22 Mart 2004 Pazartesi
Sohbet Odası'nın konuğu DEHAP Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Osman Baydemir
Güneydoğu AKP'lileşirse çağdaşlaşma zarar görür
Baydemir, "AKP, yaraların sarılması yolunda etkin bir çaba sergilemedi. AKP Kürt realitesini reddediyor, görmezden geliyor. Bir teşvik yasası çıkardılar, Osmaniye ile Diyarbakır'ı aynı kefeye koydular" diyor
SOHBET ODASI Derya SAZAK DEHAP, 28 Mart seçimlerine SHP - Demokratik Güçbirliği - çatısı altında giriyor. Bunun nedeni sadece Kürtleri temsil eden bir parti olarak görülmekten uzak durma kaygısı mı? Sol ittifak gelecekte de sürecek mi?
Türkiye'de yaşayan Kürtlerin kendi kimliğiyle kamu yaşamına katılmasına olanak sağlayabilmek, DEHAP'ın temsil etmiş olduğu dinamiğin uzunca süredir benimsediği bir yoldur. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde de Demokratik Güçbirliği arayışı vardı ama maalesef yetişemedi, 28 Mart yerel seçimlerinde bunu gerçekleştiriyoruz: Hakkâri - Edirne, Diyarbakır - Ankara, Mersin - Trabzon arasındaki mesafeyi nasıl kısaltabiliriz, geçen 15 - 20 yılda yaşanan acıların oluşturduğu ön yargı sürecini nasıl aşabiliriz buna uğraşıyoruz. Bu demokrasiyi sağlamlaştırmak ve derinleştirmek için bir ittifak arayışıdır. Seçimlerle sınırlı olmayan bir stratejidir.
CHP ve AKP yüzleşmiyor 28 Mart sonrasına da uzanabilecek. Uzanması gerektiğine inandığımız ve elimizden gelen tüm çabayı göstereceğimiz birlikteliktir. AKP hükümetine karşı Türkiye'de yığınların yegane umut kapısı haline dönüşmüştür. Örneğin CHP muhalefeti, derin bir muhalefet değil. Reel değil. Siyasi özünden koparılmıştır. Yurttaş talepleri ve özlemlerine dayalı bir siyaset de olmaktan çıkmıştır. Dar ideolojik bir çerçeve içerisinde kalmıştır.
Güneydoğu'da Diyarbakır ve çevresinde seçim yoklaması yaparken CHP'nin Kürt sorunundan kendisini uzak tuttuğu, soyutladığı gibi bir izlenim aldık. Bu uzaklaşma, ürküntü neden? Erdal İnönü dönemindeki SHP - HEP denemesinin yol açtığı yıpranmanın etkisi mi söz konusu? Gerek CHP'de gerekse iktidardaki AKP'de ortak karakteristiği görmek gerekiyor. Cumhuriyet tarihiyle yüzleşmeyi, yaşanan bazı gerçekleri reddediyorlar. Asıl ürkülen budur. CHP eğer Kürt yurttaşlarımızın varlığını bir gerçeklik olarak kabul ederse, bunun dayanacağı muazzam güç, hem Türkiye'nin çağdaşlaşmasının hem de gerçek manadaki laikliğin teminatı olacaktır. Bunun için geçmişle yüzleşmek gerekiyor.
Beklenti nedir? Kürt realitesi ile yüzleşmek nasıl olacak? Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan travmaların, bunların açtığı yaraların sarılması gerekiyor. Kimliğin tanınması sözde kalmamalı. Anayasa ve uyum paketlerindeki değişiklikler hayata geçirilmeli. Bürokratik kadroların reformlara inanması, bunları içselleştirmesi gerekiyor. Yasalar değişiyor ama sistem, otoriter özünü muhafaza etmeye devam ediyor. Kürt gerçekliğinden ürkülüyor. Bunu aşmanın yolu demokrasinin derinleştirilmesidir.
Baraj olmasaydı AKP'ye niye güven duyulmuyor, hükümet AB sürecinde dış dinamiklerin de etkisiyle Türkiye'de reformların önünü açtı, buna rağmen Güneydoğu'da DEHAP ve Kürt hareketi siyasal iktidara mesafeli. Bunu anlayabilmek için 1999'a gitmek gerekiyor. O tarihten itibaren Türkiye çok önemli bir şansı elde etti. Kürt muhalefetinde silah gündem dışına çıkarıldı ve hemen ardından AB süreci hızlandı. Ancak Kürt sorununun çözümü konusunda gerekli ilerlemenin olmadığını görüyoruz. Buna 3 Kasım 2002 seçimlerini de eklemek gerekiyor. Baraj nedeniyle bölgenin siyasi iradesi parlamentoya yansımadı. 60'a yakın DEHAP'ın parlamenteri yerine AKP milletvekilleri Meclis'e girdi. Buna bir tepki var. Hem temsilde adaletsizlik oldu hem de demokrasi alanında bir meşruiyet sorunu doğdu. Bu tartışma halkın içinde var.
AKP aslında 1.5 yıllık iktidarında rahmetli Özal'ın yaşamış olduğu şansı elde etti ama kullanamadı. Anayasa'yı tümüyle değiştirme gücüne sahip bir iktidar Kürt sorununda takiye yapan bir hükümet profilinin dışına çıkamadı. Örneğin AKP toplumsal barış projesine pişmanlık yasasıyla yanıt verdi. Geçen 15 - 20 yılda yaşanan tahribatın - ki ben bunu bir siyasal deprem, afet olarak tanımlıyorum - yaralarının sarılması yolunda etkin bir çaba sergilemedi.
AKP reddediyor Bir teşvik yasası çıkardılar, Osmaniye ile Diyarbakır'ı aynı kefeye koydular. Hani nerede kaldı bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınması? AKP, Kürt gerçeğine bakış açısıyla bağımsız bir hükümet politikası izlemek yerine, kendisini askeri kanada kabul ettirme politikası güttü. Derin devlete endeksli bu politika, Güneydoğu'da görülüyor. AKP Kürt realitesini reddediyor, görmezden geliyor.
AKP'nin 'reformcu' adımlarının Güneydoğu'da 'devletçi' bulunması bu yüzden mi, Tayyip Erdoğan'ın mesajları yerini bulmuyor öyle mi? Sayın Başbakan 3 ay önce dedi ki: 'Siz, Kürt sorununun olduğunu düşünmezseniz Kürt sorunu yoktur.' Bu durumda 80 yıldır yaşananları nereye koyacaksınız? Dolayısıyla ret politikası çok daha yumuşak boyutuyla devam ediyor. Aslında AKP hükümeti eliyle yapılmak istenen, bölgenin bugüne kadar belki resmi otoritelerce kabul edilen realitesinin içini boşaltmaktır.
Tavır 'duruşumuz'a Başbakan, 28 Mart'ta 'Diyarbakır'ı istiyorum' dedi. Bu bir hizmet aşkı değildir. Diyarbakırlı da bunun bilincindedir.
Siirt'e yüklendi, 22 trilyon lira gibi bir yardım gönderdi. Bölge bir farklılık olarak kalma sürecini renk itibariyle devam ettirecektir. Hükümetin tutumu, aslında içi boşaltılmak istenen bugüne kadarki duruştur. Ağır politik bir yaklaşımdır. Diyarbakır'ın duruşu, Güneydoğu'nun duruşu Türkiye demokrasi dinamiğinin ta kendisidir.
Eğer bölge AKP'lileşirse çağdaşlaşma süreci bundan büyük zarar görecektir. Ciddi bir yara alacaktır.
Etnik değil yurttaş demokrasisi Biraz, DEHAP'ı da etkileyecek, sınır ötesi hareketlerden söz edelim, Kongra Gel adıyla (Halk Kongresi) yeni bir oluşum gözleniyor. PKK / KADEK'te tasfiyeler medyaya yansıdı, İmralı'ya kadar uzanan örgüt içi kırılmadan söz ediliyor. Diyarbakır'da Feridun Çelik'in yeniden aday gösterilmeyişi de bu gelişmelere ne ölçüde bağlanabilir? DEHAP kendi adaylarını hiçbir siyasi partinin cesaret edemediği anket uygulamasıyla ortaya çıkarttı.
Diyarbakır'ın şimdiki Belediye Başkanı Feridun Çelik niye devre dışı kaldı? Çelik bağımsız girse oylar bölünebilirdi. Orada bir müdahale olduğunu düşünmüyorum. Feridun Bey'in bağımsız adaylık meselesi bana göre abartıldı. Önemli olan halkın tercihidir. Diyarbakır halkı parti ve adaylar etrafında kenetlendi.
Dışarıdan dayatmalara da... Kapanmış oldu. Demokratik Güç Birliği'ni oluşturan DEHAP bugün dünden daha güçlüdür. 1999'da büyükşehir belediye başkanlığını yüzde 62 ile almıştık. 28 Mart'ta yüzde 65 - 70 arasında bir oya hitap etmeyi düşünüyoruz.
ABD'nin Irak savaşının ardından bölgede Türkiye'yi de içine alan yeni siyasi şekillenmeler söz konusu. Kürt hareketi gelecekte nasıl bir yapılanma içinde olacak? Bu soruya DEHAP'ı bağlamaksızın kişisel bir yanıt vermeye çalışacağım. 1999 sonrasında Kürt hareketinde Türkiyelileşme isteği çok ağır basıyor. Dar, etnik milliyetçi kalıplarının neredeyse tamamen ortadan kalktığı, en genel manada demokrasi içerisinde tüm farklılıkların, kimliklerin, kültürel değerlerin ve inançların bir paydada oluşabilecekleri büyük bir Türkiyeliliği yaratma iradesi var.
Etnik kimlikler eşittir Etnik milliyetçiliğe karşıyım diyebiliyor musunuz, bir Kürt aydını olarak?.. Tüm etnik kimliklerin eşit olduğuna inanıyorum. Kamu yaşamına eşitçe katılmalarına olanak sağlanmalı. Burada bir etnisiteden ziyade yurttaşlığa dayalı bir demokrasi bilinci geliştirilmesinden yanayım. Eğer hadiseye bu şekilde bakarsak, 'İmralı realitesi'ni çok daha sağduyu içerisinde tahribatlar oluşturmadan çözme olanağına sahip olduğumuzu düşünüyorum. Bunun bir ayağı bölgedir, Kürt halkıdır; bir ayağı hükümettir, devlettir ve Türkiye yurttaşlarıdır. Gelinen süreçte ortak paydaları bulmamız gerekiyor.
Kandil Dağı'ndakiler ne olacak, silahlı mücadele tümüyle son bulacak mı? Pişmanlık yasasını aşan, gerçek manada topluma katılmalarına olanak veren yasal düzenleme yapılabilirse, o insanlar zaten geri geleceklerdir. Silahtan arınma iradesini bölgede açık ve net bir şekilde görebiliyoruz. Dolayısıyla silahtan arınmışlık Türkiye'nin 87 yıllık Cumhuriyet tarihinde yakalayabildiği en büyük şans ve olanaktır. Nasıl oluyor da bir hükümet veya hükümetler buna ısrarla kapıyı kapatıyorlar anlamak güç.
Kürt siyasal akımı değişti Öcalan için ne düşünüyorsunuz? Hukukçu kimliğimle şunu söylerim: Uluslararası standartta bir tutukluluk ortamı yaratmak gerekiyor. Adadan çıkartmak gerekiyor. Normal cezaevi süreci...
Geçen 15 yıldaki acılardan gerekli dersler çıkarıldı mı? 30 bin insanın kaybından... Ben şuna inanıyorum, dünyadaki ve Türkiye'deki gelişmeler ve AB üyelik sürecinin etkisi, hükümetlerin Kürt gerçeğine bakış açısını değiştirmesini zorunlu kılıyor. Kürt hareketi de 1998'e kadar olan politikasını 1999'dan itibaren değiştirdi. Hukukçu olmamdan dolayı Öcalan'ın savunmalarını okudum. Çok açık bir şekilde geçmişte yaşanılan sıkıntıların varlığını dile getiriyor. Her kesimin geçmişiyle yüzleşmesi gerekiyor. Yüzleşme geleceğin teminatıdır.
'Kürtler değişti', daha doğrusu Kürt siyasal akımları değişti. Ve Kürt siyasal akımlarının değişimini Kürtler dört elle sarılıyor ve destekliyor. Bu değişimi, Türkiye'nin de hem hükümet hem devlet düzeninde sağlaması gerekiyor. Bu, Türkiye'yi, AB sürecine taşıyacak, çağdaş demokratik bir ülke olarak kendi coğrafyasında en büyük güç haline dönüştürecektir.
Kürdüyle barışmış Türkiye Kendi Kürdüyle barışmış bir Türkiye, Ortadoğu'daki bütün Kürtlere hitap edebilir. Bölge gücü haline dönüşüp, Avrupa'da ve dünyada daha etkin rol oynayabilir. Ben değişime ve Kürtlerin demokratik değer olarak kamu yaşamına katılması sürecinde geri dönüşün olmadığına inanıyorum.
Demokratik Güçbirliği'nin 28 Mart'taki seçim başarısı Türkiye'nin batı yakasına da katkıda bulunacak bir stratejiye güç katacaktır. Bu işbirliğini 3 Kasım seçimlerine giderken gerçekleştirmiş olsaydık, iktidarda bugün muhtemelen CHP, Sayın Baykal da başbakan olacaktı. Bir musibet bin nasihatten iyidir atasözüne atıfta bulunmak istiyorum. Belki de bu seçim sonrası CHP'nin engel oluşturma misyonu bir sona doğru gidecektir. AKP'ye karşı gerçek bir seçenek 28 Mart sonrası doğacak. Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına gideceğim. O zamanki süreç nasıl ki Sivas ve Erzurum'da başlatıldıysa, 29 Mart'tan sonra da tekrar oralardan başlatılması gerekiyor.
DEHAP 13 ilde iddialı Erdoğan'ın Diyarbakır mitingi nasıl geçti? Yeni bir şey söylemedi, sadece canım, ciğerim dedi ve gitti. Demirel, 'Kürt realitesini tanıyoruz' demişti, Yılmaz, 'AB'ye giden yolun Diyarbakır'dan geçtiğini' söylemişti. En kötü profili Başbakan çizdi. Erdoğan hükümeti, 'havuç ve sopa' politikası uyguluyor. Oy verirseniz, muslukları açarız, projelerinizi destekleriz diyorlar. Aksi halde sopa gösteriyor.
İşsiz ordusu yatırım bekliyor. Şu anda Sayın Başbakan'ın ve ekibinin bölgeyle ilgili yürütmüş olduğu seçim kampanyası kesinlikle politik değildir, ağır ideolojik bir çalışmadır ve bize göre bunun Türkiye'ye sunabileceği bir katkı yoktur. Ankara İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerle ilgili anketler yayımlandı. Sonuçlar hayret vericidir. Türkiye'nin batı yakasının bundan biraz ürküntü duyması gerekiyor. Aydın kesimlerimizin buna tepki göstermesi gerekiyor. Seçimlerin bu şekilde sonuçlanmamasına çalışmak gerekiyor.
Hedef 16 ili kazanmak Tek parti düzenine gidiliyor, Demokratik Güçbirliği (SHP / DEHAP) olarak kaç ilde belediye başkanı çıkarabilirsiniz? Diyarbakır başta olmak üzere biz 13 ilde iddialıyız. Bunun 16'ya çıkarılması için etkin bir çabamız var. Mersin ve Aydın'ı kazanmak istiyoruz. Ankara konusunda CHP'nin bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Geçen seçimlerde 1 milyon insan bizlere oy verdi, birleşin çağrısında bulundu, 10 milyon seçmen sandığa gitmedi. Bunlar bize uyarıydı, tepkiydi. Son haftaya giriyoruz. Türkiye'deki ikili yapının tek parti egemenliğine dönüşmemesi için Demokratik Güçbirliği alternatif olma misyonunu 28 Mart'tan sonra da sürdürmeye kararlıdır.
Kimdir? Osman Baydemir, biyografisi üzerine şu bilgileri verdi: "Diyarbakır'da 10 yıldır insan hakları davalarına giren, kentin ve bölgenin acılarına tanıklık etmiş bir kişiyim. 1971 Diyarbakır doğumluyum. 1990 - 94 yılları arasında Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenciydim. Faili meçhuller ortamında eğitimimi tamamladım. İnsan hakları mücadelesinde aktif olarak yer aldığım geçen 10 yılda Türkiye'nin her yanını ve katıldığım konferanslar nedeniyle Hindistan'dan İrlanda'ya, İskandinavya'dan Amerika'ya dünyayı tanıma olanağı buldum. Siyasette yeniyim, 3 Kasım seçimlerinde Diyarbakır'da 4. sıradan milletvekili adayıydım, DEHAP anti demokratik baraj uygulamasına takılmasaydı parlamentoda olacaktık."
http://www.milliyet.com/2004/03/22/siyaset/asiy.html