Son günlerde haber bültenlerinin en önemli haberlerinden biri İran'ın nükleer çalışmaları… İran, ABD ve AB'nin baskılarına ve hiçbir tehdide aldırmadan nükleer programına devam ediyor.
Peki, İran neye güveniyor?
Rusya'ya, Çin'e ve hatta Hindistan'a mı?..
Gerçekte İran bunların hiçbirine güvenmiyor, güvenemeyeceğini de biliyor.
Çünkü bu ülkeler, İran ile güçlü çıkar bağları olsa da, yeri geldiğinde İran'ın cezalandırılmasına -en azından- sessiz kalabilirler ve Tahran bunun farkında…
Bu ülkelerin hiçbiri son noktada İran için Avrupa ülkeleri ile ilişkilerini tehlikeye atamaz.
Rusya'nın İran'a destek veren tavrından yan çizmeye ve ağız değiştirmeye başlaması bunun en güzel göstergesi…
İran bu mücadelede elbette dış dinamiklerin desteğini almaya çalışacaktır. Fakat İran'ın asıl güvencesi kendi iç dinamikleri, bölge ülkelerindeki Şiiler ve petrol…
İran ile yaşanacak olası bir ciddi krizde petrol fiyatları anormal derecede yükselecek. Bu ise ne ABD'nin, ne de AB'nin kolay kolay göze alabileceği bir durum değil… Tahran, petrol kartını sonuna kadar kullanacaktır.
İran'ın ikinci güvencesi ise bölge ülkelerindeki yandaşları… Lübnan'da neredeyse ikinci bir ordusu var İran'ın… Irak batağında da ipler Amerika'nın değil, İran'ın elinde…
Körfez ülkelerinde ciddi oranda Şii nüfus var ve büyük oranda İran'a bağlılar. İran kendisine karşı olası bir saldırıda bu potansiyeli harekete geçirebilir ki, bu da bölgeyi bütünüyle ateşin içine çekecek ve en önemlisi, körfez ülkelerindeki Amerikan çıkarlarını tehlikeye sokacaktır.
Körfez ülkeleri İran'ın nükleer silaha sahip olmasını istememekte ve güvenlikleri için tehlike olarak görmektedirler. İran, kendisine yönelik olası bir Amerikan saldırısında bölgedeki Amerikan üslerini vuracak güce sahip olduklarını ısrarla vurguluyor. Bu da, doğal olarak, her biri bir Amerikan veya İngiliz üssüne sahip körfez ülkelerinde doğrudan saldırı tehdidi olarak algılanıyor.
İran, düzenli ve güçlü bir orduya sahip… Halkı ile bütünleşen bir yönetimi var. Yani bir Irak değil!..
Fakat İran için güç kaynaklarından sayılan Şiilik, aynı zamanda İran'ın yumuşak karnı…
İran nüfusunun yüzde 15 ile 20'si Sünni… Kürtler, Beluşiler, Türkmenler ve Araplardan oluşan Sünniler yıllardır Şii yönetimin baskısı altındalar.
Sünniler İran parlamentosunda 14 milletvekili ile temsil ediliyorlar ki bu, kesinlikle Sünnilerin hak ettiğinin çok altında bir oran…
Irak'ın işgalinden sonra İran parlamentosundaki Sünni milletvekilleri, Şiilerin dört büyük dini otoritesine, Ehli Sünnet'e yönelik ayrımcılıktan şikayetlerini içeren birer mektup gönderdiler. Bunlardan Ayetullah Hüseyin Ali Muntazari ve Ayetullah Abdulkerim Musevi Erdebili yönetime muhalif kesimden… Ayetullah Fadıl El-Kavkazi ile Nasır Mekarim Eş-Şirazi ise Tahran yönetimiyle bağlantılı isimler… Sünni milletvekilleri bu mektupla, gerekli ehliyete sahip Sünnilerin bakanlıklarda ve resmi dairelerde yüksek makamlara atanmasının önündeki engelin kaldırılması için destek talep ettiler.
Devlet başkanı Ahmedinejad, bu ayın başlarında Sünnilerle ilgili konulara bakacak bir müstaşarlık oluşturulması ve başına da Sünni alim Muhammed İshak Medeni'nin atanması kararını imzaladı.
Bu adımın İran'daki Sünnilerin sorunlarını ne ölçüde çözeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.
İran'ın diğer bir zayıf noktası da, azınlıkların bağımsızlık talepleri…
Arapların yoğun olarak yaşadığı Ahvaz bölgesinde "Ahvaz Arap Halkı Demokratik Halk Cephesi" adıyla faaliyet gösteren ve "Arabistan" da denilen Ahvaz bölgesinin bağımsızlığı için mücadele veren silahlı bir hareket var. Sünni nüfusun yoğun olduğu Pakistan sınırındaki Beluşistan bölgesinde de, Abdülmelik Rıygi liderliğindeki "Furkan Hareketi" ve bu harekete bağlı "Cündullah" örgütü, Sünni Beluşiler'in bağımsızlığı için çalışıyor.
İran'a yönelik olası bir saldırıda bu gruplar kendi hesaplarına saldırılarını artırabilir ve bölgelerinde kontrolü ele almaya çalışabilirler. Bu da İran'ın gücünü ikiye bölecek ve İran ordusunu hem iç cephelerde, hem de dış cephede savaşmak zorunda bırakacaktır.
ismailyasa@yahoo.com