...:::FOR YOUR SUGGESTIONS "epostaadresi@yahoo.com" MUSTAFA ÖZKAYA:::...
 

 RETURN TO MAINPAGE / ANASAYFAYA DÖN  

Kara Çarşaf Bize Ermenilerden Miras (Ahmet Tulgar / Milliyet / 25 Eylül 2000)

February 6 2006 at 3:10 AM
No score for this post

By İsmet ÖZEL  (Login perspektif)
Forum Owner

 
Kara Çarşaf  Bize Ermenilerden Miras

Ahmet Tulgar / Milliyet / 25 Eylül 2000

İslamcı şair İsmet Özel, sarsıcı açıklamalarda bulundu: Türk kültüründe yeşil değil kırmızı renk önemlidir. Kara çarşaf bizim kültürümüze Ermeniler tarafından sokulmuştur. Yaklaşık 30 yıldır Marksizm'den İslamcılığa geçişi tartışılan, Cemal Süreyya'nın "Solun reddedemediği, sağınsa kabullenemediği" diye tanımladığı Türk edebiyatının en büyük şairlerinden; İsmet Özel. Milli Gazete ve Yeni Şafak'ta köşe yazarı; İsmet Özel. "Güneşin/ koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği/ yazlar yok/ yok artık altında suskun yolları saklı tutan/ karla örtülmüş kırların kışı/ gitti giden yerine gelmedi başka biri" gibi şiirinden koparmaya kıyamayacağınız dizeler yazan biriyle sadece şiir konuşabilseydik. Ama olmadı, yine onun dizesiyle: "Kaldı bu silinmez yaşamak suçu" üzerimizde...

 

 *Neden politikadan kopamıyorsunuz?

 

 Türkiye'de olaylar vukuu buldukça insanların bazıları bir tavır takınıyorlar. Bazıları. Hangileri? Temiz olanları. Bunlar her yeni dönemde ortaya çıkıyor ve bir rol biçiyorlar kendilerine ve "bir ideal üretmek lazım" diyorlar. Ben de 27 Mayıs'tan sonra ideal üreten insanlardan biri oldum. 

 

*"Beni sosyalist yapan sebeplerle Müslüman yapan sebepler aynı" diyorsunuz. Hangi damar serüveninizde süregeliyor? 

 

Biri bir yere geldiği zaman öbürü oradan gitmiyor. 1965'te TİP'in seçim afişinin üzerinde şu yazılıydı: "Kula kulluk yetsin artık". Bu sosyalist bir slogan değil, bu pür İslami bir slogan.

 

 *Ama bugünkü İslamcı partiler daha çok sağı temsil ediyorlar. Onlar "Kula kulluk yetsin artık" derler mi?

 

 İslamcı partiler hazır bir tepkiyi kendi avantajlarına dönüştürmekten fazlasını yapmadılar. Hazır tepki şuydu: Türk modernleşmesinin arızaları ve falsoları vardı. O arızaların ve falsoların giderilmesi için hareket geçmek isteyen insanların duygu ve düşüncelerini bir bakıma istismar etti belli kuruluşlar.

 

 *Arada son kitabınız "Bir Yusuf Masalı"ndan alıntılar yapacağım müsaadenizle. "Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde/ Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin/ Tütmesi gereken ocak nerede?" Politika yaşamak suçunun bir izi mi bir affedilme, aklanma yolu mu?      

 

Evet, ben bir çeşit hesap verme alanı olarak görüyorum siyaseti. Türkiye'de biraz aklı bir şeylere ermiş olan, bir iki satır bir şey okumuş olan insanın içinden çıktığı insanlara, üzerinde yaşadığı toprağa borcu olduğunu düşünüyorum. Gerçekten bu topluma ait olmanın yüklediği bir suç da var yani. Bununla yüzleşmesi lazım insanın.

 

*Şiirlerinizde ödev, eylem, sorumluluk, suçluluk gibi kavramlara çok sık rastlanıyor. Bir tür çilecilik çağrıştırıyor bunlar?

 

Ben sadece kendime değil bütün insanlara böyle yaklaşıyorum. Bir insan kendini dünyadan alacaklı mı hissediyor, borçlu mu? Borçluysa her fırsatta bu borcu ödemeye çalışır. Alacaklıysa gasp etmeye çalışır. İnsan olmayı sorgulamadan yaşayabiliriz ama yaşamalı mıyız? İnsan olmak bir bileşim içinde olmaktır yani ulvi olanla sufli olanın buluştuğu yer insan. 

 

*Dizelerinize dönelim. "Yine de sormak lazım/ Kavuşmak denir mi/ Hep bir arada bulunmaya?/ Bir arada bulunmanın töresi, yasası var/ İnsanlar bir arada. Neden iki insan yok?/ Nerede Yin?/ Nerede Yang?/ The two and the one?" diyorsunuz. Sosyalist örgütlerdeki ya da İslamcı kesimdeki töreler, yasalar üstünüze üstünüze gelmedi mi? 

 

İnsan tek başına gerçeği de hakikati de farkedebilir. Ama gerçeğin, hakikatin tecelli etmesi ancak bir insanın varlık alanının dışına çıkmakla yani en az iki olmakla sağlanabilir bir şey. Sadece iki insan hakikatin üstünlüğü konusunda anlaşmış ise diğer kalabalıklar onların karşısında mutlak manada zaafa uğramış durumdadır. (Kalabalıklar içinde) Alçakça bir işgal var zihinleri, zihniyetleri ama ümit gene burada var, iki insanın birbirini anlamasında. Bu işgal ve ve bu hakikatin karartılması insanların sadece birbirlerinden yararlanabilir olduklarını düşünmeleri yüzündendir.

 

 *Bütün siyasi hareketler insanlara böyle yararcı yaklaşmıyor mu? Mesela 94 yerel seçimlerinde Refahlı kadınların gecekonduları dolaşıp oy toplamasıyla kazanılan seçim başarısının aynı partinin erkeklerinin lüks otellerdeki toplantılarına yaradığı tartışıldı İslamcı kesimde? Size de içinde bulunduğunuz cemaat sizin deyişinizle "bir hakikat taşıyıcısı" olmaktan çok bir yarar sağlama amacıyla yaklaşıyor olabilir.

 

 Ben cemaatsizim. Sosyalist olduğum zamanlarda da bir cemaat içinde bir yer edinmedim kendime, şimdi de. 

 

*Bir yazınızda meslektaşlarınız olan köşeyazarlarını sorumsuzlukla suçluyordunuz. "Dile karşı da, topluma karşı da sorumluluk taşımıyorlar" demiştiniz.

 

 Cemal Süreya'dan bir anekdot aktarayım. Cemal Süreya demişti ki: "Ben şiir yazmaya bir gün gazetelerden birinde sütun sahibi olurum umuduyla başladım". "Çünkü" demişti "benim yetişme yıllarımda bütün gazete yazarları edebiyattan gelmekteydi". Yani edebiyatta kendini kanıtlamamış bir insana gazetede sütun açılmazdı. Türk basınının böyle bir geçmişi var. Şimdi edebiyata adım atması söz konusu olmayacak insanlar yazar olur hale geldiler. Yazı yazıldığı dile ve hitap ettiği insanlara sorumluluk taşınmadan altından kalkılabilecek bir şey değil. 

 

*Peki o muhteşem şiirlerinizle gazetedeki köşeyazılarınız arasındaki gel git sizi zorlamıyor mu?

 

 1977'den beri gazete yazısı yazıyorum ve o zamandan beri bilinçle dikkat ettiğim, şey dönüp şöyle baktığımda "vay canına, bu yazıyı yazan da ben miyim" diyebileceğim yazıyı yazmamaya çalışıyorum. Ben birçok bakımdan dili de, kurgusu da mükemmele yakın yazılar yazmamaya çabalıyorum. Bu ayrımı böyle kurabiliyorum. Mısralar için tam tersidir. Ben bir şeyi mısra olarak yazmışsam o yazılmaya değer olduğu içindir. Yazılarımın kasten en iyi yazı olmaması için çabalıyorum.

 

 *Erbakan da köşe yazarlarını topladı geçenlerde.

 

Bilmiyorum, galiba bu garnitür gibi, hani yemeklerde derler "maydanoz bunun yanında iyi gider", öyle bir şey herhalde.

 

 *Ama bizim toplumumuz maydanozu her yerde kullanma eğiliminde. Murat Belge anlatmıştı bir keresinde, Güney'de bir yerde, bir lokantada karpuzu delip, içine maydanoz demetleri sokup servis etmişler.

 

 Evet, maydanoz her şeye gidiyor.

 

 *Şu ulvi - sufli ayrımına takıldım. Sufli olan şık olmayan anlamında da kullanılıyor. Ve günümüz modasında suflilik önemli bir eğilim. Ünlü bir giyim markası "luxury of dirt - pisliğin lüksü" diye bir koleksiyon hazırladı.

 

 Kapitalizm para kazanmak uğruna her şeyi yozlaştırıyor. Şimdi 60'lı yıllarda hippiler ya da devrimciler bir tavır yansıttılar: Kurulu düzenin iyi bulduğu şeyleri iyi bulmayacaksın. Ve kurulu düzen dışından estetik devşireceksin. Bunun içine çıplaklık da, dindarlık da, kurulu düzenin sufli saydıkları da giriyordu. Ama ne oldu? Kapitalizm bu reaksiyonu paraya dönüştürdü. Yani giyilmiş pantolon satarak, sufli görünüşlü ceket satarak ve bunu bir şekilde moda haline getirerek insanların cebinden paralarını aldı. İnsanları düşünce ağırlığı alınmış, yücelme inadı törpülenmiş ya da yok edilmiş bir yeni kurulu düzen çerçevesine oturttu. Bugün başı örtülü olsun ya da olmasın bir kız niçin sırt torbasıyla dolaştığını bir an için düşünüyor mu? Sırt torbası 60'lı yıllarının Hayır'ının bir parçasıydı.

 

 *Son kitabınızda umudu yeşil değil de kırmızı temsil ediyor. Neden? 

 

Çünkü Türk kültüründe açılımlı olan şeyler kırmızıdır. "Kızılca kıyamet" denir, herkesin toplandığı yerdir. Mesela gelin allı gelindir. En azından duvağı kırmızıdır. Kara çarşaf bizim kültürümüze Ermeniler tarafından sokulmuştur.

 

 *Kapitalizme karşı keskin bir eleştirellik içindesiniz. Bu "yeşil sermaye" meselesine nasıl bakıyorsunuz?

 

 Bir dönem kendini yeşil göstererek karını artırabileceğini düşünen sermaye, yeşil göründüğü için önünde engeller oluşmaya başlayınca "sermayenin rengi yoktur" dedi. Para kazanan insanların bir kısmı belli kültürel odaklara yakın, diğer kısım da başka kültürel odaklara yakın.

 

 *FP sizin için ne ifade ediyor?

 

 1974 CHP - MSP koalisyonundan bu yana bu siyasi yaklaşımın (MSP - RP - FP) iktidar olmakla çok yakın bir bağlantısı var. Şu anda da FP her ne kadar ana muhalefet partisi olsa da kapatılmadığı taktirde müstakbel iktidar partisi olarak yaşıyor. FP kapatılırsa bir dahaki seçimlerde iktidara gelmesin diye kapatılacak anlaşılan. Ama kapatılmaz da seçimlere girerse iktidara gelir mi bilemem. Ama çok yakın geçmişin perspektifinde bana iktidar olmakla, iktidar olmanın imkanlarını kullanmakla, Türkiye'de yapılması beklenen şeylerin belli insanlara yaptırılması programı içine girmekle bu siyasi yaklaşımın çok yakın bir bağlantısı var görünüyor.

 

 *Siz Müslüman kesimde geleceğe yönelik bir canlılık belirtisi gördüğünüzü söylüyordunuz. FP bu canlılığın ihtiyacını karşılıyor mu?

 

Hayır. Ben bu sözleri zaten bu yüzden söyledim. MSP'den başlayan yaklaşım, siyasi yaklaşım kendi içinde bir oluşumu sağlayabilecek kaliteyi ve olgunluğu tutturabilseydi benim söylediğim ihtimal gerçekleşebilirdi, yani bu hareketin içinden Türkiye'yi gerçekten dönüştürecek bir potansiyel doğardı ama Refahyol iktidarı sırasında bir yıl boyunca gördük ki bırakın bu hareketin içinden yeni bir oluşum doğmasını, irili ufaklı bütün bu hareketle bağlı insanlar fırsatları değerlendirmekten başka hiç birşey yapmayacaklarını gösterdiler. Bunu ister bir benzin istasyonu olarak düşünün, isterseniz bir ihaleyi kazanmak olarak düşünün, bu tarz basit kazanımlar sınırında dondurulduğu için herhangi bir açılıma, bir kızıl gelişmeye elverişli bir yapı olmadığını kanıtladı. Yani böyle bir dokusu olmadığını gösterdi bu insanlar.

 

 *Zaten Necip Fazıl, Mehmet Akif okuyor bu kesimin politikacıları mitinglerde, toplantılarda, ama sizin şiirlerinizi okumuyorlar daha. Buna karşın MFÖ besteliyor sizin şiirinizi? 

 

Bunun için kişilik aşamaları, kültür aşamaları gerekiyor. İnsaf yani. Ben belli bir düzeyi kaybetmeli miydim bazı şeyler olması için.  

 

*Sık sık Batı kültürünün referanslarıyla konuşuyorsunuz. Ama siz zaten bir keresinde "İslam bir Batı dinidir" gibi bir şey söylemiştiniz.

 

 Yani "Batı'ya ait" dedim. Müslüman olmak kesinlikle Hitli ve Çinli olmamak demektir. Bir zihniyet olarak. İnsan zihninin işleyiş biçimi olarak biz Batılılar bir ortak paydaya sahibiz. Hintliler ve Çinliler bu paydanın dışında. Bizimki, Helenistik kültürle daha doğru Atina - Kudüs ekseninde oluşmuş bir şeydir.

 

 *Siyasal İslam iflas etti mi? 

 

Siyasal İslam dünyada daha gerçek boyutlarıyla yüzünü göstermedi. Şimdiye kadar siyasal İslam adına bildiğimiz şeyler büyük ölçüde Batı'da kodlanmış muhalefet olarak karşımıza çıktı. "Batı kültürünün bir parçası olarak İslam" yüzünden doğmuş bir siyasal İslam'ı içermiyor bu. Şimdiye kadarki manipüle edilmiş bir siyasal İslam'dı. Henüz dünyanın kültürel yarasına merhem olmayı öneren İslam siyasal manada biçimlenmedi.

http://www.ismetozel.org/site/modules.php?name=News&file=article&sid=115


 
Scoring_Disabled_MsgRespond to this message   
Find more forums on MediaCreate your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2009 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  
Zargan İngilizce Sözlük
...:::::::::::::::[ P E R S P E C T I V E P O L I T I C S F O R U M ]:::::::::::::::... Locations of visitors to this page