...:::FOR YOUR SUGGESTIONS "epostaadresi@yahoo.com" MUSTAFA ÖZKAYA:::...
 

 RETURN TO MAINPAGE / ANASAYFAYA DÖN  

AB, Kıbrıs'ın arkasına saklanıyor

December 11 2006 at 2:10 PM
No score for this post

By PROF. DR. BERİL DEDEOĞLU  (Login perspektif)
Forum Owner

 

[Yorum - Prof.Dr.Beril Dedeoğlu] AB, Kıbrıs'ın arkasına saklanıyor
PROF. DR. BERİL DEDEOĞLU - GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
11/12/2006

Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye ile müzakere sürecinin şekillenmesine katkı sağlamak amacıyla Avrupa dışişleri bakanları ya da Avrupa liderlerinin alacakları karara ilişkin önerileri, ciddi tartışmaların bir kez daha gündeme gelmesine yol açtı.

Komisyon, altı ya da yedisi Gümrük Birliği çerçevesindeki ilişkilere karşılık gelmesi bakımından anlamlı kabul edilebilecek sekiz başlığın, terim yerindeyse askıya alınmasını önerdi. Hatırlanacağı gibi AB, Türkiye'nin müzakerelere başlayabilmesi için Ek Protokol'ün imzalanması ve bu yolla Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum mal ve hizmetlerinin ülkeye girişini ve serbestçe dolaşımını sağlaması öngörülmüştü. Bu öngörü, 17 Aralık 2004 AB Zirvesi'nde karara dönüştürülmüştü. Türkiye de, 3 Ekim'den önce Ek Protokol'ü imzalayacağını bildirmiş, imzalamış ancak bu belgenin Kıbrıs Rum kesiminin adanın bütünü bakımından tanınması anlamına gelmediğini bildiren bir de deklarasyon eklemişti. Bu türden deklarasyonların hukuken hiçbir bağlayıcılığı olmadığı ve Rum kesiminin Gümrük Birliği kapsamına dahil edilmesinin de siyasal tanıma anlamına gelmediği düşünüldüğünde, bunun Türkiye iç kamuoyuna yönelik güdülerle yayınlandığı söylenebilir. Önemi bulunan esas belge Ek Protokol ve Türkiye de, müzakereler bakımından sorumluluklarının altına imza atmış bir ülke. Dolayısıyla Türkiye bugün sözünü tutmamış ülke durumunda, ama bir yandan da KKTC'ye Rum kesiminin uyguladığı izolasyonun, AB'nin de bu alanı müktesebat dışı bırakarak desteklediği yapıdan vazgeçilmesini talep etmekte. Bu, Kıbrıs'ı bu biçimiyle tam üye yaparken zaten hem kendi hem de uluslararası mevzuata aykırı davranan AB'ye, geri adım atmasını ve üyelerinden birisinin kazanılmış haklarının geri alınmasını teklif etmek anlamına gelir. Zaten Türkiye ile ilgili de kararlarını verememiş AB'nin bu konuda çok keskin adım atması beklenemez.

AB uluslararası mevzuata aykırı davranıyor

AB Komisyonu, önerisiyle tarafları geri adım atmaya zorlamayacak ve zaman kazandıracak bir ara formül buldu. Buna göre, açık olan müzakerelerin geçici kapanması için gerekli oy birliği mekanizmasının ortadan kalkması ve Kıbrıs konusunun zamana bağlı bir engellemenin dışına itilmesi öngörüldü. Bu öneri hazırlanırken ortaya çıkan görüş ayrılıkları, açıklandıktan sonra iyice açığa çıktı ve tartışmalar Türkiye ile ilgili müzakere başlıklarının kaçının kapanması daha cezalandırıcı olur türünden bir kimliğe büründü. Başlıkların içerikleri ne ölçüde ele alındı bilinmez ama özellikle tarım konusunun görüşmelere açılmaması konusuyla Gümrük Birliği konusunun nasıl ilişkilendirildiği açıklanmadı. Tarım ve balıkçılık başlıklarının müzakerelerinin Kıbrıs sorununun çözümü sonrasına bırakılmasının önerilmesi, esasen Türkiye'deki hemen her alandaki dönüşüm ve reformların da ertelenmesini teşvik edebilecek nitelikte. Türkiye'nin bu en temel sorun alanındaki dönüşümler başlatılmadan, diğer başlıklar kapsamına giren hiçbir konuda ilerleme sağlaması mümkün değil, üstelik buna demokrasi, şeffaflık ve hukuk devleti meseleleri de dahil. Bu, tarım alanındaki sorunları büyük olan ve seçim arifesindeki aday ülke hükümetleri bakımından AB'ye teşekkür edilmesi gereken bir duruma karşılık gelebilir. Bu yolla hem ilgili alandaki ateşten gömlek giyilmeyebilir, hem de bunun sorumluluğu AB'nin Kıbrıs konusunda yaptığı haksızlığa bağlanabilir.

Gayet tabii kaç başlığın müzakere edilmesinden Türkiye'nin men edilebileceği konusunun ayrıntılandırılması mümkün. Ancak, sorun bu değil. Hatta sorun Kıbrıs sorunu olarak da adlandırılamaz. AB içinde yapılan tartışmaların gelip Türkiye ve Kıbrıs meselesine dayanıyor olmasından Komisyon da endişelenmeye başlamış olacak ki, sonunda bu sorunun AB içinde çözülemeyeceğini itiraf etmiş durumda. Bu açıklama, bir yandan Kıbrıs konusunda AB'nin taraf olması bakımından çözümleyici olamayacağını bildirirken, öte yandan Türkiye'yi Kıbrıs sorunu dışında ele almaya işaret ediyor. Diğer bir ifadeyle AB Komisyonu, Türkiye de dahil olmak üzere tüm tarafları Kıbrıs gölgesinin dışında "gerçek" sorunları tartışmaya davet ediyor. Bu haliyle Komisyon, gerçeklerin tartışılma zeminini yarattığı için Türkiye'ye teşekkür borçlu. Gerçek sorunun bir tarafında, AB'nin nasıl bir gelecek öngördüğünü ve bu gelecek içinde Türkiye'nin bulunmasını isteyip istemediğini bilememesi var. Öte tarafında ise Türkiye'nin AB'ye üye olmayı mı yoksa müzakereleri başlatabilmiş bir ülke olmayı mı seçtiğinin anlaşılamaması bulunmakta. Kısaca Komisyon, tarafların gerçek iradelerini ortaya koymaları için çağrıda bulunuyor.

Kıbrıs gölgesinin dışındaki gerçekler...

Bu çağrıya ilk icabet eden Almanya ve hemen ardından Fransa, ne yazık ki yine "Gümrük Birliği" ile ilişkilendirerek, Türkiye'nin ötelenmesi anlamına gelen tavırlarını yinelediler. Buna karşın İngiltere ve İspanya Türkiye'nin ötelenmesini uygun bulmadıklarını açıkladılar. Bu durum, uzun zamandan beri AB geleceği ve dolayısıyla da Türkiye konusunda farklı beklentilere sahip üyelerin, adeta ikili bölünmüşlüklerini açığa çıkarıyor. Bu noktada ise herkes birbirine müteşekkir olabilir. Bununla birlikte, sorunlarını Türkiye ve Türkiye-Kıbrıs esasından açıklamayı sürdürdüklerinde, bir yere varamayacakları açık. Türkiye'yi ne zaman ve ne koşulda AB içinde görmek istedikleri ya da istemedikleri açıklık kazanmadıkça, geleceklerini oluşturma konusunda uzlaşmaları güçleşiyor; önce geleceklerini tartışmaya yöneldiklerinde ise Anayasal Antlaşma çerçevesinde ortaya çıkan çatlaklar derinleşiyor ve gelecek tartışması geleceği tehdit eder bir hal alıyor.

Türkiye'nin, siyasal kriterler olarak bilinen alanlarda alacağı yolların ve bu yolda uğramayacağı kazaların AB ülkelerinin gelecek tartışmalarına yararı dokunacak gibi. Çünkü artık giderek Kıbrıs sorunu arkasında saklanacak yer kalmadı. Türkiye'nin sadece Türkiye olarak ele alınmaya başladığı bir döneme girilmekte. Bu, Türkiye için de geçerli. Unutmamak gerekir ki, Türkiye sadece Gümrük Birliği çerçevesinde sözünü tutmamış bir ülke olarak değerlendirilmiyor, aynı zamanda ve daha da önemlisi müzakere sürdürmeye isteksiz, reformlarda da kifayetsiz olarak görülüyor. Bu durumun ve Türkiye ile ilgili tartışmaların Türkiye'ye ne denli büyük hizmetleri olabileceği açık. Sanki tam da dönüşümlerin sadece hükümetler yoluyla yapılamayacağının anlaşılarak toplumsal bir proje halinde içselleştirilmesinin zamanı gibi.

 

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=469528#


 
Scoring_Disabled_MsgRespond to this message   
Response TitleAuthor and Date
Hayır! AB 'Türk tehlikesi'yle tehdit edilmiyor!By MARGOT WALSTRÖM on Dec 11
AB treni nereye gidiyor?By M. NACİ BOSTANCI on Dec 11
Sevgili Türkiye, soğukkanlılığını koru!By PROF. DR. MICHAEL EMERSON on Dec 11
Find more forums on MediaCreate your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2010 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  
...:::::::::::::::[ P E R S P E C T I V E P O L I T I C S F O R U M ]:::::::::::::::... Locations of visitors to this page