MEHMET GÜÇ
Bir önceki raporunda; bütçesi üzerindeki Meclis denetiminin yoksunluğundan yola çıkarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin şeffaflığını sorgulayınca, Genelkurmay Başka-nı'nın hiddetini üzerine çeken Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV); 'Değişen Türkiye'de Din Toplum ve Siyaset' başlıklı yeni araştırmasındaki tespitleri ile genel kabullere daha uygun sonuçlar da üretebileceğini gösteriyor.
İlki 1999'da yapılan aynı başlıklı araştırmanın bu ikincisinde; 23 İlde 1942 kişiyle anket yapılmış. Gazetelere ve araştırmacıların açıklamasına bakılırsa bu araştırmadan çıkan üç sonuç önemli.
TESEV araştırmacılarına göre, Türkiye'de halkın büyük çoğunluğu, laikliğin tehdit altında olmadığını düşünüyor; irtica tehlikesi yok; birkaç yıl öncesine göre şeriat devleti isteyenlerin sayısı da daha düşük. İkinci sonuca göre, Türkiye'de dindarlık artıyor ama bu tehditkâr bir aşırılık içermiyor. Daha güncel olan üçüncü tespit ise, malum gerginlik kaynağı, yeni cumhurbaşkanının eşinin başıyla ilgili. TESEV anketine yanıt verenlerin çoğunluğu, yeni cumhurbaşkanının eşinin başının açık olmasını istiyor. Bu veriden yola çıkarak, artan dindarlığın gerginliği arttırma temayülünde olmadığı varsayımına ulaşılıyor, buradan da durumun demokratik değerler açısından tehditkâr bir noktada olmadığı tespiti yapılıyor.
TESEV Araştırması, özetle bu üç önemli tespite dayanarak laik-dinci gerginliği açısından ülkede değişen pek bir şey olmadığını söylüyor. Araştırmanın gazetelere yansıyan yorumuna göre, gerginlikler artsa da din, toplum ve siyaset ilişkileri tehlikeli ya da tehditkâr bir noktada değil Türkiye'de.
ORTADA KALAN YORUMLAR
Oysa araştırmadaki anket çalışmasının bütün verileri başka cümleler kurulmasına da pekala müsait. Hatta yukarıdaki üç önemli tespitin dayandığı verileri bile yeniden ve başka bir yorumla okumak mümkün. Örneğin ankete katılanların yüzde 51'i yeni cumhurbaşkanının eşinin başıyla ilgili soruya "Açık olsun" cevabını vermişler.
Araştırmacılarla gazetelerin önemsediği, büyüttüğü sonuç, bu yanıttan çıkıyor. Oysa TESEV'in bu araştırmasında yeni cumhurbaşkanının kendisi ile ilgili beklentiler konusunda da veriler var. Ankete katılanların yüzde 75'i, yeni cumhurbaşkanının mutlaka "Dini bütün bir Müslüman" olması gerektiğini düşünüyor. Bir başka soruya verilen 'çoktan seçmeli yanıt'ta ise yüzde 71 gibi bir çoğunluk, bu kez yeni cumhurbaşkanının "Laikliğin koruyucusu" olmasını istediğini söylüyor.
Anket-araştırma metodolojileri bir yana, sadece içerdiği ironi açısından bile hayli renkli ve zengin içeriğe sahip bu veriler, araştırmadaki tek örnek değil. Aynı ironi veya zenginlik, anketin başka bölümlerinde de mevcut. Örneğin demokratik değerlerin sorgulandığı bölümde, ankete katılanların yüzde 79.9'u ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı çıkıyor.
Diğer soruda ise ankete katılanların yüzde 57.1'i çoğunluğun fikirlerine tamamen karşı olan görüşlere tahammül edilmesini istemediklerini söylüyor. Yine çoktan seçmeli bir soruda "İnsanlar istedikleri dini, istedikleri şekilde yaşabilme özgürlüğüne sahip olmalıdır" şıkkını işaretleyenlerin oranı yüzde 78.8'e ulaşırken, Müslümanlık dışındaki dinlerin propaganda yapmasının yasaklanmasını isteyenlerin oranı da yüzde 58.6 çıkıyor.
Kızı veya oğlunun müslüman ama farklı mezhepten biriyle evlenmesine engel olacağını söyleyenlerin oranı da yüzde 50'den fazla. Anketin bir başka bölümünde ise, katılanların yüzde 55.5'i, Müslümanların başta gelen görevinin îslami yaşam tarzını hakim kılmak olduğunun altını çiziyor.
Bazı verilerde, çoktan seçmeli yanıtlar arasında dolaşma rahatlığının bir sonucu gibi duran çelişkili yanıtlar, başka bazı verilerde daha bilinçli bir tercihe de işaret ediyor. Örneğin, inançları açısından kendilerini tarif etmeleri istendiğinde ankete katılanların yüzde 96'sı "Dindarım" yanıtınının altında toplanıyor. "Çok" ve "Oldukça dindarım" diyenlerin oranı da yüzde 6o'ı buluyor. Hem de bir önceki ankete göre yüzde ıoo'den fazla bir artışla...
İÇERİK RENKLİ VE ZENGİN AMA...
İslamcılıkla laiklik arasında tercih yapmaları istendiğinde ise katılanların yüzde 49'u İslamcı, yüzde 20'si laik olduğunu söylüyor. Ayrıca Türkiye'de dine dayalı bir parti kurulmasını isteyenlerin oranı da önceki ankete göre, neredeyse yüzde ıoo'lük bir artışla yüzde 41'e ulaşmış.
Sonraki bölümde "laikliğin tehdit altında olmadığı" şıkkını işaretleyenlerin oranı ise yüzde 73. Hemen altındaki tercihler arasından "Şeriata dayalı bir din devleti kurulmasını istemiyorum" şıkkını seçenlerin oranı da yüzde 76.
Yanıtlar, işaretlenen şıklar ve yüzde oranlarının "Dindarlık artıyor, hoşgörü azalıyor" cümlesiyle açıklanamayacak kadar renkli ve zengin içeriği anketin bütününe yansıyor.
Ancak yapılan açıklamalara bakılırsa, bu zenginliğin yeterince değerlendirildiğini söylemek zor. "Sosyal bilimlerde araştırma ve yöntem" konularını irdeleyen akademik çalışmalarda bu tür çelişkili zenginliklerle ilgili sayısız tez ve öneri var. Bu çalışmalardaki uygulama örnekleri, anketlerdeki her çelişkinin görünenden başka bir izahının da olabileceğini gösteriyor.
Yoksa "Değişen Türkiye'de din, toplum ve siyaset"; kafası epeyi karışık bir toplumun çelişkili zenginliğini anlatmak yerine genel kabullere uygun ama renksiz ve işe yaramaz sonuçlar üretiyor.