
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin gerekçeleri
AİHM, Leylâ Şahin'in, üniversiteye girerken, Rektörlüğün başörtüsünü yasaklayan 23 Şubat 1998 tarihli sirkülerinden haberdar olduğunu belirterek, yasal dayanağın mevcudiyetine işaret ediyor: "Söz konusu düzenleyici işlem, 1991 tarihinde Anayasa Mahkemesi'nin de kararına konu olmuş bir yasaya dayanmaktadır; başvurucunun üniversiteye kayıt yaptırdığı tarihten önce yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla, Leylâ Şahin'in dinini açığa vurma özgürlüğüne getirilen müdahalenin yasal temeli vardır; ayrıca, ulaşılabilirlik ve öngörülebilirlik koşulları yerine getirilmiştir. Başvurucu, üniversiteye girişi anında, öğrencilerin türban takmasının düzenleyici işleme tâbi tutulduğunu ve türban takmaya devam ettiği müddetçe derslere kabul edilmeyebileceğini 23 Şubat 1998 tarihinden itibaren öngörebilecek durumdadır."
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, nedense, hiçbir yönetmelik veya sirkülerin yasaya aykırı olamayacağı hususu üzerinde durmuyor. Üstelik, başörtüsünü yasaklayan bir yasanın mevcut olduğunu sanıyor. Halbuki Türkiye'de, üniversitedeki kılık kıyafetle ilgili düzenleme Yüksek Öğretim Kanunu'nun ek 17'nci maddesinde yer almaktadır ve "Yasaya aykırı olmayan her türlü kılık kıyafetin serbest olduğu" belirtilmektedir. Türkiye'de başörtüsünü yasaklayan hiçbir yasa mevcut değil. Kılık kıyafetle ilgili birkaç düzenleme var. Bunlardan biri, Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun. Bu sadece din adamlarını ilgilendiriyor. Şapka Kanunu, vatandaşın benimsediği serpuşun memurlar ve milletvekilleri tarafından da kullanılacağını ifade ediyor. Bir de, devlet memurlarına ilişkin yönetmelikte, kadın memurun başının açık olması öngörülüyor.
***
AİHM'in gerekçesinde İslâmiyet'e ters düşen değerlendirmeler de var. Sözgelimi, başörtüsüne kadın ve erkeğin eşitliği açısından yaklaşıyor: "Başkalarının haklarına saygı ve özellikle de kadın ile erkeğin kanun önünde eşitliği gibi değerlerin öğretildiği ve uygulandığı Türkiye bağlamında, yetkili mercilerin dini simgelerin taşınmasını bu değerlere aykırı bulması anlaşılabilir niteliktedir. Söz konusu özgürlüğe müdahale, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve düzenin muhafazası gibi meşru amaçlar taşımaktadır." Aynı gerekçede: "Nüfusun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye gibi bir ülkede, İslâmi başörtüsünün zorunlu bir dini görev olarak sunulması, başörtüsü takmayı kabul etmeyen herhangi bir kimsenin din düşmanı gibi görüleceği bir ortam yaratacak, dindar olan Müslümanlarla, dindar olmayan Müslümanlar ile inançsızlar arasında sırf kıyafetleri sebebiyle ayırımcılığa yol açabilecektir."
***
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuya ne kadar yabancı olduğu ortada. 1) "Başörtüsü kadın ve erkek eşitliğini bozar" demek, kadınların sadece erkeklerin zoruyla örtündüğü anlamına gelir ki, bu doğru değil. 2) Başörtüsü dolayısıyla dindar ve dindar olmayanlar arasında bir çatışma çıkmamıştır. 3) Başörtüsü takmayanlar din düşmanı gibi mütalâa edilmemiştir. Aksine örtünenler, yobaz olarak nitelendirilmiş ve kamu alanından dışlanmıştır. 4) Başörtüsü takan kişi, inancına bağlı olduğunu dışa vurmamakta, sadece dini bir kuralı uygulamaktadır. AİHM, Türk Anayasa Mahkemesi'nin kararını ve laiklik yorumunu esas almış, o bakış doğrultusunda başörtüsü yasağını laikliği koruyacak bir tedbir olarak görmüştür. Anayasa Mahkemesi'nin yapısı değiştiği takdirde, bu içtihatın da değişeceğine inanıyoruz.
http://www.bugun.com.tr/2005/11/11/yaz1499-70002-105.html
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, 23 Şubat 1998'de, başörtülü öğrencilerin derslere, uygulamalı çalışmalara ve sınavlara kabul edilmesini yasaklayan bir sirküler yayınladı. Şahin, bu yüzden iki sınava kabul edilmedi ve derslerini takip edemedi. Şahin'in sirkülerin iptâli için idari yargıda açtığı dava reddedildi. İdare Mahkemesi, Rektörlüğün "düzenin korunması amacıyla, yasalara, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın yerleşmiş içtihatlarına uygun olarak giyilebilecek kılık kıyafet konusunda düzenleyici işlem ihdas etmesini" uygun buldu. Bunun üzerine Leylâ Şahin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne müracaat etti. Mahkeme, yasağın, Leylâ Şahin'in dinini açığa vurma hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmekle birlikte, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve düzenin muhafazası açısından meşru bir amaç güdüldüğü sonucuna vardı. Bunun üzerine, Şahin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi'ne başvurdu. Dün, Büyük Daire, daha önce alınan kararı onadı ve Türkiye'nin insan hakları ihlâlinde bulunmadığı görüşünü benimsedi.
***
Sonuçta, Leylâ Şahin, okumak istediği halde üniversiteye gidemiyor ve "ya başörtüsünü çıkart, ya da eğitiminden vazgeç" seçeneğiyle karşı karşıya kalıyor ama, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre, Türkiye, Sözleşme'nin "din ve vicdan özgürlüğü"yle ilgili 9'uncu maddesini, "eğitim hakkı"yla ilgili 2. Protokol'ün 1. fıkrasını, "özel yaşam hakkına saygı" ilkesiyle ilgili 8'inci maddeyi, "ifade özgürlüğü"yle ilgili 10. maddeyi ve "ayırımcılığın yasaklanması"yla ilgili 14. maddeyi ihlâl etmemiş oluyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi'nin laiklik ve tehdit değerlendirmesini esas aldı. Burada yanlış bir anlama olmasın. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre, başörtüsü yasağı zorunlu bir hal değil. Mahkeme sadece, Türkiye'de uygulanan yasağın, Sözleşme'deki maddeleri ihlâl etmediğini belirtiyor.
Yoksa yasağın devamından yana bir tavır koymuyor. Mahkemenin kararının muhafazakâr çevrelerde infial uyandıracağını biliyoruz. Tepki çok haklı. Çünkü böyle bir çifte standarda ancak isyan edilir. Yalnız şu hususu da hemen kaydedelim: Sorun, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi'nin laikliğe yüklediği anlamdan kaynaklanıyor. Çözümü de, demek, dışarıda değil, içeride arayacağız.
http://www.bugun.com.tr/2005/11/11/yaz1499-70002-106.html