Arz-talep kanunu hayatın her alanında işlemektedir.Bir tohum toprağa atıldığında eğer toprak tohumun yeşermesi için koşulları taşımıyorsa tohum yeşermez.Eğer yeşerme koşulları varsa ve tohum da atılmışsa yeşerme olur.Doğada ve toplumda işleyen bu kurala objektif ve sübjektif koşulların birlikte var olması da diyebiliriz.Tohum(subjektif koşul) ile gübrelenmiş,sulanmış,toprak ve güneş(objektif koşullar) birlikte,yan yana olurlarsa tohum yeşerir,meyve verir.Aksi halde yeşerme olmaz.
Tarikatlara bu çerçevede bakarsak; geçmişte tarikatların toplum yaşamında yer ettiği bir olgudur.Ancak tarikatlar Muhammed döneminde ve takibeden kısa zamanda yoktular.Tarikatlar sonra ortaya çıkan bir oluşumdur.İslamiyetin şartı değillerdir.İslamiyetin gerekli gördüğü kurumlar değillerdir.Sosyal ihtiyaçtan ve zorunluluktan ortaya çıkmışlardır.Yukarda söylediğimiz gibi arz-talep kanunu uyarınca toplum yaşamında yeşermiş kök salmışlardır.
Geçmişte okuma yazma oranı düşük değil hiç yoktu.Osmanlı,Selçuklu ve öteki krallık rejimleri ile yönetilen ülkelerde günümüzdeki gibi okullar,halkın eğitimini sağlayan kurumlar yoktu.Halkın ise Hadis Dinine göre eğitilmesi siyasi otoritenin menfaatleri için zorunluluktu.Aksi halde halk krala karşı isyan eder,itaat etmezdi.Halkın eğitimini sağlayacak okullar o dönemde henüz icat edilmemişti.Bu nedenle halkın eğitimini sağlamak,onu ehlileştirmek için tarikatlar şeklinde örgütlenme ve yaşama biçimleri icat edildi.Tarikatlar halk mektepleri olamadılar.Halkı bilinçlendirip siyasi otoriteye karşı muhalefet hareketini örgütleyip alternatif siyasi yapılanmayı gösteremediler.Bazı tarikatlar haksızlık ve zulümün ayyuka çıkması üzerine Anadoluda halk ayaklanmalarına katılmıştır ama alternatif siyasi yapılanmanın ideolojisini ve pratiğini oluşturamadılar.Bu nedenle güçlü merkezi askeri siyasi otoriteler tarafından kanlı bir şekilde bastırıldılar.
Tarikatlar genellikle o ülkede egemen siyasi otoritenin ideolojisini ürettiler ve halkın ehlileşmesi için kurumlaştılar.Halkı ehlilileştirme okulları olarak görev yaptılar.Siyasi otorite de bu kurumların oluşmasına ve yaygınlaşmasına olanak tanıdı. Onlara imtiyaz ve itibar tanıdı.Eğer tarikatlardan bir veya bir kaçı siyasi otorite ile çelişkili bir faaliyet içine girse hemen askeri tedbirlerle tarikatın taraftarları kanlı bir şekilde yok edilebilirlerdi.
Günümüzde tarikatları; “İyi tarikat-Kötü tarikat” diye ayırmak yanlıştır.Tarikatın iyisi kötüsü olmaz.Tarikatın İslamiyete uygunu, uygun olmayanı olmaz.Tarikat İslamiyet Dininin oluşumları değillerdir.Sosyal ihtiyaçlardan doğmuşlardır.Demokratik Cumhuriyet rejimi dönemlerine gelinceye kadar siyasi otoritenin halkı ehlileştirme kurumları olarak görev yapmışlardır.Şimdi Demokratik Cumhuriyet rejiminde halkın eğitilmesi,Cumhuriyet rejiminin istediği insan tipinin yetiştirilmesi için okullar vardır.İnsanlar bu okullarda rejimin temellerini oluşturacak ve rejimi savunacak şekilde yetiştirilmektedirler.Bu dönemde artık eski krallık rejimlerinin temelini oluşturan ve krallık rejimlerini savunacak insan tiplerini yetiştiren tarikatları; “iyi tarikat-kötü tarikat” diye ayırmak ve bir grup tarikatı bu yolla savunmak olmaz.Bazı tarikatları İslami, bazılarını da İslam dışı olarak damgalamak da olmaz.Çünkü tarikatların tümü İslam dışıdır.Siyasi ve sosyal nedenlerle geçmiş toplumlarda faaliyet göstermişlerdir.
Cumhuriyet rejimini savunmak ile tarikatlarla kol kola olmak ve onlardan oy almak için onlara şirin gözükme politikaları da yanlıştır.Tarikatlardan oy almak için yapılan her dirsek teması Cumhuriyet rejiminin temellerine sıkılan bir kurşundur.Bu en sağda ve en solda olanlarca böyle biline.