...:::FOR YOUR SUGGESTIONS "epostaadresi@yahoo.com" MUSTAFA ÖZKAYA:::...
 

 RETURN TO MAINPAGE / ANASAYFAYA DÖN  

TESEV ve muhafazakârlık

December 7 2006 at 12:04 PM
No score for this post

By Sibel Eraslan  (Login perspektif)
Forum Owner

 
Sibel Eraslan: TESEV ve muhafazakârlık

Cuma, Kasım 24, 2006
   Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV), "Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset" konulu araştırması gündeme damgasını vurdu.

Türkiye’deki 1999 ve 2006 arasındaki toplumsal süreci ve değişimi takip etmek isteyenler için, önemli bir veri tabanı… 23 ilde, 18 yaş üzeri, 1492 kişi ile yapılan görüşmelerden sonra çıkan sonuç, 99’dan 2006’ya geldiğimiz zaman diliminde, en genel hatlarıyla "muhafazakârlığın" arttığı yönünde…
1999’da kendisini "dindar" olarak tanımlayanların oranı yüzde 25 iken, 2006’da 46.5’e çıkmış. Kendine "öncelikle müslüman" diyenlerin oranı yüzde 35’lerden, 44’lere yükselmiş. Proje koordinatörlerinden Prof. Binnaz Toprak, kendini kürt veya alevi olarak tanıtanların arasındaki duruş dağılımını izah ederken, kürt katılımcıların kendilerini "öncelikle müslüman" olarak tanımlayan gurupta yer aldığını, buna karşılık alevi katılımcıların daha çok "vatandaşlık" üzerinden kendilerini ifade ettiklerini dile getirdi.
TESEV’in 1492 kişi üzerinde yaptığı toplumsal araştırmanın en göze çarpan neticelerinden birisi ise, yedi yıllık süreçte rijit kutuplaşmalara gidilmediği, ama genel anlamıyla -dindarlık diyemeyeceğim- muhafazakârlığın puan artırışı ile ilgili…
"Orduya güven" başlığı altında toplanabilecek sorulara verilen cevaplarda da yeni bir askeri darbe istemeyenlerin sayısı, kayda değer bir şekilde artmış. Bunda 28 Şubat’ın yol açtığı vahim kutuplaşmaya yönelik toplumsal travmanın, zaman içinde atlatıldığı şeklinde iyimser şeyler düşünebiliriz. Ama hâlâ, mevcut düzenin zaptü raptı için askeri darbenin bir yöntem olduğuna inananlar hiç de azımsanmayacak oranda…
Binnaz Hanım’ın İslâm Hukuku bağlamında kadınlar üzerinden verdiği açıklamalar da ilgi çekici. Kendini öncelikle Müslüman olarak tanımlayan kadınlar, iş Kur’an-ı Kerim’deki evlilik, boşanma ve miras hükümlerine gelince, bu kuralların uygulanmaması konusunda fikir beyan ediyorlarmış… Bu küçük ama büyük ayrıntıdan hareket ederek, dindarlık kelimesini değil de, muhafazakârlık kelimesini tercih ettim ben de… Bu aslında garip ve önemli bir tecrübe, sadece Batı demokrasileri için değil, İslâm Dünyası çerçevesinde de alışılmadık bir deneyim… Mesela, kendisini öncelikle Müslüman veya dindar olarak tanımlayan, "Türkiye’de din temelli politikalar yapan partiler olmalı mı?" sorusunu evet diye cevapladıktan sonra, Kur’an’daki kadın, miras, boşanma ve evlilik gibi bahislere şerh koyabilmek, eklektik yeni bir düşünce tarzının emarelerinden… Kur’an’a evet ama bazı ayetlere hayır anlamını mı taşıyor bu tavır?
TESEV’in yaptığı sosyal araştırmadan çıkabilecek en genel sonuç, insanımızın batı anlam ve deneyimindeki demokrasiyi de Kur’an’ın anlam ve emirlerini de kendine göre yeniden dizayn etmeye çalıştığı meselesidir. Demokrasi, tarihi ve insani bir deneyim olarak, her toplum düzeyinde, farklı her iklimde ve farklı her kültürel havuzda, yeni tip zenginleşmelere, yorumlara açıktır. Ama Kur’an’ın hükümleri tanrısal ve Rabbanidir. Kur’an Allah’ındır ve her nereye giderse gitsin, içeriğini ve anlamını değiştirmez. Geçtiğimiz yıllarda Demirel de teklif etmişti; Kur’an’daki şu kadar ayeti iptal edelim şeklinde gayriciddi ve İslâm’ın tevhid anlayışına aykırı bir öneriydi bu… Ama Türkiye’deki demokrasi deneyimi, zaten Kur’an’ın pek çok hükmünü yasaklayan ve cezalandıran bir rejim üzerinden geliştiği için, ne tam anlamıyla demokrasi ne de tam anlamıyla Kur’an, sözünü tamamlayamadı kültürel manada…
TESEV’in açıklamalarından sonra, Yalçın Doğan Bey, 1999’dan 2006’ya adım adım yürütülen dindarlaşmadan dert yandı geçen gün… Katılmıyorum. Dindarlığın siyasallaşması olarak okumuyorum ben bu raporu. Tam tersine dünyevileşmenin özellikle inançlı kesim üzerinde arttığı sonucunu da gözlemledim. Muhafazakârlığın ne demokrasiden ne de dinden tam anlamıyla vazgeçmeden, ama her ikisinden de işine geldiğince istifade ederek, kendini büyütmesini okudum sessizce…
TESEV’in sonuçlarından en fazla üzülen kesim "sol" oldu. "Sol"un evrensel tüm değerlerini adeta unutarak ve hatta kaybederek, tüm enerjisiyle pompaladığı "laik"lik, toplumsal bir sorun olarak değerlendirilmiyor ankete göre. "Laiklik tehlikede" değil. Yine TESEV’in raporunda, en önemli sorun "irtica" ve "güvenlik" değil de, "işsizlik ve enflasyon"… 28 Şubat koridorunda "birinci tehlike" olarak zikredilen "irtica" senaryosunun tutmadığına acaba en çok kimler üzüldü?
En mühim soru ise, TESEV’in bu araştırmayı niçin yaptığı ile ilgili… Proje sponsorları ve sonuçların kime, nereye servis edildiğini de öğrensek, hiç fena olmayacak…
İlahiyatçılarımız da geniş bütçeli dinler arası diyalog projelerinden fırsat bulduklarında, Müslüman kadınlar ve İslâm Hukuku arasında giderek açılan fiili aralığa dikkat etseler, bu konuda bizleri aydınlatsalar keşke. Gazeteci Ayşe Böhürler, Türkiye’deki kadınların haklar bağlamında, diğer İslâm ülkelerindeki kadınlardan nispeten daha iyi konumda olmalarını, Türkiye’de mevcut olan seküler hukuk düzenine bağladığını söylemişti. TESEV’in konuştuğu "müslüman" kadınlar da Ayşe’ye yakın cevaplar vermişler, iş; miras, evlilik ve boşanma konularına gelince… İslâm Hukukçuları bu konuda neler düşünüyor, merak ediyorum…
Vakit Gazetesi
http://www.haksoz.net/modules.php?op=modload&name=News&file=article&sid=4134&topic=3

 
Scoring_Disabled_MsgRespond to this message   
Find more forums on MediaCreate your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2009 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  
Zargan İngilizce Sözlük
...:::::::::::::::[ P E R S P E C T I V E P O L I T I C S F O R U M ]:::::::::::::::... Locations of visitors to this page