Lokmacı'nın ardındaki gerçek!
Sonunda KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın istediği oldu, Lefkoşa'daki Lokmacı üstgeçidi yıkılmaya başlandı.
Ama bir gerçek değişmedi:
Kuzey Kıbrıs'taki asker gerçeği!
Öyle değil mi?
Kıbrıs Rumları, Papadopulos öteden beri der ki, "Talat'a kulak asmayın, o bir kukladır; perde arkasındaki esas güç Türk askeridir."
Lokmacı olayı bu açıdan Papadopulos'un elini güçlendirmiş olmadı mı? Herhangi bir güvenlik riski olmadığı malum bir üstgeçidi yıkmak için bile Ankara'lara kadar gidip askere muhatap kılınan, askerin icazetini almadan uygulamaya geçemeyen bir Mehmet Ali Talat görüntüsü kimin işine yaradı?
Papadopolus'un değil mi?..
Aynı durum geçen ayın ortasındaki AB zirvesi sırasında da yaşanmadı mı? AKP hükümetinin tamamen kendi yetki alanı içindeki bir konuda, Güney Kıbrıs'a liman açmayı öngören kararıyla ilgili olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın çıkışı, kapalı kapılar arkasındaki AB zirvesinde Papadopulos'un Türkiye'ye karşı elini güçlendirmedi mi?
Yine farklı olmadı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat karşısında önce, Lokmacı üstgeçidinde kendi devletinin polisini buldu. Çünkü KKTC polisi, kendisine değil Türkiye'nin askerine bağlıydı. Emir oradan gelince de, kendi talimatının havada kaldığını gördü.
Hani bağımsızdı KKTC?..
Hani demokrasi vardı KKTC'de?
Peki ya AKP hükümetinin tutumu...
Ne diye Ankara'ya kadar gelmek zorunda bırakıldı KKTC Cumhurbaşkanı? Mehmet Ali Talat'ı Genelkurmay'la muhatap kılan hükümet manevrasına niçin ihtiyaç duyuldu?
Çankaya hesapları mı?
Seçim hesapları mı?
Olabilir, bilemiyorum.
Ama tıpkı AB zirvesi sırasında olduğu gibi, Lokmacı olayı da Papadopulos'u sevindirdi, onun elini güçlendirdi. Çünkü asker onayı, icazeti olmadan Türk tarafının adım atamayacağı yolunda bir örneğe daha sahip oldu.
Nitekim, Papadopulos dün ajanslara yaptığı açıklamada mutluluğunu bir kez daha belirtti.
Bir başka sıkıcı nokta:
Mehmet Ali Talat, Ankara'da Genelkurmay Başkanı'yla görüşmesinden sonra basına yaptığı açıklamada, Lokmacı konusunun ele alınmadığını söylemişti. Sayın Talat'ın neden böyle deme ihtiyacını hissettiğini anlamak zor değildi.
Ama ertesi gün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, basına telefon açarak Talat'ı yalanladı.
Hiç şık olmadı bu tutum.
Birçok bakımdan yadırgatıcıydı.
Büyükanıt Paşa'nın bu yalanlamasında, siyasal otoritenin yetki alanına karışan siyasal bir çıkış da yer alıyordu. Kıbrıs'ta tek taraflı adımdan sakınmak gerektiğini söylüyordu Büyükanıt Paşa...
Öyle mi?
AKP hükümeti ve KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı konusunda tek taraflı adım atarken de asker bundan memnun kalmamıştı. Bu adıma karşı olduğunu hükümete söylemişti.
Ancak, o tarihlerde Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan Hilmi Özkök Paşa, anayasal olarak son sözün hükümete ait olduğunu belirterek Denktaşgilleri hayal kırıklığına uğratmıştı.
Bir yandan o dönemde, Ankara'da hükümetin siyasal kararlılığı, öte yandan Kuzey Kıbrıs'ta Mehmet Ali Talat'ın başını çektiği yüzde 65'lik barış hareketi sayesinde, Denktaşgillerin Papadopulos'la birlikte Kıbrıs'ta topa vurarak Türkiye'nin AB yolunu, Türkiye'nin demokrasi yolunu kesme hevesi kırılmıştı.
Ama bu heves daha bitmedi.
Devam ediyor.
Türkiye'nin AB yolunu, Türkiye'nin demokrasi yolunu kesmek isteyenler, hiç kuşkunuz olmasın, Kıbrıs'ta oynamaya devam ediyorlar, edecekler.
Lokmacı üstgeçidi bu oyunun ufak bir parçası, o kadar.
h.cemal@milliyet.com.tr
http://www.milliyet.com.tr/2007/01/10/yazar/cemal.html