...:::FOR YOUR SUGGESTIONS "epostaadresi@yahoo.com" MUSTAFA ÖZKAYA:::...
 

 RETURN TO MAINPAGE / ANASAYFAYA DÖN  

Türkiye müzakere sürecinde etkili bir aktöre dönüşebilir

October 11 2005 at 12:23 PM
Score 2.0 (1 person)

By ÖZDEM SANBERK  (Login perspektif)
Forum Owner

 

ÖZDEM SANBERK

11.10.2005  SALI


Türkiye müzakere sürecinde etkili bir aktöre dönüşebilir

Değişim dinamikleri, tüm sancılara rağmen hükmünü icra etmekte. Siyasi alanda kurumsal dengeler yeniden kurulmakta. TBMM, muhalefetiyle, iktidarıyla Türk dış politikasında ve iç siyasi gelişmelerde büyük bir nüfuz kazanmakta.

1 Mart tezkeresi ve geçen dönemden beri başlayan reform yasaları bu saygınlığın en bariz kanıtları. Ordu siyasetin dışında. Sivil toplum, mesleki kuruluşlar, düşünce merkezleri ve bireyler, yurttaşlık sorumluluklarının bilincine varmakta. Etnik terör kitlelerin laneti ile dışlanmakta, toplumun tüm katmanları bu teröre karşı kenetlenmekte.

Türkiye’nin ticaret hacmi 140-150 milyar dolarlara ulaşıyor. Ekonomi büyürken, enflasyon tek haneli düzeylerde seyretmekte. Bir hayal gibi görünen Bakü-Ceyhan boru hattından petrol akmaya başlıyor, Mavi Akım gerçekleşti. Türkiye, Doğu-Batı, Kuzey-Güney enerji nakil hatlarının odağı haline gelmekte. On yıllardır geciken özelleştirmelerden elde edilen gelirler 2005 yılında 20 milyar dolarlara varmakta. Şehirleşme, tüm çarpıklığına ve yarattığı tüm ekonomik, sosyal ve kültürel dengesizliklere rağmen ticareti, eğitimi ve entegrasyonu teşvik etmekte. Orta sınıf bilinçleniyor ve yaygınlaşıyor. Temel hak ve özgürlüklere dayalı ve birey odaklı demokrasi anlayışı kök salmakta. Bu gelişmelerin yarattığı dinamiklerin Türkiye’nin yeniden otoriter rejimlere geri dönmesine olanak vermeyeceği, ancak süratle oluşan bu değişim dinamiklerinin yönetilmesinin de kolay olmayacağı açık.

Yasal uyuma devam zarureti ve milliyetçilik

AB müzakere süreci muhakkak ki bu dinamiklerin yönetilmesinin bir parçası olacak. Ancak bu sürecin sürdürülebilir olması ve açılan başlıkların çok fazla gecikmeden kapatılması birkaç koşulun gerçekleşmesine bağlı. Bunların ilkini Türkiye’nin, yasal düzenini Avrupa Birliği normlarına, yani modernitenin gereklerine uyarlamaya devam etmesi ve çıkardığı ve çıkaracağı yeni yasaları kanun hakimiyeti (law enforcement) temelinde etkin bir şekilde uygulaması zarureti oluşturuyor. Muhakkak ki mali disipline devam da bu koşullar arasında.

Ama belki de bunlardan da önemlisi, Türk milliyetçiliğinin, Atatürk’ün evrensellik mesajı doğrultusunda, dışa açık ve çağdaş uygarlığı yakalama ve onu geçme hedefi yönünde gelişmesi ve kendini, ulusüstü yapılanmalarını gereklerine uyarlama kapasitesini gösterebilmesi ve etnik, kültürel ve coğrafi yalnızlık içine hapsetmemesi temel bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmakta. Çünkü müzakere sürecinin beraberinde getireceği radikal değişimin yaratacağı sarsıntıların ve sancıların üstesinden gelinebilmesi ancak Türk toplumunun gönüllü iradesi ile oluşacak milli bir konsensüs ile mümkün olabilecek. Bu konsensüsün ise Cumhuriyet’in temel ilkelerine dayanması ve çağdaş Türk milliyetçiliğinin onayını alması zorunlu. Bu zorunluluk yerine getirilmeden geliştirilecek politikaların kitlelerce dayatma olarak algılanması mukadder olacağından, bunun doğuracağı gerginliklerin müzakere sürecini olumsuz etkilemesi hatta akamete uğratması kaçınılmaz olacak. Dolayısıyla TBMM’ye tüm siyasi partilerimize ve sivil topluma büyük sorumluluklar düşeceği şüphesiz görünüyor. Bu sorumlulukların yerine getirilebilmesinin ilk koşulu ise, Avrupa Birliği’nin ne olup ne olmadığının, üyeliğimizin ne anlama geldiğinin ve tam üyelik hedefini ıskalamamızın maliyetinin neler olacağının iyi anlaşılmasından geçmekte.

Avrupa Birliği nedir?

Avrupa Birliği bir değerler manzumesidir; ama gündelik hayatta yoğunlaştığı konular, değerlerden ibaret değildir. Tam tersine, işyerlerinde yangına karşı alınacak güvenlik tedbirleri, hijyen standartları, mezbahalarda kesim standartları, tüketiciyi koruma önlemleri gibi, her birimizi yakından ilgilendiren somut şeylerdir. Ayrıca şunu da gözden uzak tutmayalım. Bugün için Avrupa’nın, tüm üyelerce üzerinde mutabık kalınan ortak bir kültürü veya ortak bir kimliği yok. Anımsanacağı gibi Hıristiyanlık kavramının AB Anayasası’na yazılması mümkün olmadı. Şimdilik böyle bir ortak kimliğin sadece hayalleri var. Türkiye’yi reddedenler ise hayal ettikleri bu kimliği, yine hayal ettikleri bir Türkiye imajının tahrip edeceğini düşünüyorlar. Bir AB kültürünün ve bir AB kimliğinin, belki ileriki on yıllarda oluşması mümkün. Ama bu kimliğin oluşmasına Türkiye ve Avrupa’da yaşayan 15-20 milyon Müslüman nüfus katkıda bulunacak. O zaman da Avrupa kimliği bir Musevi-Hıristiyan (Judeo-Christian) kimliklerden ibaret olmayacak. AB’de Türkiye karşıtı cephenin kâbuslarından biri de bu.

AB bugünkü hali ile birbirinden tamamen farklı ülkelerin, bu farklılıklarını kıskançlıkla koruyarak oluşturdukları bir Birlik. Her bir üyenin ayrı bir tarihi geçmişi, ayrı kültürel manzarası, ayrı özellikleri var. Bu ülkeler gönüllü iradeleri ve özgür tercihleri ile bazı politikaları uygulamak için bazı yetkilerini muhafaza edip, bazı yetkilerini paylaşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyorlar. Yoksa AB bir kültürel blok değil. Bir ekonomik ve parasal blok da değil (tek para ve tek merkez bankasını hepsi kabul etmiyor), bir askeri blok hiç değil, bir siyasi blok da değil (dış politikada egemenlik paylaşımı yok). AB şimdilik belki sadece kurumsal bir bloktan ibaret bir Birlik. Bu kurumların işleyişiyle belki ileride, muhtemelen Türkiye’yle de birlikte, yukarıda saydığımız bloklara doğru bir gelişme gösterebilecek veya gösteremeyecek.

Düşünme ve tartışma zamanı...

Zaten Avrupa Birliği, Fransa ve Hollanda’daki Anayasa halkoylamalarında alınan olumsuz sonuçlardan sonra AB’nin nasıl gelişeceğini araştırmak amacıyla kendine iki yıllık bir tartışma ve düşünme zamanı ayırdı. Türkiye’nin de bu tartışma zeminine, aynen geçen yıllarda Konvansiyon çalışmalarında yaptığı gibi, kendi katkısını getirmesi gerekiyor. Bu dönemin sonunda genişlemiş Avrupa’nın gelecek on yıl içinde etkin bir karar mekanizmasına sahip olup olamayacağı, Avrupa’daki milliyetçilik akımlarının ötesine geçen bir dayanışma sistemi gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği, 25 üyenin dışında geri kalan Avrupalı ülkelerle beraberce gelişme amacıyla yeni bir siyasi irade ortaya koyup koyamayacağı, Atlantik’in iki yakasındaki anlaşmazlıkların giderilmesinde etkili olup olamayacağı, Irak’ın ve Ortadoğu’nun geleceğinde etkili olup olamayacağı, küresel rekabetin gerektirdiği reformları yerine getirip getiremeyeceği belli olacak.

Etik sorgulama

Evet AB, henüz tamamlanmamış bir siyasi bir proje. Ama aynı zamanda, bir tarih ve coğrafya projesi. Vizyonunu, coğrafyayı ve tarihi tehdit olmaktan çıkartan bir bakışta çizer. Buna imkan veren güç ise Avrupa Birliği’nin kuruluş felsefesinde yatan gönüllü irade. Bu gönüllü iradenin yaşayabilmesi sürekli tazelenmesine bağlı. Avrupa kendi varoluş nedenini etik sorgulamada bulur. Avrupa bütünleşme sürecinin meşruiyetini sağlayan şey de bu sürekli sorgulama. Türkiye’nin katılımının yarattığı tartışma ise bu sorgulamanın doğal bir parçasını oluşturuyor. Bizim bu tartışmadan bir endişe duymamız gerekmez. Tersine bu tartışmaya komplekssiz katkımız, tartışmanın zenginleşmesini ve Birliğin kuruluş felsefesinde yatan gönüllü iradenin yenilenmesini ve belki de siyasi projenin bizim sayemizde ilerlemesini sağlar. Eğer Türkiye müzakere sürecini bu anlayışla sürdürebilirse, süreçte karşılaşmamız mukadder olan zorlukların üstesinden gelmemiz daha kolaylıkla mümkün olur.

EMEKLİ BÜYÜKELÇİ

05.10.2005

http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&trh=20051011&hn=216510


 
Scoring_Disabled_MsgRespond to this message   
Find more forums on MediaCreate your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2009 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  
Zargan İngilizce Sözlük
...:::::::::::::::[ P E R S P E C T I V E P O L I T I C S F O R U M ]:::::::::::::::... Locations of visitors to this page