Yas tutma, örgütlen!
Makale yazarı: RONİ MARGULİES Tarih, gün ve saat : 28. Ocak 2007 18:21:47:
Yas tutma, örgütlen!
RONİ MARGULİES
Menflır" lafını bir daha duyarsam kusacağım sandım. "Türkiye'ye sıkılan kurşun" ifadesini duydukça, Türkiye'ye bir kurşun da ben sıkacak hale gelmeye başladım. "Çirkin oyun", "manidar zamanlama", "provokasyon" , "Dink'i katlederek Türkiye'yi sabote eden" gibi, Hrant'ı yurtdışında yabancı, karanlık, esrarengiz güçlerin öldürttüğünü ima eden sözleri dinledikçe, keşke gerçekten böyle bir komplo olsa da esrarengiz güçlerini kullanarak gelip şu pislik yuvasını temizlese diye düşünmeden edemez hale geldim.
Memleketin büyük çoğunluğunun sözlüğe bakmadan anlamadığı "menfur" lafını kullanan, yüzeysel klişeleri papağan gibi tekrarlamaktan başka hiçbir şey yapamadığı açık olan çaresiz bir hükümet.
ARKA PLANDAKİ MÜCADELE
"Oynanan çirkin oyun" ve "kurşunlar Türkiye'ye sıkılmıştır" ifadelerini kullanan, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, gazetelerle televizyonların danıştığı emekli ve emeksiz istihbarat görevlileri, devletin güvenlik güçlerinin çeşidi kademelerinden uzmanlar. Yani zaman zaman "derin" devlet denilen, ama gerçekte derin filan olmayıp bizzat devletin kendisi olanlar.
Türkiye'de gözle görünen mücadelelerin arka planında gözle görülmez ama çok daha can alıcı bir mücadele yaşanıyor. Bir yanda, memleketi 21. yüzyıla taşımak isteyenler; öte yanda, mevcut yapıyı olduğu gibi korumayı amaçlayanlar. Yeni yüzyıla taşınmak demek, ilk elde sosyalizm filan değil, doğru dürüst bir burjuva demokrasisi demek: Kürt sorununun barışçı çözümü, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, 301'in kalkması, askerin siyasetten tümüyle ve tam anlamıyla çekilmesi, tüm azınlık haklarının tanınması. Bunu savunanlar, gereksiz toplumsal gerginliklerin kalktığı, rahat ve istikrarlı bir ortamda kârlarına daha rahat kâr katacaklarını bilen TÜSİAD, yani büyük sermaye, ve TÜSİAD'ın partisi AKP.
Karşı çıkanlar ise, derin merin değil, bildiğimiz devletin çeşidi kesimleri: Kürt sorununda barışçıl adımlar atıldığı anda Şemdinli bombasını patlatanlar, bomba patla-tanları "iyi çocuk" diye övenler, ateşkes ilan edildiği anda operasyonları sıklaştıranlar, azınlıkları "yabancı" olarak hedef gösterenler, hedefleri vurmak için bir ucu gayri resmi bir ucu resmi örgütlenmeler oluşturanlar (sadece Trabzon'da değil, ülkenin her yanında oluşturanlar), Başbakan'ın Diyarbakır'da "Devlet hata yapmıştır" dedikten bir yıl sonra "Kürt sorunu yoktur" demesini sağlayanlar. Bunların vurucu gücü Türk Silahlı Kuvveüeri, büyük partileri CHP, küçük partileri MHP ve BBP, gazetesi bütün gazeteler, TV'si bütün kanallar. Gizli kapaklı, silahlı külahlı ilişkiler ağını ise bilmiyoruz, bilemeyiz ve bilmemize, merak etmemize gerek de yok zaten. Bilsek ne yapacağız? Silah kuşanıp peşlerinden mi gideceğiz?
HERKES İLK KEZ ERMENİ
Hayır. Bizim gücümüz silahlı olmaktan, daha iyi gizli örgütler kurmaktan geçmiyor.
Gücümüzün ne olduğunu, nereden kaynaklandığını, Hrant'ın öldürüldüğü andan beri gösteriyoruz. Orhun Yazıtları'ndan, Malazgirt'ten beri ilk kez, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ilk kez, birçok şehirde on binlerce Türk "Hepimiz Ermeni'yiz" diye haykırarak sokaklara dökülüyor. "Hepimiz Iraklıyız", "Hepimiz Filistinliyiz" demek zor değil. Anlamlı, ama somut bir anlamı yok. "Hepimiz Ermeni'yiz" başka bir şey. Zor ve somut. Yüksek bir eşik. İlk kez atladığımız bir eşik.
Bunun çok önemli bir yanı var: Ermeniler ve tüm azınlıklar ilk kez kendilerini yalnız hissetmiyor.
Bir de, daha da önemli bir yanı var: TV kameralarının önünde "Hepimiz Ermeni'yiz" diye bağıran her Türk, milliyetçiliğe karşı indirilen ağır bir darbe, "derin" devlete atılan bir tokat, mağara adamlarının ideolojisinde açılan bir yara. Yas tutmayalım, örgütlenelim, daha da kalabalıklaşalım.
http://f28.parsimony.net/forum68217/messages/3350.htm