Nefret Fırtınası Irak’ı Kavuracak
14/11/2005 - 18:55
Metin Mutanoğlu
Irak’ta Aralık ayının 15’inde yapılacak olan seçimlere sayılı günler kala, herkes bundan sonraki süreçle ilgili tahminlerini ve öngörülerini ortaya koyuyor. Son 3 yılı büyük bir kaos ve kriz ortamında geçiren Iraklılar, geçmişten geleceğe uzanan yeni yolculuğa nasıl çıkacaklar? Bu seçim Irak’ı içinde bulunduğu yarı bölünmüşlük statüsünden kurtarıp yeniden bir ve beraber olma yoluna mı yoksa üstad Necip Fazıl’ın “gök yıkıldı künde üstüne künde” sözü misali parçalanmalara ve bir daha birleşememeye mi yol açacak.
Irak’ta savaş sonrası ortaya çıkan boşlukta herkes kendi hesabını yapmaya ve deyim yerindeyse talandan mal kaçırmaya başladı. Savaşın birinci aktörü olan ABD’nin derdi hiçbir zaman sözüm ona demokrasi olmadı. ABD için önemli olan Irak’ı Amerikanlaştırmak ve kendisi için askeri bir üs haline getirmekti. Öyle ya burası adeta Ortadoğu’nun kalbi niteliğinde. Bir taşla iki kuş vurulacaktı. Hem jeo-politik, hem de petro-politik kazanımlar elde edilecekti. Şu ana kadar ABD’nin bu emellerini tamamen gerçekleştirdiğin söylemek mümkün değil. Yine İngilizlerin ABD ile örtüşen çıkarları, onların ülkenin güney bölgelerine hakim olması ve Irak’ın doğal zenginliklerinden faydalanmasıyla sonuçlanmak üzere.
Ancak bütün bu dış etkenlerden daha önemli olan, iç unsurların peşine düştükleri çıkarlar ve bunun sonucunda Irak’ı bekleyen akibettir. Irak’ta etnik ve mezhebi dağılım oldukça karışık olsa da vaki durum, sınıfları üç çatı altında toplamamıza imkan veriyor. Bu unsurları Şiiler, Sünniler ve Kürtler diye sıralayabiliriz. Her ne kadar Kürtlerin %98’i Sünni de olsa yıllardır takip ettikleri strateji ve hedef onların Sünni Araplar ve Türkmenlerle birlikte olmalarını engelliyor. Bu unsurlardan hedefi en belirgin olan Kürtlerdir. Baba Mustafa Barzani ile başlayan bağımsızlık özlemi Birinci Irak savaşı sonunda tespit edilen 32. ve 36. paraleller arasında vücud bulmuş ve bugün somut bir şekilde Kürdistan vilayeti adı altında bağımsızlığa doğru yelken açmaktadır. Bu uğurda yılanla aynı yatağa girmeyi bile bir çıkış yolu olarak gören Kürt liderler, bu hedeflerine oldukça yaklaşmanın verdiği sevinç ve temekkün içinde hareket etmekteler. Bir diğer unsur olan Şiiler ise kendi çıkarları ve Tahran yönetimi arasında sıkışıp kalmış durumdalar. Bir yandan Irak’ın toprak bütünlüğünden bahsederken diğer yandan ülkenin güneyini İran yönetimine angaje edecek politikalara ve söylemlere sarılmaları nasıl bir ikilem yaşadıklarını gözler önüne seriyor. Referandum öncesi Kürt liderlerle aynı masaya oturan Şii liderlerin, bağımsız bir Kürt devletine adım adım gidiş karşısında çaresiz kalmaları ve bir ön alma hareketiyle federal sisteme sahip çıkmaları bunun göstergesi. Son olarak Sünniler geliyor. Irak’ta her şeylerini kaybeden Sünniler, federal yapının birlik ve bütünlüğü yok edeceğine inanıyorlar. Bugüne kadar yaptıkları açıklamalar ve yürüttükleri siyaset de bence bunu ispatlıyor. Bazıları Sünnilerin Saddam zamanında iktidarlarını kaybettikleri için birlik çağrıları yaptığını söylese de, Saddam Hüseyin zamanında dışlanan ve baskılar altında yaşayan bir çok Sünni alimin Irak’ın toprak bütünlüğüne dikkat çekmesi söylemlerinin herhangi bir şüphe taşımadığını ortaya koyuyor.
Bütün bu çıkar grupları, kendi hedefleri doğrultusunda adımlar atarken, aslında Irak çok daha büyük bir tehlikeye yaklaşıyor. Bu tehlikenin adı NEFRET olarak karşımıza çıkıyor. Ortaya çıkan güven bunalımından bağımsızlık kaçırmaya çalışan Kürtler ve İran adına ABD ile bir olup kendi halkına baskı uygulayan bazı Şii gruplar, Irak’ta giderek büyüyen nefret tohumları ekiyorlar. Özellikle Arap ve Türkmen Sünniler, ortalığa hakim olan Kürt ve Şiilerin yaptıkları karşısında giderek kin besliyorlar. Bu kin ve nefret hem komşuları bölüyor, hem dostlukları hem de aileleri... Belki bundan sonra asıl konuşulması gereken de budur.
|