Namaz kılarken hangi yöne dönerek kılınacaktır?Zamanımızdaki uygulama Muhammed dönemindeki uygulamadır.
Muhammed henüz peygamber değilken Mekkede yaşıyordu.O dönemde Mekke serbest bölge statüsünde idi.Civar bölgelerden getirilen mallar burada serbestçe değiş tokuş ediliyordu.Satılıyordu.Mekke başka ticaret merkezleri gibi bir ticaret merkezi idi.O dönemde her şehrin egemenliği kendi Tanrısının olması ve bu Tanrısınında heykelinin olması ile sembolize ediliyordu.Zamanımızda tıpkı egemenliği sembolize eden her devletin bayrağı gibi.Kent veya krallık Tanrıları egemenlik sembolleri idiler.İnsanlar bir şehre girerken şehrin giriş kısmına konmuş olan bu Tanrı heykellerini selamlamak zorunda idiler.Aksi halde kent egemenine karşı geliyorlar anlamına gelecek, hasmane bir tavırda oldukları varsayılırdı.Mekke civardaki şehir ve devletler için serbest ticaretin yapıldığı bir şehirdi.Ancak ticaretin serbast olması için can güvenliğinin olması gerekmekteydi.Can güvenliği de ancak mallarını Mekkeye getirip ticarete katılacak olan civar şehir ve devletlerin egemenlik sembolleri olan Tanrı heykellerinden bazılarının mekkeye getirilip Kabede korunmasıyla mümkündü.Böylece Mekkeliler kendileri için hayati önem arzeden serbest ticaretin devam etmesi ve Mekkenin çok çeşitli kavimlere açık bir ticaret pazarı yani serbest bölge halinde varlığını devam ettirebilmesi için anlaşma yaptıkları şehir ve devletlerin Tanrı heykellerini kabeye getirip koydular.Bu heykeller o şehir veya devletle anlaşma yapıladığını gösteriyordu.Ayrıca Mekkeye ticarete gelen insanlar Kabeden kendi heykellerinin bulunduğu bölümü de ziyaret ediyor ve dualarda bulunuyorlardı. Böylece Kabenin içi çeşitli şehirlerden ve ülkelerden getirilmiş olan Tanrı heykelleriyle doluydu.Bu heykeller Mekkelilerle bu şehirler arasındaki anlaşmanın da sembolleriydiler.Kur’an’da geçen ve Muhammed ve arkadaşlarına hitebeden, “Siz de Beytullahtan kendinize bir dua yeri edinin!”anlamındaki ayette de kastedilen Muhammedin dahi o dönem için Kabedeki bu düzene uyması isteğidir.Bu mozaikte yerini alması istenmektedir.Mekkeye gelenlerin can ve mal güvenliklerinin de sağlanması gerekirdi.Aksi halde serbest bölge statüsü bozulurdu.Mekkede bu güvenlik sağlanmıştı.Birbirine can düşmanı olan kabilelerden gelen insanlar dahi burada güvenlik içindeydiler.En büyük suç bu güvenliği bozmaktı.Mekkenin güvenlikli bir şehir olduğunun civar devletler tarafından bilinmesi ticaret için hayati öneme sahipti.İşte Mekkenin hem güvenlikli hem de evrensel ticaretin yapıldığı bir şehir olduğu Kabeye Tanrı heykellerinin konması ve bunların bakımının yapılması ile sağlanmıştır.Bu durum tıpkı Birleşmiş Milletlerin kapısının önünde dünyanın çeşitli devletlerinin bayraklarının olması ve Birleşmiş Milletlerde bulunan insanların birbiri ile savaş halinde olan ülke insanları olmasına rağmen birbirini öldürmediği,can güvenliklerinin mevcut olduğu gibi algılanmalıdır.
Kabede bulunan çok sayıda Tanrı heykellerinin bakımlarının da yapılması gerekliydi.Bu iş Mekkelilerden Haşimoğullarının tekelindeydi.Haşimoğulları sülalesine mensup olan Muhammed de bu organizasyonda görev almıştı.Kendisi dışardan Mekkeye gelenlerin değerli eşyelerını ve paralarını teslim ettikleri “yedieminlik”kurumunu yönetiyordu.Dışardan gelenler değerli eşya ve kağıtlarını şehirde gezerken yanlarında taşımıyor yediemin olan Muhammede teslim ediyorlardı.Şehirde işleri bitip giderken de Muhammedden teslim alıyorlardı. Böylece şehir içinde güvenlikli bir şekilde ticaret yapıyor,yiyip,içip eylenebiliyorlardı. Giderken de değerli eşya veya paralarını Muhammedden alıyorlardı.
Muhammed önceleri mensup olduğu kendi sülalesi neye inanıyor idiyse nasıl ibadet ediyorsa öyle davranmıştır.Ancak sonraları Muhammed bu düzene karşı çıkmaya başlamıştır.Mekkelilerin yaptıkları ibadetlerin de işlerinde doğru olmadığını anlamaya başlamıştır.Kur’an’da 96 ıncı sure olan ALAK suresi Muhammedin içinde bulunduğu bu ilk durumu anlatmaktadır.
Muhammed yavaş yavaş Mekkeliler gibi değil kendince namaz kılmaya ve etrafına taraftar toplamaya başlamıştır.Hatta Kabede diğer insanlar kendi heykellerine taparken Muhammed de ferdi olarak namaz kılmaya başlamıştır. Muhammedin namazı diğerleri tarafından yadırganmıştır ve Muhammed ile taraftarları rahatsız edilmiştir.Bu durum da yine 96 ıncı surede belirtilmiştir.Yine 107 inci surede de Muhammedin yaymaya çalıştığı dine karşı gelenlerin tutumu anlatılmaktadır.Muhammed Kabede ferdi namazını müteakip kendisine ulaştırılan vahiy ürünlerini, Kabeye gelenlere yüksek sesle ve nutuk çekerek duyurmaya başlamıştır.Bu durum Kur’an’da 72 inci sure olan CİN suresinde anlatılmaktadır.Cin diye tanımlanan yabancı insanlar Muhammedi kabede dinlemişler ve ülkelerine gittiklerinde de Muhammedin anlattıklarını aralarında tartışmışlardır.
Muhammedin bu tavrı Mekkelileri rahatsız etmeğe başlamıştı.Çünkü Muhammed yavaş yavaş taraftar toplamaktaydı.Mekkeliler Muhammede karşı etkin bir önlemde alamıyorlardı.Çünkü; Mekke güvenlikli bir şehirdi ve öyle olmak mecburiyetindeydi.Birkaç defa Muhammede tutum ve davranışlarından vazgeçmesi için ikaz ettilerse de Muhammed söz dinlemedi.Muhammedin tavrı, dışardan gelen ve Kabede kendi Tanrı heykeline tapınan insanları da rahatsız ediyordu.Ticaret olumsuz yönde etkilenebilirdi.Dışardan gelen insanlara, kendi hemşehrileri olan Muhammed için önceleri,”Şair,meczup,deli,mecnun”gibi ifadeler kullandılar.Muhammedin dışardan gelen insanlara verdiği rahatsızlık için bu şekilde önlem almaya çalıştılar.Bu ifedeler de Kur’an ayetlerinde vardır.Ama Muhammed bir türlü geri çekilmiyor ve giderek Mekenin serbest ticeretine olumsuz yönde etkide bulunacak eylemler gerçekleştiriyordu.Kabeden çıkmıyor ve kimse de kendisini kabeden atamıyordu.Çünkü anlaşmalara göre Mekkede tüm insanların can ve mal güvenlikleri vardı.Muhammede zor kullanamazlardı.Muhammed bu yasayı çok iyi bildiği için Mekkelilerin kendisinin canına kast edemiyeceklerini biliyordu. Ancak Mekkeliler baktılar ki Muhammed uslanmıyorve şehirin menfaatleri için tehlike olmaya başladı;o zaman kendisine bir suikast düzenleyerek ortadan kaldırmayı planladılar.Suikastı kimse üzerine almayacaktı.Böylece Muhammed ortadan kaldırılacak güvenlik yasası da ihlal edilmemiş olacaktı.Ama işler planlandığı gibi olmadı.Haber, yandaşları tarafından Muhammede sızdırıldı.Çünkü Muhammedin köleler arasında çok sayıda yandaşları vardı.Mekkelilerde çok sayıda köle kullanıyorlardı.Suikast gecesi Muhammed aceleyle Mekkeyi terketti.Bu olay Kur’an’da 17 inci sure olan İSRA suresinde anlatılır.
Kabeyi terketmesinin ardından Muhammed kıble olarak Kudüse yönelerek namaz kılmaya başladı.Çünkü Kabenin içi Tanrı heykelleri ile doluydu.Diğer taraftan, o dönemde Mekkede bulunan insanlarda Mekkede bulunan kabeyi kutsal kabul edip kendi inançlarına göre kabeye yönelerek tapınıyorlardı.Muhammed çok daha sonra kabeye yönelerek namaz kılmıştır.
Önceleri Muhammed ve yandaşlarının kabeye yönelip namaz kılmalarına onay verilmemiştir.Ancak kıblenin ilk önce hangi sebeplerden dolayı Kudüse doğru olduğu Kur'an'da açık değildir.Daha sonra kıblenin Kudüsten,Kabeye yöneldiğine ilişkin ayetler vardır.
Bize göre Muhammed ile Mekkedeki İslamdışı görüş mensupları arasındaki uygulamalardaki benzeşme nedeniyle insanlar,Muhammedein getirdiği yeni din olan İslam dini ile Mekkelilerin savundukları geleneksel hadis dinini,atalar dedeler dinini birbirine karıştırıyorlardı.Kim Muhammed taraftarı, kim değil?Tam olarak ayrılamıyordu.Bu karışmayı önlemek için Muhammed ve taraftarlarının yönü Kudüse çevrilmiştir.Daha sonra Muhammed ve taraftarları ile Mekkedeki İslam dışı görüşe sahip olanların arasındaki farklılık insanlar tarafından iyice kavranınca, kıblenin tekrar Kabeye çevrilmesinde bir sakınca görülmemiştir.
Daha sonra Mekke Muhammed tarafından alınmış ve Tanrı heykelleri Kabeden kaldırılmış şehrin güvenliği Muhammed ve yandaşları tarafından sağlanmıştır. Kabedeki Tanrı heykelleri kaldırılınca civar şehirler ve devletler ile olan serbest bölge veya uluslar arası ticaret şehri anlaşması da ortadan kalkmış oldu.Muhammed ve taraftarları ile civar şehirler aarsında savaşlar başladı.Bu hususta Kur’an’da 9 uncu sure olan TEVBE surresinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Daha sonra da Mekke ve civar yerlerdeki yol güvenliği de sağlanmıştır.Yavaş yavaş devletleşmeye doğru gidilmiştir
Günümüzde de hadis dini mensuplarının namaz için yöneldikleri kıble Kabedir.Kabe bir semboldür.Ama dört tarafı çevrili dörtgen taş bir binadır.1400 yıl önce Arabistanda ,insanlar, Muhammed dönemine gelmelerine ve belli bir olgunlık seviyesine ulaşmalarına rağmen, yinede bazı mekanları kutsal biliyorlardı.Bu nedenle Muhammed döneminde de insanlarla ters düşülmemesi uğruna namaz kabeye(dörtgen taş binaya ) yönelerek kılınmıştır.Ama Kur'an'a bir de çekince konmuştur.Hangi yöne dönerseniz dönün orada Allah'ın yüzüyle karşılaşırsınız!Yani namaz istenilen yöne dönerek de kılınabilir.orada Allah'ın yüzü vardır.Bu nedenle Kur'an'da belirtilen namazın Kabeye doğru yönelerek kılınacağı mutlak değildir.Kur'an namazın yönü konusunda insanları aynı zamanda serbest de bırakmıştır.Muhammedin namaz için Kabaye yöneldiği belirtilmiş ama diğer taraftan her yöne doğru yönelerek de namaz kılınacağı belirtmiştir.Yani kabeye yönelmek mutlak emir değildir.Farz değildir.
Muhammed döneminde insanların gelişmişlik düzeyleri aşağı olduğu için, tam olarak kabeye yönelmekten geri çekilememişlerdir.O dönem Mekkeye yönelerek namaz kılma hem İbrahimin dinine uyma,hemde hıristiyanlıktan,yahudilikten ve başka dinlardan ayrı olmanın ifadesi olarak görülüyordu.Ancak zamanımızda artık insanların gelişmişlik düzeyleri çok yükselmiştir.İbrahimin dininden olma kabeye mutlak olarak yönelmek değil tam tersi her yöne yönelmek ile belli olmalıdır.Kıble tayini konusunda İbrahimin dininden olma mutlak olarak kabeye yönelerek değil tam tersi yönelmeyerek,kıble olarak her yönü kullanarak belli olmalıdır.İnsanların evrim sürecinde yükselmesine parelel olarak, dörtgen taş yapı olan kabeye mutlak olarak yönelerek namaz kılma kuralından vaz geçmenin zamanı gelmiştir.Artık insanlar Allah'ı her yerde görmeli,idrak etmeli ve hissetmelidirler.Her yönde Allah'ın yüzüyle karşılaşacaklarının bilinciyle hareket edip namazlarını her yöne doğru kılmalıdırlar.Mutlak yöneliş yönü olan resmi ve farz kıble yönü olan kabeye yönelmekten vazgeçmelidirler.Artık insanlar farklı yönlere yönelip namaz kıldıklarında da Allah ile karşılaşabileceklerini ve taleplerine cevap verilebileceğini bilmelidirler.
Ayrıca “Kur'an!” diyenler ve “İslam dininde olanlar” ,hadis dini mensupları ile aralarında var olan farklılığı ortaya koymak için de hadis dini mensuplarının kıblesini terk etmelidirler. Onlarla aynı yöne yönelip namaz kılmamalıdırlar.Allah'ın her yönde olduğunu bilerek,kutsal olmayan nostaljik bir taş yapı olan kabeye namaz için kıble niyetine yönelmeyi hadis dini mensuplarına bırakmalıdırlar.Bu davranış Muhammedin bir zamanlar kendisi dışındaki kendisi gibi düşünmeyen Mekkelilere karşı aldığı tavrın aynısıdır.Bu tavır aynı zamanda hadis dininden ayrı bir dine mensup olmanın da (yani İslam dinine mensup olmanın da)göstergesidir.
(Devam edecek)
O YALANCIYI,
YANILTICIYI
17- felyed’u nádiyehü
17 ARTIK HİÇ DURMASIN O ZAMAN
HEMEN
YARDIMCI KUVVET BULMAK İÇİN O
BAĞIRA-ÇAĞIRA
TOPLASIN YANDAŞLARINI
18- sened’uzzebániyeh
18 DAYARIZ KARŞILARINA BİZ DE ZEBANİLERİ
19- kellá lá tütı’hü vescüd vakterib
19 DEĞİL,
KESİNLİKLE
ÖYLE DEĞİL,
ALDIRMA SEN,
UYMA ONA,
AND OLSUN Kİ, HİÇ KUŞKUSUZ GERÇEKTEN, TESLİM OLUP,
SECDE EDEREK
YAKINLAŞ RABBİNE