Bireyi asıl atomize edenler kolektivist teoriler ve sistemlerdir. Bu çürütülmüş argümanı hâlâ sahiplenenler siyaset felsefesindeki son tartışmalardan galiba habersizdir.
İki kutuplu dünyada insanların, bilhassa aydınların, kendilerine bir ideolojik pozisyon belirlemesi hayli kolaydı. Bir sosyalistler, bir de diğerleri vardı. Sosyalizm neredeyse bütün ülkelerde her entelektüelin gönlünde yatan aslandı. Sosyalist sistemlerin açık başarısızlığı ve akıl almaz vahşeti, ideoloji tercihini bir bilgi ve tecrübe meselesi değil, bir iman meselesi hâline getiren aydınların kafa gözünü de kalp gözünü de açmaya yetmedi. Onlar, kolektivizmin en asil ve en vahşi türü olan sosyalizmi canla başla savunmaya ve sosyalist fikirleri ülkelerinin en ücra köşelerine kadar yaymaya devam ettiler. Bu, ana sosyalist model Sovyetler Birliği’nin iniltiyle çöküşüne kadar sürdü. Sosyalist siyasî ve iktisadî teşkilâtlanma modelinin hem mutlak anlamda hem de (muarızlarına, özellikle liberal siyasî ve iktisadî teşkilâtlanma tarzına karşı) nisbî başarısızlığı sosyalist veya sosyalizmden beslenmiş entelektüellerin çoğunu başarısızlık üzerinde düşünme ve ondan dersler çıkarma yerine ya geçmişe sünger çekmeye veya eski sosyalist tezleri cilalayan yeni entelektüel atraksiyonlar geliştirmeye itti. Süngerciler, reel-ideal sosyalizm ayrımına giderek başarısızlığın aslında başarı teşkil ettiği veya asıl başarısızlığın sosyalizme değil, liberalizme ait olduğu yollu illüzyonlar üretmeye giriştiler. İkinciler ise, sosyalist geleneğin ya tam içinde kalarak veya onun yörüngesinde dolanarak yeni kavramlar ve teorilerle sosyalist tezleri savunmaya daldılar.
Demokrasi sizin zannettiğiniz şey değil
1990’larda, bu çerçevede, öne çıkan bir akım komüniteryenizmdi. Komüniteryenler iki ana gruba ayrılmaktaydı. Birinci grup, A. Etzioni gibi isimler tarafından formüle edilen, yumuşak komüniteryenizmdi. Bunlar, liberal kapitalizmi ve liberal demokrasiyi tümüyle reddetmek yerine onda bazı kısmî tadilatlar talep etmekteydi. Bunun sebebi, liberal kapitalizmin, bireyleri, sosyal ortamdan kopartılmış varlıklar olarak muameleye tâbi tuttuğuna ve bu yüzden sosyal dokuyu tahrip ettiğine inanmalarıydı. Komüniteryenizmin ikinci ve Charles Taylor gibi isimlerce geliştirilen ve daha sert olan türü de özünde muhafazakârların eleştirilerini tekrarlıyordu. Ama, bunların düşünce çizgilerinin nihai sonucu liberal kapitalizmin ıslahını veya yenilenmesini değil ortadan kaldırılmasını gerektirmekteydi. Bir ara tozu dumana katan bu komüniteryen akımlar yeni beşerî yapılanma ve siyaset tarzları geliştirmede gürültüleri ile ters oranda başarı sağlayabildiler. Söyledikleri hiçbir şey, liberal kapitalizme ve liberal demokrasiye yönelik kısmî tespit ve eleştiriler olmanın ötesine geçemedi.
Sosyalizme bulanmış bir komüniteryenizm kimi aydınların düşünce dünyasında hâlâ merkezî noktayı oluşturmaktadır. Bu aydınlar, nedense, liberalizme veryansın ederken, insanlığa kan kusturan 20. yüzyıl kollektivizminin sosyalist türünün eleştirilmesinden pek hazzetmemektedir. Bu tür eleştirileri yapanları da faşizme ve merkeziyetçiliğe kaymakla itham etmektedir. Oysa, faşizme asıl kolayca kayan çizginin sosyalizm ve sosyalizmle faşizmin kollektivist kardeşler olduğu pek çok tarihî tecrübeyle sabittir. Türkiye’dekileri bir kenara bırakalım, Miloseviç gibilerinin serüveni bu gerçeğin kavranmasını sağlamaya yeter herhâlde.
Sosyalizm-komüniteryenizm kırması bir fikir dünyasında gezinen bazı yazarlar, gerçeğin tekeli kendi ellerindeymiş gibi, gazete köşelerinde geliştirdiklerini vehmettikleri “büyük” tezleri iğneleyenlere, samimi bir tartışma yapma heyecanıyla değil, öfke ve nefretle saldırmaktadır. Bu öfke ve nefret akıllarını giderdiğinden, yazılarında hem yığınla çelişki ortaya çıkmakta hem de nezaket kuralları aşılmaktadır. Varsın olsun, kötü söz sahibine aittir. Liberaller diyaloğa, açık sözlülüğe, müzakereye inanır. O yüzden, ben, kabalığa kabalıkla cevap vermek yerine, bazı bilinen gerçekleri belki bu sefer anlaşılır umuduyla bir kere daha tekrar edeyim.
Demokrasi bir ideoloji, bir hayat tarzı, insanî gelişimin son durağı ve beşerî ilişkilerin her alanda geçerli tek, yegâne, en iyi yöntemi değildir. Sadece demokrasi değil, liberalizm dâhil, hiçbir şey, hiçbir sistem, ideoloji vs. bu özelliklere sahip olamaz. Bu hakikati kavramaya, demokrasinin bir ideoloji olmadığını kabul etmekle başlamak sevindirici bir ilerlemedir. Demokrasiyle ideoloji arasındaki ilişkiyi kavramada mesafe kaydedilmesi de sevindiricidir. Liberalizm ve demokrasi paralel biçimde gelişmiştir ve bu beraberlikten daha çok kazanç sağlayan demokrasi olmuştur. Liberalizm demokrasinin yetiştiği münbit zemini teşkil eder. İlliberal demokrasiler, demokrasi adını kullansalar bile, demokrasinin fonksiyonlarını ifa edemezler. Liberalizmsiz demokrasi, olsa olsa, evet, diktatörlük olur. Liberalizm kelimesinden çok nefret ediliyorsa, şöyle diyelim: İktidarın sınırlı olması ve yönetilenlere hesap vermesi, insan haklarına saygı göstermesi, önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde işlemesi, parçalanması ve bir kontrol ve denge sistemine yerleştirilmesi peşinden koşulması gereken, insanlığa yararlı idealler ve pratiklerse, gidilmesi gereken adres, liberalizmdir. Laf kalabalığına gerek yok, bunların başka bir adresini bilen varsa, söylesin, öğrenelim ve oraya başvuralım. Liberaller için demokrasi, barış içinde, beraber yaşama araçlarından biridir. Ama, tek araç değildir. Bu hâliyle liberal demokrasi sahip olmamız gereken iyi bir şeydir. Otoriter veya totaliter bir yönetim yerine, elbette, demokrasiyi, tercih etmeliyiz. İnsanların ve insan gruplarının birbirleriyle konuşması, müzakere etmesi, paylaşması, ortak problemleri beraber çözmeye çalışması iyi bir şeydir. Ama, liberal çizgi her problemin ortak problem hâline getirilerek özel alanın daraltılmasından haklı olarak korkar; çünkü bu, otoriteryenizme vücut verebilir. Ayrıca, demokratik yol ve yöntemler her zaman herkesin kabul ettiği bir çözüme ulaşmamızı sağlayamayabilir. Siyasal teoride Arrow teoremi denilen itibarlı yaklaşım bunu ispat etmektedir. Demokrasi, aşırı anlamlar ve taleplerle yüklenirse ya patlar ya da demokrasi olmaktan çıkar. O yüzden, demokrasiden vazgeçmek ne kadar abesse, demokrasiyi abartmak ve insanî varoluşu onunla özdeşleştirmek de o kadar abestir.
Bireyden niye korkuluyor?
Liberallerin atomize edilmiş birey tiplemesinden hareket ettiği yolundaki muhafazakâr-faşist-sosyalist-komüniteryen argümana siyaset felsefesinde çoktan gerekli cevaplar verilmiştir. Bireyi asıl atomize edenler kollektivist teoriler ve sistemlerdir. Bu çürütülmüş argümanı hâlâ sahiplenenler siyaset felsefesindeki son tartışmalardan galiba habersizdir. Ben, burada geniş felsefi tartışmalara girme imkânı bulamadığımdan, genelde siyasi sistem, özelde demokrasi tartışmalarında bireyin niye esas birim kabul edilmesi gerektiğiyle ilgili bazı şeyler söyleyebilirim. Bir demokrasi temel beşerî siyasî birim olarak bireyden hareket etmek zorundadır. Elbette demokratik sistemde gruplaşmalar, grup kimlikleri ve grup davranışları olacaktır, bu yüzden; demokrasi teori ve pratiği bireyle sınırlı kalmaz, kalamaz, ama bireyi bir gerçeklik olarak görmekten de ayrılamaz. Bu husus, liberal demokrasilerde, tek ve eşit genel oy ilkesinde ve insan haklarının esas öznesinin insan olmasında yansır. Bireyler, şüphesiz, aileden başlayarak dışarıya doğru genişleyen sosyal ortamlarda yaşarlar, fakat, bu, onların değil de, meselâ, grupların-cemaatlerin esas siyasî ontolojik özne olduğu anlamına gelmez. Liberal demokrasiler grupların varlığını da meşru ve gerekli kabul etmesine rağmen, bireyle grup arasında bir hak çatışması olduğunda, özellikle korunması gereken, bireydir. Yoksa, demokrasi denilen şey bir cemaatler mozaiğine dönüşür. Bazı durumlarda, ki bunlar insanî yaşayışta çok ender karşılaşılan durumlar değildir, grup kimliği bireyleri boğucu bir hâl alabilir. Bireyin demokrasi açısından önemini ve yerini anlamayan komüniteryenler demokrasiyi bir gruplar-cemaatler federasyonu sanmaktadır. Son sözüm şudur: Liberalizm, her derdin devası ve her insanî varoluşun-yaşayışın tek yolu değildir. Ama, liberalizmi reddetmek, insanın bilgi ve tecrübe birikiminin önemli bir bölümünü reddetmek anlamına gelir. Bunu yapmak kolay değildir. Nitekim, liberallere ve liberalizme yerli yersiz saldıranların yazıp söylediklerindeki işe yarar her şeyi bir şekilde liberalizmden aldıkları gözden kaçmamaktadır.
01.10.2005
http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&trh=20051011&hn=215158