|
İslam Dünyasını Konuşmak
İslam Dünyası kavramı ve bu kavramın ifade ettiği coğrafi sınırların çok ciddi şekilde tartışılmasından yanayım. Bir zamanlar Fas’tan Endonezya’ya batı-doğu hattını, Karadeniz Havza’sından Sahra Çöllerine kuzey-güney hattını oluşturduğu ve haritalarda yeşil kuşak olarak adlandırılan ve adına İslam Dünyası denilen bölge müslümanların yoğun olarak yaşadığı alan olarak tanımlanırdı. Bu alanın dışında ise müslüman nüfusun ya hiç bulunmadığı yada önemsiz koloni veya diaspora tarzında bulundukları ve bu önemsiz azınlıkların yaşadıkları bölgelerin sosyal, ekonomik, politik , kültürel hayatında hiçbir etkilerinin olmadığı varsayılırdı.
Bu yok sayma veya önemsiz kabul etme politikalarını besleyen belki de en önemli şey, Müslümanların gerçek nüfus sayımlarının henüz yapılmaması veya bilinçli politikalarla mevcut nüfusun az gösterilmesidir.
21. yüzyılda bile yoğun şekilde yaşanan işgal hareketleri, hegamonik güçlerin İslam toprakları üzerindeki hesaplaşmaları ve bunun sonucu yaşanan trajik soykırımlar, sürgünler ve nüfus planlama politikalarına rağmen en hızlı yayılan dinin İslam olması dikkat çekicidir.
İslam, artık sadece Akdeniz havzası, Ortadoğu ve Güneydoğu Asya’da değil orta ve Güney Amerika kıtasında , AB üyesi ülkelerde, bağımsızlığına henüz kavuşmuş olan orta ve doğu Avrupa ülkelerinde hesaplamaların çok üstünde bir yayılma hızına sahiptir.
İslam coğrafyasının merkez ülkelerinde askeri işgaller ve sonrası kazanılan ve fakat işgalci güçlerce işbaşına getirilmiş despot yönetimler eliyle uygulanan kültürel ve sosyal politikalara rağmen güçlenen sivil muhalefetin önüne geçilememiş, bu sivil hareketler sadece siyasi bir tepkisel muhalefet olmaktan çıkarak devlet güçlerince ifa edilmeyen eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi pek çok hizmeti sivil halka sunarak adeta devlet içinde devlet konumuna yükselmiş, halkın güvenini kazanmışlardır.
Latin Amerika ülkelerinden Arjantin’de bir milyon, Brezilya’da 750 bin kadar Müslüman nüfus yaşamakta bu ülkelerin iç siyasetinde ve ekonomi yönetiminde bakanlık dahil önemli roller üstlenmekte, Müslüman nüfusun yoğun olduğu Surinam, Guyana , Trinidad ve Tobago gibi ülkelerde Müslümanlar belirleyici unsur olarak kabul edilmekte, bu ülkeler İKÖ’ de gözlemci üye sıfatıyla temsil edilmekte, Ekvador, Belize gibi ülkelerde ise zaman zaman Müslüman kimliğe sahip liderler, devlet ve hükümet başkanı olarak seçilmektedir.
Örneğin orta Amerika’nın küçük ülkesi Belize’nin başbakanı Said Musa isimli saygın bir Müslümandır.
Müslüman dünyanın ağıt yakmaktan ve 1493 tarihindeki yıkımdan sonra İslam’ın tüm izlerinin silindiğini ifade etmekten başka bir şey yapmadığı Endülüs Federal Bölgesinde resmi İspanyol kökenli Müslüman sayısı 500 bini aşmakta, son yüzyılda ve yakın geçmişte yaşanan trajik soykırım ve asimilasyon politikalarına rağmen Balkanlarda Avrupa’nın yerli Müslüman halkları onurlu biçimde varlıklarını ve buralardan bir yerlere asla gitmeyeceklerini ispatlamakta, Çin işgali altındaki Uygur Müslümanları tüm dezenformasyon çabalarına rağmen dünya kamuoyunun dikkatini bölgeye çekecek ölçüde bağımsızlık hareketine hız vermektedirler.
Bu yazımızda kısaca temas ettiğimiz İslam coğrafyasını ve Müslümanların halihazırdaki durumlarını değişik yönlerden ele almak, ülke ve bölge analizleri yapmak, sorunları ifade etmekle kalmayıp çözüm önerileri üzerinde de durmak suretiyle okuyucuyla bir ufuk turuna çıkmak istiyoruz. Acaba birbirimizin farkında mıyız, ne dersiniz? |