Bir malın alım satımı sürecinde, onu alıp satan kişi yada kurum'un hayatını idame ettirecek olan farkı üzerine koyarak satması mı islama göre KAR dır. Yoksa Çok daha fazlası mı?
Haram nedir?
Bir malın alım satımı sürecinde, onu alıp satan kişi yada kurumun hayatını idame ettirecek olan farkı üzerine koyarak satması İslama göre kar mıdır? Genel olarak evet.. ancak bu ticari işlem başkalarının maduriyeti, mutsuzluğu ve yoksulluğu üzerinden kazanç sağlamıyor ise...
" Servet içinizden yalnız zenginlerin arasında dolaşan bir devlet olmasın" Haşr suresi 59/7... İslam dini, servet ve mülkiyetin yaygınlaştırılması konusunda çok hassas yaptırımlar getirmiştir.
Her türlü faiz, zamanla oluşan rant ve spekülatif kazançlar haram kabul edilmiştir. Ancak kar güdüsü girişim özgürlüğüne parelel olarak geniş çapta kullanılmış. Günümüz ekonomisinde faiz anamalın, karda teşebbüsün geliri sayılır. Araplar bile Hilei Şeriye ile..dine uygun hile ile... faize göz yummak zorunda kalmıştır bugün. Hristiyanlar ile Yahudilerin arasında ki düşmanlığın faiz yüzünden ortaya çıktığı söylenir... Katolikler, İsa'nın faiz yasağına uyarken, Yahudiler Musa' nın yasağına aldırmayarak faizle ile para vermişler . Yahudiler para için tanrısını bile tanımaz derler ya... hakikaten doğrudur. Ancak yüksek kar ve faiz devlet politikası haline getirildiği vakit, her ne koşulda olur ise olsun en nihayetinde halkın yoksullaşması kaçınılmazdır. Birileri hiç emeksiz, haddiden yüksek para kazanır ise, başka birileri bundan mutlak zarar görecektir. Hal böyle olunca dinin de bu kazancı haram kabul etmesi kaçınılmaz olmaktadır.
İslam dini mal komisyonculuğunu bile, malların üreticiden tüketiciye en kısa yoldan ulaşmasına engel olması sebebi ile hoş karşılamaz. Sermaye emekle birlikte yasallaşır islam da..bu sebeple, maliyetin çok üzerinde yapılan satışlar meşru değildir. Meşru olan yalnız emeğinin hakkıdır. Bu emek hakkının belirleyicisi de serbest piyasa ekonomisinde üreticinin vicdanır.
"İnsan ancak kendi çalıştığını elde eder" Neçm Suresi, 53/39....
Selamlar...
bu malı korumak için x kişisi
Dizmek için y kişisi
satmak için w kişisi
paketlemek için q kişisi çalışıyor
a malının alınışı 100 birim
vergisi ve x+y+w+q ve tüm masraflar çıkınca
geriye
h
kalıyor
bu h
nin
x
y
w
q
ile bir nitelik fakı yok ise
yani
x y w q da
bu organizasonu yapabilecek
nitelikte ise
h nin x y w veya q dan yüksek olması helal midir...
Yani herhangi bir sermaye sahibi olmak
rızkın üleşiminde de sahibi olunan sermaye karşısında sermayesiz emeğin oranını düşük mü tutar..
baqşka türlü anlatalım
bir işyerinde işyeri sahibi ile
çalışanların
işin kotarılmasında gerek nicelik olarak gerekse nitelik olarak aynı işgücünü işe aktarmalarına karşın, işverenin kardan daha fazla pay alması helal mi dir?
Sermaye sahibi olmak
rızk üstündeki adaletsiz üleşimi haklı mı çıkarır?
Evrim mevrim koyun bir kenara
hadi ileriye bakalım
dha adil bir üdnya için
Yahu Gak.. Neyin var senin bugun... Oyle bir soru soruyorsun ki, Kur'anda kapitalist ekonominin ilkelerinin olup olmadigini soruyorsun ve konuyu alabildigine karistiriyorsun.
Kur'an yalniz faizi reddediyor. Gerisi helal.. Kur'an bir ekonomi kitabi degil kardesim..
Herseyden once sordugun sorularin gecerli oldugu toplumdaki ekonomik istikrarin ne oldugunu sorman gerekiyor. Yalniz basit bir kar haddi degil senin sordugun. Bu konuda bircok ekonomistin Nobel kazandigini biliyor musun? Yoksa, Muhammede de bir Nobel mi vermek istiyorsun?
Isverenin herkesten daha fazla kar yapmamasi icin bir neden yok... Cunku bu durum faiz degil. Ana paranin (kapitalin) umulandan fazla para yapmasi.. Bunu faizle karistirma.. Asla...
Soyle bir ornek verebilirim...
Diyelim ki kafasi calisan birisin ve bir kesfin var ve ona inanilmaz bir gereksinim var. Bir is yeri actin. Iscileri buldun. O gunku kosullarda her iscinin saatlik ucreti 4 dolar. Bir gunde 1000 isci 100,000 uretti... Sonunda sana o malin maliyet tanasinde 1 dolara geldi. Pazar o mali 100 dolara satman icin elverisli ve sen sattin.....1 dolara mal ettigin mal, 100 dolara musteri buldu ve 99 dolar senin kesene gitti. Bu helal mi, yoksa haram mi? diye soruyorsun. Helal... Son dolarina kadar. Kazandigin para faiz degil, senin alin terin, senin aklinin urunu... Hic bir sistemde bu (sosyalist sistem haric) haram olamaz...
Bence kazancin helaldir.
Muslumanlikta bile.....
Ettğim kar herhangi bir işte
masraflar çoktıktan sonra
verilen emeğe
adaletli bölünmüyorsa
bu helel mi diyorum?
Yani pasta imal ediyorum diyelim
ben tüm geliri gideri kontrol eden
işi organize edenim
varsayalım bu konuda
eğitimim de var
ve işin sahibiyim
bir de ustam var
malzemeyi önüne koyuyorum
o imal ediyor
burada
işçilik dışında
benimki ve onunki dahil
kalan Kar
kimin
işçilik yani ameğin niteliği oranında
tekrar bölünmesi
gerekmez mi?
bölünmez ise
hak geçmez mi?
Kuran ne kitabı
pekiyi
bireyi ibadetle
cennete çağıran kitap mı?
Ahlak nedir?
Önemsizmidir?
Hak nedir?
Rızk ne?
mal istifinden kasıt kuranda sadece riba mıdır?
Bu KAR ın sermaye sahibinde kalışı
helal midir
haram mı?
Soru bu kadar basit...Senin örneğine de geliriz(aslında 1 maliyetin 99 a satlışı da toplumsal bir boyutu) ama önce şu işi bir mikro anlamda sorgulayalım? Öyle ya İslami görüşteki kimi kuruluşlar azbuçuk bu temelde kar payı dağıtmıyorlar mı?
Faiz yerine kar payını öneren islami bakış değil mi..
Soru ŞU:
Kar payı
sermaye sahibine mi haktır sadece
onu oluşturan emeğin bunda hakkı yokmudur?
kurana gore helal diyor
haci bence diyor...
haci zenginmisin!?
kazancin azi-cogu alan-satan anlasmasi ve helal olmasi
mesru ve allahin haram kilmadigi yollardan
karsilikli anlasma ile yapilan alis verislerdeki kazanmanin cok ayetle namazdan sonra sarfetmekten bahsetmesi kazancin guzel olmasindan olsa gerek
veren elin
alan elden ustunlugu vs...
....belli ki kazanmak guzel birsey
kazanip paylasmak ile helal olurken
kazanip biriktirmek ile helal olsa bile mal yigmak ve sarfetmemek ile ne oluyor..?
mal ile olumsuzlesmeyi sanmak kinaniyor..
vay haline!
2/273. Sadakalarinizi, kendilerini Allah yoluna adayip yeryuzunde dolasamayanlara, hayalarindan dolayi, kendilerini tanimayanlarin zengin saydiklari yoksullara verin. Onlari yuzlerinden tanirsin, insanlardan yuzsuzluk ederek bir sey istemezler. Sarfettiginiz iyi bir seyi Allah suphesiz bilir.
2/274. Gece gunduz, acik, gizli, mallarini sarfedenlerin mukafatlarini Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar uzulmeyeceklerdir.
vicdan bilir cok seyi
karin normalini ve anormalini
malin ustune mal yigani
nereye goturcen?
sarfet ki daha cok kazanasin..
kazandikca daha cok sarfedesin
haci
kuran bastan sona bu konuya yer verir
kuranda namaz yok
kuranda ekonomi yok..
kuranda kime birsey sorsaniz..
kuranda o yok..
bu kuranda ne var ya?
Bir girişimcinin nihayi amacı kar elde etmektir. A malını tasarlayan, üreten, stoklayan, taşıyan, pazarlayan emekçilerin ise amaçları emeklerinin karşılığını almaktır. Nihayetinde tüm girişimlerin ve emeklerin altında para kazanma niyeti vardır. Adil gelir bölüşümü, sermayedarın, elde ettiği karı, emeğini kiraladığı kişilerle eşit bölüşmesi değildir. Bu adil bile değildir...farklı emeğe farklı ücret ödenmesidir adil olan, diyorsunuz ki; bir organizasyonda a, b,c,d işlerini yapanların emeklerinin nicelik ve nitelik yönünden bir farkları yok ise..ki bu mümkün değildir... karda sermayadar ile eşit oranda hak sahibi olmalıdırlar. Hayır efendim... böyle bir hak yoktur. Bu hak girişimcinin emekçiyi sömürmesi gibi, emekçinin de girişimciyi sömürmesini doğurur. Ayrıca kar ile emeğe ödenen ücret ters orantılıdır. Kar sermayedarın elinde kalmaz ise ticarethane kendini döndürme yetisini de kaybeder. Çünkü kazandığını yine işine yatıran yalnız girişimcidir. Emekçi, iş yerinde hisse sahibi değil ise kazandığı parayı asla işine yatırmayacaktır. Emekçi ile işveren arasında kazanım farkı olmalıdır ancak hayat standardı bakımınıdan fark olmamalıdır.
Adil olmayı her zaman eşit olmaya indirgerseniz, çalışkan ile tembeli, akıllı ile aptalı da aynı kefeye koymak zorunda kalırsınız ki asil adaletsizliği o zaman yapmış olursunuz.
aslında çalışanlara kar payı verilmez
şirketin az bir miktardada olsa ortağı olan
üyelere ancak kar payı dağıtılır
çalışanların ücretlendirilmesi işin durumuna bağlıdır
küçük çaplı iş yerlerinde mesela senin verdiğin örnekte kar payının dağıtılması makul gibi görünür yani gelirler ve giderler asgari derecededir küçük bir pasta imalat yeri olduğu için işçilerde dolayısıyla azdır
biz kar payını dağıtalım diyerek dağıtılmaya kalkılsa işin içinde çıkılabilir
ama büyük fabrikaladaki kar payının bu işçilere dağıtılması imkansızdır
ve yersizdir
bu durumda işçiler kardan pay almazlar
belki aylık ücretlere zam yapılarak işçilerinde standartları değiştirilebilir
Bilirmisiniz ki ülkenin en kar oranı yüksek işlerinden biri belki de birincisi simit ve limon satmaktır. Her ikisinde de kar yüzde yüzleri bulur hatta geçer. Ama Gak örnek verirken de helalden bahsederkende bunların karlarını kasdetmez. Zira konu gak ın konusu değildir iş olsun diye konuya girmiştir. En büyük hacımlı işlerde (mesela toplma 154 milyar doları bulacak olan helikopter ihalesinde) ise Türk tarafının karı (ya da komisyonu yüzdelerle değil bindelerle ölçülür) demek ki ortada irdelenip şu olmalıdır diye konuşulabilecek bir kar marjı hakkaniyetinden bahsedilemez. Konu kar marjı değil kazanılan para miktarı ise onu da belirleyen ve kısıtlayan bir sürü gerçek vardır. Otobüs şöförlüğü uçak pilotluğundan daha meşakkatli bir işdir ama pilotun temininde zorluk değerini arttırır. Gene bazı meslekler daha kolaydır ama risk çok yüksek olduğundan üç kazançtan sonra gelebilecek bir zarar karı eritebilir.
Her malı ekmek her üretim yerini de fırın zannetmek düşünen akla yakışmaz.
Ne kuranın ne dinin işi ekonomiyi yönetmek olamaz. Olursa kuran da din de şişer sonunda. Şimdi şiştiği gibi. Kazancın helaliği ise ya emekle, ya sermaye ile, ya ticaret ile yapılmasında ve yasal olmasında sınırlı kalır. Yani helali din ve kuran değil neticede o kazancın yapıldığı günkü toplumun ahlak anlayışı belirler.
İnsan kazancının makul ölçüde kalabilmesinin tek yolu ise rekabettir. Dinleri bile nizama sokan rekabet hem de.
Kusura bakmayın ama sizde kuran saplantısı oluşmuş. Nerdeyse tuvalet temizliğini bile orda arayacaksınız.
Bir zamanlar bana birisi Hz. Muhammedden ''Ben kağıt üretilen yere ayaklarımı dahi uzatmam'' diye bir hadis söylemişti. Bugün o kıymetli kağıdın üzerinize af buyrun popomuzu siliyoruz. Üstelik o kağıdı kullanmak son derece hijyenik ve parazitlerden korunmanın en etkin yolu.
Ekonomi sürekli gelişip genişlerken kurallar da sürekli değişmek zorunda kalır. Bu durumda Kurandaki ekonomik kuralların da boyuna değişmesi gerekecek.
Birgün sonraki değerinin ne olacağı hiç belli olmayan ve doğrudürüst bir kritere de bağlı olmayan borsa bundan 100 yıl önce kumar ve haksız kazanç olarak nitelendirilirdi. Şimdi halk teşvik ediliyor her yerde borsaya güvenin diye.
Bunlar son derece ciddi ve ülkenin ve ailenin geçimiyle ilgili konular. Kurandan üç beş ezber ayet okuyanın üfüreceği ve insanları yönlendireceği şeyler değil. En azından yıllarını bu işlere vererek eğitim görmüş aklını kullanan insana hem haksızlık hem hakaretten başka bir şey değil.
Olayı vicdana bağlamak da yararsız bir çaba. Karınızı maksimize edebileceğiniz yerde bana bu yeter demek potansiyelinizi küçültmek, rakibinize şans tanımak, yatırım imkanınızı azaltmak yani akılsızlık yapmaktan ibarettir. Kanaatkarlık en akılsız ve iddiasız toplumlarda özellikle belirli bir zengin zümrenin din kanalı ile girişken insanları frenleme yöntemidir. Ekonomiyi onun kendine has yöntemleri yönetir. Bu yöntemler zaman zaman devletçi, sosyal adaletçi, liberal, kapitalist .vs. olur kendi içlerinde de bir sürü yola ayrılabilirler ama hiçbir zaman islami, musevi veya isevi ekonomiler olmazlar.
Gönlünüz herşeyi Kuran da bulmak isteyebilir ancak ortaya birileri ekonomik bağlamda ondan iyisini koyarlar sonunda yaptığınız Kurana haksızlık olur.
Kullar kurana göre Allah önünde eşittir, kimsenin kimseye imtiyazı yoktur.
Dünya malı ise
kuşkusuz nihayetinde
Allaha aittir.
Sorun şudur
Allah kimine az kiine çok mu veriyor da dünyada bir rızk üleşimi adaletsizliği var.
Yani bunu da mı allaha yükleyecek insanlar..
Kuran ayetlerinin çoğu
sosyal adaletsizlikten sözeder sevgili bilg..
Biraz karıştıracak kitabı..
Eski peygamber ve rivayetler de
iman, tevhid ve soyal adalete bir öğüt babında zikredilir.
Sayın bilg nicel bir fark ile
nitel bir fark yaratmaya çalışmış..
Bizim elbette telekeom ihaleleriyle
ilgimiz yok
meblağları bilemeyiz..
Ama sorumuzda
kimi şeylere özen gösterdik
1- Emeğinn niteliğindeki farklar, yani daha fazla beyin faaliyeti(ki bilg konuyu anımsayacaktır tuknetten) daha yoğun bir emek prtaya koymaktadır...
2-sermaye sahibi olmak ile Sermaye ye hükmetmek de ayrılmıştır. sermaye yi yatırıma dönüştürenin de bir emeği ve oldukça yoğun bir emği olduğu kaçınılmaz.
tüm bu
tanımlar ışığında
soru
kimin neyi bildiğinin sidik yarışı değildir
soru:
İslama göre, ortaya koyduğu emek dışında sermaye sahibinin diğer emek koyanlardan daha fazla oranda bir hak taleb etme durumu, helal midir?
Yani soru sisteme yöneliktir
sermaye sahiplerine değil
"Bir malın alım satımı sürecinde, onu alıp satan kişi yada kurum'un hayatını idame ettirecek olan farkı üzerine koyarak satması
mı islama göre KAR dır. Yoksa Çok daha fazlası mı?
Haram nedir?" demiş... İslamda kar anlayışını sormuş, haram ne memen bir halt olduğunu merak etmişsin...
Ardından bir iki kıytırık cevap ettik... biz de bir halt ettik ...
"Sermaye sahibi olmak
rızk üstündeki adaletsiz üleşimi haklı mı çıkarır? " gibi başrol oyuncusunun alenen sermayedar olduğu bir yorum sorusuna cevap verdik.
Ama güzel kardeşim... sen tekrar başa dönüp;
Sidik yarışı yapmayın;
İslama göre, ortaya koyduğu emek dışında sermaye sahibinin diğer emek koyanlardan daha fazla oranda bir hak taleb etme durumu, helal midir?
Yani soru sisteme yöneliktir
sermaye sahiplerine değil .
Diyerek....işin bir de bokunu çıkararak ortaya kimsenin anlamayacağı, anlasada bir işe yaramayacağı bir diyalog çıkarttırsan nereye varırsın.
Otur sorunu bir kez daha düşün... yada boşver hiç oturma.. çık biraz hava al. Ekonominin din ile açıklanmayacak spesifik dinamikleri içinde barındırdığını, haram ve helal esaslarının belli kıstaslara tabi olduğunu ve her iki sisteminde birbirlerini bir anlamda kullandıklarını unutma.
Hava alma tavsiyem ile birlikte tabi...
Şansın açık olsun...
Ayşe
Sorumu yinelememin nedenlerinden biri sizdiniz sayın anşa
çünkü
belirttiğim halde
emeğin niteliği üzerinde yorum yapmıştınız
diğeri de bilg beydir
ki
o sanırım ne demek istediğimi anlıyor..
İslamın bir rızk ülşim adaleti vaazı var mı yok mu
demek önce bunu tartışmalıydık
özür
3-Onlar ki gaybe iman edip namazı dosdoğruy kılrlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan harcarlar...
rızk: ...mülk olsun olmasın yenilen içilen ve diğer şekillerde kullanılmasından faydalanılan mallara uygun olduğu gibi, evladı, eşi, gayret ve işi, ilim ve bilgileri dahi içine alır.(elmalılı hamdi)
168- Ey insanlar, bütün yeryüzündeki nimetlrimden helal olmak, temiz olmak şartıtla yiyin. Fakat Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır.
173- o, size yanlız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allahtan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona bir günah yükletilmez...
Yapma gak bu işte iter tutar taraf bulamazsın. Kuran içinde bulunduğu döneme ait ekonomik ve sosyal hayatın dışında hiçbirşey söyleyen, öneren bir kitap değildir. Helali açıklamak için Kuranı kullanmaya kalkarsan sadece sonunda Kuran eksik bu konuda hükmüne gelir çatarsın. Tabi kafanın arkasındaki plan bu noktaya varmak değilse zaten.
Son yazdığın bakara ayetlerinde de bu işin o dönem şartlarına uygun olarak son derece basit ve somut kalemler için basit çözümlerle ele alındığını da görüyorsun.
Ekonomide nicelik ile nitelik ise birbirlerine girmiş ve kimi zaman doğru kimi zaman ters orantılı olmuşlardır. Yani niteliği fazla olanın nicelik olarak karşılığın yüksek olması ya da niceliği fazla olanın ister istemez niteliğinin azalması gibilerinden. Bu ise özellikle niceliğin çok büyüdüğü yerlerde hiç uygulanmaz hale gelir. İkide bir şu telekom ihalalerine bulaşıp hafiften servet düşmanlığı izlenimlerini kasıtlı çağrıştırırsan sana eğer Telekom ihalesi olmazsa telekom da olmaz gerçeğini hatırlatmak düşer bana. Artık o zaman cep telefonunu dikine mi tutarsın enine mi sen bilirsin. (Bunla ilgili bir e-mail şimdi gönderildi sana)
Gelelim Kuranın sosyal demokrasiden bahislerine. Ya neden bahsedecekti Kuran Gak kardeş? Hangi devirde gelirse gelsin bir din kitabı özel olarak az gelirli kitleyi hedef almak zorundadır çünkü çoğunluk onlardadır. O zamanda o kitleye uygun ancak zengini de karşısına almayan yuvarlatmalar yapması son derece normal. Yani bugünün partileri gibi (marjinallerden bahsetmiyorum)
Sayın Ayşe,
Eğer bu "İnsan ancak kendi çalıştığını elde eder" Neçm Suresi, 53/39.... dinin ekonomik olarak kazanca bakışı ise zaten dinin kar yüzdesi ile ilgili hiçbirşeye karışmayacağı ortadadır. Ancak bunun hilafına bir şeyler de bulunması kitapta beni şaşırtmaz. onun için ekonomik meselelerde herhangibir şekilde dini bakış araştırılması ya da hükümler getirilmesi dine de kitaba da ekonomiye de yazık olması anlamına gelir. İnsanlar bunu peşin peşin kabul edip dinle ilgilerinde ekonomik boyutu din dışı tutmak mecburiyetini anlamak zorundadırlar.
Emeğin değerlendirilmesi ise tamamen subjektif bir konudur. 15 - 20 yıl öncesine kadar emek alınteri ve kaba kuvvetten ibaretti. Şimdi bilgi bunları solladı. Yarın zeka ve kabiliyet ile bilgi üçlüsü emeği teşkil edecek. Siz bunların neresindesiniz? Fırın işçisinin terinde mi bilgisayar programcısının saate karşı stresinde mi? Hangisini alır öbür tarafa koyarsanız hala ekmek yersiniz ya da bilgisayarınız işler burada önemli olan bunun ayırdına varmak.
1- Emeğin niteliğindeki farklar, yani daha fazla beyin faaliyeti(ki bilg konuyu anımsayacaktır tuknetten) daha yoğun bir emek ortaya koymaktadır...
2-Sermaye sahibi olmak ile sermayeye hükmetmek de ayrılmıştır. Sermayeyi yatırıma dönüştürenin de bir emeği ve oldukça yoğun bir emeği olduğu kaçınılmaz.
(Önce biraz nizama soktum yukarıdaki yazını kusura kalma.)
Emek hem de bilgi ve zekaya dayalı, yani daha önce önerilmemiş şeyleri de önerebilen, emek önemli bir sermayedir. Hatta bu sermaye günümüzde çok kısa sürede en önemli sermayedarlar listesini allak bullak da etmiştir. Dolayısı ile emek ve sermaye içiçe girmiş olgulardır artık. Bunu daha güncel ve bize uyar boyuta da her araba tamircisi çırağının birgün araba tamir dükkanı açabildiği yani sermayedar olabildiği olgusuna bile çakıştırabilirsiniz. Yani uzun soluklu süreçlerde baktınız mı bir yüzyıl evvelin ideolojik tanımlamaları tam anlamı ile şişmiştir artık. Üstelik o denli hızlı bir değişim söz konusudur ki şu anda hiçbir ekonomist ortaya çıkıp uzun vadeli temel ideolojiler söyleyememekte ve ortalık futurizm sevdalıları ile çağsıl kahinlere bırakılmaktadır.
Gene sermaye sahibi olmak ile sermayeye hükmetmek arasındaki özenine geri dönersek, bu konuda haksızsın demek zor. Hatta güncel baktığımızda Dinç Bilgin olayında sermaye sahibi olan bu şahsın bu sermayeye hükmetmek bağlamında öznel bir açılım olan bankacılıkta fena halde şiştiği de çok ortada. Ancak bir noktaya da parmak basmak isterim. Sermayeye hükmeden insanların büyük bir sessiz çoğunluğu o sermayenin hamalıdırlar. İş saatleri en emek yoğun çalışanlardan çok daha fazla, iş stresleri inanılmaz derecede yüksek ve ayrıca kazanç/gönenç oranları da inanılmaz düşüktür bu insanların. Ot gibi yaşar ot gibi ölürler sermayelerinin hizmetkarı olarak. Bir örnek daha vereyim 1000 tane 1 milyarı olan insan sadece tüketime çalışırken 1 tane 1 trilyonu olan insan genelde yatırıma çalışır. Mühim olan sermayenin sonunda yatırımın hizmetine dönüp dönmediğidir.
Dönüyorsa din helal etmezse o yatırımın ekmeğini yiyenler helal edeceklerdir.
Böyle bir süreçte dinin helalinin hangi kar marjına bağlanabileceği ile meleklerin cinsiyeti arasında da kanımca önemli bir ilişki bulunmaktadır.
Karl Marx ın ölümsüz başyapıtı kapital de bütünüyle açıkladığı sınıf savaşı,tarihsel olarak açıkladığı üretim biçimleri ve ona bağlı işleyen emek_sermaye ilişkilerini Muhammed nerden bilebilirdiki?bildiği kadarıyla rızıklar,nasipler,doğruluk,dürüstçe çalışma,tefecilik hakkındaki düşündüklerini ifade etmiş kuranda..o kadar.
Sermaye tek başına bir tanımdır
onun sahibi olanın bugün a yarın b oluşu
herhangi bir adalete gösterge olmaz.
KOnu 1 trilyona sahip olma meselesidir zaten
1000 kişiye
kardan gereken hakca payı verdiğinde
bunun yatırıma dönüşmeyeceği önyarsı da nereden çıkıyor?
Hiç denendi mi?
Totoloji denilen birşey var duydun mu?
Sistemi sorguluyoruz
sermayedarları değil....
Bu anlamda sermayeye hükmetmek de bir emek zati.
Yani yatırımı yapan da
aslen emek gücü..
Ama bu
sermeye sahibi ile
ancak bizim gibi ülkelerde gözden kaçıyor..
Oysa sermaye sahibi
bu yatırımı
kendi belirlemez
hatta günümüze artık
hiçbr emek harcamaz
onun yerine bu işi yapan
emekçileri vardır
sonuçta
sistemi vareden
emektir
sermaye değil..
Bir holding pazarlama müdürü
belki de en çok sömürülen emekçidir bu anlamda..
Konu
yatırıma dönüşsün yada dönüşmesin
bir fazlalığın
emeğin niteliğine göre
hakca üleşilip üleşilmemesi..
Düşük fatura ile ithalat birebir kuranda yok
ama bence kurana göre haram...
İşçiyi çıkarıp, tazminatını ödemeyip onu mahkemeye zorlamak ve böylece onu yıpratıp sonra da tazminatı takside bağlamak da bence islama göre haram ama kuran da yok..
bütünolarak değil, parça parça bir aleti ithal edip düşük kdv ödemek ve sonra burada biraya getirip imalatçı sıfatı ile teşviklerden yayaralamak bence kurana göre haram, onu biraraya getririp yüksek kdv yi tüketiciye ödetmek daha bi haram ...Kuranda geçmiyor tabii..
Kolay kredi almak için, kendi bankanı kurmak bence kurana göre haram
ama kuranda yok
Acaba biz mi olmayanı kitaba uyduruyoruz
yoksa
kimileri
olanı
kitabına mı uyduruyor?
Kimi yazılanı anlar yazana öyle cevap verir, kimi hapishanesine aşık olmuştur işletmecisine rahmet okur. İflas etmiş patronun da sadık hizmetkarları vardır iflas etmiş ekonomik doktrinlerin de. Kula kul olmaktan hoşlanan da vardır ideolojiye kul olmaktan da hoşlanan. Bu beni gülümsetip kendi aklımı daha çok sevdirir bana.
Sağolasın hegel kardeş.
Sana gelince gak kardeş..........
Cevaba cevap, cevaba cevaba cevap
devam edip durmaktayız. Ne ben ne sen ayırdına fazla da varmadan helalin. Kuranın karı çil çil para olsaydı helali çözmek çok kolay olurdu ama o da biraz gaybe dair kalmış. Ne bilsin Allah insanların bu kadar girift ekonomik ilişkiler kuracağını.
Affet bu seferlik....
İnsan aklı şeytanın kontrolunda iş ekonomiye gelip çatınca. Sen şeytanca düşünüp gümrük vergisi alayım diyorsun insanın insana ürettiğinden toprağın bir yerinden bir başka yerine gitti diye o tutuyor fiyatını düşük gösteriyor ki az vergi ödesin diye. Gümrük vergisini KDV yi kitapta bulamıyorsun ama az ödenmesini kuran da bulup helalini esirgeyiveriyorsun.
Emeğin tarifinin güçleştiği, sermayenin tarifinin ölçüsüzleştiği günlerde çatıştırmanın bunları birbirine hiçkimseye zarar vermeyeceği boşluğu kardan zarar gibi mi geliyor acep.
Kaynamaktan dibi tutmuş kazan da buhar çıkaracak su mu arıyor akıllar.
İşçinin tazminatına karışmam. O verenin de vermeyenin de alanın da almayanın da sütüne kalmış. Helali de haramı da günahla sevaba bulaşsın inşallah derim.
Ancak hırsızlığın, üçkağıtçılığın adi hesaplarını ekonomiye genelleyip sonra da helali haramı kuranda yaygınlaştırmak hangi kitapta hangi helale girer onu da sen düşün.
Kestirme gideyim de yorulmayayım emek harcamadan.....
Ekonominin en son ve en anlamsız kitabı Kurandır herhalde. Onunla da yarışsa yarışsa kafası sosyalizm örümcekleriyle türbanlanmış yasakçı kafanın yasa kitabı yarışır. Toptanına başka KDV perakendesine başka KDV koyan yasa kitabı.
Dangalakların dangalaklığı akıllıların akıllılığına engel olan ülkelerde helal de haram da dangalakça yorumlanır...
1-Nizamı sayfaya sokan, yazılarını unutmayacak.
2-Fikir tartışmasında, fikri olmayan kişisel saldırı gibi bir ahlak dışılığa dümen kıvırmayacak
gak ın fikirleri ortadadır
yaftalamak isteyen yaftalar
Gak ın
felsefesinde
ideoloji şöyle tanımlanır:
"İdeoloji bir yanılsamadır" Marks, Brumiere
İnsan bilmediği şeyi
de
yaftalayamaz ya
hadi neyse...
sunulu
magazin üstbaşlıklar
Gak ı bağlamaz
Gak fikir sunuyor
Sermayedar ile sermayeyi ayırıyor
ama sermayedar alınıyor
ne yapalım...fikirden vazcayıp onu mu pohpohlayacağız..
Fikir
kişinin
ulaşabildiği düşünce mirasınca ortaya koyabileceği birşey
bir fikirde
önce niyet
sorgulanır
sonra tutarlılık
sonra gerçekşelebilirlik
daha niyetimizi anlatıyoruz
ama kimileri
maşallah niyetimizi
bizden önce biliyor
onu bir magazin ideoloji olarak yaftalıyor
niyetle niyet mi karşıkarşıya
fikirle fikir mi?
la mettrie*
Darwinden tam yüz yıl önce
"insan bir makina" adlı felsefi çalışmasında şunu söyler:
"Aynı zamanda maymunların yapılarının ve işlemlerinin benzerliği öylesine büyüktür ki....
...Hayvanlardan insana geçişi çok şiddetli bir şekilde olmamıştır..Sözcüklerin bulunmasından ve dillerin öğrenilmesinden önce insan da sadece kendi türünde bir hayvan değilmiydi...İşte insanların akıl sahibi olmak için duygularını ve içgüdülerini, bilgi sahibi olmak içinse akıllarını nasıl kullanmış olduklarına değin fikirlerim bundan ibarettir**
Gak ın fikirleri bellidir
Nizamın da öyle:)
bu sayfada kim neyi isterse onu tartışır
tartışmaya
fikri yada nizamı sokma tercihi katılımcıların NİYETLERİ ile belirlenmiştir
Lütfen ciddi olalım:)
sevgiyle
*Mettrie 1709 doğumlu bir fransız filozofudur,1747 de bu kitabı yayınlar. Tüm kilise, kalvinisler, katolikler ve lutherciler mettrie yi lanetlerler. Kimi filozoflar ise onu Tesadüfü güçlü sezgileri olan bir filozof olarak tanımlamışlardır..Oysa Metrrie pek az kişinin bildiği gibi Bir DOKTORDUR...Darwin tam 100 yıl sonra dünyaya gelcektir..
**İnsan Bir Makina, julien Offray De LA Mettrie,çev. ZEhra Bayramoğlu, Havass yay.,1980, s 32
Ne bu be çingene kavgası mı yapacaz. Sen benim yazdığımın geneline ve özeline bakacağına neresine alınacağını mı cımbızlamakla meşgulsun Gak kardiş. Orada yazılı olan ve gerçekten saldırı niteliğini bilerek ve isteyerek taşıyan ve de taşıttırılan lafların adresleri sen olacak olsan şakkadanak yüzüne yapıştırırdım. Onların açık saçık adreslerinin altı ANKARA diye biter.
Nizama ise hiç aldırma tabii o işin şaka bölümü. Hep ciddi olmak bana yakışmaz da.
Geri kalan fikirlerin ile ilgili bi şeyler yazacam da önce şu alınganlığını bi tamir et.
Nasihatlarında H. Hasan Efendi (k.s); Peygamberimiz
(s.a.v)’in “Benim zamanımda fakirlik, ahir zamanda
zenginlik hayırlıdır.”, “Veren el, alan elden üstündür.” hadis-i şeriflerini çokça ifade ederek emeklerinin dışında hiçbir şeye meyletmediklerini, levha yazarak rızıklarını temin ettiklerini
anlatırlardı. “İmanlı sanatkarı Cenab-ı Hakk’ın sevmesi
muhakkaktır.”1 “En temiz kazanç kişinin elinin emeğidir.Kişinin kendine, ehline, çocuğuna hatta hizmetçisine yaptığı masraf, harcadığı para sadakadır.”2 buyurur Efendimiz(s.a.v)
Dedem Mustafa Hulusi (k.s)rızkını alınteri ve el emeğiyle sağlayanların taamından yiyerek rahatsızlıklarını geçirirlermiş. Evimizden sofra hiç eksik olmaz, turşu ile bulgur pilavı ikram edilir.
Yemeğin tadının nereden geldiğini soranlara Mustafa
Hulusi (k.s), taamın helal olup, rıza-i ilahi ile
hazırlandığını söylerler.
Üstazımızın misafir oldukları hanenin önüne sabahın erken saatlerinde bir zat gelir, “Efendim davet olunduğunuz ev sahibinin kazancı şüpheli, feyizine mani olur” der ve ayrılır.
Haramla iştigal edenlerden biri Sami Ramazanoğlu (k.s)’nu davet eder. Sabah kahvaltısı ikram edilirken çaydanlığın kulpu koparak kaynar su, Üstazımızın ellerine dökülür. Aman Üstazım diye telaşa kapılanlara “Bizim elimizi ates yakmaz.” buyurarak sofradan kalkarlar.
Yahyalı’dan bir amca H. Hasan Efendi (k.s)’mize bir bakraç bal getirir. Anamız hediyeyi görünce tiksinir. Üstazımız da çam sakızı gibi görür. Amcanın eline bakraç teslim edilir.Biraz yürüdükten sonra amca, “herhalde balın yerine başka bir şey konmuş” der. Açıp baktığında boşaltmayı unutmuşlar diye tekrar getirdiğinde Üstazımız kabul edemeyeceklerini
söylerler. Gelen hediye meğer, mirası bölüşülmeyen maldan getirilmiş. Nefsine yenik düşen zat, “babası böyle reddetmezdi” diye şiirler yazar. Hadiseden haberdar olan Kürtoğlu Mehmet Amca, bu tavrın helake götüreceğini izah edince nedametle şu şiiri söyler:
“Şemsi yine dillenecek,
Bellenirse bellenecek,
Yolun taşı ellenecek,
Taşına kurban olduğum.”
Yeşilhisar içmecesinde Sami R. O (k.s)’na, bir kadın
meyvelerden ikram eder ayrılır. Meyveye el sürmek
isteyenlere Üstazımız engel olurlar. Bir müddet sonra tapu memuru gelerek “efendim meyveleri getiren hanım, mirası bölünmeyen maldan getirdi.” der.
Haram lokma şöyle dursun, gafletle pişen taamdan da yemez arifler.
Sivaslı İbrahim Hakkı Topraklı (k.s) (İhramci Zade) bir defasında ikram olunan çayın Allah(c.c) düşüncesinden uzak olarak hazırlandığını, içenlere
gaflet vereceği düşüncesiyle tekrar huzurla kaynatılmasını emir buyururlar.Taliplerden aşık bir zat
ocağa koyduğu çay demlenirken, kendisi de kalbi ateşli, gözü yaşlı, ilahi şevkle demlenerek çayı hazırlar.
Helal yoldan temin edilen kazanç bizim de, evlatlarımızın da ıslahına vesile olur. Üstazımızın Üstazı S. R. O (k.s)’nun doğumunda kapıya gelip kaybolan zat, “Anne, dünyaya gelen
yavru zamanın kutbu olacak, sakın onu abdestsiz emzirme,şüpheli taam yedirme” demiştir.
İmam-ı åzam’ın (rh.a) babasının dere kenarında abdest
alırken suyun getirdiği elmanın dişlerinin dibine temasıyla oğlu İmam-ı åzam (rh.a)’ın, Kur’an’ı bir günde değil de iki günde hıfzettiği nakledilir büyüklerimizin dilinden.“Kişinin yediği en hayırlı yemek, elinin emeğiyle kazandığı yemektir. Davud Peygamber de elinin emeği ile geçinirdi.”3
Helalinden çalışarak yorgun bir vaziyette yatağına giren insan, günahları affedilmeden uykuya geçmez.” 4 buyurur Efendimiz (s.a.v).
Rabbimiz (c.c): “Ey iman edenler! Size rızık olarak
verdiğimizin helalinden yeyin! Eğer yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin!5 “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl bahanelerle yemeyin! Ancak karşılıklı rıza ile yaptığınız ticaret başkadır. Nefislerinizi öldürmeyin! Şüphesiz ki Allah size karşı çok bağışlayıcıdır.”6
Allah (c.c)’ın halk ettiği nimetler boş yerine yaratılmamıştır.“Sizi boş yere yarattığımız ve sizin hakikaten huzurumuza getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”7 Biz gök ile yeryüzünün v ikisinin arasında bulunanları batıl olarak yaratmış değiliz. Bu küfre kayanların zannıdır. O küfre kayanlar için ise ateşten
helak vardır.”8
DÜNYAYA BAKIŞ:
Nebi (s.a.v) Selman-ı Farisi ile Ebu’d-Derda arasında kardeşlik tesis buyurmuştu. Selman (r.a) Ebu’d-Derda (r.a)’yı ziyarete geldiğinde eski elbiseler içinde
gördü. Anası: “Kardeşin bizi de, dünyayı da terk etti. Gündüz oruç, gece mukim” dedi. Ebu’d-Derda kardeşi Selman’ı öptü, kucakladı, yemekler ikram etti ama kendisi oruçluyum diye yemedi. Gece yatırdı kardeşi
Selman’ı ama kendisi uyumadı. Selman (r.a) engel oldu ise de tekrar taate koyuldu. Yine Selman (r.a) mani oldu.Gecenin ahir vakti olunca ikisi de kalkıp ibadet ettiler.Namazı müteakip Selman (r.a) kardeşi Ebu’d-Derda’ya:
“Kardeşim! Üzerinde Rabbinin, kendinin ve ailenin hakkı
vardır. Meşru olarak ye, iç, oruç tut, namaz kıl, uyu, hayat yoldaşınla seviş.” dedi.
Ebu’d-Derda bu hadiseyi Nebi (s.a.v)’e anlatınca Resulullah(s.a.v) “Selman doğru hareket etmiştir.” buyurdular.Kur’an-ı Kerim’de acile9 ve ula10 olarak tanımlanan dünya hayatı, ahirette ebedi saadeti elde etmemiz için kullanılaca olursa mezmum değildir. Hadis-i Şeriflerinde Efendimiz (s.a.v) şöyle buyururlar: “Sizin en hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını terk etmeyen ve insanların sırtına yük olmayandır.” Deylemi Enes (r.a)’den. Muhiddin-i Arabi (k.s) dünyayı, ilahi güzelliği yansıtan bir ayine olarak tanımlar.
Peygamberimiz (s.a.v): “Muhakkak Cenab-ı Hak dünyayı ahiret niyetine göre verir.” buyurmuştur. “Rabbinin
makamından (insanların hesap vermek üzere oldukları
yerden) korkan kimseye iki cennet vardır.” ayet-i
kerimesinde zikrolunan iki cennetten birisi, cenneti ecile olan(bu dünyadır). Cennet-i acile, (ileride salih kullara bahşolunacak olan ahirettir) Allah’ın emirlerini kılık kırkyararcasına tatbik eden münevver yolun takipçilerinin bu dünyada aldıkları manevi haz ve lezzete de cennet tabirini kullanmıştır M. Es’ad Erbili (k.s). (d. 1847)
Allah (c.c)’a kulluğu engellemeyen dünya hayatı mezmum
değil, muhteremdir. Mezmum (kötülenen) dünya, ahiret
üzerine tercih edilendir. “Bu (tehdit) onların dünya hayatını Ahiret’e tercih etmelerinden (dünyayı Ahiretten daha çok sevmelerinden) ve Allah’ın kafir bir kavmi hidayete erdirmeyeceğinden ötürüdür.”11
Gazzali (rh.a) İnsanları Üç Kısma Ayırır:
1- Dünyaya bağlanıp Ahireti terkedenler. Bu zümrenin
çoğunlukta olduğunu beyan eder “İhyai adlı eserinde.
2- Dünyayı tümden terkedenler.
3- Dünya ve Ahiret’in hakkını verenler.Makbul olanlar da bu üçüncü zümredir. Çünkü Halikımız(c.c): “İnsanlardan bazıları da Ya Rabbi! Bize dünyada bir güzellik ahirette de bir güzellik ver. Bizi ateşin azabından koru derler.”12 Dünyadaki güzelliğin ilim, amel, güzel ahlak ve afiyet olduğu belirtilmiştir müfessirin-i izam tarafından.Ahiretteki güzellik ise cennet ve nimetlerdir.
ål-i İmran suresinin 14. ayet-i celilesinde “Kadınlardan oğullardan, kantar kantar altın ve gümüşten, nişanlı atlardan,develerden ve ekinlerden gelen zevklere aşırı düşkünlük,insanlar için süslenip hoş göründü. Bunlar dünya hayatının
geçimidir. Oysa gidilecek yerin güzel olanı Allah katındadır.
De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi?Takvaya erenler için, altından ırmaklar akan cennetler vardır.Orada devamlı kalacaklardır. Tertemiz eşler ve Allah’ın rızasi vardır ve Allah kullarını hakkıyle görendir.” “Kadınlara olan ilgi, iffet ve namusu koruma, çocuklara olan sevgi,Muhammed ümmetinin çoğaltılması, mal ve mülke meyil,Allah (c.c) yolunda infaka, toplumun saadetine matuf olursa elbette güzeldir.
Yüce Allah (c.c) kudsi hadiste şöyle buyurur: “Ey dünya!Bana hizmet edene hizmet et, sana hizmet edeni de sen hizmetinde kullan.” Dünya gölge gibidir. Bütün varlığımızla ona dönerek takip edersek tutamayız. Sırtımızı döner,kalbimizi Mevla’ya verirsek o bizi takip eder. Dünyayı nasıl değerlendirmemiz gerektiğini şu misal çok güzel açıklar. Bir arabanın motoruyla direksiyonun görevi farklıdır. Motor vasıtanın çalışmasını, direksiyon da yolu tayin eder. Kalb
motor gibi Allah (c.c)’ı zikreder. Bir an O’ndan gafil olmaz.Kafa da dünya işlerini ayarlar. Bu örneği veren Sami Ramazanoğlu öyle evlatlarımız var ki zengin, fabrikatör ama gönlünde zerre kadar dünya muhabbeti yok. Oyle de saliklerimiz var bir gömleğe muhtaç fakat gırtlağına kadar dünya muhabbetine gömülmüş buyururlar.
Nevşehir’den Üstazımızla birlikte geliyorduk. H. Hasan
Efendi (k.s) önde giden bir arabayı durdurdular. Biri esnaf,bir diğeri sarraf olan iki kişiye, “Hep dünya işlerini konuşup durmayın, ebedi kalacağımız Ahiretten de bahsedin”tavsiyesinde bulundukları hiç hatırımızdan çıkmaz.“El karda gönül yarda” düsturuna riayetle yapılan çalışmaHak (c.c) katında makbuldür.
Ayet diyorki:verdiklerinizi kat kat geri almayin1z.
Kat kat geri alinanda faiz teyil tefeciliktir.
Asfalt yol dururken batakl1klara sarmay1n.
Isläm aleminin ücün den biri olan Ebussuud yani Kanuninin seyhul Isläm1 diyorki.
Devletin koydugu tutar üzerinden ,paran1n faize verilmesi veya al1nmas1 günah deyildir,yasak deyildir.
Kur.anidir.
O zamanki tutar 12 ila 15 olsa gerek.
Isläm alemi hersey1 kictan anladig1 gibi, bu faiz isinide bas1ndan deyilde k1c1ndan yakalam1stir.
Bu orani belirlerken,bu isten fevkäläde anlayanlara bas vurmak gerek,Aksi halde iki taraftan biri topu atabilir.
Isläm alemi bu isten anlamad1g1ndan topu atmistir.
Borc verilen paradan faiz alm1yacaks1n1z diye fetva verenlerle, ben komunistleri bir görmekteyim.Bu iki akl1 evvellerde hayal aleminde dolanmaktadirlar.
Okadarki,emek vermisle ,yan yatmisi bir tutmaktad1rlar.
Senin cal1s1p kazandigin parayi ben kullanacag1m.Ve ayn1 paray1 iade edeceyim.
Adama seyi ile gülerler.
Sak1n bunu bir yerde mevzu etmeyin .Bu adam üsütmüs derler.
Iste sosyalist ve sözde islämc1lar1n kafas1.
NATO MERMER , NATO KAFA
Tanrim sen bunlar1 yarat1rken,neden bukadar uslu yaratt1n?Hikmetine sual olunur tabiiki.Cünkü sen bizi bilmek icin yaratt1n.