PROF. DR. MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE 05/12/2004
Lider olmak zor iş. Uzun bir olması gereken vasıflar listesi mevcut. Maraton koşucusu gibi dayanıklı olmak, Hz. Eyüp sabrı, peşinen bir yığın düşman edinmek, doğru zamanda doğru yerde durma becerisi, kuvvetli bir sağduyu, yüksek bir adrenalin düzeyi ve çok güçlü bir libido.
Ayrıca bol şans. Türkiye'de bütün bunlara ilave bir şart daha gerekiyor: Tanrıların gazabını çekip, haksızlığa uğramak, mazlum durumuna düşmüş olmak. Nasıl okuduğu şiirden dolayı 6.5 ayını cezaevinde geçirmek R. Tayyip Erdoğan'ın liderlik güzergahında önemli bir aşamayı ifade ediyorsa, CHP'den apar topar ihraç edilmek de Mustafa Sarıgül için aynı anlamı taşıyacak. Söz konusu olan halk nezdinde mazlum sayılmak olunca haksızlığı yapanın önemi kalmıyor: Devlet veya devleti kuran partinin genel başkanı, yeni bir lider yaratmak için vazgeçilmez şartlardan birini yerine getirmiş oluyor. Mazlum halkın dikkatini, siyasi reklam dehalarının başaramayacağı bir parlaklıkta mazlum lider adayının üzerine çekiyorlar.
Şişli Belediye Başkanı'nın CHP Genel Başkanlığı'na adaylığını açıklamasından sonra CHP'ye gelen hareket, siyasetin bütününe de bir bereket getirebilir. Türkiye'nin üstlendiği misyonun hakkını verecek adam gibi bir sosyal demokrat partiye ihtiyacı var. Evrensel solun birikimini Türkiye'ye taşıyacak, muhalif politikalarla statükoyu silkeleyecek, halkı yarattığı katılım kanalları aracılığıyla siyasetin aktörü haline getirecek gerçekten sol bir parti siyasete sağlık ve makul bir denge getirebilir. Başlangıç noktası ise elbette liderlik tartışması olacaktır.
Siyasete modası geçmiş teorilerin, ideolojik saplantıların dünyasından bakmak yerine sonucu belirleyen halkın gördüklerini görmeyi denerseniz, liderlik sorunu her işin başını ve sonunu belirleyecektir. Soyut değil somut düşünmeniz gerekiyor. Bir parti, bir örgüt, bir ideoloji, bir siyasi program ve en önemlisi güven sorunu liderin şahsında somutlaşıyor. Liderin kişiliği ve kimliği, partinin kimliğini ve kişiliğini aktarıyor. Hitabetindeki selaset, tebessümündeki sıcaklık, gözlerindeki pırıltı partilinin ilk elden aradıkları oluyor. Lider toplumdan gelen etkilere ve taleplere göre önce kendini şekillendiriyor, sonra bu şekli partiye bir elbise gibi giydiriyor. Siyaset liderler eliyle yapılıyor.
Devletçi ve seçkinci sol
CHP'nin meydan okumasına rağmen bugüne kadar siyaset yapmayan bir lider adayı var. Bir şekil, bir renk, bir koku ortada yok. Sadece lider adayının aynalara akseden bir kimliği ve kişiliği var. Amerika'ya Dışişleri Bakanlığı'nın davetlisi olarak gidip, icazet aldığını söyleyen, patronlarla içli dışlı ve aldığı % 66 gibi inanılmaz bir oy ile halka yakın olduğunu kanıtlamış bir lider adayı. Bu saydıklarımızın hiçbiri CHP geleneğinde yok. Sarıgül, sonuca endeksli bir vaat ile dikkatleri üzerine toplamayı başarıyor: CHP'yi tek başına iktidara taşıyacağını söylüyor. Bunu durduğunuz yere göre ilkesizlik veya CHP'nin yeniden doğuşu olarak yorumlayabilirsiniz. Sarıgül krizi, CHP'de işlerin yolunda gitmediğini ve kayda değer bir ekseriyetin arayış içinde olduğunu gösterdi. Lider arayışı, sonuca ulaşamasa bile yeni bir başlangıcı, güçlü bir silkenişi tetikleyebilir. Bu yeni başlangıç, güçlü bir özeleştiri ile CHP'yi gerçekten sol bir partiye dönüştürebilir. En başta devletçi ve seçkinci saplantıların tasfiyesini sağlayabilir.
Sol ideoloji devleti araçsallaştırır ve bir kilim gibi halkın ayakları altına serer. Devleti egemen sınıfların baskı aracı olmaktan çıkartacak tek çare, onu halkın hizmetine vermektir. Devlet sosyal adaleti, eşitliği sağlamak için ilave ekonomik görevler üstlenir, ama bütün bunlar halk için yapılır. Devletin halkın üzerinde bir kişiliği ve gücü olamaz. Devlet sürekliliği olan bir bürokrasiden ibarettir. Halkla devleti karşı karşıya getiren sorunlarda devletin çıkarını savunmak çoğu yerde bu bürokrasinin ayrıcalıklarını ve gücünü savunmak anlamına gelmektedir. CHP'nin sık sık nükseden devletçiliği, bürokratik devletin refleksleri ile örtüşmekte ve iflah olmaz bir halk karşıtlığını ifade etmektedir. İktisadi devletçilik dışında zengin uygulama alanı bulan "devlette reform"a, CHP'nin her alanda içgüdüsel olarak karşı çıkması başka türlü açıklanamaz. Geleneksel olarak sol ideolojilerin özgürlükçülüğü ile CHP politikaları arasındaki uçurum da aynı kaynaktan besleniyor. Devletçi refleks ve seçkinci gelenek özgürlükten maraz doğacağını söylüyor. CHP de bu söyleme teslim oluyor.
Siyasetin, özerk bir dünyası yoktur. Siyasetin bütün aktörleri, dengeleri, olayları var olan toplumsallığın sonuçlarıdır. Toplum ister, talep eder, beğenir, seçer, kızar, öfkelenir ve cezalandırır. Böylelikle siyaset dünyası şekillenir ve değişir. Toplumla siyaset arasındaki illiyet bağını koparmak siyaseti sahte bir dünyaya hapseder ve marjinalleştirir. Toplumun zengin yelpazesi ile siyasi yelpaze arasında uyumsuzluk var ise, siyasetçi ikisini birbirine uydurmakla yükümlüdür. Uyumsuzluk devam ederse halk siyasetçiyi ve siyasetleri tasfiye eder. CHP'nin başına gelen de budur. CHP liderinde somutlaşan ideolojisi ve kimliği ile marjinalleşmekte ve tasfiyeye uğramaktadır.
Toplumun solu
Siyasetin solu olduğu gibi toplumun da bir solu vardır. Toplumun solu reel, gündelik sorunlarına, korku ve endişelerine bir karşılık aramaktadır. Bütün bunların karşılığı ise jargon şeklinde üretilen imaj değildir, susuzluğun giderilmesi gerekmektedir. Sol politika üretmelidir. CHP'nin AKP'ye muhalefet ederken, kendi seçim beyannamesinde vazettiği esaslarla sık sık çelişkiye düşmesi, kendi ürettiği politikaların bile ne kadar çürük ve önemsiz olduğunu göstermektedir. 1989 yılından sonra dünya ölçeğinde gerçekleşen dönüşümden Türkiye de hissesine düşen payı aldı. Reel sosyalizmin çöküşü, bütünüyle sol yelpazeyi derinden etkiledi ve yeniden biçimlendirdi. Avrupa solu, bu dönüşümlerin yarattığı yeni ihtiyaçlara ve durumlara kendini adapte etmeyi başardı. Tam da liberalizmin zafer çığlıkları attığı yıllarda iktidar koltuğuna oturdu ve kalıcı olduğunu gösterdi. Avrupa sol partileri bunu, çok söylendiği gibi sağcılaşarak değil, halkın taleplerine göre kendisini yeniden biçimlendirerek gerçekleştirdi. Sağcılaşma başarı getirseydi, muhafazakar partiler kendiliğinden rakipsiz olmaz mıydı? Tersine, sol partiler sağ politikaların toplumda yarattığı endişe ve korkuları giderecek canlı karşılıklar bularak kitleleri peşlerinden sürüklediler. Sağ politikalara karşı solun zaferini ilan ettiler. CHP'nin yarattığı boşluk yüzünden AKP'nin muhafazakarlığı da anlamsızlaşıyor. Teoriye göre önce sol alternatif tezler üretecek, statükoyu tehdit edecek; statüko eldekileri kurtarmak ve korumak için kendini bu tezlere uyduracak ve değişecek ve buna muhafazakarlık denecek. AKP ise muhafazakarlığını kendi iç dinamikleri ile üretip, kendi çelişkileri ile beslenmek zorunda kalıyor.
Sol seçkincilik katı bir dünya yaratıyor. Katı dünya dogmalar üretiyor. Ortalığı bir ideolojik kargaşa kaplıyor. Herkes kendi tanımının ve yorumunun doğru olduğunu ileri sürerek ortak paydaları azaltıyor. Bu verimsiz, tüketici, yorucu ve halkın kendisine dair bir şeyler bulamadığı kargaşadan kurtulmanın yegane yolu referans olarak halkı, halkın taleplerini kabul etmektir. Yeni bir lider adayı, getirdiği yeni solukla, kalıcı olabilmek için mecburen kıblesini halka çevirecektir. CHP'nin her seçimde tek başına iktidar adayı bir parti haline gelmesi, siyasi yelpazenin istikrar halini bulmasının, dolayısıyla Türkiye'nin sağlıklı siyasi geleceğinin ön şartı olarak görünüyor. Bunun için yeni bir CHP'ye ihtiyaç var. Prensip olarak CHP'yi yelpazenin hegemonik partisi haline getirmenin basit bir formülü var. İmanını, inancını, politikalarını, kimliğini bütünüyle gözden geçirmek ve ayıklamak. CHP'nin gerçek sol parti olmasının önündeki büyük engellerden "devlet partisi" vasfından tövbe ederek vazgeçmesi gerekir. Arkasından modernleştirici-seçkinci mensuplarını ve tavırlarını tasfiyeye sıra gelecektir. İdeolojiyi, partiyi amaç değil, halk için araç olarak gören yeni bir vizyonla, içinden çıkılmaz ideolojik tartışmaların ve örgütsel kapışmaların sonu gelebilir.
Milliyetçilik ve muhafazakarlık gibi siyasi kimlikler yerel olana fazla bel bağlamak zorundadır. Sol ideoloji ise evrensel olana bütünüyle açıktır. CHP için geriye kalan, evrensel birikimi devşirmek, Avrupa sosyal demokrat partilerine seçim kazandıran ilkeleri ve politikaları yerel süzgeçten geçirerek politikalara dönüştürmektir. Liderler zor yaratılırlar. Başarmak, kalıcı olmak ve geride izler bırakmak cüretkar olmaktan ve liderliğini bir markaya dönüştürmekten geçer.
GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ |