DR. ÜMİT KARDAŞ 11/04/2007
Önce "İki türlü gazeteci vardır: TSK karşıtları, TSK yandaşları" başlıklı haber dosyası, ardından emekli Oramiral Özden Örnek'in darbe planlarını içerdiği iddia edilen günlüğünün Nokta dergisinde yayınlanmasıyla ordunun Türkiye'de sivil yaşamdaki rolü tekrar gündeme taşındı.
22 yıl askeri hakimlik yapan, hukuk ile askerin siyasi gücü arasındaki ilişkileri araştıran, askeri yargı ve demokratikleşme üzerine kitaplar yazan, hem hukuk dünyasını hem Türk Silahlı Kuvvetler'ini yakından tanıyan, ordunun ve polisin demokratikleşmesi üzerine Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nda (TESEV) çalışmalar yapan Dr. Ümit Kardaş ile konuştuk. Kardaş, "Nokta'daki darbe iddiaları olayında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tam olarak yetkilidir. Bundan kaçınmak, görevden kaçınmak anlamına gelir." diyor. Yargıda "çift başlılık" sorununa dikkat çeken Kardaş, sivil yargı alanında soruşturulması gerekenlerin asker olmaları nedeniyle Şemdinli olayındaki gibi tıkanıklık yaşandığını belirtiyor. Hükümetin olayın üzerine gitmeyerek, Türkiye'nin demokratikleşmesi yönünde bir fırsatı daha kaçırdığını savunuyor. (Yonca Poyraz Doğan)
Nokta dergisinin haberine yönelik olarak bir savcılık, gerçekten darbe planı var mıydı yok muydu diye değil de direkt habere yönelik olarak "halkı askerlikten soğutmak" gibi suçlardan soruşturma başlatıyor. Bu nasıl oluyor?
Anayasa'nın 28. maddesine göre basın hürdür ve sansür edilemez. Bu maddeye göre devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Nokta Dergisi'nin demokrasi, özgürlükler ve hukuk devletinin sağlanması bakımından yaptığı katkı çok önemlidir. Bunun soruşturma ve ceza tehdidiyle bastırılmaya çalışılması devletin hukuk kuralları dışında davranma alışkanlığıyla direnmesi anlamına gelmektedir. Siyaset, medya ve sivil toplum kötü bir sınav vermektedir. Nokta Dergisi'nin kastı halkı askerlikten soğutmak değil, TSK içindeki yasadışı örgütlenmelere, demokrasiye yönelik tehlikelere dikkat çekmek ve savcıların yolunu açmaktır. Darbe iddiası vahim bir iddiadır. Bu iddianın ivedilikle soruşturulması yaşamsal önemdedir. Bu iddiayı soruşturmaktan kaçınmak suç oluşturur. Parlamento'nun da bu iddiayı araştırması zorunludur.
Peki darbe iddialarının soruşturması yapılacak mı? Bu konuda bazı savcılar Genelkurmay'ın izniyle bu suçun askeri mahkemelerde görülmesi gerektiğini söylerken, bazı savcılar da ağır ceza mahkemelerinin devrede olması gerektiğini söylüyor. Neden bu konuda netlik yok?
Temel sorun yargıdaki çift başlılıktır. Askeri mahkemelerin kuruluş amaç ve gerekleri askeri disiplinin sağlanmasıdır. Ancak Türkiye'de 1961 Anayasası ile birlikte askeri mahkemelerin görev alanları amaçlarının dışında çok geniş bir şekilde çerçevelenmiş, asker kişilerin Türk Ceza Kanunu'na giren suçlarının birçoğu, bu arada tam siyasi suçlar da içinde olmak üzere, askeri yargı alanına sokulmuştur. Özellikle bu suçlar Askeri Ceza Kanunu'na alınarak askeri suç haline getirilmiştir. Askeri Usul Yasası ile askeri mahalde işlenen ve Türk Ceza Kanunu'na giren suçlar da askeri yargının görev alanına sokulmuştur. Bu "tabii hakim" ilkesinin tam olarak ihlalidir. Çünkü adil yargılanma hakkının bir gereği olarak asker kişilerin de sivil suçları bakımından tabii hakimler önünde yargılanma hakları vardır. Askeri yargının işleyişindeki özel usuller, cezaların kişiselleştirilmesindeki özellikler, askeri hakimlerin atanmaları, sicil alma biçimleri, askeri mahkemelerin kuruluş şekilleri, teşkilatında bulundukları komutanla ilişkileri, verilen cezaların doğurduğu farklı sonuçlar askeri yargının bir bütün olarak ayrı bir teşkilatlanma içinde olduğunu göstermektedir. Yerel askeri mahkemelerin üzerinde bulunan Askeri Yargıtay ile birlikte çift başlılık kendisini açıkça ortaya koymaktadır.
Yani sivil ve askeri yargı arasında bir görev karmaşası doğuyor...
Evet. Yukarıda belirttiğim gibi bunun nedeni askeri yargının sivil yargı aleyhine tabii hakim ve yargılama birliği ilkelerini ortadan kaldıracak şekilde genişlemesidir. Somut darbe soruşturmasında görev konusundaki bulanıklığın nedenlerinden biri bu olmakla birlikte, diğer neden Ferhat Sarıkaya olayından ürken sivil savcıların askerle ilgili işlere bulaşmama refleksidir. Nokta'daki darbe iddiaları olayında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tam olarak yetkilidir. Bundan kaçınmak, görevden kaçınmak anlamına gelir.
Darbe iddialarına yönelik soruşturmayı demokratik bir hukuk devletinde kimin başlatması, harekete geçirmesi gerekiyor?
Öncelikle demokratik bir hukuk devletinde askeri vesayet olmaz. Mevcut rejimin demokratik olmadığı ve devletin de hukuk devleti olmadığı açık. Bu fiili durumu yani rejimi bu anlamda korumaya çalışanların neyi koruduklarını tekrar düşünmelerinde yarar var. Demokratik bir hukuk devletinde ordu siyaset yapamaz, ordu sivil siyasetin emrinde sadece yurt savunmasından sorumludur. Ordunun darbe yapması tasavvur edilemez. Bizde bunun tam tersi bir durum olduğu için darbe teşebbüslerini dahi soruşturamıyoruz. Kuşkusuz demokratik bir hukuk devletinde bu iddialar yargıda derhal soruşturulurdu, çift başlı yargı olmadığından bu soruşturmayı kimin yapacağı tartışma konusu olmazdı, bu iddiayı ortaya atan basın organı soruşturulmaz, iddia çok ciddiye alınırdı, parlamento hemen bu konuyu araştırmaya başlardı, muhalefet partileri ortalığı ayağa kaldırıp hükümetle işbirliği yaparak demokrasiyi korumaya çalışırlardı. Başbakan kendine bağlı kurulları çalıştırır, genelkurmay başkanını ordu içindeki hukuk dışı örgütlenmeler konusunda uyarır ve gereğini yapmasını isterdi.
Nokta'nın durumu ile Şemdinli davası arasında benzerlikler görüyor musunuz?
Şemdinli olayında da yaşanan yargıdaki çift başlılık sorunuydu. Aslında sivil yargı alanında soruşturulması gereken, suçu işleyenler asker olmaları nedeniyle Şemdinli'nin gerisine gidilemedi. "Tabii hakim" ilkesi uyarınca asker kişiler sırf askeri suçları (firar, emre itaatsizlik, askeri malzemeyi hasara uğratmak gibi) dışında Türk Ceza Kanunu'na giren suçları nedeniyle tabii hakim ilkesi uyarınca sivil yargıda yargılanabilselerdi belki bir mesafe kaydedilebilirdi. Dosya Genelkurmay'a gitti ve arkası araştırılmadı. Şemdinli bir kırılma noktasıydı. Hükümet bu fırsatı kaçırdı. Bize bir yol açan savcıya sahip çıkmadı.
Başbakan'ın, savcıları darbe iddiaları konusunda göreve çağırmasına ne diyorsunuz?
Başbakan'ın savcıları darbe konusunda göreve çağırması Şemdinli olayında yaşananlardan sonra acı bir çelişkiydi. Artık hiçbir savcı ucu askere dokunan bir soruşturmaya girmek istemeyecektir. Nokta'nın durumu Şemdinli olayı ile benzerlik göstermektedir. Bu tabloda hukuk ve demokrasi yoktur. Gücün ve baskının egemenliği vardır.
Türkiye'de askerin Milli Güvenlik Kurulu aracılığıyla ağırlığını koyabilmesi ne gibi sonuçlara yol açıyor peki?
1980 askeri müdahalesinde bu işin en uç noktaya kadar gittiğini biliyoruz. 12 Eylül'de oluşturulan MGK artık askerin sert bir darbe yapmasına gerek bırakmadan siyasetin her an var olabilmesini sağlayan bir mekanizma getirmiş oluyor. Milli Güvenlik Kurulu ile asker artık siyaset yapıyor. Parlamento'yu da etkiliyor. Demokrasilerde yasama, yürütme, yargı kuvvet yürütmenin alt başlığında idare olur, idarenin alt başlığında silahlı bürokrasi, asker olur ve diğer idari organlar olur ve yürütme organına bağlı olur. Parlamentonun gözetimi altında bulunmalıdır. Bizim geldiğimiz noktaya baktığımızda çok vahim, çok geride. Bu, siyasetin askerileşmesine ve alanın daralmasına yol açıyor. İç güvenlik alanı askerileşmiş bir vaziyette. Jandarma, Silahlı Kuvvetler vasıtasıyla askerleşmiştir. Çünkü iç güvenliği jandarma kontrol ediyor. Jandarma teşkilatı askeri bir teşkilat. Daha vahimi TSK'nın 28 Şubat sürecinde ortaya çıkan bir şey var, o zamanlarda yapılan Emasya protokolü ile sosyal olay söz konusu olduğu zaman doğrudan askere hiçbir amirinin izni olmadan müdahale hakkı veriliyor. Aslında bir olay olduğu zaman eğer vali veya kaymakam normal güvenlik güçleriyle bu olayı engelleyemiyorsa ve gelen askeri ekip de bunu polisin nezareti altında ve mülki amirin emri altında yerine getirir. Verilen yetkilerle asker gerekli gördüğü zaman bir olaya kendiliğinden müdahale eder. Bu neyi gösteriyor? Bir taraftan askeri kuvvetler, bir taraftan jandarma ile birlikte iç güvenlik alanının artık askerileştiğini.
Demokratik hukuk devletlerinde de benzer kurullar var; ama yapısı nasıldır?
Yapısı böyle değil. Genelkurmay başkanı demokratik ülkelerde milli savunma bakanına bağlı. Bizde öyle değil. Demokratik hukuk devletlerindeki milli güvenlik kurullarında sadece dış güvenlikle ilgili görüşme yapılıyor, başkana veya başbakana bilgi veriliyor. Kurulda dışişleri bakanı, milli savunma bakanı, istihbarat örgütü başkanı, bir de genelkurmay başkanı oluyor. 4-5 kişilik bir kuruldur bu. Anayasal bir kurum da değildir.
Peki askerin siyasete karışmasını istemeyenlerle isteyenler arasında TSK içinde çatışma oluyor mu?
Olmaması mümkün değil. Siyasetin bu kadar içerisinde olan, 26-27 yıldır siyaset yapan grubun zayıflaması, içeriden farklı görüşlerin çıkmaması mümkün değil. Bu da çok tehlikeli bir şey. Belki bu bahsettiğimiz Andıç, günlük gibi belgelerin sızdırılması bile buna bağlı olabilir. Emniyet teşkilatı da aynı şekilde, araya siyaset girdiği zaman, iç güvenliği sağlaması mümkün değil. Onun için bu sektörlerin mutlaka parlamenter bir denetim ve gözetim altına alınması ve şeffaflaşması gerekiyor. Türkiye'nin birinci meselesi askerin siyasetin dışına çıkarılması meselesidir.
Nasıl çıkarılacak?
Şöyle, bir kere siyasi iktidarda irade gerektiriyor. İkincisi, tabii Cumhurbaşkanlığı makamı çok önemli. Cumhurbaşkanlığı makamında demokrat olduğundan kuşku duyulmayan bir kişi olursa hükümetle birlikte bunun önünü açabilirler. Yapılacak şey bellidir, siyasette asker emekli edilir ve yargılanır. Bunu cumhurbaşkanı ve başbakan iki kararname ile genelkurmay başkanı üzerinde yapabilirler. Yapılacak şey budur. Birçok ülkede de yapılmıştır. Yunanistan'da da bu yapıldı. Birçok ülkede birçok general siyasete katılmak istediler, darbe yapmak istediler; ama tasfiye edildiler.
Fakat silahlı kuvvetlerin, en azından etkin kanadının, iktidarla sorunları varken, bu durumda iktidarın da silahlı kuvvetlere karşı çok cesur atılımlar yapabilmesini mümkün görebiliyor musunuz?
Bu hükümet fırsatlar kaçırmıştır. Şemdinli olayında bunu yapabilirdi. Savcıyı feda etmiştir. Buraya kadar yapamadı. Bundan sonra da yapacağını ummuyorum. Uzlaşmaya gidiyor çoğunlukla. Eğer cumhurbaşkanlığına itiraz edilemeyecek biri çıkarılırsa, bunun önünü açabilir; ama Tayyip Bey cumhurbaşkanlığına kendi çıkarsa veya sistemle, denge sağlayacak biri seçilirse hiçbir şey değişmez Türkiye'de. Türkiye bir değişim hamlesi yapmak mecburiyetinde, eğer yapamazsa demokrasinin önünü açamayacak demektir.
Hem asker ile iktidar arasında uyumu sağlayabilecek hem de demokratik adımlar atabilecek bir cumhurbaşkanı adayı görebiliyor musunuz?
Göremiyorum açıkçası. Zaten aday da göremiyorsunuz ortada. Cumhurbaşkanlığı neden bu kadar cazip? Yetkileri açısından. 82 Anayasası cumhurbaşkanına yarı başkanlık sistemindeki kadar olmasa bile ona yakın yetkiler verdi. Onun için parti başkanlarına, başbakanlara cumhurbaşkanlığı çok cazip geldi. Oysa parlamenter rejimlerde cumhurbaşkanlığı bu kadar güçlü olmaz. Sembolik olur. Bence yapılacak şey cumhurbaşkanının yetkilerini azaltmak, başbakanı güçlü kılmaktır. Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır. Yeni bir toplumsal uzlaşma için, yeni bir anayasa başlangıç oluşturur. Bu yüzden yepyeni, daha kısa, öz temel hak ve özgürlükleri esas alan, içinde MGK gibi, Askeri Yargıtay gibi, askeri mahkemeler gibi Askeri Yüksek İdari Mahkemesi gibi kurumları barındırmayan, siviller tarafından yapılmış yeni bir anayasaya Türkiye'nin ihtiyacı var.
Bunda muhalefetin de işbirliği yapması gerekiyor değil mi?
Demokrasiden yana bir muhalefet görmüyoruz. CHP muhalefeti, devletçi bir refleksle askeri bürokrasi ve üst yargı bürokrasisiyle birlikte cumhurbaşkanlığı seçiminde bir blok halinde. Bu açıdan demokrasi tehlikede gözüküyor. İktidarın karşısında da gerçek bir muhalefet, demokratik bir muhalefet yok. Bence en vahimi de bu.
Türkiye'de belli bir kesim var ki askerin siyasete müdahil olmasından rahatsız değil. İnsanlar rejimin tehdit altında olmadığına nasıl inanacak?
Bu kadar provokasyona, bu kadar manipülasyona rağmen insanlar birbirine girmedi. Tehdit diye öne sürülen Kürt olayının, şeriatçılığın toplumsal karşılığı yok. Peki sözü edilen "tehditlere" yönelik korku neyin sonucu? Bir askeri gücün iktidarda kalabilmesi için sürekli tehlike gerekir. İçte de dışta da düşmanlar var, ben sizi koruyayım, diyor. Bunun üzerinden iktidarı yürütüyor. Aslında bu gerçek bir tehlike değil. Siyasetçi cesur davranırsa halkı arkasına alır ve geriletir bu cepheyi. |