma yapiyorsun. Onlarin senin hakkinda olumsuz dusunmelerini onlemeye calisiyorsun.

Bos bir caba.. Onlar seni benden iyi taniyorlar. Simdilik seni tutanlar bile var. Cunku onlar yanlis bir ata oynadilar ve bu ati degistirmeyi onur meselesi yaptilar.

En cok uzuldugum Paksu degil. O kendi halinde bir gariban. Aranizdaki en buyuk kurban Gak. O zavalli aydin dusunceye izin verme ayaklarinda bu girdaba girdi ve senin elinde oyuncak oldu. Demek ki fazla bir degeri yokmus. Demek ki, ozgur dusunceli biri degilmis..

Rope ise sana direniyor. Senin dumen suyuna girmiyor. Onu nasil ikna edeceksin bakalim... Belki de asla edemeyeceksin.

Evet. Ben Rope'a kufrettim ama ardindan butun ictenligimle ondan af diledim. Sailor'dan da af diledim. Daha bircok kisiden de. Ama senden, Gak'dan ve Ebu'dan af dilemedim ve asla dilemem. Size yeterince kufretmedim belki ama, onlari ileride sarfedecegime emin olabilirsin.
Sen aptal bir yalancisin MGK.
Kendini savunamazsin Haci'ya karsi.
Cunku Haci gercekleri bilir ve onlari her seferinde yuzune siddetle carpar.

Rope kaybolmadi. Uzaktan bu ilginc durumu seyrediyor. Eminim.
Seni Haci'nin elinden kimse kurtaramaz. Haci'ya karsi geldikce batacaksin. Bu forumda fazla dostun oldugunu sanmiyorum. Haci'yi bilen ve destekleyenler bu foruma gelmiyor artik. Onlara izin verecegini de sanmiyorum. Hemen onlara IP bloku koyacak ve susturacaksin.

Forumun yalanci sarhos jigolosu seni.. MGK kafasizi..
Seninle oynasmak cok hosuma gidiyor..
keeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 FORUMUN SARHOS JIGOLOSUNA HATIRLATMA
No score for this post February 4 2004, 3:20 PM

HACI'NIN ARKASINDAN AGLAYAN JIGOLO SARHOS BAKIN NE DIYOR...

Gitmeniz sart degil.

HADI BAKIIIIIIMMMM MGK YALANCISI..
KENDINI SAVUN..
EDITORLUKTEN ATTIK DEDIGIN HACI'NIN BURADAN AYRILMASI UZERINE AGLADIGINI NE CABUK UNUTTUN?

ROPE SENI IYI CEZALANDIRIYOR..
13'DE 13 DEGILSIN. 13'DE 12'SIN..

keeeeeeh kehhhhhhhhh kehhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh

COK GULUNC BIR DURUMDASIN GERCEKTEN..
HADIM EDILDIN..... KEEEEEH KEH KEHHHHHHHHHH


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

SIYASET VE POLITIKA

February 5 2004, 4:23 PM 

SIYASET VE POLITIKA
January 30 2004 at 3:28 PM
No score for this post HACI (Premier Login hacihaci)
from IP address 24.147.252.201

--------------------------------------------------------------------------------

ARASINDAKI FARKLAR ve/veya BENZERLIKLER NELERDIR?

AZU, HEMEN HER KONUDA AHKAM KESIYORSUN.
BU K0NU UZERINDE HIC DUSUNDUN MU?
BENCE SEN SIYASETTEN COK POLITIKA'YA ONEM VERIYORSUN VE OYLE DAVRANIYORSUN.
MGK ISE POLITIKACI OLMAK ISTEMESINE RAGMEN, APTAL BIR SIYASETCI OLMAKTAN OTEYE GIDEMIYOR...
NEDEN?
HADI BAKIIIIIIMMMMMMM

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message Respond to this message

Author Reply
HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: SIYASET VE POLITIKA
No score for this post January 30 2004, 4:27 PM

Evet.. Anlasiliyor ki aradaki farkli bilmiyorsunuz!
Aslinda ikisi de ayni kelimedir.
Politika Yunanca..
Siyaset ise Arapca..

Ama Turkce de farkli anlamlari vardir bu iki kelimenin.

Politika; "Devlet idaresi ve onun etkinlik sekillerini duzenleme" olarak ozetlenebilir. Politika devleti ilgilendiren islerin tumu ve devlet idare tarzidir. Ayni zamanda yontem anlamina da gelir.
Mecazi anlami da vardir politika'nin; Ozel islerde bir maksadi saglamak icin karsidakilerin duygularini oksayacak yolda kurnazca davranis...

Siyaset ise; "Yurt islerini yurutmek icin yoneticilerin tuttugu olculu yol, ozel gorus ve anlayis" olarak tanimlanabilir.
Mecazi anlami "Cikar saglamak icin baskalarina karsi tutulan davranis tarzi" dir..

Bu iki kelime arasindaki en buyuk fark Politika'nin daha cok, ice veya disa yonelik devlet gucu ile ilgili olmasi, siyasetin ise, daha cok, ic politik ortamla ilgili etkinlikleri ustlenmis olmasi.

Siyaseti herkes yapabilir. Her kucuk parti siyasidir. Politika ise daha cok guclu insanlarin, hukumeti olusturan parti veya partilerin, yani devletin etkinligi ile ilgilidir.

Azu siyasi degildir. O daha cok bir guc pesindedir ve kendini guclu sanmaktadir. Oyle oldugu durumlar da yok degildir, vardir.

MGK ise, politik olmaya calisirken, siyasi bir cuce olmaktan kurtulamamaktadir. Butun forumlarin editorlugunu eline geciren MGK, kendini politika yapiyor sanmakta ama, cikar saglamak icin baskalarina karsi bir tavir takindigi icin, kotu bir siyasetci olmaktan oteye gidememektedir.

keeeh keh kehhhhh

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message


MGK
(Premier Login pakopako)
81.215.97.154 HACI, ŞU ANKİ DURUMDA HAKLISIN
No score for this post January 30 2004, 10:20 PM

MGK ise, politik olmaya calisirken, siyasi bir cuce olmaktan kurtulamamaktadir. Butun forumlarin editorlugunu eline geciren MGK, kendini politika yapiyor sanmakta ama, cikar saglamak icin baskalarina karsi bir tavir takindigi icin, kotu bir siyasetci olmaktan oteye gidememektedir.

Hacının "şu anki" durumda Haklı oldugunu söylemek zorundayım.

Çünkü şu anda "YALANCI" konumuna düşmüş durumdayım.

Bildiginiz üzere, forum bünyesinde, "forumlarımızı korumak amacı ile" nedenlerini açıklayarak katılımcılara sundugumuz kararlar için her zaman ben, "KARARLAR ALDIK" diyorum. "ALDIK" diyorum çünkü bu güne kadar tek başıma hareket etmedim.

Rope'a, HACI'nın gittikçe igrençleşen ve aylardır sürdürdügü fırsatçılıgının son demlerinde oldugunu ortaya koyan rezil girişimleri, ve her türlü fırsatı degerlendiren, bu berbat misyonunun sesini neden kesmiyor bunu buradan sormak istiyorum.

Soruyorum, çünkü;

Ben bu kirlenmeye çözüm yollarını diger forum kurucuları ve editörleri ile tartıştım.

Rope ile görüşürken, ÜYELİK sistemi ve IP block tedbirlerini,(teknik olarak mümkün oldugunu anlatarak) sundum. Rope, "tüm olası çözümlerden "IP block" sistemini uygulamayı yapalım şimdilik" demişti.

Şu anda HACI burada tüm "fırsatçı rezilliği" ile boy gösterebiliyor ise, bunun sebebi Rope un "IP block" u teknik olarak devreye sokamamış oldugunu düşünüyorum.

Rope un kendisinin önerdigi çözümü, teknik olarak devreye sokamadıgını (teknik bilgi eksikligi ile) düşünüyorum.

Ve Rope dan bu konuda açıklama bekliyorum..



Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: SIYASET VE POLITIKA
No score for this post January 30 2004, 11:06 PM

Haci'nin tek bir rezilligi bile yoktur.
Kimin rezil oldugunu herkes biliyor.
Rope bimez mi?

Haci'nin rezilligi oldugunu iddia eden, onu kanitlar..
Kanitlayamayan defolur gider bu forumdan..
Kalan kanitlayamazsa, utanmazdir.. asagiliktir..



Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: SIYASET VE POLITIKA
No score for this post January 30 2004, 11:26 PM

Herseyden once Haci'nin Alternatiforum'dan ban edilmesi icin yeterli neden yoktu.. MGK denen ahlaksiz forumda kabadayilik yapiyor ve tehdit ederek katilimcilari sindirmek istiyor.
Buna izin veremezdim. Tehditlerine elbette goz yumamazdim.
Ayrica kim kaldi geride editor..
Bir Rope kaldi..
Paksu'nun ne sahsiyeti var, ne de otoritesi.. Yok oldu gitti..
Kim karar aliyor?
Bilg nerede?
Ebuselam'a mi soruyorsunuz ne yapacaginizi?
Bu ne adilik ve asagilik.
Politika forumu tek guvenilir ve MGK ahlaksizinin
ulasamayacagi bir forum olarak kaldi..
Koca Alternatiforum yok edildi..
Sorumlusu kim?
Haci Ali mi?
Haci mi?

Cok ilginc.
Bu MGK'den kurtulmaniz gerekiyor.
Ya da forumu kapatmaniz..
Butun forumlara soyle bir bakin..
Aylardir yeni katilimci yok..
Butun forumlara bakiniz. Butun......
Onlara Haci Ali yuzunden mi yazilmiyor.

MIZAH, FELSEFE, BILIM, SANAT,KITAP, CINSEL YASAM, SPOR, TARIH... AGAC EV....

Insan utanir biraz utanir..

Tuuuuuuuhhhhhh yuzune ahlaksiz MGK..
Yuuuuuuuuhhhhhhhh sana MGK..
Utanmaz MGK..
Yalanci MGK......

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 BEKLIYORUM........
No score for this post January 31 2004, 1:42 AM

Ben Politika forumunda kimseyle kisisel mucadele etmek, ozel konularla forumu bogmak istemiyorum. Benimle kisisel tartisma yapmak isteyen TAVANARASINA gelir.. Haci'nin bu forumda yaptigi terbiyesizlikleri kanitlayamayan da asagiliktir.
Dogru Tavanarasina..
Bana haksiz yere satasanin canina okuyacam..
Soz..
Umarim bu son iletileri Rope buradan Tavanarasina tasir..
Oraya gelin dusmanlarim..
Hodri meydan..

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

azu
(Login azunicorn)
195.174.91.175 yaw hadji
No score for this post January 31 2004, 1:48 AM

ne tesadüf... bu foruma ilk kez sana cevap yazarak dahil olmuştum.. felsefe forumuydu galiba... orada da buna benzer abuk bir ayrımla laf salatası yapıyordun.. "erkekler yanılır kadınlar aldanır" mıydı neydi... komiktin walla komik...

şimdide kafacığına göre bir siyaset politika ayrımı yapmışsın saçmalayıp duruyorsun... bir de kalkıp bu foruma çok emeği geçenlerden olduğun söyleniyor... eh söyleniyorsa doğrudur muhakkak ama ben o zamanlara yetişemedim demek...

benim gördüğüm tek katılımın:
1. PAD-vari agresyon
2. EM-vari metaforlar
3. TS-vari küfürler
4. GM-vari bir yazma çabası...

as far as I'm concerned, bu güne kadar benimle breakdown etmeyen tek iletişimin bizden salça-turşu tarifi istediğin iletin....

insaf be hacı....

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 INTERNET ASKIM..
No score for this post January 31 2004, 2:36 AM

Insaf hakim bey demis..
Azu yaw..
Sen bu forumda yazan en akilli ama, en "sorunlu" yazarsin.. Hem Lahana'dan, hem de SAKA'dan daha cok problemin var senin.. Bir siir yazmistim.. "Internette Ask" isimli.. Baskasi icin yazmistim ama, biraz modifiye edince, sana cok uydu..
Ayrica Ebuselam'a da iyi bir ikinci kari olursun.
Askinizi kiskaniyorum.
keeeeh keh ekhhhhhhhhhhhhhh


INTERNET¡¦TE ASK

Evet!
Yanindayim, yanibasinda,
Burnunun dibindeyim..
Pof deyince kaybolan bir hayal dunyasindayim.
Seninle birlikte,
INTERNET¡¦TEYIM..

Bir nefeslik uzakliktayim sana,
Haaaaah mesefesindeyim..
Soluklarin yuzumde,
Ellerini bile istesem tutabilirim,
Nerdeyse..
Uzaklarda hissediyorum,
Seni benden, yine de..
Cok, cok uzaklarda, hem de,
Bir kac asir otede..
Yazik,
Cok yazik.
Guzelligin varsa bile kayboluyor,
O ilkel dusuncelerinde...

Evet!
Soluklarini dudaklarimda hissediyorum.
Kalbimde degilse bile,
Ellerin ellerimde sanki ama,
Sen, aptalca kosede...

Kah varsin, kah yoksun,
Olmasan da olur ya...
Bazan iyisin, bazan kotu.
Soguk,
Buz gibi bir internette.
ƒn
=================================

Not: Istersen seni MGK ile ciftlestirelim... Birbirinize cok benziyorsunuz.. Yalniz sen ondan daha seytanisin.. O kafasizin biri..Simdi sana on sayfa yazi yazar..


keeeeeh keh kehhhhhhhhh

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: SIYASET VE POLITIKA
No score for this post January 31 2004, 2:51 AM

By the way.. Azu..
MGK'nin bana uyguladigi yasagi onayliyor musun?
Ya da Rope'un bana uygulamadigi yasagi onayliyor musun?

Beni susturmak istiyor musun?

keeeh keh kehhhhhhhhhhhhh



Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message


MGK
(Premier Login pakopako)
81.215.97.154 Re: SIYASET VE POLITIKA
No score for this post January 31 2004, 3:30 PM


Hacı yaw..

Hacı Ali için bile üzülen biri oldu. O da sen..
Bir tek sen üzüldün.
Senin için üzülen tek bir kişi bile çıkmıyor.
Berbat bir durum bence.



Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

HACI
(Premier Login hacihaci)
24.147.252.201 Re: SIYASET VE POLITIKA
No score for this post January 31 2004, 4:55 PM

Bu neyi kanitliyor?...
Ortada uzulecek bir durumun olmadigini.......

Ilginc olarak, bunu bir ay once yapsaydin, uzulurdum.
Ama artik uzulmuyorum..
Hic birinize kizamiyorum..
Yeni yil cozumu olarak uzulmemeye ve kimseyi uzmemeye karar vermistim.
Ama bunu tam anlami ile uygulayamadim.
En azindan Azu'yu uzdum..
Nedense sizin yaptiklariniz beni uzmuyor artik.
Neden acaba?
Sonunda sizlerin yasamimda uzulecek kadar onemli olmadiginizi realize ettim.
Hakkinizda konusmaya, dusunmeye, tartismaya deger olmadiginiza karar verdim.
Bundan sonra ne yaparsaniz yapiniz.. Ne beni uzebilirsiniz, ne de sinirlendirebilir...
Ben kendi yasamimi sizlerden soyutlayarak devam edecegim. Kim ve ne oldugunuz beni artik hic ilgilendirmiyor.
Iyi de olsaniz farketmiyor, benim icin artik..
Kotu de.. Seytan da olsaniz, melek de.. Guzel de olsaniz, cirkin de..
Sizleri oldugunuz gibi kabul etmek bana yetiyor. Belki bazilarinizin eski halini dusunerek, onlar hakkinda daha olumlu anilari koruyabilirim.
Usandim her iletimde birinize hakaret etmekten.. Siz henuz usanmadiniz ama, ben usandim..
Her zaman bana bir firsat verdiniz.. Her zaman istediniz, kasindiniz. Bunun farkinda olmayabilirsiniz.
Ilginc olarak hemen hepinizde mazosistik bir egilim gozlemledim. Tumunuzde..
Bunu nasil aciklarim bilemiyorum. Egonuz ugruna Haci'nin onunde gosteri yapiyor ve ona carpiliyorsunuz. Ama bunun ya farkinda degilsiniz, ya da bundan gercekten hoslaniyorsunuz.
Bunu yalniz sizlerde degil.. Ebuselam'da da gozlemledim. Diger tartistiklarimda da.. Hosunuza gidiyor Haci'dan kotu laflar isitmek..
Ama ben artik usandim..
Daha da kotusu size bagisiklik kazandim.. Sizden etkilenmiyorum.. Sizden gelecek tepkiler beni hic ilgilendirmiyor.. Kufur ve hakaretleriniz, aptalca davranislariniz viz geliyor..
Aci ama gercek..
Bu ne demek biliyor musun?
Bu, Haci artik sizlere hitap etmeyecek, hicbirinizi karsisina alarak adam yerine koyarak, tartismayacak, yalniz kendi ile ilgili sorunlarla ilgilenecek, demek..
Alternatiforum'a mumkun oldugu kadar ugramayacak, demek. Umarim ona aptalca satasmaya devam etmezsiniz.
Size de ayni seyleri tavsiye ediyorum..
Sizi ihmal etmek yeni yilda aldigim en olumlu karar..

Hadi bakiiiiiiimmmmmmmmmmmm
Isinize gidin.. Kendi sorunlarinizla ugrasin.. Haci'yi kendinize dert edinmeyin.. Sorunlarinizdan biri de Haci olmasin..


Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

azu
(Login azunicorn)
195.174.91.175 yahu hacı
No score for this post January 31 2004, 8:19 PM

bu forumda seni en çok atanların ama aynı zamanda en çok tutanların başında geldim, biliyorsun... hem de bana hiç kimsenin etmediği ağır, galiz küfürleri ettiğin halde....

sebebi ise istediğin zaman foruma benzersiz lezzetler katabildiğin halde, istediğin zaman da buraları eşi benzeri görülmemiş bir bok çukuruna benzettiğin için...

hacı+ali'nin ban edilmesi sonuna kadar haklı bir girişim... din forumunun içine etti... ne zaman ki bırakır "len sikik kefere", "len sen gak deeeel misin leeeen" babından zeka özürlü veya kimsenin okumayacağı "cut-paste" yazıları, başımızın üstünde yeri var.. bırak tartışmayı, iletişim özelliği bile taşımıyor onun yazıları...

sen göster bakalım gösterebilirsen hacı+ali'nin zeka ve düşünce kırıntısı taşıyan tek iletisini... ne kaybı oldu din forumunun bu iletiler eksilince????

sana gelince, senin karşı çıktığın fikirleri yazanları itici bir cinsel context'te onunla bununla çiftleştirmekten başka bir şey yapmayacaksan, sana da güle güle... hatta bu tür şeyleri ben yaparsam benim kıçıma da bir tekme...

seni sen olduğun için "ban" etmiyorlar farkındaysan, yazdığın subversive, sabotatif yazılar yüzünden ban ediyorlar....

kim yaparsa aynı şekilde ban edilsin...

ben din forumunda bu güne kadar iletişim kırılması yaşanmadan, küfür agresyona bulaşmadan bir tek kişi ile tartılşabildim, bil bakalım kimle????

evet ebuselam ile...


ama sen ne yapıyorsun???? aşağılayıcı, iğrenç bir cinsel bağlamda abuk subuk, sadece senin mantığından menkul bir "visual imagery" yaratarak beni aşağılıyorsun....

burada özgür seviyeli tartışma yapılmasını engelleyip -en azından benim bu özgürlüğümü engelliyorsun- sonra da özgürlük demokrasiden bahsetme allhını seversen...

ben tartışma yapıyorum ama sen oaltına yatmamı önermediğin tek bir adam bırakmadın???? bunun için mi özgürlük istiyorsun????? Bence bu özgürlüğün omamamalı, sana bu hak tanınmamalı, bunda ısrar edersen de "ban" edilmelisin....

evet ben onurum için beni onunla bununla çiftleştirdiğin iletilerin buradan silinmesini bu forumun editöründen talep ediyorum..

İNSAF BE HACI.........


 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
81.8.108.38

NEDEN ACABA?

February 5 2004, 4:26 PM 

NEDEN ACABA?
January 23 2004 at 11:35 PM
No score for this post HACI (Premier Login hacihaci)
from IP address 24.147.252.201

--------------------------------------------------------------------------------

MGK butun Alternatiforum forumlarina DEGERLI FORUMDASLAR basligi altinda, Alternatiforum ruhu ile bagdasmayan bir ileti asmis..
Politika forumu ilginc bir istisna..
Acep nedendir?


Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message Respond to this message

Author Reply

MGK
(Premier Login pakopako)
81.215.99.75 ATLAMIŞIM
No score for this post January 24 2004, 3:32 AM


HEMEN ASAYIM...



 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
212.156.214.109

islamda kader tatrışması

June 13 2005, 2:16 PM 


March 25 2005 at 9:08 AM
No score for this post adems (Login ademk)
from IP address 85.97.165.61

--------------------------------------------------------------------------------

islam göre kader nasıldır, insan iradesini engellermi v.b. sorular hakkında bir fikriniz varsa tıklayın: http://www.network54.com/Forum/thread?forumid=392861&messageid=1111671715&lp=1111732420




 
 Respond to this message   
rope
(Login rope)
212.156.214.109

ozgurforum.cjb.net hakkında bir soru

June 13 2005, 2:19 PM 


March 22 2005 at 1:38 PM
No score for this post adems (Login ademk)
from IP address 81.214.200.198

--------------------------------------------------------------------------------

bu site benim tarafımdan açılmıştır. forum sayfalarına girdiğim zaman sayfa bloklu olarak açılıyor. diğer network54 forumlarında böyle bir şey görmedim. bunun sebebini bilen varsa lütfen söylesin.

http://ozgurforum.cjb.net



Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message Respond to this message

Author Reply
rope
(Login rope)
Forum Owner
212.156.214.109 Blok filan yok
No score for this post March 22 2005, 2:25 PM


Network 54 hesabına gir.
Kendi kendine koyduğun bloku kaldır.
Erişilebilirlik (Access control)ayarlarına bak.


This message has been edited by rope from IP address 212.156.214.109 on Mar 22, 2005 2:30 PM




Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

adems
(Login ademk)
81.214.118.236 Re: ozgurforum.cjb.net hakkında bir soru
No score for this post March 22 2005, 4:52 PM


erişilebilirlik ayarlarını inceledim ama bir sorunla karşılaşamadım.







Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message

rope
(Login rope)
Forum Owner
212.156.214.109 Ben rahat girdim.
No score for this post March 22 2005, 5:05 PM


Ayarlarında bir problem vardır.
Birşey diyemem.....



 
 Respond to this message   
Burçin
(Login rope)
85.108.184.23

Kürtler Turan Soylu mu (Politikadan nakil)

June 7 2006, 9:16 PM 

KÜRTLER TURAN SOYLU MU
June 2 2006 at 2:36 PM
No score for this post Burçin (Login Burcin_Arzu)
from IP address 85.98.39.211

--------------------------------------------------------------------------------



(alıntıdır~ sizinle paylaşmak istiyorum)

TÜRKÜRT...KÜRTÜRK .….… KÜRTLER TURAN SOYLU MU..................Yalçın Tan

Konu çok engin ve varsıl olduğundan düşüncelerimizi,yorumlarımızı, kimi tarihsel olayları ve bulguları özet olarak sunmaya çalışacağız. Bunları gündeme getirmeye ne gerek var diyenler de olacaktır. Olabilir. Onlara da saygılıyız. Bu konuları kimse ile tartışmak amacında olmamakla birlikte düzeyli eleştirilere açığız.

Kimi konular için gerek var ya da yok denilemez, Çünkü bir dönemde,bir yerde gerekli bulunan bir konu bir başka dönemde, başka bir yerde gereksiz bulunabilir. Bu durum gereklilik ya gereksizlik için kesin bir yargıya varmanın olanaksızlığını gösterir. Biz gerekli gördük. İlgilendik. Bir başkası gereksiz görür ilgilenmez.

Çocukluğumdan ileri yaşlarıma değin Kürtler’le arkadaşlığım oldu. İki yan olmadık. Ayrımcılık duygularını usumuzun kıyısına bile getirmedik. Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürt ve Türk kaynaşması bir alaşıma benzer.Aralarında yasal haklar ve bunların kullanımı yönünden,toplumsal ilişkiler yönünden hiçbir ayrıcalık yoktur. Ayrıcalığı Kürtler’i azınlık olarak gören, daha ötesi onları ülke birliğinden koparmak isteyenler çıkarmaktadırlar. Bu konuda iyicil düşüncelerin altına gizlenmiş kötücül düşüncelerin yattığı kuşkusunu taşımakta haklıyız. Çünkü Batılı odakların 1920’li yıllara değin sürdürdükleri Haçlı Seferleri’nde Anadolu’yu ele geçirmek girişimleri başarısız olunca bu kez Türkiye üzerinde kurgusal azınlık hakları silahını mı denemek istiyorlar diye insan ister istemez düşünüyor. Türkiye’ye insan hakları dayatmasını yapanların ülkelerinde bu sorunlar yoktur. Çünkü yıllar önce ülkelerinde değişik dilleri kullananlara anadillerini türlü yöntemlerle unutturmuşlardır..Bu bağlamda Kürtler Turan soylu olmuş ya da olmamış beni hiç ırgalamaz. Çünkü Turan soylu iseler onları daha çok benimseyeceğim, önemseyeceğim, Turan soylu değilseler onları daha az benimseyeceğim,önemseyeceğim gibi aptalca düşünceler bende hiçbir zaman oluşmamıştır. İnsan ilişkileri her zaman insansal değerler çerçevesinde oluşmalıdır. Ancak bu usumuza takılan kimi soruları yanıtsız bırakmalı anlamına gelmemelidir. İsterseniz yanıt ararsınız,isterseniz yanıt aramazsınız. Bu konuda insanlar özgürce davranmalıdırlar.

Çocukluğumda sürgün yaşayan kimi Kürtler’in akıcı ve düzgün Türkçe konuşmalarına tanıklık ettim. Yaşam biçemlerimizde bir ayrılık yoktu. Çocukların benden üstün yanları iki dil bilmeleriydi. Biri Kürtçe diğeri Türkçe.. Hangisi anadilleriydi? İşte yıllar sonra beni bu araştırmaya iten çocukluğumdaki bu gözlemler oldu. O dönemdeki çocukluk arkadaşlarımdan Kürt Hıdır’ı saygı ve sevgiyle anıyorum.

Bu konuda bizde oluşan kimi düşünceleri okuyucularımızla üleşmeyi düşündük.Ben, hiçbir örgütün, hiçbir kuruluşun üyesi, yandaşı değilim. Dolayısıyla hiçbir örgüt,hiçbir kuruluş adına devinmiyorum. Bu köken-soy konularında pek çok yazılar yazıldı. Bu yazımız da öyle algılanmalı. Art düşünce aranmamalı. Art düşünce aranırsa bu benim amacımın dışında oluşan görüşlerdir. Beni hiçbir yönü ve yanıyla bağlamaz,ırgalamaz.

Kürtler Turan soylu mu? Sorusunu başlıkta belirttiğimiz (TürKürt ile KürTürk) yazılışı özet olarak çok ilginç,çok özgün bir biçimde yanıtlamaktadır. Bu yazılış ve söylenişin örneği yeryüzündeki toplulukların soysal kimlik adlarının hiçbirinde bulunmaz sanıyorum. Bulunsa da ileride değineceğimiz boyutlarda özel ve özgün bir anlam içeriği taşımaları da bize göre pek olası değildir. Onun için bu böyledir ya da çok anlamlı bir rastlantıdır.Bize göre bu iki halk topluğu tarihin aynı karnından doğmuşlardır.Yani karındaştırlar.

Bilindiği Turansal soyların varlık ve etkinlik gösterdikleri yerler Hazar Denizi’nin doğusundan Sibirya’nın güneyinde Kuzey Denizi’ne dökülen Lena,Yenisey,Obi gibi ırmakların ve kollarının çıkış yöreleri, Sicistan ve Hindistan’ın kuzeyi, Çin’in kuzey bölgesi olmak üzere Büyük Okyanus’a dek olan bölge içindedir. Bu engin bölge şöyle de tanımlanmaktadır: Doğu Türkistan-Orta Asya-Batı Avrupa (Yayık/Ural Dağları).

Kürt İlhanlığı’nın bulunduğu bölge, Altay Dağları’nın doğusu,Sayan Dağları’nın güneyindeki Yenisey (Kem) Irmağı’nın yukarı yatakları,Lena Irmağı’nın batısı,Baykal Gölü’nün güney doğusu’ndaki Kâhta kentinden Selenga Irmağı’nın kollarını ve Kosu Gölü’nü içine alarak Hangay Dağı’nın kuzeyinden (Ötügen bölgesi ve kent olarak Göktürkler’in başkenti.) Batı Sayan ve Altay çevirtisi içinde kalıyordu. Bu bölgede Kürt İlhanlığı, Altı Oğuzlar İlhanlığı ile komşu olarak yaşamaktaydılar.Belki ikizdiler. Kürt İlhanlığı’nın ağırlıklı olarak bulunduğu yöre Yenisey Irmağı’na Küçük Yenisey (Kiçikem), Büyük Yenisey (Ulukem) adlı kollarının Kızıl’da birleştiği çevre. Güneydeki Ulukem Irmağı’na bu bölgede Elegeş Çayı karışmaktadır.

Bulundukları yer nedeniyle bu uluslar Asya Hunları’nın Göktürk,Kutluğ, Uygur Devletleri’nin egemenlik alanlarında yaşamışlardır. Oğuzlar Üç-Altı-Dokuz Oğuzlar olarak örgütlenmişlerdi. Dokuz Oğuzlar ile Üç Oğuzlar ağırlıklı olarak Selenga Irmağı’nın güneyi doğusundan Büyük Altaylar ve Gobi Altayları’na dek uzayan bölgede idiler.Ancak burada belirttiğimiz Kürt İlhanlığı’nın çevirtisi bu ulusun orada kapalı kaldığı anlamına gelmez. Diğer Turanlı uluslar gibi onlar da türlü amaçlarla çevresel ve yöresel etkinliklerde bulunuyorlardı. Alp Urungu’nun eşi Çungarya Bölgesi’nin güneyindeki Kuytun Hanı’nın kızı olabilir.Bize göre Kuytun ya da Kuyda aynı yörenin ya da oralara yerleşmiş bir budunun adı olabilir.

Yayık (Ural )Dağları’nın doğusu ile Batı Sibirya’nın güneyindeki Kurgan adı verilen yerleşim bölgesinin M.Ö.9000 yıllık bir geçmişi olduğu saptanmıştır. Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat da ise ekinsel katmanların M.Ö 4000’li yıllara dayandığı anlaşılmıştır.Genel olarak Turan ülkelerinde 3000’li yıllarda bakır,tunç ardından demir işletmeciliği başlamış, M.Ö 2000-1000 yıllarında altun işlemeciği çok gelişmiştir.Doğa koşullarının ve bozkır uygarlığının gereği Türk boylarının kimileri göçerlik düzeniyle yaşamayı yeğliyorlardı. Ancak bu onların tarihsel yürüyüşünde yerleşik yaşama alışkanlıkları olmadığı anlamına gelmez. Çünkü Türkler pek çok kent,kasaba. köy kurmuşlar, devlet,ulus bilinciyle yaşamaya diğer birçok uluslardan önce başlamışlardır. M.Ö. 3000’li yıllarda Türkler atlı ve ok kullanan budunlar/uluslar olarak Çin’in kuzeyindeki Asya bozkırlarında etkinliklerde bulunuyorlardı. Örneğin Kurıkanlar Bunlar Ren geyiğini evcilleştirmişlerdi.Ata biner gibi bu geyiklere biniyorlar, kızaklarını at, geyik ve köpeklere çektiriyorlardı. İki tekerlikli büyük boylarda ve keçe ile örtü arabalar yapıyorlardı. Deri ve keçe çizme giymekteydiler.Giysileri kürk,deri,yün örgü ve ipektendi. Üstün nitelikli atlar yetiştirmeleriyle ün salmışlardı. Bunların Hunlar’ın ataları olduğu yolunda görüşler vardır..

İlkel çağlarda Asyalı kimi topluluklar daha 40 bin ile 20 bin yıllarında Bering Boğazı’nı aşarak Amerika anakarasına ulaşmışlar ve oranın yerli halklarının büyük bir bölümünü oluşturmuşlardır.M.Ö. 17 bin yıllarında Kuzey Amerika’nın, M.Ö 12 bin yıllarında Güney Amerika’nın her yöresine yayılmışlardır. Bu nedenle Amerikan Kızılderili kimi toplulukların adları Turansal adları çağrıştırır gibidir. Dillerinde Turan kökenli kimi sözcüklerin olduğu da saptanmıştır.(Örneğin: çapul/çekirge-tepek/tepe gibi. Gene Orta Asya’da Manitu Dağı vardır. Manitu sözcüğü Kızılderili topluluklarından Siyular’da gizemli, duruma göre kendini gösteren doğaüstü-Tanrısal güç anlamlarına gelir. Kanada’da Manitoba göl ve yöre adlarının olması ilginçtir.)

Turan soyluların eski acuna yayılmaları çok eski çağlara dayanmakla birlikte iz bırakan yayılışları M.Ö. 10 bin ile 5 bin yılları arasında başlamış,bu yayılış yüzlerce yıl sürmüştür.Böylece pek çok sayıdaki topluluklar Çin’e,Hindistan’a, İran’a,Mezopotamya’ya,Anadolu’ya, Afrika’nın kuzey bölgelerine,Ege Adaları’na, Avrupa’ya, kimi Büyük Okyanus kıyı ve adalarına yerleşmişlerdir... Turan soylular ulaşabildikleri her yere madencilik,tarım ve hayvancılık,tekerlikli araba, ev, ev ve savaş araç ve aygıtları yapımı,keçe,deri,dokumadan yapılmış giysiler,çizme kullanımı gibi konulardaki bilgi,beceri ve deneyimlerini götürdüler.. Konuşlandıkları yerlere uygarlık tohumlarını taşıdılar. Bunun sonucu örneğin, uygun koşulları olması nedeniyle en erken uygarlık yapıtları veren bölge Mezopotamya oldu. O bölgede M.Ö. 4000’li yıllarda Sümer uygarlığını oluşturan soyun Türkler olduğu anlaşılmıştır. Türk soyluların Asya’da türlü devlet ve ulus örgütlenmeleriyle ortaya çıkışları M.Ö. 2200’li yıllar ile M.Ö. 1200’lü yıllara rastlar.M.Ö.1000’li yıllarla -M.Ö 250’li yıllar arasında Çin’de egemen olan Türkler Çince’ye,Korece’ye ve Japonca’ya pek çok sözcük katmışlardır. O dönemlerde devlet yapılanması ile ilgili pek çok Türkçe terim Çinliler ve Korelilerce benimsenerek kullanılmıştır.

Tarihte çok önemli izler bırakmış olan ve ilhanlığa (imparator) dönüşen ilk güçlü siyasal yapılanma Baykal Gölü’nün doğusu, güneydoğusu, Ötügen, Karakurum, Büyük Kingan,Küçük Kingan Dağları ve Kuzey Çin ile çerçevelenen bölgede başlamıştır.(M.Ö. 300’lü yıllar) Bu yapılanma o denli önemli idi ki Çinliler gelecek tehlikelere karşı Çin Seddi’ni yapmak zorunda kaldılar (M.Ö.200’lü yıllar).Çünkü Hunlar,kurdukları devletin ilhanlığa dönüşmesi için kılıçlarını çekmişlerdi.O çağlarda Moğollar küçük bir topluluk olarak Hunlar’ın arasında dar bir alanda Amur Irmağı ile Büyük Kingan Dağları çevresinde yaşamaktaydılar. Hun Başbuğu Teoman/Tuman tarihsel atılımları başlattı oğlu Mete’nin (Oğuz Han) ve ardılları, sürekli olan -cumhuriyetimiz de içinde olmak üzere- sonsuza dek Türk devleti ülküsünü ve olgusunu Turanlı soylara armağan ettiler. Oğuz Han, Orta Asya’da ağırlığını türlü Turan soylu boyların,ulusların oluşturduğu bir bakıma bir birleşik devletler topluluğu (konfederasyon) görüntüsünü veren Hun İlhanlığı’nın (imparatorluğunun) alanlarını Büyük Okyanus’tan, Hazar Denizi’ne,Tibet ve Keşmir’den Kuzey Sibirya’ya dek genişletti. Bu birliktelik, tarihteki benzerleri gibi doğal olarak kimi ulus ve toplulukların gönüllü katılımlarıyla ya da kimilerine karşı güç kullanarak gerçekleştirilmiştir. Bu görkemli ilhanlığın alanları gelecekte kurulacak diğer Türk ilhanlıklarına, kimi Türk devletlerine yapılanma,örgütlenme gizilgücünün (potansiyel) kaynağı olmuştur.. Göktürkler,Uygurlar ve tüm diğer Türk devletleri gibi…Bu engin ve varsıl ortamda çok sayıdaki Türk budunları arasında Kürt budunu da vardı diyoruz. Biz kimi izleri sürerek Kürtler hakkında kimi bulgulara ulaştık. Böylece Turansal tarih içinde Kürtler’in yadsınamaz bir yeri olduğunu öğrenmiş olduk..Eğer tarihsel yürüyüşte Türk adının yerine soydaş Kürt adı öncelik kazanaydı tarihteki tüm Türk sözcükleri Kürt olacak, belki de Türkiye Kürdiye diye anılacak, dil gene Türkçe ama bu kez Turansal Kürtçe olacaktı. Belki Atatürk Atakürt olarak anılacaktı.

Önceden belirteyim: Biz özellikle Kürtler’in Turansal kimlikleri üzerinde durduk. Kürtler’in bizim değindiğimiz konuların dışında kalan ve günümüze dek olan tarihini,kendilerine özgü toplumsal yapılanma ve toplumsal değerlerini yazımızın amacı dışında olduğundan ele almadık. Bu yazı yukarıda değindiğimiz gibi kimsenin,hiçbir odak ve örgütün isteği,baskısı doğrultusunda yazılmış değildir. Olabildiğince duru,yalın olmaya çalıştık. Çünkü, ne kimseleri yönlendirmek ne de kimi usları karıştırmak densizliğini kendimize yakıştıramayız Bu yazı Kürtler’in tarihinin 800’lü yıllara değin bölümünü içerir. Çok doğal olarak bu konuda pek çok benzer ve aksi görüşler ileri sürüldü,sürülmüştür. Sürülecektir. Olabilir.Ama ben Elegeş Yazıtı’ndaki Kürtler açısından olağanüstü önem taşıyan anlatıma ilgisiz kalınmasını, böyle bir kanıt yokmuş gibi davranılmasını,bu umursamazlığı içime sindiremedim. Çok yadırgadım. Üzüldüm. Batılılar küçük bir kalıntı bulsalar tarihsel iz diye makaleler yayınlıyorlar,kitaplar yazıyorlar,türlü türlü kurgulamalar yapıyorlar. 2,20 metre boyundaki Elegeş Yazıtı karşısında bu suskunluk niye? Batılıyı anladık. İşlerine gelmiyor ama Türkler’le Kürtler bu konuda neden suskun ve ilgisiz kalıyorlar? Bunu anlamak olası değil. Kürtler üzerinde iç ve dış yabancı odakların, kimi Kürtler’in türlü amaç ve boyutlarda girişimleri olduğu,değişik ereklere yönelik önerilerin ve etkinliklerin gündeme getirildiği,çalışmaların yapıldığı görülmektedir…Bilindiği gibi bu türden uğraşılar yıllar yılı süregelmekte ve bugün de gündemin ağırlıklı ve sıcak siyasal konuları arasında bulunmaktadır.. Bunların çoğunu doğru ve gerçekçi bulmasam da doğal karşılıyorum. Bu nedenle bu yazımız, kendi yorumlarına göre Kürtçülük konusunda Türk’e karşı olma anlamında görüş bildirenlere dahi yanıt ve tepki içeriği taşımaz. Dileyen dilediği gibi düşünsün. Kimseye sen Türk’sün, senin anladığın anlamda Kürt değilsin deme densizliğinde bulunacak değiliz. Bu yakışık almaz. İsteyen ben “Kürt oğlu Kürt’üm”, isteyen “Ne mutlu Kürt’üm.” desin….”Kesinlikle ben Turan soylu değilim.”desin. Kimsenin düşünce ve görüşüne “Hayır öyle değil.” Diyerek saygısızlık edemeyiz.. Ancak bizim seziş ve saptamalarımıza göre Kürtler öz be öz Türk (Turan) soyludurlar ve bu gerçeği kimi Batılı odaklar çok iyi bilmekte, çıkarları nedeniyle bunu uzun yıllardır saklamakta üstelik gene çıkarları için Türk’e karşı Kürt ulusalcılığını sürekli kışkırtmakta, aşırı bir Kürt sevgisi(!) ile onları koruyor görünmektedirler. İnanıyorum ki günün birinde görüş ve savlarımız doğrulanacak ve Turanlı Kürt güneşi saklanan gerçeklerin, düzmece tasarların, yalanların üzerine tüm görkemiyle doğacaktır. Sömürgecilerin,bölücülerin,çıkarları uğruna gerçekleri gizleyenlerin,yalan söyleyenlerin korkusu da bu değil mi?

***

Özetlersek Kürtler şu tarihsel dönemleri geçirmişlerdir:

1- İskit/Saka çağlarında Kürtler:

Orta Asya’da Tanrı Dağları ile Ceyhun Irmağı’nın orta ve doğu yörelerinden İran’ın kuzey doğusundaki Sogd ve Baktria yörelerine,Altın Dağları’na dek bölgelerde göçebelik döneminden ulusluğa daha ötesi ilhanlığa dönüşmüş olan İskitler ya da Sakalar. İ.Ö.XII.yy da Altaylar’dan Tuna’ya ve Tarım’a dek alanlarda varlık göstermişlerdir.. Altay Dağları’ndan Doğu Avrupa’ya uzanan geniş bölgede İskit/Sakalar’a değgin birçok kurganlar (toplu gömüt,höyük) bu kurganlarda onlara özgü sanatları gösteren nesneler bulunmuştur. Gömütleri Türkler’in geleneklerine uygun bir içeriktedir. Örneğin başbuğun gömütünün çevresinde eşi, yardımcıları ve atları da onlara özel yerlerde gömülürlerdi.Sakalar’da egemenlik ve çoğunluk Turan soylularda olmakla birlikte bu ulusu oluşturan öğeler arasında Pers kökenli oymaklar da vardı.

Bize göre Sakalar’ın en güçlü ilhanı (imparator) Alp Er Tunga’nın Kürt budunundan olması olasılığı çok yüksektir.. İleri çağlarda Halaç adını alacak olan kimi Kürt oymakları Saka ulusunun ağırlıklı gücünü oluşturuyorlardı.Bunu böyle düşünmemizin nedeni aşağıda değineceğimiz kimi olaylardır. Alp Er Tunga kimi Pers birliklerini ordusunda,halkını buyruğunda ve hizmetinde kullanıyordu. Onlara hak etmedikleri aşırı yakınlık gösteriyor, kimi Pers ileri gelenlerine önemli görevler veriyordu. Hazar Denizi’nin doğusundan,Hindistan’ın kuzeyinden,Çin çevirtilerine (hudut), Anadolu ve Mısır’a dek alanlar Alp Er Tunga’nın egemenliği altındaydı. Hazar Denizi’nin batısından Ukrayna ve Macaristan, Almanya’ya dek alanlarda diğer kimi Saka/İskit boyları egemendi. Bilindiği üzere Persler ve Metler İran’ın önde gelen halklardandı ve nüfusları da diğerlerine göre oldukça artık idi. Ayrıca siyasal,yönetsel örgütlenme,dayanışma yetenekleri ve ulusalcılıkları bilinçli ve güçlüydü. Bu nedenle İran’daki yönetimlerin ağırlıklı olarak onlardan,onların hanedanlarından olmasını doğal karşılamak gerekir. Öyle anlaşılıyor ki Kürtler Saka ilhanlarının dönemlerinde pek çok bölgelere yayıldılar,yerleştiler. Ancak Alp Er Tunga’nın Perslerce tuzağa düşürülüp öldürülmesinden sonra diğer kimi Türk toplulukları ile birlikte Persler’in ağır baskılarına,kıyıncına uğradılar,oradan oraya sürüldüler,böylece onların önder edinmelerine de olanak verilmedi. Bu yaşananlar Kürtler’in güçsüzleşmesine,dağılmalarına neden oldu. ve bu nedenle de kimi Kürt budununu oluşturan oymaklar, yüzlerce yıl Persler’in egemenliği altında kaldılar. Dilleri yavaş yavaş değişti. İran’ı ele geçirdikten sonra Anadolu’yu egemenliği altına alan Alp Er Tunga’nın Avrupa’ya geçme tasarımları vardı.Ancak onun ölümünün ardından (M.Ö.624) Kürt soylu budun bir daha toparlanamadı.[Alp Er Tunga’nın ölümü için tutulan yasın boyutları Anadolu’dan Çin çevirtilerine dek yayılmış, günlerce yas tutulmuş, törelere göre çok görkemli yuğ töreni yapılmıştı. Duyulan üzüntü züntü öylesine etkileyici olmuştu ki kimi boylar,budunlar Alp Er Tunga’nın anısına bayraklarına kara rengi de eklediler.] İran kaynaklı efsanedeki Kâve adındaki demirci ustasının Dahhâk adlı Pers kralına başkaldırışı Kürt soyu üzerindeki Pers baskısını ve kıyıncını kanıtlar. Kâve’nin demirci önlüğü ve mızrağı Ergenekon’un kimi öğelerini yansıtır gibidir.. Ancak olay efsaneleşince, geçmişte kalmış İran,Hint,Türk ve diğer çevre uluslara değgin kimi masalsı konular böyle bir kurgunun oluşmasına kaynaklık etmiştir....

Kürtler’in tarihte yaşamış kimi toplulukların adlarına uygun sanılan yakıştırmalarla kökenini bulmak, varsayımlar olmaktan öteye gidemez. Kuramsal saptamalar içerse de en doğru yaklaşımı Bitlisli Şeref Han’ın görüşleri belirtmektedir.Onun Kosu Gölü, Selenga ve Orhon çevresini anlatır gibi Kürtler’in Doğu Türkistan, Çin çevirtilerine yakın bölgelerden geldiğini söylemesi Kürtler’in Türk soylu olduklarını doğrulayan sezgilerdir. Bilgilerdir. Onlara İran, dolaysıyla Cem/Cemşid soylu denilmesi, Türk soylu Kürtler’in yukarıda değindiğimiz olaylar sonucu uzun süreler İran’da ve Persler’in egemenliğinde olan yörelerde bulunmalarından kaynaklanır. Bu nedenle de Kürtler İransal görüntülü bir ulus kimliğine dönüşmüşlerdir. İşin ilginç yanı kimi Kürtler Türkçe olan köken adlarını ve Türkçe olan dillerini korumuşlardır. Kürtler’in kimi boyları kimi dönemlerde dillerini korumuşlar ancak Kürt olan soysal adları değişmiş,gene Türkçe olan başka adlarla anılmışlardır. Üçüncü olarak kimi Kürt topluluklarının dilleri değişmiş ama ne mutlu ki Türkçe kökenli Kürt adı günümüze dek ulaşmıştır.. Kürtler’in iz bırakacak biçimde ortaya çıkışlarını İskit yayılmacılığının başladığı M.Ö.XII. yy’a bağlayanların görüşlerine yukarıda değindiğimiz kimi olaylar nedeniyle katılıyoruz. Bu dönemlerde, II.Bölümde daha ayrıntılı olarak değindiğimiz belki çok önceleri Avrupa’ya curt/kurt-cırt/kırt-cort/kort-gord-gurd-gırd-küret-koryth-koryd-grüd-körüt-kurtü-kurtie-curtis gibi, adlar ve bu adlardan türeme sözcükler yer ve kişi adları olarak kimi Kürt topluluklarınca yayıldı Kürt ulusu da diğer birçok Turansal uluslarda olduğu gibi pek çok dallara ayrılarak yeryüzünün türlü yön ve yerlerine dağılmışlardır... Bunların adlarının ve kimliklerinin ne olduğunun saptanması olanaksızdır. Ancak bunlardan doğrudan Kürt adlı yerleşim yerleri kuranlar ile Kürt kimliği belirli olan Halaçlar günümüze dek ulaşan izler,kanıtlar oldular. Dolayısıyla yeryüzündeki Halaç/Kalaç adlı tüm topluluklar tartışmasız Turansal Kürt soyludurlar ve . Halaç/Kalaç adıyla yaptıkları tüm etkinlikler de doğrudan doğruya Kürtler’e özgü,onları bağlayan,ilgilendiren etkinliklerdir. Çünkü herhangi bir Halaç topluluğu tartışmasız bir Kürt topluluğudur.

2-Oğuz Kağan Dönemi (M.Ö.209-174) ve sonrasında Kürtler.

Şimdi Oğuz Kağan Destanı’ndan bir alıntı yapalım:

….. Oğuz Kağan yolda büyük bir ev gördü.. …Kapalı idi ve açkısı yoktu. Erler arasında pek becerikli biri vardı…Adı Tömürdü Kağul idi…Ona buyurdu: “Sen burada kal ve çatıyı aç. Açtıktan sonra orduya katıl.Adın bundan böyle kal!-aç! (Kalaç) olsun” dedi ve ilerledi…

Bu olaydan sonra Tömürdü Kağul’ın bağlı olduğu buduna,onun yakınlarına,çevresine,onun soyundan gelenlere Kalaçlar ya da Halaçlar denilmiştir.Halaçlar, Ceyhun/Öküz ile Seyhun/İnci Irmakları arası,Hazar Denizi’nin doğusu, Tuharistan,(Ceyhun Irmağı’nın yukarı çığırındaki bölge) Sicistan ve Hindistan arasındaki bölgelerde, Ceyhun Irmağı’nın batı yörelerinde (Türkistan-Afganistan’ın kuzey -İran’ın doğu yöreleri) bu adlarla yaşamışlar,kimi egemenlikler kurmuşlardır...

Halaçlar, İran’ın, Azerbeycan’ın,Anadolu’nun-Irak’ın birçok bölgesine yerleşmişlerdir. Hazar Türkmenleri,Özbekler arasında,Urmiye gölü ve Mugan yörelerinde Halaçlar kimi yerleşim yerleri, oymaklar olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Afganistan’daki Gılzaylar doğrudan Kürt kökenlidirler. Anadolu’nun kimi bölgelerinde (Antalya-Afyon-Niğde-Kütahya-Bolu-Aydın-Çankırı-Kırşehir) Halaç adlı köyler vardır..Tarihin akışı içinde kimi Kalaç boylarının adları değişmiştir. Kimileri İran’da olduğu gibi Halaç adlarıyla ve Turansal Kürtçe olan özgün dilleriyle günümüze dek ulaşmışlardır.

Şimdi konunun en önemli yanına değinelim: Araplar, Kalaç/Halaçlar’a [EKRAD/KÜRTLER] diyorlardı. Çok ilginç değil mi? Bu şu anlama geliyor: Oğuz Kağan’ın egemenliğindeki uluslar birliği arasında Kürt budunu vardı. Oğuz Kağan,ordusundaki Kürt halkından Tömürdü Kağul’a yukarıda değindiğimiz görevi ve Kalaç unvanını verdi. Bu nedenle onlara kim oldukları sorulduğunda “Kalaç adıyla anılıyoruz ama köken olarak Kürt’üz.” diye yanıtlıyorlardı.Ya da doğrudan “Biz Kürt’üz.” demekteydiler. Araplar bunun böyle olduğunu öğrenmeselerdi durduk yerde onları kesinlikle Kürt olarak tanımlamazlar, anmazlardı. Kim Ruslar’a siz İtalyan’sınız, Japonlar’a siz İspanyol’sunuz diyebilir? Bunun esemeyle bağdaşır yanı olabilir mi? Ancak Kürtler, Oğuz Kağandan türeme 24 boydan ya da Oğuz Kağan’ın adlandırması ile oluşan boylardan değillerdir. Bulgar,Kazak,Çuvaş,Yakut,Uygur,Saka,Hazar, Peçenek,Türgiş, Türk, Göktürk, Kabar, Macar,Hun, Avşar Kırgız ve diğerleri gibi Turan soylu bir ulustu. Ancak,Büyük Okyanus’tan, Sibirya’nın güneyi,Hindistan’ın kuzeyi, Hazar Denizi çevresi ve Yayık (Ural) Dağları’na dek uzanan bölgeye egemen olmuş Oğuz Kağan’ın buyruğundaki birleşik uluslar topluluğundan olması kesindir. Bu engin yerçizitinde (coğrafya) adları ne olursa olsun ulusların ağırlıklı olarak ortak dilleri yörelere göre kimi değişkenlikler gösterse de Türkçe idi. Daha doğrusu Turanlı idi. Bu bağlamda ana dilleri Türkçe olanlara Türk soylu ya da Turan soylu denilmesi çok doğaldır. Sayısız çoklukta olan Türk topluluklarının her birinin özel ve kendilerine özgü adları vardı. Bu topluluklardan kimilerinin güçlü öncüleri,başbuğları olunca tarihte iz bırakan etkinliklerde bulunmuşlardır. Türkçe konuşan Kürtler -bize göre düş kırıklığı ile sonuçlanan büyük Saka macerası nedeniyle doğrudan Kürt adıyla böyle etkinliklerde bulunmamışlar, bulunmuşlarsa da henüz böyle bir kanıta,belgeye rastlanmamıştır. Genelde barışsever olan, tarım, hayvancılık,dokumacılık, deri işlemeciliği deri,kösele,yapağı, yağ,peynir ticareti gibi konular Kürtler’in ağırlıklı yaşam biçimi olmuştur.

Kürtler, başından bu yana Kürt adıyla var olmuşlardır. Kürt oğlu Kürt’türler. Kürt adı şu sözcükten türemiş, bu sözcükten türemiş türünden savlar tümüyle yakıştırma,uydurma ve düzmecedir. Dillerini, Kürt adıyla yerleştikleri yörelerde ekinsel değişikliklere uğrayana dek korumuşlardır. Halaç/Kalaç adıyla anıldıkları kimi yörelerde, örneğin İran’da ata dilleri olan Turansal Kürtçe’yi günümüzde de kullanmaktadırlar. Dağıstan, Macaristan, Romanya’nın Transilvanya bölgesi Kürtleri’nin Türkçe konuşmaları üzerinde düşünmek gerek. Türkiye’de Halaç adlı köylerde de doğal olarak yüzyıllar boyunca nice Turansal Kürtçe sözcükler kullanıldı..(Transilvanya’daki Kürt Oymağı’nın Hun soylu Sekel adındaki bir boya bağlı olduğu saptanmıştır.) (Hatta Kürtler’in bugünkü bayrakları da -bize göre- Orta Asya kökenlidir. Belki Sakalar’dan bu yana bu bayrağı kullanmaktadırlar.)

3-Göktürkler Dönemi’nde Kürtler.

Kürtler’i ilgilendiren ve Kürtler’in Türk soylu olduklarını kanıtlayan belge tarihe Elegeş Yazıtı olarak geçen yazıttır. Bu yazıt Orhun anıtlarının olduğu yöredeki Yenisey Irmağı’nın güney kollarından Ulukem Irmağı’na karışan Elegeş Çayı kıyısında bulunduğu için bu adla anılmaktadır. Aşağı yukarı 764 yıılında dikilen yazıt 2.20 metre boyunda 60 santim enindedir. Yazıt Türkçe ve o dönemin Türk abecesi ile yazılmıştır. Yazıtta“Ben Kürt Eli’nin Hanı Alp Urungu….” açıklaması geçiyor. Yazıt o dönemin geleneğince .ölen Han’ın ağzından yazılan sözlerde altunlu okluğu, karısı Kuyda konçuyu (prensesi), bir oğlu ve varsıl sürüleri olduğu, bir hakana bağlı olduğu,39 yaşında ulusuna,sevdiklerine doyamadan öldüğü anlatılıyor. Oralarda bir Kürt (ulusu-devleti) olmasaydı kimse kendi kendine ben Kürt Eli’nin hanıyım demezdi değil mi? Han’ın ağzından yazılan yazıt. bulduğumuz örneklere göre şöyledir:

Kadaşıma, keşime, adak atıma, yıta kara bodunuma adırıltım; yıta. Tört adak yılkım, sekiz adaklıg barımım, bungım yok ertim. Bung banga bat ermiş. Öldim; yıta. Sizime yolukayın ....beriye.....kılınu adırılayın.....bars yılta er.. Elim ugrınta sü bolıp erlerim. Edükim yok; aç bildigde, bir bertigime sekiz er erdim. Kara bodunum, katıglanıng. El törüsü ıdmang. Yıta; elim, kanım. Urungu Kölüg Tok Bögü Terkin'ge kanım beg erdim üçün, ben er..... Kürt el kan Alp Urungu, altunlıg keşigin bangtım belde. Elim, tokuz kırk yaşım..... Kök tengride Gün, Ay azdım. Yıta, sizime adırıltım.Kanım ! Elime, sizime yıta bükmedim. Kanım ! Elime yıta adırıltım. Yüz er kadaşım uyarın üçün, yüz eren elig öküzin tegdük üçün, Kuyda konçuyıma, sizime yıta özde oglım sizime adırıltım.

Eksik kalan yerlerine konunun uzmanlarından özür dileyerek uygun düşeceğini sandığımız üç beş sözlükle kimi kurgusal eklemeler yaptık.Böylece belge şu duruma geldi:

Ne yazık ki yakınlarımdan, Elegeş’imden güzel atımdan güçlü ulusumdan ayırıldım. Ne yazık. At,eşek,katır,sığır,koyun,keçi,deve sürülerim olduğu için sıkıntım,tasam yoktu.-Ama- üzüntü bana tez ulaştı.Öldüm ne yazık.-Olsun-sizlere kurban olayım. Benden kalanları yakınlarıma-töreye göre- bölüştürün. Pars yılı gelmeden törenimi yapın. Ülkem uğruna er gönderdim. –Savaşta-yalınayak, aç kaldığımda bir yerine sekiz er yitirdim.Güçlü ulusum –sakın- dağılmayın. İlimizin töresinden ayrılmayın. İlhan’ım,halkım başka umar yok. Ben Urungu, ilhanım Kölüg Tok Bögü Terkin’inin beği olduğumdan ona er verdim.Kürt ülkesinin hanı –oldum-..Ben Urungu, Alp unvanıyla onun yanında savaşa katıldım. Otuz dokuz yaşındayım. Gök Tengri’nin güneşi,ayı gibi yittim.Ne yazık sizlerden ayırıldım. İlhan’ım, ne yazık ki,ülkeme,sizlere doyamadım. İlhan’ım ne yazık ki ulusumdan ayırıldım… Yakınım olan yüz eri kışkırttığım, yüz er ile elli öküz ele geçirdiğim -suçlamasıyla- ne yazık ki Kuyda konçuyu eşimden, sizlerden, öz oğlumdan, hepinizden ayırıldım.

Açıklamalar:

1-Yazıda keş ve keşig sözcükleri geçmektedir.Keşig: Okluk (sadak) anlamına geldiğine göre, keş/geş sözcüğünün Elegeş anlamlarında kullanıldığı görüşündeyiz. . .

Altunlıg keşigin bangtım belde/.Altunlu okluğumu bele taktım. Bu anlatım ya savaşa katılma anlamına geliyor ya da unvan verilirken tören gereği silah kuşanmayı anlatıyor. Biz savaşa katılma olayını daha uygun bulduk. Savaşa katıldım olarak algıladık. Alp Urungu’nun bir etkinlik sonucu öldürülme olayını anlatmak için adırıldım/ayırıldım sözcüğünün özellikle kullanılmış olduğu anlaşılıyor. .

2- Dört ayak-sekiz ayak sözcükleri sanıyoruz hayvanlardaki tek toynaklılar ile çift toynaklıları belirtmek amacıyla kullanılmış olmalı.

3- Yazıtta geçen Kürtler’in Turansal kadaş sözcüğü, ne ilginçtir ki Kasit kralları olan Kadaşman Enlil-Kadaşman Harbe-Kadaşman Targu- gibi adlarda da geçmektedir...(Targu Mureş/Tirgu Mureş ‘Macarca’ Romanya’da ırmak,Tirgu-Jiu ‘Macarca’ Romanya’da kent.) Kadeş kenti Suriye’de tarihsel kent..

Kasitler bilindiği üzere İ.Ö. 1700-1200 yılları arasında Zagros Dağları ve Mezopotamya’da devlet kurdular,Babil bölgesine.Kerkük ovalarına, Süleymaniye yörelerine yerleştiler.Gandaş adlı bir öncüleri vardı. Sümer diliyle yakınlıkları olduğunu anladıklarından . bu dili yeniden gündeme getirme çalışmaları yaptılar.

4-.ABD,İngiltere,Fransa günün birinde petrol konusunda sıkıntı verecek olası bir Türkiye,Türkmen yakınlaşmasını istemediklerinden petrol bölgesinde Türkmenler’in çoğunlukta olmasını da istemezler. Bu nedenle türlü kışkırtmalar nedeniyle Türkmenler, gerek Araplar’dan gerekse Kürtler’den çok baskı gördüler. Bir ara Araplar Kürtler’e, Kürtler Türkmenler’e kıyım yaptı. Saddam Hüseyin Hitlercilik oynamaya kalkıştı.O yörelerdeki toplulukları Araplaştırmak istedi yani arabizasyon politikası izledi. Kimi yerlere Arapları yerleştirdi. Bu yüzden çok sayıda Türkmenler yerlerinden yurtlarından edildiler. Türkmen kızları zorla Araplar’la evlendirilmeye kalkışıldı. Birçok Türkmen öldürüldüler.Yapılanlar kesinlikle bağışlanacak,görmezlikten gelinecek olaylar değildir.Ancak biz bunlara bakarak öfke ile,önyargılarla haydi Araplar böyle yaptı Kürtler Türkmenler’e karşı neden çok kötücül etkinliklerde bulundular? Eğer Türk soylu olsalardı bunları yaparlar mıydı? Gibi sorular sormayı gereksiz buluruz.Bu nedenle onları Turan topluluğundan dışlayamayız. Çünkü sayısız örneklerinde görüldüğü üzere aynı oymağın,aynı dili konuşan,aynı gelenekleri üleşen toplulukların arasında bile birçok çekişmeler,kanlı kavgalar olabilmektedir. Kürtler dış güçlerce kışkırtılmışlar, tarihsel bir yanılgıyla böyle davranmışlardır. Dış güçler iki topluluğu birbirlerine öylesine düşman etmişlerdir ki artık onlar birbirlerine diş bileyen,birbirlerine kinle,öfke ile bakan düşman kardeşler durumuna gelmişlerdir.. Kürtler, Kürt adı,Kürdistan adı geçen kimi belgeleri kanıt olarak ileri sürerek petrol yörelerinin ıssı biziz,egemeni de biz olmalıyız demekteler. Türkmenler de güçlü ve inandırıcı bilgi ve belgelerle hayır buraların gerçek ıssı,egemeni biziz ama gelin birlikte barış içinde yaşayalım demekteler. Kürtler’in Turan soylu olduklarını iyi bilen dış güçler Kürtler’in Turansal düşüncelere yönelmemeleri,Turansal tutkulara kapılmamaları için sürekli olarak onların -bugünkü anlamda- ulusalcılık duygularını körüklemektedirler. Onlar için petrol kaynakları bakımından önemli olan Kürt Türkmen ve Türkmen Kürt anlaşmazlığıdır.Gene bugünkü anlamda Kürt ulusalcılığıdır. İsteriz ki Türkmenler’le Kürtler bu oyuna gelmesinler. Duygusal davranışlardan kaçınsınlar.Nefret duyguları yadsımalara kaynaklık etmemeli. Değindiğimiz konularda acaba gerçekten bu böyle olabilir mi diye dingin bir biçimde düşünme olanakları aranmalıdır. Bu bağlamda örneğin, Bulgarlar’ın dillerine bakarak onların Slav soylu sanılması ne denli yanlış ise Türkmenler’in de Kürtler’in dillerine bakarak onları Pers/Fars kökenli diye algılamaları,tanımlamaları o denli yanlıştır. Çok yanlıştır.

Kısaca anlattığımız Türkmen-Kürt ilişkilerindeki çalı dikenleri nedeniyle Türkmenler Elegeş Yazıtı’ndaki Alp Urungu’nun Kürtlüğü’ne sıcak bakmadıkları gibi böyle bir savı kökten yadsıyorlar. Daha ötesi kört sözcüğü bugünkü Kürt anlamına gelmez diye kesin konuşuyorlar. Böyle bir nesne kesinlikle olamaz diye dayatıyorlar. Onlara göre yazıt .(men körtül kan Alp Urungu) biçeminde okunduğunda (Ben Kürt İli’nin Hanı Alp Urungu) olarak değil (Ben Güçlü Han Alp Urungu) olarak anlaşılmalıdır ve buradaki "körtül kan" ifadesi "kürt ilhanı" değil, "güçlü han" anlamına gelir... "Körtül" kelimesi "güçlü", demektir diye görüşler ileri sürülüyor. Bunlar tümden duygusal ve dayanıksız görüşlerdir. Her anlatımı saygıyla karşılarız ama bu görüşlere katılmamız olası değildir. Çünkü kört sözcüğünün anlamı güçlü olabilir ve öyledir de.. Bu bize göre Kürt sözcüğüne verilen başka anlamların arasında en doğru olanıdır.Kört/kürt ve yazımızın kapsamı içinde değindiğimiz pek çok örnek aynı sözcükten türemedir. Kört sözcüğüne kürt, kürt sözcüğüne kört denilse bile aralarında anlam ayırtı yoktur. Eğer körtül sözcüğü Kört/Kürt eli anlamında değil güçlü anlamında kullanılmış ise o zaman yazının körtül biçiminde olmaması körtlüğ biçiminde yazılması gerekirdi.(atlığ-başlığ-kutluğ-karluğ-kanklığ…. sözcüklerinde olduğu gibi) Çünkü adlardan sıfat üretilmesi o dönemlerde böyle yapılırdı. (atıl-başıl-kutul-kankıl …olarak değil.).Olaya, kört ve ül gibi değişik anlamları olan iki sözcükten yapılan bir tümleme olarak bakmak gerekir. Körtül yazılmış olsa bile bu Kört ül olarak okunmalıdır.Ayrıca yazıtta sözcüğün Kört-el değil Kört-ül olarak yazılması anlam değişikliğine de neden olmaz..Buradaki ül sözcüğü el/il sözcüğünde olduğu gibi doğrudan ülke-yurt-ulus anlamına gelir.. Bu nedenle Kört ül tümlemesi tartışmasız Kürt Ülkesi demektir.El/il sözcüğü de bilindiği üzere yerine, çağa,duruma göre, oymaklar, boylar, budun,topluluk anlamlarında da kullanılmıştır.

Eğer bu uzunca yazımızda Kürtler’in Orta Asya doğumlu olduğunu kanıtlayan izler sürmeseydik biz de Türkmenler’in ileri sürdüğü bu sava katılabilirdik.Ama ortada nice kanıtın yanında yok edilemez,silinemez bir Halaç gerçeği vardır. Türk sözcüğünün kimi yörelerde ve dönemlerde törk-törük biçimlerine dönüşmesi gibi Kürt sözcüğü de kimi yöre ve dönemlerde kört-körüt biçimlerine dönüşmesi doğaldır. Zaten öyle olmuştur. Yazıtlarda hakanların egemeni oldukları budunları belirtmesi bir kimlik bildirgesidir.Kimi hakanlar için böyle yapılmıştır. Kimi hakanların da hangi ulusu yönettiği yazıtın içinde belirtilmiştir.

Bu iki ulus Oğuz Han döneminden önce de vardı. Oğuz Han döneminde de. Oğuz Kağan Destanı’nda Kürt Ulusu’nun adı belirtilmiyor ama Oğuz Kağan’ın yönetiminde olduğu anlaşılan bu ulusun bireylerinden birini -Tömürdü Kağul’u- Oğuz Kağan seçip görevlendiriyor. Bu olaydan sonra Kürt kökenli Kalaç/Halaç boyları oluşuyor. Gene Oğuz Kağan Destan’ında Türk Ulusu’nun adı belirtilmiyor ama Oğuz Kağan’ın yönetiminde olduğu anlaşılan bu ulusun bireylerinden Uluğ Türük unvanlı ak sakallı,kır saçlı,deneyimli,anlayışlı, yaşlı bir kişi,Oğuz Kağan’ın danışmanlığını yapıyordu... O kişi Türk ulusundan olduğu için yüce,büyük anlamında Uluğ Türk diye anılmaktaydı. Demek ki, adı becerikli,verimli,erkeli (enerjik),güçlü anlamlarına gelen (Kört/Körüt/Kürtü/Kürt) soyu ile adı güzel,alımlı,diri,atılgan anlamlarına gelen (Törk/Törük/Türük/Türk) soyu birlikte yaşamaktaydılar. Tüm bu ayrıntıların yanında biz bu iki ulusun Kırgızlar’la köken bağlantılarının olabileceği görüşündeyiz.

>*<

Hunlar’ın başbuğu Oğuz Kağan’ın egemenlik alanları Göktürkler’e, Uygurlar’a ve diğer kimi Turanlı devletlere de egemenlik alanları olmuştur. Oğuz Kağan’dan türeme soyların,Oğuz Kağan’ın adlandırdığı boyların,toplulukların yöneticileri, Oğuz Kağan döneminin birliğini oluşturan kimi Türk uluslarının hakanları, ilerideki yıllarda da -özel anlamlarını koruyarak genel anlamda-örneğin Göktürk adlı bir oymaktan doğan Göktürkler’de de hanlar,kağanlar, süel komutanlar,oymak başları,devlet yönetiminin ileri gelenleri, Türk Oğuz beğleri olarak anılagelmişlerdir. Bu nedenle Kürt hanları da Oğuz beğleri arasındadır..Çünkü Kalaç unvanı Oğuz Kağan dönemindeki Kürt ulusundan bir bireye verilmiştir. Alp unvanıyla onurlandırılan kimi ülke yöneticileri şunlardır: Alp Er Tunga-Alp Urungu-Alp Kutluğ Bilge Kağan-Alp Uluğ Kutluğ Bilge Kağan-Alp Külüg Bilge Kağan-Alp Bilge Kağan-Alp Bilge Tengri Uygur Kağan- Alp Külig Bilge Kağan-Sultan Alp Aslan…. Bu Alp bağlantılı çizginin İskit/Saka-Kürt-Uygur-Selçuk yönünde yürümüş olması ilginç değil mi? Anadolu’nun kapısın açmakta Kürtler’in Alp Aslan’a yardımcı olmaları belki bir gizem olarak Alp sözcüğünde saklıdır.Kim bilir?

>*<

Kürt Hanı Alp Urungu’ya ulaşmak için sayısız olayların yaşandığı dönemlerin ayrıntılarına girmiyoruz.Ancak çok kısaca şu bölümlere değinmekle yetineceğiz:

Üçüncü Göktürk dönemi (Kutluğlar) (682-745)

Hun Devleti yıkılınca geriye Oğuz kökenli pek çok budun kaldı. Bu toplulukların katkısıyla Tabgaçlar, Avarlar, Göktürkler ve diğerleri gibi güçlü devletler kuruldu. Ancak Oğuz kökenliler bu devletlerin en önemli öğeleri oluyorlarsa da uyruk olma durumlarında bile önder,yönetici olma dürtülerine engel olamıyor, sürekli baş kaldırıyorlardı.Alp Urungu’nun 39 yıllık yaşamı, Oğuz boyları ve onların yandaşları ile Göktürkler’in üçüncü dönemi olan Kutluğlar ve onların yandaşları arasındaki üstünlük çekişmelerine,bundan dolayı çıkan yeğin savaşların, yoğun siyasal,yönetsel çalkantıların olduğu bir dönem içinde geçmiştir.Yazıtlarda kral olan iki BÖGÜ adı geçmektedir. Bunlardan birinin tahta geçişine dek ve ondan sonraki dönemde yaşanan taht olayları kısaca şöyledir:

682-693 İlhan: Kutluğ Kağan.11 yıl tahtta kaldı. Büyük Komutan Tonyukuk ile Çinliler’e ve onlarla anlaşan Oğuzlar’a karşı bağımsızlık savaşı açtı.. Çinliler’le pek çok savaşı yaptı. .Böylece Gansu’dan Pekin’e Kingan Dağları’ndan Altay Dağları’na dek Türk İlleri’ni buyruğu altına aldı. Çin’deki Çıtanlar’ı etkisiz duruma getirdi.Kırgızlara egemen oldu. Böylece tüm görkemiyle Göktürk hakanlığını yeniden kurdu. Devleti, ülkeyi yeniden derleyip toparladığı için kendisine Yüksek Devlet Kurulu’nca İlteriş unvanı verildi.Aynı kurul 682 yılında onun hakanlığını onaylamıştı. Bu hakanlığa Göktürkler’in üçüncü ya da Kutluğlar dönemi denilmektedir.İlteriş Kutluğ Kağan bir savaşta öldü.

693-716 İlhan: Kapagan Kağan. İlteriş Kutluğ Kağan’ın kardeşi. 23 yıl tahtta kaldı. Çin’de Çıtanlar’ı yendi,Kıpçaklar’ı, Oğuz boylarından Bayırkular’ı denetimi altına aldı. Bayırkular’la yaptığı savaştan dönerken tuzağa düşürülüp 51 yaşında iken öldürüldü. Ölünce ülke karıştı.

716 İlhan :BÖGÜ Kağan Kapagan Kağan’ın oğlu. Birkaç ay tahtta kaldı. Oğuzlar’ın yeniden başlattığı ayaklanmaları bastıramadığı için Yüksek Devlet Kurulu’nca tahttan indirilerek öldürüldü. 33 yaşındaydı.

716 İlhan: İni Han.Bögü Han’ın kardeşi Taht kavgasına girişmiş aynı yıl öldürülmüştür

716-734 İlhan: Bilge Kağan. İlteriş Kutluğ Kağan’ın büyük oğlu. 18 yıl kağanlık yaptı. 51 yaşında iken öldürüldü.

734-739 İlhan:İçen Bilge Kağan Bilge Kağan’ın büyük oğlu. 5 yıl kağanlık yaptı.

739-741 İlhan: Bilge Kutluğ,Kağan. İçen Bilge Kağan’ın kardeşi.2 yıl kağanlık yaptı.. Öldürüldü.

741-742 İlhan: Penge Kağan. Bilge Kutluğ Kağan’ın küçük kardeşi. 1 yıl kağanlık yaptı.

742 İlhan:Süyen, Kağan Bilge Kağan’ın üçüncü oğlu.

742-744 İlhan:Özmiş Kağan. Penge Kağan’ın oğlu. Öldürüldü.

744-745 İlhan: Peymey Kağan. Özmiş Kağan’ın kardeşi.

Dokuz Oğuz– On Uygur (UYGURLAR) döneminde adı geçen diğer BÖGÜ Kağan’ın tahta geçişine dek ve ondan sonraki dönemde yaşanan taht olayları kısaca şöyledir:

712-745 İlhan: Kutluğ Bilge Kül Kağan. 33 yıl tahtta kaldı. Götürk Devleti’ni 745 yılında yıktı.Uygur İlhanlığı’nı kurdu.

746-759 İlhan: İl-Etmiş Bilge Bayınçur Kağan. 13 yıl kağanlık yaptı.

759-779 İlhan/İdikut:: İl-Tutmuş Alp Külüg Bilge BÖGÜ Han. Bayunçur Kağan’ın büyük oğlu Tay Bilge Yabgu öldürüldüğü için diğer oğlu Bögü ilhan oldu. 21 yıl devleti yönetti.Başarılı yönetimi nedeniyle o da Büyük Türk Hakanları arasında yer almıştır. Tibet’e düzenlenen bir seferde Mani dinine girdi. Onun yaşantısı bir Uygur efsanesine konu olmuştur.

Görülüyor ki Alp Urungu’nın yazıtında geçen Bögü adına iki ayrı yerde rastlanmaktadır. Şimdi sorun Alp Urungu’nun hangi Bögü Han’ın döneminde yaşadığıdır. Yukarıda değindiğimiz Göktürk soylu Kapagan Kağan’ın oğlu Bögü Kağan birkaç ay ilhanlık savlarında bulunmuş,öldürülmüştür.(716) Alp Urungu bu dönemde yaşamış olsaydı bile Bögü Kağan’ın birkaç aylık yönetimi süresinde Urungu’nun onun buyruğunda beğ olarak hanlığa hazırlanması, alplık unvanını alması ve hanlık orununa geçmesi,getirilmesi olası görülmüyor.

Bu durumda Alp Urungu 712-745 yılına dek Uygur kralı olan,Doğu ve Batı Göktürk Hanedanlıkları’nı 745 yılında yıkarak .Büyük Türk Hakanı olarak anılan ve. 746 yılında ölen Uygur İlhan’ı Kutluğ Bilge Kül Kağan döneminde 725 yılında doğmuş olmalı. Alp Urungu Kutluğ Bilge Kül Kağan öldüğünde 20 yaşındaydı ve tigin unvanı taşıyordu. 746-759 yılları arasında Uygur ilhanı olan İl-Etmiş Bilge Bayınçur Kağan’ın 13 yıl bağlaşığı oldu. Bayınçur Kağan öldüğünde Alp Urungu 33 yaşındaydı.. Ona Alp unvanı savaşlarda gösterdiği kahramanlıklardan dolayı bu kağanca verilmiş ve unvanı töreye göre Urungu’nun kendi devletinin kurultayınca onanmıştır. Aynı kurultay onun babasından kalan hanlık orunu da onaylamıştı Yukarıda değindiğimiz gibi Kutluğ Bilge Kül Kağan’ın büyük oğlu Tay Bilge Yabgu öldürülünce onun yerine diğer oğlu İl-Tutmuş Alp Külüg Bilge BÖGÜ Han 759-779 yılları arasında Uygur Ülkesi’nun ilhanı oldu. Alp Urungu ömrünün geri kalan yıllarında 6 yıl İl-Tutmuş Alp Külüg Bilge Bögü Kağan’ın bağlaşığı oldu. Gerçekten de çok genç yaşta öldü. Yazıtın anlatımından anlaşıldığına göre Alp Urungu Bögü Kağan’ı sevmiş ve saymıştır. Alp Urungu ve benzerlerinin hanlık unvanları ilhanların yanında bir aşama geriye yabgu düzeyine iniyordu. Uluslar birlikteliğini kesin olarak ilhan (imparator) yönlendiriyordu,son söz onundu ama olayları danışma ve irdeleme konularında yüksek devlet kurulunun yanında hanlardan oluşan kurultaylar da söz ıssı idiler. Ayrıca kimi konularda deneyimli yaşlı bilge kimselerin de görüşleri alınıyordu.. [Tarih kayıtlarında İl-Tutmuş Alp Külüg Bilge BÖGÜ Han biçimindeki övgü ve tanıtım içerikli ad ve unvanların Elegeş Yazıtı’nda Kölüg Tok Bögü Terkin olarak geçmesi, yazıt yazıcınsın, ya da yazıyı hazırlayanın ölüm olayını ve ölen kişinin duygularını kısa ve öz olarak anlatma yolunu yeğlemesinden kaynaklanmış olmalı.]

Alp Urungu, Bögü Han’ın karşıtlarınca uydurma bir gerekçe ile suçlanarak öldürülmüş olabilir.. Belki katıldığı bir savaşta ölmüştür. Belki taht kavgasına karışmış olmasından dolayı öldürülmüştür. O dönemlerde yaşananlardan dolayı bu konuda pek çok oranlamaların, olasılıkların olduğunu söyleyebiliriz ama Alp Urungu’nun ölümünün gerçek nedenini söylememiz –şimdilik- olası değildir. Çünkü Alp Urungu başkaldırıların,savaşların, öldürümlerin, siyasal çekişmelerin, taht kavgalarının,geçici barışların, düzençlerin (entrika),belki Şaman,Mani,Budist inançlılar arasındaki tartışmaların, boylar, budunlararası anlaşmaların, anlaşmazlıkların,nice komutan ve devlet görevlilerinin sürgün edilmeleri,öldürülmeleri gibi gerçekten olağanüstü karışıklıkların,çalkantıların olduğu,kargaşaların,türlü boyutlardaki çetin ve kötü olayların geçtiği yıllarda yaşamıştır.(740-779) Biz Alp Urangu ile ilgili olarak kimi tarihsel sayıt (rakam) ve dönem saptamaları yaptık. Ancak bu sayıtlar ve dönemler, konuların uzmanları olan tarihçilerce değiştirilirse bunu saygıyla karşılarız. Böyle olsa da çok önemli boyutlarda ayırtlıkların olabileceğini sanmıyoruz.] Tüm bunlar bir yana bu etkinliklerin,bu görüntülerin arasında bizce hepsinden önemli olan Turansal kökenli bir Kürt Ulusu’nun var oluşunun belirtilmesi,vurgulanmasıdır..Alp Urungu’nun yaşadığı dönemde Turanlı boylar değişik kimliklerle,karışık olarak yaşıyorlardı. Birbirlerinin Turansal kökenli olduklarını bile bile egemenlik çekişmeleri içindeydiler. Kürt topluluklarının devlet çatısı altında toplanmış bölümünün Uygur İlhanlığı’nın içten bağlaşıklarından biri olduğu anlaşılıyor. Alp Urungu’nun hanlığını yaptığı Kürt Ulusu Oğuz Kağan döneminden önce de vardı. Kürtler Oğuz Kağan döneminden Alp Urungu’nun ölümüne değin aşağı yukarı 900 yıl varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kürtler’in Oğuz Kağan’dan önce yaşadıkları dönemin süresini bilemiyoruz. Sakalar öncesinin süresini de bilemiyoruz..Milâttan önceki İskit/Saka döneminin başlangıcı olan M.Ö.1200 yılına Alp Urungu’nun ölüm tarihine dek olan 764 yıllık süreyi eklersek yaklaşık 1964 yıllık bir dönem ortaya çıkar.Yuvarlak hesap 2000 yıl. Buna Alp Urungu’nun ölümünden sonra günümüze dek geçen 1241 yıllık süre eklenirse Kürt varlığının kolaylıkla saptanabilen gerçek ömrü yaklaşık 3200 yıldır. Bu sayıt (rakam) çok doğal olarak Kürt ulusunun ömrünün en az 4000 yıl olabileceğini de düşündürmektedir.Bu durumda Kürtler bize göre 4000 yıl önceden bu yana Turansal Kürt adını taşımaktadırlar.Bu süre belki daha uzundur.. Kürtler’in belki Türkler’den daha öncelere veya sonralara dayanan ya da eş sürede varlık gösterdikleri bir geçmişleri vardır.Bunları şimdilik bilemiyoruz..

Bu değindiğimiz konular çerçevesinde, bu yadsınamaz gerçekler karşısında “Ben Kürt’üm.” diyen biri, bilmeden,ayırtına varmadan da olsa Turan kökenli bir ulustan olduğunu söylemiş, Oğuz Kağan öncesi dönemlerde de var olduğunu, en az 4000 yıllık bir geçmişten geldiğini, vurgulamış olur. Hangi nedenden olursa olsun Alp Urungu’nun ölümü, Kürt adının Türkçe, Kürtler’in Türk soylu olduklarını kanıtlayan bir anıtın dikilmesine neden olmuştur. Bu bakımdan İran’ın batısı, doğu Anadolu’nun güneyi, Irak’ın kuzeyindeki bölgelere Kürdistan denilmesini kesinlikle yadırgamıyorum. Bu adı Türkistan,Türkmenistan,Kazakistan,Kırgızistan,Özbekistan ve diğerleri gibi Turanlı bir ulusun konuşlandığı Türkçe bir yer adı olarak algılıyor, mutlu oluyor ve kıvanç duyuyorum. Bu nedenle de bölücüleri,kan dökücüleri,düzmece Kürt yandaşlarını, kimi amaçları için Kürtler’i sürekli kışkırtan yurt içi ve yurt dışı tüm odak,örgüt ve kişileri ulaşamayacakları ereklerin uğraşıcıları olarak görüyorum. Buralara yerleşen Kürt soyunun Farsça ağırlıklı bir dil edinmelerinin nedenlerine yukarıda ve ayrıca II.Bölümde değindik. Bu dile bakarak ya da Kürt adını oraya buraya çekerek Kürtler’e köken arama çabalarını anlamsız buluyoruz. Zaten bu nedenle bu gereksiz yollara başvuranlar, tümü kurgulara dayalı savlar ileri sürmektedirler. Elegeş’te, Kürt adı geçen yerleşim yerlerinde, Halaçlar’in izlerinde kimi yeni bulgulara ulaşılabilir. Bulgar budununun başına gelenler kimi bölgelerde Kürtler’in başına gelmiştir. Ancak Kürtler’in bu tarihsel olgular nedeniyle üç yönlü dilleri olmuştur. İlki, Türkiye dışında Kürt adıyla yerleştikleri Macaristan, Romanya’nın Transilvanya bölgesi, Dağistan,Mugan,Hazar çevresi ve diğer kimi yörelerde olduğu gibi Turansal kökenli dilleri olan gerçek Kürtçe.. İkincisi dünkü ve bugünkü Halaçlar/Kalaçlar adı verilen Kürtler’in konuştuğu gene Turansal kökenli kendilerine özgü olan yalın dilleri öz Kürtçe. Üçüncüsü Türkiye’de konuştukları gerçekte köken dilleri olan Türkçe. Diğeri ana dilleri olan sonradan edindikleri Kürtçe. Günümüzde Kürtler bu dilleriyle basın yayın ve müzik yaşamında etkinlik göstermektedirler.Bu konuda AB’nin istemleri doğrultusunda gereksiz engeller kaldırılmıştır.Türkçe yüzyıllardır kimi topluluklar arasında ortak anlaşma dili olarak görev yapmaktadır.. Türkiye yüzyıllardır ülkedeki toplulukların konuştukları kendi anadilleri üzerinde baskı kurmamıştır. Ancak devletin hizmet ve işlem dili Türkçe olması kuralına uyulmuştur.

Yüzeysel olarak yazımızın içeriği ile bağlantısı yokmuş gibi görünen bir konuda Türk Ulusu gibi demokrat ve hoşgörülü davranmayan devletlerden birini örnek göstermek gereksinimini duyduk.:

Fransızlar 1634 yılında Fransız Akademisi adı altında bir kurum oluşturmuşlardır. Bu kurum Fransız ulusalcılığının çekirdeği olarak birçok işlev üstlenmiştir.Bu kurum ilkin 1539 yılında başlatılan Fransa’nın dili kralın dilidir etkinliklerini pekiştirmekle, yoğunlaştırmakla işe girişmiştir. Bu kurum her yönü, her konusu ve her öğesiyle tek devlet tek ulus,tek dil olgusunu kuruluşundan bu yana işleyegelmektedir. Fransız aydınları,dil konularının bilginleri bu çalışmalara aralıksız katkıda bulunarak Fransızca’yı vatandaşlarının, devletlerinin, eğitimlerinin, edebiyat ve sanatlarının, dinlerinin, diplomasilerinin tek dili,sömürgelerinin ortak anlaşma dili durumuna getirmişler,. Fransızca’nın uluslar arasında önemli bir yer edinmesini sağlamışlardır. Dil konusunda bu çalışmalar yapılırken Fransız kökenli halkların konuştuğu Fransızca’yı da özenle değerlendirmişlerdir. Ama aynı Fransızlar, 2500 yıl önce ya da kendileriyle birlikte 1500 yıl önce Fransa’ya yerleşmiş olan çok sayıda değişik kökenli toplulukların anadillerini konuşmasına Fransız Akademisi’nin kurulmasından sonra (1634) ağır yasaklar getirmişlerdir. Bu yasaklara uymayanlar yani köken dillerini konuşanlar ya idam ya da hapis edilmişlerdir. Bu cezalar verilmeden önce de bu suçu (!) işleyen kişiler üzerlerinde örneğin “Bu aşağılık hayvan Britonca konuştu.” diye yazılı levhalarla türlü kötücül tepkiler alması için halkın arasında dolaştırılıyorlardı. Fransızlar, evrensel boyutlu yüzkaralarını,utanmazlıklarını unutturmak için bu konulara hiç değinmezler. Onlar unutsunlar ama biz özellikle unutmayalım ve sık sık dile getirelim. Bize azınlık dilleri diye baskı yapan devletlerin her nesneden önce, yeryüzü ülkelerine örnek olsun diye yukarıda değindiğimiz konuda Fransa’yı kınayan bir açıklama yapmasını bekleriz. Aradan çok yıllar geçmiş diyerek geçiştirmek,umursamamak günümüzde sunulmak istenilen çağdaş insanlık öğretilerine aykırı düşer. Bu konu resimlerle,film,öykü ve romanlarla,yontularla gündemde tutulmalıdır. Bu konuda öğrenciler arasında türlü çalışmaları içeren yarışmalar düzenlenmelidir. .

********
devam edecek...

Score this post 1 2 3 4 5 Scoring_Guide Edit Message Delete Message Lock Thread Respond to this message

Author Reply
Burçin
(Login Burcin_Arzu)
85.98.39.211 Re: KÜRTLER TURAN SOYLU MU
No score for this post June 2 2006, 2:41 PM

BÖLÜM:II

Bu bölüm I. Bölümün içeriğindeki kimi konulara değinmekle birlikte onların yinelenmesi amacını taşımaz. Bu bakımdan konular bu bölümde daha ayrık,daha değişik bir biçimde sorular ve yanıtlar olarak ele alınmıştır.

Kürtler’in yüzlerce yıl bilinçli ve tasarımlı olarak devlet kurmaktan kaçınarak tarihsel varlıklarını sürdürmüş olmalarının altında yatan gerçeği öğrenmek isteği de beni bu konularda düşünmeye yönelten bir başka etken olmuştur.Kürtler’in yıllar yılı süren özerklik amaçlı kalkışmalarını arada bir kimi yanardağların patlayıp dinginleşmesine benzetirim. Özellikle son yıllarda kimi ülkeler dayatıyla Kürtler’i neden ayrı bir ulus olarak gündemde tutmaya başladılar? Kimi Batılı ülkeler, ABD neden Kürtler’e bu denli yakınlık ve ilgi göstermektedirler? Bunun yanıtı şöyledir: Başta petrol. İkincisi Kürtler’in Türkler’le soydaşlığı anlaşılırsa Ortadoğu’daki çıkar dengeleri bozulabilir korkusu. Bu nedenle Batılı kimi odaklar Kürtler’in ulusalcılıklarını işlemekle kalmamışlar, onları yıllar yılı Türkiye karşıtı kışkırtmalarla da yönlendirmeye çalışmışlardır. Ellerindeki tek koz Kürtçe denilen dildir. Diğer dayanakları tümüyle varsayımlardan türetilmedir.

Türkler’in geçmişlerindeki dönemlerinde bilindiği gibi Orta Asya’dan Avrupa’ya sayısız Turan kökenli ulusların,toplulukların göçleri oldu. Bunların tümü dillerini,törelerini koruyamadıklarından kimliklerini yitirdiler. Örneğin büyük Bulgar İlhanlığı’nın (imparatorluk) adından başka Turansal izi kalmadı. Kurt Han’dan (584) başlayan Bulgar Hanlığı’nın tarihsel yürüyüşü Teletz Han’dan (764) sonra ilhanlığa dönüştü Toktu - Pagan - Telerik - Kardam - Kurum - Omurtag - Balamir derken ilhanları Presiyan oldu (836). Ondan sonra İlhanlar Boris (852-889) gibi Slav ve Hıristiyan adları almaya başladılar.. Böylece Türk kökenli büyük bir ulus Slavlaştı-Hıristiyanlaştı. Hıristiyanlaşmasına diyecek bir nen bulunamaz.Çünkü mani inancında idiler. Soyut Tanrı inancı olarak Müslümanlığı da seçebilirlerdi.. Dillerini yitirmeselerdi bugün Türkçe konuşan ama Hıristiyan bir ülke olurlardı. Bize göre Kürtler’in bir bölümü de aynı durumla karşılaşmışlardır.Persler’in, Saka İlhanı Alp Er Tunga’yı öldürdükten sonra (M.Ö. 624) Büyük İskender’e yenildikleri (M.Ö.331) yılına değin geçen süre 293 yıldır.Bu sürede İran’ın batısı,Türkiye’nin güney doğusu ve Kuzey Irak’taki Kürtler Persler’in egemenliği altına girdiler. Dolaysıyla Farsça, dillerine ağırlıklı olarak karıştı. Zamanla. kendi dillerini unuttular.Turanlı Bulgarlar da Kurt Han’dan (584) Bogoris Han’a dek (889) yılları arasında yavaş yavaş Slavlaştılar. Bu süre de 305 yıldır. İki büyük Turansal ulusun yaklaşık 300 yıl içinde dilleri tümden değişti Yalnızca ulusal köken adları anı olarak kaldı.

Biz Kürtler’le ilgili birkaç konuyu soru yanıt biçimde irdelemeye çalışacağız.

Soru: Kürtler’in Türk kökenli olduklarını kanıtlayacak bir belge, bir kalıt var mı?

Yanıt: Kürtler’i ilgilendiren ve Kürtler’in Türk soylu olduklarını kanıtlayan belge tarihe Elegeş Yazıtı olarak geçen yazıttır. Bu yazıt Yenisey Irmağı'nın güney kollarından, Türkler’in Ulu(kem) dedikleri ırmağa karışan Elegeş Çayı kıyısındadır. Birçok yazıtların bulunduğu bölgede bir zamanlar Altı Oğuzlar ile Kürt Hanlığı vardı. Elegeş yazıtı 2.20 metre yüksekliğinde,60 santim eninde bir taş anıttır. 12 satır içerir. Diğer yanları silinmiştir. Bu Orhon abecesi ile yazılmış yani öz Türkçe olan bir KÜRT anıtıdır. “Ben Kürt elinin Han’ı.....” diye başlıyor. Bu Elegeş yazıtından oralarda bir Kürt eli (ulusu) bulunduğunu dolayısıyla bir Kürt vatanının olduğunu bir Kürt hanının ağzından öğreniyoruz. Bu han Alp Urungu’dur. Herhalde oralarda bir Kürt ülkesi, bir Kürt ulusu dolaysıyla bir Kürt yönetimi (devleti) olmasaydı birisi durup dururken kendisi için “Ben Kürt elinin Hanı Alp Urungu’yum” demezdi değil mi? Zaten yazıtta “ülkem - devletim” sözcükleri kullanılmaktadır. Bu da Kürtler’in anavatanlarının neresi olduğunu,nerede devlet kurduklarını açıkça göstermektedir. Bu durumda Alp Urungu’nun Kürtlüğü yadsınamaz, aksi düşünülemez bir gerçektir. Sonra bu oymaklar topluluğu olan boy boyutunda değil ulus/budun boyutunda bir topluluktur. Çünkü hanlıktır. Bir ilhana bağlıdır. İlhan (imparator) konumunda olanlardan söz edilirken onlara çokluk ilhan değil kısaca kağan/han denilmesi geleneği de vardır. Gene bilindiği gibi ilhanlık birden fazla hanlık üzerinde egemenlik ya da onlarla birliktelik demektir. Hanlıkların yapılanmasında yalnızca bir ulus olabileceği gibi birden fazla ulus ya da çok sayıda boylar da yer alabilmektedir. Kürtler bozkır uygarlığını soluyan,ağırlıklı olarak çobanlıkla geçinen Turansal bir ulustur. Yazıtın belirtmesine göre Han Alp Urungu’nun pek çok sürülerinin olduğu anlaşılıyor. Varsıl bir kişidir.. Otuz dokuz yaşında yani çok genç ölüşü, çevresindekilerden, eşi Kuyda prensesinden, öz oğlundan ayrılışı yazıtta üzüntülü anlatımlarla kendi ağzından dile getiriliyor. Alp Urungu I. Bölümde BÖGÜ HAN diye oranladığımız bir ilhanın bağlaşığı idi. İlhanlık bilindiği üzere yukarıda değindiğimiz gibi imparator,krallar kralı türündeki Türk devlet başkanlarına verilen bir unvandır. Ancak bu unvan kısaca Han /Kağan/Kan biçiminde de kullanılır. (Bumin Kağan, İstemi Kağan, Oğuz Han, Cengiz Han, Fatih Sultan Mehmet Han, Yavuz Sultan Selim Han….gibi.) Bağımsız bir hanın yönetiminde olan devletlere hanlık denildiğine göre [Kazan Hanlığı, Kırım Hanlığı, Kara(han)lılar, İl(han)lılar] da olduğu gibi bağımsız bir Kürt Kağanlığı’nın olması çok doğaldır. Ancak güçlerine, konumlarına göre büyük ya da küçük boyutlu ilhanlıkların olması da doğaldır.. Bir ara Oğuz Han/Kağan pek çok Türk soylu budunların başına geçmişti.(Çin’den Avrupa’ya kadar) Hun, Göktürk, Kutluk, Timur İmparatorlukları da öyle değiller miydi?

. Otuz dokuz yaşında ölen Alp Urungu da sürülerinin çokluğundan söz eder. Yurtları Yenisey yöresinde olan Kürtler Türkçe konuşup yazarlardı çünkü Türk’tüler.

Soru: Zazalar’ın Türklük bağlantısı var mı?

Yanıt: Bu bağlantı çok belirgindir. Ural/Yayık dağlarının orta ve güney bölümlerinin doğu ve batı bölgelerinde yaşayan Kuman (Kıpçak) bağlantılı BAŞKURTLAR yaygın deyişle BAŞKIRTLAR yerel ağız olarak BAŞKORTLAR bozkır ve ormanlık yerleri yurt edinmişlerdir. Bozkırlarda yaşayanlar diğer birçok Türk boyları gibi çobanlık-göçerlik yaparak ağırlıklı olarak at, koyun, daha az ölçeklerde sığır ve keçi yetiştiriciliği ile uğraşıyorlardı. Bu uğraşılarının doğası gereği kısrak sütünden kımız yapmaktaydılar. Koyunlar da doğal olarak yünü, derisi, sütü, eti için yetiştirilmekteydi İnek sütü de üretilirdi. Uzun yıllar devecilik de yapmışlardı. Başkırtlar bu bölgelere 12. yüzyılda yerleştiler. Başkurtlar kendilerine Başkırt-Başkort diyorlar. Zazalar da kendilerine Kort-Kırt diyorlar. Bunlar Zazalar’ın Türklük bağlantılarını gösteren doğru ve gerçek kanıtlardır. İranlılar’ın Gurkser yani Kurtbaş/Başkurt adını verdikleri topluluklara Araplar Başgird diyorlardı. Görülüyor ki bu adlandırmalar konuyu Zazalar açısından açıklama yapmaya bile gerek bırakmıyor.

Soru: Araplar Kalaç Türkleri’ne neden Kürtler diyorlar?

Yanıt: Çünkü Türkler’de kimi boy,oymak adları başbuğların,ilhanların yararlı olan,seçkin kişilere verdiği kimi adlardan türemiştir. Kıpçak, Saklap, Kangaluğ vb. adlarda olduğu gibi. Nitekim Oğuz Kağan çevresindekilerden birine verdiği görevden dolayı Kalaç adını uygun görmüştür. Böylece bu olaydan sonra bu kişinin yeni unvanından dolayı kendine bağlı olanlar,kimi yakınları,kimi soydaşları Kalaçlar/Halaçlar adıyla anılmaya başlamışlardır. Kalaç boylarından olmak büyük bir onur nedeniydi. Çünkü adlarını Oğuz Kağan vermişti. Bugün birçok yerdeki Kalaç / Halaç yerleşim yerlerinin adı buradan gelir. Kalaçlar ağırlıklı olarak koyun yetiştiriciliği ile ilgilenmişler, dokumacılığa önem vermişlerdir..Bu oymaklardan, boylardan olan İran’daki koyun sürüsü sahipleri Halaçlar/kalaçlar’a Araplar’ın Kürt demeleri bir büyük gerçeği vurgulamaktadır. O da . Kalaçlar’ın köken adları olan Kürt adını kullanmalarından,bu adı unutmamalarından, bu ada kutsallık vererek sarılmalarından kaynaklanır.. İran’daki halıcılığın ve kilim dokumacılığının acun çapında ün kazanması Kürtler’in gölgesinde olmuştur. Horasan’da sürü sahibi Kalaç / Halaç Türkleri’ne Araplar Ekrad / Kürtler dediler. Neden Kalaç çobanları,Kalaç oymakları demediler de onlara doğrudan Kürt dediler? Çünkü Kalaç Türkler’i Kürt’tüler. Araplar bu nedenle ve özellikle sürü sahibi Kalaç Türkleri’ne Kürtler demek gereksinimini duydular. Onlara doğrudan Kalaç / Halaç diyebilecekleri gibi, Arapça başka bir ad da verebilirlerdi. Kürtler’in bir bölümü tarihsel yürüyüşlerinde Kalaç / Halaç adıyla kimi etkinliklerde bulunmuşlardır.

Yukarıda değindiğimiz gibi Oğuz Kağan kimi kişileri{Kıpçak- Karluk - Saklap - Kanğaluğ - Kalaç v.b.} gibi özel adlarla onurlandırıyor, onlara ayrıca uygun gördüğü sayıda boy beğlerinin başkanlığını yapma yetkisini de veriyordu. Kimileri böyle orunlarda başarılı olurlarsa daha üst bir orun olan hanlığa ardından yabguluğa-ilhanlığa dek yükseliyorlardı. Kürtler Türk soylu olarak kendi adlarıyla Oğuz öncesi dönemlerde de yaşamış bir ulustu. Ancak Kürtler Kürt adıyla Oğuzlar, Peçenekler, Karluklar, Kıpçak (Kuman), Göktürkler ve diğer Türk ulusları ve Türk siyasal birlikleri (federasyonları) gibi eylem ve etkinlikler göstermediler, ya da gösterme olanağını bulamadılar. Belki başka adlar altında bunları gerçekleştirdiler. Bize göre kimi Kürtler, Türkçeleri’yle ve Kürt adıyla geçen binlerce yıllık yaşamları süresince yurtlarından başka yörelerde yaşamayı, kimi yörelere göçmeyi yeğlediler. Bu etkinliklerini başka adlarla da gerçekleştirdiler. Kimi zaman bulundukları bölge ve yörelerin etkisi nedeniyle sözcüklerinde ünlü ya da ünsüz harf değişikliklerine, dolaysıyla doğrudan Kürt adını amaçlayan ve anıştıran kimi yeni yeni sözcüklerin oluşmasına neden oldu Kimi Batılı ülkelerin abecelerinde ö-ü-ı gibi sesli harfler olmadığı için Orta Asya’dan gelen ünlü harfler o-u ve i harflerine dönüşmüş,i ler kimi ülkelerde y olarak kullanılmıştır..

Soru: Kürtler’in çağlar boyunca geçirdikleri dönemler özetle hangileridir?

Yanıt: Turanlı soyların karanlık çağları Kürtler’i de bağlar. Bu dönemlerde Turanlı soylar dağınık olarak yaşıyorlardı. Kürtler yukarıdaki bölümde değinildiği üzere kimi Turanlı topluluklar gibi yeryüzünün pek çok yöresine dağıldılar.

Kürtler’in alaca karanlık dönemleri Sakalar’dan Hunlar’a değin sürer. Bu dönemde Kürtler Avrupa’da Latince kaynakların Kürtü - Kurtu -Kürt diye konu ettiği boylar Kürt anlamında sayısız kişi ve yer adlarını bıraktılar. Bu dönemde Orhon – Elegeş yazıtları yörelerinde kullandıkları aygıt,araç,abece örneklerini “Kürtler ve Türkler nerelere değin yayıldılar?” Sorusunun yanıtında adı geçen bölgelere de birer iz olarak bıraktılar.

Kürtler’in aydınlık çağı kesin Oğuzlar dönemindedir. Halaçlar’ı biz bu çağın en önemli örneği olarak görüyoruz.

Kürtler’in karışık çağı. Doğu ve güneydoğu Anadolu, Hazar Denizi’nin güney ve batısından,İran’ın batısından, Urmiye Gölü ve çevresi Erbil’e,Musul ve Kerkük’e dek bölgelerde Turanlı pek çok Türk boyları ile birlikte Turanlı Kürtler’le bugünkü anlamdaki Kürtler yüzlerce yıl karışık olarak yaşadılar..Bu nedenle yönetimler Kürt Türk-Türk Kürt alaşımı olarak sürdü. Örneğin Şeddatoğulları yönetiminde (952-1076) ağırlıklı olarak bir Turanlı Kürt egemenliği vardı.Öte yandan İran’daki Turanlı boylar, yönetime karşı sık sık ayaklanmaktaydılar ve İran yönetimini sıkıntıya sokmaktaydılar. (Kürtler’in bulundukları ülkelerde yönetimlere karşı başkaldırmaları Kâve döneminden yakın çağlara dek aralıklarla sürmüştür.) İran Şahı Şah Muhammed Hüdabende kimi kalkışmaları sindirmek amacıyla .. bu Turanlı toplulukları kendi yanına alarak Şahsevenler adı altında 1581-1584 yılları arasında bir birlik kurdu...Aynı soydan gelen yani Turan kökenli olan Selâhaddin Eyyubî Turanlı Kürt egemenliğini sürdürdü. Ancak onun dayandığı taban ağırlıklı olarak Pers egemenliğinde kaldıkları sürede -M.Ö 624-M.Ö.331 yılları arasında dilleri değişmiş- bugünkü anlamda gündemde olan Kürt toplulukları idi. Kürtler’in beğ, kent ya da küçük devletçik boyutunda olan ancak han unvanları ile anılan bir bölümünün İran’ın Merv kentinde 1086 yılında doğan Melikşah’ın oğlu Selçuklu Sultanı Sencer’in soyundan geldikleri yolunda savlar vardır.Bunlar Selçuklar’ın,Gurlular’ın ve İlhanlılar’ın uyruğunda Herat Bölgesi’nde yaşamışlar Timur yanından bu hanlık soyu(sülâle) (1100-1383) ortadan kaldırılmıştır.

Kürtler’in ulusalcılık dönemi. Bu dönem petrolün erke kaynağı olduğu anlaşıldığı yıllarda İran-Irak ve Türkiye’de yabancı güçlerce Kürt topluluklarının kışkırtılmasıyla başlatılmıştır. Yabancı güçlerin .çıkarlarına göre kullanabilecekleri oldukça kalabalık bir Kürt topluğu vardı. Tüm sorun onları bir ülkü doğrultusunda toplayabilmektir.O ülkü de bulunmuştur: Büyük Kürdistan ülküsü. Sonuçta bu ülkü ortaya atılmış, yaygınlaştırılmış,bu bölgelerde doğrudan ya da dolaylı olarak çıkarı olan Batılı ülkelerce de onaylanmıştır. Artık Kürtler’in uluslararasında savunucu odakları,onlara Kürdistan haritaları çizen, onlara arka çıkan örgütleri oluşmuştu.

Öyle bir Kürdistan olgusu ortaya çıkmalıydı ki İran,Türkiye, Arap ülkeleri ve özellikle Rusya petrol yataklarından umutlarını tümden yitirmeliydiler. Bu üçlü, Ruslar’ın bu bölgelere doğru yayılmasını, Kuzey Irak’a dolaysıyla Basra Körfezi’ne girmesini önlemek için I. Acun Savaşı’nda Ermeni Devleti’ni kurmak sözüyle Ermeniler’i olabildiğince kışkırttılar ama Ermeni Devleti’nin değil kurulmasına Ermeni halkın oralarda barınmasına bile sinsi tasarımlarıyla izin vermediler.Onların bugünlü ve dünkü Ermeni’den yana oluşlarının hiçbir gerçekçi,doğru yanı yoktur. Tümüyle yalandır,aldatmacadır. İmgesel olarak çizilen Ermeni haritaları Türkler’den daha çok ABD-İngiltere ve Fransa’yı çileden çıkarmaktadır. Türkler bakımından sözde Ermeni soykırımı savları da Ermeniler’e karşı işledikleri korkunç oyunlarının günahlarını bağışlatmak, kendi vicdanlarını rahatlatmak için ortaya atılır.Ermeniler için değil. Kimi ülkeler petrol ya da başka çıkarları için insanları öldürmeyi ama bunu insanlığı aldatıcı tasarımlarla gerçekleştirmeyi çok iyi bilirler.

Bugün Irak’ta yaşanan olayların orada demokrasi ve insan haklarının yaşama geçirmek olduğu savları gerçek olabilir. Ama altında yatan amaç yalnız ve yalnız orada olan petrol yataklarının egemeni olmaktır. Yıllar önceden başlayan günümüze dek süren kimi kalkışma,devrim, savaş,gizemli öldürüm olaylarına petrolün neden olduğunu söylemek yanlış değildir. Sorun petrol kaynaklarının bölüşümü,ele geçirilmesi,yağmalanmasıdır. Konunun kısaca ve birkaç yerine değinerek ortaya çıkan görüntüsünü aşağıda belirttik. Buna göre belirttiğimiz her dönemin bir önceki döneme göre petrolün önemini daha da artırdığını göz önüne alarak üzerinde durulması gerekir. Petrol konularında söz ıssı olmak isteyen beş güçlü devlet vardı: ABD-İngiltere-Fransa-Rusya-Almanya. Almanya türlü düzenlerle bu konulardan uzaklaştırıldı. I. Acun Savaşı ve ardından II. Acun Savaşı’nda Almanya’nın kolunu kanadını kırdılar. Yeni bir güç olarak ortaya çıkarak Büyük Okyanus ve Hint Okyanusu’ndaki ABD ve İngiltere’nin çıkarlarına sıkıntı verme olanağına kavuşan Japonya Atom Bombaları ile sindirildi. Rusya’nın Ortadoğu’ya sarkması sürekli engellendi. Fransa olabildiğince kendilerinden ayrı tutulmaya çalışıldı. .Petrole dayalı çıkar çekişmeleri kimi dönemlerde o denli kızışmıştır ki İngiltere ve ABD kardeşler arasında bile neredeyse savaş çıkaracak noktalara gelinmiş fakat iki devlet aralarında çıkacak sıcak savaşların Fransa,Almanya ve Rusya’nın işine yarayacağı düşüncesiyle, savaşmadan çözüm yollarını arayıp bulmuşlardır [Venezüella-Meksika-Kolombiya-Arjantin-Peru’da yaşanan kalkışmaların türlü toplumsal olay ve çalkantıların oluşturucuları ABD-İngiltere ve Fransa’nın petrol şirketleri ve onların güdümünde çalışan ulusal duyum alma örgütleri dolayısıyla bu devletlerin hükümetleridir]

Petrolle bağlantılı Irak olaylarına değinmeden önce petrol konusunu şöylece özetleyebiliriz:

1865-1885 yılları gazyağı kullanımı dönemi.

1885-1900 petrol yağlarının uranda(sanayi) kullanılmaya başlandığı dönem.

1900-1914 benzin kullanımı dönemi.

Alman Mühendis Rudolf Diesel (Dizel) (1858-1913) Mazot ya da ağır yağ denilen petrol ürünü ile çalışan motoru buldu.Bunun araçlarda kullanımını başardı.Buluşu başta Krupp olmak üzere motor üreticisi Alman şirketlerince benimsendi. Bulduğu motorun ağır petrol yağlarının kullanılmasına olanak sağlıyor,sıkıştırmalı ve içten yanmalı olması, daha az yer kaplaması,duman çıkarmaması gibi özellikler kimi ülkelerin uran çevrelerinin dikkatini çekti. İngiltere bunu savaş gemilerinde uygulamak istediğinden Diesel İngiltere’ye çağrıldı.29 Eylül 1913’te Anvers’ten (Belçika) Harwich’e (İngiltere) giden gemiye bindi. Diesel,Manş Denizi geçilirken gece ortadan yok oldu. Denize düştüğü söylendi. Diesel daha 55 yaşındaydı..

Benzin üreten petrol şirketleri, benzin satışlarından, benzinle çalışan başta otomobil olmak üzere

tüm araç ve gereçlerin üreticisi ve satıcıları yeryüzünün en varsıl kişi ve kurumları olmuşlardı. Ürettikleri motor,makine ve diğer kimi araç ve gereçlerin mazot kullanımına uyarlanması hem zaman, hem büyük paralar gerektirecekti. Bu nedenle kazançlarına sıkıntı verecek korkusuyla benzine gerek duyulmadan mazotla çalışan araç motorunu bulan kişinin yok edilmesi gerekiyordu. Gereğini yaptılar.. Ancak Diesel’in öldürülüşü ile amaçlarına ulaşamadılar.Çünkü, onun buluşu bir süre sonra yeniden gündeme getirildi. Pek çok uran ve teknik alanlarda yaygın bir biçimde kullanılmaya başlandı.

1914-1930 fueloil kullanılmaya başlandığı dönem.

I.Acun Savaşı çıkarıldı.Amaç Almanlar’ın Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmesini engellemek ve Türkler’i petrol bölgelerinden uzaklaştırmak. I. Acun Savaşı’nda Basra’yı Bağdat’ı ele geçiren İngiliz ordusu 1918 yılının bahar aylarında Musul ve Kerkük dolaylarını da ele geçirtmek istediyse de Türk güçleri buna izin vermedi. İngilizler bu bölgeye ancak 30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros Bırakışma’sından (mütareke) sonra 21 Kasım 1918’de girebildiler. Böylece Türkiye resmen petrol bölgelerinden uzaklaştırılmış oldu.Zaten I.Acun Savaşı’nın derinde yatan gerçek nedeni de buydu Şeyh Faysal İngiltere eliyle Irak tahtına kral olarak oturtuldu. İngiliz gizli örgütlerince Arap ülkelerinde, Araplar’ın beyni yıkanırcasına Türk düşmanlığı en yoğun bir biçimde işlendi. Arap ülkeleri Osmanlı’ya karşı baş kaldırdı. Hepsi Osmanlı’dan koparıldı. Böylece birçok yitikleriyle birlikte Almanya ve yeni Türkiye Cumhuriyeti petrol yataklarından yoksun bırakıldı. Türk Yunan Savaşı oldu. Bu savaşta İngiltere Yunanistan’a arka çıkıyordu. ABD ve Fransa Türkiye’nin kazanmasını istemekteydi. Ama sonuçta kuzey Irak’taki petrol bölgesi bu üç devletin gizli anlaşmasıyla Türkiye’ye bırakılmadı.

Artık bu yörelerin egemeni olma çalışmaları başlamıştı. Öyle bir çalışma yapılmalıydı ki Türkler,Arap ülkeleri,İran daha ötesi Rusya petrol bölgelerinde ne süel,ne siyasal hiçbir girişimde, etkinliklerde bulunmamalıydı. Artık Kürtler başlangıçta özerk, ileride tümden bağımsız olma imgeleri kuruyorlar, ulusalcılık duyguları ile esriyorlardı. ABD, İngiltere Kürdistan olaylarının yönlendiricileri idiler. ABD ve İngiltere ne denli Fransa’ya kızsalar,onu uzun yıllardan beri kendilerinin ilgilendikleri konulardan uzak tutmak isteseler de Fransa onlara alanı boş bırakmıyor, onların ele geçirdikleri ganimetlerden şu yolla bu yolla yüzdesini almayı beceriyordu. Kürdistan konusunda Fransa’ya işlerine pek fazla burnunu sokmasın diye ona Suriye ve Ermenilerle ilgilenmesini ayrıca yeni kurulmak üzere olan Türkiye Cumhuriyeti ile ekonomik bağlantılar yapmasına göz yumuyorlardı. Yeter ki Fransa Musul,Kerkük gibi yerlerden uzak dursun.

Artık Kürt devinimleri yoğunluk kazanıyordu. İngilizler Araplar’a,Türkler’e karşı Kürtler’in dostu olduklarını söyleyerek sürekli kışkırtmaktaydılar. Kürtler’in öncülerinden Şeyh Mahmut Barzanlı’yı,.Kürt ulusalcılığını sürekli diri tutmak, vatan kurma düşleriyle beyinleri yıkanmış kimi Kürtler’i sürekli kullanabilmek için görevlendirdi..Molla Barzanî artık Kürt çeteleriyle Büyük Kürdistan imgesi uğruna çalışmaya başladı. Bağdat, Kürler’in Irak Devleti çatısı altında yaşamalarını öngeren tasarımı uygulamaya kalkışınca Kürt ayaklanmaları yoğunlaştı.Faysal’ın varlığı nedeniyle Bağdat’a güvenen İngiltere Kürtler’i gözden çıkardı. Irak Ordusu ve İngiliz Kraliyet Hava Güçleri ile birlikte Şey Mahmut Barsanlı güçlerine saldırıya geçti. Barsanlı Şeyh Mahmut teslim oldu.(1930)

1930-1940 yılları arasında petrol arıtımlarında yeni teknikler geliştirildi.

Irak Kralı Faysal bir ara Suriye’ye sarkmak istedi.Bir ara Fransa’ya yakınlık gösterdi.Bundan dolayı petrol çetelerinin güvenini yitirdiğinden 1933 yılında İsviçre’de kaldığı bir otelin odasında ölüsü bulundu. Yaşı elli ve sağlığı çok yerindeydi. Aynı gün otelin müdürü de gizemli bir biçimde öldü.

1940 sonrası petrokimya uranı çok büyük gelişmeler gösterdi.

Türkler’in ve Araplar’ın petrol yatakları çevresindeki gücünü kırmak gerekiyordu. Bu bölgelerdeki Türkmenler her dönemdeki çok yönlü çıkar hesapları bakımından Araplar,Kürtler AngloABD için ayak bağı idi. Onları ezdiler,onlara çok sıkıntı verdiler ama bir türlü tümden yok edemediler. Kürt ayaklanmalarıyla bunalan İran’a İngiliz ve Rus birlikleri girdiler. Ayaklanan Kürtler’in Mahabad’da Özerk Kürdistan Cumhuriyeti kurulmasına yardımcı oldular.(1946) Özellikle Rusya bu konuda silah ve para yardımıyla bu oluşuma büyük boyutlarda arka çıktı. Şeyh Mahmut Barzanlı’nın yerine geçen Molla Mustafa Barzanlı 1945 yılına değin çete savaşlarını sürdürdü. Ancak Irak Ordusu’nun üstünlük sağlaması üzerine süel güçleriyle birlikte Mahabad’daki Kürdistan Özerk Cumhuriyeti’ne sığındı (1947). Bu Cumhuriyet Tahran’a sıkıntı veriyordu. Ruslar uluslararası baskılar sonucu İran’dan çekildi. Böylece Kürdistan Özerk Cumhuriyeti korumasız kaldı. Tahran İngiltere’ye.ya petrol ya Kürt Cumhuriyeti dedi. İngiltere petrol deyince Tahran, Molla Mustafa Barzanlı güçlerine saldırdı. Molla Sovyetler Birliği’ne (Azerbeycan) sığınmak zorunda kaldı. Ancak 1959 yılında ülkesine dönebildi.

1959 yıllarında Kürtler İngiliz tasarımlarına,yönlendirmelerine göre hem Türkler’e, hem Irak yönetimine karşı eylemlerde bulunmaya başladı.

1961 yılında Irak Ordusu’na karşı Barzanlı Molla başarı elde edince Kürtçülük çalışmaları özellikle ABD ve Avrupa’da iyice yoğunlaştı.Çünkü komünist Sovyetler Birliği buralarda petrolle ilgili çalışmalar yapmaya başlamışlardı. Bu olacak iş değildi. Rusya Bakü-Orta Asya petrollerinin dışında başka yerlere burnunu sokmamalıydı. 1961 yılından 1970 yılına değin İran, Irak Kürtleri’ne yardımcı oldu. Böylelikle kendi ülkesindeki Kürt ayaklanmalarını önlemiş oldu.. İngiltere ve ABD Irak’taki erekleri için Kürtler bütün boyutları ile güdülmeli,kullanılmalıydı.Bu nedenle 1964 yılında sözde Kürdistan bölgelerini gösteren haritalar daha sık sık gündeme getirilmeye başlandı. AngloABD tasarımcılarına göre Irak ve Arap acunu birbirine düşürülmeliydi. Bu çalışmalarında başarılı oldular. Ne Irak ne diğer Arap ülkeleri petrol çapulcularına karşı birlikte devinme olanağını bir türlü bulamadılar. Konu bugünlere dek geldi. İngiltere-ABD bu bölgelerin günün birinde Rusya’nın,Türkiye’nin,İran’ın ya da Araplar’ın denetimine geçmesin diye Kürtçülüğü kışkırtmalarını aralıksız sürdürmüşlerdir,sürdürmektedirler. 1975 yılında Bağdat, Kürtler’e tanınan özerklikleri kısıtlayınca bu kez Celâl Talabanlı yönetimindeki Kürdistan Vatanseverler Birliği ile Mesut Barzanlı’nın yönetimindeki Kürdistan Demokrat Partisi Bağdat’a karşı güç kullanmaya başladılar. İran İrak Kürtleri’ne arka çıktı. Gönderdiği süel güçler Süleymaniye yöresinde Araplar’ın denetimindeki tepeleri ele geçirip Kürt birliklerini korumuş oldular.(1987) Daha Irak-İran Savaşı’nda (1980) Irak petrolleri İran’ın eline geçecek diye ABD ve İngiltere çok büyük tedirginlik ve korku yaşadılar. İran’ın bu 1987 olayı ABD’yi iyice ürküttü. Demek İran günün birinde Erbil’i,Süleymaniye’yi,Musulu’u,Kerkükü alabilir diye kuşkulara düştü. Bunun önlemini almak için türlü tasarımlar üretmekte, İran’ın gözünü korkutmaya çalışmaktadır. Dost ve yandaşlarını bu konularda yani çıkarları doğrtultusunda kullanmanın umarlarını,yollarını aramaktadır. ABD bu nedenle işi tümden güvence altına almak için(!) Saddam Hüseyin ve Irak’ta kitle yok edici silahlar gibi kurgusal,uydurma nedenlerle ilkin Irak’a saldırdı. Kürtler’e bağımsız devlet kurma olanağı doğarsa ABD Musul-Kerkük petrollerinin kullanım hakkını alacak. Irak birliği kurulursa ABD gene petrol yataklarını kullanma hakkını İngiltere ile birlikte alacak.AngloABD ortaklarının tek düşünceleri bu. Tüm bu yapılanlar Kürt dostluğundan,Kürt sevgisinden kaynaklanmıyor. Petrol yataklarından kaynaklanıyor. Bu iki devlet o yörelerin tarihsel gerçek ıssı olan, Türkmenler’i Turansal soydaşları Kürtler’e kırdırmak ya da onların boyunduruğu altına sokmak istiyor. Arap ulusalcılığını umursamaz görünüyor.

ABD,İngiltere bugün Irak petrollerinin sürekli ve güvenli olarak denetimlerinde olması için Arap ülkeleri’nin ilerideki devinimlerine izin vermeyecek önlemleri almakta, bunu İsrailliler ile birlikte sağlamaya çalışmaktadırlar. Son dönemlerde Rusya’nın ABD,İngiltere ve Fransa’nın çıkarlarını sıkıntıya sokmasın diye Rusya’nın başına Çeçen olaylarını sardılar. Gene ileride olası sıkıntılar yaşamamaları için Suriye ve Iran’ın belini kırmayı düşünüyorlar. ABD ve dostlarının işleri çok zor. Çünkü tüm acun onları gözlemekte. Kim bilir günün birinde gözlemleme işi bırakılıp kimi girişimlerde bulunma dönemi başlayabilir.

Kimse şimdiye dek yeryüzünün tek efendisi olamamıştır. Bundan böyle de olamayacaktır.

Kürt öncülerinden Barzanlı Mesut/Mesut Barzanî, Alp Er Tunga’nın oğullarından Barsgan/Barshan’ın, belki de Alp Urungu’nun soyundan gelebileceğini ya da Oğuz Kağan’ın kurduğu Barskan kentinden Irak’a göçen bir soydan olabileceğini düşünmelidir. Tüm bu değerlendirmelerimizle Kürtler’in diğer öncülerinden Talabanlı Celâl/Celâl Talabanî’nin de ilgilenmesini isteriz.

Soru: Gündemdeki Kürtçe dili nasıl oluştu?

Yanıt: Kürtler Turansal dilleri olan Türkçe’yi birçok yörelerde yitirdikleri gibi bir bölümü de Pers egemenliğinde kalmaları nedeniyle yitirdiler. Persler bugünkü İranlılar’ın atalarıdır. Bir süredir İran’ı yöneten, Anadolu’yu ele geçirmiş Mısır’a kadar egemen olmuş büyük Türk Başbuğu, Sakaların İlhanı Alp Er Tunga tuzağa düşürüp öldürünce (M.Ö.624) ona bağlı olan Kürtler gibi diğer Turan boyları İranlılar’ca kıyıma uğradılar. Pers egemenliği dışında kalan Sakalar’ın başına geçen Alp Er Tunga’nın ardılları İran devletine karşı savaş açtılarsa da başarılı olamadılar. Böylece Saka birliğinde ağırlıklı olarak söz sahibi olan Kürtler ve diğer Türk boyları Büyük İskender’in Pers İmparatoru III. Dara’yı yendiği M.Ö. 331 yılına dek diğer yerlerin yanı sıra özellikle Kürdistan adı verilen yörelerde yaklaşık üç yüz yıl İran (Pers) egemenliğinde kaldılar. (Yukarıda değindiğimiz gibi bu süre Bulgarlar’ın Slavlaşma sürecini anımsatır.) Bu dönemdeki Pers/Med yönetimi ve baskıları nedeniyle Kürtler’in dillerinde ağırlıklı olarak Persçe/Medçe sözcükler egemen oldu. Dinleri de zamanla Persler’in dini olan Mazde/ Mecus dini olunca taşıdıkları Kürt adı, soylarının ne olduğunu göstermekle birlikte ortaya-bugünkü anlamda- yeni bir kimlikle çıktılar: Kürt... Oysa onlar diğer soydaşları gibi Türkçe dilli, şaman dinli,Turan kökenli idiler. Ulusalcılıkları dün de bugün de tutuculuk boyutlarında olan Persler, Alp Er Tunga’dan sonra buyrukları altında tuttukları Kürtler’in bir başbuğ (han/kağan-ilhan) çevresinde toplanmalarına, bağımsız bir ulus olarak yaşamalarına kesinlikle izin vermediler. Persler’in kıyımlarından gerçekten yılmış olan Kürtler de ulus olmak amacıyla böyle bir yönetim biçimi kurma girişimlerinde bulunmadılar,belki bulundular da başarılı olamadılar,belki yeni bir kıyıma uğramamak için bundan sürekli ve bilinçli olarak kaçındılar. Yüzlerce yıl ağaların,beylerin,şeyhlerin yönetiminde,kimi ulusların egemenliğinde yaşamayı yeğlediler. [Kesinlikle kafatasçı anlamında soyculuk gütmem. Bunu kendime yakıştıramam. Benim için kimsede de böyle bir izlenimin uyanmasını istemem.Ancak olağanüstü görkemli geçmişi olan bir ulusun soyundan geldiğim inancını taşıdığımdan dolayı mutluyum. Ben nasıl Türk’üm diyorsam başkalarının ben Kürt’üm, Arap’ım Ermeni’yim, şuyum buyum demesini de öyle doğal karşılarım. İnsanlara karşı beslediğim sevgi ve saygı duygularında kişilerin kökenleriyle ilgilenmek yanlışlığı,saçmalığı yoktur. Ancak bu bağlamda kimi Kürtler’in yüzlerini Turansal yüzlere benzetmekten de kendimi alamam. Örneğin Türkiye’mizin gözbebeği,dalında büyük usta. Kendini yaratma yetenekleri olan, ülkesini seven,iyi yürekli,engin duygusallığı olan ve halkın kendisine duyduğu sevgiden dolayı ilhan (imparator) unvanıyla anılan bir İbrahim Tatlıses’in dili her ne denli -bugünkü anlamda -ben Kürt’üm diyorsa da yüzü hayır! Sen Turanlı’sın diyor. Daha ilk şarkısında ‘kral benim’ diyecek denli yürekli olan saygılı,sevimli,sanatında ileri noktalara ulaşmış, Başkurt (Zaza) kökenli Mahsun Kırmızıgül’ü burada anmadan geçemeyiz.Diğer yandan büyük bir yanlışlığa düşerek,Batılılar’ın oyununa gelen, ülkemize, hem Kürt hem Türk adlı soydaşlarına olağanüstü kötülükler eden,sıkıntı veren, Hollanda;İsveç gibi ülkelerce dışarıdan güdülen ve korunan, bize göre Fransız ürünü, kan dökücü Abdullah Öcalan için de bu benzetmeyi yapabiliriz. Kürt toplukları arasında bu özellikleri taşıyanların sayısı pek çoktur. Araplar’da yok mu? Onlarda da var. Tikritli Saddam Hüseyin böyle değil mi? Bunun nedeni onların doğdukları yörelerdeki eski çağlarda ortaya çıkan Turansal oluşumları,Saka yayılmacılığını da anımsayarak Müslüman olduktan sonra Türkmen adını alan Oğuz soyluların İran’ın batısına, Irak ve Suriye’ye .uzun süreler egemen olmalarından kaynaklanır. Bu adlarını verdiğimiz kişiler Örneğin Çin Seddi’ne dek gitseler yüzlerindeki Turansal damgaları nedeniyle onları kimse yadırgamaz,kendi ülkelerinden biri sanırlar. Durum bu denli açık ve seçiktir.Bizim bu kişilerin adlarını vermemizin nedeni onların yurt içinde ve yurt dışında kendi özelliklerine göre tanınmalarından, kendilerine özgü ünlerinin olmasından kaynaklanmıştır.] Anımsatma: Batılılar’ın Abdullah Öcalan’a arka çıkması ABD’nin işine gelmemiş, Kuzey Irak üzerindeki tasarımları için onu yemeğine düşen bir sinek gibi görmüştür.ABD’nin sıcak çatışmalar döneminde Kuzey Irak Kürtleri’ne yardım ettiği savları gene onun bu tasarımları ile bağlantılıdır. Bugün oralarda öncü olarak olması ganimeti Avrupalılar’dan önce kendisinin ele geçirme hırsından kaynaklanmaktadır. Çünkü kimseye güvenmemektedir.

Soru: Göktürk Devleti yerine bir Gökkürt Devleti kurulabilir miydi?

Yanıt: Niçin olmasın? Orta Asya’nın aynı kökenli değişik adlı iki seçkin ulusundan biri tarihsel bir ülüğün (talih) kayrasına (lütuf) uğramış öne geçmiş.Göktürk İlhanlığı’nı kurmuş. Türk adının yeryüzüne tanıtılmasına aracı olmuş. Soyluluk ve seçkinlik bakımından aralarında hiç ayırt olmayan diğeri yani Kürt ulusu öne geçseydi ortaya kuşkusuz bir Gökkürt İlhanlığı çıkacak, Kürt adını yeryüzü bu yolla öğrenmiş olacaktı. Ancak Kürtler, Turanlı olan Kürt adını korumada -kimi dönemlerde- umursamaz davranmışlar. Her halde biz kim olduğumuzu biliyoruz,bu bize yeter demekle yetinmişler, geçmişin birçok konuyu silici,unutturucu gücünü düşünmemişler.Öyle olmasaydı örneğin Halaç adı altına gizlenen Kürt adı,sorulunca söylenen,anlaşılan değil doğrudan öne getirerek Kürt-Halaç diyerek de korunabilirdi. Bugünün Halaç toplulukları kökenlerinin Kürt olduğunu anımsıyorlar mı acaba?Bir ad değişikliğinin nasıl kimlik değişikliğine neden olduğu bu örnekte açık seçik görülmektedir.Kim bilir hangi boy Kürt idi de değişik adla anılınca başka bir kimliği var sanıldı. Turanlı oymaklar,boylar,budunlar birbirine yakın olan ve özde Türkçe adı verilen dili konuştukları için bu anlamda köken saptamaları da olanaksızlaştı. Bu nedenle topluluk adlarına göre tanımlamalar,değerlendirmeler yapıldı.

Soru: Selçuklular’ın Anadolu’ya girmesinde Kürtler’in katkısı oldu mu?

Yanıt: Hem de büyük çapta oldu. Bu yalnızca inanç birlikteliğinden değil kan çekimiyle de bağlı bir durumdur. Çünkü “Bugün Kürtleşmiş gruplar arasında önceden Türk kimliğine sahip olduğunu anımsayan veya bir Türk kimliğine dayandırılacak olanlar da vardır.” diyor Peter Alford Andrews. Çünkü “Kürtler Türkler’ den hiçbir şekilde farklı değildir ve ayrı diller konuşmakla beraber ırk, inanış ve âdetler bakımından, tek bir bütün teşkil etmektedirler.” diyor İsmet İnönü.

Soru: Bu anlattıklarınıza Kürtler ya da başkaları inanacaklar mı?

Yanıt: İnanan olur,inanmayan olur. Herkes görüşünde,yorumunda özgürdür. Zaten yazımızın başında belirttiğimiz gibi kimseden böyle bir görüşe katılmasını, inanmasını istemek gibi bir amacımız kesinlikle olamaz. Böyle yakışıksız,abuk bir çaba içine de girmeyiz. Bizim yaptığımız, bu konuda ileri sürülen savlar gibi yalnızca görüş bildirmektir

Kendi ulusal kimliğine inanmış,bunu benimsemiş kimselere “Sen köken olarak şu ya da bu soydan geliyorsun.” yolunda dayatma türü girişimlerde bulunmaya kimsenin hakkı yoktur Bu nedenle dile getirdiğimiz ve özet olarak sunduğumuz bu konular her görüşe açıktır. İnsanların anadil olarak benimsediği dillere saygı gösterilmesi gerektiğine inananlardanız. Şu özellikle ve önemle bilinmelidir ki Kürtler’e olan saygımız kendimize olan saygımızla eş değerlidir... Herkesin bildiği gibi kimi tarihsel gerçekler vardır ki onların bir bölümü ulusların çıkarlarına göre biçimlendirilip kimi odaklarca bilerek,isteyerek,bilinçli bir biçimde ve sürekli olarak sisler ve karanlıklar içinde bırakılmaktadırlar. Bu saklanan gizler ortaya çıkıp gündeme oturursa o odaklar bunun, çıkarlarına engel olabilecek yeni durumlara neden olabileceğinden çekinirler,korkarlar. Bu bağlamda örneğin Doğu Anadolu’daki bulgular,kalıntılar Orhun Anıtları çevresindeki bulgulara,kalıntılara benzediği konuları nedense işlenmez,gündeme getirilmezler. Umarız günün birinde Kürtler bizim çok kısa olarak değindiğimiz kimi konuların izlerini Yenisey Irmağı’na dek sürme girişiminde bulunurlar. Böylece bizi yalanlama ya da doğrulama durumu ortaya çıkar.

Soru: Karduklular Kürtler’in kökenidir savlarının inandırıcılığı var mı?

Yanıt: M.Ö. 4. yüzyılda varlıklarından söz edilen,Dicle nehrinin kollarından Bohtan/Buhtan/ Botan Çayı’nın geçtiği vadi ve çevresinde yaşamış olan Kardular/Karduklar budununun adından esinlenerek Kardu ya da Karduk sözcüğünden Kürt adının çıktığını savunanlar vardır. Ancak;uzun araştırmalar sonunda Bohtan yöresinde (Eruh, Şırnak ve Cizre) Kürtler’in köken sayılacak bir varlık oluşturmadıkları kanıtlandı. Kürtçe’nin Kafkas dilleri öbesinden olmasına karşın kökten bir değişikliğe uğrayarak Farsça’ya yakın bir dil edindikleri görüşleri de gündeme getirildi. Kürtler’in soyları Karduklar olamaz Çünkü Heredot’un saptadığı gibi Eruh,Cizre,Şırnak yani Bohtan (Berth-Kardu) çevresinde yaşayanların Bohtanlılar olması gerekir,Kürtler olamaz görüşü yadırganacak bir sav değildir. :

M.Ö. 19.yüzyıldan M.Ö.6. yüzyıla kadar Anadolu’da, Kuzey Irak,Suriye ve Lübnan’da egemen olmuş kimileri İsrail, Mezopotamya, ülkelerinde yaptırımlar uygulamış Mısır, Hitit, Asur, Akkad, Urartu, Mitanni, Hurri gibi devletlerin bıraktıkları belgelerde Kürt ya da benzeri olduğu savlanan Kardu/Kardo gibi sözcüklere rastlanmaz Bu yörelerde M.Ö.4. binden M.Ö. 6 yüzyıla oradan M.S. 6. yüzyıla kadar tarihsel belgelerde açık seçik bizim pek çok örneklerini verdiğimiz Kürt adı ya da Kürt adını anıştıracak sözcükler yoktur.

Soru: Kürtler’in Gürcüler’le bağlantısı var mıdır?

Yanıt: “Kürtler Gürcülerle aynı soydan gelirler. Bilinmeyen nedenlerle birbirlerinden ayrı kaldılar biçiminde görüşler” ileri sürülmüştür. Kürtler, Urmiye Gölü’nün güneyinden Bohtan’a gelip yerleştiler,.Bohtan halkı oldular. Özgün dillerini bıraktılar Persçe-Medçe karışımı olan bir dili benimsediler denildi. Yani, Kürtlerle Kart denilen Gürcüler’in aralarında tarihsel birliktelik bozulunca Kafkas dillerinden olan Kürtçe kökten bir değişiklikle Hint-İran dil öbesine dönüştü. Özgün dilleri Kartça, Kürtçe(!) oldu savları(!)vardır. Bu savlar tümüyle yakıştırmadır.

Soru: Kürt adının bu sözcüğü anımsatacak sözcüklerle olan bağlantılarını araştırmak yerine konuyu başka yönlere çekme dayatıları nereden kaynaklanıyor?

Yanıt: Kürtler’in Turan bağlantılı olması gerçeğinden olabildiğince uzaklaştırılması amacını taşımasından kaynaklanıyor. Bu nedenle sunulan savların hiçbirisi uygun ya da olabilir düşüncesini uyandırmamaktadır.

Soru: Kürt sözcüğünü anımsatacak tarihsel izler nelerdir?

Yanıt: Çoktur bunlara sırası geldiğinde değineceğiz.Örneğin Dicle ırmağının kaynaklarından Van gölünün güneyinden Zagros dağlarına değin Romalılar’ca Gordyene / Gordoya adı verilen ve halkına Gordyeneliler denilen bugün Kürtler’in bulunduğu bölge Traianus döneminde (İ.S.98-117) Roma İmparatorluğunun eline geçti. Roma İmparatoru Hadrianus döneminde (İ.S.117-138) İmparatorluk'tan ayrıldı. Diocletianus döneminde (İ.S. 283-305) yeniden İmparatorluğa alındı. İ.S. 363 yılında bu bölgeyi İranlılar kendi topraklarına kattılar. Gordyene adı Karduk’tan türemiş olabilir mi? Olamaz. O zaman neden bu yöreye Gordyene / Gordoya denilme gereksinimi duyuldu? Helenistik dönemlerde buraların adı Korduene idi. Korduene-Gordoya sözcükleri birbirlerinden alıntıdır .Bu adların Kürtler’in köken kimliğini ortaya çıkaracak ip uçlarından biri olduğunu belirtelim. İşin ilginç yanı bu adlar bizim ileri sürdüğümüz Kord-Gord sözcüklerinin tıpkısı olarak o dönemlerin gündeminde yer almıştır.. Bu adın Karduk adından türemiş olması olası değil. Romalılar neden bu yöreye Karduk demediler de Gordyen demek gereksinimini duydular. Çünkü Başkırtlar’ın kendilerine BAŞKORTlar dediği göz önüne alınırsa GORD/KORT sözcüğü ile KÜRT sözcüğü aynı anlama geldiğinden Romalılar buralara Gordlar’ın/Kortlar’ın ülkesi dediler. Zazalar’ın kendilerine, KORT demeleri ile Helen ve Romalılar’ın KORD / GORD sözcükleri ne denli örtüşüyor değil mi?

Gord sözcüğü bize göre – Gordias,Gordion adları da aralarında olmak üzere- Batılı kimi ülkelerdeki yer ve kişi adlarında kullanılmaktadır. Bu da Kürtler’in küçük/büyük topluluklar olarak o yörelere ulaştıklarını, uzun ya da kısa süreler o yörelerde bulunduklarını gösterir.

Soru: Asya’daki Türkçe yazıtların yayılma alanları nerelere dek uzar?

Yanıt:Asya’nın kimi yörelerinde bulunan çok sayıdaki Türkçe yazıtlar Türkler’in tarihe vurduğu önemli damgalardan bir bölümünü içerir. Bu yazıtlarda kullanılan abece ve dil Tuna’dan Yakut ülkesine, güneyde Gobi çölüne değin çok geniş bir yer çizitinde (coğrafyasında) sürekli etkin olmuştur. Yazıtlar (Kuzey Moğolistan) - (Yenisey bölgesi)-(Altay yöresi)- (Baykal)- (Doğu Türkistan) - (Orta Asya) - (Doğu Avrupa) yazıtları olarak adlandırılmışlardır.

Soru: Bu yazıtların Kürtler’le bağlantısı nedir?

Yanıt: Kürtler’i ilgilendiren ve Kürtler’in Türk soylu olduklarını kanıtlayan belge tarihe Elegeş Yazıtı olarak geçen yazıttır. Yukarıda konu edilen bu yazıt Yenisey Irmağı'nın güney kollarından, Türkler’in Ulu(kem) Büyük Yenisey dedikleri ırmağa karışan Elegeş Çayı kıyısındadır. Birçok yazıtların bulunduğu bölgede bir zamanlar Altı Oğuzlar ile Kürt hanlıkları vardı.

Soru: Kürtler ve Türkler nerelere değin yayıldılar?

Yanıt: Pek çok yörelere.. Gerektikçe bu konulara yazımızda değindik. Kürtler’in bir bölümü diğer Türk boylarıyla birlikte Azerbaycan’ın Mugan yörelerine yerleştiler. Turan soylu Ural kolundan olan Macarlar Kafkasya’nın kuzeyinden geçerek bir süre Hazar Hanlığı birliğine katıldılar. Bizans İmparatoru VII. Konstantinos Porphorogennetos (M.S.913-959) yazdığı “Devlet Yönetimi” adlı kitabında Macar birliğindeki yedi boyun en güçlü ve en kalabalık olanının KÜRT Boyu olduğunu belirtir. Bu boy Türkçe konuşuyordu. Macar Bilgini Nemeth sonradan Macar adları alan: Kabar, KÜRT, Gyarmat, Taryan, Yene / Yenö, Ker, Keszi (Keçi / Kesi / Gezi), adında yedi Türk kökenli, iki de Niyek, Megyer adında Macar kökenli boyların olduğunu yazar ve Macarlar’ın kan olarak yüzde seksen Türk, yüzde yirmi Macar, Slav, Cermen vb. olduğunu belirtir. Hatta 19.yüzyılda bile Macaristan’da kiliselere gelen tek tük Türk köylüleri olduğu söylenir.

Demek ki yukarıda adları sayılan boylar arasında Kürt adlı boy da açıkça belli ki öz be öz Türk’tü. Dolaysıyla diğerleri gibi Türkçe konuşuyordu. Buna da hayır olmaz denilebilir mi? Belki bu boylar da Kürtler’in değişik adlar altında bölünmelerinden ortaya çıkmışlardır. Her hâlde bugünkü anlamda Kürt kökenliler Orta Asya’ya Türkçe öğrenmek,dillerini değiştirmek için gitmiş olamazlar değil mi? [ABD’li film yıldızı Macar soylu Bayan Zaza Gabor’un adındaki Zaza sözcüğünün Zazalık’la, Gabor’un Kabar adıyla bağlantıları var mı yok mu araştırmak gerekir. ]Macaristan’ın dokuz ilinde Kürt adıyla anılan yerler vardır. Buraları Türk soylu Kürtler’e değgindi..

[Macaristan’ın başkenti Buda-Peste’deki Kiskörüt/körut-Nagykörüt/körut adlarındaki bulvar/alan adlarının kaynağı nedir?Acaba buralara yüzlerce yıl önceleri kimi Kürt oıymakları, boyları gelip yerleştiler de bulvar/alan adı onların yerleştikleri yerlerin adlarından mı kalmaydı? Nasıl ki Türk sözcüğü kimi yerlerde Türük/Törük olarak geçiyorsa Kürt sözcüğü de Körüt/Körut olmuş olabilir]

[İsviçre’de Gurtisspitz-Grüt- Mellikon-Bellikon-Berikon ve daha nice yer ve yerleşim yerlerinin adları Yenisey yörelerinin çağrışımını yaptırıyor. Melli Milli’dir. (ulusal anlamda değil), Beri kurt anlamındaki Böri / Börü dür. Kon sözcüğü yeri anlamına gelmektedir. Batı Almanya’daki (Bavyera) Öttingen, İsviçre’deki Uitikon adındaki yerleşim yerlerinin adları hiç kuşkusuz Ötügen kaynaklıdır.] [Avrupa’ya, Hint-Avrupa dillerinin yerleşmesinden önce ya da sonra oraya gelen birçok boyların arasında Kürtler de vardı. Özellikle Batı Avrupa’da (Alp) – (Cort) -(Cord) - (Kurth) - (Curt) - (Gord) gibi sözcüklerle başlayan tüm kişi ve yer adları Kürt boylarının bıraktığı izlerdir. Turanlı boylar bunlardan başka kendilerinin kullandıkları kimi yer,orun ve hayvan adlarını da Avrupa halklarına bir anısal iz olarak bırakmışlardır. Kurtoba/Cordoba gibi…. Bunlardan birkaç örnek de şöyledir: Hakan - Hagan – Kaan-Kahn- Han / Kan - Kurt-Kaplan-Mugan vb. Çok kullanılan Kaplan adı her halde ünlü Sibirya kaplanından esinlenilmiş olmalı. Bize göre İspanya’daki Basklar da tartışmasız Turan. ağırlıklı olarak Kürt soyludurlar.]

(GORD / GORT / CORT / KORD / KORT ) - (GURD / CURT / KURT ) - (KIRT / KIRD /GİRD /KİRT - KİRTİ) - (KORYD - KORYTH) - (KÖRÜT) - (KURET) - (GRÜT) - (KURTİE) - (KÜRTÜ).......gibi sözcüklere hemen herkes tarafından kolayca KÜRT anlamı verilebilir.

[Hunlar’da,Göktürkler’de, Uygurlar’da olduğu gibi diğer kimi Turansal topluluklarda da KURT kutluluk, mutluluk verici, kötücüllüklerden koruyucu, yüreklendirici,beceri ve yeti kazandıracağı anlamlarında toplumsal bir ongun (totem ) aynı zamanda ulusal oluşumun efsanesel bir simgesi idi. Anadolu’da kurdun derisini,dişini, ayağını,kulağını kuyruğunu üzerinde taşıyan kimseye kötülük gelmeyeceği, daha ötesi bunları taşıyan kimsenin olağanüstü yetileri olacağı inancı vardır. Kurt yüreği ile böbreğinin çocuklara yedirilmesinin onlara yüreklilik, hayvanların sağaltımında beceri,başarı kazandıracağı, albastıyı önlemek için loğusanın yastığı altına kurt dişi koyma gibi türlü inanışlar vardır. Kurdun özellikle dağlarda insanlara kılavuzluk ettiği inancı günümüzde bile kimi yörelerde yaşamaktadır.

Kimi topluluklarca bu denli önemsenmiş ve benimsenmiş olan kurdun herhangi bir Turanlı budunca ad olarak kullanılması doğal değil mi? Ancak olağanüstü önem ve değer verilen bir ongun adının bir toplulukça onu tekeline alıyormuş gibi kullanılmasına diğer kimi topluluklar arasında kıskançlıklara da neden olmuş olabilir. Bu nedenle kurt anlamına gelen diğer Turansal sözcükler çine - börü / böri oymak, yer, kişi adları olarak kullanılmıştır. Örneğin Çine- Dereçine yerleşim yerlerinin adlarında olduğu gibi.. Kürt ve Kurt adları da birçok konuda yaygın olarak kullanılagelmiştir. Bilindiği gibi kimi topluluklar kendi Turansal ağızlarına(şive/lehçe) göre kimi aynı anlama gelen sözcüklerde bile ünsüzlerin yerine başka ünsüzleri,ünlülerin yerine başka ünlüleri kullanıyorlar. Bu bağlamda Kürt sözcüğü Kurt olarak, ya da Kurt sözcüğü Kürt olarak söylenegelmiş, kimi durumlarda ses uyumu kuralı etkili olmuştur. Kurt sözcüğü ile Kürt sözcüklerinin her yönüyle aynı anlamları içerdiği görüşündeyiz. Neden Kardu, Kardaka, Kart vb. gibi hiçbir yanıyla Kürt çağrışımı yapmayan sözcüklerden Kürt anlamları çıkarılıyor da kurt sözcüğü dururken Kürt olarak algılanmak istenmiyor?. Kürt sözcüğüne türlü yakıştırmalar yapmanın,ona türlü anlamlar yüklemenin gereği var mı? Konu açık ve seçik olarak görülmüyor mu? Kimse başka yerlerde dolaşmasın. Tartışmasız Kurt Kürt, Kürt de Kurt demektir.]

Orhon – Elegeş yazıtları, Sibirya ve Yenisey bölgeleri ile Erzurum’un Cunni mağarasında,Kars, Erzurum, Van, Hakkârı (Tirişin Yaylası) ve Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki buluntular ortak özellikler içerir, değişik yörelerde yaşayanların aynı ekini bölüştükleri görüşünü doğrular: (Mezar taşları,kayalara kazılı eski çağlardaki Türk imleri,kaya resimleri, kimi eşya kalıntıları,eski Türk boylarına ait damgalar,eski Macar ve Elegeş abecesi benzeri Orhon türü yazılar.) Bütün bunlar bugün Kürt bölgeleri denilen yerleşim alanlarında Turan, ağırlıklı olarak bugünkü Kürtçe’yi bilmeyen Kürt kökenli soyların yaşadıklarını göstermektedir.

Milâttan önce ve sonra aralarında Kürtler de olmak üzere Türk boyları, budunları Orta Asya’dan,doğuya kuzeye, güneye, batıya yayıldılar. Bu devinimler kendi özgün istekleri doğrultusunda olduğu gibi, egemen güçlerin öncülüğündeki yayılmalara katılmalarıyla da ya da onların zorlamalarıyla gerçekleşiyordu.

[Amerikan yerli halklarından kimi Kızılderili oymak adları Turansal çağrışımlar yapmaktadır. Meksika’da Çapul Tepek denilen yerin adı Turansal Türkçedir. Çekirge Tepesi anlamına gelmektedir. Ekinleri yağmalayan çekirgelere çapulcu demek gerçekten yakışmıştır. 1.10.1996 tarihli Ateş Gazetesi’nde yayınlanan bir duyuma göre Prof. Osman Nedim Tuna, Meksikalı Tarahuma oymağının dilinde yaptığı araştırmada dört yüz kadar Türkçe sözcük bulunduğunu, Tarahumalılar’ın Türk olduğuna inandığını söylemiştir.]

Türkler, yeryüzünde birçok yöreye yerleşmişlerdir. Bize göre İspanya’ya da, Amerika’ya da göçmüşlerdir, Amerikan yerli halklarından.. (Kızılderili) kimi boy ve oymakların adları:

Aymara, Çimak, Araukan, Tano,Çeyen,Çimak,Siyu,Apaçi, Tarahuma, Guaykuru, Çerekoye,Çorotega, Algonkin, Keçuva, Kiova, Takelma, Elingit, Çinuk, Kurıkan, Çimakum, Ute, Iowa, Toltek, Tukano / Tukuna / Tikunu, Komançi, Kiçe, Hoppi, Hakan”, Yukatek, Guarani (Goran!?) vb. Turansal çağrışımlar yapmaktadır. Maya bir Kızılderili topluluğunun adı. Maya Sibirya’da bir Irmak. İyi savaşçı,ok kullanmada ileri,usta avcı olan Kızılderili boyu Komançiler’le kuzey Altaylar’da yaşayan Kumandı adlı Türk boyunun ve Türk boylarından Komanlar’ın ya da Kumanlar’ın aynı soydan geldiklerini söylemek yakıştırma olarak değerlendirilmemeli aksine araştırma konusu yapılmalıdır. Bilindiği üzere birçok Kızılderili topluluklarında kökeni Türkçe olan pek çok sözcüğün bulunduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.Hunlar’la, Göktürkler’le, Avarlar’la, Peçenekler’le, Kumanlar’la, Sakalar’la (İskitler), Macarlar’la Bulgarlar’la kim bilir nice Kürt savaşçılar, Kürt yerleşimciler Avrupa’ya aktı durdu. Belki kendi başlarına bunu gerçekleştirdikleri dönemler de olmuştur. Kafkaslar’dan güneye inenler, Anadolu’ya,Hazar denizinin doğusundan İran’a konanlar oralara yerleştiler. Belki Kürtler’in bir bölümü Türkçeleri’ni koruyarak ya da unutarak başka adlar altında topluluklar, uluslar oluşturdular. Kendileri Türk, dilleri değişen ve yoğun olarak bir bölgenin yerleşik halkı durumuna gelen Kürtler ya güçlü bir saldırı sonucu ya da kendi isteklerine bağlı göçlerle. sonradan edindikleri dilleriyle birçok yöreye dağıldılar. Yukarıda değindiğimiz gibi kimi Kürt boyları bulundukları yörelerden hiç ayrılmadan dillerini değiştirdiler. Soyları Turanlı kaldı. Edindikleri yeni dile taşıdıkları soyun adı nedeniyle Kürtçe denildi. Kürtçe’nin (Kurmançi, Soranî,Zazaki, Goranî) gibi değişik lehçelerinin olması (Kurman, Soran, Zaza, Goran) adlarındaki Kürt oymaklarının kondukları yörelerdeki halkların dillerinden etkilenmelerinden kaynaklanmıştır.Bunlar önceleri Orhan gibi Gör(h)an, Sor(h)an,Zaza(han) idiler Bulundukları yörelerde eski Persçe’yle,Medçe’ye uzak yakın ya da ilgisiz çok değişik dil öbeleri olan halklar vardı. [Gur Afganistan’ın Herat yöresinde dağlık il. Halkı İranlılaşmış Peçenek kökenli Gur boyundandır. Gurhan/Gürhan/Gürkan hanlar hanı anlamında kullanılmıştır. Gurlular Hindistan’daki kimi yörelere de egemen olmuşlardır. Gurgum M.Ö. 1200 yıllarında Frigler’in yıktığı Hitit İmparatorluğu’nun Güneydoğu Anadolu’da kurulan bir beyliğinin ( kent devleti) adı. Gur/Gür/Gor aynı kökten türeyen sözcüklerdir.]

Bu konularda kim bilir artı eksi nice görüşler vardır. Ancak biz böyle bir özetle bu boyutta bir sunuda bulunabildik. Turanlı soylar Hindukuş Dağları’nın güneyindeki Kahta adını Güneydoğu Anadolu’ya (Adıyaman) yöresine taşımışlar,. orada bir yerleşim yerine Kahta adını vermişlerdir. Karakurum’un güneyindeki Mardan kenti Anadolu’da Mardin, Baykal Gölü’nun doğusundaki Angara adlı akarsuyun adı Ankara olamaz mı?

Anımsatma: Görüldüğü gibi biz ağırlıklı olarak Kürtler’in Turansal yanlarıyla ilgilendik. Kürtler’den Halaçlar türemiştir.Bu kesin. Ama daha önce ya da daha sonra hangi boyların,hangi ulusların onlardan türediğini şimdilik bilemiyoruz. Turansal budunlarda yeni adlarla dallara ayrılıp etkinliklerde bulunmak bir gelenekti. Örneğin biz Batı’da Başkurtlar’ın,Macarlar’la Hazarlar’ın çekirdek oluşumlarını Kürtler’e bağlamaktayız. Doğal olarak Kürt boyları’nın da birbirine benzeyen,birbirini andıran,anımsatan ya da kimi ayırtlıklar içeren türlü toplumsal boyaları vardı.

Anımsatma amaçlı kimi sözcükler:

Adsız*: kağanların,ilhanların,hanların ortanca oğlu-baba ölünce ona hiçbir nesne kalmazdı. Ona yalnızca bir at,mızrak, yay ve ok verilerek kısmetini kendisinin araması söylenirdi.

Ağa*: kağanların,ilhanların,hanların büyük oğlu-baba ölünce taşınmaz nesneler ile yönetim ona kalırdı.

Beğ: bey.

Boy: oymakları (aşiret) oluşturan topluluklardan her biri- kabile-.

Boybeği: boyu yöneten kişi.

Budun: boylardan oluşan birlik-kavim-ulus..

Han: ulusun ve devletin başı olanlara verilen unvan kral-kağan-hakan. (emir- hâkim- sultan unvanına eklenen san) Bu unvanı taşıyan kişinin yönettiği ülke,devlet küçük ya da büyük boyutlu olabilir..Çok büyük bir ilhanlığın başbuğu ya da büyük bir devletin yöneticisi kendini tanımlarken ilhan sözcüğünü değil han sözcüğünü kullanabilir.

Boylar birliği budun bir ya da daha çok sayıda budunu yöneten kişiye han unvanı verilir.

Hatun:Kağan eşi.

İdikut: kral.—hakan-ilhan.

İl: el- yurt-ülke-ulus-budun-halk-ahali-insanlar-kimseler- boy-oymak- devlet yönetimi gereksinimi oluşmuş topluluklar.. El-il sözcükleri boylardan -ilhanlığa dek olmak üzere türlü boyutlardaki toplumsal yapılanmaları, örgütlenmeleri anlatır. Yapılanma ve örgütlenmenin boyutuna göre bir tanım adlandırması vardır. Oymağın başına ilbey denilebildiği gibi türlü boyutlardaki devletlerin/ülkelerin/ulusların yöneticilerine örneğin ilhan denilebilir...

İl-etmiş,İl-tutmuş gibi kağan adları da devlet kurucu-yurt edinen-ülke egemeni gibi anlamlar içermekteydi. Kimi ülke yöneticilerinin adlarında, o kişilerin yönetici olmadan önce taşıdığı unvanlar da kullanılmaktadır (Bağa Tarkhan Kağan-Çençu Yabgu Kağan-Alp Kutluğ Bilge Kağan vb. gibi)

İlbey: oymakbaşı-ilbeğ..

İlhan: ilig-handan türeme-.ilhanlığın (imparatorluk) başındaki yönetici-imparator.Bunun için birden çok uluslar topluluğunun hanın-hakanın-kağanın buyruğunda olması gerekir.Bu birkaç ulusun birlikteliğini de anlatır çok sayıda uluslar topluluğunu da. Ancak genelde ilhanlık unvanı ilhan olarak değil han-kağan olarak kullanılır. Ancak böyle kullanılsa da kişinin konumu orunun ilhanlık olduğunu anlatmaya yeterli olur.

İlig: Ülkenin yöneticilerine,ülke yönetici soyundan olanlara verilen unvan.

Kağan: kaan/kan-duruma göre hakan-ilhan-yabgu. Hanlıklar birliği, krallar kralı anlamlarında da kullanılmıştır.Birleşik Türk boyları toplulukları da anlatılmış olabilir. .. Bu orunlar tanrıkut/tanju: yani kutsal sayılır.Her hakanın bir hanlık dönemi, her hanın bir beğlik dönemi olması gerekir. Orun bakımından daha aşağıda olanlar kendinden üst düzeyde olanlara kan/han sözcüklerini büyük kral, imparator anlamlarına gelen ilhan-büyük kağan-ulu hakan yerine kullanıyorlardı.Kendileri için kullandıkları kan/han sözcükleri ise kral anlamından öteye gitmiyordu. Ayrıca kişi hangi üst düzey unvanı taşırken ilhan olunca bu unvan adının yanında belirtiliyordu.

Kara: güçlü-çok güçlü..

Konçuy:Kağan ve eşinden doğma kız çocukları-prenses

Oymak: aşiret- aynı soydan gelen . boyların birlikteliği.

Oymak başı: Oymağı yöneten kişi-oymak beği/beyi..

Tarkan: tarkhan-başlangıçta demirci,zanaat ustaları bu adla anılıyorlardı. Zamanla büyük toprak ıslarına,tecimsel konularda ilerlemiş kişilere, toplumda ayrıcalığı olan kimselere onur belirtisi olarak kullanıldı.

Tigin*: tegin- prens-babadan kalan taşınabilir nesneler:in ıssı olan kişi- küçük erkek kardeş- Tiginlere hayvan sürüleri- ordunun yönetim kalırdı.

Urug: Kan bağı nedeniyle birlik oluşturan öbeler (grup) topluluğu.

Ülüğ: talih.. Yabgu: Kağandan sonra gelen üst düzey yönetici.

. * Adsız-Ağa-Tigin bu üç tanımlama sözcükleri birlikte değerlendirilmelidir.

Yalçın Tan

BİTTİ



 
 Respond to this message   
Darevan
(Login rope)
85.108.184.23

Konfederasyon (politikadan nakil)

June 7 2006, 9:18 PM 

Konfederasyon
June 2 2006 at 2:24 PM
No score for this post DAREWAN (Login MAWEREN)
from IP address 85.98.39.211

--------------------------------------------------------------------------------



Yurtsever bir siteden alınmıştır:

Konfederasyon, bir ülkede ya da bir coğrafyada yaşayan farklı halkların ve etnik gurupların değerleriyle, eşit koşullarda iç ve dış egemenliklerini koruyacak bir anlaşmayla oluşturdukları bir devlet modelidir. Farklı halklar aynı devlet çatısı altında gönül ve kader birliği yaptıklarında pratik uygulama, anlaşmaya uygun olarak hayata geçirilirse somut olarak en iyi bir demokrasiden söz edilebilir.

Ancak Konfederasiyon’nun muhtevasına uygun demokratikleşmemesi,demokrasisi işlemeyen sistemlerde olduğu gibi, sorun modelin adında değil uygulanmasında olacaktır.
Konfederasyon; birliğe dahil olmak isteyen komşu halklara açık olduğu gibi ayrılmak isteyen halkın yerel parlementosunda alacağı karar kâfi gelmektedir. Ancak halkların eşit koşullarda yaşadığı bir konfederal sistemde,
bir halkı bölgeden ve dünyadan izole edecek bir ayrılığa hakkı olsa da çıkarlarına denk düşmediğinden ciddi sebepler olmadan ayrılığı göze alması düşünülemez.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan,özellikle son bir yıldır avukatlarıyla yaptığı olağan görüşmelerinde sistemsel olarak tıkanmış Türkiye ve Ortadoğu’nun önünü açma ve çağa doğru yanıt verme projesi olarak ‘’Demokratik Konfederalizm’’i öneriyor ve ısrarla üstünde duruyor; buna uygun teoriler üretiyor.
Hükümet demokratikleşmeyi utangacça da olsa, Avrupa Birliği’ne katılmakta görüp sözde birtakım adımlar atarken Öcalan, Kürtlerin yaşadığı tüm parçalarda Kürt çözümünü içeren bir projeden söz ediyor.
Yabancı basından izlediğim kadarıyla Arap aydınları Öcalan’ın bu tezlerini tartışmaya açarken, Türk basını ve aydınları bir Kürt liderinin düşüncelerini tartışmayı hazmedemedikleri anlaşılıyor.

Arap ülkelerinde özellikle Irak’ta ’’Sümer Rahip Devletinden Demokratik Cumhuriyete Doğru’’ yapıtın Arapça‘sı en çok satan kitaplar arasına yükselip, yoğun bir şekilde tartışılırken Türk aydınlarının bu eseri tartışmak istememesi bile dikkat çekicidir.

Ortadoğulu rejimlerin despotik oldukları ve bu statuko değişmeden demokratikleşmenin gerçekleşmesinin mümkün olmadığı bilinen bir realite. Öcalan, yeni çağın demokrasi çağı olduğunu, Sivil toplum, Devlet reformu, Ulus Reformu, Demokratik Toplumsal Reformu ve Yeni bir Vatandaşlık şeklinde tanımladığı düşüncelerinin sistemsel adını Konfederalizm olarak tanımlıyor. Ortadogu’da demokratik değerler geleneği olmadığından “Konfederalızm”in halklarımız için öneminin üstünde önemle durulmalı ve yoğun tartışmaya açılmalıdır.
Bu proje; halkların kültürel açıdan eşit tutulmasını,zanaat tarım ve endüstüriyel açıdan konfederal olmasını öngörüyor. Bu bölgesel proje, Ortadoğu’nun zenginliklerini dış saldırılardan önleyeceği gibi, halklar arası yüzyıllardır yaratılmış temel çelişkileri ve önyargıları ortadan kaldırırarak bir barış ortamını yaratabilir.

Evet arkadaslar bence böyle bir sürecte kuzey kürtlerine değilde güney kürtlerine bu konfederal yapının iyi anlatılması gerekiyor. Bu konuda sohbet ettiğim bir çok yoldaşımız hala konfederal yapının neyi çağrıştırdığını bilmiyor. Özellikle Güneydeki Kürtlerimiz Kürt Halk Önderi Abdullah ÖCALAN`ın ortaya koyduğu Demokratik Konfederalizm iyi anlatmaları gerekiyor. kanımca bu konuda çok yetersiz kalınıyor. Saygılar....


 
 Respond to this message   
Berxwedan
(Login rope)
85.108.184.23

Konfederalizm ve kürt meselesi(politikadan nakil)

June 7 2006, 9:20 PM 

Konfederalizm ve Kürt meselesi
June 2 2006 at 2:20 PM
No score for this post BERXWEDAN (Login BERXWEDAN)
from IP address 85.98.39.211

--------------------------------------------------------------------------------



Konfederalizm ve Kürt meselesi


Konfederayon kavramı, biri dar diğeri geniş olmak üzere, iki farklı anlama sahiptir. Geniş anlamıyla ele alındığında; egemen devletlerin oluşturduğu, federal devletten daha gevşek nitelikteki tüm siyasal örgütlenmeleri ifade eder. Bu bağlamda Avrupa Birliği ve NATO gibi genişlemiş ortak kurumlara ve karar alma mekanizmalarına sahip birliklerin yanı sıra; ikili ticaret anlaşmaları ile kurulan geçici nitelikteki birleşmeleri de konfedarasyon kavramı ile anlamlandırılmaktadır.

Baki Gül





Dar anlamıyla ele alındığında ise; bu kavram egemen devletlerin egemenliklerini bitirmeksizin oluşturdukları, gelişmiş ortak kurumlara sahip birlikler için kullanılmaktadır. Bu tür özelliklere sahip olmayan daha gevşek örgütlenmeler, devletler ligi, ittifak gibi çeşitli deneyimlerle adlandırılırlar.

Ancak egemen siyasetin "konfederalizm"e yüklediği anlam kadar alternatif özgürlükçü siyasetlerin bu kavrama yüklediği anlam belirli yönleri ile birbirinden ayrılır. Tabii ki konfedaralizm kavramına Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın yüklediği anlamı, savunmalarının önemli referans noktalarından olan Murray Boockhin'in "konfederalizm" tanımı ve yorumunu de bu çerçevede ele alarak öne sürülen tezleri daha iyi yorumlayabilme şansına sahip olabiliriz. Her ne kadar Boockhin'nin kavramı, ekolojist-anarşist özgürlükçü modelin içinden çıksa da kavramın, Ortadoğu ve Kürdistan'a uyarlamasını yapan Öcalan'ın konfederalizm yaklaşımı daha geniş çerçevede bir yoruma ihtiyaç duyar.

Bookchin'de ise konfederalizm kavramı, ekolojik bilinç karakteri kazarak, gerçek katılımcı demokrasinin sınırlarının özgürleştirilmiş biriylerin bilinçli katılımı ile gerçekleşitirilen siyasal ve sosyal düzen şeklinde özetlenebilir. Bağımsızlık kavramı ile eşdeğer biçimde ele alınan "konfederalizm" kavramı; kendi kendine ayakta kalma, saf yerellikten daha kapsayıcı bir toplumsal organizasyon prensibini içerir. Bookchin "konfederalizm nedir?" sorusuna şu yanıtı verir: "Her şeyden önce üyelerinin veya delegelerinin çeşitli köyler, kasabalar ve hatta büyük şehirlerinin semtlerindeki popüler yüz yüze demokratik topluluklardan seçildiği bir yönetici konsüller ağıdır. Bu konfederal konsüllerin üyeleri kelimenin tam anlamıyla temsili olarak seçilmiş, geri çağrılabilir ve onları toplulukların kendileri tarafından formüle edilmiş politikaların konfederasyonu ve yönetimi amacı için seçen topluluklara karşı sorumludurlar. Bu yüzden, cumhuriyetçi hükümet sistemlerindeki temsilcilerin olduğu gibi politika yapmak değil, tamamen yönetimsel ve pratik bir işlevleri vardır."

Konfederal bakış ile politika yapmak ile koordinasyon ve adapte edilmiş politikaların icraatı arasında net ayırım olduğunu söyleyen Bookchin; "politika yapmak sadece katılımcı demokrasi pratikleri üzerine temellendirilmiş popüler komün topluluklarının hakkıdır. Yönetim ve koordinasyon köylerin, kasabaların, semtlerin ve şehirlerin konfederal ağa bağlanması anlamına gelen konfederal konsüllerin sorumluluğudur. Güç, böylece yukarıdan aşağıya olmak lyerine, aşağıdan yukarıya akar ve konfederasyonlarda gücün aşağıdan yukarıya doğru akışı federal konsüllerin ufak yerlerden bölgelere, bölgelerden daha büyük toprak parçalarına uzanması ile zayıflatılır" der ve konfederalizmin hayatta geçerliğinin sürdürmesi için şöyle açar:Ê

"Konfederalizmi hayata geçiriliken de kaynakların, üretimin ve politika yapmanın paylaştırılmasına dayanan özgün bir karşılık ilkesiyle toplulukların birbirine bağımlı olması hayati önemdedir. Eğer bir topluluk önemli maddi ihtiyaçlarını sağlamak ve onu daha büyük bütüne bağlayacak politik amaçları gerçekleştirmek için diğer topluluğa veya genel olarak topluluklara güvenmeye zorunlu değilse kapalılık ve dar görüşlülük gerçek ihtimallerdir. ... Bu nedenle konfederalizm, topluluklar ve bölgeler arasında var olması gereken bağımsızlığı daimi kılmanın Ğşüphesiz yerel kontrol esasladından vazgeçmeksizin bağımsızlığı demokratikleştirmenin Ğ bir yoludur. Akılcı bir kendi kendine yeterlilik ölçüsü her yerleşim ve bölge için istenilir iken, konfederalizm bir taraftan yerel cemaatçilikten diğer taraftan aşırı bir ulusal ve global iş bölümünden kaçınmanın bir vasıtasıdır. Kısaca söylemek gerekirse, bir topluluğun dengeli bir ekolojik toplumu gerçekleştirecek daha büyük bir bütüne katılırken kimliğini ve tamamlanmışlığını elinde tutmasıdır."

Siyaset felsefesi ve mevcut ulus- devlet gerçekliğinin kendini yeniden ürettiği temel eksen kapitilist üretimin doğasının kendice akli kılmasıdır. Mevcut siyasal sistemlerin toplumsal boyutunun ekonomik döngü ile kendini yaşanılır kıldıkları en genel biçimi ile herkesin kabülüdür. İşte bu kabulün üzerinedn hareketle Bookchin, "konfderallizm"in ekonomik yorumuna zorlanarak da olsa şöyle yapmaya çalışır: "Bir toplumsal organizasyon prensibi olarak konfederalizm en olgun haline ekonominin kendisinin yerel çiftliklerin, fabrikaların ve yerel belediye sorumluluğundaki diğer ihtiyaç duyulan atılımların onun yerini alması yoluyla konfederalize edilmesiyle ulaşır Ğbunun anlamı, bir topluluğun ister büyük ister küçük olsun kendi ekonomik kaynaklarının diğer topluluklarla kurulan bir ağın için yönetmeye başlamasıdır. Konfederal bir ekolojik topluluğu, paylaşımcı, değişim ilişkileri tavizleri ile kendilerini kirletmiş "kooperatif" kapitalist toplulukları tarzında değil, ihtiyaçlara göre dağılımı sağlamanın verdiği hazza dayalı bir paylaşımı gerçekleştiren bir toplum olarak düşünmek istiyorum"

Konfederalizmi genel ulus-devlet ile yerel belediyecilik ikilemi içinde düşünen Bookchin; konfedalizmi gerçekte, bir bütün olarak düşünmek gerektiğini söyler. Titiz bir şekilde idare edilen koordinasyon sistemi ile belediyelerdeki katılımcı demokrasiyi bir araya getiren bilinçli olarak biçimlendirilmiş bir bağımsızlık gövdesi ile konfedarilzmi ayakta tutar. Konfedarilzmin sürekliliği için de kuşaklar arası aktarımın diyalektik gelişimi için de; "Bu bağımsızlığın, daha zengin bir şekilde eklemlendirilmiş bağlılığa doğru, özgür toplumdaki bireyin çocukluktaki bağlılıktan gençlikteki bağımsızlığa doğru gelişmesi ve geriye yalnızca bireyler ve birey ile toplum arasındaki bilinçli bir bağımsızlık biçimi bırakmasında olduğu gibi diyalektik gelişmeyi içerir. Konfederalizm, bu nedenle farklılıklarıyla ve daha büyük farklılık yaratacak potansiyel etkileriyle ekolojik toplum kimliğinin korunduğu bir toplumsal metabolizma sıvısı ve gelişen çeşididir. Konfederalizm gerçekte toplumsal tarihin bir kapanışına işaret değildir, daha çok toplum ve toplum ile doğal dünya arasındaki katılımcı bir evrim tarafından işaretlenen yeni bir eko-toplumsal tarih için kalkış noktasıdır"

Bookchin; konfederalizmi, idare etmenin basitçe bir toplumsal, özellikle sivil veya belediyleci biçimi olmadığını söyler.Ê İnsanlık ilişkilerinde yüz yıllarca süren tarihini arkasına alan çoşkun bir gelenek olarak nitelendirdiği için de mevcut ulus-devlet tanımlamaları içindeki konfedarilzm yorumlammalarını ve uygulamalarını şiddetle eleştirir.(*)

Mevcut sistemde konfedarilzm

Konfederal sistemin, mevcut sistemler içinde de bazı örnekleri vardır. Daha çok sistem içinde ulus-devletin çözümsüz kaldığı yerde ileri demokratik modeller olarak yürürlükte olan bazı deneyimler, oluşturulacak konfederal sistemlere esin kaynağı olabilir. Ancak ne kadar yeterli olacağı, özgürlüklerin daha fazla kurumlaştırılması için, toplumsal özgürlüğü talep edenlerin bilinçli, örgütlü mücadeleleri ile o mücadelelerin üzerinden şekillendiği gerçeklikler belirleyecektir.

Üniter, federal ve konfederal devlet yapılanmalar, çoğu kez toplumda egemen olan siyasal kültürlere göre şekillenirler. Üniter devlette, yurttaşlar ulusal kimliklerini en üst düzeyde ifade eder, kendilerini o kimlikle tanımlarlar. Fransa ve Türkiye'yi buna rahatlıkla örnek gösterebiliriz. Bölgesel ve yerel kimlikler ikinci sırada, hatta bazı özel uygulamalı durumlarda görmezden bile gelinebilirler. Devlet yapılanması oldukça merkezidir. En küçük yerel sorunların çözülmesi bile merkeze havale edilir. Karakteri gereği kendisini sürekli savunmada tutar. Kenidi farklı ifade eden kimliklerle çatışmalı bir durumda kalır.

Fedaral devlette ise, yurttaşlar kendilerini iki ayrı kimlikle tanımlayabilirler. Hem ulusal hem de bölgesel ve topluluk kimlikleri önem taşır. Yurttaşlar, federal yönetime de federe yönetime de bağlılık duyarlar. Bu özelliği uzantısı olyarak fedaral yönetimÊ sorunların çözümü için başvurulan merkezlerden birisidir. Genellikle büyük sorunların çözümü için fedaral yönetime, diğerleri için de federe yönetime başvurulur. Fedaral Almanya büyük ölçüde örnek gösterilebilir.

Konfedaral devlet yapılanmalarında ise; üniter devlette olduğu gibi, birinci kimlik, ulusal kimliktir. Ancak, yurttaşlar, kendilerini öncelikle konfederal siyasal birliğe değil, ulusal devletlerine bağlı hissederler. Genellikle askeri bir dış tehdidin varlığı gibi istisnai durumlar dışında küçük büyük tüm sorunların çözümünü kendi drevletlerinden beklerler. İtalya, İspanya ve İngiltere'de konfederal siyasal kültürün izlerinden sözedilebilir.

Mevcut siyasal sistemler içinde federal devlet sistemlerini inceleyen ve güncel örnekleri kendine göre analiz eden Doç Dr. Oktay Uygun'un "Federal Devlet" adlı çalışmasında da konfderalizme değinilir. Doç Dr. Uygun; çalışmasında konfederal yapılanmaya bazı yönleriyle şöyle değinir:

Konfederal yapılanmalar bir devlet içinde geçerli olan sistemlerde olacağı gibi, devletler arası, böylgesel, kıtasal birlikler şeklinde de kendisini gösterir. Ancak, Federal devlet ile konfedarsyon, devletler ligi veya ittifak gibi egemen devletlerin oluşturdukları siyasal birlikler arasında nitelik farkı vardır. Uluslararası hukuk bakımından federal devleti oluşturan siyasal birimler egemen devlet statüsünde değildirler. Egemen olan, federal ve federe yönetimlerden oluşan bütün, yani federal devlettir. Diğer örgüatlenmelerde ise, üye devletler egemenliklerini ve uluslararası kişiliklerini korurlar. Federasyon uluslararası hukuk yönünden tek bir devlettir. Konfedarasyon ise bir devletler topluluğudur.

Konfedarasyon ve federasyon türü örgütlenmelerde sistemin iç işleyişi bakımından temel bir farklılık vardır.

Fedaral devlette, sistemin mantığını bozmayacak istisnalar dışında onu oluşturan birimlerin hukuki yönden eşitliği sözkonusudur. Buna karşılık, konfedarasyonda, üye devletler ile oluşturulan genel yönetim arasında eşitlik yoktur. Konfederal organlar üye devletlere bağımlıdırlar. Eişitlik değil, üye devtletlerin üstünlüğü söz konusudur.

Konfedarasyon ile federasyon arasındaki farklardan biri de demokratik meşruiyet konusundaki yaklaşım farklılığıdır. Federal devlette, birliğin tümü adına hareket eden yönetim yetkisini halktan alır. Ve ona karşı sorumludur. ABD sistemi buna örnek yapılanma olarak gösterilebilir.

Konfederal çözüm modellerine, hala geliştirilmekte olyan Avrupa Birliği Projesi iyi bir örnek olarak gösterilebilir. Devletletlerin iç işleyişlerinide ve ulusal politiklarında bağımsız ancak, ekokanamik, siyasal, kültürel olarak ortak çıkar politikaları ile özgürlüklerin genişletilmesinde izledikleri hat kıtasal konfedaral bir yapılanmaya doğru gitmektedir. (**)

Çağımızın önemli çıkmazları, yapısal devlet sorunları; gelişimiş, özgürlükçü modelleri için konfedaral yapılanmaları ile aşılmaya çalışılıyor. Ancak bu çözümlerin; tabana dayalı, halkların özgürlük sorunlarını tam anlamayıla çözemediği de bir gedrçekliktir. Özellikle küresel ekoloji sorunları, cins sorunları ve ekonomik eşitsizlerin tam anlamıyla giderilemediğini de belirtmek durumundayız. Tabii ki bunda, toplumsal politika yapan dinamiklerin, siyasal örgütlenmelerin önemli bir payı olmaklar beraber küresel egemenlik politikalarının belirleyici payı vardır.

Kürt sorunu ve Konfederalizm

Dünyadaki mevcut siyasal yapılanmalar devlet tanımlanmasında ulus-devlet normları üzerinden oluşturulmuştur. Ulus-devletler siyasal-ekonomik ve askeri birlikteliklerle bölgesel ve küresel güç merkezleri oluşturmaktadır. Ancak kendi içinde demokratik yapılanmalarını tamamlamayan ve eksiksiz uygulamaya çalışan devletler, günümüzde yeni model arayışları ve tartışmaları da yaşamaktadırlar. Ulus-devlet modelinin demokrasi anlayışının tam çözüm getiremediği ülkelerde federal ve konfederal devlet modelleri uygulanmaktadır.

Özellikle bazı üniter devletlerdeki etnik, dinsel, dilsel veya tarihsel özellikleri nedeniyle farklılaşan bölgeler; çeşitli özerk yapılanmalara gitmektedirler.

Çağın özelikleri de klasik anlamda ulus-devlet gerçeğini aşarken, kendisine alternatif olacak çözümleri de beraberinde getirmektedir. Güncelliğin sınırları içinde iktidara sahip olmanın dayanılmaz hafifliğinde düşündüğümüzde zor olabilecek bu çözüm modelleri; tarihsel-toplumsal gerçeklik içinde daha da anlaşılır olacaktır.

Bu nedenle Kürt meselesi için çözüm olabilecek modelleri enine boyuna tartışmak ve kavramları; kendi gerçekliği içinde yorumlamak daha sağlıklı bir tartışmayı beraberinde getirecektir. Kürt Meselesini önemli bir aşamaya getiren, hareketin ideolojik ve siyasal önderi Abdullah Öcalan'nın son görüşmelerinde avukatları aracılğı ile gündeme getirmeye çalıştığı ve kamuoyunda tartışılmasını istediği "Kürt Meselesine Konfedaralizm Çözümü"ne belli boyutlarıyla tartışmak sorunun çözümü için faydalı olabilir. Bu tür siyasal kavramların ve çözüm metodların tartışılmasıyla Kürtler; kendi demokrasilerini geliştirebilecekleri gibi, sorunlarını dört parçada demokratik çözüme kavuşturmaları açısından da olumluluklar taşır.

Şu ana kadar Kürt sorunun çözümü için her parçada ayrı modeller, farklı yaklaşımlar stratejiler oluşturuldu. Egemen ülkenin karakterine uygun çözümden, en ideal çözüm modellerine kadar çok yönlü tartışmalar yürütüldü.

Klasik anlmda ulus bağımsızlığın içeren "Birleşik Bağımsız Kürdistan"dan üniter devlet yapılanmaları içinde demokratik çözümlere, federal çözüm modellerinden konfederal çözüm modellerine kadar çok geniş bir çerçecvede Kürtler, kendi meselelerine çözüm yolları arıyorlar.

Sonuç yerine...

Kürtlerin özgürlüklerinden hiçbir şekilde vazgeçmeden ancak kendi demokrasilerini de bölgeye model olacak şekilde ortaya koymaları Ortadoğu'nun ve Kürtlerin geleceği açısından önemli bir şanstır. Bu şansın doğl potansiyel olmakla birlikte Diyarbakır'da geliştirilen yerel demokrasinin daha fazla ilerletilmesi ile Kerkük'te kazanılacak uluslararası statünün birleştirilmesi ile Kürt demokratizasyonu model olarak gelişebilir.

Türkiye, İran ya da Suriye'nin şöven politikaları ile giderek gerilediği gerçekliği de bize gösteriyor ki; Kürtler uluslaşmasını ne kadar çok demokratik karakterli yaparlarsa bu statükocu güçlerin de o kadar gerileyeceği su götürmez bir gerçektir.

Bu nedenle Kürt çözümünde üniter-federal-konfedaral çözümlerin getirisi ve götürüsün çok yönlü tartışıp gelecek yüz yılda Kürt özgürlüğü ve Bağımsız Demokratik Kürdistan'ın Ortadoğu için ideal bir ülke olabilirliğini sağlamak gerekiyor.

Ulus-devlet çözümü

"Birleşik Bağımsız Kürdistan" çözümü, her Kürt için ideal olan ancak gerçekliği de bir o kadar zor olan bir arayıştı. PKK'nin ilk programında olan ve giderek Kürt gerçekliğini bölgeÊ ve dünya gerçekliği içinde farklı anlamlara sahip bir anlam olarak kaldı. Kürtler, bağımsızlık konusunda önlerindeki engelleri görerek "bütünden parçaya" çözümü yerine "parçadan bütüne" ulaşan bir çözüm yöntemi denemeye çalışıyorlar.

Özellikle PKK'nin değişim felsefesinin programatik yönünde, her parçanın birlikte yaşadığı ülke gerçekliğini demokratikleştirirek ortak demokratik yaşam üzerinden bölgesel demokrasi dinamiği haline gelme istemidir. Öcalan "Bir Halkı Savunmak" adlı çalışmasında bu durumu şöyle formüle eder: "Bu genel formülü de Türkiye somutunda çözümlediğimiz, genel güvenlik ve kamusal alan ortaklığı olarak 'devlet+Kürdistanda demokrasi" formülünün Ortadoğu çapında genelleştirilmesidir. Kendini somutta ORTADOĞU'DA DEMOKRATİKLEŞME+DEVLETİN DEMOKRASİYE DUYARLILIĞI = KÜRDİSTAN'A ÖZGÜRLÜK'TÜR. ÖZGÜR KÜRDİSTAN DAHA ÇOK DEMOKRATİK KÜRDİSTAN'DIR. Dünya genelinde Porto Allegre toplantılarını yerel demokrasilerin ulus üstü platformuna, dünya halklarının devlet odaklı olmayan Küresel Demokrasi Kongresi'ne dönüştürmektir. KÜRDİSTAN-DEMOKRATİK ORTADOĞU FEDERASYONU- KÜRESEL DEMOKRASİ önümüzdeki dönemin surnational sloganı olabilir" (***)

İşte Öcalan'ın son dönem dillenirdiği "Kürt Meselesine Konfederal Çözüm" yaklaşamının temel zemini olarak yukarıdaki formülasyonu alabiliriz. Bunun üzerine görüşme notlarında biraz daha detaylandırıp güncelleştirriği konfederalizm kavramına şöyle açıklık getiriyor: "Kürtler için devlet değil demokratik konfederalizm diyorum. Taban örgütlenmelerine dayalı, kadınlar birliği, gençler birliği, öğrenciler birliği, demokratik işçiler birliği biçiminde örgütlenir. Üniter devlet kalır ama küçülür. Milliyetçiliğe karşı bunu öneriyorum. Nasıl ki Avrupa konfederasyona gidiyorsa, ileride de Ortadoğu Konfederalizmi olabilir. Zaten Ortadoğu; Konfederalizme uygundur. Bugünden yarına kurulacak anlamında söylemiyorum ama çağın gidişatı bu yönde."

Günümüzdeki Ortadoğu gerçekliğine baktığımızda; ABD'nin Irak'a müdahalesi ile sonuca götürkelye çalıştığı da tersten bir konfederal yapılanmadır. "Büyük Ortadoğu Projesi" adını verdiği müdahale ile kendine bağımlı bir "egemen sistem demokrasisi" inşa etmeye çalışmaktadır. Bu yeni sistemin eski statükocu sistemlerin aşılması için olumluluklar taşıdığı ve ortaya halkların özgürlükleri için yeni imkanlar sunduğu gibi, özgürlüklerin sınırlandırılması için de önemli tehlikeler de içermektedir.

Tehlikelerin birincisi; mevcut müdahelelerin yapıldığı teokratik ve diktatöryal kapalı rejimlerin direnci ile doğrudan yaşanan çatışmaların yanı sıra tarihsel sorunların çözüm için olgunlaşmayan karakteri mevcut müdahalelerin çok kanlı ve baskıcı özellikte ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu da halklar arası özgürülkçü modellerin yaşanması yerine yeni ulusal, bölgesel ve etnik kan davalarının ve çatışmaların gerekçesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

İkincisi ise özgürleşme mücadelesi yürüten dinamiklerin istenilen ölçülerde demokratik bilince sahip olamayışlardır.

Irak özelinde ele aldığımızda bu müdahalenin açığa çıkardığı zorlukmları daha somut görebiliriz. Irak'ta Saddam Rejiminin çözülmesi ile sonuçlanan müdahele baskı altıdan tutulan uluslara ve inançlara görece özgürlükler getirdiği gibi, yeni özgürleşme imkanları da yaratmıştır. Ancak, bunun karşılığında İran, Suriye, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi devletlerin dirençleri ile açığa çıkan çatışmalı ve kaotik durum bölgesel özgürlükçü modellerin önündeki en büyük engele olarak karşımıza çıkıyor.

Örneğin Kürtler açısından durumu biraz daha somutlarsak; Kürtelerin ulusal özgürlük sorunlarını çözmeleri mevcut ülkelerin daha fazla bazskıcı özelliklerin öne çıkarmaktadır. Çünkü Kürtlerin herhangi bir parçada edinecekleri uluslararası statü ve özgürlüğe doğru attıkları her adım mevcut ülkelerin statülerinde önemli açıklara neden olacaktır. Bu nedenle Kürt demokrasinini gelişmesi; Kürt sorunun kenidini demokratik karakterde ilerleteceği her çözüm gerileyin statüko olarak açığa çıkacaktır.

Ortadoğu'daki Kürdistan çözümünün Kerkük gibi çok Kürt çoğunluklu, kürt karakterli ancak çok kimlikli etnik yapısındaki çözümün Kürt demokrasisinin özgürlükçü modeli ile çözümü çözülecek İran, Çözüleçcek Türkiye Çözülecek Suriye anlmına gelir. Dolayısıyla Kürt karakterli ancak farklı etnik toplulukların yaşadığı, ekonomik olarak da gelişkin olan Kerkük için de en ideal olan çözük çok kimlikli demokratik işleyişe dayalı konfedaral çözümdür. Ki zaten tarihsel ve sosyal olarak Kürt kenti olan Kerkük'te, demokratik yaklaşımla diğer kimliklerin kendini demokratik olarak ifade etmesini sağlayan Kürtler, sonuçta ideal demokratik çözüm ile bölgeye öncülük edecek ulus olma şansına daha fazla sahip olacklardır. Aksi durumda Kerkük'ün Kudüsleşmesi ile bölgesel-etnik çatışmalarla çok fazla insan öleceği bölgesel savaş gerekçesi de sayılacak bir potansiyeli içinde taşıyabilir.


 
 Respond to this message   
mahabadprensi
(Login rope)
85.108.184.23

Demokratik Konfederalizm nedir(politikadan nakil)

June 7 2006, 9:24 PM 

DEMOKRATİK KONFEDERALİZM NEDİR?
June 2 2006 at 2:14 PM
Score 5.0 (1 person) mahabadprensi (Login mahabadprensi)
from IP address 85.98.39.211

--------------------------------------------------------------------------------



1-KONFEDERAL YAPILANMA SİSTEMİ

Konfederal yapılanma sistemi

Konfederasyon kavramı günümüzde çok kullanılan biçimiyle egemen devletlerden oluşan ve federal devletten daha gevşek ilişkilere dayanan devlet birlikleridir. Öte yandan askeri ve ekonomik temelde kurulan ve konfederasyon olarak tanımlanacak örgütler de vardır.

İnsanlaşma ile toplumsallaşma, birbirinin varlık nedeni ve sonucudur. Toplumsallaşma da çeşitli örgütlenme biçimleriyle kendini ifade eder. İlk toplumsal örgütlenme biçimi klandır. Klanlar büyüdükçe kabile denilen toplumsal form gelişir. Devletin var olmadığı, hiyerarşinin egemenlik ve sömürü aracına dönüşmediği zamanlara kadar toplumun var oluş biçimi komünal ve demokratiktir.

Komünal demokratik toplumsal yaşamda ekonomik yeterlilik vardır. İlk başlarda klan ve kabilelerde yaşam içe dönüktür. Bağımsız üniteler olarak yaşanmaktadır. Güvenlik, ekonomik ve sosyal etkenlerle kabile ve aşiretlerin zamanla birlik ve dayanışma içine girdikleri görülür. Bu ilişkilerde her kabile ya da aşiret kendi kimliğini ve iradesini korur. Ortak çıkar ve ortak yapılan işlerde ortak bir irade ortaya çıkar. Bu ortak irade de demokratik içerikte, birinin diğeri üzerinde egemen olmadığı biçimde gerçekleşir ve uygulamaya geçer. Bu ilişki biçimi konfederasyon biçiminde ifade edilir.

Eskiden yaşanan olgulara bugünkü zihniyetle yaklaşmak yanlıştır. İnsanlığın ilk dönemlerinde bugünkü gibi egemenlik anlayışı yoktu. Toplumlar hala bağımsız ve özgür yaşam dışında başka bir yaşam biçimi bilmiyorlardı. Bu nedenle kurulan birlikler özgür ve eşit nitelik taşıyacaktır. Kurulan ilişki ve birlikler doğal olarak konfederasyon niteliğinde olmaktadır.

Üretim araçlarının gelişimi ve ekonominin gelişmesiyle birlikte artı ürün ortaya çıktığı gibi nüfus artışı da gerçekleşmektedir. Bu süreç giderek hiyerarşiyi ortaya çıkarır. Zamanla bu hiyerarşi içinde yer alan rahip, askeri şef ve idari görevler almış bilge kişiler artı ürüne el koyan güç haline gelirler. Sömürünün ve egemenliğin olmadığı kırsal yaşamdan, sömürü ve iktidarın oluştuğu şehirlere geçiş yapılır. İlk şehirler aşağı Mezopotamya'da ortaya çıkar. Sümerlerin devlet olarak ortaya çıktığı dönemde şehirler bir konfederasyon ilişkisi içindedir. Aşağı Mezopotamya iktidarın merkezileştiği ve sömürünün yoğunlaştığı bir gelişme seyri izler. Buna çevredeki etnik toplulukların direnişi konfederal birlikler temelinde olur. Çevredeki etnisite hem kendi içlerindeki devletleşme eğilimine karşı hem de dışarıdan gelen egemen güçlere karşı konfederal birliklerle karşı koyarlar. Etnisite kendi içinde konfederal ilişkiyi çağdaş bir biçim olarak yaşarken etrafındaki diğer halklarla da bu tür ilişkiler içine girerek, saldırgan devletlere karşı direnirler.

ÜNİTER YAPILANMA İLE KONFEDERAL YAPILANMA
Üniter devletler daha çok tek bir ulusa, tek bir egemenlik biçimine dayanır. Yasama, yürütme ve yargı organları tektir. Üniter devletlerde o devletin kendini tanımladığı ulusal kimlik öne çıkar. Bu devletlerin bazılarında özerk bölgeler bulunsa da bunlar söz konusu devletin üniterliğini değiştirmez. Çünkü bunların özerklikleri devletin temel yasama organı olan meclisler tarafından yasalarla belirlenir ve bu meclisler tarafından değişikliğe uğratılır. Bunlara âdem-i merkeziyetçi, üniter devlet denir.

Devlet toplulukları ise federasyon ve konfederasyonlar olarak uygulama alanı bulur.

Federal sistemde bireyler kendisini çift kimlikli tanımlar. Egemenlik üniter devlet gibi tek değildir. Federe ünitelerin de yasama, yürütme, yargı organları vardır. Federal organlarla federe organlar yetki paylaşımına gitmişlerdir. Bu yetki paylaşımı anayasa ile yapılmıştır. Değişiklikler ne tek başına federal organlar ne de federe organlar tarafından yapabilirler. Ortaklaşa yapılması gerekir. Konfederasyonlarda ise üniter devletler gibi üye ülkelerin kimliği ve organları esastır. Bireyler ve kurumlar sorunlarının tümünü kendi devletleri içinde çözerler. Sadece konsensüsle kararlaştırılmış konularda konfederasyonun yetkileri vardır. Bunlar sınırlı yetkilerdir.

Konfederasyon, federasyon gibi kimliği olan bir devlet değildir. Örneğin bugünkü Avrupa Birliği konfederasyon niteliğinde olduğundan bir devlet olarak görülemez. Ancak Almanya federasyon da olsa devlettir. Tabii ki Avrupa Birliği giderek konfederasyondan federasyon biçimine doğru evirilmektedir.

Konfederasyonda üye devletleri zorlayan bir yaptırım gücü yoktur. Çünkü üye devletler bağımsız devlet niteliğini korurlar. İç ve dış politika bakımdan iradelerini devretme söz konusu değildir.
FEDERASYON İLE KONFEDERASYONUN FARKLARI
Federasyonla konfederasyon arasındaki temel farkları şöyle sıralayabiliriz; konfederasyon uluslararası anlaşmayla kurulurken, federal devletler anayasa ile kurulur. Konfederasyona üye devletler istediği zaman birlikten ayrılabilir. Federal devletlerde federe devletçiklerin ayrılma hakkı yoktur ya da bu hak çok zorlaştırılmıştır. Konfederasyonun dış ilişkilerde yetkileri sınırlıdır. Federasyon her türlü dış ilişkisinde serbesttir ve bu konuda esas iradedir.

Konfederasyon kavramı günümüzde çok kullanılan biçimiyle egemen devletlerden oluşan ve federal devletten daha gevşek ilişkilere dayanan devlet birlikleridir. Öte yandan askeri ve ekonomik temelde kurulan ve konfederasyon olarak tanımlanacak örgütler de vardır. Dünya ticaret örgütü, NATO, Avrupa Birliği bunlara örnektir. Federasyonları oluşturan federe devletler veya eyaletler ile federal organlar arasında yasal olarak eşitlik vardır. Konfederasyonlarda ise üye devletler daha üstündür. Esas yetkiler ve tasarruflar onlara aittir.
İLK KONFEDERAL BİÇİMLER ORTADOĞU'DA ÇIKMIŞTIR
Günümüzde Belçika gevşek bir federasyondur. Konfederalizme doğru kayan bir niteliği vardır. Avrupa Birliği ise mevcut haliyle konfederasyondur. Ancak giderek federasyon niteliğine kavuşma eğilimi içindedir. Bazen konfederal siyasal ilişki içindeki devletler federasyona, federasyon olan devletler ise konfederalizme eğilim gösterirler. ABD konfederalizmden federalizme geçen bir süreç izlemiştir. İsviçre de tarih içinde benzer bir süreç izlemiştir. İsviçre'yi de Konfederalizm ile federasyon arası bir siyasal biçim olarak görebiliriz. Ne federasyonlar ne de konfederasyonlar tek biçimdir. Belirttiğimiz temel ayrım noktaları etrafında farklı biçimler alabilmektedir.

Tarihte konfederal biçimlerin ilk örnekleri Ortadoğu'dur. Daha sonra Atina özgün bir biçim olarak ortaya çıkar. Etnisite ve halkların var olma biçimi olan komünal demokratik yaşam en fazla da Ortadoğu’da yaşanırken; bu değerler Atina'da konfederalizmle beslenerek her konfederalizmi oluşturan birimler arasında ve her birimin kendi içinde demokrasinin geliştiği bir model haline gelir.

Atina'nın Perslere ve Isparta'ya karşı mücadelesinde konfederasyonu oluşturan birimlerin güçlü katılımıyla başarılı olabilmiştir. İçteki tirancı eğilime karşı başarı, dıştaki despotizme ve yayılmacı güçlere karşı da başarı getirebilmiştir.

Atina demokrasisi sadece yurttaş olarak ifade edilen toplumsal kesimlere aittir. Köleler ve en alttaki diğer tabakaların meclislere ve kararlara katılma hakkı yoktur. Buna rağmen doğrudan demokrasinin örnekleri görülmektedir. Atina'da, temsili sistem olan meclisler olsa da özü itibarıyla doğrudan demokrasiye daha yakındır.

Konfedere birimleri oluşturan ünitelerin nüfusu sınırlıdır. Bu nedenle halkın bilinçli katılımı ve iradesini ortaya koyma imkânı olmaktadır. Zaten demokrasi tartışması yapan filozoflar belirli bir nüfusun üstüne çıkan şehirlerde yurttaşın iradesini geliştirmeyeceği, yabancılaşma olacağı ve yozlaşma yaşanacağını belirtmişlerdir. O zamanlarda zaten şehirlerin nüfusu yüz binlere bile ulaşmamıştır. Bu filozofların düşüncesine göre bugünkü şehirler ve devletlerde gerçek demokrasi uygulanamaz.
ATİNA DEMOKRASİSİ DE FEDERASYONA DAYANIR
Sadece Atina konfederasyonu değil, Yunan yarımadası ve Ege sahasında başka konfederasyonlar da vardır. Kabile ve aşiretlerin oluşturduğu konfederasyonlardır. Bunların çoğunda esas karar sahibi bir halk meclisi olurdu. Ayrıca asker ve bürokratların, bilge kişilerden oluşan meclisler de görülürdü.

Isparta, demokrasiyle idare edilen bu konfederasyonları kendi tiranlık rejimi için tehlike görür ve yıkmaya çalışır.

Daha sonraları Avrupa'da birçok konfederasyon görülür. Feodal dönem Avrupa'sı ağırlıklı olarak federasyon veya konfederasyondur.

Ortadoğu ve Asya'da genel olarak daha merkezi feodal devletler görülse de buralarda da esas olarak federatif siyasal sistemler esastır. Hatta bütün imparatorluklar ancak çevre halklara belirli bir otonom tanıdığı oranda var olmakta ve genişlemektedir. Ortadoğu'nun kadim devletleri olan Persler, Sasaniler, Safaviler ve İran Selçukluları da bir federasyon niteliğindeydi. Belki bugünkü federasyon gibi ilkeleri ve kuralları net çizilmemişti. Ama hem köleci devletçi hem de feodal devletçi toplum süresince bu tür ilişkilere rastlamaktayız.

Tarihin ilk siyaset bilimi kitabı olarak bilinen Nizam-ül Mülkün siyasetnamesinde sultana yapılan tavsiyeler içinde memurların ve askerlerin farklı halklardan olmasını devletin güvenliği, birliği ve gücü için gerekli görmektedir. Yine tarihçiler Persleri klasik çağın en demokratik devletleri içinde görürler. Sadece diğer etnik topluluklarla ilişkisi açısından değil, farklı inançlara hoşgörü açısından da Persler örnek gösterilir.
KONFEDERASYON DEMOKRATİK BİRLİĞE DAYANIR
Hititler Mısırlılara karşı böyle ayakta kalmıştır. Kürtlerin ataları Medler kendi içinde konfederal ilişkiyi sağlayarak, etraflarındaki saldırgan güçlere karşı çıkarlar.

İlk devletler dünyamızın sınırlı bir alanında hâkim olmuşlardır. Bunun dışında kalan alanlarda etnisitenin ve halkların konfederal biçimi başta olmak üzere çeşitli ilişki ve ittifaklar içinde yaşadıkları gerçeğini görürüz.

Sınıflı toplum uygarlığına karşı halkların direnişi çoğu zaman bu biçimde sürmüştür. Halkların devletleşmeye ve devlet güçlerinin baskısına karşı alternatif yaşam biçimi olarak konfederalizmi tarihin her döneminde ve tüm alanlarda görmek mümkündür. Buna karşı da devletlerin bu organizasyonları dağıtıp kendi merkezi iktidarlarının denetimine sokmak istedikleri görülür. Dolayısıyla bu mücadeleler bir yönüyle özgürlük ve demokrasi mücadelesinin önemli bir ayağı olmuştur.

Konfederasyon eşit ilişki kurmanın ve bu temelde birlik oluşturmanın biçimi olduğundan özü itibarıyla demokratik niteliklere sahiptir. Dolayısıyla bu ilişki içine giren birimlerde de belirli düzeyde demokratik değerler bulunur.

Konfederasyonun demokrasi ile bağını ve uygulama biçimlerini ortaya koymadan kavramı daha anlaşılır kılmak gerekir. Konfederasyon denilince daha çok devletlerarası kurulan gevşek birlikler kastedilir. Esas olarak iki tip devletten söz edilir. Birincisi üniter devletler diğeri de, birleşik devletler ya da devlet topluluklarıdır.
2-GÜNÜMÜZDE ULUS DEVLET AŞILIYOR
Kapitalizm, şimdi de ulus-devletin aşılmasını ve küçülmesini öngörüyor. Çünkü çıkarı ulus-devletlerin aşılmasındadır. Bunu ideolojik bir yaklaşım ve özgürlükçü eğilimle değil, çıkar gereği yapıyor. Ulus-devleti eleştirmesi ve özgürlük vurguları yapması sömürüyü hedefleyen bu çıkarını gizlemek içindir.

Feodal üretim biçimi, klasik kapitalist dönemdeki gibi merkezileşmeye ihtiyaç duymayan bir sosyo-ekonomik sistemdir. Meta ihracı gibi bir sorunu olmadığından köylere ve kasabalara kadar hâkim olma kaygısı yoktur. Dolayısıyla feodal devletler ağırlıklı olarak federal ya da çevrenin otonom yaşam içinde bulunduğu devletlerdir. Hatta birçok yerde beyliklerin ilişkileri konfedere ilişkiye denk düşmektedir.

Şunu vurgulamak gerekir ki, kapitalist sisteme kadar aşiret toplulukları ve halklar belirli düzeyde bağımsızlıklarını korumaktadır. Egemenlik altına girmeyi kabul etmemektedirler. Etnisite ve halklar komünal demokratik değerleri taşıyan bir yaşam sürdürürken tahakkümcü devlete karşı da direnirler. Bu direniş onları içlerinde eşit ve özgür ilişkiye zorlar.
OTONOM KALMAK YAKLAŞIMI İLERİCİLİKTİR
Burada şu soru akla gelebilir, feodal dönemde ve kapitalizmin tam hâkim olmadığı dönemde merkezileşmeye karşı direniş gösterenler demokratik ve özgürlükçü bir eğilim taşımakta mıdırlar? Konfederasyon veya devletler karşısında bağımsızlığını önemli düzeyde korumak tabii ki demokratik ve özgürlükçü nitelik taşır. Bazı gerici direnişler söz konusu olsa da, esas olarak bu direnişler ve ilişkide eşitliğe dayalı bir biçim oluşturmak, özgürlükçü nitelik taşır. Dışa karşı mücadele vermek halkların ve etnisitenin kendi içinde daha özgürlükçü ve demokratik olmayı gerektirir.

Eskiden söylendiği gibi şehirlerin ve etnisitenin merkezi devlet otoritesine karşı bağımsızlıklarını koruması gerici değildir. Bu direnişlerin bilimsel ve ekonomik gelişmeyi engellediği varsayımı da doğru değildir. Ulus-devletler ve milliyetçilikle halklar üzerinde egemenlik ve sömürü düzeni kurmak isteyenlerin doğru olmayan tezleridir. Ticaretin ve manifaktürel üretimin ilk geliştiği yerler, birçok ülkede merkezi hükümete mesafeli ve bağımsızlığını önemli oranda koruyan kentlerdir. Konfederasyon oluşturan birimlerin gümrük vergilerini azaltma yoluna gitmeleri, merkezi devletlerin bu alanlara hâkim olmasından öncedir. Milliyetçilik bayrağı ile kurulan ulusal devletler, gümrük duvarlarını yüksek tutarak aslında bütünlüklü bir ekonomik yapıya ve ilişkiye sahip coğrafyaları birbirinden koparmıştır.

Feodalizme karşı köylülerin isyanı uzun süreden beri vardır. Rönesans, reform ve daha sonra gelişen devrimler öyle denildiği gibi burjuva devrimler değildir. Halkların özgürlük ve demokrasi özlemi ve mücadelesinin, despot, baskıcı, sömürücü feodal düzene karşı yeni bir özgürlük hamlesi ve ayaklanmalarıdır. İsa ve Hıristiyanlar sömürü ve baskıya karşı bir rolle ortaya çıktılar. Ancak daha sonra (300 yıl) köleci Roma'nın ideolojisi haline getirildi. Feodalizme karşı gelişen ayaklanmalar da aynıdır. Dolayısıyla özgürlüğünü ve kimliğini korumak isteyen şehirler ve konfederasyon oluşturan birimlerin merkezi devletleşmeye karşı direnişi feodal beylerin devletle çatışmasıyla benzer bir biçimde değerlendirilemez. Aksine insanlığın yaşamında sürekli var olmuş komünal demokratik değerlerin baskıcı, sömürücü ve egemenlikçi güçlere karşı çıkma eğilimidir. Bu eğilim yalnız feodal dönemde ve kapitalizme karşı direnişte değil, tarih boyu kendini daha özgürlükçü duruş olarak ortaya koymaya çalışmıştır. Belki sistemleri aşamamış ama onlar da içselleşerek ve onları değiştirerek bu değerleri taşıma rolünü oynamışlardır.

19. yüzyıldaki sömürü ve baskıya karşı ayaklanıp ezilenlerin özgürlükçü yaşamını pratikleştirmek isteyen Paris Komünü de konfederal bir yapılanma içindeydi. Bu temelde tamamen halkçı ve özgürlükçü bir işleyiş ortaya çıkmıştı.

Devletin merkezileşmesi gerektiği düşüncesinin toplumlarda kökleşmesi, kapitalizmin milliyetçi ideoloji ile ortaya çıktığı ulus-devlet zamanı ile olmuştur. Devletin merkezi olması ve her hücreye nüfuz etmesi insanlara bir dini inanç gibi yerleştirilmiştir. Dolayısıyla ulus-devletin aşılması ya da konfederasyon olmasını insanların havsalası almamaktadır
KAPİTALİZM DE ULUS-DEVLETİ AŞMAK İSTİYOR
Kapitalizm şimdi de ulus-devletin aşılmasını ve küçülmesini öngörüyor. Çünkü çıkarı ulus-devletlerin aşılmasındadır. Bunu ideolojik bir yaklaşım ve özgürlükçü eğilimle değil, çıkar gereği yapıyor. Ulus-devleti eleştirmesi ve özgürlük vurguları yapması sömürüyü hedefleyen bu çıkarını gizlemek içindir.

Özgürlükçüler, sömürü ve baskıya karşı çıkanlar tabii ki emperyalist-kapitalist sistemin ulus-devleti aşmak istemesine ağlayacak değildir. Kaldı ki kapitalizmin bu eğilimi yeni değildir. Tekelci kapitalizmin ve finans kapitalin başat hale geldiği emperyalizm aşamasıyla birlikte bu eğilim artarak yükselmiştir. 20. yüzyılın başında Lenin, enternasyonalist düşünceyi savunarak ulusal değerleri yıpratmakla suçlanınca; buna verdiği karşılıkta bizleri suçlamanıza gerek yok, sizler ve tekelci kapitalizm uluslar arası hale gelerek bunu bizzat yapmaktasınız, cevabını vermiştir. Dolayısıyla dün olduğu gibi bugün de devrimciler olaya farklı yönden bakarlar. Bazı solcuların yaptığı gibi ulusal devleti korumayı bir ulusal kurtuluşçuluk gibi görmezler. Bugün dogmatik solcuların milliyetçilikle buluşması ulus-devletin gerici rol oynamasını görememeleridir. Kendilerinin ancak bir ulus-devletleri olursa var olacaklarını sanmalarıdır. Ulus-devleti varlık nedenleri olarak görmeleri onların milliyetçi zehirden ve kapitalizmin illüzyonundan ne kadar etkilendiklerini gösterir.

Ulus-devletin aşılması bize mücadele için yeni teorik yaklaşım, araç ve yöntemlerin gerekli olduğunu gösterir. Hatta sosyalistlerin enternasyonalist düşüncelerinin daha fazla pratik bulmasının önü açılmıştır. Hatta bu hedefe artık enternasyonalizm demek bile yetersiz kalır. Ulus üstü (sup nasyonal) bir mücadele dönemi başlamıştır. Artık uluslararası dayanışmadan öte demokratik devrimci güçlerin birlikteliğini daha da sıklaştıran bir yaklaşımı gerektiren mücadele dönemine girilmiştir.

Konfederalizm tarih içinde görülen iki biçimiyle de bugün kendini dayatmış bulunmaktadır. Bunu demokratik ve özgürlükçü mücadelenin sonucu ve gereği olarak görmek gerekir. Bazılarının zihinleri bulandırarak bu gelişmeleri esas olarak kapitalizmin post-modern aşamasının gereği olarak yutturmasını deşifre etmek gerekir. Kapitalizmin yeni aşaması bu eğilime objektif olarak zemin sunduğu müddetçe değerlendirilebilecek konudur. Dolayısıyla kapitalist sistemin objektif olarak bu eğilimle tarihsel buluşma noktaları olsa da, esas olarak halkların özgürlük mücadelelerinin ve demokratik eğiliminin sonucudur. Öte yandan sisteme karşı mücadele ve ona alternatif bir dünya sistemi ortaya çıkarmakta ancak böyle bir eğilimi güncelleştirerek gerçekleştirilebilir.
PARİS KOMÜNÜ BİR HALK KONFEDERASYONUYDU
Konfederasyonun birinci biçiminin devletlerin ve halkların gevşek ilişki içinde siyasal oluşuma gitmeleri olduğunu gördük. İkinci biçimi ise halkların kendi içinde uygulamaya soktukları demokratik konfederal ilişkilerdir. Anlaşılması için Avrupa'dan iki örnek verelim. Bugünkü Avrupa Birliği devletlerarası konfederalizme; Paris Komünü ve Atina ise halkların kendi içindeki demokratik özgürlükçü yapılanmaya tekabül eden konfederalizme örnektir.

Birinci Konfederalizm ulus-devletlerin aşılmasıyla daha fazla güncel hale gelmiş durumdadır. Emperyalizm zorlamasa bile bilimsel teknik devrim, halklar açısından Belki paradoks olarak görebilir ama öyle değildir- emperyalist kapitalist sistem karşısında daha fazla güçlü konuma gelmek için böyle organizasyonları gerekli hale getirmiş bulunmaktadır. Çünkü ulus-devleti aşan birlikler ekonomik, sosyal, kültürel gelişime daha fazla imkan verir niteliktedir. Zaten tarih içinde kapitalist döneme kadar siyasi sınırları bu kadar katı hale getiren, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin hareketliliğini göreceli olarak bu kadar sınırlayan başka dönem yoktur. Tabii ki kapitalist dönemin araçları bu sınırları aşan ve aşındıran niteliktedir. Bu nedenle eskisinden daha fazla ilişki ve hareketlilikten söz edilebilir. Ancak zihniyet olarak kapitalizm öncesi toplumların ve devletlerin sınırlarının daha fazla geçirgen nitelikte olduğunu söylemek doğrudur. Tabii ki tüccarlar her zaman kendi pazarlarını oluşturmak ve başkalarını kendi alanına sokmak istememiştir. Bu konuda devletlerin ve güç odaklarının himayesi altında olmuşlardır. Ancak zihniyet olarak hiç bir dönemde ulus-devlet kadar katı, bürokratik ulusal duvarlarla karşılaşılmamıştır. Nasıl ki Sovyetler Birliği'nde dışa kapalı ve yüksek duvarlarla çevrili sistem tarihin akışı ve gerçekleri karşısında arızi bir durumduysa, benzer biçimde tüm ulusal devletler de tarih içinde arızi bir konumdadır. Belirli bir etnisiteye dayanan devletler bile tarih içinde bu kadar dar görüşlülük ve geçirgenliği az olan bir konumda olmamışlardır.
ETNİSİTELER DEVLETE KARŞI DİRENDİLER
Feodal dönemde devletler etnisiteyi egemenlik altına almak istediğinde birleşerek konfederasyonlar oluşturup direnirler. Bunu doğuda ve batıda da sıkça görmekteyiz. İtalya, İsviçre, Almanya İspanya ve başka ülkeler, kapitalizmin tam hâkimiyet kurmadığı dönemlerde konfederasyonlara çok fazla şahit olmuştur. Kuzey İtalya konfederasyonu, Almanya'da Ren konfederasyonu, İsviçre'de Gri birlik denen kanton etrafında şekillenen federasyon ve İspanya'nın Kastilya'daki kominarları ve bu dönemde oluşan oluşum siyasi ilişkiler de konfederasyona denk gelir. Almanya ve İtalya'nın en geç merkezi ulus-devlet haline gelmesi de eskiden yaşanılan bu konfederasyonların etkisi vardır.

1789 öncesi Fransa'sı ve Paris'inde de halk tabakaları ve tüccarların içinde olduğu kent genel meclisi bir konfederasyon meclisi gibidir. Kırsal kesimdeki köylüler de bu meclisle konfederal olarak tanımlanabilecek bir ilişki içindedirler. Bu ilişkiler konfederal modelin pratikteki uygulanış biçimleridir. Kırsal kesim çoğu zaman devlet hâkimiyetine karşı direnmiş ve belirli düzeyde bağımsızlığını koruyarak yaşamak istemiştir.

Kapitalizmin iktidar ve ordu gücünü daha da yetkinleştirip, özerk tüm üniteleri ezerek, bastırarak, iradelerini kırmalarına kadar şehirlerde ve kırsal kesimde konfederal eğilim hala güçlüdür.
ULUS DEVLETİN İDEOLOJİK SİLAHI MİLLİYETÇİLİKTİR
Bugün Avrupa Birliği başta olmak üzere ulus-devletlerden vazgeçme yaşanıyor. Böylece halkların ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimi önündeki suni duvarlar yıkılmış oluyor. Avrupa Birliği, Avrupa burjuvazisinin ABD karşısında ayakta kalmasının da alternatifidir. Yakın zamanda uzak doğuda, Latin Amerika'da benzer eğilimlerin artacağını söylemek gerekir. Bilimsel-teknik devrim de, ihtiyaçlar da bunu gerektiriyor. Buna yalnızca burjuvazi değil, halklar da ihtiyaç duyuyor. Küreselleşen şirketler ve kapitalizmin, yine rantçı sermayenin halklar için yarattığı yıkımlar ve olumsuzluklar nedeniyle ulusal devletlerin aşılmasına karşı çıkmak yanlıştır. İngiltere'de Çartist hareketinin kapitalizmin getirdiği acıların suçunu makinelerde görüp saldırması gibi bir şey olur ki, bunun da halklar için, ezilenler için bir yarar getirmeyeceği açıktır. Mücadelenin teorik, pratik araçlarını geliştirmeyenler ve mücadele gücü gösteremeyenler böyle davranabilir. Ancak olumsuzlukları aşmak isteyen devrimciler ve demokratlar gerçeklerden kaçan değil de, onunla etkili mücadele eder bir pozisyon tutturmaya çalışır.

Bakış açısı gerçekçi, tarihi ve bugünü okur biçimde olursa, geleceği halkların çıkarına etkilemek, yönlendirmek mümkün olur. Bu çerçevede ulus-devletlerin aşılmasını ve konfederal eğilimlerin gelişmesini olumlu görmek gerekir. Böylelikle tarihin en zehirli ve insanlığa acı veren milliyetçi ideoloji zayıflar. Milliyetçilik, demokrasinin en temel öğesi olan ötekini anlama, onunla eşit ve yan yana bulunmaya karşı en kötü bir saldırı olmuştur. İnsanlığın taşıdığı komünal demokratik değerler, merkezi ulus-devlet ve onun ideolojik silahı olan milliyetçiliğin ağır saldırıları altında kalmıştır.
3-KONFEDERALİZMDE BELİRLEYİCİ TABANDIR
Konfederal örgütlenmede yer alan her birimin bağımsızlığı önemli düzeyde vardır. Kendi örgütlenme alanlarında kendileri sorumludur. Konfederasyonlar işlevlerine göre örgütlenmelerden oluşacağı gibi coğrafi birimlerin esas alındığı bir ölçekte de oluşabilir.

Ulus devletlerin aşınarak konfederal sürece girmeleri yalnız dışa karşı değil, içerde de demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü eğilimlere ivme kazandıracak bir etkide bulunur. Özellikle milliyetçiliğin komşu halkları birbirine düşürmesi sona ererek, yeni bir zihniyetin gelişmesi hızlanır. Devletlerarası konfederal ilişki dünya genelindeki küresel emperyalizmin kendi etrafında yeni bir merkezileşme yaratmasına karşı da alternatif bir siyasal model haline gelebilir.

Bizim daha fazla üzerinde durmak istediğimiz devletlerin gevşek siyasal ilişkisi olan konfederalizmden çok, halkların, etnisitelerin komünal demokratik değerler temelinde geçmişte kendi içlerinde pratikleştirdikleri konfederalizmin bugün güncel hale getirilmesinin nasıl olacağıdır.
DEMOKRASİ İLE MERKEZİLEŞME TARİHİ
Demokrasi ile merkezileşme tarihi...

Robert Oven, Kroptkin Prodhon gibi ütopik sosyalistler ve her türlü devlet karşıtı olan anarşistler, devlete karşı halkların seçeneği olan konfederasyonları öngörmüşlerdi. Avrupa için de bölgesel federasyonların federasyonu olarak ifade edilen Avrupa konfederasyonunu savunmuşlardı. Bunu da demokratik ve daha özgürlükçü bir toplum yaratmak için en uygun model olarak düşünüyorlardı.

Demokrasi ile merkezileşme tarih içinde hep birbirine zıt olan olgular olmuştur. Demokrasi mücadelesi bir yönüyle merkezi iktidarın sınırlandırılarak çevrenin ve halkın irade ve karar gücünü arttırmaktır. Böyle olması komünal demokratik değerlerin geriletilmesi, bu temelde hiyerarşik sistemin iktidarı merkezileştirip tekeline alması sürecine de uygundur. Merkezileşme ve devletçi toplum, komünal demokratik değerleri gerileterek kendini var etmişse; demokratikleşme de merkezileşme ve devleti gerileterek kendini var edecektir. Dolayısıyla demokrasi mücadelesi ne Atina ile başlamış ne Magna Carta belgesiyle yeni bir başlangıç yapmıştır. Merkezileşmiş devletçi tüm toplumlara karşı mücadele demokrasi mücadelesidir. Dolayısıyla kralların tanrı olmayacağını söyleyen Hz. İbrahim de demokrasi tarihinin önemli bir kilometre taşıdır. Tarih içinde irili ufaklı bu yönlü mücadeleler özü itibarıyla demokrasi mücadelesidir.

Merkeziyetçilik bireyin iradesini kırar

Merkezileşme ve karar gücünün bir yerde toplanması her zaman toplumların ve bireyin iradesini kıran bir nitelik taşır. Dolayısıyla bir yerde demokratikleşme ve demokratik ilişkiler ortaya çıkarılacaksa karar gücünün dağıtılmış, her şeyden önce de, halk tabanına verilmesi ve yayılmış olması gerekir. Bu da yetmez, halkın ve bireyin iradi ve bilinçli katılımına elverecek bir sistem oluşturulması önemlidir.

Sınıflı toplum gücü merkezileştirerek devletçi toplumu ortaya çıkarma ve böylece sömürüsünü gerçekleştirmeyi gerekli kılar. Bu güçlerin demokrasiyi anlama, yorumlama ve uygulama biçimleri de bu ufkun sınırlarında seyreder. Temsili demokrasi pratiği ortaya çıkarmıştır ki halkın kendini güçlü yansıttığı ve çıkarlarını koruyabildiği bir model değildir. Burjuvazi elindeki imkânlarını kullanarak bu temsilcileri etkilemekte ya da onları kendi çıkarlarının çemberi içinde kalmalarını sağlamaktadır. En kötüsü de temsili sistem büyük savaşları ve yıkımları önleyememiştir. Hatta temsilcilerden oluşan parlamento bu yıkımların aracı olmuştur. Dolayısıyla halkın katılımının sürekli olacağı bir sistem ihtiyacı doğdu. Sivil toplum örgütlerinin ikinci dünya savaşı sonrası yaygınlaşması bu ihtiyacın sonucudur. Böylelikle dört yılda bir sandığa gitmeyle sınırlı katılım böylece sürekli hale getirilmeye çalışılmıştır. Ancak sivil toplum örgütlerinin varlığı da mevcut parlamenter sistemde birey ve halkın iradesini geliştirme ve ortaya koyması açısından yetersiz kalmaktadır.
'ÖNCE DEVLET SONRA DEMOKRASİ'
'Önce devlet sonra demokrasi'

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, "Bir Halkı Savunmak" adlı kitabında "devlet çokça işlendiği gibi çok eski ve üst toplumun temel örgütüdür. Demokratik tarzda oluşmaz. Geleneksel ve atamalarla yürütülür. Üst toplum kendi içinde demokrasi uygulayabilir. Buna üst sınıfların demokrasisi de denilebilir. Bu devlet için bir örtü vazifesi görür. Çoğu batı cumhuriyet modelinde olan bu demokrasiler devleti esas alır. Önce devlet sonra demokrasi gelir; devlet olmadan demokrasiyi düşünemezler. Halk demokrasilerinde ise iktidar-devlet hedef edinilmez. Devlet olmayı hedefleyen demokrasi kendi eliyle varlığına son vermiş olur", belirlemesiyle temsili demokrasinin niteliğini de ortaya koymaktadır.

Temsili demokrasi demokratik kültürün geliştiği bugünkü ortamda bile üstte kalmakta, halkın çıkarlarından uzak durmaktadır. Sivil toplumların gelişkin olması da bu niteliği fazla değiştirememektedir.

Yerel yönetimler ve özgür belediyecilik, üstte kalan ve merkeziyetçi devlet modeline benzeyen temsili demokratik modele karşı demokrasiyi tabandan geliştirecek önemli alanlardır. Günümüzde yerel yönetimler demokrasinin gelişmesinde önemli roller oynamaktadır. Ancak bunların da çok yerel kalarak ufku dar bir konumu yaşadıkları sıkça görülen bir durumdur. Merkeziyetçilik demokrasi için bir tehlikeyken, bu darlaşma eğilimi nedeniyle yerelcilikte başka bir tehlike olarak karşımıza çıkmaktadır.
ALTERNATİF ALTTAN ÖRGÜTLENMEDİR
Alternatif alttan örgütlenmedir

Bu gerçekler demokrasiyi yaygınlaştıracak ve derinleştirecek bir modele ihtiyaç göstermektedir. Bu da alttan örgütlenen ve devlet modeline dayanan bir merkezileşme içermeyen demokratik konfederalizmdir. Bu devletlerin değil, toplumsal kesimlerin demokratik örgütlenme modelidir. Toplumsal kesimler kültürel, etnik, dinsel, emekçiler ve başka kesimlerden oluşmaktadır. Bunların her biri kendi içinde örgütlenerek yerel meclislerde yer alırlar. Yapılan ortak işleri koordine eden bir koordinasyon da oluşturulur.

Tabandan bireyin katılımının bilinçli, etkin ve iradeli olması açısından bireylerin sorunlara hakim olacağı ölçülerde birimlerin öz-yönetimlerinin örgütlenmesi de demokratik Konfederalizm için önemlidir. Büyük üniteler, bireylerin sorunlara hakim olamadığı ölçekte olduğundan iradeli ve bilinçli bir katılıma olanak vermemektedir. Dolayısıyla da özgüveni olan sağlıklı, özgür ve demokratik birey ortaya çıkmıyor. Bilinçli katılımın olanaklı hale geldiği daha küçük ölçekli ünitelerde bireyin özgüveni ve ruhsal durumu toplumun demokratikleşmesi ve sağlıklı gelişiminde daha etkili hale gelir. Duyarlı ve sorunlar karşısında kendinden bir şeyler katan bireyler ortaya çıkar. Böyle bir ölçekte demokratik iradesi ve katılımı artan bireyin bilinçlenmesi de gelişerek daha geniş ölçekteki (ülke çapında veya daha evrensel konularda) sorunlar üzerinde de olumlu katkıları olacak tutum gösterebilir. Çünkü yereldeki bu bilinç onun genel bilinçlenmesinde önemli bir temel olur.

Yereldeki bu demokratik örgütlenme ve katılımın dar ufuklu kalmaması açısından Konfederalizm de önemli bir açılım yaptırır. Örneğin, birkaç yerel birim kendi özgünlüklerini ve bağımsız kimliklerini önemli oranda koruyarak bir araya gelip bir konfederasyon oluşturur. Böylece Konfederalizm hem merkeziyetçi, toplumu boğan ve bireyin iradeli katılımını engelleyen sistemi aşarak demokrasiyi tabana yayar hem de yerel dar görüşlülüğü ortadan kaldıran bir işlev görür.

Toplumsal örgütlenmenin konfederal biçimi ve buna dayanan siyasal örgütlenmeler toplumların demokratikleşmesinde ve demokratik reflekslerin gelişmesinde daha etkili rol oynarlar. Bu sistemin her gün yeniden ve yeniden demokratik kültürü derinleştiren ve yaygınlaştıran özelliği vardır.

Kitlelerin siyasete ilgisi azalmıştır

Demokraside fazla iddialı olan Avrupa'da bile kitlelerin siyasete ilgisi azalmıştır. Siyasete karşı bir yabancılaşma yaşanmaktadır. Hatta kitlenin ve toplumun kendisini ilgilendiren kararlara katılımı anlamına da gelen siyaset kötülenir bir konuma düşmüştür. Avrupa'da böyleyse diğer ülkeler de bu durumun daha da kötü olduğunu belirtmek gerekir.

Demokratik konfederal örgütlenme siyasetin bu düzeyde kötülenmesini ortadan kaldırıp, halkın siyasete ilgisini artıracak bir olgudur. Demokratik Konfederalizm toplumu ve bireyin doğrudan muhatap olduğu konuları daha yakından takip edileceği bir örgütlenme biçimi olduğundan toplumun çoğunluğunu örgütleme potansiyeline sahiptir. Aynı zamanda bu modelin bireyleri kararlara katılım ve bu kararları takip etme durumunda olduğundan örgütlenme ve siyasetin canlandığı bir ortamda ortaya çıkarır. Demokrasi ve demokratik kültür, katılım ve örgütlenme ile gerçekleşir ve yaygınlaşır. Dolayısıyla konfederal örgütlenme biçimi katılım ve örgütlenmeyi temsili demokrasiden daha kapsamlı sağladığından gerçek anlamda demokratik toplum yaratma olanağı verir.
'DEMOKRATİK KONFEDERALİZM İLAÇ GİBİDİR'
'Demokratik konfederalizm ilaç gibidir'

Konunun daha iyi anlaşılması açısından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik konfederalizmle ilgili pasajları burada belirtmekte yarar var.

"Bütün bunlar (ortaya konulan demokratik örgütlenme ve sonuçları kastediliyor) sorunların çözümü için bir yol gösterir. Benim sosyalizm anlayışım şu: Reel sosyalizm dâhil, devlete dayanan bir sosyalizm anlayışını doğru bulmuyorum. Benim demokratik konfederalist anlayışım budur. Demokrasiyi geliştirmeden sosyalizm olmaz. Sovyet hegemonyacılığı ile tutmadı. Sovyetler Sümer rahip devleti gibiydi. Çin de öyle. O yüzden ABD karşısında tutunamıyorlar. Ortadoğu'nun mevcut durumu ne üstten ABD'yi, ne de alttan halkı kabul eder. Yönetimler bu arada sıkışmışlardı. Ya kendilerini dönüştürürler, ya da ABD'nin baskısı karşısında ezilirler. Yeni bir milliyetçi dalga nasıl geçmişi kaybettirdiyse, bugünü de kaybettirir. Burada demokratik Konfederalizm ilaç gibidir.
'Milliyetçilik bir yüzyılı kaybettirdi'

ABD milliyetçiliği kışkırtıp, bir yüzyılın kaybına yol açabilir. Milliyetçilik bir yüzyılı kaybettirdi, bu yüzyılında kaybolmaması için demokratik konfederalizmi tabandan örgütlemek gerekir. Bu ana çizgidir. Demokratçılığa dayanan sosyalizm olmalı. Bunun özü daha önce program için açtığım altı maddedir. AB demokratikleşiyor, Türkiye demokratikleşiyor, Kürt hareketi demokratikleşiyor. Yanlış anlaşılmasın Türkiye Konfederalizm olsun demiyorum. Üniter yapısını koruyarak, ama demokratik bir cumhuriyet olsun diyorum. Talabani-Barzani devleti yerine Kürdistan Demokratik Konfederalizmi diyorum. Bu, Türkiye Cumhuriyeti ile dost olmalı. Demokratik Konfederalizm Kürt milliyetçisi değildir. Milliyetçi devletçilikten uzak durulması, demokratik ulusçuluğa önem verilmesi ve AB sürecinin bir sentez olarak algılanması gerekir. Bu temelde halkın seferber olmasını istiyorum.

Ortadoğu ve hatta bütün dünya halkları için geçerli çözüm demokratik konfederalizmdir. Demokratik Konfederalizm devlet olmayan, demokratik ulus örgütlenmesidir. Demokratik konfederasyon azınlık örgütlenmesidir; kültür örgütlenmesi, dini örgütlenme, hatta cins örgütlenmesi ve buna benzer örgütlenmelerdir. Buna demokratik ulus ve kültür örgütlenmesi diyorum. Her köyde demokratik bir komün çıkar. Her kültürel örgütlenmenin ve diğerlerinin tümünün birleştirilmesi konfederasyondur. Çizgi olarak yansıtılmalı. Buna devlet olmayan demokratik konfederasyon diyorum.
KARARLAR ÜSTTEN DEĞİL TABANDAN GELİR
Kararlar üsten değil tabandan gelir

Mevcut temsili demokrasilerde hem sistem hem de onun örgütlenmeleri merkezden aşağıya yönelik bir örgütlenme içindedir. Piramidin en üstünde halk değil siyaset bürokratları ya da profesyonel politikacılar yer almaktadır. Bunlar da halktan kopuktur. Halktan çok devlete ve onun temel dayanağı olan kesimlere duyarlıdır. Konfederal örgütlenmede piramit tersine çevrilmiştir. Örgütlenmenin ve karar gücünün en etkili ve güçlü kesimi tabanıdır. Yine bugünkü gibi yönetimlerin hem karar aldığı hem uyguladığı bir sistem yerine, tabanın ve onun oluşturduğu yerel meclislerin daha güçlü konumda olduğu, yönetim yerine geçen koordinasyonların sadece koordine ve uygulama ile sorumlu oldukları görülür.

Konfederal örgütlenmede yer alan her birimin bağımsızlığı önemli düzeyde vardır. Kendi örgütlenme alanlarından kendileri sorumludur. Konfederasyonlar işlevlerine göre örgütlenmelerden oluşacağı gibi coğrafi birimlerin esas alındığı bir ölçekte de oluşabilir. Her coğrafi (yerel birim) birim kendi içinde işlevleri farklı olan (kültürel, sosyal, ekonomik, siyasal) örgütlenmelerin konfederal örgütlenmesini sağlar. Etnik, kültürel kesimler, kadın, genç ve her türlü sosyal güçler konfederasyon esasına göre kendilerini örgütlerler.

Kürdistan yerel birimlerin içinde yer aldığı dört demokratik konfederal örgütlenme sahası biçiminde ele alınabilir. Yerel meclislerin yanında bölgesel konfederal meclisler de oluşur. Bunlar daha çok yereller arasında koordine, ilişki ve denetim işlevini görürler. Biz bunu bir örnek olarak verdik. Yerel ölçeklerin ve bunun üst örgütlenmesi ve koordinasyonu olan demokratik konfederasyonların nasıl şekilleneceği tartışmalarla ortaya çıkarılır.

Kadın, gençlik ve diğer kesimler kendilerini örgütleyerek, bu konfederasyonların en etkin gücü olabilirler. Bunlar demokrasiyi toplumda etkin kılacak, dinamizm ve ruh kazandıracak önemli güçtürler. Toplumu demokratikleştirmede rol oynayacak, yine bu demokrasiyi zenginleştirip, derinleştirecek tüm kesimlerin örgütlenip, demokratik Konfederalizm içinde yer almaları da önemlidir.
4-'DEMOKRATİK KONFEDERALİZM'

'Demokratik Konfederalizm'
Kürt sorunu Kürdistan'ın diğer parçaları ile konfederal bir ilişki içinde daha köklü çözüme kavuşur. Böylece sınırları değiştirmeden Kürt halkının doğal hakkı olan sosyal, kültürel ve ekonomik ilişki kurma sorunu böylece karşılanmış olur. Dolayısıyla Kürtler bölge ülkelerinin birbiriyle ilişkisini güçlendiren köprü haline gelir.
Kürtler kendi içinde, sınırlara dokunmadan, kendi aralarında Kürt demokratik konfederalizmi kurabilirler. Bütün Kürdistan parçaları, sınırlara dokunmadan, sınırları engel yapmadan, sınırları bir köprü olarak görüp demokratik konfederalizmi geliştirebilirler.

Bunun tarihi örnekleri de var. Daha önce Atina demokrasisi vardı. Sümerlerde de benzer bir örgütlenme vardı. Savunmamda bunları açmıştım. Avrupa konfederalizmi doğuyor. Ortadoğu konfederalizmi de olabilir. Kürtler için de Ortadoğu'da Kürt konfederalizmi uygundur. İsrail ve Filistin kendi aralarında demokratik konfederalizmi oluşturabilirler. 22 Arap devleti, kendi arasında demokrasiyi gözeten demokratik Konfederalizm olabilir. Türkler kendi aralarında Türk demokratik konfederalizmi kurabilir. Bütün Türkleri tek devlet bayrağı altında toplayamazsınız. Çünkü hepsi milli devletlerdir. Ancak kendi aralarında demokratik Konfederalizm olabilir.
KÜRT DEMOKRATİK KONFEDERALİZMİ KURABİLİRLER
'Kürt demokratik konfederalizmi kurabilirler'

Kürtler için de uygundur. Kürtler kendi içinde, sınırlara dokunmadan, kendi aralarında Kürt demokratik konfederalizmi kurabilirler. Bütün Kürdistan parçaları, sınırlara dokunmadan, sınırları engel yapmadan, sınırları bir köprü olarak görüp demokratik konfederalizmi geliştirebilirler. Kürtler kendi aralarında siyasi, kültürel ve politik ilişkiyi sağlarlar. Sınırları yıkmak değil, köprü yapmaktır. Bunun kimseye zararı yoktur. Bu yapılmazsa kan deryasına döner. Kürtler kanlı bir süreçten ancak böyle kurtulabilirler. Kansız Kürt demokrasisi böyle gelişir. Aksi halde Filistin-İsrail benzeri kanlı süreç yaşanır. Bu çözüm Kürt milli devleti etrafındaki boğazlaşmayı önler. Bunun için ulus devletlerin demokrasiye açık olmaları tek şarttır. Kürtlerin demokratik bir ulus olmalarına karışmayacak, uzlaşacak. Bu muazzam kazandırır. Türkiye, İran, Suriye ve hatta Kürt devletçiği de buna engel olmamalıdır".

'Örgütlenme ve demokratik kültür zayıftır'

Kürdistan Özgürlük Hareketi PKK öncülüğünde özgürlük ve demokrasi mücadelesinde kararlı bir halk ortaya çıkardı. Ne var ki bu halkın yeterince örgütlenmediği ve demokratik kültürün derinleştirilemediği de diğer bir gerçektir. Bunun örgütlenme tarzı ve modeliyle ilişkisi vardır. Halkı sorunlara yabancılaştırmayarak bizzat politikanın öznesi haline getiren bir örgütlenme gerçekleştirilemedi. Politika belirleyerek halktan destek isteyen ve uygulamayı da kendisi yapan bir model halkın politikay
KONFEDERALİZM DEMOKRATİK ULUSLAŞMAYI SAĞLAR
'Konfederalizm demokratik uluslaşmayı sağlar'

Demokratik Konfederalizm aynı zamanda demokratik uluslaşmadır. Ulusu pazar etrafında örgütlenen bir birlik ve toplumsal form olarak görmek yanılgıdır. Bu tanımlama burjuvazinin kendini ve ulus devleti meşrulaştırmasıdır. Ne yazık ki sosyalistler de bu tezi esas almışlardır. Hâlbuki etnisite tarihin en özgür ve canlı birimleridir.

Eğer uluslaşma etnisitenin halkların, bireylerin birbirleriyle sıkı ilişki ve ortak çıkarlar etrafında örgütlenmesiyse, toplumun konfederal biçimde genişliğine ve derinliğine tümüyle örgütlenmesi o toplumu demokratik ulus haline getirir. Uluslaşma bu biçimiyle daha kapsamlı ve yoğun hale gelmiş olur. Demokrasiyi, eşitliği, adalet ve imkânlarını paylaşan demokratik ulus haline gelinir.

Demokratik konfederal örgütlenme hem yerel sorunlar (ekonomik, sosyal, kültürel) için örgütlenmeyi derinleştirir; hem de ulusal sorunları milliyetçi olmayan temelde çözme mücadelesi içine girer. Demokratik örgütlenme ve kültürünü geliştiren bir toplum dilinin, kültürünün, kimliğinin yasaklanmasının gelişmesi önüne engel konulmasını kabul etmez. Demokratik örgütlenme ve kültür temelinde uluslaşmış toplumların mücadele gücü ve azmi daha da yüksektir. Bunun için daha önceleri uluslar açısından ilk önce demokratik devrimden söz ederlerdi. Bu demokratik devrim demokratik kültürü ve demokrasiyi geliştiren bir örgütlenme ile daha da derinleştirilirse bu gerçek anlamda demokratik ulus olur. Savunma ve mücadele mekanizması da çok güçlenmiş olur.

Konfederal örgütlenme ulusal kimliği soyut olmaktan çıkarır daha da somut ve herkese mal eder hale getirir. Çünkü demokratik Konfederalizm bireylerin ve yaşanan yerin kendini ulusal kimlik içinde görmesine katkıda bulunur. Kendi yaşam ve kültürünü ulusal kimliğin kopmaz parçası olduğu bilincine varır ve bu değerlere daha bilinçli sahip çıkar.

'Kültür ve duygu bağları güçlendirilir'

Ulusal birliğe ise hiçbir biçimde olmayacak düzeyde güç katar. Köyü, şehri, bölgesi ve bundan yola çıkarak da tüm ulusla organik bağ içinde olur. Kültür ve duygu bağını en somut hale getirir. Tarihte birliği dağıtılmış, kendisi olmaktan uzaklaştırılmış, birbirine yabancılaşmış Kürtler için en iyi ilaç demokratik uluslaşmadır. Demokrasi ve demokratik örgütlenme her bakımdan toplumun yoğunlaşmış halidir. Demokratik örgütlenme ve demokrasi gelişmemişse o toplum dağınık ve yoğunluğu olmayan niteliktedir.
Amaç, program ve izlediği politika doğru olsa bile, örgüt modeli halkı katan, örgütlenmeyi esas alarak tabana dayandıran nitelikte olmazsa, örgütlenme gelişemeyeceği gibi doğal olarak demokratik kültür ve demokrasi de gelişemez.
KENDİ MEŞRU SAVUNMASINI ÖRGÜTLER
Kendi meşru savunmasını örgütler

Demokratik Konfederalizm bu niteliğiyle inkârcılık ve sömürgeciliği boşa çıkaracak bir halk gücü ve örgütlenmesi anlamına gelmektedir. Yaşamın her alanını kapsayan ve cevap veren örgütlenme olduğu için inkârcı, sömürgeci egemenlik ve baskıyı işlemez hale getirir. Devletin kurumlarının gerekli olmadığı alanlarda kendi örgütlenme ve kurumlarını geliştirir. Kürt sorununu ve irade olmasını kendi cephesinden çözen bir düzey ortaya çıkar. İnkârcı politikaları anlamsız hale getirerek demokratik çözüme zorlar. Demokratik konfederalizmin Kürdistan ve Kürt halkı açısından böyle bir rolü de vardır. Tabii ki bunun işlemesi açısından inkârcılığın ve inkârcılığı ayakta tutan zor sistemi ve bunun özel savaş yöntemlerini terk etmesi gerekir. İnkârcılığın bugün olduğu gibi anlamsız hale gelmesine rağmen, eski yöntemlerde ısrarlı olunursa demokratik ulusun en doğal hakkı olan meşru savunma yapması da gündeme girer. Demokratik Konfederalizm bu durumda kendi meşru savunmasını örgütler. Diğer meşru savunma güçlerini de destekler.

Demokratik Konfederalizm Kürdistan'daki bir devletçikle Türkiye devletinin konfederal bir birlik oluşturması değildir. Kürt sorununun çözümünde ön açıcı bir yoldur, denilirken, kast edilen bu değildir. Kürt halkının ekonomik, sosyal, kültürel ve tabii ki siyasal örgütlenmesinde engel oluşturulmasın ve bu temelde şiddete, bastırmaya ve inkâra dayanmayan bir çözüm bulunsun, denilmektedir. Böyle bir çözüm için Kürt halkının örgütlenmesi ve iradesi önemlidir. Ancak sancısız ve acısız olması açısından Türk devletinin inkâr, şiddeti ve imhaya değil demokratik yaklaşıma ve demokrasiye duyarlı hale gelmesi de önemlidir.
KONFEDERAL ÖRGÜTLENMEDE ÖZGÜÇ ESASTIR
'Konfederal örgütlenmede özgüm esastır'

Demokratik Konfederalizm milliyetçilik ya da dış güçlere dayanarak değil, halkın örgütlenmesi ve gücü ile çözümü dayatan potansiyele sahiptir. Milliyetçilik halkı esas almadığından dış güçlere dayanmaya yönelir. Konfederal biçimde örgütlenmiş bir Kürdistan milliyetçiliği silah olarak kullanmadan sorunu çözme gücüne ulaşır. Dolayısıyla dış gücün desteğine ihtiyaç duymaz. Uluslararası demokratik kamuoyu ve onun moral desteği önemlidir ama örgütlü bir halk kendi gücüne dayanarak sorunu çözebilir. Dünya koşulları ve mevcut siyasi konjonktür de böyle bir çözüme uygundur. Bu çözüm devlet olmadan, ona gerek kalmadan Kürt halkının siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak kendini irade yapması ve bu alanlarda özgürlüğünü yaşamasıdır.

Milliyetçilik her zaman halkın demokrasi bilinci ve demokratik örgütlenme eksikliği üzerinde kendini örgütler. Bir halk örgütlenmesine dayanarak değil, egemen sınıfların kendine yakın kesimleri örgütlemesine dayanarak kendisini var eder. Halkın örgütlenmesinin zayıf olduğu zaman kendi örgütlenmesini etkin kılar ve toplum üzerinde hakim olur. Çünkü halkın tek güç kaynağı örgütlenmesidir. Bunu da en iyi biçimde demokratik federal örgütlenme temelinde yapar.

Kendisini demokratik federalizm temelinde örgütleyen bir halk iktidar zihniyetine dayanan milliyetçiliğe, iktidar ve devlete ihtiyaç duyulmadan Kürt sorununun demokratik çözümünü hedefler. Demokratik konfederal örgütlenmesinde derinleştirdiği demokratik kültür ve örgütlenmesiyle komşu halklarla kardeşçe yaşamasını bilir ve bu yaşamı bu halklara da öğretir. Özcesi demokratik konfederal bir örgütlenme ile özgür Kürdistan'ı yaratmak, Kürt sorununu milliyetçilik ve devlet özlemleri duymadan çözüme götürme gücü ve mücadelesi demektir.

Kürt sorunu Kürdistan'ın diğer parçaları ile konfederal bir ilişki içinde daha köklü çözüme kavuşur. Böylece sınırları değiştirmeden Kürt halkının doğal hakkı olan sosyal, kültürel ve ekonomik ilişki kurma sorunu böylece karşılanmış olur. Dolayısıyla Kürtler bölge ülkelerinin birbiriyle ilişkisini güçlendiren köprü haline gelir. En önemlisi de demokratik birikimi ile tüm Ortadoğu'nun demokratikleşmesinde etkin rol oynarlar. Ortadoğu'da demokratik konfederalizmin temeli haline de gelirler.

'Bölge ülkelerini de zorlamaz'

Çağımızın genel eğilimi ulus devletlerin aşınmasıyken, Kürtler böyle bir konfederal ilişkiyle Ortadoğu'da çatışma değil, barış köprüsü rolü oynayarak, 21. yüzyıla damgalarını vurabilirler. Zaten 20. yüzyılda Ortadoğu'da hangi halk demokraside öncü ve etkin olursa, 21. yüzyıl Ortadoğu'da onun yükselişine tanıklık edecektir. Tarih, demokratik halk gücü oluşturanlara yürü ve rolünü oyna diyecektir.

Kürtler kendi aralarında bir konfederal ilişki içinde olursa, bu model Kürtlerin siyasal ufkunu ve sorunlara çözüm bulma yaratıcılığını arttırır. Bu niteliğiyle bölge ülkelerinin sorunlarının çözümüne de her bakımdan katkı sunar.

Konfederal bir ilişki bölge ülkelerinin de zararına olmaz. Tabii ki şuandaki milliyetçi ve inkârcı tutumlar bu tür ilişkiden korku duymaktadır. Ne var ki bu ilişki hem Kürtlerin hem bölge ülkelerinin ortak çıkarınadır. Tüm halkların çıkarına olan tek çözüm de budur. Kürtler için de en doğru ve geliştirici olan da böyle bir konfederalizmi işler hale getirmek olacaktır.
'KONFEDERASYON ORTADOĞU İÇİN BİR İHTİYAÇTIR'
'Konfederasyon Ortadoğu için bir ihtiyaçtır'

Şu anda Kongra Gel böyle bir konfederasyonun alt yapısını ve zihniyetini hazırlamaktadır. Tüm parçalar özgür ve demokratik bir ortamda böyle bir ilişkiyi sağlamak için güçlerini birleştiriyor ve tüm parçalar için moral, güç ve mücadele enerjisi ortaya çıkarıyorlar.

Dünyada sınırlar aşılıyor. Ülkeler de dünyadaki gelişmelere ayak uydurmak ve güç olmak için komşu halklarla birçok konuda ilişki geliştiriyor. Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda konfederasyonlar oluşuyor. Bu gelişmeler zorunluluktan çok ihtiyaç ve daha iyi ekonomik, sosyal ve kültürel yaşama ulaşmak için gerçekleştiriliyor.

Böyle ilişkilere ve demokratik konfederasyona en fazla da Ortadoğu'nun ihtiyacı var. Bölgede bin yıllardır bir arada yaşayan ama düşman haline getirilen halklar gerçeği var. Bu halklardan kaynaklanan bir sonuç değildir. Daha fazla da batı kaynaklı milliyetçilik ve ulus devlet yapılanması bu durumu ortaya çıkarmıştır. Ekonomik, sosyal ve kültürel gerilikler de bu nedenledir. Dolayısıyla Ortadoğu'daki bütün hastalıklar için ilaç, demokratik konfederasyondur.

Ortadoğu tarihsel olarak birbirini bütünleyen bir coğrafyadır. Katı sınırlar onun gücünü yüreğini, beynini, duygularını parçalamaktır. Geçmişini, güç kaynaklarını parçalamaktır. İnsanlık ve uygarlık yaratan coğrafyayı çok katı sınırlara bölmek harakiri yapmaktır. Bunun hiçbir halka yararı olmaz. Bölge zaten tarih boyunca doğal bir federasyondur. Coğrafyası ikiye bölündüğü tarihler olmuştur. Ancak üçe, beşe, ona bölündüğü görülmemektedir.

Ortadoğu'da her şeyden önce milliyetçiliği zayıflatacak kıracak bir adım gereklidir. Bu da demokratik konfederalizmdir. Böyle bir siyasi organizasyon gerçekleşirse milliyetçilik yerine dayanışma gelişecek, Ortadoğu'nun tarihi değişecektir. Eğer Konfederalizm gerçekleşirse bu kısa sürede Avrupa Birliği gibi bir organizasyona dönüşür. Belki bugün federasyon zordur. Çünkü mevcut önyargılar şimdi buna imkân vermiyor. Ancak belirli bir ilişki düzeyi yakalanırsa tüm ülkeler ilişkinin daha da geliştirilmesini isteyemeye yönelecektir. Çünkü Ortadoğu halklarının ortak yanları çoktur.

Birinci ve ikinci dünya savaşını yaşayan ülkeler birlik kurabiliyorsa, bir başlangıç yapıldığında böyle bir şey burada daha kolay gelişir.
'ÇOK ÇARPICI BİR UYGARLIK HAMLESİ ORTAYA ÇIKAR'
'Çok çarpıcı bir uygarlık hamlesi ortaya çıkar'

Ortadoğu'da bunlar olmaz, demokratikleşme gelişmez düşüncesi dış güçlerin, batının empoze ettiği ve bizim de düşüncesizce kabul ettiğimiz bir varsayımdır. Ya da gerici, otoriter ve kabuk hale gelmiş iktidarlara bakarak böyle bir değerlendirme yapmak doğru değildir. Yakın bir gelecekte tabanda ve tavanda neden birlik kurmuyoruz, eğilimi tüm ülkelerde gelişecektir. Dış güçlerden bunu engellemeye çalışanlar olsa da yaşamın öğrettikleri aklıyla düşünenleri bu noktaya getirecektir.

Ortadoğu'da büyük coğrafya bütünlüğü sağlayanlar ve çağa ayak uyduranlar her zaman büyük güç olmuşlardır. Eğer emperyalist ve sömürgeci emeller beslemeden bir birlik ortaya çıkarsa bu birlik dünyada yeni bir ekonomik, siyasi ve kültürel güç olacaktır. Ortadoğu'da gerçekleştirilecek böyle bir organizasyon eğer yerelde halkın güç olacağı ve katılım göstereceği diyalektik birliği yakalayabilirse, yani tüm Ortadoğu'da halkı güç yapan demokratik federalizm yaygınlaştırılırsa, çok çarpıcı bir uygarlık hamlesi ortaya çıkacaktır.

Ortadoğu'da komünal demokratik değerler güçlüdür. Bu değerler özgürlük ve eşitliğe önemli bir zemindir. Dikkat edilirse bilinen eski tüm toplumcu hareketler bu coğrafyada çıkmıştır. Tek tanrılı dinler zaten toplumcudur. Çıkışları özgürlükçüdür, eşitlikçi ve adalet istemektedirler. Eğer bireysel özgürlükler bu toplumculukla dengeli hale gelirse, Ortadoğu demokrasinin komünal ve eşitlikçi değerler üzerine oturduğu güçlü ve çekici bir coğrafya haline gelir. Avrupa'daki çıkarcı, bencil ve nalıncı keseri gibi daha çok üst toplumun çıkarına yontan bir demokrasiye gerçek anlamda alternatif ve sentez olan halkın demokrasisi ortaya çıkarılır.

Ortadoğu'da çıkarcılık Avrupa kadar güçlü değildir. Öyle çok fazla rekabet edecek bir konumları da yoktur. Dolayısıyla bir konfederasyon kurmayı engelleyecek etkenler düşünüldüğü ya da söylenildiği gibi fazla değildir.

Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi böyle bir konfederasyonun Türkiyesiz olmasını gerektirmez. Siyaset bir çözüm yolu bulur. Hatta Avrupa Birliğine alınmak istense bile Türkiye ile böyle bir konfederasyon ilişkisi için özel bir formül bulunması Avrupa'nın da işine gelir.

'ABD'ye bağlı bir coğrafya yaratmak zordur'

Böyle bir proje Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'ne alternatif mi olacaktır? ABD'nin kendine bağlı böyle bir proje gerçekleştirmesi zordur. ABD'ye bağlı böyle bir coğrafya yaratmaya çalışmak boştur. Eğer ABD ile kavgalı olmayacak, demokratik ve özgürlükçü bir Ortadoğu kastediliyorsa, bu zaten Ortadoğu halklarının da isteğidir. Yakın bir zamanda böyle bir Ortadoğu da gerçekleşecektir. ABD müdahalesi ve başka etkenler de böyle bir süreci hızlandırma rolü oynayabilir. Zaten ABD'nin müdahalesi demokratik güçlerin ve halkların daha fazla sorgulayıcı yaklaşmasını beraberinde getirmiştir. Demokratikleşmeye ve özgürlüğe ihtiyacı halklar da derinden duymaktadır. Ancak bunun yanında ABD'ye tepki de gelişmektedir. Dolayısıyla doğal olarak ABD'nin istediği bir Ortadoğu projesinin değil de halkların daha çabuk benimseyeceği demokratik Ortadoğu konfederasyonunun gerçekleşme şansı yüksektir.
DEMOKRASİ HERKESİN KAPISINA DAYANMIŞTIR
Demokrasi herkesin kapısına dayanmıştır

Demokrasi Türkiye dâhil tüm Ortadoğu halklarının kapısına dayanmıştır. Başta Kürt halkı olmak üzere halkların mücadelesi demokrasinin gelişmesinin zeminini önemli oranda yaratmıştır. Artık mevcut iktidarlar yalnız dış güçlerle çatışma içinde değil, bundan daha fazla da kendi halkı tarafından kabul edilmeyen bir durumdadır. Dolayısıyla demokrasiden artık kaçınılamaz. Eğer dogmatizm ve kabuk bağlayan iktidarlar aşılırsa bu coğrafyada demokrasinin gelişmesinin kaynakları fazlasıyla vardır.

Ülkelerin demokratik bir konfederasyon örgütlenmesine gitmesi hepsinin çıkarınadır. Bu organizasyon tabii ki ancak Kürtlerin özgür olduğu ortamda uygulanabilir. Özgür Kürdistan sınırların değişmesini gerektirmiyor. Federasyonu bile gerektirmiyor. Yukarıda izah ettiğimiz biçimde inkârcı ve imhacı yaklaşım terk edilir ve Kürtler kendilerini tamamen örgütleme özgürlüğü kazanırsa, demokratik Türkiye özgür Kürdistan gerçekleşir. Bu diğer Kürdistan parçalarında da benzer gelişme anlamına gelir. Bu sorunu çözen ülkeler demokratik konfederal bir siyasi birlik kazanabilirler.

Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyası farklı etnik ve dinsel topluluklar nedeniyle de toplumların konfederal örgütlenmesi demokratikleşmeyi derinleştirme ve yaymanın en doğru ve kısa yoludur. Bütün sol ve demokratik güçler böyle bir projeyi geleceği kazanma projesi olarak ortaya konmalı ve pratikleştirilmelidir.

BİTTİ


 
 Respond to this message   
Current Topic - Politika'da yeri olmayanlar
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2010

rss