21/28-Rahman çocuk edindi dediler.O yücedir.Hayır(Rahmanın çocukları sandıkları melekler O’nun)değerli kullarıdır.
21/27-Ondan önce söz söylemezler ve onlar Onun buyruğunu yparlar.
21/28-Allah onların önlerinde olanı ve arkalarında olanı bilir;Allahın razı olduğundan başkasına şefaat edemezler ve onlar,O’na saygıdan titrerler.
SORULAR VE YORUMLAR:
1)Meleklerin insanlara şefaat görevleri var mı? Bu durum, meleğin nasıl anlaşıldığına, algılandığına bağlıdır.Melek çizgi filmlerindeki gibi kanatlı,insandan ayrı uçan fakat görünmeyen varlıklar mı?
Geleneksel düşünce böyle olduğunu belirtir.Meleklerinde insanlar gibi Allahın kulları olduğunu ve Allahın hizmetçileri olduğunu anlatır.
Oysa bize göre melek;insandan ayrı değildir.İnsanın yetenekleridir,becerileridir,melekeleridir.Şüphesiz insanın dışında beceri yetenek ve melekelerde vardır.Evrenin kuvvetleri vardır.İşte insanda var olan bu yetenekler eğer insan Allahın yoluna sapar ve Allahın hoşnutluğunu kazanırsa insana tabi olarak insana yardım eder.Yeni buluşların yapılması,ilham gelmesi bu tip melekelerin aşırı ve düzenli çalışması sayesinde olur.Doğruların bulunması da neden nasıl niçin sorularının sorulması ile ve aklın çalıştırılması sayesinde ve bu zeminde ,melekenin (yeteneğin)insana şefaati ile mümkün olabilir.Ama kuralsız yaşam yolu seçilirse yada melekenin şefaatinin koşulları ortada yoksa meleke(yetenek=melek)insana şefaat etmez.
Allah meleklerin de insana ne zaman şefaat edeceğini ne zaman etmeyeceğini bilir.Çünkü şefaat koşullarının nasıl olduğunu bu koşulları koyan olarak en iyi Allah bilir.Su 100 derecede kaynayacaksa ve bunun böyle olacağını Allah belirlemişse suyun ısınmasıyla sonuçta ne olacağını Allah bilir.Yani suyun kaynaması Allaha gizli değildir.Belki 100 derecede kaynayacağını bilmeyenlere gizlidir.Bunun gibi meleklerin(meleke=yetenek) insana ne zaman şefaat edeceğini insanın ne zaman jetonunun düşeceğini bu kuralları dizayn eden Allah bilir.Meleklerin işleri Allaha gizli değildir.
Ey emin kişi, en incelikli bilgileri bilirsin, fakat gizlilikleri gören iki can gözün açılmamışsa árif olamazsın.
İş Hak aşkıyla çekinmededir, dindedir, düzgün olmaktadır ; iki dünyada da kurtuluş
bunlarla olur.
Yeter ki, güzel hayallere, güzel düşüncelere dalasın, güzel düşünceler adamı besler,
semirtir.
İnsanın beslenip semirmesi yücelmekle, üstünlükle olur.
İnsan kulak yoluyla, yüceliği duyup işitmekle gelişir.
Peyğamber : "Allah'tan cennet istiyorsan, kimseden birşey isteme!" dedi.
İstekten kesildin mi, Me'va Cenneti'ne gireceğine, Yaradan'a ulaşacağına ben kefilim.
Ancak Yaradan'ın emriyle istersen, yerindedir o; o çeşit isteyiş, peyğamberlerin
yoludur.
A cım'a benzeyen töhmetli kulak, ayın'a benzeyen göz, mim'e benzeyen ağız!.
Can nedir? Değil mi ki, canın sırrı, özü, haber veriş; öyleyse kimin canı daha fazla
haber alıyorsa, daha fazla canlıdır o.
Canın tepkisi, anlayıştır; haber alıştır; kimde daha fazla anlayış, haber alış varsa o
daha fazla Allahlıktır.
Melekler tümden akıldırlar, candırlar. Öylesine yeni bir can geldi ki, melekler o canın
bedeniydiler ancak.
Kutluluklarından o canı gördüler de beden gibi o cana hizmetçi kesildiler.
İblis, ayrılmıştı, baş çekmişti o candan. Canı yoktu; onun için canla birleşmedi; o can
için kendini feda edemedi. Kırılmış bir eldi, teslim olmadı, canın buyruğuna uymadı.
"Gerçekten UluTanrı yüce işleri sever, şerefli işleri sever, aşağılık işleri sevmez."
H.(Cami I-63) Gerçekten de, İnsan himmetiyle yücelir, gayretiyle yükselir.
Kötü huylu insanlar kendi suçlarını, kusurlarını, ayıplarını görmezden gelip
başkalarının suçlarını, kusurlarını, ayıplarını arar, söyler, sergilemeğe çalışırlar.
"Vicdanınıza danışın."H
"Hüküm verenlerin en gerçek ve doğru hüküm vereni"dir O.11/45 ve 44/8
"Artık kim bir zerre kadar hayr yapmışsa onu görür ve kim bir zerre kadar
şer yapmışsa onu görür." 49/7-8
"Hiçbir suçlu, bir başkasının suçunu yüklenemez ve and olsun ki insan ancak
çalıştığının karşılığını elde eder." 103/38-39
A genç, takdire az bahane bul. Dünya tuzaktır, yemi de istek. Bu dünyanın nimetleri
pek güzeldir, sınanmadan önce uzaktan pek hoş görünür. Yemi meydandadır da, oltası,
tuzağı gizlidir. Ama önce nimet verişi hoş görünür sana.
Yaradan, kimseye kötü birşey vermez. O bilir de kul istemeden verir zati.
İstek tuzaklarından kaç, ama sabredip yaradanın emriyle istersen, o isteğin çok
yerinde ve her bakımdan hayrlı olur, sonuçlarıyla seni üzmez. Böyle gidersen yüzlerce
ferahlık bulursun; O'na aykırı davrandıkça da bozulup tepe-taklak gitmeyi, dipsiz kuyu
gibi bataklıklara battıkça daha da battığını görürsün.
O sana dost olursa buyurdu mu kötü kalmaz, kafirlik bile O'nun yolunda olursa
iman, inanç kesilir de o gerçek sana halen gizli, mahrem edildiğinden kafirlik sanırsın.
Sen nimete şükret, Hakkın verdiği nimeti bil ve bir zeresini bile Hakka karşı kullanma.
Vicdanına danış, kendi nefsine bak, dürüst yargıla, dışa karşı, "desinler" diye değil kendi
kendine, kendi içinde dürüst ol. Nimete kafir olma. Gerçek inanç da budur, gerçek küfür de.
Bil ki, sana gelen tüm hizmetler Hakkın verdiği nimetlerdir. Her nimet sayısız aracılarla sana
ulaşır. Nimete nankör olan, bilmez kimlerin, nelerin sayesinde yaşadığını, bilmez kimlerin
hakkının, emeğinin kendisine geçtiğini, bilmez de herkesin kendisine hamal olmasını ister.
Yükünü de, suçunu da başkasına yükleme, kendin yüklen de hür yürü . Sorumluluk duyup,
bilincine vardıysan, bil ki: Şükran borcunu ödeyemezsin ömrünce insanlığa yönelsen de...