ABD, IRAN’I NE ZAMAN VURACAK!…
Osman Metin Ozturk
Turkiye, ic ve dis politikada, sikintili ve hareketli bir surecin icine giriyor. Mevcut tablo, tarafimizdan bu sekilde okunuyor…
Bu surecin merkezinde de yine ABD var…
Irak’ta icine dustugu durum, hem ic politikada, hem de uluslararasi politikanin genelinde ABD’yi sikintiya sokmaktadir ve bu sikintinin maliyeti de giderek artmaktadir. Genellikle az gelismis ve gelismekte olan ulkeler icin ongorulen, ilgiyi dis sorunlara ve dis politika basarilara cekerek ic politikada rahatlama egilimi, icinde bulundugu kosullarda ABD icin oldukca gecerli olan bir durumdur. Amerikan Yonetiminin, Amerikan halkýnýn sosyo-ekonomik acidan icinde bulundugu olumsuz tabloyu, icine kapanarak olumluya cevirmesi ve Amerikan ekonomisini bu yolla duzluge cikmasi, imkansiz degilse bile, oldukca guctur.
Cozum, disaridadir. Eger ABD Yonetimi kisa surede Orta Dogu’yu bir duzene koyabilirse, bu, hem ic politikada, hem de uluslararasi politikanin genelinde kendisini rahatlacaktir.
Peki Orta Dogu’nun ABD acisindan duzene konulmasinin anlami nedir? Bu, ABD’nin Orta Dogu petrolunun ve dogal gazinin uzerine oturmasi, bunlari kesin olarak kontrol etmesi demektir. Bunun onundeki en ciddi engel de Iran’dir. Iran, ABD icin, Irak’ta icine dustugu sikintinin kaynagi ve Orta Doðu’yu kontrolün anahtari durumundadir. Bu nedenle, ABD, bir sekilde Iran engelini asmak zorundadir. Reel politik nedenlerin disinda, bunun 1979’da Iran’da yasanlarin etkisinde ortaya cikmis psiklojik nedenleri de vardir. Ancak Iran engelinin asilmasi, ABD icin bile olsa, kolay hayata gecebilecek bir durum degildir. Cunku, bunu gerceklestirmesi demek, ABD’nin Orta Dogu’gu petrol ve dogal gazinin uzerine oturmasi, dolayisiyla rakipleri karsisinda cok ciddi bir avantaj elde etmesi ve dunyayi tek basina yonetmesi demektir ki, buna seyirci kalinacagi ve Iran’in ABD karsisinda yalniz birakilacagi dusunulemez.
Bolgenin son 10-15 yilina bakilirsa, ABD’nin, ortulu olarak Iran’i her yonden kusatmaya, Iran’a komsularindan gelebilecek destegin onunu kesmeye ve adeta Tahran’i yalniz birakmaya calistigi gorulur.
1979’dan hemen sonra, Mart 1980’de Turkiye ile imzaladigi Savunma ve Ekonomik Ýsbirligi Anlamasi (SEÝA), Kurt sorununun 1980’li yillarin ortasindan itibaren yeniden bolgede ortaya cikmasi, Saddam’in ulkesinin orta kesimine hapsedilemsini ongoren bir uygulamanin (Cekic Guc’un) baslatilmasi, 11 Eylul 2001’deki terorist saldirilardan hemen sonra ABD’nin Afganistan’a girmesi ve pesinden NATO’yu bu cografyaya cekmesi, Iran’in kuzeyindeki (Guney Azerbaycan’daki) muhalefet hareketine ilgi gostermesi, 6 Kasim secimleri oncesinde Azerbaycan Yonetiminin baski ile kontrol altina almaya calismasi, Mart 2003’te Irak’i isgal etmesi ve bir suredir de Suriye’yi hedef almasi, gercekte ABD’nin Iran’i hedef alan politikasi baglaminda atilmis adimlar, ara hedeflerdir. Nukleer konulardaki faaliyetlerinin Uluslararasi Atom Enerjisi Ajansi ve uluslararasi kamuoyu tarafindan mercek altina alinmasi da, arkasinda ABD’nin oldugu, Iran’i baski altina almaya yonelik, soz konusu politika baglaminda gorulebilir.
Atilan bu adimlara ragmen, ABD’nin Iran’i dogrudan karsisina almasi, mevcut kosullarda hala guc gozukmektedir. ABD’nin Iran’a yonelik bir askeri harekata girisebilmesi icin, hem Suriye, Turkiye ve Irak’in kuzeyindeki Kurt siyasal olusumundan kaynaklanan endise ve sikintilerini gidermesi, hem de Iran’a yonelik operasyonda bunlardan daha etkin olarak yararlanmasýný saglayacak kosullari yaratmasi gerekmektedir.
Suriye, 1979’daki rejim degisikliginden sonra Iran ile yakin iliski icinde olmus bir Arap ulkesidir. Sam Yonetimi, Iran ile olan yakin iliskilerini, Filistin sorunu uzerinden Suriye’nin Arap Dunyasinda one cikmasi icin kullanmistir. Ancak, Sovyetler Birligi dagilirken, ABD’nin Irak’a karsi olusturdugu cokuluslu guc icinde yer almasi ve ABD ile birlikte hareket etmesi, Sam’in Arap Dunyasi icindeki liderlik beklentilerini ciddi sekilde sekteye ugratmistir.
Bunlar, bugun ABD’nin Iran’dan once Suriye’yi hedef alacagi yolundaki degerlendirme acisindan anlamli olan hususlardir. Eger, Sam ile Tahran arasinda boyle bir birliktelik var ve Washington’in Sam’i hedef alisi gercekte Tahran’a yonelik ise, bir taraftan ABD’nin oncelikle Sam ile Tahran arasindaki bu baglantiyi kesmeye yonelmesini, diger taraftan da Tahran’in ABD karsisinda Sam’a ciddi destek vermesini beklemek gerekir.
Suriye konusunu one cikaran asil onemli etken ise, Irak’in kuzeyindeki, denize cikisi olmayan Kurt siyasal olusumudur. Cunku, eger ABD Suriye’yi kontrol ederse, bu,
- ABD’nin Kurt siyasal olusumunu ayakta tutmasini kolaylastiracak
- Kurt siyasal olusumunun ABD’ye olan maliyetini dusurecek,
- ABD’nin Irak’in kuzeyindeki Kurt siyasal olusumundan, Orta Dogu’da devamli ve daha fonksiyonel olarak yararlanmsina hizmet edecek,
- ABD’nin bolgedeki (Turkiye de dahil) cogu ulkeye bagli olmadan, Dogu Akdeniz-Suriye-Irak’in kuzeyi uzerinden, Orta Dogu’da istedigi askeri harekati duzenlemesini oldukca kolaylastiracaktir.
Suriye’nin kontrol altina alinmasindan sonra, bu ulkenin Dogu Akdeniz kiyilarindaki limanlari ve hava alanlari, Iran da dahil, Orta Dogu’nun her ulkesine yapilacak askeri harekat icin ABD tarafindan kullanilabilecektir. (Bu noktada, Amerikan Yonetimi ile KKTC Yonetimi arasindaki son yakinlasmayi ve Karpaz’in Suriye kiyilarini kontrol eden konumunu da hatirlamakta yarar vardir.) Ustelik bu kullanim, ABD’nin bolgedeki diger kullanim kolayliklari karsisinda daha az sorunlu olabilecektir. Ve boyle bir durum, Irak’in kuzeyindeki Kurt siyasal olusumunu, bir taraftan komsu cografyalarda yasayan Kurtleri de icine alan “Buyuk Kurdistan” ideali dogrultusunda daha cok isteklendirecek, diger taraftan da bu olusumu ABD’nin etkisine daha cok acacaktir. ABD’nin kullanimina oldukca acik bir Kurt siyasal olusumu ortaya cikacaktir. Bunun da, ulkelerinde Kurt kokenli nufus bulunan Turkiye ve Iran icin ne anlama gelecegini soylemeye gerek yoktur. Bu arada, Iran ile ilgili politikasi ve ABD ile birlikte Irak’a karsi olusturulan cok uluslu gucte yer almasi nedeniyle, Suriye’nin ABD karsisinda Arap Dunyasindan ciddi bir destek bulmasinin guc olacagini ve bunun da ABD’nin Suriye’yi karsisina almasini kolaylastiracagini soylemek mumkundur.
Demek ki, eger ABD Suriye’ye mudahale eder ve bu ulkeyi kontrolu altina alirsa, bu, hem Iran’i karsisina almis iken ABD’nin Irak’in kuzeyindeki Kurt siyasal olusumu ile mesgul olmasini onleyecek, hem de Iran’a karsi bu olusumdan maksimum olcude yararlanma imkanini elde edecektir. Yani ABD, Iran karsisinda, ilgi ve kaynaklarini bolmemis (kucultmemis), bilakis takviye etmis (buyutmus) olacaktir.
ABD, Suriye’ye mudahale edip kontrolu altina almakla, Iran karsisinda, Suriye’den ve Irak’in kuzeyindeki Kurt siyasal olusumundan kaynaklanan endise ve sikintilarindan boylece kurtulmus olacaktir. ABD’nin Suriye’yi kontrol etmesi, Turkiye acisindan da anlamli olacaktir. Turkiye, “Metal Firtina”da oldugu gibi, Suriye uzerinden de ABD ile komsu olacak, ABD merkezli tehdit Turkiye icin daha ciddi ve agir hale gelecek ve Irak’in kuzeyindeki Kurt siyasal olusumu uzerinden Turkiye’nin dirlik ve duzeni, birlik ve beraberligi daha kolay tehdit edilip bozulabilecektir. Irak uzerinden ABD ile komsu olan, uc tarafi denizlerle cevrili, Ege ve Kibris konusundaki sorunlari herkesce bilinen ve teror sorununu yasayan Turkiye’nin, Suriye’yi de kontrol etmis ve Kurt kartini tamamiyle eline gecirmis bir ABD karsisinda, oldukca sikintili bir tablonun icine dusmesi kacinilmaz olacaktir.
Butun bunlar, ABD’nin Suriye’yi kontrolu altina almasi uzerine bina edilmis yorum ve degerlendirmelerdir; ancak, madalyonun bir yuzunu olustururlar. Oysa madalyonun bir de diger yuzu vardir ve saglikli-isabetli bir sonuca varmak icin, madalyonun bu yuzunu de gormek gerekir…
Baslangicta, Iran’in ABD karsisinda yalniz kalmasini beklememek gerektigi ifade edilmisti. Ayni sey, ABD karsisinda Suriye icin de gecerlidir. Eger Suriye’nin kontrolu, once Turkiye’ye, sonra da Iran’a yonelik olacak ve yansiyacak ise, bu iki ulkenin ABD karsisinda Suriye’yi yalniz birakmalari beklenemez.
Henuz Irak’i kontrol edememis ABD’nin, bu sorun ortada duruyor iken, Suriye’ye yonelemeyecegi ileri surulse de, bu bakis acisinin fazla rasyonel olmayacagi dusunulmektedir. Bunun bir cok nedeni olacaktir. En temel nedeni, eger Suriye mudahalesi, ABD icin ilgi ve kaynak ufalanmasi anlamina gelecek ise, bunun, Irak’ta ABD’nin karsisinda olanlar icin de ilgi ve kaynak ufalanmasi anlamina gelecegidir. ABD’nin ilgi ve kaynak olarak daha buyuk oldugu, karsisindakilerin kucuk oldugu dusunulurse, ABD’nin Suriye mudahalesi ile ortaya cikacak ilgi ve kaynak ufalanmasi, rakiplerinin karsisinda ABD’nin isine gelecektir.
Acaba, ABD mi, hem Irak’a, hem de Suriye’ye ilgi ve kaynak tahsis etmekte zorlanir, yoksa Iran ve/veya Turkiye mi? Bunu gormek gerekir…
Ancak asimetrik savas dedigimiz bir olgu vardir. 11 Eylul hadisesinin one cikardigi bu olgunun ne anlama geldigi, ABD’nin Irak’ta bugun icinde bulundugu durumdan cok net olarak anlasilmaktadir. Ayrica, uluslararasi politikada imaj ve prestij, dune gore bugun daha onemli ve etkili bir unsur haline gelmistir. Irak’ta icine dustugu durumdan sonra, Suriye’de de benzeri bir duruma dusmesi, uluslararasi politikada ABD’nin imajini zedeleyecek ve prestij kaybetmesine neden olacaktir. Karsisinda dayanilamaz bir guce sahip oldugu yolundaki imaji kaybolunca, ABD’nin kolayca hedef alinmasinin ne anlama gelecegi uzerinde durmak gerekir. Oysa, Iran ve Turkiye gibi ulkelerin bu tur bir durumlari yoktur. Bu ulkelerin ABD karsisinda icine dusecekleri olumsuz durumlar, onlarin fazla imaj kaybina ugramalarina ve prestij kaybetmelerine neden olmayacaktir. Cunku, karsilarinda bir super guc (!), yani ABD vardir…
ABD’nin Irak’tan sonra Suriye’ye mudahale etmesinin, Iran karsisinda Turkiye icin ne anlama gelecegi uzerinde de durmak gerekir. Bu, Turkiye icin cok onemlidir. Iran’i Irak’a ve Suriye’ye ilgi gostermeye ve buradaki gelismelere angaje olmaya iten nedenlerin, Turkiye’ye gore daha cok ve ciddi oldugu ileri surulebilir. Turkiye ve Iran, Irak’taki ABD varligi karsisinda ayni konumda degillerdir ve eger mudahale olursa Suriye’deki ABD varligi karsisinda da ayni konumda olmayacaklardir. Rejimi ihrac konusunda daha istekli bir yonetime ve nukleer guce sahip bir Iran’in, ABD karsisinda Turkiye ile birlikte hareket etmesinin, bilahara Turkiye’ye nasil yansiyabilecegi uzerinde ciddi ciddi calismak gerekir. Turkiye, bunlari gormek ve belki ABD ile Iran’in her ikisine de esit mesafede durmayi dusunmek (tercih etmek) durumundadir.
Ancak, Turkiye’nin, hem ABD’ye, hem de Iran’a esit mesafede durmasi, mevcut siyasal iktidar ile oldukca guc gozukmektedir.
Turkiye’deki mevcut siyasal iktidar Bati (ozellikle ABD ve Israil) karsitligi uzerine bina edilmis bir muhalefet hareketi sonrasinda bugun iktidar koltuguna oturmus, ancak iktidara geldikten sonra tam tersi bir uygulama icine girerek ABD’ye ve Ýsrail’e yakin durmus ve bu durum secimlerde mevcut siyasal iktidara destek veren secmen tabanini siyasal iktidardan uzaklastirarak bunlari bir arayis icine itmistir.
Turkiye’deki bu tabloyu, es zamanli bazi gelismeler ile birlikte degerlendirmeye almak gerekir. Ornegin Turkiye’deki bu tablo nedeniyle, Iran’in yeni yonetiminin soylemlerinin Turkiye’deki soz konusu secmen tabani uzerinde oldukca etkili olmasi, kimse icin surpriz sayilmamalidir. Iran Cumhurbaskani Ahmedinecad’in Israil konusundaki son aciklamalarina bu gozle bakmakta yarar vardir.
Bolgedeki mevcut kosullar ve mucadele nedeniyle, hem ABD, hem de Iran, Turkiye’deki bu tablodan kendileri icin yararlanmaya calisacaklardir. Mevcut siyasal iktidarin secmen tabanini bu sekilde kaybetmesi, zaten disaridan destekli olarak ayakta durdugu ileri surulen siyasal iktidari, ozellikle ABD’nin etkisine daha acik hale getirecektir. Bunun karsisinda, Tahran’in da, kendisinin etkisine acik kesimler uzerinden Turkiye’de bazi oyunlara girismesini beklemek gerekir. Yani Turkiye, ABD ile Iran arasinda gidip geldigi bir surecin icine girebilir. Bu arada istikrar kaybolabilir, teror sorunu artabilir, ekonomi ciddi
inis-ciksilari yasayabilir.
Bu, ulusal egmenligin bugun icinde bulundugu durumu yansitan aci ve uzucu bir tablodur. Ancak, bu degerlendirme durduk yere de ortaya cikmamistir.
Veriler, bu yonde bir yorum ve degerlendirmeyi beraberinde getirmistir. Butun bunlarin anlami, Turkiye’yi, hem ic politikada, hem de dis politikada sikintili gunler bekledigidir.
Ancak, bu olumsuz tablo karsisinda fazla karamsar da olmamak gerekir. Cunku, tarihi, deneyimleri ve her seye (mevcut siyasal iktidara) ragmen sahip oldugu devlet gelenegi, karamsar olmamayi gerektirmektedir.
06 Kasim 2005