Acaba bu vakıa/gerçek, geçen yüzyılın doksanlı yıllarının ortasından itibaren sarsılmaya başlayan dünya düzeninin anarşik yapısına yeni bir kanıt mı? Niçin Iraklıların ülkesinden başlayarak bölgenin diğer kesimlerine kadar bütün bir Ortadoğu’da güvenlik yokluğu yaşanmakta? Irak’ta pusuda bekleyen fitne, daha büyük sahnenin ayrıntısı değil mi yoksa?
Irak’ta 130 binden fazla işgal gücünün varlığına rağmen güvenlik boşluğu var ve farklı gruplarıyla Iraklıların yüzde 70’inden fazlasının katıldığı son parlamento seçimlerinin sonuçları ışığında, genişletilmiş Irak hükümetinin kurulması sürekli erteleniyor.
Irak’ta Sünniler ile Şiiler arasında mezhep fitnesini yaymak amaçlı, bütün bölge komşularının güvenliğini tehdit edecek ve ülkeyi bölünmeye, güvenlik boşluğuna götüren ABD işgaline mahkum edecek hassas bir çalışma mevcut. Irak yönetimi güvenliği sağlamaktan acizken dini ve siyasi otoritelerin bu fitneyi, yol açacağı tehlikeler konusunda uyarıda bulunarak kundakta boğma çabaları faydasız.
Peki bu acizlik neden? Çünkü işgal, Bağdat’a girdiğinden bu yana devletin güvenlik ve askeri kurumlarını feshetti. Ardından Lübnan tarzı mezhepçi paylaşım yöntemini baz aldı. Oysa geçen yüzyılın belirli aralıklarında çıkan mezhepçi gösterilere rağmen Irak daha önce bu yöntemi benimsememişti.
Hal böyleyken ABD’nin merkezi haberalma teşkilatı CIA ile birlikte İsrail’in MOSSAD birimleri ve diğer istihbaratlar, Irak’ın kaynaklarını kontrol altına almak, siyasi ve ekonomik geleceğini müsadere etmek için sıcak dalgaların ortasına yayıldı.
Irak’ın geleceği benzeri görülmemiş derecede tehdit altında ve bölgenin kapıları, İran-ABD, Suriye-ABD ve Hamas’ın Filistin yönetimi liderliğini alması sonrası Filistin-ABD çekişmelerine açılmış durumda. Irak’taki Türk çıkarları ve Kuzey Irak’ta bağımsız Kürt devleti kurulmasına yönelik daimi endişesi de cabası.
Bütün bunlar demokrasi vaatlerinin buharlaşması ve Irak’ta nükleer silah yalanlarının ortaya çıkması sonrası, Irak’taki ABD işgalinin bunalımına işaret ediyor. Terör Orta Asya’dan Ortadoğu’ya kadar bölgesel komşuları tehdit edecek derecede arttı. Bu kriz, Bush yönetimine baskı yapmaya ve ‘nerede terörle mücadele vaatleri, başardık mı yoksa kaybettik mi, peki niçin?’ yollu sorular sordurmaya başladı.
ABD yönetimi, Filistin, Suriye ve Lübnan’da bir şeyler yapmak için Irak bataklığından kaçabilir. Ne var ki Hamas’ın iktidara gelişi bu ihtimali bitiriyor. Lübnan’daki ayrıntılara yönelik ABD ilgisinin her geçen gün arttığını gözlemliyoruz. Peki Bush yönetimi ne istiyor? Irak’taki savaşın sonuçlarını sorgulayan kızgın ABD kamuoyuna sunmak için sınırlı da olsa bir zafer mi kaydetmek arzusunda?
Irak’ın Bağdat büyükelçisi Zalmay Halilzad’ın “Irak’ta temel sorun milliyetçi ve dini çekişmedir. Farklı kesimlere düşen, öncelikle ulusal birlik hükümeti kurulmasından geçen ulusal kenetleşmeye varmaktır” sözleri gerçekten de alaya alınacak açıklamalardan. Üstelik Halilzad yeni hükümetin mezhepçi esaslar üzerine kurulması durumunda ülkesinin Irak güvenlik güçlerinin inşası için mali destek sunmayacağını da ekliyor.
Allah aşkına etnik ve dini çekişmeyi kim tutuşturdu ve hala da tutuşturuyor? Geçmişte uygulaması olmayan mezhepçi paylaşımdan kim dem vuruyor?! Irak ekonomisini, özellikle de petrol sektöründe uluslararası rekabet oyunu ortasında kim çökertti?
Iraklıların bu mezhepçi paylaşımı aşmaları, Irak yurttaşlığı ve işgalin çekilme takvimi temeli üzerine devlet kurumlarını yapılandırarak, mezhep fitnesini çekip kaldırmaları istenmekte. Iraklılar Güvenlik Konseyi’nin işgal güçlerinin 2006 yılı sonuna kadar çıkmasına işaret eden 1546 sayılı kararını asla unutmazlar. Oysa ABD yönetimi bu takvimi görmezlikten geliyor. Nerede uluslararası meşruiyete bağlılık?!
ABD yönetimi, Lübnan’ın bağımsızlığını, egemenliğini ve özgür karar verme yetisini eline almasını isteyerek Güvenlik Konseyi’nin Hizbullah’ın silahının alınmasıyla ilgili 1559 sayılı kararın uygulanmasında ısrar etmekte. Filistin Başkanı Ebu Mazen’in, İsrail’in Filistinlilere yönelik savaşını ve Filistin Başbakanı İsmail Haniye’yi öldürme tehdidi konusunu ele almak için Güvenlik Konseyi toplantısı çağrısını görmezlikten gelmekte ABD...
Değişmez çıkarlara ters sahneler... İran, Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’ın bölgesel çıkarları karşısında Ortadoğu’daki ABD yönetiminin çıkarları. Avrupa ve Asya gibi farklı uluslararası çıkarlar... Acaba Iraklılar yurttaşlık ve işgal güçlerinin çıkarılması temelli ulusal bir ajanda üzerinde içeride buluşabilirler mi? Irak’ın bölgesel komşuları, Iraklıların ülkesinden gelen güvenlik sorununun seviyesine çıkarlar mı? Arap Birliği Hartum’daki zirvesinde kaybolan Arap ve ulusal güvenliğe itibarını vermekte başarılı olur mu? Yoksa bunlar iş işten geçtikten sonraki temennilerden mi ibaret?
*Lübnan’da yayımlanan El Müstakbel gazetesi, 2 Mart 2006
Arapça’dan çeviri: Halil Çelik
(NTVMSNBC)