Bir geldi mi o derin ölüm uykusu,
Biter bu dünyanın da tüm “dedi-kodu”su.
Ölenden bir haber bekler insanlar:
Ne söylesin garip!? Bilmez ki o ne olduğunu!
Ben de geçtim gittim bu zulüm yurdundan,
Elimde yelden başka bir şey kalmadan;
Ama var mı, ölümüme sevinip de
Ecelin şaşmaz tuzağından kurtulan?
Daha nice büyük göreceksin kendini?
Hep varlık yokluk mu düşündürecek seni?
Şarap için şarap: Bu ölüm yolculuğunda
Bulamazsın sarhoş uykulardan iyisini.
Dünya yıldıramazsın beni ne yapsan;
Ölümden de korkmam, er geç ölür insan.
Ölmemek elimizde değil ki bizim:
İyi yaşamamak beni korkutan.
Can bir şaraptır, insan onun destisi;
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümlü varlık:
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.
Uyumuşum; rüyamda akıllı bir insan
Dedi: Sevinç gülü açmaz uykuda, uyan;
Ne işin var bu ölüme benzer ülkede?
Kalk, şarap iç, sonsuz uykulara dalmadan.
Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.
Ölüp yok olma korkuların saçma
Yoktan vara yükselen dalda oldukça;
Sevgiye İsa gibi dirilmişsin sen;
Ölüm yok artık sana dünya durdukça.
Feleğin çarkı dönmeyecek madem muradımca,
Gökler ha yedi kat olmuş, ha sekiz, bana ne?
Ölüm bütün isteklerimi yok ettikten sonra
Ha dağda kurt yemiş beni, ha mezarda karınca.
Tanrı gönlünce yaratır da her şeyi
Neden ölüme mahkum eder hepsini?
Yaptığı güzelse neden kırar atar
Çirkinse suçu kim kime yüklemeli?
Nasıl Fazıl bey, bir güldeste gibi olmadı mı "ölüm" için
Çok yaşlı bir büyüğüm vardı, Şafi idi
derdi ki "Hayranım ve hep hayranlık duydum Aşık Veysel'e Ölümü hem yakın hem de sanki dost gibi görmesinden.. Ölümü bir an bile unutmadan ve de hatta hiçe sayarak, ve hatta kendinden sonra kendinin adının kalmasını, dünyada insanlara eser bırakmayı da cidden çok çok önemseyerek, neş'eyle, sevinçle, espriyle, üretkenlikle yaşamayı nasıl da benimsemiş "
gerçekten de ölüm den özgürleşmek gerçek özgürlük bilinci değil midir?
