...:::FOR YOUR SUGGESTIONS "epostaadresi@yahoo.com" MUSTAFA ÖZKAYA:::...
 

 RETURN TO MAINPAGE / ANASAYFAYA DÖN  

Çinliler, ‘gülerken göbeği oynamayan adamdan kork’ derler...

November 20 2005 at 11:02 PM
No score for this post

By PROF. DR. BERİL DEDEOĞLU  (Login perspektif)
Forum Owner

 

Çinliler, ‘gülerken göbeği oynamayan adamdan kork’ derler...

 

PROF. DR. BERİL DEDEOĞLU

20.11.2005  PAZAR

1 milyar 300 milyonu aşan nüfusu, yaklaşık % 9’luk büyüme oranı, geniş coğrafyası ve dünya ticaretinde giderek artan payıyla Çin, uzunca bir dönemdir en dikkat çekici, hatta zaman zaman da korkulan ülke durumunda; çünkü bu ülkedeki gelişmeler dünya ekonomisinin tümünü ve dolayısıyla da güç dengelerini ve güvenlik meselelerini doğrudan etkilemektedir.

Ucuz işgücü ordusuyla, küresel rekabette öncelikli bir yer kazanan Çin, en cazip yatırım bölgesi haline gelmiş ve uluslararası ticaret milli hasılanın yaklaşık % 75’ine ulaşmış durumda. Bu da kişi başına alım gücü paritesine göre 5.000 dolarlık bir GSYİH yaratmakta. Bir yandan dünyanın en büyük ikinci petrol tüketicisi olan, tüketiminin de % 75’ini ithal eden Çin’in talebi giderek artmakta (yılda % 12) ve bu durum petrol fiyatlarının yükselmesinde rol oynamakta; öte yandan ucuz emeğe dayalı üretimi, dünya piyasalarında birçok mal ve hizmetin de fiyatlarının düşmesine yol açmakta. Para değerini dolara göre ayarlayan ve ondan düşük tutan Çin, bu yolla da ticaret kazancını artırmakta. Kısaca bugün dünyanın 7. büyük ekonomisi durumundaki Çin’in gelecek yıllarda ilk 4 içerisinde olabileceği hesaplanmakta.

Kapitalist piyasanın sosyalist aktörü

1978’deki reformlardan sonra sessizce büyüyen ve bunu da “kapitalist piyasanın sosyalist ekonomisi” modeliyle gerçekleştiren Çin, aynı zamanda bir askerî güç. 2 milyon 270 bin kişilik ordusu, 1,5 milyon kişilik paramiliter gücü, 10 milyon kişilik seferberlik kapasitesi ve nükleer silahları bulunmakta, deniz gücü Malezya, Filipinler ve Japonya’ya kadar olan alanı denetleyebilmekte. Aktif savunma denebilecek bir güvenlik stratejisi uygulanan Çin’de bu çerçevede “yüksek teknoloji kullanımlı yerel savaşlar” öncelikli sayılmakta ve bütçenin yaklaşık % 13’ü savunmaya ayrılıyor.

Büyüklükler ve büyümeler ülkesi durumundaki Çin’in birkaç bakımdan dünya gündeminde yer aldığı söylenebilir. Bunlardan birincisi, Çin’in gelişmesinin sürdürülebilir olması durumu ile ilgilidir. Diğer bir ifadeyle Çin’in “en güçlü” çizgisine ulaşması halinde piyasaların, rekabet eden güçlerin, güvenlik stratejilerinin nasıl yeniden yapılandırılacağı sorunsalı ortaya çıkmaktadır. İkinci neden ise, Çin’in söz konusu koşullarını sürdürememesi durumu ve buna bağlı dengeler sırasında ortaya çıkabilecek sorunlarla ilgilidir. Söz konusu tartışmaların büyük bir çoğunluğunun ABD’de olduğu ve olası gelişmeler karşısında ABD’nin ne tür pozisyonlar alabileceği yolunda çalışmalar yapıldığı hatırlatılmalı. Çin’deki her tür gelişmenin ABD’yi etkileyeceği açık, bu konuda çalışmakta çok haklılar. Ancak Çin, sadece ABD değil tüm dünyayı sarsacak kapasiteye sahip, dolayısıyla başta Çinliler olmak üzere çok sayıda ülke vatandaşı bu konuda çalışmakta ve Çin’deki kapasitenin “güç” olgusu içerisindeki bileşkelerini incelemekte. Diğer bir ifadeyle Çin’in zaafları ve risk faktörleri, yükselen değeriyle birlikte ele alınmakta, bu arada da Çinlilere ne olacağı değil, Çin’de ne olacağı önemsenmektedir.

Çin’deki büyüklük ve büyümeler, her zaman ve koşulda ekonomik verileri bu şekilde yukarıya taşımayabilir. Çin ile ilgili gelecek senaryolarında, sürekli büyümeden kaynaklanan sorunların ekonomide yapısal sorunlara yol açacağı, hatta stagflasyon yaratabileceği dile getirilmekte. Emeğin daha ne kadar ucuz kalabileceği, temel sorunlardan birisi olan tarım alanında ne tür yeni sorunlarla karşılaşabileceği, daha ne kadar, “bir ülke iki sistem” düzeneğinin sürdürülmesinde başarı sağlanabileceği soruları, kuşkulu yanıtlarla karşılık bulmakta. Bu nedenle de Çin için yükselen güç, uyanan dev, başını kaldıran ejderha deniyor, bir türlü büyük güç, dev ya da ejderha olarak adlandırılamamaktadır.

Çin’in “büyük güç” mertebesine taşınmasının önündeki en temel sorun, doğal olarak yarısı mal-hizmet üretiminde uzmanlaşmış, yarısı ilkel yöntemlerle üretim yapılan tarımdan oluşan ve sürekli büyüyen ekonomisinden kaynaklanmakta. Kendisini su, enerji, kentlere aşırı göç, çevre gibi alanlarda gösteren sorunlar, sosyal ve siyasal mekanizmalarda da karşılığını buluyor.

55 etnik azınlık, Çin’deki nüfusun % 9’una karşılık gelmekle birlikte, ülke topraklarının % 60’ına yayılmış durumda. Han sülalesinin devamı sayılan çoğunluk, yani nüfusun % 91’i ise, dar ancak yatırımların yapıldığı, ticaretin geliştiği coğrafyada. Diğer bir ifadeyle, bölgeler arası gelişmişlik farkı büyük. Özerk vilayet ve bölgelerde etnik dillerin kullanımı gibi yasal haklar bulunsa da, Çin yönetiminde demokrasiden dem vurabilecek bir özellik söz konusu bile değil, zaten Çin yönetiminin bu türden bir kaygısı da yok. İnsan hakları ihlalleri bakımından zaman zaman eleştirilse de, Çin’de demokrasi talebinin genel dengeleri bozma ve ülkede parçalanmalara yol açabilecek istikrarsızlara neden olacağı ihtimalini hesaplayanlar, konunun üzerine gidememekte. Üstelik, demokratikleşme talebi, aynı zamanda ucuz işgücü talebiyle çelişmektedir.

Çin’deki ekonomik yapıdan yarar görenler, bu ülkedeki istikrarsızlıkları da tehdit sayanlar, otoriter yönetime fazlaca müdahale edememekte, ancak otoritarizmin merkezkaç eğilimleri güçlendirerek aslında ülkenin parçalanmasını kolaylaştırdığı gerçeğinden de hareket ederek yönetime baskı uygulanmakta ve dolayısıyla ortaya paradoksal bir durum çıkmakta. Sosyal ve siyasal dengesizliklerin sorumlusu olarak “Batı”lı güçleri gören yeni popülist Çin milliyetçiliğinin de giderek yükselişe geçmiş olması, Çin’in en zayıf yönü olan “dağılma” senaryosunu güçlendirmekte.

Her yıl Türkiye nüfusu kadar Çinlinin ülkeden göç etmeye uğraşması, ekonomik krizler ihtimali ve dağılma riski, hem diğer küresel oyuncular hem de Çin için temel endişe kaynağı. Bu durum küresel güç dengelerine de paradoksal biçimde yansımaktadır.

Çin’deki en önemli yatırımcı ülkelerin başında Rusya gelmekte ve Çin ile aralarında Amur Nehri sınır sorunu bulunmakta; bir diğer önemli yatırımcı olan Japonya ile Pasifik Okyanusu’ndaki adaların paylaşımı sorunu var. Çin ekonomisinin bu güce erişmesinde önemli bir rol oynayan ABD ile ise, kısaca, keskinleşen bir rekabet sorunu olduğu söylenebilir. ABD-Çin ilişkisi, “rüzgâr eserken ağaç ve otları düşman kabul eder” Çin atasözü ile özetlenebilir. Uzunca bir dönem 3. dünya politikalarında yan yana yer aldığı Hindistan ile ciddi toprak anlaşmazlığı yaşayan Çin’in Tayvan, Tibet, Birmanya sorunları da devam etmekte. Bu türden durumlar, iç dinamiklerle de birleşince Çin’in “risk” katsayısı artmakta.

Dünya yeniden iki kutba doğru mu?

Çinliler, risklerin kısmen bertaraf edilmesine hizmet edebilecek önemli adımlar da atmaktalar. Bu adımlardan biri, durumunu bozulmadan muhafaza edebilecek ve gelişmelerin hızını yavaşlatabilecek yeni ittifaklar kurmak ve yeni faaliyet alanları yaratmaktır. İşin içinde Çin olduğunda, kurulan her ittifakın küresel dengeleri etkileyeceği açıktır. Dolayısıyla Çin’in tercihi, sistemin gidişatında etkin olacaktır. Doğaldır ki, Çin ile ittifaka giren oyuncuların da bu sisteme razı olması gerekecektir. Bu ittifak; Çin’in enerji gereksinmesine çare üretebilecek, güvenlik endişelerini azaltacak, ayrılıkçı eylemlerin kendisinde de bölünme ihtimali taşıyan, liberal demokrasiye geçmeye meraklı olmayan, üretim yapı ve ilişkileri kendisine benzeyen ve kendi büyüklüklerinin altında ezilmeyecek büyüklüklere sahip olan bir ülke ile kurulabilir. Doğrusu, bu tanıma en fazla uyan ülke de Rusya gibidir.

ABD’deki Çin üzerine yapılan çalışmaların büyük bir kısmı aslında tam da bu konuya dayanmakta. Çin’in küreye zarar vermeksizin denetlenmesi için Rusya’ya, Rusya’nın güçlenmesi için Çin’e ihtiyaç duyabileceği ileri sürülmekte, ancak bu kez de Rus-Çin ittifakının, dünyanın ekonomik ve siyasal ağırlık merkezini Asya yapacağı gerçeği ortaya çıkmakta. Söz konusu durumun aslında o kadar da endişeyle beklendiği söylenemez. Bu türden büyük bir ittifak, kaçınılmaz biçimde bir karşı ittifak yaratacaktır. Uzunca bir süredir ABD’nin ihtiyacı olan trans-atlantik bağların yeniden güçlendirilmesi için de bundan daha uygun zemin bulunamaz. Dolayısıyla Çin tehdidi üzerinden yapılan tartışmaların nihai olarak “ikili dünya dengesi” beklentisine hizmet etmesi olası. Artık bu ikili yapının adı, “otoriter piyasa ekonomisi-demokratik piyasa ekonomisi”mi olur, “yeni Batı-yeni Doğu mu olur”, bilinmez. ama tam bu noktada, bir çok konuda olduğu gibi, Avrupa’nın yine kilit bir rol üstlenebileceği ve umutların AB-Rusya ilişkilerinin gevşemesine bağlanacağı söylenebilir.

GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

18.11.2005

 http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&trh=20051120&hn=230072


 
Scoring_Disabled_MsgRespond to this message   
Find more forums on MediaCreate your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2009 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  
Zargan İngilizce Sözlük
...:::::::::::::::[ P E R S P E C T I V E P O L I T I C S F O R U M ]:::::::::::::::... Locations of visitors to this page