ERMENİ KONFERANSININ DEPREŞTİRDİĞİ BİR ACI
...
05.10.2005
Hulusi ÜSTÜN
Insan, geçmise ait hatiralar ve gelecek kurgusundan ibaret biraz da. Nereye giderse gitsin geçmisinden kurtulamiyor, yarina dair ümidini yitirdigi zaman da onu yasama baglayan hiçbir bag kalmiyor. Ruslar, "En son ümit ölür!" diyorlar. Bu söz hayati o kadar güzel özetliyor ki.
Yillar önce Türkiye siyasetinin en önemli isimlerinden biri olan
Bülent ECEVİT, yasam öyküsünü anlatmak üzere Ugur DÜNDAR'in hazirladigi bir televizyon programina davet edildiginde 'geçmise dönük yasamaktan hoslanmadigini' belirterek reddetmisti bu daveti. Aradan yillar geçti ve siyaseti birakan Bülent ECEVİT, geçmise dair beyanlariyla gündem olusturdu. Onun soyunun sarayla olan iliskilerine, etnik kökenine, eski imparatorluk cografyasina dagilmis olan akrabalarina iliskin açiklamalarini okudugumda yillar önce davet edildigi programi hatirladim. Keske dedim, keske o zaman anlatsaydi bunlari. Memleketine asil hizmeti belki bu sekilde yapardi.
Simdi birileri bizden geçmisimizi sorgulamamizi istiyor. Bu kez bizim geçmise dönük yasamayi sevmedigimizi ileri sürerek geçmisimizden kaçma sansimiz yok. Üzerinde yasadigimiz topraklar tarihinin en büyük siyasi, sosyal ve kültürel kirilma çagini yasiyor. Yaklasik bin yilin biriktirdigi gerilim, bütün kutsallari sarsip tüm dinamikleri yerinden oynatirken kendisini popülist gelismelerin disinda tutup olup bitene daha kapsamli bakmayi becerebilen küçük bir kitle, yasanilan hizli degisimin sarsintilarini hissetmeye basladi bile. Kisa bir süre içerisinde feragat ettiklerimizin çogu düne kadar vazgeçilmezlerimizdi. Farkina varmadan benimsediklerimiz ise düne kadar düsmanlik ettiklerimiz. Bu kez her seyden önce insafli bir sekilde sorgulamaliyiz geçmisi. Önce insafli, sonra akillica. Geçmisi akillica degerlendirmek gayeti, tarihi politikanin ellerine teslim etmek anlamina geldi simdiye dek. Bu kez politik kaygilardan uzaklasip geriye bakmaliyiz. Aksi halde yiktigimizi sandigimiz her tabunun yerine bir baska tabu oturtacagiz.
Geçtigimiz günlerde yapilan Ermeni Konferansi geçmisle hesaplasmak adina atilmis bir insaf adimiydi her seyden önce. Keske on yil önce böyle bir konferans düzenlense ve geçmisin canli taniklari dinlenseydi. O zaman tarihi istatistiklerde belirtilen ölülerin rakamlar olmadigi, onlarin her birinin birer hayati oldugu ve her sayinin sönen bir hayat ve yillar süren acilar anlamina geldigi görülürdü. Bir zorlamanin, bir politik zorunlulugun etkisiyle yapilmamaliydi bu konferans. Halk, gelecegi kurgulamak için yapmaliydi bunu.
Geçmisimizde sorgulanmasi gereken daha bir çok tabu var. Tabulari Kürt ve Ermeni tabulari olarak sinirlamak dogru degil. Türkiye
'nin tartismasi ve gözden geçirmesi gereken büyük ölçüde siyasetin belirledigi bir tarih anlayisi vardir. Misir'in fethi, hilafetin devralinisi, zafer olarak sunulan savaslar… bunlarin her birinin bilimsel gözle yeniden incelenmesi bizim yasadigimiz topraklardaki yarinimizi belirleyecektir.
Ermeni Konferansi resmiyette ne gibi etkiler yapmistir zaman gösterecek fakat bu konferansin gündemini olusturan konu bir çok bireyin geçmisini sorgulamasina yol açtigi simdiden söylenebilir. Bu konferansin konusu olan trajediye dair ailemin vicdanini seksen yildir acitan bir aniyi aktarmak bu tabunun bir baska açidan sorgulanmasina katkida bulunur ümidindeyim. Bu ani, 1915 öncesi ve sonrasinda yasanilanlara dair söylenilenlerin, yazilip çizilenlerin ne kadar eksik oldugunu ortaya koyar bir nitelik tasimaktadir kanisindayim.
Ailem
, 1864 tarihli Büyük Çerkes Sürgünü öncesinde Istanbul'a gelip yerlesmistir. Aile Aksaray'da Yesiltulumba sokakta ikamet etmektedir. Kafkasya'dan ilk gelen Dedem, Galata Gümrügü müdürlerindendir. Onun oglu olan Mehmed Halis Bey'in 1910'lu yillarda tasraya tayini çikar. Kizi Remziye evlenmistir. Onu Istanbul'da birakir, ogullari Mehmed Nuruddin ve Mehmed Muhlis'i yanina alip esiyle birlikte o yillarda Anadolu'nun en uzak sehri olan Erzurum'a Posta Müdürlügü yapmak üzere gelir. 1900 (Rumi 1317) dogumlu olan Mehmet Muhlis benim büyükbabamdir ve o yillarda onlu yaslarini sürmektedir.
1
915 yili tüm Anadolu cografyasinda oldugu gibi Erzurum'da da Ermeni Tehcirinin yasandigi yildir. Erzurum'u terk eden Ermeniler'den bazilari çocuklarini komsularina emanet ederken yakinlari ölmüs olan bazi çocuklar da sehir esrafi tarafindan yetistirilmek üzere teslim alinir. Sehrin Ermeni sanatkar ailelerinden biri de bu olaylar esnasinda öldürülür ve aileden sadece üç dört yaslarinda bir kiz çocugu kurtulur. Yüzlerce kader ortagi gibi bu kiz çocugu da ortada kalir. Mehmed Halis Bey ailesini tanidigi bu kiz çocugunu evlatlik olarak yanina alir ve ona Istanbul'da biraktigi kizinin adini verir. O artik posta müdürünün kizi Remziye'dir.
Aileye katilan bu yeni fert en çok evin en küçük çocugu olan büyükbabami sevindirir. Remziye onun için iyi bir oyun arkadasidir. Mehme
d Muhlis onunla birlikte yer içer, onunla birlikte oynar.
Bu birliktelik bir yil kadar sürer. Günbegün yaklasan Rus ordusunun önünde önce Kars ve civari, ardindan Erzurum göçmen olur. Müsl
üman sehirliler yükte hafif pahada agir esyalariyla birlikte Anadolu'nun içlerine dogru göç yoluna çikarlar. 1915 yilinin sonlarinda Erzurum asagi yukari tamamen bosalir. Posta İdaresi çalisanlari ise muhaberat görevinden dolayi sehri en son terk edecek olanlar arasindadir. Düsman hizla Erzurum'a yaklasmaktadir ve Mehmed Halis Bey esyalarini hazirlamis, kendisine görev yerini terk et emrinin gelmesini beklemektedir.
Ruslar
, Erzurum'a 1916 subatinda girdigine göre bir Şubat günü olsa gerek, Mehmed Halis Bey'e iki er ve iki at tahsis edilerek görevi birakip derhal Erzincan'a dogru yola çikmasi emri gelir. Büyükbabam ve abisi anneleri tarafindan uyandirilir. Atlar hazir durumda beklemektedir ve en kisa sürede yola çikmalari gerekmektedir. Büyükbabam odayi isitan tandirin yaninda uyumakta olan Remziye'yi kucagina almak ister, bir de onun yaninda uyumakta olan küçük köpegini. Annesi elinden tutar, 'sadece iki at tahsis edildi ve benim kurtarmak zorunda oldugum dört can var… biz o çocugun soydaslari tarafindan kovalaniyoruz. Onu tasiyamam, onu basima bela edemem. Sehri alacak olanlar onun soydaslaridir. Birak kalsin' der. Büyükbabami elinden tutup sürükler.
Tandirin basinda uyurken birakirlar Remziye'yi. Atlarina atlayip Erzurum'un Subat sogugunda yola çikarlar. Erzincan yakinlarina kadar onlarla birlikte gelen iki asker yol üstünde bir köyde konuk olurlarken onlari birakip kayiplara karisirlar. Giderken yanlarinda sirti degerli esya yüklü atlari da götürürler. Mehme
d Halis Bey'in esi Cevriye Hanim'in elindeki giysi bohçasinin içinde bir lamba sisesi ve bir makas kalir esya namina.
Erzincan'da kisa bir süre ikametten sonra Mehme
d Halis Beye yeni görev yeri olarak Sivas gösterilir. Mehmed Halis Bey Sivas'in kuzeyinde Sulusaray adli bir nahiyenin müdürlügünü yaparken tifo salginindan ölür. Cenazesi o bölgede bir Çerkes köyüne defnedilir.
Yillar sonra babasinin görevini devralan Mehme
d Muhlis, Erzurum'a gider ve Sultaniye Mahallesindeki evlerini ve küçük Remziye'yi arar. Evin yerinde bir yangin enkazi bulur fakat Remziye'nin ne ölüsüne, ne dirisine rastlar.
Aci olan o ki, Istanbul'daki ablasi Remziye
de o devrin tozu dumani arasinda kaybolmustur. Tipki Erzurum'da tandirin basinda uyurken birakilan küçük kiz kardesine ulasamadigi gibi öz ablasinin izine de ulasamaz büyükbabam.
Tokat'ta bir Çerkes köyünden kaçirdigi babaannemle evlenir ve bu evliliklerinden bir kiz çocugu dünyaya gelir. Büyük babam ona Remziye adini verir. Yitirdigi iki Remziye'nin yerine onu koyar. Aradan yillar geçtikten sonra bile unutamaz onu. Çakirkeyf oldugunda durup birden gözleri yasarir.
"Erzurum'da, Sultaniye Mahallesinde içi köz dolu tandirin basinda uyurken biraktim Remziye'yi. Duvarda saat tik tak isliyordu. Remziye'nin ayak ucunda bir köpek yavrusu uyuyordu. Tandir sönmüstür, oda sogumustur, köpek uyanmistir, Remziye acikmistir. Ah annem! çorbaya bir tas su da Remziye için katsaydik ne olurdu!"
www.hulusiustun.net