Irak ile ilgili senaryolarda iki tahmin yürütülüyor. Bunlardan birisi, dengesiz bir anayasanın referanduma sunulmasıyla birlikte iç dengelerin daha da bozulacağı ve ülkenin bir karmaşa ve iç savaşın içine sürükleneceği yönünde. Sünnî kesimler ile birlikte İran haricindeki komşu ülkeler bunu sık sık dile getiriyorlar. Son sıralarda, tekrar iktidara heveslenen kimi laik Şiî kesimler de bu endişelere katılıyorlar Ahmet Çelebi başta olmak üzere ancak . Anayasanın kabulünün etnik ve mezhebî gruplar arasındaki kutuplaşmayı daha da artıracağını ileri sürüyorlar. Hem uyarı, hem de tahmin olan bir başka öngörü ile Suud Dışişleri Bakanı Suud El Faysal’ın dile getirmiş olduğu tez. İran’ın Irak üzerinde nüfuz elde etmesiyle Irak üzerine bölgesel müdahalelerin yoğunlaşacağı ve hatta Türkiye gibi ülkelerin de bu anaforun içine çekilebileceği ihtimali. Adını koymasa da Suud El Faysal, Irak’taki gelişmelerin bölgesel bir savaşı tetikleme ihtimalini içinde barındırdığını ima etmiştir.bunu anlamı şu şekilde söylenebilir Irak’ta iç savaş olmazsa bile etnik gruplar arasında İran ile Suudi Arabistan arasında daha doğrusu perde arkasında bir Sünni Şii iç çekişmenin( Bölgesel çıkarlarının çakıştığından dolayı) tetikleyebilir İç savaşı Irak dışındakiler. Bu durumda Irak’la ilgili iki ihtimal ve iki senaryodan bahsediliyor. Her ikisi de kötü. Anayasa meselesi tüm çelişkiler üzerine tuz biber ekecek. Irak’ta milis-direnişçi (Kürt milisleri ile Mehdi ordusu hariç diğer Şii milisler) veya zıtların diliyle terörist-işbirlikçi çelişkisine bir de anayasa meselesi eklendi.
Arap Birliği örgütü, Irak’ın iç savaş tehdidi altında bulunduğunu bildirdi.bir çok kez Örgütün genel sekreteri Amr Musa, Irak’ta anayasa referandumuna 2 gün kala ‘’havada iç savaş kokusu’’ olduğunu söyledi. ‘’Hava gerçekten çok gergin’’ diyen Musa, her an iç savaş patlayabileceğini, hatta bazılarının iç savaşın başladığını düşündüğünü söyledi. verdiği demeçte, ‘’Irak’ı bu halde bırakamayız’’ diyen Musa, Arap Birliği üyesi ülkelerin diplomatlarından oluşan grubun, Irak’a giderek etnik gruplar arasında uzlaşma sağlamak için konferans toplamaya çalışacağını hatırlattı . Maalesef Irak’ta akl-ı selim galip gelemiyor. Sessiz çoğunluğun elinde inisiyatif yok. Irak’ta toplumsal inisiyatif Şii veya Sünni ayrımı gözetilmeksizin tamamen silâhlı grupların elinde. Sünniler, Zerkavi veya benzeri silâhlı grupların elinde rehine bulunuyor. Kimse onları açıktan eleştirmeye cesaret edemiyor. Şiiler de emin ellerde değil. Mukteda Sadr ve Laik Şiiler hariç Şiiler de Sistani ile milis güçlerinin otoritesine bağlı bulunuyor. Karar merciinde silahlı kişiler ve gruplar oturuyor. Hiçbir yerde gözükmeyen, ama her ayrıntıyla ilgilenen ‘taçsız veliyi fakih’ olarak da adlandırılan Sistani’nin yetersizliği Necef saldırıları sırasında aniden sağlık kontrolleri için Londra’ya gitmesiyle kendisini göstermişti. Sünni kesime gelince: Şu bir gerçek ki, aralarında tekfirci selefiler olduğu gibi aynı zamanda bu grupların sürdürdüğü direniş içinde terör boyutu da var. Dolayısıyla Şiiler kısmen veya tam olarak haklı. Ya da haklı oldukları yönler var. Belirttiğim gibi tekfircilik hastalığı internet üzerinden hızlı bir şekilde yayılıyor. Özellikle de Körfez ülkelerinde Suddi Arabistan’da özellikle . Büyük çapta da Şia’yı hedef alarak. Öbür taraftan da ‘sivil direniş’ yaptığını savunan Şiilerin bu faaliyetlerinin bir kısmı rahatlıkla Sünnilerin savundukları gibi işbirliği olarak değerlendirilebilir. İşte bu ifrat-tefrit arası alandan veya tez addan da taifeye ve Irkçılık belası ürüyor ve iç savaş veya bölgesel savaş ihtimali beliriyor. İran ve Suudi Arabistan çekişemsi devam ederken , Suud Faysal bölgesel savaş veya kriz ihtimalinden bahsederken Kenan Mekiye gibi işgal rehberi Şii laik aydınlar da şimdi anayasa üzerinden bir iç savaş ihtimalinin doğabileceğini görüyorlar. Irak’ın Washington Büyükelçiliği için aday gösterilen ancak daha sonra adaylığı çekilen Rend Rahim, 15 Ekim’de referanduma sunulacak olan yeni anayasa çerçevesinde Irak’ta merkezî hükümetin elinde hemen hemen hiç kayda değer yetki bulunmayacağına ve bütün önemli yetkilerin bölgesel yönetimlerde toplanacağına işaret ederek bunun yanlışlığına temas etmiştir.
Kenan Mekiye (Korku İmparatorluğu adlı Saddam rejimini anlatan bir kitabı var) ve öğretim üyesi Kenan de Saddam Hüseyin rejiminin ardından, Irak’ta etnik ve mezhebi ayrımları aşabilen bir yapının kurulamadığını hatırlatarak, bu açıdan büyük sakıncalar içeren yeni anayasanın ülkeyi iç savaşa götürebileceği uyarısında bulunmuştur. Kenan Mekiye’nin bu husustaki görüşleri şöyle: “Ülkede direniş hareketine yol açan hatalar giderilmeden başarılı bir anayasa hazırlanamazdı. Mevcut anayasa taslağı, temelde istikrarsızlığa yol açıcı bir belge, başarılı olamaz. Ayrıca savaştan sonra Irak ordusunun dağıtılması büyük hataydı. Bu arada, Saddam’ın Baas Partisinin gücü de hafife alındı, hesaplanamadı.” Bu hesap hataları şimdi Bağdat’tan dönüyor. Irak’takİ Sünni grupları yapılacak anayasa referandumunda ‘’hayır’’ oyu kullanılması için çağrıda bulundu. Bağdat’ta bugün bir araya gelen 91 Sünni örgütü, yaptıkları ortak açıklamada, ‘’anayasanın Irak’ın parçalanmasının, ulusal zenginliğin yağmalanmasının ve Arap kimliğinin yok olmasının tohumlarını taşıdığı’’ görüşünü savundu ve 15 ekimde yapılacak referandumda anayasaya ‘’hayır’’ denmesini istedi. Aralarında Ulema Şurası adlı en büyük Sünni örgütüyle en büyük Sünni partisi İslam Partisi’nin de bulunduğu gruplar, anayasanın ülke bütünlüğünü tehdit ettiğini öne sürerek, ‘’bütün seçmenleri meşru imkanlarını kullanarak bu anayasayı reddetmeye davet etti.’’ Irak’ta Sünniler, nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturuyor. Sünnilerin karşı olduğu anayasa, 15 milyon dolayındaki kayıtlı seçmenin yarısının ‘’evet’’ demesi ya da 18 vilayetin üçünde, seçmenlerin üçte ikisinin ‘’hayır’’ dememesi halinde kabul edilecek normal şartlar altında seçimlerde hile yapılmazsa anayasa ret edilecektir ancak Musul’da yasa taslakları hala dağıtılmadı sunilerin hayır ouyu verebilecekleri tüm şehirlerde Telafer başta olmak üzere ABD ve peşmerge operasyonları sürmektedir sadece BM ve insan hakları örgütlerinin Irak’taki temsilcileri yaptıklar açıklamalara göre son haftda yaklaşık olarak 45 bin Sünni tutuklandı ve Musul’daki tüm seçim merkezlerindeki gözetmelerin peşmerge olduğunu atanması ve yine BM ve uluslar arası gözetmenlerin bulunmaması seçimlerde hile yapılacağı kesinleştirmektedir , Sadr'ın referandum fetvası ise şu şekilde olmuştur , Herkes liderine danışsın Irak'ta anayasanın referanduma sunulacağı 15 Ekim'de taraftarlarının yoğun sorularıyla karşılaşan Şii lider Sadr, 'Bu konuda herkes dini liderine danışsın ama ben içimden hayır demek geliyor seçimden bir gün önce kesin fikrimi açıklayacağım ' dedi . Iraklı Şii lider Mukteda Sadr'ın, yandaşlarını, anayasa ile ilgili referanduma katılıp katılmama konusunda serbest bıraktığı bildirildi şu aşma için yarın ne olacağı beli olmaz . Sadr'ın yakın çevresinden Mustafa el Yakubi, yayımladığı bildiride, "Mukteda Sadr'ın, yandaşlarının konuyla ilgili sorusuna, 'Bu konuda herkes dini liderine danışsın' şeklinde cevap verdiğini'' belirtmişti . Öte yandan,15 Ekim'de yapılacak Irak anayasa referandumuna az bir süre kala hükümet çalışmalarına hız verdi. Yeni anayasa bir kitapçıkta toplandı ve basılan 4 milyon kopya, halka dağıtılmaya başlandı. Irak'ın yeni anayasasının halk oyuna sunulmasına 2 günden az bir süre kala, metnin kopyaları halka dağıtılıyor. Halk, anayasa metnini hükümetin kendilerine gıda yardımı sağladığı bürolarda, gıda karnesini gösterdikten sonra alabiliyor. 4 milyon kopya basılan anayasa metninin dörtte biri, yani bir milyonu Kürtçe. Türkmence basılan metin sayısı ise 250 bin.işte ABD 3 milyon Türkmeni gömemezlikten gelmektedir üstelik yine seçimlerde yapılan bütün ihlal arı ve hileler tekrarlanacaktır referandumda. Irak Kalkınma ve Uluslararası Diyalog merkezinin düzenlediği bir kamuoyu yoklaması, Iraklıların yüzde 79'unun anayasaya evet diyeceğini gösteriyor. Fakat ABD işgalini anayasanın önünde engel olarak görenler de çok ,Irak'tan bölünmeler, anlaşmazlıklar, çatışmalar, saldırılar bırakarak çekilemezsiniz" diyen Musa, Irak'ta devam eden şiddetten herhangi bir partiyi sorumlu tutmadığının altını çizdi. Irak'taki partilerin her birinin iç savaş tehdidin durdurmak için elinden geleni yapması gerektiğini söyleyen Musa, "Birçok insan var, birçok çıkarı var. Şimdi Irak'ın geleceği ile oynuyorlar ve açık bir strateji yok, açık bir liderlik yok. Şimdi buna 'Dur. Ne yapıyorsun? Nereye gidiyorsun?' demeliyiz" şeklinde konuştu Irak'ta mezhep çatışmasını önlemek için geniş katılımlı ulusal bir konferans düzenlemek amacıyla bu ülkeye gidecek olan Arap Birliği heyeti Mısır'ın başkenti Kahire'de bugün toplandı. Genel Sekreter Amr Musa toplantıda, delegeleri Irak'ta tarafsız davranmaları ve tansiyonu yükseltecek açıklamalardan kaçınmaları konusunda uyardı. Musa, Irak'a gidecek heyete "Konuşmaktan çok dinleyin, temaslarınızı büyük bir gizlilik içinde yürütün" tavsiyelerinde bulundu. Amerikan yönetimi, kamuoyundan gelen tepkiler üzerine ABD Başkanı Bush'un, Afganistan ve Irak'a saldırırken ilahi emir aldığı yönünde ifadeleri asla kullanmadığını açıklamıştı acaba Irak seçimleri için Başka bir ilahi emir gelebilme olasığını değerlendiren Musa sözlerine şöyle sıraladı , Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan, ''Bu, saçma. (Bush) Asla böyle sözler etmedi'' dedi.ama Bush ne zaman sıkşsa bu tür açıklamalar yapar Arap ligini ve arap Askerlerini istemyouruz diyen
Irak’lılara kim bizi buralarda gelmemiz için davet etti ABD ve başkan bush şimdi ise bunu yalanlamaktadırlar bu çok ayıp dedi .
Irak'taki kaosun çok geniş çaplı sonuçları olacağı kesin ancak bu sonuçlar ABD ve müttefiklerinin beklentilerinden çok farklı bir şekilde ortaya çıkacak. Iraklılar istikrar, güvenlik ve demokrasi beklerken bölgede İslam’ın iki önemli mezhebi olan Sünni ve Şiiler arasındaki tarihsel bölünme hızla keskinleşiyor. Körfez'deki geleneksel güç denklemi, çoğunluğunun üç Ortadoğu ülkesi olan Irak, Bahreyn ve İran'da yaşadığı ve liderliğinin de İran tarafından benimsendiği Şiilere doğru kayıyor. Bu da, Müslüman ülkelerin çoğunda hakim olan Sünnileri ve özellikle de Suudi Arabistan'ı fazlasıyla kaygılandırıyor.Eğer halihazırdaki gidişatta bir değişiklik olmasa, Irak krizi tüm bölgeyi etkileyen çok geniş çaplı etkilere yol açabilir.işte acaba bumu BOP planları ama bu planlar demokrasiyle çelişmektedir ,Irak'ın tarihsel olarak Arap ulusal kimliği vardı ancak çoğunluk olan Şii nüfus azınlık olan Sünnilerin egemenliği altındaydı. Ancak ABD işgali ve Washington'un Irak'ın Arap kimliğini değiştirmeden kukla bir hükümet kurma amacı bu durumu değiştirdi. Sünnilerin siyasi gücünü kaybetmeleri, bu mezhepteki pek çok insanın İslamcı direnişçilere katılıp isyanı daha da tırmandırmasına neden oldu. Sonuçta da Bush yönetimi direnişi kırabilmek için büyük ölçüde Kürt azınlığa bağımlı hale gelirken, Şiilerle de uyumlu bir politika gütmeye başladı. Bunun sonucunda ilk olarak İran'ın konumu tartışmasız güçlendi. Buna İran'ın Lübnan'daki Şii Hizbullah'a verdiği destek ve Şam'la yakın siyasi ilişkileri de eklenince, Tahran'ın yalnızca Irak'taki gelişmeleri değil bölgedeki jeostratejik durumu da şekillendireceği Şii ağırlıklı bir yapı ortaya çıktı. Araplarla İranlılar arasındaki tarihsel rekabet göz önüne alındığında, bu durum, tümünün de ABD'yle iyi ilişkileri olan Arap ülkelerini huzursuz etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Iraklı Şiilerin büyük bir bölümü Arap kökenli olsa da Irak'ın Arap komşuları, İran Şilleriyle yakınlaşmanın Irak'ın Arap kimliğini parçalayıp gittikçe daha fazla İran'la yakınlaşmasına neden olacağını düşünüyorlar.
Nitekim kısa süre önce Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud El Faysal İran'ı Irak'ın içişlerine karışmakla suçladı. Bu tür eleştiriler Irak'ın Şii başbakanı İbrahim El Caferi'nin de İran'ın kuklası olarak sunulmasına yol açıyor. Ayrıca Iraklı Şiilerin Arap dünyasından daha da uzaklaşması gibi bir sonuca da neden olabilir. Hem Arapların hem de İranlıların Irak'taki mezhep daşlarıyla bağlarını pekiştirme çabaları da bir çatışmanın tohumlarını ekerek hem Irak hem de bölge açısından trajik sonuçlar doğurabilir. Bush yönetimi ve müttefiklerinin amacı tam da bu tür gelişmeleri önlemekti. Ancak şimdi bir oldu bittiyle karşı karşıyalar. İşgal güçleri artık ne Sünnilere ne de Şiilere güvenebilir. Tek güvendikleri unsur Kürtler. Devlet Başkanı Celal Talabani'nin ABD ve İngiltere'yi askerlerini hemen çekmemeleri için ikna etmeye çalışmasının nedeni de bu.Gerilim o kadar artmış durumda ki, Washington ve Londra bölgede gittikçe büyüyen Şii ve İran etkisini dengelemeye acil ihtiyaç duyulduğunun bilincindeler. Bush ve Blair'in Irak direnişiyle doğrudan görüşmelere başlayıp, İran ve Suriye'nin yanı sıra Arap Ligi'ni de sürece dahil etmemesi halinde Irak krizi çok daha uzun süreli ve büyük bir bölgesel krize dönüşecektir, yeni Anayasa taslağı Yakında oylanacak ve kabul edilecek peşmerge ve ABD hileleri iş başında ilerleyen günlerde hile yöntemlerini anlatacağım yine ancak bunu az bir süre sonra basından öğreneceksiniz . Söz konusu Anayasa da ve yaşanan olaylar da gösteriyor ki Irak tam bir bölünme sürecinin içine girmiştir. Irak’ın bölünmesi demek Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt Devleti kurulması demektir. Bugüne kadar Türkiye böyle bir ihtimale hep karşı çıkmıştır. Sürekli olarak Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmamasını istemiştir. Bugünkü gelişmeler ise Türkiye’nin isteğinin tam zıttı istikamettedir.
________________________________________
Hiç kuşku yok ki Irak'taki hemen her grup, farklı bir Irak tasarlıyor. Şiiler başka, Sünniler başka. Türkmenler başka, Kürtler başka. İslamcılar başka, laikler başka... Zaten zorluk tüm bu tasarıların, istikrarlı ve kalıcı olacak bir yapıda nasıl eritileceği noktasında düğümleniyor.
Gelinen noktada Irak'ın gündeminde güvenlik, ağırlıklı önceliğini korumayı sürdürmekle birlikte siyasi yapılanma da giderek ön plana çıkıyor. Özellikle ABD'nin 'egemenlik devri'ne ilişkin takvimi açıklamasıyla ivme kazanan Irak'ın geleceğine ilişkin pazarlıklarda, her grup çıtayı koyabileceği en yüksek noktaya koyuyor. Bu da gayet normal. Şiiler genel
olarak, Saddam döneminde bastırılmış sayısal çoğunluklarına dayanarak doğrudan seçimlere gidilmesinden yana. Kürtler, 10 yılı aşkın süredir ABD-İngiltere-İsrail güvenlik şemsiyesi altında elde ettikleri özerkliği, hukuken olmasa da fiilen bağımsız bir yapıya dönüştürüp üstüne bir de Kerkük'ü istiyor. Sünniler ise bir yandan silaha başvurarak, bir yandan deneyimlerini ve kadrolarını öne sürerek ülke yönetimde Saddam rejimi dönemindeki itibarlarını kısmen de olsa geri kazanmaya çalışıyor. Hal böyle olunca bir kere bir çıkarlar çatışması söz konusu. Hem yerel ölçekte, hem ülke genelinde. Kürt ayrılıkçılığı, Sünniler ve Şiiler kadar Türkmenleri de rahatsız ediyor mesela. Bir başka tartışma da yeni siyasi yapıda İslam'ın yerine ilişkin. Kürtler ve Sünniler de Şiilerin şeriatçılığından kaygılı. Bir İslamcılık-laiklik gerginliği de var.
Yeni anayasanın 2. maddesinde, devletin dinin İslam olduğu belirtilmiş; bu maddenin bir numaralı fıkrasında, sıralanış biçiminin sıralananlar arasındaki hiyerarsik ilişkiyi gösterdiği çıkış noktası alınırsa, öncelikle İslam’ın değişmez kuralları ile çelişen yasa ikarilamayacaginin anayasada öngörülmüş olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Demokrasinin temel ilkeleriyle çelişen yasa çıkarılmayacağı hususu, bundan sonra belirtilmiştir. Bu durum, yeni anayasanın İran’daki rejimi çağrıştırmasının arkasındaki bir diğer nedendir ABD’li ve ve Batılı uzmanlara göre . Bu düzenlemeye göre, çıkarılacak yasaların, öncelikle İslam’ın değişmez kurallarına uygun olması aranacaktır. Yasaların anayasaya uygunluğunu ve anayasadaki hükümlerin nasıl uygulanacağını denetleyen Federal Yüksek Mahkemenin (madde-90-91), İslam fikihi ve İslam hukuku uzmanlarını içereceğinin öngörülmesi de, keza İran’ı çağrıştırmaktadır. İran’da, klasik parlamenter rejimlerdeki kurumların üzerinde yer alan ve yetki olarak bu kurumlardan daha güçlü olan, Rehberlik Makamı ve Rejimi Koruma Kurulu vardır. Bu kurumlar, Iran Parlamentosu’nda kabul edilen yasaların İslam’a uygunluğunu denetleme ve böylece rejime süreklilik kazandırma işlevini üstlenmişlerdir. Irak’ta anayasanın İslami kurallara tanıdığı öncelik ve Irak Federal Yüksek Mahkemesinin söz konusu yapısı, tam örtüşmese de, İran’daki bu yapıyı ve durumu akla getirmektedir. Bunun, İran’ın rejimini ihraç ve yayılma çabalarına olabilecek yansımalarını görmek gerekir. Tabi, bu durumda, yeni anayasa ile, Irak’ın otoriter yapısını ne ölçüde koruyabileceği, bir tartışma konusu olarak, ayrıca gündeme gelmektedir.Yeni anayasanın 3. maddesinde, Irak’ın, çeşitli milliyet, din ve mezheplerden oluştuğu ve İslam dünyasının bir parçasını teşkil ettiği; ülkesindeki Araplar nedeniyle de, Arap ulusunun bir parçası olduğu belirtilmiştir.Bu maddede de farklılıklara vurgu vardır. Ve bu vurgu da, Irak’ın yeni anayasa ile özerk yapısını koruyamayacağı yolundaki görüşü beslemektedir. Çünkü, bu madde, aidiyet duygusunu çağrıştırmaktadır . Aidiyet duygusu, genelde bir cesaret ve/veya dayanma etkisi
doğurur. Bu balgamda, Irak’taki Arapların Arap ulusunun bir parçası olarak görülmesi, basta Kürtler ve Türkler olmak üzere Irak’ta yasayan ve Araplar dışında kalan diğer unsurların da, bu aidiyet duygusunun etkisinde bir arayış içine girmelerine yol açacaktır. Kürtler, diğer ülkelerdeki Kürtlere; Türkmenler de Türk dünyasına yöneleceklerdir. Arapların Arap Birliği çatısı altında bir araya geldikleri kurumsal bir yapı mevcut olduğundan dolayı, Irak Arapları için böyle bir ifadenin metinde kullanılmış olduğu ileri sürülebilir. İslam Konferansı
Örgütü nedeniyle, İslam dünyasının bir parçası olma da, belki bu çerçevede mantıklı gelebilir. Eğer kriter bu ise, basta Irak Türkleri olmak üzere, diğer unsurların benzeri yapılanmalara sahip olmadığı için, onlar hakkında anayasada benzer düzenlemelere gidilmemiş olduğu düşünülebilir. Bu husus dikkate alındığında, bu vesileyle, bir Türk Birliğinin kurulması hususu tezekkür edilebilir. Bu noktada, Fransızca konuşan milletlerin aralarındaki
örgütlenmeyi (Frankofoni) ve İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth)’nu da hatırlamak uygun olacaktır. İşlevsel olmasa bile, bir Türk Birliği’nin varlığı, Türk Diploma sisinin elini kuvvetlendirecek, “Dış Türkler” olgusunun canlı tutulmasına hizmet edecek ve bu tur durumlarda ileri sürülebilecek taleplerin hakli/kabul edilebilir gerekecekleri olacaktır.
Yeni anayasanın başlangıç kısmi, “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” diye başlıyor. Bu, daha başlangıçta, hem yeni anayasanın ve dolayısıyla yeni rejimin niteliğine, hem de bu niteliğin arkasındaki esas unsurların kim/kimler olduğuna işaret eder. Yeni anayasanın 49. maddesinde yer alan milletvekili yemin metinindeki “…Yüce Allah’ın huzurunda yemin ederim.” ifadesi de, bu balgamda bir başka işaret olarak alınabilir. Keza, anayasanın 90. maddesinde, Federal Yüksek Mahkeme’nin, yargıçların yani sıra, İslam Fikihi ve İslam Hukuku uzmanlarından oluşacağının öngörülmesi de, yine bu balgamda bir işaret olarak görülebilir. giriş bölümündeki beş paragrafa bakıldığında, bir birleşmeden söz edilmekle beraber, gerçekte etnik, dinsel, tarihsel ve kültürel ayrımcılığı besleyecek ve bunun pratiğe yansımasına yol açacak ifadelerin yer aldığı görülür. Bu bolümde, kafirlik suçlamalarından, mezhepçilikten, ırkçılıktan, yerellik kompleksinden, ayrımcılıktan ve dışlayıcılıktan olumsuz söz edilmesi ile, metnin tümü itibarıyla bunlara vurgu yapılması bir çelişkidir. Bir taraftan mezhepçilik eleştirilmiş, diğer taraftan farklı mezheplerden olanlara vurgu yapılarak onlarla bir arada yaşanacağından, farklılıkların korunacağından söz edilmiştir. Ayni şekilde, hem kafirlik suçlamalarından duyulan rahatsızlığa vurgu yapılmış, hem de İran’daki rejimi çağrıştıran ifadelere anayasada yer verilmiştir. Ayrımcılık eleştirilirken, yer verilen ifadeler üzerinden, ayni zamanda ayrımcılık beslenmiştir. Bir taraftan kardeşlikten ve işbirliğinden söz edilirken, diğer taraftan yaşanan olumsuzluklara somut olarak değinilerek, bunlar canlı tutulmaya çalışılmıştır. Bu bolumun sonunda, bütün “kesimleriyle” ve “bileşenleriyle” Irak halkının, bir bütün olarak Irak’ın yönetimine ilişkin anayasanın hazırlanması sorumluluğunu üzerine aldığından söz edilmesi, önemlidir. Bu ifade, kendi özgür iradeleriyle bir araya
gelerek Irak’ın bütünü için sorumluluk üstlenenlerin, ayni şekilde, özgür iradeleriyle bundan
vazgeçmelerinin mümkün olduğu anlamına da gelir. Bunun pratiğe ne şekilde yansıyacağı, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Kıbrıs konusunda Anan Belgesi gündeme geldiğinde, bu durumun bir benzeri, önemli bir anlaşmazlık konusu olarak belirmiş;
birleşme olsun ama, bu is yürümezse Kıbrıs Türk halkının yoluna bağımsız devam etmesinin onunu acık tutacak bir ifade belgede yer aslin görüsü kabul görmemişti. Bu örneğin de etkisinde, yeni Irak anayasasının başlangıç kimsinin sonundaki düzenlemeye bakınca, Irak’ta, yeni anayasa ile, bunun kabul edilmiş olduğu düşünülmektedir. Irak’ın bütünü için kendi istekleriyle bir araya gelip sorumluluk üstlenenler, bundan vazgeçtiklerinde kendi yollarında yürümeye devam edeceklerdir. Balkanlardaki Sırp modelini çağrıştıran bir durumdan söz etmek mümkündür. Yeni anayasanın bu bölümünde, Turkmeler’e karşı Bedir’de yapılan eziyetlerden söz edilmektedir. Bu ifade, anayasanın kabulü konusunda, Türkmenler ve Türkiye engelini aşmak için metne dahil edilmiş bir ifadedir. Hatta, bu ifadenin, Türkmenleri diğer gruplara tabi kılan, onların korumasına muhtaç bir konuma iten, bir izlenime yol açtığı bile söylenebilir. Araplar ve Kürtler tarafından sürekli olarak asimilasyona maruz kalmış, katliamlara uğramış, çeşitli reformlar adi altında maddi ve manevi hakları adeta gasp edilmiş Türkmenlerin bu bolümde bu şekilde geciktirilmesi, onları teferruat niteliğinde bir unsur durumuna itmektedir. Gerçekte, ülkenin toplam nüfusunun % 15’sini teşkil eden Turkmenler’in bu konuma itilmesi kabul edilemez. Eğer, söz konusu anayasayı hazırlama sorumluluğunu üzerlerine alarak bir araya gelen kesimlerin ve bileşenlerin ayrılma hakları olacaksa, Türkmenlerin de bu hakka sahip olduğunun tartışma konusu yapılmaması için, anayasanın başlangıç bölümünde, Türkmenlerin bugüne kadar maruz kaldıkları asimilasyona yer verilmelidir. Bu, ayrılma hakkinin, Türkmenler için de kazanılmış bir hak olduğu algılamasına yol açacaktır ve önemlidir. Irak’ın ilk anayasasında, Türkmenlerin, Irak’ın kurucu üç unsurundan biri olarak gectigi ve bu konumunu 1958 anayasası ile kaybettirildiği dikkate alınırsa, Türkmenlerin de, en az Kürtler ve Şiiler kadar ayrılma hakkına sahip olduğu ve bir dağılma durumunda kendi yollarına gidebileceği şüphesizdir. Bunu güçlendirmek adına, yeni anayasanın giriş kısmında, Türkmenlerin daha çok yer alması üzerinde durulmalıdır.nnİkincisi, söz konusu grupların tarih boyunca barış ve huzur içinde yaşamış bulunmak gibi bir sosyal pratikleri zayıf. Saddam rejiminin zaman zaman etnik temizlik ölçüsüne varan icraatı bu pratiği daha da zayıflatmış durumda. Özellikle de Kürtlerle Sünni Araplar arasında. Bu iki saptama bile, Irak'ın siyasi geleceğinin bir federasyonda yattığını göstermeye yeter. Zaten bundan sonraki sürece ilişkin birçok konuda anlaşmazlık içinde bulunmalarına karşın, tüm grupların daha savaş başlamadan önce bu konuda bir görüş birliği içinde bulunduğu herkesin malumu. Bu açıdan bakıldığında federasyon, Irak'ın parçalanmasına gidecek bir sürecin başlangıcı olmaktan, bir bütün olarak kalmasının belki de tek çaresi. Dolayısıyla Irak'ın değil, bölgenin gerçekleri ve tabii ABD'nin planları da aynı adrese, federasyona çıkıyor. Peki ama nasıl bir federasyon? Şurası bir gerçek ki bu federasyonun, hem Irak'taki grupların ihtiyaçlarına hem de bölge ülkeleri ve ABD'nin beklentilerine karşılık verebilmesi için olmazsa olmaz iki koşulu var. İlki, Şii çoğunluğun yönetime simetrik olarak yansıması. Ülke nüfusunun yüzde 60'ını oluşturan Şiilerin merkezi
yönetimde ağırlıklarını hissettirecek bir çoğunluğu ellerinde tutmaları kaçınılmaz görünüyor. Ancak, Şii çoğunluğun yönetimdeki ağırlığı, Irak'ın çoğulcu yapısını göz ardı etmeyecek biçimde formüle edilmeli. Aksi takdirde bir çoğunluk diktasına doğru kayılabilir. Irak'ın siyasi geleceğinin yol haritasını oluşturacak anayasa, sayıca azınlıkta bulunan Sünnilere ve Kürtlere gerek siyasetin, gerek toplumsal olarak gerekli demokratik güvenceleri sağlamalı. Tabii aynı güvenceler özellikle Kürtler tarafından, başta Türkmenler olmak üzere Kuzey Irak'taki öteki azınlıklara da verilmeli. Yeni Irak'ın olmazsa olmaz en önemli koşulu, ayrılıkçılığa set çekilmesi. Bunu yalnızca Kürtler bağlamında düşünmemek lazım. Yukarıda bahsettiğim ilk koşulun yerine getirilememesi durumunda Şiiler arasında da ayrılıkçı akım güçlenebilir. Hele hele İran'a meyledecek bağımsız bir Şii oluşum, işin içine karşı kutup olarak yalnız ABD'yi değil, İsrail'i de çekebileceği için son derece istikrarsızlaştırıcı bir gelişme olur. Ancak halihazırda gerek Irak içinde, gerekse Irak dışında ayrılıkçılık tehlikesi Kürtlerde ifadesini buluyor. Irak'taki fiili durum ülkenin siyasi geleceğini tasarlama aşamasına geçilmesini geciktiriyor. Ancak eninde sonunda o aşamaya gelinecek. Ankara gafil avlanmak istemiyorsa daha şimdiden Irak'ın siyasi geleceği üzerine kafa yormalı.Irak'ın siyasi geleceği tek bir çıkış yolu gösteriyor: Federasyon. ABD'nin kafasında da başka bir formül yok. Federal bir Irak'ın kurucu unsurlarından birinin Kürtler olacağı ortada. Kürtler zaten 1991'den beri fiili bir federe devlet bünyesinde yaşıyor. Bugüne kadar özerklik bağlamında elde ettikleri kazanımları doğal olarak gelecekte de korumak, mümkünse artırmak isteyecekler haliyle. Aynı durum üç aşağı beş yukarı Şiiler için de geçerli. Şiiler de Saddam döneminde bastırılan demografik üstünlüklerini (nüfusun yüzde 60-65'ini oluşturuyorlar) siyasi avantajlara çevirme çabasında. Zaten mevcut Irak yönetiminde de sayısal olarak Şiiler çoğunlukta. Sünniler ise Saddam döneminde ellerinde tuttukları demografik gerçekliğin ötesindeki siyasi üstünlüklerinden (nüfusun yüzde 15'ini oluşturmalarına rağmen tüm iktidar onlardaydı) ödün vermek durumunda. Bölge ülkelerinin Irak'ta öyle ya da böyle siyasal özgürlükleri artırması kaçınılmaz bir anayasal yapılanmadan ürkmeleri doğal. Irak'ta ABD'nin gözetimi altında da olsa halkın tüm temsilcilerin katılamadan sağlam bir anayasa hazırlanması söz konusu olmadı ve engellendi Kürtler tarafından . Ardından sıra serbest seçimlere gelecek. Böylesi bir süreç bölgedeki otoriter rejimler üzerindeki reform baskısını ister istemez artıracak. Söz konusu ülkelerin yeni Irak yönetimiyle nasıl bir ilişki kurmaları gerektiği konusunda bocalamalarının nedenlerinden biri de bu. Böylesi bir süreçten ürkmemesi gereken iki bölge ülkesi var. Bunlardan biri İsrail. İsrail Irak'ta merkezi devletin çökmesiyle stratejik düşmanlarından birinden kurtuldu. Doğrusunu isterseniz İsrail'in Irak'ın parçalanmasına bir itirazının olacağını da sanmıyorum. İsrail Araplara karşı bir müttefik kazanacağı hesabıyla bağımsız bir Kürt devletini de pekâlâ destekleyebilir. İsrail'in asıl korkusu Iraklı Şiilerin bir diğer stratejik düşmanı İran'ın nüfuz alanına girmesi. Bu yüzden de Irak'ta merkezin zayıflamasını olumlu karşılamakla birlikte merkezkaç güçlerin denetim dışına çıkması İsrail'in işine gelmiyor işte ABD’deki Yahudi lobisinin Bush yönetimine baskı yaptığı en önemli nokta bu bu dediklerim İsrail ve Arap basınında sürekli olarak en ünlü köşe yazarları tarafından dile getirilmektedir.Dolayısıyla İsrail temkinli bir politika izliyor. Ama sonuç olarak Irak'ın İsrail için yeniden bir tehdit haline gelmemesinin kalıcı çözümü de Irak'ta demokratik ve rasyonel bir yapılanmaya gidilmesi. İkinci ülke Türkiye. Ankara başından beri Irak'ta federasyon kelimesinin telaffuz edilmesinden pek hazzetmiyor. Sebebi sır değil. Ankara böylesi bir yapılanmanın, Türkiyeli Kürtlere ilham kaynağı olacağı ve Türkiye'yi parçalayacak bir sürecin önünü açacağı gibi bir fikir .Dış politikanın her şeyden önce realizm ve pragmatizm gerektirmesi. Bu açıdan bakıldığında Irak'ta federal bir yapılanmaya karşı çıkmak, Irak'ın gerçekleriyle de Iraklıların özlemleriyle de bağdaşmıyor. Tabii ABD'nin hesaplarıyla da. Bu tutumda diretmek akıntıya karşı kürek çekmekten başka bir şey değil.ancak Türkmen eli bölgesinde buna dahil edilmesi gerekir Türkiye bu teze destek vermesi gerekir . ABD'nin hesaplarıyla Irak'ın gerçekleri ve Iraklıların özlemleri çelişmiyor, örtüşüyor şu aşamada ,Sünniler har ve Türkmenler hariç tabi ki, Malum, dış politika iç politikadan soyutlanamaz. Türkiye'nin Irak'ın siyasi geleceğine yönelik rasyonel bir politika geliştirmesi, daha iyi olur .sonuç olarak Kürt-Şii işbirliğinin 15 Ekim'de halkoyuna sunulacak olan anayasanın oylama kuralını değiştirmesi zaten gergin olan havayı büsbütün çığırından çıkardı. Değişiklik Sünnilerin engellemesini ortadan kaldırmak için, daha önce saptanmış kuralı geçersiz kılıyordu. Ama dış baskılar bu değişikliğin iptalini sağladı. Kürt ve Şii çıkarlarına göre hazırlanmış, federatif tasarının Irak'a barış getirmeyeceği, ülkede iç savaşa sebep olacağı üzerinde adeta görüş birliği vardı. Ama 'Nasıl olsa oylamada üç vilayette ret oyları fazla çıkar ve yeni tasarıya gidilir' diye düşünülürken yapılan keyfi değişiklikle bu olasılık ortadan kaldırıldı. Gelişme başta Birleşmiş Milletler olmak üzere geniş çevrede tepki aldı. Irak bu baskılara dayanamadı. Ama böyle de olsa artık Irak'a, iç savaşsız bir çıkış yolu bulunacağını düşünenler pek kalmadı.Irak bölünür mü acaba Bu bölünme hemen gerçekleşmeyebilir. Bölünmeden önce federal bir Irak döneminden geçilecektir. Bu noktada Türkiye Federal Irak’a prensip olarak karşı çıkmamış ama böyle bir federasyonun kısa zamanda çözülmeye mahkum, çok gevşek bir federasyona dönüşmemesinde de ısrarcı olmuştur. Türkiye’nin gevşek bir federasyona itirazı sadece bunun kısa bir süre içerisinde tam bir bölünmeye yol açmasından ibaret değildir. Böyle gevşek bir federasyonun Türkiye’deki Kürt meselesini ve bölücü faaliyetlere de katkı sağlayacağından endişe etmiştir. Bu açıdan baktığımız vakit bugün için Irak’ta yaşananlar Türkiye açısından son derecede olumsuzdur. İşin daha acıklı tarafı ise Türkiye’nin Irak’ın bölünmesi dolayısıyla uğrayacağı büyük kayıbın sadece Kuzey Irak’taki gelişmelerden ibaret olmamasıdır. Irak’ın bölünme süreci içerisinde Güney Irak’ta ortaya çıkacak durum aslında Türkiye’yi Kuzey Irak’ta meydana gelecek durum kadar yakından ilgilendirmektedir. Gerçi Türkiye’nin bir süredir Kuzey Irak’taki gelişmelerle bile ilgilenmediği göz önünde bulundurulacak olursa Türkiye’nin Güney Irak’ın geleceği hakkındaki kayıtsızlığının yadırganacak bir tarafı kalmamaktadır. Kürt-Şii işbirliğinin son manevrasından önce bu ikili arasında da büyük gerginlik yaşanıyordu. ABD tarafından bu ikilinin onayıyla hazırlanan kanuna göre Kerkük'te Saddam'ın değiştirmiş olduğu etnik nüfus yapısı eski haline getirilecek, daha önce oradan çıkarılmış Kürtler, Şiilerin yerlerine dönecekti. Bu hususun gerçekleştirilmesinde ayak dirediği öne sürülen Şii Başbakan Caferi'nin tutumunu protesto eden Kürtler, Caferi'nin istifasını istediler. Gerginlik son safhaya varırken, 15 Ekim referandumunda anayasa tasarısının reddedilmesi tehlikesini önleme, öncelik aldı. ABD'nin Irak'taki koalisyon kuvvetleri Sünni direnişini bir türlü durduramıyor. Çok uzun vadeli olacak ve başta kuvvet artırımı olmak üzere yeni kaynak gerektirecek strateji değişikliği olmadan ABD'nin mücadeleyi kazanamayacağı konusunda uluslararası görüş birliği var. Buna ABD askeri ve istihbarat kaynakları da katılıyorlar. Irak'taki bu görünüm karşısında ABD'nin çekilmesinin, sadece bu ülke için değil, tüm Ortadoğu için felaket olacağını, bölgede tam bir kaos doğacağını iddia edenler de çok. Konuya daha soğukkanlı bakabilenler çıkar yolu hazırlanan anayasa tasarısının referandumda reddedilmesiyle Sünnilerin de katılmasını sağlayacak daha dengeli yeni bir tasarının hazırlanmasında buluyorlardı. Ama Kürt ve Şii cephesi eline geçirdiği bu fırsattan yararlanarak Irak'ta sadece kendi çıkarları üzerine bina edilecek yeni bir düzen kurulması için direniyorlar.Türkmenlere halkalarını tanımamakta ısrar etmektedirler, Yukarıda işaret ettiğim gibi: bu çıkar ortakları anayasa için onay alsalar bile Kerkük üzerinde anlaşabilmeleri çok zor görülmektedir . Çünkü Kerkük büyük petrol zenginliğine sahip. Şiiler bundan zor vazgeçecekler. Türkiye'nin de bu büyük çapta Türkmen bulunan kent ile ilgili görüşü ve kaygıları var. Bunu Kürtler gibi Şiiler de biliyor ve komşu ülkelerde ve Arap ligine üye ülkelerde biliyor, Kerkük'teki Türkmenlere karşı girişilecek bir Kürt hareketinin hangi neticeleri doğuracağı hakkında ilgili tarafların kaygıları var.ancak şu soruyu sormadan durum düzelmez Irak’ta acaba ABD Irak’ın geleceği konusunda İran’la anlaştı mı? Anlaşmış gözükmektedir. Amerika Irak müdahalesinde başarılı olamadı. Sünni Araplardan beklediğinden çok daha büyük bir tepki ile karşılaştı. Kürtlerin kendisini destekliyor olması Irak’ın genelinin Amerika’nın kontrolü altına girmesini sağlamadı. Böylece Güney’deki Şii Arapların oynayacağı rolün önemi çok büyük ölçüde arttı. Şii Arapların Sünni Araplarla birlikte Amerika’ya direnmesi bütün Irak’ı Amerika için içinden çıkılmaz bir bataklığa dönüştürebilirdi. Şii Arapları direnişe katılmaktan uzak tutmanın yolu ise İran’dan geçer . Mezhep beraberliğinden dolayı İran’ın Güney Irak’taki Araplar üzerinde büyük bir etkinliği olacağı kesindi. Amerika bir şekilde İran’la temas kurdu Sistani Araççığıyla büyük olasılıkla . İran’ın Şii Araplara Irak’taki direnişe katılmamalarını telkin etmesi sağlandı. Buna karşılık Amerika İran’ın Güney Irak’taki nüfuzunun artmasına göz yumacaktı. Buna ek olarak İran’ın atom bombası yapmasına da karşı çıkmayacaktı. Nitekim yeni Cumhurbaşkanı seçilen Ahmedi Necad Uranyum’u zenginleştirecek tesislerinin yapımına devam edileceğini açıkladı. Hem Amerika’ya hem de Avrupa’ya, benim iç işlerime karışamazsınız diyerek rest çekti. Amerika’nın hiç sesi çıkmadı. Halbuki yakın zamana kadar Amerika’nın İran’la arası açıktı. Her an İran’dan olumsuz yönde bahsediyor ve İran’a ha bire göz dağı veriyordu. Bunlardan eser kalmamıştır. Bugün için Irak’ta ortaya çıkan durumu başka türlü izah etmek mümkün değildir. Amerika Irak’a laiklik ve demokrasinin geleceğini söylüyordu. Ama Anayasa’ya Şii Arapların ısrarıyla şeriata aykırı kanun yapılamaz, diye yazılmasına karşı çıkmadı. Amerika’nın bunu kabul etmesi, BOP planlarında ve projelerinde yeri yok! hem Şii Araplara hem de İran’a verilmiş ayrı bir ödündü. Bir bakıma her ikisine de, Amerika’nın Irak’a müdahalesi ve istediği kadar askerini buraya süresiz olarak yerleştirmesi için verdiği bir sus payıydı. Türkiye Irak’ın kuzeyindeki ve güneyindeki gelişmelere kayıtsız kalamaz. Kalmamalıdır da. Çünkü Yeni anayasanın 9. maddesinde, savunma ve güvenlik konuları ele alınmıştır ve konu, önemlidir. Bu maddenin 1/a fıkrasında, Irak silahlı kuvvetlerinin ve polis gücünün, “…Irak milletini oluşturan kesimlerden, ayrımcılık gözetmeksizin dengeli bir şekilde oluşturulur.” ifadesi yer alır. Acaba, kimler “kesim” sayılacak ve dolayısıyla, silahlı kuvvetlerin ve polis gücünün oluşumunda pay sahibi olacak? Fiziki güç sahibi bu iki kurum ile ilgili olarak, bunları denetim altında tutmak için yeni anayasada bazı kısıtlamalar getirilmiş olmasına rağmen, bu iki kurumun varlığı uygulamada önemli olmaya devam edecektir. Öngörülen kısıtlamalara rağmen, bu kurumların kontrolünü ele geçirecek “kesim”/”kesimler”, diğerleri karşısında ustun ve avantajlı bir konuma kavuşacaktır. Bu itibarla, “kesim” kavramı üzerinde durmak gerekir. Özellikle Türkmenlerin Irak’taki “kesimlerden biri olup olmadığına açıklık getirmek gerekir. Kimler “kesim” sayılıyor? Ve yeni anayasanın dibace/başlangıç kimsinin son paragrafında, “kesimlerin yanı sıra, “bileşenlerden de söz edildiği çıkış noktası alınırsa, kimler “bileşen” ve niçin
“bileşenler” silahli kuvvetlerin ve polis gücünün oluşumuna dahil edilmemişler? Bu soruların cevabına ihtiyaç vardır. Eğer Türkmenler “kesim” kabul edilmiyor ise, önce “kesim” kabul edilmesi için çalışılmalı; bu mümkün olmaz ve Türkmenler “bilesen” olarak görülüyorsa, bu takdirde “bileşeneler”in de bu iki kurumun oluşumuna katılmasını sağlayacak girişimlerde bulunulmalıdır. Pesmergeler, bu maddeye göre, Irak Ordusu’nun bir parçası haline gelmektedirler. Kendi içinde Bağdat ile sorunlar yasayan ve Bağdat’a adeta “pamuk ipliği ile
bağlı” olan pesmegelerin Irak Ordusu’nun bir parçası olmasının, Türkiye icin ne gibi riskleri beraberinde getirebileceği üzerinde durulmalıdır.haberi yazdığım saatlerde PKK militanlarını Erbilde Barzani peşmergeler ile birlikte Referandumun yapılacağı Kürt bölgesinde kontrol noktasında nöbet yapacakları Barzani’nin Kürdistan TV’linden gece haberlerinde ilan ediliyordu ve Mesut Barzani karargahı olan Masif Salahettindeki tüm kontrol noktalarının güvenliğini PKK’ya verdiğini khabat gazetesinde açıklıyordu bu girişim PKK’ya Irak kimliği verdikten sonra dile getirilmesi ilginç olmasa gerek . Bağdat’tan kopuk hareket eden pesmergelerin, Ankara ile Bağdat’ı karsı karsıya getirmeleri veya Ankara-Bağdat ilişkilerinin pesmergeleri Ankara ile karsı karsıya getirmesi mümkündür. Tabi, Ankara’nın, bundan Bağdat ile pesmergeleri karsı karsıya getirmek için yararlanması da mümkündür. Yeni anayasanın 1. maddesinde, Irak Cumhuriyeti’nin, ayni zamanda, bir “federal” demokrasi olduğu belirtiliyor. Federal bir yapıdan soz edilmekle birlikte, anayasanın bütünü dikkate alındığında, bunun kendine özgü bir federal yapı olduğu ve bir araya gelenlerin ayrılma
yolunu acık tuttuğu için, gerçekte kon federal yapıyı çağrıştırdığı söylenebilir. Federal yapı, gerçekte Irak’tan ayrılmak isteyen kesimler ve bileşenler için, bu yolda bir ara asama işlevini yerine getirecek gibidir. Federal yapının Irak’taki uygulamasının, bölge ülkeleri acısından ciddi sorunları beraberinde getirmesi kaçınılmaz gibidir. Özellikle Kurt kökenli nüfusa sahip bölge ülkelerinin (Türkiye, Iran ve Suriye’nin), bundan olumsuz olarak etkileneceklerini
beklemek gerekir. İran’ın, ülkesindeki Türkler ve Araplar nedeniyle, ayni zamanda bir sıkıntı içine girebileceği akla gelse de, bu ülkenin Irak’tan kaynaklanacak federalizm dalgasını arkasına alarak, Irak, Bahreyn ve Kuveyt gibi Şii nüfusun öne çıktığı bölge ülkelerine yönelik, Tahran’ı bölgede güçlendirecek özel bir siyaset izlemesi de ihtimal dahilindedir. Bölgenin petrol üreticisi ülkelerinin, federalizm istekleri üzerinden Tahran’ın etki alanına girmesi ve bunun da İran’ın petrol piyasasının kontrolünü eline geçirmesine hizmet edebileceği gibi,
petrol üreticisi bölge ülkelerinin bu istekler üzerinden bir karışıklık içine itilerek petrol üretim ve sevkıyatının kesintiye uğramasının, uluslararası politikanın genelinde bir kriz durumuna yol açması da mümkündür ABD, meşruiyet sağlamak suretiyle, Irak’taki varlığına
süreklilik kazandırmak isterken, bölgesel dengeleri kökten değiştirecek ve bölgeye bir bütün olarak saracak bir ateşin tetikleyicisi de olabilir. Bunu görmek ve göstermek gerekir.
http://www.bizturkmeniz.com/tr/showArticle.asp?id=6863&updatefrom=0&from=0