YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum DiNLER FORUMU ARŞİV 3

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

KİMLERİN AHİRET HARSINDAN NASİBİ YOKTUR?

October 24 2001 at 8:46 PM
f.zulaloglu  (no login)
from IP address 193.249.239.144





"Her kim ahiret ekinini (harsu'l-âhira) isterse, ona ekinini artırırız; her kim de dünya ekimi (harsu'd-dünya) isterse, ona da ondan veririz, amma ahirette ona hiç nasip yoktur!" (Şura Sûresi, 42/20)

Ahiret harsı; bu dünyada ekilen fakat karşılığını hemen almayı beklemeden sabırlı hareket edenlerin alacakları ürünlerdir. Öyle ki, kat kat çoğalan, sonsuz sınırsız kâr getiren bir ticaretin sonucunda ortaya çıkabilen bitimsiz değerde öte dünya nasibidir. Yukarıdaki ayette dünyaya da izafe edilmesi, kelimenin her zaman olumlu bir bağlamda ele alınamayacağına ilk elden delildir. Fakat ahiretle ilişkilendirildiği zaman olumlu bir muhteva kazanmaktadır.

Hars'ın etkileri ve sonuçları itibarı ile salt dünyayla sınırlı olanı vardır; bir de karşılığı hemen alınamayan, biraz beklemeyi, sabrı gerektiren, ebedi mutluluğun güvencesi olanı vardır. Birincisine Şûra Sûresi ayetinde dünya harsı/dünya ekini; ikincisine de ahiret harsı/ahiret ekini denilmektedir. Nefsimiz beklemeden hemen elde edilen kısa günün kârını arzulasa da, Kur'an akidesi ile Rablerine bağlanması gereken biz müminlerin tabii ki ikincisini tercih etmesi gerekir.

Hars üründür; insanların yapıp etmelerinin sonucu olarak elde edecekleri hasattır. Türevleriyle birlikte Kur'an'da on bir ayette geçen hars şu anlamlara gelmektedir: Ekinin kendisi, ekilen tarla-bağ-bahçe; insanların ürettikleri ve korunması gereken güzel örf/fırî değerler; üretkenliğin sembolü olan ana rahmi veya o rahmin taşıyıcısı/eş.

Biz bu anlamlardan özellikle biri -dünya ahiret ekini karşılaştırmasıyla ve kimlerin bitimsiz ekinden nasipsiz kalacağı ile- üzerinde yoğunlaşarak, sahih bir ahiret bilincine yapacağı katkıların neler olabileceğini ortaya koymaya çalışacağız.

"Ne ekersen onu biçersin" sözü, meramımızın hemen anlaşılması bakımından hatırlanmalıdır. "Ekmeyenin biçme hakkının olamayacağı" ilkesi, adaletinde hiçbir haksızlığa yer vermeyen Rabbimizin uyguladığı ve daima uygulayacağı bir düsturdur. Değil mi ki, haksız kazanç elde etmek haramdır; öyleyse ekmeyenin biçme hakkının da olamayacağı sarih -tartışmasız- bir hakikat olarak iyice kalplere yerleştirilmelidir. Yine hatırlanması gereken bir nokta da, ekimin niceliği niteliği sorunudur. Bir başka ifadeyle "Allah arpa ekene buğday vermez." Yani niyet ve hedef de ekim faaliyetinin mihverini tayin eden hususlardandır. Kişi eğer dünyada, hemen karşılığını alabileceği ürünlere yöneliyorsa, geçici olana meylediyorsa onun sonsuz mutluluktan bir pay umması abesle iştigal manasına gelecektir.

A- Ahiret'ten Nasipsiz Eşkıyanın Bâriz Vasıfları

"Bakın, Bize düşen doğru yolu göstermektir; ve hem bu dünya hem de öteki dünya hayatınız üzerindeki hakimiyet Bize aittir. İşte sizi alevler saçan ateşe karşı uyarıyorum. Eşkıya/en onulmaz azgınlar dışında kimsenin girmediği (bir ateş)." (Leyl, 92/13)

Şakîlik/sorumsuzluğun sonucu olan azgınlık, insanların sorumluluk bilinci ile hareket etmelerini engelleyen, hak edilmedik gurura ve kibire yol açan bir sapmadır. Yaratıcı Rab ile olan kulluk şuuruna ermeyi reddeden eşkiyanın işlediği ameller, ebedi mutluluğu getirecek hiçbir değer taşımamaktadır. Bu nedenledir ki, Allah ile olan ilişkisinde takva ve tevazu tâcını takmayan, kibir ve gurur halkalarını boynuna dolayan eşkıyanın ahiretten nasibi yoktur. Çünkü ahiret harsı, muttakiler için va'dedilmiştir.

Yüce Allah'ın öte dünya için va'dettiği nihai huzur ve mutluluk muttakiler içinken; alev saçarak sonsuza dek derileri kavuran cehennem ateşi de sakınma ve tevazu nedir bilmeyen hakikat inkarcısı şakiler/yeryüzünü fesada boğan azgınlar içindir. Çünkü "eşkıya" elindeki tüm imkanları, Allah'ın tertemiz aydınlık yoluna giden cılgaları dahi silmek için kullanmaktadır.

Mü'minler... Yani Allah'a ve ahirete kuşkusuz iman edenler, muttakidirler; alçak gönüllüdürler, Yaratıcı'dan sakınırlar, kibirleri kalp gözlerini kör etmez. Eşkıyanın ise, nihâi hakikate bir gözü kördür; tıpkı kör şeytan gibi. Eşkıya, gururunun esiridir; tıpkı şeytan gibi kısa bir süre sorumsuz hürriyet yaşayacağım diye ebedi hayatın nimetlerini elinin tersiyle iten insanların sıfatıdır. Bu nedenle şakîler Rabbimizin bağışladığı hakikati idrak edebilme araçlarını -kalbi, gözü, kulağı- işlevsiz hale getiren bir aymazlık içinde olan kimselerdir. Yine eşkıya Allah'a karşı sorumluluk bilincine sahip olmanın ayrılmaz parçası olan ahiret şuurundan nasipsizdir; dolayısıyla nihai kurtuluştan ve sonsuz mutluluktan pay umma hakkını kaybetmiş bedbaht insandır.

Allah'ın yaratıp, yararlanılması ve korunması için belli koşullarla emanet ettiklerini tekelleştirerek yığmak, cimrilik yaparak sadece kendisine ayırmak, ihtiyaç sahiplerine hiçbir harcamada bulunmamak eşkiyanın en gözle görülür özellikleridir. Hem bu dünya , hem de öteki dünya hayatı üzerindeki Allah'ın hakimiyetini unutarak, karanlık işler çevirmek, karanlığa hizmet etmek, eşkıyanın en büyük suçudur. Şakîler hem hanif olarak yaratıldıktan sonra sınanmak için emanet edilen kendi öz benliklerinde, hem de içinde bulundukları halk arasında onulmaz yaralar açmaktadırlar. Bu yüzden ebedi mutluluğa giden yolu sonsuza kadar kaybetmişlerdir.

Peki hepsinin ortak karakteri Allah'a karşı şakîlik olan başka hangi insan gruplarının ahiret harsından nasibi yoktur?

B- Kimler Ahiret Ekininden Nasipsiz Şakîlerdir?

1- Ahiret Gününü İnkar Edenler

Ne kadar büyük imkanlara kavuşsa da dünyada katıksız mutluluk ve huzuru yakalayamayacak olan kafirler için asıl büyük kaybediş öteki alemde söz konusudur. Nihai olarak azaba düçar olacakların suçlarından Zümer Suresi'nde şöyle söz edilmektedir: "Ve Allah ne zaman tek başına anılsa, öteki dünyaya inanmayanların kalpleri keskin bir nefretle dolar. Halbuki O'nun yanısıra başka (değer verdikleri) güçler de anıldığı zaman hemen neşelenirler." (Zümer, 39/45)

Hesap gününü yalanlayıp kendilerini hiçbir sorumluluk bilincine sahip olmaksızın suç işlemeye ayarlayan, mücrimlerle birlikte günaha dalan, namaz kılmayıp, yoksulları doyurmaya yanaşmayanlar için ahiret gününde hiçbir şefaat/ilahi yardım yoktur. Onlar ilahi kelamın dilinde "aslandan kaçan yaban eşekleri"ne benzetilmişlerdir. Korkularının ecellerine bir faydası olmayan ahiret inkarcılarının hakikatten kaçışı boşunadır. Çünkü nasıl aslandan kaçmak merkebe bir fayda sağlamayacaksa, onların yeniden diriliş gerçeğinden kaçışları da bir işe yaramayacaktır.

Öteki dünyaya inanmayıp, getireceklerinden korkmayan bu cahiller, akıllarını kullanıp ilahi vahyin ebedi kurtuluş ve mutluluk kaynağı mesajına inanacaklarına, kendilerine tek tek Kitap indirilmesini isteyecek derecede basiretten yoksun, meydan okumalara kalkışabilecek kadar da cüretkardırlar.

2- Dalalette Olanlar/Sapkınlığı Tercih Etmiş Olanlar

Çarpık tasavvurlarını süsleyerek kendilerini ve başkalarını aldatan kimseler için bu dünyada da ahirette huzur yoktur. Onların sapkınca tavır ve hareketleri kendilerine mutluluk yerine azap getirecektir. Ra'd suresi (13), 34. ayette belirtildiği gibi, hakikate ters düşen eğri yolun yolcusu olmalarından dolayı, dalalette kalmayı tercih edenlerin vicdanlarındaki huzursuzluk, ahiret azabından bir nebzesini bu dünyada da tatmalarına yol açacaktır.

Hayatın bu dünyadan ibaret olduğunu düşünüp, eğri yolun yolcusu olmayı hararetle savunan sapkın ruhlu insanlar, biricik sevgi nesneleri olarak bağlandıkları putları yüzünden kendilerini bekleyen azabın farkında değildirler. Halbuki böylesi onulmaz bir sapıklık içinde olmak kadar alçaltıcı bir zillet olamaz.

İslam'dan başka bir din arayan, ona uymayan bir dünya görüşü, ideoloji veya doktrinlere göre yaşayıp bunlara bel bağlayanların ahirette kurtuluşu yoktur. Çünkü doğru yolda kalmanın ve kurtuluşun tek çaresi İslam'ın ilkelerine bağlılıktan geçmektedir. İslam'dan başka yol arayanlar ise hakikati bulamayacakları gibi, hayatları boyunca çırpınıp durdukları batıl ürünü idealleri de bir işe yaramayacak, hüsrana/ bütünüyle iflasa uğrayacaklardır. Çünkü hak olan sadece İslam'dır; diğer tüm dinler ise batıl'dır.

3- Müşrikler/Allah'a Ait Olan Yetkileri Başka Güçlere Verenler

Müşrikler, sağlam bir dayanaktan yoksun olan sanal bilgileri ile ahiret hakkında ileri geri konuşarak "eskilerin masalları" demek suretiyle bu konuda ne kadar kör olduklarını ortaya koymuşlardır. Yine benzer bir cehaletleri de, "Allah'ın meleklerinin O'nun kızları olduğu"nu iddia etmeleridir. Oysa ahirete gerçekten iman etmiş olsaydılar, böylesi bir cüretkarlıkla Allah'a kötü bir nitelemede bulunamazlardı. Çünkü ahirete iman insanda tekamül etmiş bir sorumluluk bilinci oluşturur. Bunun sonucunda ise bencillik hastalığı olan kibir tedavi edilir, tevazu hisleri güçlenir ve böylece alçak gönüllülüğün terkiyle ortaya çıkan haddini bilmezliğin önü alınmış olur.

Öteki dünya gerçeğini kabul etmek, insanların Allah ile olan ilişkilerinde sorumlu davranmalarına yol açan bir duyarlılık sağlar. Ahirete dair kalplerinde kesin bir inanç taşımayan müşrikler, Allah' ın gerçek niteliklerini hikmetli bir şekilde kavramaya yanaşmazlar. Onların sığ ve yüzeysel düşünce tarzları, "Allah ile yarattıkları arasında soy bağı -oğul, kız, sevgili gibi- icad etmeye yol açacak kadar" akli derinlikten yoksundur. Halbuki, en kötü nitelemeler, ahireti inkar edenlere, en güzel sıfatlar ise Allah'a yakışır.

4- Allah Yolundan Alıkoyanlar

Ahiret hayatının gerçek olduğunu kabul etmedikleri için, Allah'ın yolunu çeşitli iftira, ayıp ve kusurlar izafe ederek, eğri ve dolambaçlı gibi göstermeye çalışanların, iftira atanların, kara propaganda yapanların ve nihayet İslam'ın sahih değerlerinin çeşitli hile, plan ve tuzaklarla yayılmasını önleyenlerin ahiret harsından nasibi olmayacaktır. Çünkü bu zalimler insanların ihsan, fazilet ve erdemliliğin dünyasına girmelerini engelleyenlerin ebedi kurtuluştan nasipleri olmayacaktır.

Allah'ın saf, temiz ve dosdoğru yolundan alıkoyma çabasına giren zalimler, ahiret hayatını yok saydıkları için, Allah'ın yoluna giden vesileleri ortadan kaldırarak veya eğri ve dolambaçlı gibi göstererek, kendi kuruntularının hakimiyeti için çaba sarfederler.Onların kuruntu, yalan ve aldatmacaya dayalı varsayımları, hem kendilerinin hüsranına, hem de çürük tezleri ile peşinden sürükledikleri cahillerin ebedi kaybedişine yol açacaktır. Kat kat azabın arttırılacağı, öte dünyada onların ileri sürebilecekleri geçerli bir mazeretleri de olamayacaktır.

5- Allah'ın Dinine Savaş Açanlar

Kitap Ehli olduğu halde Allah'a ve elçilerine indirilen ilahi vahye karşı savaş açan, yeryüzünde bozgunculuğu yaygınlaştırmak için güç harcayan fesadı ve israfı hayat tarzı edinenler ilahi kınamaya tabi tutulmuşlardır. Hangi ek kimliğe sahip olursa olsun, işlerinde taşkınlık yaparak tevhid ve adalet çizgisini terkedenler için, dünyada zillet, ebedi alemde de büyük bir azap vardır.

Peki Allah'a/Dini'ne savaş açmanın tezahürleri nelerdir? Bu iki şekilde tezahür eder: Birincisi doğrudan ilahi kelam ile muhafaza edilmiş değerlere karşı savaş açmaktır. Mesela, Kur'an'ın metnine ve mesajına; hacc mekanlarına ve oradaki -Kabe, Arafat, meş'ar, Mina, şeytan taşlama, sa'y, tavaf, ihram gibi- simgelere; cilbab'a ve başörtüsüne yönelik olarak yapılan saldırılar, hakaret ve alaylar, küçük düşürme çabaları, hayattan bu sembollerin izini silme gayretleri, Allah'ın dini İslam'a savaş açmak manasına gelir. İkinci tezahür ise doğrudan doğruya kendilerini Allah'a adamış mü'minlerin canlarına kasdeden saldırılardır.

Allah Teala; onlara için, döneklikleri ve küfürde müşriklerle yarışarak sapkın hareketlere, aşırılıklara meyletmeleri yüzünden, bu dünyayı da kapsayan cezalar öngörmüştür. Öldürülmeleri, asılmaları, ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ve ebedi azap...

Allah'ın dininin emirlerine savaş açanlardan, ilahi vahyin geçmiş izleyicileri, özellikle bazı yahudiler, İslam'dan başka dinlere, beşeri ideolojilere meylettikleri için ahiret sevabından ebediyyen mahrum kalacaklardır.

6- Ahireti Dünya ile Takas Edenler

Din'in sağlam itikadını tahrif ederek dünyevi kazançlar karşılığında takas edenlerin, Allah'a karşı verdikleri sözlerini, taahhütlerini ufak bir dünyevi kazanç karşılığında değiştirenlerin ahirette bir nasibi olmayacaktır. Bu tip insanlar ya doğrudan kafirliği seçerek/bile bile Allah'a ve ahirete ilişkin duyarlılıklara nankörce sırt çevirirler; geçici dünyevî zevkler peşinde bir ömrü heba ederler. Ya da ilahi vahyin doğrularını kabul etmiş gözükerek, onu asli mecrâından saptırmaya çalışırlar; bunu da bir kazanca/ranta tahvil ederek sözde zekice bir iş yaparlar. İkinci grubun elemanları müminler için daha tehlikelidir. Çünkü bunlar zalimlerle el ele verip -onlara yağcılık yaparak, ilahi vahyi onlar lehine tahrif edip yorumlayarak- müminlerle mücadeleye girişirler. Allah'ın Dini'ni bilme sorunu olmayan bu tip kimseleri "din bezirganı/dinden kazanıp dünyaya harcayan" diye de tanımlayabiliriz. Vahye rağmen tenzih akidesinden sapan, dünyayı alıp karşılığında sonsuz mutluluk diyarı cenneti satan bu tip insanların Kur'an'daki simge ismi Sâmirî'dir. Sâmirîler ise münafıklar arasından çıkar.

Hesabı çabuk görücü olan Allah, Kıyamet Günü onlarla ne konuşacak ne yüzlerine bakacak ne de onları günahlarından arındıracaktır. Dünyayı ahirete tercih ettikleri için onları elim/acıklı bir azap beklemektedir. Geçici zevkleri ve anlık menfaatleri için ebedi hayatını satan bu kimseler, daha alırken kaybeden -iflası kaçınılmaz- bir tüccara benzetilebilir.

7- Münafıklar

Münafıklar önce Allah'a teslimiyetlerini ifade edip daha sonra da dinin hakim kılınması mücadelesinde müminlere destek olacaklarına köstek oldukları için hem bu dünyada hem de ahirete çetin bir ilahi azap ile cezalandırılacaklardır. Dünyevi azap çeşitli musibetler ve helak şekilleri ile de olabilir. Ayrıca, mutlulukla ilgili bekledikleri amaçlarına ulaşacaklarını zannettikleri bedbaht bir anlarında ecelin kendilerini yakalaması şeklinde de cereyan edebilir.

Dünya nimetlerini ahiret harsına yeğleyen münafıklar ve o karakterdeki kimseler için Yüce Allah, bu alemin menfaatlerinden kısıtlı bir pay almayı kolaylaştıracak toplumsal hayatı yaratmıştır. Fakat onlar aslında bu dünyada da, öte dünyada da hüsranla sonuçlanan bir tercihte bulunmuşlardır. Çürük ve asılsız davaların peşinde bir ömrü çürütenler kendileri için umdukları katıksız mutluluğa hiçbir zaman ulaşamayacaklardır. Onların payına düşen dünyadan az bir geçimlik ahirete ise geri dönülmez bir hüsran/onulmaz bir iflastır.

Allah'ın Resulü'nü bilerek inciten, nifak tohumları ile ümmetin birliğini parçalayan, mümin kadınlara iftiralar atan, söz verdikleri halde İslam davasına yardım etmeyen münafıkların dünyada da ahirette de ilahi rahmetten bir nasibi olmayacaktır. Onlar için ahirette de alçaltıcı, ebedi bir azap da hazırlanmıştır.

Allah'ın değil insanların takdirini kazanmak için mallarını harcayanların yakın dostu şeytandır. Yakın dostu Allah olan müminler ise mallarını insanlara gösteriş için değil rızai ilahiyi kazanmak için infak ettikleri için, onlara dünyada ve ahirette bir korku yoktur. Riya için mallarını heba eden 'gösteriş budalaları' için ise dünya ve ahiret korkulması gereken tehlikelerle doludur.

Münafıklar fahşanın yayılması için, kafalarını ve gönüllerini bozgunculuk çıkarmaya ayarladıkları, durmadan fitne ve iftira planları hazırlamakla meşgul oldukları için, ahiret sevabından mahrum kalacaklardır. Müminler arasında çirkin söylentilerin yayılması için çaba gösteren kalbi hastalıklı münafıklar için dünyada da ahirette de can yakıcı bir azap vardır.

Münafıklar, müminlerin onurlu ve erdemli duruşlarını çekemezler ve onların asil duruşlarına gölge düşürmek için fırsat kollarlar. Oysa erdemli ve dürüst kimselerin, adaletli şahitleri de bulunmayan bir suç isnad edildiğinde sûi zanla değil, hüsn-ü zanla hareket etmeleri gerekir. Fakat kötü söylentiler çıkararak müminler arasındaki sevgi, dayanışma ve kaynaşmayı bozmaya çalışan nifak ehli, sûi zanla hareket ederek dünya ve ahiretten nasipsiz kalmaktadırlar. Örneğin Âişe validemiz gibi iffetli kadınlara asılsız isnadlarda bulunup tevbe etmeyenler, Allah'ın rahmetinden uzak tutulup can yakıcı bir azabın ortasına atılacaklardır.

8- Küfürde Yarışanlar

Ehli kitaptan hakikatten hiçbir şey taşımayan, yalan ve üzerine kurulu her tür asılsız düşüncelere kulak veren, ilahi vahyi çarpıtan, böylece kötülüğe meyledip küfürde birbirleri ile yarışanlar için dünyada hızyün/ zillet ahirette de korkunç bir azap vardır.

Hakikati inkarda birbirleri ile yarışanların ahiret nimetlerinden bir nasibi olmayacaktır. Çünkü onlar kendi öz nefslerini günah işleyerek kirletmiş, başkalarına da bunu tavsiye ederek kötü örnek olmuş ilahi dengeleri zulüm işleyerek bozmuşlardır. Böylece hakikat düşmanı şeytan ile dostluk ve ittifak kurmuşlardır.

9- Müstekbirler/Kibirleri Kendilerini Zulme Sürükleyenler

Ellerine geçen makam-mevki, mal-mülk ile şımarıp, kibire kapılarak ahireti inkar edenlere ahiret sevabından hiçbir pay ayrılmamıştır. Allah'ın kendilerine bahşettiği geniş imkanların, bolluk ve gücün asıl sahibini unutan makam ve büyük servet sahipleri hem yaratıcıyı hem de O'nun hazırladığı büyük mahkeme gününü inkar ederler.

Onların elde ettikleri dünyevi imkanlar başlarını döndürdüğünden olsa gerek, sonradan var edilmiş olduklarını unutarak, "bu dünyada yaşadığımız hayattan başka bir hayat yoktur" diyerek küstahlıklarını dışa vururlar.

İnsanoğlu zayıf karakterli bir varlık olduğu için, ölçüsüzce elde ettiği servet, ahlaki yapısını çökertebilmektedir. Dünyaya öncelik vererek elde edilmiş yığın yığın mal ve biriktirilen güç, sahibini onulmaz bir bencilliğe düşürerek başkaları ile olan ilişkilerinde acımasız davranışlar sergilemesine yol açacaktır. Ayrıca elindekileri sonsuza dek koruma içgüdüsü ile hareket edeceğinden dolayı da, durmadan doyumsuz bir şekilde yığarak biriktirdiği haksız elde edilmiş servet, onu zayıf bıraktıklarına karşı duyacağı merhamet duygularından bütünüyle uzaklaştırıp, onu tümden yoldan çıkaracaktır.

Kafirler, özellikle önde gelenleri, kendilerine bağışlanan servetleri ahiret gerçeğini unutturmak için heba etmişlerdir. Onların bu terchini engellemeyen Yüce Allah, kendi ateşlerini dünyada yaptıkları kötülüklerle kendileri hazırlayan kafirlerin emellerine ulaşmalarını sağlayacak bir hayat yaratmıştır. Onlar bu dünyaya ateş ektikleri için öte dünyada da ateş biçeceklerdir.

Öyleki bu kafirler, servetleri ile neredeyse bütün insanlığı şeytani olan işlere bulaştıracak güce ulaşacakları ana kadar, imtihan gereği bir müdahale ile karşılaşmazlar. Fakat, zulmün de bir müdahale sınırı vardır; bencilliği ve cehaleti yüzünden eline geçen fırsatı değerlendiremeyen ifsad ehlinin, belirlenmiş bir noktadan sonra Allah'ın kudret elinin müdahalesi ile karşılaşması, 'Sünnetullah' gereği mukadder hale gelmektedir. Bu ilahi müdahale ise; helak, musibet gibi azaplar şeklinde gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmektedir.

10- Mâûnu Engelleyenler

Bencilce tutkularının esiri olup, kendi çıkarları için tüm insanlığın mahvolmasına göz yuman bir kesim insanlık sahnesinde hep var olagelmiştir. Bu kesim, başkalarının mağduriyetinden kazanç elde eder; haksız düzenini kan ve göz yaşı üzerine kurar. Servetini ezilenlerin emeklerinden elde eden bu kimselerden Mâûn Sûresi'nde "Din'i yalanlayıp, en küçük bir iyiliğin dahi mustad'aflara ulaşmaması için engeller koyanlar" şeklinde söz edilmektedir. Dünya ile ahiret arasındaki sürekliliğe bir örnek de, kazançlar ve mallar üzerindeki fukaranın haklarını inkar edenlerin başlarına daha bu dünyada iken gelen ilahi azaptır. Bahçe sahipleri kıssasında Rabbimiz, infak etmekten kaçınan ve sahip oldukları mallar üzerinde cimrice hükmetmeye and içen zalimlerin, nasıl da varlarını yoklarını bir musibetle birlikte yitirdiklerini anlatmaktadır.

Allah'ın dünyada gerçekleşen olaylar üzerindeki belirleyici gücünü unutup, büyük bir küstahlıkla birbirlerini infak etmemeye ve en küçük iyiliği engellemeye şartlayanlar, ahiret gününü unutanlardır. Yoksa ahiretin geleceğinden şüphe taşımayanlar, tabii ki, kötülük üzere yardımlaşmazlar, birbirlerini şartlayıp cimriliğe teşvik etmezler.

Bu konuda Kalem Sûresi'nde anlatılan "bahçe sahipleri kıssası" önemli mesajlar taşımaktadır. Fukaranın mallar ve servetler üzerinde varolan hakkını reddeden ve onların mağduriyetlerinin ebediyyen sürmesi için tedbir alanların başına dünyada da ahirette de ilahi azabın geleceği değişmez bir hakikattir. Eğer denemek için verilen dünyevi azaptan -bahçe sahiplerinin başına geldiği gibi- ders çıkarmazlarsa, mallarından Allah için infak etmeyenlerin ahirette çok daha büyük azaba çarptırılacakları muhtelif ayetlerde beyan edilmektedir.

11- Zalimler

Yeryüzünde bozgunculuk yaparak zulüm işleyenler; hem kendilerine yazık etmekte, hem de insanlık nesillerinin önlerini tıkamaktadırlar. Ahiret gününün inkar edilmiş olması bu ifsadın yaygınlaşmasında ve vicdanlarda yer bulmasında etkili olmaktadır. Öte dünya gerçeğini inkar edenlerce işlenmiş haksızlıkların çok çeşitli örnekleri, insanlık tarihi boyunca görülmüştür.

Mesela, Medyen halkının ahireti inkar ettikleri için birbirlerine çeşitli haksızlıklar yaptıkları kıssa dili ile Kur'an'da beyan edilmektedir. Onlar özellikle, bu haksızlıklardan iktisadi olanı konusunda adeta uzmanlaşmışlardır. Şuayib peygamberin nasihatleri dahi, emeksiz kazanç elde etmeyi alışkanlık haline getirmiş halkın çoğunluğuna bir fayda vermemiştir.

Böylelikle ahireti inkar ettikleri için, iktisadi oyunlarla birbirlerine zulmetme konusunda halklara çok kötü örnek olmuşlardır. Onlar, yeniden diriliş günü çekileceğimiz hesapla ilgili bir sorumluluk hissetmemeleri dolayısı ile utanmaz arlanmaz bir tutum sergileyerek, çok azı hariç bütün bir halkı bozgunculuğa alıştırmışlardır. Bu bozgunculuğun sonucu olan dünyevi azap şekilleriyle helak edilmişlerdir; ahirette de sonu gelmez felaketler onları beklemektedir.

12- Mürtedler/İmanla Küfür Arasında Kararsız kalarak irtidat Edenler

Kendisi bir şekilde iyilikle ödüllendirildiği zaman, bundan hoşnut olan, ancak Allahın sınayıcı güçlükler olarak başlarına musallat ettiği fitnelerden sonra, küsüp irtidat edenler, "menfaatçi dindarlık yapanlar" dünyayı da ahireti de kaybeden bedbaht insanlardır.

Bu şahsiyetsiz kimseler dışardaki ve içerdeki düşmanın etkisine açıktırlar. Gönülsüz olarak girdikleri Allah yolunda, yerine göre kafirlerin ve münafıkların kullanımına açık, kalbini kirliliklerden arındıramamış kimselerdir. İnandığını söylese de, en küçük bir deneme esnasında gerisin geriye dönerek irtidat edenlerdir.

İman ettikten sonra inkara yeltenen mürtedler üzerine Allah'tan bir hışım çökecektir. Çünkü onların irtidatının sebebi, dünyanın aldatıcı imkanlarını ahiret hayatının ebedi bağışlarına yeğlemeleridir. Onlar için dünyada ve ahirette ilahi gazap ve büyük bir azap vardır. Paylarına düşecek olan ne kötü bir sondur. Büyük bir umursamazlık içinde dünya hayatına dalarak kalplerini, kulaklarını, gözlerini hakikati idrak etmede kullanmayanları ahirette büyük bir hüsran/ebedi iflas beklemektedir.

13- Sihirbazlık Öğrenen ve Öğretenler

Sihir; hiçbir faydası olmayan, karı ile kocası arasını bir takım desiselerle açmayı dahi öğreten bilgilerdir. Efsun efsanelerle insanların huzurunu bozmak, sihirbazların gayesidir. Yüce Allah Kur'an'da bu tür bir işle uğraşmayı yasaklamıştır.

Sihirbazlığı salt cinlerle/görünmez güçlerle bağlantı kurup, onların gücünden yararlanmaya indirgememek gerekir. Çünkü sihirbazlığın şekil değiştirdiği günümüzde böyle bir yargı bizi yanılgıya sürükleyebilir. Her türlü haksızlığın planyıp uygulayıcısı olan sömürü sistemlerine geniş kitlelerin karşı çıkmamaları için, kafalarının ve kalplerinin uyuşturulmasına yarayan tüm yöntemler "sihir" kapsamında değerlendirilebilir. Örneğin spor aktivitesi olmaktan çıkarılmış futbol ayinleri, ifsadın yaygınlaştırılmasında hem bir araç hem de oyalama taktiği olan eğlence şekilleri vs. günümüzde birer sihir işlevi görmektedirler.

Son derece maddi ilimlerle uğraşanlar da, pekala sihirbaz olarak nitelendirilebilir. Mesela, Nâs Sûresi'ne edindiğimiz ilhama göre; insanların göğüslerine vesvese vererek, kalplerini kör eden, dünyevi ihtirasları körükleyerek halkı kul-köle haline getiren, çeşitli beşeri ideolojilerin batıl anlayış ve sakat değerlerini süsleyip, püsleyip, onlara boyun eğmeye çağıran her tür propagandist de sihirbazdır. Nâs, Felak Sûreleri'nin genel muhtevalarından ve konuyla ilgili diğer Kur'an ayetlerinden anladığımıza göre sihirbazlıkta/göz boyayıcılıkta, kalp çelmekte, insan ve cin şeytanları dayanışma halinde hareket etmektedirler.

Firavun'un sihirbazlarını tıpatıp çevremizde aramak boşunadır. Çünkü onların yerini, sömürü düzenlerine ruhunu satarak, payanda olmaya dünden razı olan toplum mühendisleri, küfrün karanlığında boğulmuş dünyayı önceleyen "din ve bilim adamları", istihbarat örgütleri, medya ve medyumlar, sömürü düzenlerinden çıkar sağladıkları için zalimlerin hizmetine adanmış güç odakları aldı bile.

Günümüzde halkları, sömürü düzenlerinin doğruluğuna şartlayan sihirbazlar, yazarlar, çizerler, şairler, iletişimciler, psikolglar v.b. etkileme gücü bulunan meslek sahipleri arasından çıkmaktadır. Onlar, her gün bıkmadan, usanmadan, toplumla psikolojik bir savaş yaparak sömürü sistemlerini adalet postuna büründürmek suretiyle, kurdu kuzu diye pazara sürebilmektedirler. Kafaları ve kalpleri uyuşmuş kitleler çoğunlukla bu karışıklığın farkında değiller veya gafletten uyanmak istememektedirler.

Sihirbazlık öğrenenlerin, öğrendikleri ile haksızlığı yaşam biçimi haline getiren sömürü düzenlerine payanda olanların, ahiret hayatının güzelliklerinden bir nasibi olmayacaktır. Öte yandan ister gizli ilimlerin neticesi olsun, isterse sosyal bilimlerin verileriyle pazara sunulmuş olsun sihir bilgisi, Allah'ın izni olmadan kimseye zarar veremeyecektir. Bu nedenle kalbi imanla dolu olduğu halde, bir mümine hiçbir sihir tesir edemez. Ebedi mutluluk yurdunu kaybedecek olan sihirbazlar, karşılığında ruhlarını satarak öğrendikleri bu bilgileri ile, aslında öncelikle kendilerine zarar vermektedirler.

Sözün Hulâsası

Yüce Allah, insanlara sonsuz hazinelerinden bir bela ve fitne olarak, belli miktarda, sınama vesilesi servetler, güç ve yetenekler bağışlamıştır. Ancak bu zenginliklerin hayır hasenat yolunda harcanmasını emreden Rabbimiz'e rağmen, kişisel ihtirasları ve bencil arzularını gerçekleştirmek için harcayanların ahiretten bir nasibi yoktur. Ahiret harsı/ürünü eğer dünyada ekilmişse biçilecektir; hiç kimseye ekmediğini biçme fırsatı verilmeyecektir. Çünkü ilahi adalette en küçük bir haksızlığa göz yumma veya gözden kaçırma söz konusu değildir.


 
 Respond to this message   
Current Topic - KİMLERİN AHİRET HARSINDAN NASİBİ YOKTUR?
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2009

rss