...:::FOR YOUR SUGGESTIONS "epostaadresi@yahoo.com" MUSTAFA ÖZKAYA:::...
 

 RETURN TO MAINPAGE / ANASAYFAYA DÖN  

AB treni nereye gidiyor?

December 11 2006 at 2:15 PM
No score for this post

By M. NACİ BOSTANCI  (Login perspektif)
Forum Owner


Response to AB, Kıbrıs'ın arkasına saklanıyor

 
[Yorum - Naci Bostancı] AB treni nereye gidiyor?
M. NACİ BOSTANCI
07/12/2006

Bundan birkaç ay önce emekli bir üst düzey dışişleri mensubuna, "Bu Avrupa Birliği ile maceramız nereye gider? Tam üyelik mümkün mü?" diye sormuş ve ondan önce çeşitli genel yorumlar dinlemiş, sonra vurgulayarak, "Kişisel kanaatinizi merak ediyorum." diye ısrar edince, "Ben tam üyeliği mümkün görmüyorum, tahmin edebileceğim bir gelecekte işler hep böyle gider gibi geliyor bana." cevabını almıştım.

Galiba birçok konuda olduğu gibi AB konusunda da başkalarına, çeşitli pozisyonlara, olaylara dair yorumlar bol bol yapılıyor; ancak bütün bunların hasılası olacak kişisel tutumlar çok açık bir şekilde ortaya konmuyor.

Elbette bu "karar" evet mi, hayır mı diye iki şıkka indirilebilecek bir arka plana sahip değil. Birbiriyle bağlantılı birçok durum ve gelişme işin içinde. Mesela, AB "genel, eşit, adil" bir şekilde, kurallara uygun, öteki üyelerden daha farklı bir muameleye tabi tutmaksızın Türkiye'nin üyelik müzakerelerini yürütecekse ben varım, diyecekler mevcut durumdaki destekçilerden daha fazla olsa gerek. Genel kuralların bütünüyle ihlal edilmediği; ancak Türkiye'nin önüne çok daha fazla engel konduğu, başkalarına göre daha fazla bir "iman sınavına tabi tutulduğu", adeta "Bunu da yaparsa artık aşk olsun, ne yapalım, o zaman mecburuz daha ılımlı bakmaya" şeklinde davranıldığı tarzındaki kanaatler bütünüyle boş değil. Böyle anlaşılan muameleler AB projesine yönelik tohum hâlindeki sempatileri ortadan kaldırıyor, insanları muhalefet safına çekiyor.

Halihazırdaki AB senaryoları

Şunu iktidarlar gibi AB tarafının da iyi anlaması lazım: Türkiye artık seksen öncesinin Türkiye'si değil. Seksen öncesinde dış politika konularını "devlet politikası" diyerek kamuoyunun tartışmasından, tavrından, eyleminden vareste tutmak kolaydı. Arkasında halk desteğinin olup olmadığına aldırmaksızın bu tür politikaları yürütmek, bundan siyasi sonuçların çıkmasına büyük ölçüde mani olmak da mümkündü. Ama bugün öyle değil. AB yolunda ilerledikçe, demokrasi güç kazandıkça halkın kanaatleri, eğilimleri, politikaların arkasında saf tutup tutmamaları da önem kazandıkça AB adına tuhaf bir çelişki beliriyor. Halkın gitgide daha muhalif bir konuma kaydığı AB politikalarını sürdürmek iktidarlar için daha zor hâle geliyor. Ayrıca arkasında halkın bulunmadığı bir AB üyeliği hedefini, AB'nin mevcut haldeki sürekli sınavlara tabi tutan, 110 engelli koşuya dönüştüren tavrını bir kenara koyun, daha adil bir yaklaşıma sahip olması durumunda dahi sürdürebilecek bir iktidarın varlığını kimse ummasın. AB'li "dostlarımız"ın, kendi kamuoylarının "muhtemel" tavırlarına ilişkin hassasiyetlerinin bir kısmını, eğer ileride o kamuoyunun bir parçası olacağına gerçekten inanıyorlarsa, Türkiye'deki kamuoyu için de göstermeleri gerekmez mi? Eğer göstermiyorlarsa Batılı zihne yakışan gelecek öngörüsünden yoksun olduklarını düşünmek yerine, farklı bir gelecek kurgusuna sahip olduklarını düşünmek daha doğru olur. Kısacası, bugün hararetle 'Türkiye şunu yapmalı, bunu yapmalı' diye akıl verenler, 'aa bunları yapmazsanız o zaman çok kötü olur' diye "dostane" yol gösterenler dahil, büyük bir çoğunluk Türkiye'nin bir gün AB'nin tam üyesi olacağına inanmamakta; ama -o her neyse- "politika gereği" ya da "her ihtimale binaen" öyle davranmaktadır.

Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda bir kanaat sahibi olanların, ağırlıklı şekilde birkaç temayı öne çıkartan bir anlayışla bu kanaate vardıkları söylenebilir. İslami hassasiyetler taşıyan, muhafazakârlığın geniş şemsiyesi altında toplanan çevreler için AB, dinî hayata ilişkin serbestleşmeyi sağlayacak, laik-İslam biçimindeki gerginliği haklar ve özgürlükler temelinde çözümleyerek laikçi çevreleri geriletecek bir projedir. AB'den biraz kısık sesle; ama ABD'den daha açık seçik bir şekilde bu mesajlar geliyor. Liberal-demokrat çevreler için ise AB süreci ve üyeliği, Türkiye'nin modernleşme projesine güçlü bir ivme kazandıracak, kendi dinamikleriyle çözemediği iç engelleri bertaraf edecek, onu "medeni dünyanın bir parçası yapacak"tır. Sol çizgide yer alanların birçok konuda olduğu gibi AB hususunda da kafaları hayli karışık. CHP, AB'yi olumlaması gereken tarihî bir yönelime sahip; ancak diğer yandan bugün ittifak içinde bulunmaya çalıştığı elitist çevre, iktidarlarının altını boşaltacak AB üyeliğine karşı. Bu yüzden CHP, hem olumlu hem olumsuz değerlendirmelerin bir bağlaçla birbirine bağlandığı tuhaf bir AB diline sahip. Bu belirsiz konumun sunduğu esneklik kışkırtıcı bir popülizmle verimli bir şekilde kullanılmaya çalışılıyor. Solda konumlandırılması güç olan; ama mevcut siyasi kadastroda sağda da kendine yer bulması mümkün gözükmeyen DEP ise AB'yi etnik temelli yeni haklar kazanmanın bir aracı olarak değerlendiriyor.

Bunlar politik kategorilere göre AB senaryoları. Bir de sosyo-ekonomik kategorilere tekabül eden AB yaklaşımları var. Türkiye'nin tam üyeliğinden her hâl ve şartta memnun olacakların başında büyük sermaye geliyor. Onlar için AB üyeliği, hem ekonomik ilişkilerin hem de hayat tarzlarının daha sağlam temellere dayanması anlamını taşıyor. Küçük bir sorun, mevcut iktidar ilişkileri içinde -geçici de olsa- yakın durdukları kimi elitist çevrelerin AB'ye mesafeli tutumları. KOBİ diye adlandırılan orta boy işletmelerin sahipleri ve çalışanları ise AB üyeliği ile birlikte pazar paylarının artacağı, daha iyi hayat şartlarına ulaşacakları beklentisi içindeler. Üyelik sürecinde tasfiye olacak ciddi bir KOBİ varlığı -kimi tahminlere göre dörtte birlik bir oran- konusunda ise endişeler pek fazla güçlü değil. Herhalde iyimser bakış olumsuz senaryoları görmeyi engelliyor. Ancak bu kesimin güçlü milli ve muhafazakâr eğilimi, AB'nin vesayetçi politikalarına karşı dikkate değer bir muhalefet üretiyor. Bu kesimin, ekonomik beklentileri ile dünya görüşüne dair referansları arasında önemli bir çatlak oluştuğunda çoğunlukla ikinciyi seçecekleri açık. Çünkü geldikleri köken, yaşadıkları toplumsal ortam, üstlendikleri kamuoyu önderliği rolü ve burada teşekkül etmiş gerçek ekonomik ilişkileri onları bu istikamete zorlayacaktır.

Sosyo-ekonomik farklı toplumsal kesimler

İşçiler ve memurlar ise AB konusunu sadece çıkarları açısından görme perspektifine en uzak kesimler. Çünkü bu iki sosyal kesimdeki "politik bilinç" sadece kendilerine odaklanan bir yaklaşımın ötesinde kolektif hassasiyetlerle teşekkül etmiş durumda. Marks'ın dediği gibi "kendilerini temsil edemeyenleri de temsil etmek" gibi bir misyona gönüllü olan bu çevreler, kendi şartlarıyla kamusal temsiliyet arasındaki gerginlikte AB'ye bakıyorlar. Bu çevrelerde, yapılan iş ve mesleki dayanışma ile AB politikaları arasında bir örtüşme yok; ancak her halükârda eleştiride ya da olumlamada mesafeli bir duruş söz konusu. Köylü kesimler ise AB'nin onlara ne fayda sağlayacağından emin değiller. AB'nin bu kadar çok telaffuz edildiği şartlarda desteklere yönelik kısıntılar ve yüksek maliyetler ihtiyatlı ve olumsuzlamaya açık bir konumu adeta kendiliğinden köylülerin önüne getiriyor.

Bir meslek olarak siyasetçilerin AB'ye bakışları ise henüz önemli ölçüde "araçsallıktan" kurtulamadı. Temel duruşların ötesinde "Ne gider?" mantığı AB politikaları üzerinde de etkili. 2002 yılında tek başına iktidar olan ve en önemli proje olarak AB'yi açıklayıp kolları sıvayan AKP dahi, toplumsal desteğin grafiğini takip eden bir söylemi dolaşıma sokmuyor mu? Son zamanlarda AB'ye destek azalırken AKP'nin daha sert mesajlar üretmesi, müzakere çizgisini daha yukarıda belirlemesi bunun bir göstergesi. Bu bir bakıma kötü değil. Demos önem kazanıyor diye teselli bulmak mümkün. Ancak demos önem kazanırken AB örneğinin gösterdiği gibi politika da temsiliyetten araçsallığa doğru mu kayıyor? Bu soru sadece AB için değil başka birçok konu için de önemli. Galiba şimdilik o emekli bürokratın dediği çizgide ilerliyoruz. Nereye varacağımız konusunda ise bugün bir şey söylemek için hayli erken. Yine de tüm veriler alt alta konulduğunda sislerin arkasında belli belirsiz imtiyazlı ortaklık konumu duruyor gibi. Böyle bir sonuç herhalde kimse için şaşırtıcı olmayacağı gibi çeşitli toplumsal kesimlerin karmaşık beklentileriyle de daha uyumlu.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=467359#

 
Scoring_Disabled_MsgRespond to this message   
Find more forums on MediaCreate your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2009 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  
Zargan İngilizce Sözlük
...:::::::::::::::[ P E R S P E C T I V E P O L I T I C S F O R U M ]:::::::::::::::... Locations of visitors to this page