alternatiFORUM | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | TÜRÜK YURT

alternatiforum DiNLER FORUMU ARŞİV 3

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

 


  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

33. DERECE'DEN ÖTE MASONLUK SIRLARI

November 17 2000 at 11:42 PM
  (no login)

 
33. DERECE'DEN ÖTE MASONLUK SIRLARI



DEĞERLİ DOSTLAR!..

MASON OLANLAR, OLMAYANLAR!...

MASON OLMAYA HEVES EDENLER!..

VE MASONLUK'TAN HİÇ HAZZETMEYENLER!

BU YAZIDA MASONLUK HAKKINDA 33 DERECE'DEN ÖTE SIRLAR'I BULACAKSINIZ!

HİÇ BİR YERDE ULAŞAMIYACAĞINIZ, HİÇ BİR ŞEKİLDE ERİŞEMİYECEĞİNİZ BİLGİLERİ ELDE EDECEKSİNİZ.

SAYFALARIMIZ SÜREKLİ YENİLENMEKTEDİR!.. ONUN İÇİN BİZİMLE İRTİBATINIZI HİÇ KAYBETMEYİN!..

SONRA ÇOK HAYIFLANIRSINIZ!


MUSA HİRAM
33. DERECE'DEN ÖTE MASONLUK SIRLARI



ÖNSÖZ
DAHA ÖNCE DE BELİRTTİĞİMİZ GİBİ MASONLAR ÜÇ AYLIK YOĞUN BİR ÇALIŞMA SONUCU YÜKLEDİĞİMİZ 1000 KİLOBAYTLIK BİLGİYİ SİLDİLER.

BU BİLGİ BİR ÖMÜR BOYU TECRÜBENİN VE 8 YILLIK BİR ÇALIŞMANIN SONUCUNDA DERLENEBİLMİŞTİ.

ŞİMDİ O BİLGİYİ, YANİ 33. DERECE MASONLARIN BİLE BİLMEDİĞİ SIRLARI TEKRAR YÜKLÜYORUZ!

NOTLARIMIZIN BİRİNCİ KISMINDA MASONLUĞUN TARİHÇESİNİ, HAÇLI SEFERLERİ SIRASINDA TÜRKLERLE HIRİSTİYANLARIN İLİŞKİSİNİ, HIRİSTİYANLIK-YAHUDİLİK BAĞLANTILARINI, MEŞHUR "BÜYÜK ÜSTAT"LARI VE ÇEŞİTLİ MASON KURULUŞLARINI ANLATACAĞIZ.

İKİNCİ KISIMDA İSE, YAHUDİLERİ, TÜRKLERİN YAHUDİLERLE OLAN İLİŞKİLERİNİ, SABATAY SEVİ VE DÖNMELER MESELESİNİ, BATILILAŞMA HAREKETLERİNİ, VE O DÖNEMLERDEKİ TÜRK MASONLARI ELE ALACAĞIZ VE BUNLARI ŞİMDİYE KADAR YAZILMIŞ OLAN MASONLUK KİTAPLARINDAN ÇOK FARKLI BİR BİÇİMDE İŞLEYEREK YİNE PEK ÇOK MASON SIRRINI DİLE GETİRECEĞİZ.

ONDAN SONRAKİ KISIMLARDA SULTAN ABDÜLAZİZ VE JÖN TÜRKLER DÖNEMİNİNİ, SULTAN 2. ABDÜLHAMİD VE İTTİHATÇILAR DÖNEMİNİ, MASONLARIN OSMANLI DEVLETİ ÜZERİNDE OYNADIKLARI OYUNLARI, YAHUDİ PROTOKOLÜ'NÜ, VE AKİM KALAN "YENİ BİZANS DEVLETİ" PROJESİNİ, VE TÜRKİYE'NİN GÖZ GÖRE GÖRE PARÇALANMASINI GÖZLER ÖNÜNE SERECEĞİZ.

DAHA SONRA ATATÜRK'ÜN NEDEN MASON LOCALARINI KAPATTIĞI, SON DÖNEM TÜRKİYE'DEKİ MASON FAALİYETLERİ İŞLENECEKTİR. LIONS, ROTARY GİBİ ARTNİYETLİ YABANCI KÖKENLİ DERNEKLERİN İÇYÜZLERİ ORTAYA KONULACAK, YÜRÜTÜLEN "HIRİSTİYANLAŞTIRMA" POLİTİKASI, TÜRKİYE'NİN ELİMİZDE KALAN KISMINI YUTMA PLÂNLARI BÜTÜN DELİLLERİ İLE AÇIKLANACAKTIR.

DÜNYA MASONİK FAALİYETLERİ, MASONLARIN "BİRLEŞİK AVRUPA KRALLIĞI" İLE "DÜNYA DEVLETİ" HAYALLERİ MASON REZALETLERİ İLE BİRLİKTE ANLATILACAK VE YİNE MASON SIRLARI AÇIKLANACAKTIR. HEM DE EN GİZLİLERİ!..

NETİCEDE MASONLUĞUN 1000'Lİ YILLARDA 1300'LERDE, 1500'LERDE, 1700'LERDE, 1900'LERDE NELERİ AMAÇ EDİNDİĞİNİ, NELER YAPTIĞINI ORTAYA KOYDUĞUMUZ GİBİ; MASONLUK 2000'Lİ YILLARDA NEYİ AMAÇLIYOR, ONU DA AÇIKLAYACAĞIZ... HEM DE 33. DERECE OLAN BİR TÜRK MASONUN BİLE BİLMEDİĞİ ŞEKİLDE!

BUNLARI YAPARKEN, TÜRKİYE'DEKİ MASON DERNEKLERİNİN ZAMAN ZAMAN BASINDA, TELEVİZYONDA ÇIKAN AÇIKLAMALARINI, BÜYÜK ÜSTAT DEDİKLERİ KİŞİLERİN UTANMADAN SÖYLEDİKLERİ YALANLARI CÜMLE CÜMLE ELE ALACAK, FOYALARINI ORTAYA DÖKECEĞİZ!

AMACIMIZ ÜLKEMİZİ VE İNSANLIĞI MASON BELÂSINDAN KURTARMAKTIR! (15.3.1999)


MUSA HİRAM
MASONLUK ACEP NE OLA?
MASONLUKLA İLGİLİ HANGİ TÜRKÇE KİTABI ALSANIZ İÇİNDE AŞAĞI YUKARI ŞU BİLGİLERİ BULURSUNUZ:

- "MASONLUK BATI AVRUPA'DA ORTAYA ÇIKMIŞ, 1717 YILINDA YAYINLANAN ANDERSON ANYASASI İLE BUGÜNKÜ ŞEKLİNİ ALMIŞTIR."

- "MASONLUK BİR TAKIM ÖZEL İŞARETLERİ, AMBLEMLERİ OLAN, LOCALAR HALİNDE TEŞKİLATLANMIŞ, ULUSLAR ARASI BİR KURULUŞTUR. MASON OLMAYANLARA "HARİCİ" DENİR. ÇALIŞMALARA YABANCILAR KATILAMAZ."

- "MASONLAR ARALARINA HERKESİ ALMAZLAR. ZENGİNLER, YÜKSELME İHTİMALİ OLAN BÜROKRATLAR, POLİS VE ASKERLERİN ÜST KADEMELERİNDE BULUNANLAR, HERKESCE TANINMIŞ SANATÇILAR TERCİH EDİLEN KİŞİLERDİR."

- "MASONLAR "SIRLAR" DEDİKLERİ FELSEFELERİNİ BU YOLU SEÇMİŞLERE TELKİN EDERKEN TEDRİCİ BİR ARAŞTIRMA YOLU TAKİP EDERLER. BUNU DA 33 DERECELİ BİR SİSTEM İÇİNDE YAPARLAR. MASON FELSEFESİ, YAHUDİ KABALA İNANCINDAN, HIRİSTİYANLIKTAN, HERMETİZM'DEN, PUTPERESTLİKTEN HATTA BİR ÖLÇÜDE İSLAMİYETTEN ETKİLENMİŞ ESASLARDAN MEYDANA GELİR. AMA BU, DÜNYANIN HER TARAFINDA MEVCUT OLAN MASONLARIN AYNI DÜŞÜNDÜĞÜ ANLAMINA GELMEZ. "

- "MASONLUKTA, 1 İLÂ 3. DERECELER, TEMEL KURALLARIN VE İDEALLERİN ÖĞRETİLDİĞİ DERECELERDİR. 4 İLÂ 14. DERECELERDE MEŞHUR HİRAM EFSANESİ İŞLENİR. DAHA ÇOK YAHUDİ İNANÇLARI HÂKİMDİR. “

- "15 İLÂ 18. DERECELER BİR ARA MERTEBEDİR. DAHA GENEL BİLGİLER SALİKLERE VERİLİR. 18 İLA 30. DERECELERDE İSE "ÜST FELSEFE" İŞLENİR. BU DEVREDE SALİK, BÜTÜN DİNİ İNANÇLARINDAN ARINDIRILMAYA ÇALIŞILIR. 31-33. DERECELER ARTIK İDARİ MERTEBELERDİR. BU SEVİYEYE ULAŞMIŞ MASONLAR, CEMİYET'İN ÇEŞİTLİ KURULLARINDA, YÖNETİM KADEMELERİNDE GÖREV ALIRLAR."

- "1 İLÂ 3. DERECELER, ÇIRAK-KALFA-USTA DERECELERİDİR. 4 İLÂ 14. DERECELERE "TEKEMMÜL" SEVİYESİ DENİR. 15 İLÂ 18. DERECELER, "ŞAPİTR" ; 19 İLÂ 30. DERECELER DE "AREAPAJ" SEVİYELERİDİR. TÜRKİYE'DE GENELDE İSKOÇ RİTİ'NE BAĞLI LOCALAR VARDIR. "

BÜTÜN BUNLARIN BİR KISMI DOĞRU OLSA DA, MASONLUK HAKKINDA FAZLA BİR BİLGİ VERMEZ...

MASONLARIN KENDİLERİ İÇİN YAZDIKLARI KİTAPLARI DA BULUP OKUYABİLSENİZ, FAZLA BİR ŞEY ÖĞRENEMEZSİNİZ... KELİMELERİN ARDINDAKİ MÂNÂYI YAKALAMAK GEREKİR... ÖRNEK Mİ İSTERSİNİZ?

MASONLARIN 33. DERECE'DEN BÜYÜK ÜSTATLARINDAN NECDET EGERAN, SIRF MASONLAR İÇİN YAZDIĞI "GERÇEK YÜZÜYLE MASONLUK" (1972) ADLI KİTAPTA ŞÖYLE DİYOR:

- "MASONLUK MİLLİDİR!.. BAĞIMSIZDIR!.."

- "MASONLAR VATANPERVERDİR!.. İLERİCİDİR, AYDINDIR!.. DİNDARDIR!.."

- "MASONLUK GİZLİ DEĞİLDİR AMA, KENDİNE HAS TÖRELERİ, RİTÜELLERİ VARDIR!.."

- "MASONLAR HERKESE DOSTTUR!.."

- "MASONLUK SADECE ALLAHSIZLIĞI, VATANSIZLIĞI, ANARŞİYİ, CEHALETİ VE TEMBELLİĞİ HOŞGÖRMEZ!.."

- "MASONLUK BİR İNİSİYASYON BİLİMİDİR!"

BU İFADELERDE GEÇEN İKİ TABİRİN NE ANLAMA GELDİĞİNİ SÖYLEMEK BİLE, MASONLUĞUN BİR DİNİ TARİKAT OLDUĞUNU ORTAYA KOYACAKTIR.

RİTÜEL ASLINDA ÂYİN DEMEKTİR!.. ÂYİN İSE SÖZLÜK ANLAMI İLE DİNİ TÖREN DEMEKTİR... BU BİR!..

İKİNCİSİ İNİSİYASYON, VEYA EGERAN'IN EŞ ANLAMLI OLARAK KULLANDIĞI ERİŞTİRME, MÜRŞİT-MÜRİT İLİŞKİSİ İÇİNDE KİŞİLERİ "ERMİŞ" YAPMA EĞİTİMİDİR!.. O DA TAMAMEN TARİKAT DEYİMİDİR.

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ, MASONLUK KENDİ BÜYÜK ÜSTATLARININ İTİRAFI İLE, BİR YAHUDİ-HIRİSTİYAN-PUTPEREST KARIŞIMI DİNİN ÖZEL BİR TARİKATIDIR!..

İLERDE NASIL BAZI İSLAM TARİKATLARINA BENZER MERTEBELERİ OLDUĞUNU, AMA İSLAMİYET'LE UZAKTAN YAKINDAN ALÂKASI OLMADIĞINI DA GÖSTERECEĞİZ.

ÖTE YANDAN NECDET EGERAN SON DERECE İDDİALI!.. TÜRKİYE'DEKİ MASONLUĞUN KİMSEYE BAĞIMLI OLMADIĞINI, TAMAMEN MİLLİ OLDUĞUNU, GİZLİ OLMADIĞINI, MASONLARIN TANRI'YA İNANDIĞINI, DİNDAR OLDUĞUNU ÖNE SÜRÜYOR VE HERKESE EŞİT KABUL ETTİĞİNİ, ONUN İÇİN DE DOSTÇA DAVRANDIĞINI İMA EDİYOR!.. YANİ MASONLUĞUN SON DERECE İNSANCIL OLDUĞUNU İDDİA EDİYOR!

AYRICA MASONLUĞUN UZAKTAN YAKINDAN ANARŞİ İLE İLGİSİNİN OLMADIĞINI, KARGAŞA YARATMADIĞINI, YANİ MASONLARIN ÜLKENİN KURULU DÜZENİNE KARŞI ÇIKMADIĞINI, ÇOK VATANSEVER OLDUKLARINI, BU YÜZDEN ÜLKELERİNE İHANET ETMİYECEKLERİNİ, YABANCILARLA İŞBİRLİĞİ YAPMIYACAKLARINI SÖYLÜYOR!..

SONRA MASONLARIN ÇOK İLERİCİ OLDUKLARINI, HURAFEYLE, SAFSATAYLA, GEÇMİŞİN KÜFLÜ NAZARİYELERİ İLE BİR RABITASI OLMADIĞINI BELİRTİYOR!

YUKARDAKİ TANIMDAN BU MÂNÂLAR ÇIKIYOR!..

BUNLARIN TÜMÜ KÜLLİYEN YALANDIR!.. PALAVRADIR!..

YANİ KENDİLERİNİ İÇLERİNDEN TANIMASAK, YUTABİLİRİZ AMA, ONLARI RUHLARININ DERİNLİKLERİNE KADAR TANIYORUZ.

PEK ÇOK MASON DA ŞU SATIRLARI OKURKEN, YALAN OLDUĞUNU BİZİM KADAR BİLİYOR!..

YUKARDAKİ İFADEDE DOĞRU OLAN SADECE BİR KELİME VAR: MASONLAR GERÇEKTEN OKUMUŞ KİMSELERDİR.

BİR ŞEY DAHA EKLİYEBİLİRİZ: TOPLUM İÇİNDE SİVRİLMİŞ, BİR MEVKİ VEYA MAKAMA GELMİŞ, VEYA GELME İHTİMALİ ÇOK YÜKSEK KİŞİLERDİR.

AMA BU İKİ ÖZELLİĞİ, YANİ OKUMUŞ VE SİVRİLMİŞ OLMA ÖZELLİĞİNİ MASON OLDUKTAN SONRA KAZANMIŞ DEĞİLLERDİR!..

BU MEZİYETLERİ MASONLUK SAYESİNDE KAZANMAMIŞLARDIR!.. TA BAŞTAN BU ÖZELLİKLERE SAHİP OLDUKLARI İÇİN, ONLARA "KANCA" ATILMIŞ VE MASON SAFLARINA DAHİL EDİLMİŞLERDİR!..

ÇÜNKÜ ANCAK BÖYLELERİ MASONLARIN İŞİNE YARAR!..

NECDET EGERAN ALLAHSIZLARI, VATANSIZLARI, ANARŞİSTLERİ, CAHİLLERİ VE TEMBELLERİ ARALARINA ALMADIKLARINI ÖNE SÜRÜYOR!.. LAF ARAMIZDA, BİZ ÖYLE TEMBEL MASONLAR GÖRDÜK Kİ, HAZIRA KONMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY YAPMAZLAR.

AMA ARALARINA ALMADIKLARI SADECE BUNLAR DEĞİL!..

MASONLAR FAKİRLERİ, BİLGİLİ AMA DİPLOMASIZ KİŞİLERİ, MESLEĞİNDE NE KADAR BAŞARILI VE DÜRÜST OLURSA OLSUN MEVKİ SAHİBİ OLMAYANLARI, KADINLARI VE ZENCİLERİ, ÇİNLİLERİ, HİNTLİLERİ, KIZILDERİLİLERİ DE ARALARINA ALMAZLAR!..

YANİ HİÇ BİR HAMAL MASON, ŞOFÖR MASON YOKTUR!.. KÖR MASON, TOPAL MASON DA YOKTUR!

BİZ DE MASONLUKLA İLGİLİ BAZI HUSUSLAR TESBİT ETTİK VE AŞAĞIDA BELİRTTİK. YUKARDAKİ TARİFİN YANLIŞLIĞINI, BİZİM TARİFİMİZİN DOĞRULUĞUNU BUNDAN SONRAKİ YAZILARIMIZLA İSPATLIYACAĞIZ!

AMACIMIZ MASONLUĞUN NEMENEM BİR ŞEY OLDUĞUNU ORTAYA KOYMAK!..

İÇİNDE OLUP TA GÖRMEYENLERE, HEVES EDİP TE BİLMEYENLERE MASONLUĞUN ESAS GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTERMEK İSTİYORUZ!..

NECDET EGERAN'IN TAKTIĞI MASKENİN ARDINDAKİ, O ÇİRKİN YÜZÜ!


 
 Respond to this message   
AuthorReply
MUSA HİRAM
(no login)

devam

November 17 2000, 11:55 PM 

MASONLUKTAKİ DERECELER
1. DERECE : ÇIRAK

2. DERECE : KALFA

3. DERECE : USTA

4. DERECE : KETUM ÜSTAT

5. DERECE : MÜKEMMEL ÜSTAT

6. DERECE : SIR KÂTİBİ

7. DERECE : NAZIR

8. DERECE : BİNA EMİRİ

9. DERECE : DOKUZLAR'IN SEÇİLMİŞ ÜSTADI

10. DERECE : ONBEŞLER'İN SEÇİLMİŞ ÜSTADI

11. DERECE : YÜCE SEÇİLMİŞ ŞÖVALYE

12. DERECE : ÜSTAT MİMAR

13. DERECE : SOLOMON KRALLIĞININ ŞÖVALYESİ

14. DERECE : YÜCE ÜSTAT (KUTSAL KUBBE BÜYÜK SEÇİLMİŞİ)

15. DERECE : DOĞU ŞÖVALYESİ (KILIÇ ŞÖVALYESİ)

16. DERECE : KUDÜS PRENSİ

17. DERECE : DOĞU VE BATI ŞÖVALYESİ

18. DERECE : SALİPVERDİ ŞÖVALYESİ (GÜLLÜ HAÇ ŞÖVALYESİ)

19. DERECE : BÜYÜK PONTİF (YÜCE İSKOÇYALI)

20. DERECE : DÜZENLİ LOCALARIN BÜYÜK SAYGIDEĞER ÜSTADI

21. DERECE : PRUSYA ŞÖVALYESİ

22. DERECE : LÜBNAN PRENSİ (KRAL BALTASI)

23. DERECE : SIR SANDIĞI BAŞKANI

24. DERECE : SIR SANDIĞI PRENSİ

25. DERECE : TUNÇ YILAN ŞÖVALYESİ

26. DERECE : İSKOÇYALI PAPAZ (İNAYET PRENSİ)

27. DERECE : KUDÜS TAPINAĞI'NIN HAKİM AMİRİ

28. DERECE : GÜNEŞ ŞÖVALYESİ

29. DERECE : SAİNT ANDE BÜYÜK İSKOÇYALISI

30. DERECE : SEÇİLMİŞ BÜYÜK KADOŞ ŞÖVALYESİ

31. DERECE : BÜYÜK MÜFETTİŞ KUMANDAN

32. DERECE : KUTSAL SIR YÜCE PRENSİ

33. DERECE : HÂKİM BÜYÜK GENEL MÜFETTİŞ


*****

MASONLUK DERECELERİNDE AÇILAN SIRLAR
MASONLUK DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA FARKLI UYGULANIR. DERECELERİ DAHİ FARKLIDIR. KİMİ KATOLİKLİĞE, KİMİ PROTESTANLIĞA, KİMİ YAHUDİLİĞE DAHA YAKINDIR.

HEPSİ YAHUDİ KABALA İNANCINDAN, HERMETİZM'DEN, PUTPERESTLİKTEN VE KARMATİLİK, HAŞHAŞİLİK GİBİ SAPIK İSLAM MEZHEPLERİNDEN ETKİLENMİŞLERDİR.

TÜRKİYE'DEKİ MASON GRUPLARI 33 DERECELİ İSKOÇ RİTİ UYGULAR.

BUNUN 1-3. DERECELERİ ÇIRAK, KALFA, USTA DİYE BİLİNEN KISMIDIR. TEMEL KURALLAR VE İDEALLER ÖĞRETİLİR. OPERATİF MASONLUK DİYE BİLİNİR.

DAHA ÜST DERECELERE FELSEFİ MASONLUK DENİR. BUNUN DA 4-14. DERECELERİNDE MEŞHUR HİRAM FELSEFESİ İŞLENİR. DAHA ÇOK YAHUDİ İNANÇLARI HAKİMDİR... BU DEVRE "TEKEMMÜL"" SEVİYESİ OLARAK BİLİNİR.

15-18. DERECELER BİR ARA MERTEBEDİR. DAHA GENEL BİLGİLER VERİLİR. BU DERECELER "ŞAPİTR" DİYE ADLANDIRILIR.

18-30. DERECELERDE İSE "ÜST FELSEFE" İŞLENİR. BU DEVREDE SÂLİK BÜTÜN DİNİ İNANÇLARINDAN ARINDIRILMAYA ÇALIŞILIR. BU DERECELER "AROPAJ" SEVİYESİDİR.

31-33. DERECELER ÖYLE HER BABAYİĞİDİN ULAŞABİLDİĞİ MERTEBELER DEĞİLDİR. İDARİ MERTEBELERDİR... GİREBİLENLER ÇEŞİTLİ KURULLARDA, YÖNETİM KADEMELERİNDE GÖREV ALIRLAR. BURADAKİLER ARTIK GERÇEK (!) "ÜSTAT" KABUL EDİLİR.
33 DERECE'DEN ÖTE MASONLUK SIRLARI



KUDÜS MASONLARCA NEDEN MUKADDESTİR?..
BU SORUNUN CEVABINI VERMEK İÇİN HAÇLI SEFERLERİNE DÖNMEK GEREKİR...

1092 YILINDA JİLBER ADINDA BİR PAPAZ KUDÜS'Ü ZİYARET ETTİ VE ŞEHRİN MÜSLÜMANLARIN ELİNDE OLMASINA DA ÇOK HAYIFLANDI... BU ADAM SONRADAN 2. URBANUS ADIYLA PAPA OLDU VE AVRUPA HALKINI KUDÜS'Ü MÜSLÜMANLARIN ELİNDEN KURTARMAYA ÇAĞIRDI. (1096) PIERRE L'ERMITE ADINDAKİ TOPAL BİR PAPAZ DA KÖY KÖY DOLAŞARAK GÖNÜLLÜ TOPLADI.

ANCAK İKİSİNİN DE UNUTTUĞU BİR ŞEY VARDI!..

KUDÜS'ÜN HIRİSTİYAN VE YAHUDİ HALKI, HZ. ÖMER ZAMANINDA HALİFENİN ADALETİNDEN ÇOK MEMNUN OLDUKLARI İÇİN, GİDİP KENDİSİNE ŞEHRİN ANAHTARLARINI TESLİM ETMİŞLERDİ!..

YANİ MÜSLÜMANLAR KUDÜS'Ü KILIÇ ZORUYLA DEĞİL, GÖNÜL RIZASIYLA ALMIŞLARDI!.. ARADAN 450 YIL GEÇMİŞ OLMASINA RAĞMEN HIRİSTİYAN VE YAHUDİ HALKIN EN UFAK BİR ŞİKÂYETİ YOKTU Kİ, HAÇLILAR GELİP KURTARSIN!..

İLK HAÇLI GRUPLARI SÖZÜMONA GÖNÜLLÜ BAŞIBOZUKLARDAN İBARETTİ. 300.000 KİŞİ OLARAK YOLA ÇIKAN ÇOĞU İPSİZ SAPSIZ BU KİŞİLER, YOL BOYUNCA ÇAPULCULUĞA KALKIŞTIKLARI İÇİN, MACARLAR VE BULGARLAR TARAFINDAN DAHA AVRUPA'DA İKEN TARÜMAR EDİLDİ...

O TARİHLERDE BU İKİ MİLLET TE HIRİSTİYAN İDİ AMA DAHA "TÜRK" KARAKTERİNİ KAYBETMEMİŞTİ.

HAÇLILARDAN ANADOLU'YA ANCAK 100.000 KİŞİ VARABİLDİ. O DÖNEMDE ANADOLU SELÇUKLU SULTANI OLAN 1. KILINÇARSLAN, BU ÇAPULCULARIN ÖNÜNÜ İZNİK DOLAYLARINDA KESTİ VE HEPSİNİ YOKETTİ. (1096)

AMA ARKADAN DAHA BÜYÜK GRUPLAR GELMEYE DEVAM EDİYORDU.

700.000 KİŞİLİK DAHA DÜZENLİ BİR GRUP İSTANBUL'A YAKLAŞINCA, BİZANS İMPARATORU ALEXİS KOMMENOS ONLARIN ŞEHRİ TALAN ETMELERİNİ ÖNLEMEK İÇİN BİR ANLAŞMA YAPTI.

HAÇLILAR'I ANADOLU'YA O GEÇİRECEK, HAÇLILAR DA ANADOLU'DA ZAPTETTİKLERİ TOPRAKLARI BİZANS'A VERECEK, SAİR YERLERDEKİ FETHETTİKLERİ TOPRAKLARDA DA İSTEDİKLERİNİ YAPACAKLARDI.

1. KILINÇARSLAN'IN YALNIZ 50.000 ASKERİ VARDI... HAÇLILAR'A KARŞI KOYMASI, ZAPTETTİKLERİ İZNİK'İ GERİ ALMASI MÜMKÜN DEĞİLDİ. AMA İKİ YOLLA HAÇLILAR'I YIPRATMAYI BAŞARDI. BUNLARDAN BİRİNCİSİ ÇETE HARPLERİ, İKİNCİSİ DE HAÇLILAR'IN GÜZERGÂHI ÜZERİNDEKİ ŞEHİR VE MEKANLARIN TAHRİBİ İDİ.

BÖYLECE HAÇLILAR ANTAKYA'YA VARDIKLARINDA 500.000 ZAYİAT VERMİŞ, PERİŞÂN OLMUŞ DURUMDAYDILAR... AMA KALANLAR KİLİKYA'DA BİR ERMENİ DEVLETİ KURDULAR, ANTAKYA'DA BİR PRENSLİK OLUŞTURDULAR, URFA'DA DA BİR KONTLUK MEYDANA GETİRDİLER...

EN SONUNDA KIRILA KIRILA 40.000 KİŞİ KALMIŞ OLARAK KUDÜS'E VARDILAR.

KISA BİR SÜRE ÖNCE SELÇUKLU DEVLETİ SULTAN BERKYARUK İLE ANADOLU SELÇUKLU SULTANI KILINÇARSLAN'IN MEŞGUL VE ZOR DURUMDA OLMASINDAN YARARLANAN Şİİ FATİMİLER, KUDÜS'Ü ELE GEÇİRMİŞLERDİ.

YANİ MISIR'DAKİ FATİMİ DEVLETİ, HAÇLILAR'A KARŞI TÜRKLERLE BİRLEŞECEĞİNE, ONLARI ARKADAN VURMUŞTU!..

FATİMİLER KUDÜS'Ü FAZLA ELLERİNDE TUTAMADILAR. HAÇLI ORDUSU ŞEHRİ SIKI BİR KUŞATMADAN SONRA ELE GEÇİRDİ. ÜÇ GÜN ÜÇ GECE KUDÜS'TE KORKUNÇ BİR KATLİAM YAPTI!... HIRİSTİYANLAR 70.000 MÜSLÜMANI KADIN-ERKEK- ÇOCUK DEMEDEN KESTİLER. SONRA ORADA BİR LATİN KRALLIĞI KURDULAR. (1099)

BU, HEM TÜRKLER, HEM DE MÜSLÜMANLAR İÇİN KARA BİR GÜNDÜ!..

KUDÜS'Ü ALAN HAÇLI KOMUTANI GODEFROI DE BOUILLON İDİ...

BİR SÜRE SONRA KARDEŞİ BAUDOUIN, KUDÜS KRALI OLDU...

BİR GÜN KONT HOGUES DE PAYEN ADINDA BİRİ, 8 ARKADAŞI İLE BİRLİKTE KRALIN HUZURUNA ÇIKTI.

PAYEN KRALA, ONUN EMRİNDE OLDUĞUNU, SADAKATLE HİZMET EDECEĞİNİ BİLDİRDİ. KRAL DA KENDİSİNE VE ARKADAŞLARINA KUDÜS YOLLARININ HIRİSTİYAN HACILAR İÇİN GÜVENLİKTE TUTMA GÖREVİNİ VERDİ.

KRAL BU 9 ŞÖVALYEYİ SARAYININ BİR BÖLÜMÜNE YERLEŞTİRDİ, ONLARA İTİBAR ETTİ... BU ŞÖVALYELER ÖNCE "İSA'NIN FAKİR ŞÖVALYELERİ" DİYE ADLANDIRILDILAR...

ASLINDA O DÖNEMDE HAÇLILAR TARAFINDAN KURULAN BU KÜÇÜK KRALLIKLARDA BU ŞEKİLDE OLUŞMUŞ BAŞKA GRUPLAR DA VARDI. BUNLARDAN BİRİ FRANSIZ RAHİPLERİ TARAFINDAN KURULMUŞ OLAN "HOSPİTALLER" TARİKATI İDİ. (1113) BUNLARIN AMACI DA SAVAŞTA YARALANANLARI TEDAVİ ETMEKTİ. ALMANLARIN DA BENZER BİR TARİKATI VARDI Kİ, "TUTON ŞÖVALYELERİ" DİYE BİLİNİRDİ.

MASONİK İDDİAYA GÖRE "İSA'NIN FAKİR ŞÖVALYELERİ"NİN YERLEŞTİRİLDİĞİ BÖLÜM, HZ. SÜLEYMAN'IN SARAYININ ESKİ TEMELLERİ ÜZERİNE KURULMUŞTU... BU YÜZDEN BU ŞÖVALYELER BİR SÜRE SONRA "TEMPLAR ŞÖVALYELERİ" DİYE ANILMAYA BAŞLADI. (1118) YANİ SİON MABEDİ'NİN ŞÖVALYELERİ!..

BU KİŞİLER BAŞLANGIÇTA GERÇEKTEN FAKİR İNSANLARDI... DİNE VE BİRBİRLERİNE ÇOK BAĞLIYDILAR.

BU BAKIMDAN BİZİM ESKİ "FÜTUVVET EHLİ" DİYE BİLDİĞİMİZ, KENDİNİ DİNE VE TOPLUMA ADAMIŞ FEDAKÂR KAHRAMANLARA BENZİYORLARDI... İLK ON YIL ARALARINA KİMSEYİ ALMADILAR.

1127 YILINDA BU 9 KİŞİ AVRUPA'YA GERİ DÖNDÜ VE AZİZ BERNARD TARAFINDAN BÜYÜK BİR TÖRENLE KARŞILANDI. YAPTIKLARI HİZMETLERDEN DOLAYI KUTSANDILAR. RESMEN DİNİ-ASKERİ BİR TEŞKİLAT OLARAK TANINDILAR… HUGUES'A DA "GRAND MASTER-BÜYÜK ÜSTAT" ÜNVANI VERİLDİ.

BÖYLECE KENDİNE HAS YETKİLERİ OLAN BİR CEMİYET, DAHA DOĞRUSU BİR TARİKAT HALİNE GELDİLER.

AZİZ BERNARD BU ŞÖVALYELERİN UYACAĞI KURALLARI TESBİT ETTİ VE ONLARI İTAATKÂR, NAMUSLU, DÜRÜST VE ALÇAKGÖNÜLLÜ OLACAKLARINA DAİR YEMİN ETTİRDİ... İLK DÖNEMDE TARİKATE YENİ ALINANLARDA HEP BU VASIFLAR ARANDI.

TEMPLAR ŞÖVALYELERİ SAÇLARINI KESERLER AMA SAKALLARINI UZATIRLARDI. HALBUKİ O DEVİRDE AVRUPA'DA ASİLLER TRAŞ OLURLARDI.

HEPSİ BEYAZ PELERİN GİYERLERDİ. BÖYLECE KARANLIK GEÇMİŞLERİNİ GERİDE BIRAKTIKLARINI İFADE ETMEK İSTERLERDİ.

ANCAK BU KİŞİLER AMAÇLARI UĞRUNA ÖLÜMÜNE SAVAŞAN CESUR İNSANLARDI. ESİR DÜŞTÜKLERİNDE KENDİLERİNE ACINMAZ VE ASLA FİDYE ÖDENMEZDİ.

1139 YILINDA PAPA 2. INNOCENT, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NİN SADECE KENDİSİNE HESAP VERME DURUMUNDA OLDUĞUNU İLÂN ETTİ!..

BÖYLECE O TARİHE KADAR AVRUPA'DA HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR DURUM ORTAYA ÇIKTI. BU KİŞİLER ÜLKELERİNİN KRALLARINDAN DAHİ BAĞIMSIZ HAREKET ETME İMTİYAZINI ELDE ETTİLER!...

YANİ TEMPLAR ŞÖVALYELERİ TARİKATI, DEVLET İÇİNDE DEVLET DURUMUNA GELDİ!..

İŞTE TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'Nİ KENDİ ATALARI SAYAN MASONLARDA DA, BÖYLE İMTİYAZLI OLMAK, DEVLET'TEN BAĞIMSIZ HAREKET ETMEK, DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAK ARZUSU VARDIR VE GEÇMİŞE OLAN ÖZLEMİ YANSITIR.

TEMPLAR ŞÖVALYELERİNİN BU ÖZELLİĞİ, DEVRİN PEK ÇOK ARİSTOKRATINDA TARİKAT'E UYE OLMA ARZUSU UYANDIRDI...

ÖYLE YA!.. KONTLAR, LORDLAR, DÜKLER BİLE KRALA BAĞLI İKEN, TEMPLAR OLAN SIRADAN BİR ŞÖVALYE, BAĞIMSIZ HAREKET EDİYOR, VE SADECE PAPA'DAN EMİR ALIYORDU!..

MEŞHUR İNGİLİZ EFSANESİNDE YER ALAN KRAL ARTHUR VE YUVARLAK MASA ŞÖVALYELERİ DE BU GRUBA DAHİL KİŞİLERİN MACERALARINI NAKLEDER.

ZENGİN ARİSTOKRATLAR TEMPLAR TARİKATI'NA GİREBİLMEK İÇİN HER TÜRLÜ FEDAKÂRLIĞI GÖZE ALIYORLARDI. ÜYE OLURKEN TEMPLAR GELENEĞİ GEREĞİNCE "FAKİR"LİK ANDI İÇİYOR VE MALLARINI TARİKAT'E BAĞIŞLIYORLARDI!...

MASONLARDAKİ, LOCAYA KABUL EDİLİRKEN DÜŞÜNCE ODASINDA BÜTÜN PARA, KIYMETLİ EŞYA VESAİREYİ BIRAKMA ÂDETİ, İŞTE TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NİN BU "FAKİRLİK" ANDI TÖRENİNDEN KALMADIR!

BÖYLECE 12 AY GİBİ KISA BİR ZAMANDA TEMPLAR ŞÖVALYELERİ TARİKATİ'NİN FRANSA, İNGİLTERE, İSPANYA, ALMANYA, MACARİSTAN, AVUSTURYA VE FİLİSTİN'DE ÇOK GENİŞ ARAZİLERİ, MALİKÂNELERİ OLDU... ZENGİNLİĞİ İNANILMAZ BOYUTLARA ULAŞTI.

ANCAK SERVET İLE BİRLİKTE, TARİKAT'İN DE AHLÂKI BOZULDU!... BİR SÜRE SONRA TEMPLAR TARİKATI HERKESTEN ALIR, FAKAT KİMSEYE VERMEZ BİR UYGULAMAYA GİRDİ.

ELİNDE BİRİKEN BÜTÜN BU MAL-MÜLKÜN ÜSTÜNE, BİR DE SONSUZ DENEBİLECEK YETKİ EKLENİNCE, ORTAYA BÜTÜN AVRUPA'DA KRALLARA BİLE SÖZÜNÜ GEÇİREN SON DERECE GÜÇLÜ BİR DİNİ-ASKERİ TEŞKİLAT ÇIKMIŞ OLDU!..

MASONLARIN ŞİMDİ HASRETİNİ ÇEKTİKLERİ TARZDA BİR TEŞKİLAT!...

BUNLAR TOPLANDIKLARI BİNAYA DA "MABED" DİYORLARDI!.. TARİKAT MENSUBU OLDUKLARI İÇİN BU SON DERECE TABİİ İDİ... MASONLARIN TOPLANDIKLARI BİNAYA "MABED" DEMELERİ DE ORADAN GELİR.

BÜYÜK ÜSTAT HUGUES AVRUPA'DA EPEY DOLAŞTIKTAN SONRA, ARKASINDA 300 TEMPLAR ŞÖVALYESİ BIRAKARAK 1130 YILINDA FİLİSTİN'E DÖNMÜŞTÜ.

1146'DA TARİKAT MENSUPLARI, SONRADAN ÇOK MEŞHUR OLACAK "KIZIL HAÇ" SEMBOLÜNÜ GÖĞÜSLERİNDE TAŞIMAYA BAŞLADILAR.

BU ARADA HAÇLI SEFERLERİ DE DEVAM ETTİ!..

1147-1149'DA İKİNCİ HAÇLI SEFERİ,

1189-1192'DE ÜÇÜNCÜ HAÇLI SEFERİ,

1204'DE DÖRDÜNCÜ HAÇLI SEFERİ,

1217-1221'DE BEŞİNCİ HAÇLI SEFERİ,

1228-1229'DA ALTINCI HAÇLI SEFERİ,

1249-1250'DE YEDİNCİ HAÇLI SEFERİ

VE

1270-1272'DE SEKİZİNCİ HAÇLI SEFERİ!..

AMA HAÇLI SEFERLERİ HİÇ BİTER Mİ?..

1344'DE İZMİR, 1364'DE SIRP SINDIĞI, 1389 1. KOSOVA, 1396 NİĞBOLU, 1444 VARNA, 1448 İKİNCİ KOSOVA, 1683 VİYANA VE 1918-1922 ANADOLU SAVAŞLARI HEP HAÇLI İTTİFAKINA KARŞI YAPILMIŞTIR!..

HAÇLI SEFERLERİNDE AVRUPALILARA KARŞI DİRENENLER HEP TÜRKLER OLMUŞTUR!.. DENİLEBİLİR Kİ, KAÇLI SEFERLERİ HIRİSTİYANLAR İLE MÜSLÜMANLAR ARASINDA DEĞİL; HIRİSTİYANLAR İLE MÜSLÜMANLARI KORUYAN TÜRKLER ARASINDA CEREYAN ETMİŞTİR.

EĞER BU GERÇEK İYİ KAVRANMAZSA, TÜRKİYE'NİN BUGÜN AVRUPA VE AMERİKA İLE OLAN MÜNASEBETİNDE ÇOK TEHLİKELİ YANILGILARA DÜŞÜLECEKTİR!..

BURADA DURUP KISA BİR DEĞERLENDİRME YAPALIM VE EN BAŞTA SORDUĞUMUZ SORUYA CEVAP VERELİM...

ASLINDA KUDÜS HEM YAHUDİLER, HEM HIRİSTİYANLAR, HEM DE BİZ MÜSLÜMANLAR İÇİN MUKADDESTİR!..

ANCAK MASONLARIN ATALARI SAYDIKLARI TEMPLAR ŞÖVALYELERİ, BÜTÜN HAÇLILAR GİBİ BİZİM CAN DÜŞMANIMIZ İDİ!...

HAÇLI SEFERLERİ İLE ÜLKEMİZİ İŞGAL ETMİŞLER, KUDÜS'Ü KILIÇ ZORUYLA ALIP MÜSLÜMANLARI KATLETMİŞLERDİ.

BELİRTTİĞİMİZ GİBİ, BİZ KUDÜS'Ü KILIÇ ZORUYLA ALMADIK!.. KUDÜS HALKI GETİRİP ANAHTARLARI HALİFE ÖMER'E VERDİ!

VE NE ENTERESANDIR Kİ, MÜSLÜMANLAR DİĞER İKİ KUTSAL ŞEHİR OLAN MEDİNE VE MEKKE'Yİ DE KILIÇ ZORUYLA ALMADILAR!..

YANİ İSLAM'IN KILIÇ ZORUYLA YAYILDIĞI İDDİASI, BÜYÜK ÖLÇÜDE PALAVRADAN İBARETTİR! ESAS KILIÇLA, KANLA YAYILAN DİN HIRİSTİYANLIKTIR!.. İNANMIYAN GÜNEY AMERİKA, KUZEY AMERİKA VE AFRİKA TARİHİNİ OKUSUN!

TEMPLAR TARİKATI KUDÜS'Ü MÜSLÜMANLARDAN KORUMAK İÇİN HIRİSTİYANLAR TARAFINDAN KURULMUŞTU!.. VE NİCE MÜSLÜMAN KANI DÖKTÜKTEN, HALKA EZİYET ETTİKTEN SONRA!..

BU GERÇEĞİ UNUTUP TA, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NE SEMPATİ DUYMAK, ONLAR KORUDU DİYE KUDÜS'Ü KUTSAL SAYMAK, TÜRK VE MÜSLÜMAN MASONLAR'A YAKIŞIR MI?

ŞİMDİ AKLIMIZA GELEN İKİNCİ SORU ŞU: O ZAMANKİ TEMPLAR TARİKATI MÜSLÜMANLAR'A VE TÜRKLER'E DÜŞMAN İDİYSE, ONLARIN DEVAMI BUGÜNKÜ YABANCI MASONLAR, HİÇ BİZE DOST OLABİLİR Mİ?

ÜÇÜNCÜ SORU: MASONLUK EĞER DİN DAVASI GÜTMÜYORSA, NEDEN TÜRK VE MÜSLÜMAN MASONLAR SADECE YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARCA MUKADDES SAYILAN KUDÜS'LE İLGİLENİYORLAR DA, İSLAM'IN KÂBE'SİNİN BULUNDUĞU MEKKE, VE PEYGAMBERİMİZİN YATTIĞI MEDİNE HİÇ MASON LİTERATÜRÜNDE GEÇMİYOR?

ÖYLE YA, KUDÜS SÜLEYMAN MABEDİ'NDEN DOLAYI YAHUDİLERCE KUTSAL!.. İSA'NIN MEZARI OLMASINDAN DOLAYI HIRİSTİYANLARCA MUKADDES!..

AMA KÂBE BİZLER İÇİN DAHA ÖNEMLİ DEĞİL Mİ?..

NE DERSİNİZ, MASON BİRADERLER?..

33. DERECE'DEN ÖTE MASONLUK SIRLARI



MASONLARDA GİZLİLİK NİÇİN VE ZAMAN BAŞLADI?
AZİZ BERNARD'IN KUTSADIĞI VE BİR TARİKAT HALİNE GETİRDİĞİ TEMPLAR ŞÖVALYELERİ TOPLULUĞU 1100'LÜ VE 1200'LÜ YILLARDA HİÇ TE GİZLİ DEĞİLDİ!..

TAM TERSİNE, ŞÖVALYELERİN KAHRAMANLIKLARI DİLDEN DİLE DOLAŞIYOR, BAŞARILARI HAYRETLE DİNLENİYOR, TARİKATİN GÜCÜ VE SERVETİ BÜTÜN AVRUPA ASİLLERİNDE GIPTA UYANDIRIYOR, MENSUPLARINA GURUR, MENSUP OLMAYANLARA DA ÇEKİNGENLİK VE ÜRPERTİ VERİYORDU.

TEMPLAR TARİKATI'NIN KİMSEDEN KORKUSU YOKTU, SAKLIYACAK ŞEYİ DE YOKTU!... BİR TEK ÖZELLİĞİ HARİÇ!... BUNA DA İLERDE TEMAS EDECEĞİZ.

ASLINDA TEMPLAR TARİKATİ AVRUPA'DA HADDİNDEN FAZLA GÜÇ KAZANMIŞTI.

1252 YILINDA İNGİLTERE KRALI 3. HENRY, TEMPLAR MÜLKÜNDEN BİR KISMINA EL KOYMAK İSTEDİ. "BİR ZAMANLAR DÜŞÜNCESİZCE VERİLENLER, MANTIĞIN GEREĞİ GERİ ALINMALIDIR," DEDİ!..

VAY SEN MİSİN BÖYLE DİYEN?... DÖNEMİN BÜYÜK ÜSTAD'ININ KRALA CEVABI ÇOK SERT OLDU:

"SEN NE DİYORSUN, EY KRAL!.. SEN ANCAK ADALETLE HÜKMEDERSEN, KRAL KALIRSIN!... YOKSA HER ŞEYİNİ KAYBEDERSİN!"

O TARİHLERDE PAPA BİLE BİR KRALA BUNU KOLAYCA BÖYLE SÖYLİYEMEZDİ!.. TEMPLAR TARİKATİ MENSUPLARI BU CESARETİ NEREDEN BULUYORDU?...

BULUYORDU, ZİRA ASKERLİĞİN YANISIRA SADECE POLİTİKA İLE DEĞİL, BANKACILIKLA DA İLGİLENMEYE BAŞLAMIŞLARDI. TÜCCARLARIN BİR YERDEN BİR YERE GÖNDERMEK İSTEDİKLERİ ALTINLARIN NAKİL İŞİNİ DE KAHRAMANLIKLARI İLE ÜN YAPMIŞ TEMPLAR ŞÖVALYELERİ ÜSTLENİYORDU.

TEMPLAR ŞÖVALYELERİ BU SEYAHATLERİ DOLAYISİYLE MÜSLÜMAN VE YAHUDİ TOPLUMLARLA YAKIN İLİŞKİ İÇİNDEYDİLER.

O DÖNEMDE DE İLİM, İSLAM DİYARINDA GELİŞİYORDU. AVRUPA'NIN ASİLLERİ KARANLIK BİR CEHALET ORTAMI İÇİNDE YAŞARKEN, TEMPLAR OLANLAR İSLAM DÜNYASI İLE İLİŞKİLERİ DOLAYİSİYLE YENİ BİLGİLER VE FİKİRLER İLE DOLUYOR, HER ŞEYİN EN İYİSİNE ONLAR SAHİP OLUYORDU.

HARİTACILIK, DENİZCİLİK, YOL VE BİNA YAPIMI, NAKLİYECİLİK, DERİ İŞÇİLİĞİ GİBİ FAALİYETLERİN YANISIRA, TIPLA DA İLGİLENİYORLARDI. HASTANELERİ BİLE VARDI!..

NE VAR Kİ, TEMPLAR TARİKATI MENSUPLARI ZENGİNLEŞTİKÇE, GÜÇLENDİKÇE KİBİRE KAPILDILAR, AHLAKEN DE BOZULDULAR.

GÜÇLERİYLE DİKKAT ÇEKERKEN, BU SEFER ROMA KATOLİK KİLİSESİ'NE TERS DÜŞEN İSLAM, YAHUDİ, HATTA ESKİ MISIR PUTPEREST FİKİRLERİN BİR KARIŞIMI OLAN İNANÇ SİSTEMLERİ İLE DE, DEVRİN KRALLARININ GÖZÜNE BATMAYA BAŞLADILAR.

BURADA HEMEN BELİRTELİM Kİ, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ AVRUPA'NIN BAĞNAZ, KATI HIRİSTİYAN ZİHNİYETİNDEN SONRA KARŞILAŞTIKLARI İSLAM VE YAHUDİ DÜŞÜNCE TARZINDAN ETKİLENMİŞLERDİ AMA, TARİKATIN 1100'LÜ, 1200'LÜ HATTA 1600'LÜ YILLARDA YAHUDİLİKLE, YAHUDİLERLE HİÇ BİR BAĞLANTISI YOKTU!.. TAMAMEN HIRİSTİYANLARDAN OLUŞUYORDU.

İŞTE BU ŞEKİLDE PARACA ZENGİN, CESARET VE KAHRAMANLIK BAKIMINDAN EŞSİZ, BİLGİ VE GÖRGÜ DE ÜSTÜN OLAN TEMPLAR ŞÖVALYELERİ, VARLIKLARI İLE KRALLARI BİLE RAHATSIZ EDER HALE GELMİŞLERDİ.

1300'LERDE FRANSIZ KRALI 4. FİLİP, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ İLE UĞRAŞMAYA BAŞLADI... FİLİP BİR İSYAN SIRASINDA KAÇARKEN TEMPLAR MALİKÂNELERİNDEN BİRİNE SIĞINMAK ZORUNDA KALMIŞ, SONRA TARİKATE KATILMAK İÇİN BAŞVURMUŞ VE REDDEDİLMİŞTİ!..

AYRICA ONLARA PARA BORCU VARDI... SÖZÜNÜ DE GEÇİREMİYORDU.

ÖTE YANDAN, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NİN SAVUNUCUSU PAPA 8. BONİFİCE İLE 11. BENEDİCT, 1303 -1305 YILLARI ARASINDA FRANSIZLAR TARAFINDAN ZEHİRLENMİŞ, BİR SONRAKİ PAPA 5. CLEMENT DE FİLİP'NİN DESTEĞİ İLE SEÇİLMİŞTİ!

YANİ TEMPLAR MENSUPLARI ROMA'DAKİ GELENEKSEL DESTEKLERİNİ KAYBETMİŞLERDİ!.. ÜSTELİK YENİ PAPA DA FRANSA KRALI'NA MİNNET BORCU TAŞIYORDU.

FİLİP USTACA HAREKET EDEREK CASUSLARINI DA TEMPLAR MENSUPLARI ARASINA SOKMUŞTU... HER ŞEY İTİNAYLA PLÂNLANDIKTAN SONRA, ÜLKEDEKİ BÜTÜN KOMUTANLARA ANCAK BELİRLİ BİR GÜN VE SAATTE AÇILMAK ÜZERE" MÜHÜRLÜ GİZLİ ZARFLARLA BİR EMİR GÖNDERDİ... BU GİZLİ EMİR, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NİN KÖKÜNÜ KAZIMAKTI! DÖNEMİN BÜYÜK ÜSTAD'I JACQUES DE MOLEY, HERHALDE BİR İHBAR ALMIŞTI Kİ, TARİKAT'İN ÇOĞU EVRAK VE KİTABINI İMHA EDECEK ZAMANI BULDU.

TEMPLAR MENSUPLARINA "KARŞI KOYMAMALARI" EMRİ VERİLDİĞİNDEN, HİÇ BİRİ DİRENMEDİ. İŞKENCEYE VE MAHKEMEYE TABİ TUTULDULAR. BÜYÜCÜLÜKLE, ŞEYTANA TAPMAKLA, HOMOSEKSÜELLLİKLE, İHANETLE İTHAM EDİLDİLER.

ÇOĞU DİRİ DİRİ YAKILDI!.. BİR KISMI DA UZUN SÜRE HAPSEDİLDİ... LEY İLE NORMANDİYE PRESEPTÖRÜ GEOFFROI DE CHARNAY, ŞİŞE GEÇİRİLİP ATEŞTE KIZARTILARAK ÖLDÜRÜLDÜLER. (1314)

BU ARADA TEMPLAR TARİKATI DA PAPALIK TARAFINDAN 1312'DE ORTADAN KALDIRILDI, LÂĞVEDİLDİ!

KRAL FİLİP HIRSINI ALAMADI!.. BÜTÜN DİĞER AVRUPA KRALLIK VE PRENSLİKLERİNE AYNI TARZDA DAVRANMALARI İÇİN TELKİNDE BULUNDU. EĞER TEMPLAR TARİKATI HERHANGİ BİR YERDE VARLIĞINI SÜRDÜRÜRSE, İNTİKAMINI ALACAĞINDAN KORKUYORDU!..

BÖYLECE TEMPLAR MENSUPLARININ TUTUKLANMASI VE KATLEDİLMESİ AVRUPA'NIN DİĞER ÜLKELERİNE DE YAYILDI, AMA HİÇ BİRİ FRANSA KADAR SERT DAVRANMADI.

BU YÜZDEN BAZI TEMPLAR MENSUPLARI HAYATLARINI KURTARABİLDİLER, GİZLENEREK VE KİMLİKLERİNİ SAKLIYARAK YAŞAMAYA DEVAM ETTİLER. YERALTINA İNEREK ARALARINDAKİ DAYANIŞMAYI SÜRDÜRDÜLER.

O TARİHTEN İTİBAREN DE TEMPLAR TARİKATI GİZLİ BİR TEŞKİLAT HALİNE GELDİ. BİR DAHA DA HİÇ BİR ZAMAN AÇIKTAN FAALİYET GÖSTERMEDİ!..

İŞTE MASONLUĞUN TEMELİNDEKİ "GİZLİ TEŞKİLAT" ÖZELLİĞİNİN ASLI BUDUR!.. AMA TÜRKİYE'DEKİ HİÇ BİR MASON BUNU BİLMEZ.

ÜSTELİK BİR DE KİMSEDEN GİZLİ SAKLISI OLMADIĞINI İDDİA EDER!


8.3.1999
33. DERECE'DEN ÖTE MASONLUK SIRLARI



TEMPLAR ŞÖVALYELERİ
HOGUES DE PAYEN ADLI ŞÖVALYENİN 8 ARKADAŞI İLE KUDÜS KRALINA GELİP GÖREV İSTEDİKLERİNİ (1118), VE TEMPLAR TARİKATININ BÖYLECE KURULMUŞ OLDUĞUNU ANLATMIŞTIK.

DAHA SONRA PAPA 2.INNOCENT’İN ONLARI KENDİNE BAĞLADIĞINI VE BU YÜZDEN KONT,BARON,LORD GİBİ ASİLLERDEN DAHA ÜSTÜN BİR MEVKİE GELDİKLERİNİ, TARİKATA KATILIP İMTİYAZ ELDE EDEBİLMEK İÇİN PEK ÇOK ASİLİN MALINI TARİKATA BAĞIŞLADIĞINI DA ANLATMIŞTIK.

20 YIL İÇİNDE TARİKAT HEM ÇOK GÜÇLÜ, HEM DE ÇOK ZENGİN OLMUŞTU.

TEMPLAR ŞÖVALYELERİ DAHA SONRA FRANSA KRALI 8. LOUİS VE ALMAN İMPARATORU 3.KONRAD İLE BİRLİKTE 2. HAÇLI SEFERİNE DE KATILDILAR.

ANCAK ANADOLU SELÇUKLU SULTANI MESUD, HAÇLILAR'I KONYA'DA İMHA ETTİ.

KONRAD BİZANS'IN ELİNDEKİ İZNİK'E ZOR KAÇTI. LOUİS İSE TOROS DAĞLARINDA ÇOK ZOR ANLAR YAŞADI. SULTAN MESUD VE HALEP ATABEYİ NUREDDİN ZENGİ ONLARI DARMADAĞIN ETTİ... (1149)

İŞTE BU SAVAŞLAR SIRASINDA TEMPLAR ŞÖVALYELERİ DİSİPLİNLERİ VE BİRBİRLERİNE OLAN BAĞLILIKLARI SAYESİNDE HEM KENDİLERİNİ, HEM DE KRALLARINI KURTARABİLDİLER. BU DA ONLARIN ŞÖHRETİNE ŞÖHRET EKLEDİ.

AMA SERVET VE ŞÖHRET TEMPLAR ŞÖVALYELERİ’NİN BAŞINI DÖNDÜRMEKTE GECİKMEDİ...

BU DÖNEMDE BİR DE FATIMİLER'LE, VE BİLHASSA HASAN SABBAH'IN TARİKATI HAŞHAŞİLER İLE İRTİBATA GEÇTİLER.

HAŞHAŞİLER, DÜŞÜNDÜKLERİ MELANETLERİ KOLAYCA YAPABİLMEK İÇİN, BÖLGEYE HâKİM OLAN TEMPLAR ŞÖVALYELERİ’NE HARAÇ ÖDÜYORDU. ZAMAN ZAMAN DA ŞÖVALYELERİN KİRLİ İŞLERİNİ ÜSTLENİYORLARDI.

ÖZELLİKLE SUİKASTLER, GİZLİ BİR TEŞKİLAT OLAN HAŞHAŞİLER'İN UZMANLAŞTIĞI KONU İDİ.

HASAN SABBAH'IN FEDAİLERİ 1092'DE BÜYÜK SELÇUKLU BAŞVEZİRİ NİZAMÜL MÜLK'Ü ŞEHİT EDEREK SİYASİ SUİKASTLERDE ADLARINI DUYURMUŞLARDI.

ANCAK DAHA SONRA TRABLUSLU RAYMOND(1152), KONRAD MONSERRAT(1192) GİBİ HIRİSTİYAN İLERİ GELENLERİNİ ÖLDÜRMELERİ, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ İLE OLAN İLİŞKİLERİNE, VE BU KİŞİLERİN TEMPLAR TARİKATİ TARAFINDAN İSTENMİYEN RAKİPLER OLMALARINA İŞARETTİR.

1174 SENESİNDEN SONRA KUDÜS KRALLIĞI, FİLİSTİN'DEKİ LÂTİN PRENSLİKLERİ, VE DOLAYISİYLE TEMPLAR ŞÖVALYELERİ İÇİN SIKINTILI BİR DÖNEM BAŞLADI.

ÇÜNKÜ HEM ASKERİ DEHASI, HEM DE İNSANİ MEZİYETLERİ İLE TEMAYÜZ ETMİŞ BİR TÜRK, SELAHADDİN EYYUBİ, BU TARİHTE MISIR'DAKİ FATIMİ DEVLETİ'Nİ YIKMIŞ, MISIR'LA BİRLİKTE SURİYE'Yİ DE KONTROLÜNE ALMIŞTI.

SELAHADDİN EYYÜBİ BÖLGEDEKİ HIRİSTİYAN LÂTİN KRALLIKLARIN KORKULU RÜYASI İDİ!.. BU ZAT 57 YILLIK ÖMRÜNÜN 25 YILINDA SALTANAT SÜRMÜŞ VE DEVAMLI OLARAK HAÇLILARLA MÜCADELE ETMİŞTİR.

1187 YILINDA, ARADA BARIŞ ANLAŞMASI OLMASINA RAĞMEN, KERAK PRENSİ RENAUD DE CHATILLON BİR İSLAM KERVANINA SALDIRIP YAĞMA ETTİ. BU YÜZDEN, 5 YIL SÜREN BİR SAVAŞ BAŞLADI.

SELAHADDİN, FİLİSTİN CİVARINDAKİ PEK ÇOK KALEYİ ALDIKTAN SONRA, BİR MEYDAN SAVAŞINDA KUDÜS KRALI VE YANINDAKİ KUMANDANLARI ESİR ETTİ.

KRALA İKRAM VE İTİBARDA BULUNMASINA RAĞMEN, YAPTIĞI KÖTÜLÜKLERDEN DOLAYI RENAUD DE CHATILLON İLE ONA BAĞLI KOMUTANLARIN CEZASININ ÖLÜM OLDUĞUNU BİLDİRDİ. İSLAM'I KABUL ETTİKLERİ TAKDİRDE KENDİLERİNİN SERBEST BIRAKILACAĞINI DA, BİR ALİCENAPLIK ÖRNEĞİ OLARAK AÇIKLADI. TEKLİFİ KABUL EDİLMEYİNCE DE HEPSİNİ İDAM ETTİRDİ.

SONRA KUDÜS ÜZERİNE YÜRÜDÜ. ŞEHİR, HAÇLILARIN EN MEŞHUR KUMANDANLARINDAN BALION'UN EMRİNDE DİRENMEYE KARAR VERDİ. ANCAK BİR ŞEY YAPAMIYACAKLARINI ANLAYINCA TESLİM OLMAK İÇİN ELÇİ GÖNDERDİLER.

SELAHADDİN 100 YIL KADAR ÖNCE HAÇLILAR'IN KUDÜS'Ü FETHETTİKLERİNDE YAPTIKLARINI HATIRLATARAK, "SİZ MÜSLÜMANLARA NE YAPTIYSANIZ, BEN DE SİZE AYNINI YAPACAĞIM," DİYE AND İÇMİŞTİ...

BUNA RAĞMEN, SONRADAN ÖFKESİNE HÂKİM OLDU. FİDYE ÖDEYEREK ŞEHRİ TERKETMELERİNE İZİN VERDİ. (1189)

SELAHADDİN, BU SAVAŞ SIRASINDA SALİB-ÜS SULÛBAT DİYE BİLİNEN, HIRİSTİYAN İTİKATINCA ÇOK KUTSAL SAYILAN HAÇI DA ELE GEÇİRMİŞTİ..

KUDÜS'ÜN MÜSLÜMANLAR TARAFINDAN FETHEDİLDİĞİ HABERİ AVRUPA'YA ULAŞINCA, YER YERİNDEN OYNADI. PAPA 3. URBEN'E FELÇ GELDİ. ADAM BİR SÜRE SONRA ÖLDÜ.

YERİNE GEÇEN PAPA 8. GREGUAR VE PAPA 3. CLEMAN ZAMANINDA ALMAN İMPARATORU FREDERIC BARBAROS, FRANSA KRALI PHILLIPPE AUGUSTE VE İNGİLTERE KRALI ARSLAN YUREKLİ RİŞAR BAŞTA OLMAK ÜZERE PEK ÇOK AVRUPALI ASİL VE DİN ADAMI, SİLAHA SARILDILAR. YENİ BİR HAÇLI SEFERİ BAŞLATTILAR.

ÇOK KAN DÖKÜLMESİNE, HATTA BİR ARA ARSLAN YÜREKLİ RİŞAR'IN KIZKARDEŞİNİ SELAHADDİN'İN KARDEŞİ MELİK ADİL'E VERMEYİ TEKLİF ETMESİNE RAĞMEN, HAÇLILAR BAŞARIYA ULAŞAMADILAR.

KUDÜS ARTIK BİR MÜSLÜMAN TÜRK ŞEHRİ İDİ... NE YAPILSA BOŞTU!..

TA Kİ, 1918'DEKİ ARAP İHANETİNE KADAR!.. TIPKI 1099'DAKİ FATIMİ İHANETİ İLE İLK ELDEN ÇIKIŞI GİBİ!..

HAÇLILAR VE HIRİSTİYANLAR ALEYHİNE CEREYAN EDEN BU OLAYLAR SİON TAPINAĞI'NIN KORUYUCUSU SAYILAN TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'Nİ DE ETKİLEDİ. SAVAŞTAN SAĞ KURTULANLAR FİLİSTİN'DEKİ BİR KAÇ LÂTİN KALESİNE ÇEKİLDİLER...

BU KALELER DE 1291 YILINA KADAR BİRER BİRER MÜSLÜMANLARIN ELİNE GEÇTİ...

SONUNCUSU AKRA KALESİ İDİ. DÖNEMİN BÜYÜK ÜSTADI KALEYİ İNATLA SAVUNDU. ÇOĞU TEMPLAR SAVAŞTA ÖLDÜ. KALE DÜŞÜNCE DE SAĞ KALAN TEMPLAR ŞÖVALYELERİ KIBRIS'A GÖÇTÜLER...

NE VAR Kİ, ARTIK TEMPLAR TARİKATI'NIN VARLIĞINI SÜRDÜRMESİ İÇİN GEÇERLİ SEBEP ORTADAN KALKMIŞ GÖRÜNÜYORDU.

ÖYLE YA!... ARTIK KUTSAL TOPRAKLAR MÜSLÜMANLARIN ELİNDE İDİ. NE KUTSAL SİON TAPINAĞI (ÖYLE BİR TAPINAK ZATEN YOKTU YA), NE KUDÜS KRALLIĞI, NE KORUNACAK HAÇ YOLLARI KALMIŞTI!..

FETHEDİLECEK YERLER, HIRİSTİYANLAŞTIRILACAK İNSANLAR DA YOKTU!.. DAHA DOĞRUSU BUNA HAÇLILARIN GÜCÜ YETMİYORDU!..

BUNUN ÜZERİNE TEMPLAR ŞÖVALYELERİ DİKKATLERİNİ AVRUPA'YA ÇEVİRDİLER.

TARİKAT, VARLIK SEBEBİ ORTADAN KALKTIĞI İÇİN FESHEDİLMESİ GEREKİRKEN, GİTTİKÇE GELİŞEN BİR MENFAAT BİRLİĞİ HÜVİYETİ ALDI.

BU MENFAAT İLİŞKİSİNİ GİZLEMEK İÇİN DE, SANKİ HÂLÂ KUDÜS İÇİN FAALİYET GÖSTERİYORLARMIŞ GİBİ DAVRANMAYA DEVAM ETTİLER.

AMA KUDÜS ANCAK SİONİZM’İN KURUCUSU TEODOR HERZL'İN "PROTOKOL"ÜNE KADAR BİR EMZİK OLMAKTAN ÖTE GİTMEDİ.... PROTOKOL’ÜN İLÂNINDAN SONRA YİNE BİRİNCİ PLANA ÇIKTI. (1897)

İŞTE BUGÜNKÜ YERLİ-YABANCI BÜTÜN MASONLAR’IN "KUDÜS" DİYE, "SÜLEYMAN MABEDİ" DİYE HER TÜRLÜ RİTÜELİ ORAYA BAĞLAMALARININ ALTINDA, BU "VARLIK SEBEBİNİ YİTİRME" REALİTESİ YATAR!..

MASONLAR KUDÜS’TEN BAHSEDER AMA, ASLINDA KUDÜS ONLARI ORTAK MENFAAT ETRAFINDA BİRLEŞTİRMEK İÇİN DİLE GELEN BİR SİMGEDEN İBARETTİR!

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ, MASONLARIN ATALARI OLAN TEMPLAR ŞÖVALYELERİ, TÜRK VE İSLAM'A DOST OLMAK, MÜSAMAHA GÖSTERMEK NE KELİME; AMANSIZ BİRER DÜŞMAN İDİLER!.. KUDÜS'ÜN ALINDIĞI 1099 YILINDAN 1291 YILINA KADAR YÜZBİNLERCE MASUM TÜRK VE MÜSLÜMANIN KANIYLA ELLERİNİ BOYAMIŞLARDI. BÜYÜK BİR İHTİMALLE KANLI CANİ PRENS RENAUD DE CHATILLON DA, BERABERİNDEKİ ŞÖVALYELER DE TEMPLAR TARİKATI MENSUBU İDİ!..

BU GERÇEĞİ HER TÜRK MASON BİLMEK VE DAİMA HATIRLAMAK ZORUNDADIR!..

SELAHADDİN EYYÜBİ KUDÜS'Ü FETHETTİĞİNDE, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ’NİN BÜYÜK ÜSTADI GERARD DE RIDEFORT İDİ...

SONRADAN, ONUN BU İŞTE BÜYÜK İHMALİ, HATTA İHANETİ OLDUĞU DÜŞÜNÜLDÜ.

ÇIKAN TARTIŞMA VE ANLAŞMAZLIK SONUCU, 1188'DE TEMPLAR TARİKATI İKİYE BÖLÜNDÜ... DAHA DOĞRUSU TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NİN ARKASINDAKİ ESAS GİZLİ CEMİYET "SİON TAPINAĞI", KENDİNİ ONLARDAN AYIRDI VE DAHA DA GİZLİ BİR HALE GELDİ.

BU OLAY "CUTTING THE ELM" (KARAAĞACIN KESİLMESİ) DİYE BİLİNİR. TÜRKİYE'DEKİ MASONLAR BUNLARI HİÇ HABERİ YOKTUR.

ÖTE YANDAN MASON VE HIRİSTİYAN TARİHÇİLER, SELHADDİN-İ EYYUBî’Yİ "KÜRT" GÖSTERMEK İÇİN BÜYÜK ÇABA HARCARLAR!.. AMAÇ KENDİLERİNİ YENENİN VE KUDÜS’Ü ELLERİNDEN ALANIN TÜRK OLMADIĞINI GÖSTERMEKTİR!.. BATILILAR, TÜRKLERE KARŞI BÜYÜK BİR AŞAĞILIK DUYGUSUYLA MÂLÛLDÜRLER!.. BUNU GİZLEMEK İÇİN DE HEP TÜRKLERİ KÜÇÜMSEMEYE ÇALIŞIRLAR!..

BİZİM KÜRT AYIRIMCILAR DA, BUNDAN YARARLANARAK "KÜRT SERDARI" DEDİKLERİ SELAHADDİN-İ EYYÜBİ'YE DE SAHİP ÇIKARLAR... HALBUKİ SELAHADDİN, SELÇUKLU TÜRK HAKANINA BAĞLI BİR BEY İDİ. ÖZ-BE-ÖZ TÜRK'TÜ!... AĞABEYİNİN ADI TURANŞAH, KARDEŞLERİNİN ADI TÜĞTEKİN VE BÖRİ İDİ!.. BUNLAR HEP TÜRK ADIDIR!.. DAYISININ ADI ŞAHABEDDİN MAHMUD BİN TÜKÜŞ İDİ!.. ANNESİNİN TÜRK OLDUĞU TÜKÜŞ ADINDAN ANLAŞILIR!.. EŞLERİNDEN BİRİ UNAR BEY'İN KIZI AMİNE TÜRK'TÜ... İKİ ENİŞTESİ DE TÜRK'TÜ!.. BİRİ UNAROĞLU SADEDDİN MESUT, DİĞERİ MUZAFFERÜDDİN GÖKBÖRÜ İDİ!... ACEM DİYARINDA YAŞAMALARINA, İSLAM ETKİSİNDE OLMALARINA RAĞMEN, ADLARI TÜRK DAMGASI TAŞIRDI!.. (DOĞU ANADOLU GERÇEĞİ, S. AHMET ARVASİ, TÜRK KÜLTÜRÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ, 1983... BU KİTABIN YAZARI DA, AYIRIMCILARA GÖRE KÜRTTÜR. BİZCE ÜLKEMİZDEKİ HERKES GİBİ TÜRK'TÜR.)

SİON TAPINAĞI KORUYUCUSU TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NİN BÜYÜK ÜSTATLARI

- 1118-1131......HUGUES DE PAYEN

- 1131-1150......ROBERT DE BOURGOGNE

- 1150-1153......BERNARD DE TRAMBLAY

- 1153-1170......BERTRANT DE BLANCEFORT

- 1170-1171......JANFEDERS PULCHERINE

-1171-1179......FRANÇOIS OTHEN

- 1179-1184......THEODORE DE GLAISE

- 1184-1190......GERARD DE RIDEFORT

33. DERECE'DEN ÖTE MASONLUK SIRLARI



MASONLUK KRONOLOJİSİ
TARİH...................... OLAYLAR

1090......SİON TAPINAĞI TARİKATI'NIN KURULUŞU

1099......HAÇLILAR'IN KUDÜS'Ü ALMASI VE KATLİAM YAPMASI

1127......AZİZ BARNARD'IN TEMPLAR TARİKATI'NI DÜZENE SOKMASI

1139......PAPA 2. INNOCENT'İN TEMPLAR TARİKATI'NA ÖZEL İMTİYAZLAR TANIMASI

1187......KUDÜS'ÜN TÜRKLER TARAFINDAN GERİ ALINMASI, PAPA 3. URBEN'İN FELÇTEN ÖLMESİ

1188......SİON VE TEMPLAR TARİKATLERİNİN AYRILMASI; ORMUS TARİKATİ'NIN ORTAYA ÇIKMASI

1208......KATAR KATLİAMININ BAŞLAMASI

1291......AKRA KALESİNİN DÜŞMESİ; TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NİN FİLİSTİN'İ TAMAMEN BOŞALTMASI

1303......TEMPLAR YANLISI PAPA 8. BONIFICE'İN ZEHİRLENMESİ

1305......TEMPLAR YANLISI PAPA 11.BENEDICT'İN ZEHİRLENMESİ; FİLİP YANLISI 5. CLEMENT'İN PAPA OLMASI

1307......FRANSA KRALI FİLİP'İN TEMPLAR KATLİAMINI BAŞLATMASI

1307......GUILLAUME'İN SİON TAPINAĞI TARİKATI'NI YENİDEN DÜZENLEMESİ

1308'DEN SONRA......KAÇAK TEMPLAR'LARIN "AZİZ JOHN", "İSA'NIN ŞÖVALYELERİ" GİBİ TARİKATLERE SIZMASI

1307-1520......UYKU DÖNEMİ: SİON VE TEMPLAR MENSUPLARININ ASİLLERLE, SANATKÂR VE BİLİM ADAMLARIYLA YAKINLIK KURARAK VARLIĞINI SÜRDÜRMEYE ÇALIŞMASI

1492......HAÇLILARIN ENDÜLÜS'Ü ELE GEÇİRMESİ; MÜSLÜMAN KATLİAMI, YAHUDİLER'İN TÜRKLER'E SIĞINMASI

1522......SİON MENSUPLARININ MARTİN LUTHER'İ DESTEKLİYEREK LÂİKLEŞMESİ

1527......LORRAINE AİLESİNDEN GANZEQUE'İN SİON TAPINAĞI BÜYÜK ÜSTADI OLMASI

1550......SİON TARİKATI'NIN FRANSA KRALLIĞI İÇİN RAKİP VALOIS VE QUISE AİLELERİNİ ORTADAN KALDIRMASI; LORRAINE AİLESİNİN RAKİPSİZ KALMASI

1605......"ROSECRUIX" (KIZILHAÇ) TARİKATI'NIN KURULMASI

1618......KIZILHAÇ TARİKATI'NIN DESTEKLEDİĞİ FREDERIC'İN BOHEMYA KRALI OLMASI; 30 YIL DİN SAVAŞLARININ BAŞLAMASI

1620......KIZILHAÇ'IN "HIRİSTİYAN BİRLİKLERİ" TEŞKİLATINI KURMASI; ENGİZİSYON'DAN KAÇAN AYDINLARA KAPILARINI AÇMASI

1645......İNGİLİZ BAŞBAKANI CROMWELL'İN KIZILHAÇ KOLEJİ AÇMASI

1660......KIZILHAÇ TARİKATI'NI DESTEKLİYEN 2. CHARLES'IN İNGİLTERE KRALI OLMASI

1670......SPALDING BEYEFENDİLER CEMİYETİ'NİN KURULUŞU

1717......LONDRA BÜYÜK LOCASI'NIN KURULMASI; "MASON" ADININ İLK ORTAYA ÇIKIŞI

1723......"ANDERSON NİZAMNAMESİ"NİN KABULÜ

1725......RADECLYFFE'İN PARİS'TE İLK MASON LOCASINI KURMASI; İNGİLİZ-FRANSIZ MASON SÜRTÜŞMESİNİN BAŞLAMASI

1730......RAMSEY'İN FİLADELFİYALILAR CEMİYETİ'Nİ KURMASI

1732......İLK MASON TÜRK: 28 MEHMET ÇELEBİZÂDE SAİT ÇELEBİ; MASONLARIN TÜRKİYE'YE EL ATMAYA BAŞLAMASI

1738......PAPA 12. CLEMENT'İN FARMASONLARI LÂNETLEMESİ

1750......HUND'UN "STRICT OBSERVANCE" SİSTEMİNİ KURMASI

1750......"MENFIUS ORYANTAL RİTİ"NİN KURULUŞU

1750......YAHUDİLER'İN LONCALARDAN SIZARAK MASON LOCALARINA GİRMEYE BAŞLAMASI

1770......YAHUDİLER'İN "HÜRRİYET-MUSAVAT-UHUVVET" SLOGANLARININ MASON LOCALARINI ETKİLEMESİ

1771......İLLİMUNATİ MASONİK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KURULMASI

1775......İLK MASON HÜKÜMDAR FRANÇOIS'İN (1731) MARİA TERESA İLE EVLENMESİ; HABSBURG HANEDANI İLE LORRAİNE HANEDANI ARASINDA KAN BAĞI KURULMASI

1776......FİLÂDELFİYALILAR CEMİYETİ MENSUPLARINDAN G. WASHİNGTON, B. FRANKLİN VE T. JEFFERSON LİDERLİĞİNDE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NİN İNGİLTERE'DEN BAĞIMSIZLIK ELDE ETMESİ

1789......MASONLAR'IN ÖNDERLİĞİNDE FRANSIZ İHTİLALİ

1800......ABD CHARLESTON'DA İSKOÇ RİTİ YÜKSEK ŞURASI'NIN KURULMASI (GÜNEY JÜRİSDİKSİYONU); KONTROLÜN İNGİLİZ VE FRANSIZLAR'DAN ABD'YE GEÇMEYE BAŞLAMASI

1814......ABD NEW YORK'TA "KUZEY JÜRİSDİKSİYONU"NUN KURULMASI

1815......İLK ÜST DÜZEY MASON OLAN YAHUDİ: ELIPHUS LEVİ

1860......MARY BAKER EDDY'NİN "SCIENTOLOGY" TARİKATININ TEMELİNİ ATMASI

1875......HELENA PETROVNA BLAVATSKY'NİN TEOZOFİ TARİKATININ TEMELİNİ ATMASI

1879......YAHOVA ŞAHİTLERİ'NİNİ ORTAYA ÇIKIŞI

1880......MATHERS'İN "GOLDEN DAWN" (ALTIN ŞAFAK) TARİKATI'NI KURMASI

1886......CHARLES VE MYRTLE FILMORE'UN "NEW AGE-YENİ ÇAĞ" TARİKATININ TEMELİNİ ATMASI

1890......PALEDAN'IN "İSA'NIN KUPASI" TARİKATI'NI KURMASI

1894......PAPUS'ÜN "SİON PROTOKOLÜ"NÜ HAZIRLAMASI

1896......THEODOR HERZL'İN FİLİSTİN'İ YURT EDİNMEK İÇİN BİR DERNEK KURMASI; VE "SİON PROTOKOLÜ'NÜ YAYINLAMASI

1900......PAPA 13. LEO VE PAPA 10. PIUS'UN FARMASONLAR'I BİR KERE DAHA LÂNETLEMESİ

1900......ANGLİKAN KİLİSESİ'NİN MASONLAR'I DESTEKLEMESİ

1900-1915......OSMANLI DEVLETİ'NDE MASON ETKİSİNİN DORUĞA ULAŞMASI

1905.....ABD ŞİKAGO'DA İLK "ROTARY" KLUBÜ'NÜN AÇILMASI

1917......MELVİN JONES'UN ABD ŞİKAGO'DA İLK "LIONS" KLUBÜ'NÜ AÇMASI

1917......MASON LENİN LİDERLİĞİNDE RUS SOSYALİST İHTİLALİ

1918......HAÇLI İTTİFAKI'NIN ANADOLU'YU İŞGALİ

1947......ALICE BAILEY'İN "LUCIS TRUST" CEMİYETİNİ KURMASI

1947......YAHUDİLERİN KONTROLÜNDE "TEK DÜNYA DEVLETİ" İÇİN İLK ADIM: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLÂTI

1948......YAHUDİLERİN FİLİSTİN'DE SATIN ALDIKLARI TOPRAKLAR ÜZERİNDE YENİ BİR DEVLET KURMALARI

1950......"SAINT JULIEN GENEOIS" TARİKATI'NIN KURULMASI

1956......"SİON TAPINAĞI" TARİKATI'NIN YENİDEN ORGANİZE OLMASI VE DÜNYA ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ ARTTIRMASI

1957......HIRİSTİYAN "AVRUPA BİRLİĞİ" İÇİN İLK ADIM - AET

1958......PLANTARD'IN DE GAULLE'Ü İKTİDARA GETİRMEK İÇİN "HALKIN GÜVENLİĞİ KOMİTELERİ" KURMASI

1959......"SİON TAPINAĞI" DERGİSİ "CIRCUIT"DE "YENİ BİR FRANSA" YAZISININ YAYINLANMASI

1973……"SİON TAPINAĞI" TARİKATI TÜZÜĞÜNÜN YAYINLANMASI

1979......PLANTARD'IN LORRAINE DÜKÜ OTTO VON HABSBURG'UN BİR "MOREVENJ" OLDUĞUNU AÇIKLAMASI

1981......VATİKAN'IN MASON P-2 LOCASI VE MAFYA İLE BİR SKANDALA KARIŞMASI

1991......HAÇLI İTİFAKI'NIN IRAK'A SALDIRMASI

1991.......MASON ABD BAŞKANI GEORGE BUSH'UN "YENİ DÜNYA DÜZENİ" TEZİNİ ORTAYA ATMASI

1992......CLINTON'UN CİNSEL SAPIKLAR İÇİN YENİ HAKLAR TANIMASI

BÜTÜN BU OLAYLAR VE KİŞİLER İLE İLGİLİ GENİŞ AÇIKLAMALARI BUNDAN SONRAKİ SAYFALARDA BULACAKSINIZ... VE DAHA NİCELERİNİ!.. ANCAK BU SAYFAYI KAYDA ALIN VE SIK SIK BİLGİLERİNİZİ TAZELEYİN!


8.3.1999

 
 
MUSA HİRAM
(no login)

devam2

November 18 2000, 12:11 AM 

EZOTERİZM NEDİR?..
BU EZOTERİK KELİMESİNİ BİRAZ AÇIKLAMAK İSTİYORUZ... SAĞDA SOLDA YAZIP ÇİZEN, HATTA TELEVİZYONLARA ÇIKIP KONUŞAN "UZMAN" KİŞİLERDEN HİÇ BİRİ BU HUSUSA AÇIKLIK GETİREMEDİ.

ENDOTERİK VE EZOTERİK BİRBİRİNİN ZIDDI OLARAK KULLANILAN İKİ KELİMEDİR. İÇ HALKA", "DIŞ HALKA" ANLAMLARINA GELİR.

ENDOTERİK BİLGİLER HERKESE AÇILABİLİR, ANLAŞILMASINDA BİR SORUN YOKTUR.

AMA EZOTERİK BİLGİLER, Kİ HEP MÂNEVİ KONULAR KASTEDİLEREK KULLANILIR, ANCAK BELİRLİ BİR KESİMİN SAHİP OLDUĞU, ANCAK ÖZEL BİR EĞİTİMLE BAŞKASINA NAKLEDİLEBİLEN BİLGİLERDİR.

BUNLAR ASLINDA HERKESİN BİLMESİ GEREKEN BİLGİLER DE DEĞİLDİR... ANCAK O KONUDA DERİNLEŞMİŞ, İLERLEMEK İÇİN BÜYÜK GAYRET GÖSTERMİŞ, VE O DALDAN YARARLANARAK İNSANLARA HİZMET ETMEYİ KENDİNE GAYE EDİNMİŞ KİMSELER İÇİN GEREKLİDİR.

BİR ÖRNEK VERMEK GEREKİRSE, HERKESİN SAĞLIĞINI KORUMASI İÇİN SPOR YAPMASI GEREKLİDİR... AMA ÇOĞU İNSANIN BİR FUTBOLCU, BİR HALTERCİ, BİR BUZ PATENİ DANSCISI OLMASI GEREKMEZ... KİMSE DE BUNLARI TELEVİZYONA BAKARAK, KİTAPTAN OKUYARAK ÖĞRENEMEZ.

KAABİLİYETİ OLANLAR DAHİ, MUTLAKA KONUYU ÇOK İYİ BİLEN BİR ANTRENÖR GÖZETEMİNDE BELİRLİ BİR GIDA REJİMİ VE ÇALIŞMA PROGRAMI İLE İYİ BİR SPORCU OLARAK YETİŞEBİLİR.

İŞTE HERKES İÇİN OLAN SPOR BİLGİLERİ ENDOTERİK, ÖZEL EĞİTİM GÖRECEKLER İÇİN OLAN SPOR BİLGİLERİ İSE EZOTERİK KABUL EDİLEBİLİR.

HER KONUDA, HER MESLEK DALINDA BU DIŞ HALKA VE İÇ HALKA VARDIR... MÜZİKTE, AŞÇILIKTA, SAVAŞ SANATLARINDA VE TABİİ DİNİ KONULARDA!..

MESELA DENİR Kİ, "KUR'AN-I KERİM'İN BİR AÇIK, BİR DE GİZLİ MÂNÂSI VARDIR... GİZLİ MÂNÂNIN DA 7. DERECEYE KADAR GİZLİSİ VARDIR!"

SADE MÜSLÜMANLAR İÇİN AÇIK MÂNÂ YETERLİDİR... TARİKATLER İSE O GİZLİ MÂNÂYI, VE DAHA DERİN GİZLİ MÂNÂLARA ULAŞTIKLARI İDDİASIYLA FAALİYET GÖSTERİRLER.

NE YAZIK Kİ BUGÜN ÜLKEMİZDE YÜZBİNLERCE TARAFTARI OLAN KADİRİ, NAKŞİBENDİ, NURCU, SÜLEYMANCI, FETULLAHÇI, HATTA RUFAİ TARİKATLERİNİN ÇOĞU, DEĞİL GİZLİ MÂNÂLARA İNMEK: AÇIK OLAN MÂNÂYI DAHİ BULANDIRACAK BİR ANLAYIŞ İÇİNDEDİRLER!..

NASIL HERKES DÜNYA ÇAPINDA FUTBOLCU OLAMAZ, DÜNYA ÇAPINDA FUTBOLCU YETİŞTİREMEZSE; DİNDE DE, MÂNEVİYATTA DA ÜSTÜN İNSAN OLMAK ÖYLE KOLAY DEĞİLDİR!..

KONUMUZA DÖNERSEK, İŞTE BU YÜZDEN MESELÂ BÜYÜ ÜZERİNE KİTAP BASILMASI, YAYINLANMASI DOĞRU DEĞİLDİR. BÜYÜ HERKESE VERİLECEK BİR BİLGİ DEĞİLDİR. AYNI ŞEKİLDE TAROTTU, ASTROLOJİYDİ, SPİRİTUALİZMDİ, MEDİTASYONDU, MEDYUMLUKTU... DİYE PİYASADA DOLAŞAN YÜZLERCE SAHTEKÂR, SADECE SAF VATANDAŞLARI ALDATMAKTADIR... TIPKI MASONLARIN DERECE DERECE "ERMİŞLİK" SATMASI GİBİ!.. BU KONULAR ÖYLE ORTA MALI DEĞİLDİR!.

YOGAYI KİTAPLARDAN ÖĞRENEMEZSİNİZ. ANCAK BELİRLİ BİR MÜRŞİDE, BİR HOCAYA BAĞLANIP ONUN FERDİ EĞİTİMİNDEN GEÇEREK YOGİ OLABİLİRSİNİZ... O DA YÜZLERCE KİŞİDEN SADECE BİR-İKİ KİŞİ!.. VE YILLAR SONRA!

BURADA "MÜRŞİD" KELİMESİ, O KONUYU GERÇEKTEN BİLEN VE BAŞKASINI DA O KONUDA YÖNLENDİREBİLECEK, YETİŞTİREBİLECEK KİŞİ ANLAMINDA KULLANILMIŞTIR. YİNE PİYASADAKİ MÜRŞİT BOZUNTULARINI KASTETMİYORUZ.

BU TARZ BİLGİLER "SIR" ADDEDİLİR. SAHİP OLANLARIN BAŞKASINA İZİNSİZ AÇIKLAMASI DOĞRU OLMADIĞI GİBİ, PARAYLA DA, HATIRLA, GÖNÜLLE, CİLVEYLE DE ELDE EDİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

SIRRIN AÇIKLANACAK OLDUĞU KİŞİNİN DE MÂNEVİ YÖNDEN BELİRLİ BİRİ SEVİYE GELMİŞ OLMASI, MADDİ BİLGİLER AÇISINDAN DAHA YETERLİ OLMASI GEREKİR. MÜRŞİD, VEYA ÖĞRETMEN KONUMUNDAKİ KİŞİ ÖĞRENCİSİNİ ŞAHSEN TANIDIKTAN SONRA BÖYLE BİR DEĞERLENDİRME YAPILABİLECEĞİ İÇİN, ÖYLE GENEL YAYIN ARAÇLARI İLE EZOTERİK EĞİTİM YAPMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR!..

İKİNCİ ÖNEMLİ HUSUS, BÖYLE MÂNEVİ BİLGİLER, VEYA SIRLAR PARA KARŞILIĞI, MENFAAT KARŞILIĞI VERİLEMİYECEĞİDİR!.. KİM Kİ, PARA İLE SİZİ UÇURACAĞINI İDDİA EDİYOR, TRANSANDANTAL MEDİTASYON DERNEĞİ GİBİ; YALAN SÖYLÜYOR, HEM KENDİ CEBİNİ, HEM DE MAHARİSHİ DENEN O NAMUSSUZUN CEBİNİ DOLDURUYOR DEMEKTİR!

ASLINDA BU GERÇEĞİ "KARATE KID" GİBİ TELEVİZYON FİLMLERİNDEN BİLE ÇIKARMAK MÜMKÜN İKEN, NASIL BUNCA İNSANIN SAHTE MÜRŞİTLERİN, PİYASA KİTAPLARININ PEŞİNE TAKILDIĞINI ANLIYAMIYORUZ!

EĞER EZOTERİZMİN BU KURALLARINA UYULMAZ İSE, ORTAYA YARIM BİLGİLER İLE DONANMIŞ CAHİL "BÜYÜCÜLER, FALCILAR, SPİRİTUALİSTLER, TARİKAT MENSUPLARI" VE TABİİ YARIM MASONLAR ÇIKAR.

BUNLAR EN BAŞTA KENDİLERİ SAPITIRLAR. SONRA DA ÇEVRELERİNDE TOPLANANLARI SAPKIN HALE GETİRİRLER!.. ALİ KALKANCI, BÜLENT ÇORAK, HATTA MEŞHUR SPİRİTUALİST(!) ERGUN ARIKDAL BÖYLE KİŞİLERDİR.

NETİCEDE GENÇLER İNTİHAR EDER, VEYA ERMEYE ÇALIŞAN MÜRİTLER KENDİNİ TIMARHANEDE BULUR... EĞER SAF BİR KIZSA, BİR DE BAKAR Kİ, ŞEYHİ ONUN BEKÂRETİNİ ÇALMIŞ, KARNINA DA TOHUMUNU BIRAKMIŞ!..

PEKİ, DURUP DURURKEN BU KONUYA NEREDEN GELDİK?.. MASONLUK BİR "EZOTERİK" KURUM OLMA İDDİASINDADIR DA, ONDAN!

TÜRKİYE'DEKİ MASONLUĞUN BÖYLE EZOTERİK ANLAMDA BİR SIRRI YOKTUR!..

BİZİM MASONLARIN "SIR" DİYE "HARİCİ"LERDEN SAKLADIKLARI FASAFİSODAN İBARETTİR!.. BİR TAKIM EL, KOL, PARMAK, GÖZ, BURUN, KULAK OYNATMA, SÖZDE MASON OLDUĞUNU, DERECESİNİ BİLDİRME İŞARETİ VERMEKTİR!.. YANİ SOYTARILIKTAN BAŞKA ŞEY DEĞİLDİR!

AMA YABANCI MASONLARIN BİZİMKİLERDEN SAKLADIKLARI ÇOK ŞEY VARDIR Kİ, İŞTE ONLAR GERÇEK "SIR"DIR!.. HAİN VE SİNSİ EMELLERİNE YÖNELİKTİR...BİZİMKİLER BİLMEDEN ONLAR KARŞISINDA ELPENÇE DİVAN DURUR, UŞAKLIK EDERLER...

HEP BİR DERECE DAHA YÜKSEK BİLGİLERE ULAŞACAKLARINI SANIRLAR, AMA YÜKSELDİKLERİNDE BİR HALT OLMAZ... BİR KAÇ İŞARET DAHA, O KADAR!.. SONRA GÖZLERİNİ BİR DAHA ÜST DERECEYE ÇEVİRİRLER!.. BOŞ BİR ÜMİT İÇİNDE HAYATLARINI HEBÂ EDER GİDERLER! AMA BU ARADA MASON OLMIYANLARI DA O SAÇMA İŞARETLERİ BİLMEDİĞİ İÇİN, KÜÇÜK GÖRÜRLER!..

BİZ DE ONLARA, BÖYLE ZIRVALARI EZOTERİZM-DERİN MÂNÂ SANDIKLARI İÇİN ACIRIZ!..

ZAVALLILAR!..

İŞTE ONLARI UŞAKLIKTAN KURTARALIM DİYE BU SIRLARIN BİR KISMINI AÇIKLIYORUZ.

ESAS EZOTERİK BİLGİLER BİZDE!!


MASON TARİHİNE VE EFSANELERİNE KISA BİR BAKIŞ
MASONLUK TARİHİ AÇISINDAN BAZI OLAYLARI, AVRUPA'DA MEDENİYETİN SONU DEMEK OLAN ROMA İMPARATORLUĞU'NUN YIKILIŞINDAN BAŞLIYARAK GÖZDEN GEÇİRMEK İSTİYORUZ. KONU, İSİMLER-OLAYLAR AÇISINDAN SIKICI AMA, NE YAPALIM!... MASONLUK OLAYININ TÜMÜ RUH BUNALTICI, CAN SIKICI!..

ROMA İMPARATORLUĞU, M.S.410 YILINDA BÜYÜK ALERİK'İN BAŞINDA OLDUĞU VİZİGOTLAR TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİ... MASONİK RİVAYETE GÖRE, ROMALILARIN YAHUDİLERİ SÜRDÜKTEN SONRA, KUDÜS'TEN ALIP GETİRDİKLERİ HAZİNELERİ DE VİZİGOTLAR ALIP GÖTÜRDÜ.

VANDALLARIN KRALI GAESERİK DE 455 YILINDA ROMA'YI YAĞMA ETTİ... ARKASINDAN 493'DE İTALYA'DA BİR OSTROGOT KRALLIĞI KURULDU.

BUNDAN SONRA AVRUPA, GERMEN KAVİMLERİN İDARESİNDE KALACAK, VE VANDALİZM BARBARLIK İLE EŞ ANLAMDA KULLANILACAKTIR... VE AVRUPALILAR, VANDALLARIN ANALARIN KARNINA ATTIĞI TOHUMUN ETKİSİYLE, GÜNÜMÜZE KADAR BU NİTELİKLERİNİ SÜRDÜRECEKLERDİR.

500'LERDE AVRUPA'DA ADINI DUYURAN MOREVENJ FRANK KRALLIĞININ HİKâYESİ, MASONLUK TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMLİDİR.

MEROVENJLER, BİR GERMEN KABİLESİ OLAN SİKAMBRİYANLAR SOYUNDAN GELİYORDU Kİ BUNLAR, DAHA ÇOK FRANKLAR OLARAK BİLİNİRDİ... FRANKLAR 5-7. ASIRLAR BOYUNCA FRANSA'NIN VE ALMANYA'NIN BÜYÜK KISMINI HAKİMİYETLERİNE ALMIŞLARDI... YÜKSELME DEVİRLERİ İNGİLTERE KRALI ARTHUR'LA DENK DÜŞER.

O DÖNEM HZ.İSA'YA AİT KUTSAL KUPA EFSANELERİNİN DE YAYGINLAŞTIĞI, ASLINDA "KARANLIK ÇAĞ" DİYE BİLDİĞİMİZ YILLARDI... AMA İDDİAYA GÖRE MEROVENJLER O KADAR GERİ DEĞİLDİ. KİLİSE ÖĞRENMEYİ ENGELLİYORDU AMA, BUNLAR HER NASILSA OLDUKÇA İYİ EĞİTİMLİ İDİLER.

İNGİLTERE'DE GALLER SAVAŞI DİYE BİLİNEN DEVİR; STUARTLAR, TUDORLAR, ORANGE VE HANNOVER SÜLÂLELERİ GELİP GEÇMİŞ, AMA FRANKLARIN BAŞINDA HEP MEROVENJLER KALMIŞTI.




MEROVENJLER AVRUPA HÂKİMİ
5. ASIRDA AVRUPA'NIN HUN İSTİLASINA UĞRAMASIYLA, SİKANMBRİYANLAR REN BÖLGESİNDEN GAL HAVZASINA GEÇTİLER, YANİ FRANSA'YA!.. BURADA BİR KRALLIK KURDULAR.

KRALLARINDAN 1.CLOVİS (481-511), HIRISTİYANLIĞI KABUL ETTİ... ROMA KİLİSESİ, YANİ PAPALIK, ONUN VASITASIYLA BATI AVRUPA'YI KONTROLÜNE ALDI. AYNI TARİHLERDE DE İSTANBUL'DA ORTODOKS KİLİSESİNİN HÜKMÜ SÜRÜYORDU. PAPALIK KİLİSENİN HAMİSİ GİBİ GÖRDÜĞÜ CLOVİS İLE, 500'LERDE BİR ANLAŞMA YAPTI. BU ANLAŞMAYA GÖRE, "AVRUPA'DA KRALLIK HAKKI DÜNYA DURDUKÇA ONUN SÜLALESİNİN ELİNDE" OLACAKTI!..

PEKİ, PAPANIN BU GÜCÜ NEREDEN GELİYORDU DA, AKLINA ESEN BİRİNİN SÜLÂLESİNE AVRUPA'YI BAĞIŞLIYABİLİYORDU?..

EFENDİM, İLK HIRİSTİYAN ROMA İMPARATORU OLAN KONSTANTİN, KRALLIK SEMBOLÜ OLAN BÜTÜN EŞYALARI VE HÜKÜMRANLIK YETKİSİNİ KİLİSEYE DEVRETMİŞTİ. AYRICA ROMA KİLİSESİ BAŞRAHİBİNE DE MAAŞ BAĞLAMIŞTI.

BU SURETLE ROMA BAŞRAHİBİ OLAN PAPAZ, ÖTEKİLERDEN ÖNEMLİ SAYILMAYA BAŞLADI...

384-393 TARİHLERİ ARASINDA GÖREV YAPAN ROMA KİLİSESİNİN BAŞRAHİBİ, KENDİNE "PAPA" ADINI VERMİŞTİ AMA, ASLINDA O DÖNEMDE DİĞER RAHİPLERDEN FAZLA BİR ETKİSİ YOKTU... PAPALAR 400'LÜ YILLARIN ORTALARINDA ÖNEM KAZANDILAR... VE BÖYLECE BİR SÜRE SONRA DÜNYANIN BAŞINA BELÂ OLAN PAPALIK MÜESSESESİ DOĞDU.

İŞTE PAPALIĞIN CLOVİS'İN SOYUNA AVRUPA'YA BAĞIŞLAYACAK GÜCÜ BURADAN KAYNAKLANIYORDU. 1500'LÜ YILLARDA BİR BAŞKA KENDİNİ BİLMEZ PAPA ORTAYA ÇIKIP DÜNYAYI İSPANYA VE PORTEKİZ ARASINDA PAYLAŞTIRACAKTI!.

BU BELGEYE GÖRE ROMA BAŞRAHİBİ BİR NEVİ PAPA-İMPARATOR OLACAK, VE BÜTÜN HİRİSTIYAN DİYARINDA HÜKÜM SÜRECEKTİ, İSA ADINA!.. İŞTE BU TARİHTEN SONRA AVRUPA'DA KRALLAR, PAPADAN İCAZET ALMA DURUMUNDA KALMIŞLARDIR...

ASLINDA BU KONUDA CLOVİS'LE İMZALANDIĞI SÖYLENEN BELGENİN SAHTE OLDUĞU ÖNE SÜRENLER DE VARDIR.

511'DE CLOVİS ÖLDÜ. ÜLKESİ DÖRDE BÖLÜNDÜ... BİR SÜRE ÖYLE İDARE EDİLDİ... 651'DE DAGOBERT DOĞDU. BÜYÜYÜNCE İRLANDA'YA SÜRÜLDÜ, BİR KELT PRENSESİ İLE EVLENDİ... BU KARISI ÖLÜNCE, VİZİGOT KRALININ YEĞENİNİ ALDI.

DAGOBERT 674 YILINDA İNGİLTERE KRALININ VE AKRABASI VİZİGOT KRALININ DESTEĞİ İLE FRANKLARIN KRALI OLDU... ANCAK 675'DE MANEVİ EVLADI TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ... AİLESİNİN PEK ÇOK FERDİ KATLEDİLDİ... BÖYLECE HANEDANI YOKOLMA NOKTASINA GELDİ!..

MEROVENJLER 496'DA KRALLIK HAKKINI ELDE ETMİŞLERDİ VE BU UYGULAMA CLOVİS İLE PAPANIN ARASINDAKİ ANLAŞMAYA DAYANAK YAPILMIŞTI... ANCAK DAGOBERT'İN HANEDANI İKTİDARI KAYBEDİNCE, YERİNİ ONU ÖLDÜREN ŞİŞMAN POPİN'İN SOYU ALDI. PAPALIK DA BİR SÜRE SONRA BUNU ONAYLIYARAK, CLOVİS'LE YAPTIĞI ANLAŞMAYA İHANET ETMİŞ OLDU!..

754'DE 3. POPİN RESMEN KRAL İLAN EDİLDİ... BU SOYDAN GELEN ŞARLMAN İSE 800 YILINDA KRAL OLDU, KUTSAL ROMA İMPARATORU İLÂN EDİLDİ. BÖYLECE İKTİDAR RESMEN MEROVENJ HANEDANINDAN KAROLENJ HANEDANINA GEÇTİ!..

AMA MESELE BURADA KAPANMADI... BİRİLERİ ÇIKIP MEROVENJ HANEDANININ HAKKININ YENDİĞİNİ ÖNE SÜRÜP, KRALLIK HAKKINI TEKRAR ELDE ETMEYE KALKIŞTILAR!.. ZAMAN İÇİNDE BU KİŞİLERİN AVRUPALI MASONLAR OLDUĞU ANLAŞILDI... HİKAYESİNİ İLERDE ANLATACAĞIZ... ŞİMDİLİK SADECE DAGOBERT'İN AVRUPALI MASONLARCA ÇOK ÖNEMLİ SAYILDIĞINI BELİRTMEKLE YETİNELİM.

HAA, DERSENİZ Kİ, BUNUN TÜRK MASONLARLA NE ALAKASI VAR DA, AVRUPALILARIN KUYRUĞUNA TAKILMIŞLAR?..

ONU BİZ DE ÇÖZEBİLMİŞ DEĞİLİZ!..


***

MASON SIRRI
MEROVENJ DAGOBERT'İN ELİNDEN GİDEN İKTİDARI GERİ ALMA ÇABALARI DA BUNDAN SONRA BAŞLADI. KUDÜS'TEKİ TEMPLAR ŞOVALYELERİ, ROSECRUSİAN'LAR VE MASONLAR HEP BU GİZLİ AMACA HİZMET EDİYORLARDI.

HEPSİNİN ARKASINDA 1090 YILINDAN İTİBAREN KENDİNE "SİON TAPINAĞI" ADINI VERMİŞ OLAN TARIKAT VARDI!.. BİLİNDİĞİ GİBİ SİON, HZ. İSA'NIN ÇARMIHA GERİLDİĞİ, BİZDE ZEYTİN DAĞI DİYE BİLİNEN MEVKİDİR... FALİH RIFKI ATAY'IN "ZEYTİNDAĞI" DİYE BÖLGEYİ SON OSMANLI DÖNEMİNDEKİ HALİ İLE ANLATAN BİR KİTABI VARDIR.

TAPINAK'TAN ŞİMDİLERDE ANLAŞILAN SÜLEYMAN MABEDİ'DİR... KUR'AN'DA HZ. SÜLEYMAN'IN KENDİNE BİR SARAY YAPTIRDIĞI BELİRTİLİR. BU SARAYDA BİR MABED OLABİLİR... ANCAK SİON TARİKATI İLK KURULDUĞUNDA YAHUDİLİKLE HİÇ ALAKASI YOKTU. ONLAR HERHALDE SİON BÖLGESİNDE İSA ADINA YAPILMIŞ OLAN KİLİSEYİ KASTEDİYORLARDI.

BURADA AYRICA BELİRTMEK GEREKİR Kİ, YAHUDİLER VE HIRİSTİYANLAR HZ. DAVUD İLE HZ. SÜLEYMAN'I BİR PEYGAMBER'DEN ZİYADE, BİRER KRAL OLARAK KABUL EDERLER. ZEBUR ADLI MUKADDES KİTABI DA "DAVUD'UN ŞİİRLERİ"NDEN İBARET SAYARLAR.

ONUN İÇİNDİR Kİ, TÜRK MASONLAR TÖRENLERİNDE MASAYA "ÜÇ BÜYÜK KİTABI KOYDUKLARINI" SÖYLERLER VE BUNUNLA ÖVÜNÜRLER... ZAVALLILAR, BÖYLECE YAHUDİ VE HIRİSTİYAN İNANÇLARINA TESLİM OLDUKLARINI DÜŞÜNMEZLER!..

KALDI Kİ, BU SALAKÇA ÂDET SADECE TÜRK MASONLARDA VARDIR. YABANCI MASON LOCALARI ARALARINA MÜSLÜMAN, BUDİST, BRAHMANİST, HİNDU ALMADIKLARI İÇİN HİÇ TE BÖYLE BİR ÂDETLERİ YOKTUR!.. İNANMAZSANIZ, FREEMASONRY IN BAKERFIELD SAYFASINA BAKIN!..

ÜSTELİK ORTAYA KOYSAK TA, KOYMASAK TA, BİZ SADE MÜSLÜMANLAR DÖRT KİTABA, VE BÜTÜN PEYGAMBERLERE İNANIRIZ!.. YANİ, MASONLARIN ÖVÜNDÜKLERİ ŞEY, BİZ MÜSLÜMANLARIN YANINDA EKSİK VE KINANACAK MERTEBEDEDİR!

KONUYA DÖNERSEK; BÜYÜK BİR İHTİMALLE BU TARİKAT ÖNCE SADECE GİZLİ BİR CEMİYET OLARAK KURULMUŞ, KUDÜS'ÜN FETHİNDEN SONRA KENDİNE DİNİ BİR MAHİYET VEREREK "SİON" VE "TAPINAK" KELİMELERİNİ BİRLEŞTİREREK "SİON TAPINAĞI" ADINI ALMIŞTI... SEBEP BASİTTİ... ESAS HEDEFİ VE GAYEYİ GİZLEMEK!..

YANİ ASIL HEDEF MEROVENJ HANEDANI'NIN ELİNDEN ALINMIŞ OLAN "AVRUPA'NIN TEK KRALI" OLMA HAKKINI TEKRAR ELDE ETMEKTİR!

TÜRKİYE'DE İSTİSNASIZ HİÇ BİR MASONUN BİLMEDİĞİ GERÇEK "MASON SIRRI" DA BUDUR!...

HALBUKİ BİR PAPA'NIN HADDİ OLMADIĞI HALDE VERDİĞİNİ, BAŞKA BİR PAPA YİNE HADDİ OLMADAN ALMIŞTIR... OLAY BU KADAR BASİTTİR!..

MEROVENJLER'İN HAKKINI ARIYANLAR DAGOBERT SOYUNDAN MI?.. HİÇ SANMIYORUZ... EN AZINDAN ŞİMDİKİ VE GEÇMİŞTEKİ AVRUPALI MASONLARIN HEMEN HİÇ BİRİNİN EN UFAK BİR KAN BAĞI YOK!..

PEKİ, AMA NİYE O ZAMAN BÖYLE BİR DAVANIN PEŞİNE DÜŞMÜŞLER?.. BU SORUNUN CEVABINI DA BİR SONRAKİ BÖLÜMDE VERECEĞİZ.


İSMAİLİLER İLE MASONLARIN BENZERLİĞİ
SİON TAPINAĞI TARIKATININ, MEROVENJ HANEDANIN KAN DAVASINI ASIRLAR BOYU SÜRDÜRMESİ; İSLAMİYETTEKİ İSMAİLİYE TARIKATI MENSUPLARININ ALİ SOYUNUN HALİFELİK DAVASINA SAHİP ÇIKMASINA PEK BENZEMEKTEDİR!..

BİLİNDİĞİ GİBİ, 750'LERDE ALİ SOYUNDAN 6.İMAM CAFER-ÜS SADIK VEFAT EDİNCE, YERİNE OĞLU MUSA KAZIM GEÇMİŞTİ... ANCAK MEYMUN ADINDA BİRİ ORTAYA ÇIKIP, "İMAMLIĞIN CAFER'İN DİĞER OĞLU İSMAİL'İN HAKKI OLDUĞUNU" İDDİA EDEREK BİR TARİKAT KURMUŞ VE İSLAM ALEMİNDE FESAT ÇIKARTMIŞTI!

BU FESAT FATIMİLER DİYE BİLİNEN DEVLETİN KURULMASINA YOL AÇMIŞ; KARMATİLER, HAŞHAŞİLER, DÜRZİLER GİBİ ÇEŞİTLİ GRUPLARLA YAYILMIŞ VE ETKİSİNİ HUMEYNİ'YE KADAR SÜRDÜRMÜŞTÜR... BİLİNDİĞİ GİBİ HÜMEYNİ DE, HALİFELİĞİN KENDİ MEZHEBİNE GEÇMESİ İÇİN HAC ZAMANI MEKKE DE BİLE GÖSTERİ YAPMIŞ, KAN DÖKÜLMESİNE SEBEB OLMUŞTU.

HALBUKİ, DAVA ESASTAN VE TA BAŞTAN YANLIŞTI!.. BİR DEFA NE MEYMUN'UN, NE DE ALİ SOYUNDAN OLDUĞUNU İDDİA EDEN FATİMİLERİN, VE DİĞERLERİNİN İSMAİL İLE AKRABALIĞI YOKTU!

İKİNCİSİ, İSMAİL ADINDAKİ MUHTEREM ZAT, BABASININ SAĞLIĞINDA VEFAT ETMİŞTİ, YANİ MEYMUN'UN İDDİA ETTİĞİ GİBİ, İMAM OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİ!...

PEKİ, BAĞLANTI NEDİR?.. ÇOK KARMAŞIK GÖRÜNEN BU OLAYLAR DİZİSİ ARASINDAKİ RABITA, ASLINDA SON DERECE BASİTTİR.

KUDÜS'UN FETHİ SIRASINDA HAÇLILAR, MÜSLÜMANLARA KARŞI FATİMİLERDEN ADETA YARDIM GÖRMÜŞLERDİ... KENDİNİ MÜSLÜMAN SAYAN FATIMİLER, HAÇLILARLA UĞRAŞAN TÜRKLERE VE BAĞDAT HALİFESİNE YARDIM EDECEKLERİNE, ONLARI ARKADAN VURMUŞLAR, KUDÜS'Ü ELE GEÇİRMİŞLER, SONRA DA DİRENMEDEN HAÇLILARA DEVRETMİŞLERDİ.

FATIMİLER, HAÇLILARLA OLAN İLİŞKİLERİNİ BUNDAN SONRA DA SÜRDÜRMÜŞLERDİ.

İSMAİLİLERİN SAHTE ALİ SOYU HAYRANLIĞINI, VE BUNUN SAYESİNDE BİR KRALLIK KURDUKLARINI GÖREN TEMPLARLAR, BUNDAN YARARLANMAK İSTEDİLER... BENZER ŞEKİLDE HIRİSTİYAN ALEMİNDE DE PAPA'NIN KARARI İLE MAĞDUR OLMUŞ MEROVENJLER VARDI... NETİCEDE ASIRLAR ÖNCE HANEDANI DAĞILMIŞ, KRALLIĞI YIKILMIŞ OLAN MOREVENJ SOYUNUN DAVASINI SÜRMEYİ ÜSTLENDİLER. BUNU YAPARKEN DE TIPKI İSMAİLİ VEYA FATİMİLER GİBİ GİZLİ HÜCRE SİSTEMİ İLE TEŞKİLATLANDILAR.

YEDİ MERTEBEYİ, GİZLİ TÖRENİ AYNEN ALDILAR. İMAMIN YERİNE BÜYÜK ÜSTADI KOYDULAR VE BU KURULUŞU DİNİ-ASKERİ-SİYASİ BİR TERÖR ÖRGÜTÜ HALİNE GETİRDİLER.

HAŞHAŞİLER GİBİ, YENİ ÜYELERİNİ ARALARINA GÖZÜ BAĞLI ALIP, KILIÇLI, KÖPRÜLÜ İMTİHANLARDAN GEÇİRİP, YEMİNLER ETTİRMEYE BAŞLADILAR.

İSMAİLİLERE AİT BÜTÜN BUNLAR VE BAŞKA PEK ÇOK ŞEY, TEMPLARLARA GENİŞ İLHAMLAR VERMİŞ OLMALIDIR... KISACASI TEMPLARLAR, ASLINDA VAROLMAYAN BİR TAHT İÇİN, VARLIĞI SONA ERMİŞ BİR SOYUN HAKKINI GÜDÜYORLAR, BUNUNLA DA KENDİLERİNE MEVKİ VE İTİBAR SAĞLIYORLARDI!..

TIPKI VAROLMAYAN İSMAİL'İN İMAMLIK HAKKINI SAVUNAN VE KENDİLERİNE DEVLETLER KURAN MEYMUN'UN TAKİPÇİLERİ GİBİ!...

MASONLAR DA ÖYLE YAPTILAR, ORTAYA ÇIKAN DİĞER MASONİK GİZLİ TEŞKİLATLAR DA!.. HEP OLMIYAN HAYALİ ŞEYLERİN PROPOGANDASINI YAPIP KENDİLERİ PARSAYI TOPLADILAR. HALA DA TOPLUYORLAR!..
7 DERECELİ İSMAİLİYE TARİKATI
MEYMUN'UN OĞLU ABDULLAH'IN TARİKATI KISA ZAMANDA GÜÇLENDİ VE ETKİSİ GÜNÜMÜZE KADAR YANSIYAN, MEŞHUR "AĞAHAN"LARIN ALTINLA TARTILDIĞI İSMAİLİYE MEZHEBİ HALİNE GELDİ...

BU AĞAHANLARDAN BİR TANESİNİN YAZDIĞI MEKTUP, HİLAFETİN KALDIRILMASINA SEBEP OLMUŞTUR... BUGÜNKÜ AĞA SADREDDİN HAN İSE, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ADINA KÜRT MESELESİNE BURNUNU SOKMUŞ, ORTALIĞI KARIŞTIRMAYA DEVAM ETMEKTEDİR.

İSMAİLİLER 9.ASIRDAN SONRA ORTALIĞI KANA BULAYAN PEK ÇOK FAALİYETE GİRİŞTİLER.

TUNUS-CEZAYİR TARAFLARINDA, MISIR'DA, SURİYE'DE, YEMEN'DE, YANİ BAĞDAT HALİFESİNİN ELİNİN ZOR ULAŞTIĞI YERLERDE GÜÇLENDİLER.

KARMATİLER, FATIMİLER, RAFIZİLER, DÜRZİLER ADIYLA ORTAYA ÇIKAN PEK ÇOK GRUP, İŞTE BU İSMAİLİ TARİKATININ BÖLÜNMESİNDENDİR.

BAĞDAT HALİFESİ KENDİLERİYLE UGRAŞMAYA BAŞLAYINCA DA YERALTINA İNDİLER VE 7 MERTEBELİ GİZLİ BİR HÜCRE SİSTEMİ OLUŞTURDULAR.

BU SİSTEMDE ÜYELER TARİKATA GÖZLERİ BAĞLI ALINIYOR, BOĞAZINA KILIÇ DAYANARAK YEMİN ETTİRİLİYOR, SONRA KÖPRÜLERDEN, ATEŞ ÜZERİNDEN GEÇİRİLEREK SINANIYORDU... AYRICA BİR SÜRÜ TÖRENLER, AYİNLER VARDI.

NE DERSİNİZ, MASON BİRADERLER?.. BUNLAR SİZE TANIDIK GELİYOR MU?

ABDULLAH'IN VE ONDAN SONRA GELENLERİN NASIL ÇALIŞTIĞINI TEFERRUATIYLA ANLATALIM DA, UYGULADIKLARI METODUN MASONLARININKİNE NE KADAR BENZEDİĞİNİ HAYRETLE MÜŞAHEDE EDİN...

ASLEN İRANLI OLAN ABDULLAH, İSLAM'DAN NEFRET EDERDİ!.. BÜTÜN AMACI İSLAM'I ORTADAN KALDIRMAK VE ESKİ İRAN DİNİ OLAN MECUSİLİĞİ İHYA ETMEKTİ!..

ASLINDA O, BÜTÜN DİNLERİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYORDU!.. TAKTİĞİ İSE, AKILALMAZ DERECEDE SİNSİCE İDİ.

ABDULLAH'IN MÜRİTLERİ DİNSİZLİĞİ YAYABİLMEK İÇİN, ÖNCE DİNDAR GÖRÜNEREK İNSANLARIN GÜVENİNİ KAZANIYORLARDI!..

YANİ GERÇEK MÜSLÜMANLARDAN DAHA FAZLA ORUÇ TUTUYOR, DAHA FAZLA NAMAZ KILIYORLARDI...

BÖYLECE ETRAFLARINA SAF İNSANLAR TOPLANIYOR, ONLAR DA FİKİRLERİNİ KOLAYCA YAYABİLİYORLARDI.

ABDULLAH'IN YAKIN ÇEVRESİ İSE SÜNNİLERDEN, HATTA ŞİİLERDEN DEĞİL; PUTPERESTLERDEN, FELSEFECİLERDEN, MECUSİLERDEN OLUŞMUŞTU.

DIŞARDAN BAKINCA İSMAİLİYE TARİKATI HERKESE AÇIKTI... ABDULLAH'IN "EŞEK SÜRÜSÜ" DEDİĞİ SAF İNSANLAR DA TARİKATA GİREBİLİYOR, AMA BUNLAR HİÇ BİR ZAMAN 1. MERTEBEDEN YUKARI ÇIKAMIYORDU!..

YÜKSELENLER İSE; ABDULLAH'IN İŞİNE YARAYACAK, ÖYLE DİNLE İMANLA İŞİ OLMAYAN, GEREKTİĞİNDE ADAM ÖLDÜREBİLEN KURNAZ, ELİ İŞ GÖRÜR KİMSELERDİ!

NE DERSİNİZ, "EŞEK SÜRÜSÜ" MERTEBESİNDEKİ MASONLAR?.. BU SİZE BİR ŞEY HATIRLATIYOR MU?..

YILLARCA SAMİMİ BİR GAYRETLE ÇALIŞMANIZA RAĞMEN, SİZ YERİNİZDE SAYARKEN BAŞKALARI "HOOOP" DİYE YÜKSELİVERDİĞİNDE, ŞAŞIRDIĞINIZ OLMADI MI HİÇ?

ABDULLAH'IN TARİKATININ 7 MERTEBESİ ŞÖYLE SIRALANMIŞTI:

1- MÜMİNLER... BUNLAR SAF, ALDIĞI EMİRLERE HARFİYYEN UYAN KİMSELERDİ. BUNLARDAN AÇIKGÖZ VE HIRSLI OLANLAR 2. MERTEBEYE TERFİ ETTİRİLİRLERDİ.

2- MÜKELLEFLER... BUNLARIN GÖREVLERİ "HARİCİ"LERİN ARASINA SOKULARAK ONLARI TARİKATA ÇEKMEKTİ.

3- DAİLER, YANİ PROPOGANDACILAR... BUNLAR YENİ MÜRACAAT EDENLERDEN İMAM ADINA BİAT ALANLAR, ALTTAKİLERE AZAR AZAR TARİKATIN ESASLARINI ÖĞRETİRLERDİ.

4- DAİ-Yİ EKBERLER, YANİ BÜYÜK PROPOGANDACILAR... BUNLAR TARİKATIN GERÇEK BÜNYESİNE BİR ÖLÇÜDE NÜFUZ EDEBİLEN İMTİYAZLI KİŞİLERDİ.

5- ZU MASSALAR... BUNLAR, TARİKATIN SÖZDE İLMİNİ YUDUMLAMAYA, ANA MEMESİNDEN SÜT EMER GİBİ ALMAYA HAK KAZANMIŞLAR KİŞİLERDİ... ZATEN "ZU MASSA" BU ANLAMA GELİR.

6- HÜCCETLER... BUNLAR KENDİLERİNDEKİ SÖZDE İLMİ ALTTAKİLERE ANA SÜTÜ GİBİ EMZİRENLER, ELEMAN YETİŞTİRENLERDİ.

7- İMAM... EN ÜSTTEKİ, ALLAH İLE (HAŞA!) DOĞRUDAN İRTİBATTA BULUNAN LİDERDİ... O NE YAPSA TARİKAT MENSUPLARINCA YAPSA MAKBULDÜ!.. CAN, MAL, IRZ ONUN EMRİNDE İDİ!...

ÇALIŞMA METOTLARI DA İNANILMAZ DERECEDE SİNSİ İDİ.., DAİLER, ÖNCE ÇENGEL ATTIKLARI KİŞİNİN İBADETİNİ TAKDİR, HATTA TEŞVİK EDERLERDİ.

AMA BİR MÜDDET SONRA ŞÖYLE DEMEĞE BAŞLARLARDI:

"BUNCA YIL İBADET ETTİM, BİR KERE BİLE DUAMIN KABUL OLDUĞUNU GÖRMEDİM. DEMEK Kİ BOŞMUŞ!.. ZATEN ALLAH'IN BİZİM NAMAZIMIZA NİYAZIMIZA İHTİYACI MI VAR???"

SONRA DAHA İLERİ GİDEREK, "ASLINDA İBADETİN GEREKSİZ OLDUĞUNU" SÖYLERLERDİ.

ARKASINDAN "AHİRET" DİYE BİR ŞEYİN OLMADIĞI, "HER ŞEYİN DÜNYADA OLDUĞU" FİKRİNİ İŞLERLERDİ. BÖYLECE ADIM ADIM SAF İNSANLARI İNKARA ÇEKERLERDİ.

NE DERSİNİZ, "EŞEKLİK"TEN ÇIKIP TA DERECE DERECE YÜKSELMEKTE OLAN MASON BİRADERLER?.. BUNLAR SİZE BİR ŞEYLER HATIRLATIYOR MU?

İSMAİLİLER ALİ'Yİ, MASONLAR DAGOBERT'İ İSTİSMAR EDİYOR
BURADA KARŞIMIZA SON DERECE ENTERESAN BİR DURUM ÇIKIYOR...

ÇÜNKÜ HEMEN AYNI TARIHLERDE İSLAM DÜNYASI DA, BENZER BİR "HAK YEME" İDDİASIYLA BİR TAKIM SIKINTILARA GİRİYORDU.

HZ. ALİ'NİN ELİNDEN HALİFELİĞİN HİLE İLE ALINDIĞINA İNANANLAR, ALİ OĞLU İMAMLARIN ETRAFINDA TOPLANMIŞLAR, HZ. ALİ'NİN ÖĞRETİLERİ İLE KENDİLERİNİ OLGUNLAŞTIRMAYA UĞRAŞIYORLARDI... BU KİŞİLER BİLHASSA HZ. HÜSEYİN'İN ŞEHADETİNDEN SONRA HİLAFET VE SİYASETTEN ZİYADE İMAMET VE VELAYET İLE İLGİLENMİŞLERDİR.

ANCAK 6. İMAM CAFER ÖLÜNCE BAZI KARIŞIKLIKLAR BELİRDİ.

CAFER'İN YERİNE OĞLU MUSA-AL KAZIM İMAM OLMUŞTU... AMA MEYMUN ADLI BİRİ ÇIKIP, "İMAMLIĞIN DİĞER OĞUL İSMAİL'İN HAKKI OLDUĞUNU" İDDİA ETTİ!.. MEYMUN'UN OĞLU ABDULLAH İSE, BU İDDİAYI BİR İKTİDAR MÜCADELESİNE DÖNÜŞTÜRDÜ. (797)

HALBUKİ İMAM OLMASI GEREKTİĞİ SÖYLENEN İSMAİL, DAHA BABASI SAĞKEN ÖLMÜŞTÜ!..

ANCAK ABDULLAH'IN ADAMLARI ÇOK İYİ BİRER PROPOGANDACIYDI. İSMAİL'İN, DOLAYISİYLE HZ. ALİ'NİN HAKKINI ARADIĞINI SÖYLEYİNCE, ABDULLAH'IN ETRAFINA ÇOK İNSAN TOPLANDI.

İŞTE ŞİİLİK-SÜNNİLİK TARTIŞMALARINI ASIL BU OLAYLA BAŞLAMIŞTIR.

ABDULLAH'IN TARİKATI KISA ZAMANDA GÜÇLENDİ VE ETKİSİ GÜNÜMÜZE KADAR YANSIYAN, MEŞHUR "AĞAHAN"LARIN ALTINLA TARTILDIĞI İSMAİLİYE MEZHEBİ HALİNE GELDİ...

BAĞDAT HALİFESİ KENDİLERİYLE UĞRAŞMAYA BAŞLAYINCA DA YERALTINA İNDİLER VE 7 MERTEBELİ, ÜYELERİN GÖZÜ BAĞLI, KILIÇLA SINANDIĞI, YEMİNLİ TÖRENLERLE ALINDIĞI BİR HÜCRE SİSTEMİ OLUŞTURDULAR.

İSMAİLİLER 9.ASIRDAN SONRA ORTALIĞI KANA BULAYAN PEK ÇOK FAALİYETE GİRİŞTİLER.

TUNUS-CEZAYİR TARAFLARINDA, MISIR'DA, SURİYE'DE, YEMEN'DE, YANİ BAĞDAT HALİFESİNİN ELİNİN ZOR ULAŞTIĞI YERLERDE GÜÇLENDİLER.

KARMATİLER, FATIMİLER, RAFIZİLER, DÜRZİLER ADIYLA ORTAYA ÇIKAN PEK ÇOK GRUP, İŞTE BU İSMAİLİ TARİKATININ BÖLÜNMESİNDENDİR.

İSTER FATİMİ, İSTER KARMATİ, İSTER İSE HAŞHAŞİ OLSUN, BİR KERE TARİKATA GİRDİ Mİ, İNSAN KENDİNİ KURTARAMAZDI. ZATEN GÖZÜNDEKİ BAĞ, BOYNUNDAKİ İP, GÖĞSÜNDEKİ KILIÇ ETTİĞİ YEMİNDEN DÖNERSE BAŞINA NELER GELECEĞİNİ HATIRLATMAK İÇİNDİ!..

İSMAİLİYE'NİN BİR KOLU OLAN KARMATİLERDEN EBU TAHİR, 930 YILINDA KÂBE'YE SALDIRIP HACER-İ ESVED'İ ÇALDI. MÜSLÜMANLAR İÇİN SON DERECE KUTSAL OLAN BU TAŞI GÖTÜRÜP, "HASA" DENİLEN YERDE KENDİ KÂBESİNİ KURMAK İSTİYORDU… HACER-İ ESVED ANCAK 952 YILINDA GERİ ALINIP, KÂBE'DEKİ YERİNE KONULABİLDİ.

945 YILINDA Şİİ KÖKENLİ BÜVEYHİLER BAĞDAT'I ELE GEÇİRDİLER. BÖYLECE HEMEN BÜTÜN İSLAM DİYARI Şİİ HAKİMİYETİ ALTINA GİRMİŞ OLDU. AMA HEMEN BELİRTELİM Kİ, BU ŞİİLERİN BİZİM ANADOLU ALEVİLERİ İLE BENZER BİR YANI YOKTU. PEYGAMBER SOYUNDAN İMAMLARDAN HİÇ BİRİ BU KİŞİLERİ DESTEKLEMEMİŞTİR. TAM TERSİNE, 12 İMAMIN SOYU, BÜVEYHLİLERİN BAĞDAT'A GİRMESİ ÜZERİNE HORASAN'A GÖÇMÜŞTÜR.

İSLAM DÜNYASINDAKİ KÖTÜ GELİŞMELER ANCAK TÜRKLERİN İŞE MÜDAHELESİYLE ÖNLENEBİLDİ. 1069 YILINDA SELÇUKLU SULTANI TUĞRUL BEY, BAĞDAD'I ELE GEÇİREREK HALİFEYİ TEKRAR TAHTINA OTURTTU VE DÜZENİ SAĞLADI. İRAN VE ARABİSTAN'DAKİ İSMAİLİLERİ PERİŞAN ETTİ. NE YAZIK Kİ BU SEFER DE HAÇLILAR BELASI GELDİ ÇATTI.

1098 YILINDA SELÇUKLULAR ANADOLU'DA HAÇLILAR İLE UĞRAŞIRKEN, FATİMİLER ONLARI ARKADAN VURUP KUDÜS'Ü ELE GEÇİRDİLER, KIRILA DÖKÜLE GELEN HAÇLILARA DA FAZLA DİRENMEDEN ŞEHRİ TESLİM ETTİLER. AMA BU, GÖZÜ DÖNMÜŞ HAÇLILARIN ŞEHİRDEKİ BÜTÜN MÜSLÜMANLARI KATLETMELERİNİ ÖNLEMEDİ.

FATİMİLER BU İLK HAÇLI SEFERİ SIRASINDA GERÇEK BİR HAİN GİBİ DAVRANMIŞ, MÜSLÜMANLARA VE TÜRKLERE YARDIM EDECEKLERİNE ARKADAN SALDIRIP BAZI ŞEHİRLERİ ALMIŞ, İKİNCİ BİR CEPHE AÇMIŞ, HATTA BAĞDAT HALİFESİNİN ZAYIFLAMASI İÇİN HAÇLILARA YARDIM ETMİŞLERDİR. HASAN SABBAH ADLI KİŞİ DE 1090'LI YILLARDA ORTAYA ÇIKMIŞTIR...

HAÇLI-FATİMİ YAKINLIĞI İLERDE DE SÜRMÜŞ VE ÖZELLİKLE TEMPLAR ŞÖVALYELERİ, FATIMİLERİN 9 MERTEBELİ GİZLİ TEŞKİLATLARINDAN ÇOK ETKİLENMİŞLERDİR.

BÜTÜN BUNLAR TEMPLARLARA, KENDİ UYGULAYACAKLARI SİSTEM HAKKINDA BİR FİKİR VERDİĞİ GİBİ, HASAN SABBAH'IN AFYONLU OLDUKLARI İÇİN "HAŞHAŞİN" DİYE ANILAN FEDAİLERİNİ DE PARA İLE KULLANMALARINA VE KENDİLERİNE TERS DÜŞEN KİŞİLERİ ONLARA ÖLDÜRTMELERİNE YOL AÇMIŞTIR. BU SURETLE "HAŞHAŞİN" KELİMESİ BATI DİLLERİNE "ASSASINATION" (SUİKAST) OLARAK GİRMİŞTİR.

HAŞHAŞİLER BU ARADA TEMPLAR ŞOVALYELERİ İÇİN TRABLUSLU RAYMOND'U (1152) VE KONRAD MESERRAT'I (1192) ÖLDÜRMÜŞLERDİR.

HAŞHAŞİLER 1202 YILINDA HAÇLILARIN KORKUSU HALİNE GELEN VE NİHAYET ONLARDAN KUDÜS'Ü GERİ ALAN SELAHADDİN EYYÜBİ'YE DE SUİKAST DÜZENLEMEKTEN ÇEKİNMEMİŞLERDİR. MUHAKKAK Kİ BU SUİKASTTE DE, KUDÜS'Ü KAYBETMEYİ GÖZE ALAMIYAN TEMPLARLARIN PARMAĞI VARDI.

PEŞPEŞE ÜÇ YAKIN HİZMETÇİSİNİN SELAHADDİN'E SALDIRMASINA RAĞNEN, TANRI'NIN HİKMETİ, BU DEĞERLİ KİŞİ KURTULMUŞ VE BÖYLECE TEMPLARLARA DA KÜDÜS'Ü UNUTMAK DÜŞMÜŞTÜR.

SELAHADDİN HAÇLILAR GİBİ DAVRANMAMIŞ, KÜDÜS'Ü ALINCA ESİRLERE DOKUNMAMIŞTI. YOKSA O DA İSTESE İDİ, KAATİL TEMPLARLAR GİBİ TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ, GÖVDE ÜSTÜNDE BAŞ KOMAZDI. BU KONUDA AHDİ OLMASINA RAĞMEN, KENDİNE HAKİM OLMUŞ VE FİDYE ÖDEMEYE GÜCÜ YETMİYEN TEMPLARLARIN BEDELİNİ CEBİNDEN ÖDEMİŞTİR. BU DA KİMİN DAHA İNSAN, DAHA MEDENİ OLDUĞUNUN BİR BAŞKA DELİLİDİR.

BİZ DİYORUZ Kİ, BÜYÜK BİR İHTİMALLE TEMPLARLAR VE ONDAN SONRA GELENLER, ŞİİLERİN HİÇ HAKLARI OLMADIĞI HALDE İKTİDAR PEŞİNDE KOŞUP KAN DÖKMELERİNİ, KENDİLERİNE ÖRNEK ALMIŞLARDIR. ONLARA BAKARAK MEROVENJ-KAROLENJ SÜRTÜŞMESİNİ YARATMIŞLAR, EFSANEVİ BİR KRALIN KANINI SÜRDÜKLERİNİ, İKTİDARIN ONLARA AİT OLDUĞUNU SAVUNMUŞLARDIR. TIPKI ALİ'NİN SOYUNU SÜRÜP, HİLAFETTE HAKLARI OLDUĞUNU İDDİA EDEN İSMAİLİLER GİBİ!..

HALBUKİ NE MEYMUN, NE DE FATIMİLER ALİ SOYUNDAN DEĞİLLERDİ!.. ESAS ALİ SOYUNDAN OLANLAR HALİFELİKTE GÖZLERİ OLMAYAN İMAMLAR İDİ. BUNLARDAN İMAM RIZA'YA DEVRİN HALİFESİ MEMUN, "KENDİNDEN SONRA HALİFE OLMASINI" TEKLİF ETMİŞ, ANCAK İMAM KABUL ETMEMİŞTİ.

GERCEK ALİ SOYU HİLAFET PEŞİNDE OLMAYI, HZ HÜSEYİN'İN ŞEHADETİNDEN SONRA BIRAKMIŞTI. AMA ŞİİLER ALİ ADINA İKTİDAR PEŞİNDE KOŞMAKTAN VAZGEÇMEDİLER, TA HÜMEYNİ'YE KADAR!.. VE HÜMEYNİ DE TIPKI EL HAKİM GİBİ, EBU TAHİR GİBİ KENDİNİN HİÇ YANILMADIĞINA VE KÂBE'NİN GERÇEK SAHİBİ OLDUĞUNA İNANMIŞTI.

VE BİZ DİYORUZ Kİ, MASON MESELESİNİN SIRRI BURADA!.. TIPKI ALİ SOYUNDAN GELENLER OLDUĞU GİBİ, HALA MEROVENJ SOYUNDAN OLANLAR YAŞIYOR OLABİLİR... VE BUNLAR, ALİ SOYUNUN AKSİNE, İKTİDAR PEŞİNDE KOŞUYOR OLABİLİRLER. AMA BU, ÇAĞIMIZDA BİR HAYALDEN ÖTEYE GEÇMEZ.

ÖYLEYSE, BİRİLERİ BU ARZU VE İHTİRASI KULLANARAK KENDİLERİNE İMKANLAR HAZIRLAMAKTADIR. TIPKI ALİ'Yİ ALET EDEREK YÜKSELMEYE ÇALIŞAN MEYMUN, OĞLU ABDULLAH, HASAN SABBAH, FATIMİ HÜKÜMDARI ÜBEYDULLAH GİBİ; TEMPLARLAR, ONLARIN ARDINDAN GELEN MASONLAR VE ONLARIN ARKASINDAKİ GERÇEK GÜÇ "SİON TAPINAĞI" MENSUPLARI, SADECE VE SADECE KENDİ İKTİDARLARININ, YANI BÜTÜN GÜCÜ ELLERİNDE BULUNDURMANIN ÇABASI İÇİNDEDİRLER.

PAKİSTAN VE HİNDİSTAN'DA VARLIĞINI SÜRDÜREN İSMAİLİYE TARİKATİ İSE, BUGÜN DAHİ PEYGAMBER SOYUNDAN GELDİĞİ İDDİA EDİLEN AĞAHANLAR İLE İDARE EDİLMEKTEDİR... BU AĞAHANLARDAN BİR TANESİNİN YAZDIĞI MEKTUP, HİLAFETİN KALDIRILMASINA SEBEP OLMUŞTUR... BUGÜNKÜ AĞA SADREDDİN HAN İSE, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ADINA KÜRT MESELESİNE BURNUNU SOKMUŞ, ORTALIĞI KARIŞTIRMAYA DEVAM ETMEKTEDİR.
FATIMİLER VE 9 DERECELİ TARİKATLARI
MEYMUN'UN VE OĞLU ABDULLAH'IN YOLUNDAN GİDENLER 913 YILINDA İYİCE GÜÇLENEREK AFRİKA'NIN KUZEYİNİ ELE GEÇİRİP FATİMİ DEVLETİNİ KURDULAR.

BU DEVLETİN İLK HÜKÜMDARI ÜBEYDULLAH ADINDAKİ KİŞİ, SELEMYELİ DUL BİR YAHUDİ KADININ OĞLU İDİ!..

MEYMUN'UN TORUNU HÜSEYİN, AFRİKA'YA TARİKATIN TOHUMLARINI ATMAK İÇİN GELDİĞİNDE, GÜZELLİĞİ DİLLERE DESTAN BU KADINI GÖRMÜŞ, BEĞENMİŞTİ. KADIN HENÜZ ÖLMÜŞ OLAN DEMİRCİ KOCASININ YASINI TUTMAKTA İDİ... ANCAK HÜSEYİN AYAKLARINA ALTIN VE MÜCEVHERLER SERİNCE, YASI FALAN UNUTTU, DİNİNİ İMANINI BİR KENARA BIRAKTI, HEMEN ONUNLA EVLENDİ.

KADININ İLK KOCASINDAN KENDİ GİBİ GÜZEL BİR OĞLU VARDI... HÜSEYİN KENDİ ÇOCUĞU OLMAYINCA, ÜBEYDULLAH ADINI VERDİĞİ VE ÇOK SEVDİĞİ BU OĞLANI, EMELLERİ YÖNÜNDE YETİŞTİRDİ.

ÜBEYDULLAH SONRADAN TARİKAT ŞEYHİ VE HÜKÜMDAR OLUNCA, "DUL KADIN'IN OĞLU" KAVRAMI ÖNEM KAZANDI...

VE ZAMAN İÇİNDE MASON KÜLTÜRÜNDE YER ALDI!..

BAŞKA NE ANLAM VERİLİRSE VERİLSİN, NE YORUM YAPILIRSA YAPILSIN, ADINA "KESE" DOLAŞTIRILARAK PARA TOPLANAN "DUL KADININ OĞLU", İŞTE BU HERİFTİR!..

VE TALİH KUŞUNUN BAŞA KONUP İNSANI HÜKÜMDAR YAPMASININ SEMBOLÜDÜR!.. ADINA KESE DOLAŞTIRMAK, MASONLARIN O BİLİNMEZ LİDERİNİN "DÜNYA DEVLETİ" HÜKÜMDARI OLMASI İÇİN, HEP BİRLİKTE MADDİ KATKIDA BULUNARAK ÇALIŞMAYI SİMGELER!

YAHUDİ KADININ OĞLU ÜBEYDULLAH'IN KURDUĞU FATIMİ DEVLETİ'NİN, PEYGAMBERİMİZ'İN MUHTEREM KIZI VE HZ. ALİ'NİN EŞİ HZ. FATMA İLE HİÇ BİR ALAKASI YOKTU AMA, HÜKÜMDARLARI ONLARIN SOYUNDAN GELDİKLERİNİ İDDİA EDEREK BU ADI ALMIŞLARDI!.. BU DA HZ. ALİ'NİN NASIL İSTİSMAR EDİLDİĞİNİN BARİZ BİR ÖRNEĞİDİR!

FATIMİLER'İN TARIKATI 9 MERTEBELİ İDİ... İSMAİLİLER'DEN ALINMIŞ VE FATIMİ HÜKÜMDARI HAKİM TARAFINDAN GELİŞTİRİLMİŞTİ.

BUNA GÖRE:

-- 1. DERECEDE MÜRİDİN HER TÜRLÜ İNANCI SARSILIRDI.

-- 2. DERECEDE ALİMLERİN YAZDIKLARININ YANLIŞ OLDUĞU, GERÇEK TEFSİRİN SADECE İMAMA ALLAH TARAFINDAN BİLDİRİLDİĞİ SÖYLENİR, VE ÖĞRENDİKLERİNİ KİMSEYE İFŞA ETMİYECEĞİNE DAİR İKRAR ALINIRDI.

-- 3. DERECEDE HZ. ALİ'DEN BAŞLAYIP İSMAİL'DE BİTEN 7 İMAM HAKKINDAKİ BİLGİLER ÖĞRETİLİRDİ.

-- 4. DERECEDE PEYGAMBERLERİ ÖĞRENİRLERDİ... ONLARA GÖRE PEYGAMBERLER DE 7 TANEYDİ VE ÂDEM, NUH, İBRAHİM, MUSA, İSA, MUHAMMED VE (İMAM) İSMAİL'DEN İBARETTİ.

-- 5. DERECEDE PEYGAMBERLİĞİN HİÇ BİR KUTSAL YANI OLMADIĞI SÖYLENİRDİ.

-- 6. DERECEDE İBADETLERİN KİTLELERİ İDARE ETMEK İÇİN UYDURULDUĞU BELİRTİLİRDİ.

-- 7. DERECEDE TEVHİD-İ BARİ, YANİ ALLAH'IN BİRLİĞİ VE TEKLİĞİ İNANCI YIKILIRDI... ONUN YERİNE KAİNATTA İKİLİĞİN OLDUĞU VURGULANIR, DELİL OLARAK DA KARANLIK İLE AYDINLIK, BEYAZ İLE SİYAH GÖSTERİLİRDİ.

-- 8. DERECEDE HER TÜRLÜ İNANCIN TUTARSIZLIĞI ANLATILIRDI.

-- 9. DERECEDE BÜTÜN DİNİ KURALLARIN BİRER VEHİM OLDUĞU, PEYGAMBERLERİN BİRER FEYLEZOFTAN BAŞKA BİR ŞEY OLMADIKLARI, YASAK VE HARAM DİYE BİR ŞEY OLMADIĞI, HER ŞEYİN MUBAH OLDUĞU ÖĞRETİLİRDİ.


***

HASAN SABBAH VE HAŞHAŞİLER
BÜTÜN BU SAÇMALIKLARI İCAD EDEN EL HAKİM, KENDİNİ DE ALLAH İLÂN ETMİŞ, BUNA DAYANARAK TA HALKA ETMEDİĞİ EZİYET KALMAMIŞTI!..

MESELÂ, HERKES GÜNDÜZ ÇALIŞIP GECE UYURKEN HAKİM, HALKINA GECE ÇALIŞIP GÜNDÜZ UYUMALARINI EMRETMİŞTİ!..

FATİMİLER DAR-ÜL HİKME DİYE BİLİNEN BİR DE MEDRESE KURMUŞLARDI. TARİKAT MENSUPLARI BURADA YETİŞİRDİ.

HASAN SABBAH TA BURADA TEZGAHTAN GEÇMİŞTİ... SONRA O MEŞHUR HAŞHAŞİ TARİKATINI KURMUŞ, KENDİSİ İÇİN CANINI VERMEKTEN ÇEKİNMEYEN FEDAİLER YETİŞTİRMİŞ, ONLAR VASITASIYLA DEVRİNİN EN KANLI SUİKASTLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMİŞTİ.

HASAN SABBAH 1090'LI YILLARDA ORTAYA ÇIKMIŞ, GİZLİ TEŞKİLATI, AFYONLU VE FAHİŞELİ CENNETİ İLE KENDİSİNE BİR ÇOK FEDAİ SAĞLAMIŞ VE BUNLARI SİYASİ SUİKASTLERDE KULLANAN İLK KİŞİ OLMUŞTU. HASAN SABBAH'IN, ZAPTI SON DERECE ZOR ALAMUT KALESİNİ İNŞA ETTİRİP ORAYA YERLEŞMESİ VE DEĞERLİ SELÇUKLU VEZİRİ NİZAMÜL MÜLK'Ü ÖLDÜRTMESİ, TEMPLAR TARİKATININ İLK YILLARINA DENK GELİR.

BAŞ ROLÜNÜ CORNEL WILDE'IN OYNADIĞI "ÖMER HAYYAM" FİLMİNDE, HASAN SABBAH'IN TARİKAT TÖRENLERİ, ÖMER HAYYAM VE SELÇUKLU VEZİRİ NİZAM'ÜL MÜLK İLE OLAN İLİŞKİSİ ANLATILMAKTADIR... TARİHİ GERÇEKLERE AYKIRI HUSUSLAR OLSA DA, SEYRETMEKTE YARAR VARDIR.

İSTER FATİMİ, İSTER KARMATİ, İSTER İSE HAŞHAŞİ OLSUN, BİR KERE TARİKATA GİRDİ Mİ, İNSAN KENDİNİ KURTARAMAZDI!.. ZATEN GÖZÜNDEKİ BAĞ, BOYNUNDAKİ İP, GÖĞSÜNDEKİ KILIÇ ETTİĞİ YEMİNDEN DÖNERSE BAŞINA NELER GELECEĞİNİ HATIRLATMAK İÇİNDİ!..

NE DERSİNİZ, MASON BİRADERLER?... BUNLAR SİZDE BİR ÇAĞRIŞIM YAPIYOR MU?..

KİMDİR BU MEROVENJLER?..
SİON TAPINAĞI TARİKATININ HAKKINI SAVUNDUĞUNU SÖYLEDİĞİ MEROVENJ HANEDANI 1300 YIL ÖNCESİNE AİTTİR.

BUNDA BU KADAR ÖNEMLİ NE OLABİLİR, DERSENİZ CEVAP KOLAYDIR.

MASONLAR, TA TEMPLAR ŞÖVALYELERİNDEN BERİ KENDİLERİNE, GERÇEKLEŞTİRMESİ İMKANSIZ, AMA MENSUPLARINI BİR ÜLKÜ ETRAFINDA TOPLAMAYA YETERLİ BİR AMAÇ ARAMIŞLAR VE TARİHTEN YARARLANARAK MEROVENJ HANEDANINI BULMUŞLARDIR.

ÇÜNKÜ AVRUPALILAR İÇİN BU HANEDAN, BİZİM İÇİN SELÇUKLULAR NEYSE, ODUR.

MEROVENJLER, BİR GERMEN KABİLESİ OLAN SİKAMBRİYANLAR SOYUNDAN GELİYORDU Kİ BUNLAR, DAHA ÇOK FRANKLAR OLARAK BİLİNİRDİ... FRANKLAR 5-7. ASIRLAR BOYUNCA FRANSA'NIN VE ALMANYA'NIN BÜYÜK KISMINI HAKİMİYETLERİNE ALMIŞLARDI. YÜKSELME DEVİRLERİ İNGİLTERE KRALI ARTHUR'LA DENK DÜŞER.

O DÖNEM HZ.İSA'YA AİT KUTSAL KUPA EFSANELERİNİN DE YAYGINLAŞTIĞI, ASLINDA "KARANLIK ÇAĞ" DİYE BİLDİĞİMİZ YILLARDI.

AMA İDDİAYA GÖRE MEROVENJLER O KADAR GERİ DEĞİLDİ. KİLİSE ÖĞRENMEYİ ENGELLİYORDU AMA, BUNLAR HER NASILSA OLDUKÇA İYİ EĞİTİMLİ İDİLER.

İNGİLTERE'DE GALER SAVAŞI DİYE BİLİNEN DEVİR; STUARTLAR, TUDORLAR, ORANGE VE HANNOVER SÜLALELERİ GELİP GEÇMİŞ, AMA FRANKLARIN BAŞINDA HEP MEROVENJLER KALMIŞTI.

EFSANEYE GÖRE, SÜLALENİN KURUCUSU MEROVEE İMİŞ... VE KİŞİ TABİATÜSTÜ GÜÇLERE SAHİP BİRİYMİŞ... İKİ BABASI VARMIŞ. ANNESİ KRAL CLODİO'DAN HAMİLE KALMIŞ. AMA BİR GÜN DENİZE YÜZMEYE GİTTİĞİNDE BİR CANAVARIN SALDIRISINA UĞRAMIŞ... NASIL OLMUŞSA BİR DE ONDAN HAMİLE KALMIŞ!.. ZATEN MEROVEE DE DENİZ VEYA ANNE ANLAMINA GELİR...

BÖYLECE MEROVEE DOĞDUĞUNDA DAMARLARINDA İKİ AYRI KAN DOLAŞIYORMUŞ... BURADA ANLATILMAK İSTENEN, BELKİ DE DENİZAŞIRI BİRİNİN KANININ MEROVEE'YE KARIŞTIĞIDIR... MESELA ANADOLU'DAN BİRİNİN!..

MEROVENJ SÜLALESİ HEP SİHİR, BÜYÜ GİBİ OLAĞANÜSTÜ ŞEYLERLE BİRLİKTE ANILIRMIŞ... KRALLARI HEP GİZLİ İLİMLERE VAKIF KİŞİLERMİŞ.

BİR DOKUNMAYLA HASTALARI İYİ EDERLER, TELEPATİ VE GELECEĞİ GÖRME GİBİ YETENEKLER TAŞIRLARMIŞ... SEMBOLLERİ GENELLİKLE ALTINDAN YAPILAN BİR ARI İMİŞ.

NUH SOYUNDAN GELDİKLERİNİ (KİM GELMİYOR Kİ?..) SÖYLERLERMİŞ...

TRUVA'DAN GÖÇTÜKLERİNİ, ORADAN ARKADYA'YA GELDİKLERİNİ, TUNA BOYLARINA YERLEŞTİKLERİNİ, SONRA BATI ALMANYA'YA GEÇTİKLERİNİ SÖYLERLERMİŞ... TROY, PARİS GİBİ ADLAR TAŞIRLARMIŞ!..


***
MEROVENJLER TÜRK SOYUNDAN MI?

BELKİ DE MEROVENJLER GERÇEKTEN BU YOLDAN GELMİŞLERDİ!.. YANİ DAHA ÖNCE BELİRTTİĞİMİZ TRUVA-ARKADYA-TUNA BOYLARI- BATI ALMANYA HATTINI TAKİP ETMİŞLERDİ.

ANCAK BU YOLU TAKİP ETMİŞLERSE, TÜRKLÜĞE BULAŞMAMALARI MÜMKÜN DEĞİLDİR!..

KİMBİLİR, BELKİ DE BU HANEDAN, KENDİNİ DİĞERLERİNDEN AYIRDIĞINA GÖRE, İSKOÇLAR (SCOT-SCIT-İSKİT) BASKLAR (SKİT-İSKİT-SAKA) GİBİ TÜRK SOYUNDAN GELİYORDU!..

TAKİP ETTİKLERİ YOL DA TRUVA-TURHANLAR-ETRÜSKLER-MAKEDONLAR- MACARLAR-BULGARLAR ŞEKLİNDE DEĞİŞİK ADLAR ALARAK TÜRKLÜKLERİNİ SÜRDÜRMEKTEN İBARETTİ!.. SİHİR VE ŞİFA KONUSUNDAKİ BAŞARILARI DA ŞAMANİSTİK KÜLTÜRLERİNDEN GELİYORDU.

BİLİNDİĞİ GİBİ, TRUVA HALKI YUNANLILARDAN FARKLI VE ONLARA DÜŞMAN İDİ. AVRUPALILARIN TROYAN DEDİĞİ BU HALK, ASLINDA THYRREN, YANİ TURHAN DİYE BİLİNEN TÜRKLERDEN BAŞKASI DEĞİLDİ.

SONRA BUNLAR AVRUPA'YA ATLAMIŞLAR, ETRÜSK ADINI ALMIŞLARDI Kİ, ETRÜSK-TURUSK- TURSAKA AYNI KELİMENİN BAŞKA BAŞKA İFADE EDİLMESİDİR.

TUR HEP TÜRK ANLAMINA GELİR, SAKA İSE YİNE BİR TÜRK BOYUDUR; İSKİT DİYE BİLİNİR Kİ, ŞİMDİ DAHİ MESKET VE SOHO-SOKO (YAKUT TÜRKLERİ) ADIYLA VARLIĞINI SÜRDÜRMEKTEDİR.

BAZI YUNANLI TARİHÇİLER İSE, ARKADYALILAR'IN ANADOLU'YA VE TRUVA'YA GEÇTİĞİNİ SÖYLER Kİ, MANTIĞA PEK UYGUN DEĞİLDİR. HERODOT BİLE "YUNAN MEDENİYETİNİN ASYA'DAN AVRUPA'YA ATLADIĞINI" TA O ZAMANDAN DİLE GETİRMİŞTİR!..

BATI'DA "GREK MEDENİYETİ" DİYE BİLİNEN, ASLINDA İYON MEDENİYETİDİR. VE İYONYA BİZİM EĞE SAHİLLERİMİZE O TARİHLERDE VERİLEN ADDIR!. EGE'DEN ADALARA ATLAMIŞ, ORADA "MİKEN MEDENİYETİ" OLMUŞ, SONRA YUNANİSTAN YARIMADASINA GEÇMİŞTİR. SONRADAN "GREK" DİYE ANILIR OLMUŞTUR.

AYNI DÖNEMLERDE İTALYA'NIN BATISINDA "ETRÜSK MEDENİYETİ" DİYE BİLİNEN KÜLTÜR OLARAK ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

BÖYLECE İYON MEDENİYETİNDEN SONRA, TEMELİ ETRÜSKLER'E DAYANAN ROMA MEDENİYETİ GELMİŞ VE BU DA VARLIĞINI BİZANS ADIYLA ASYA'DA SÜRDÜRMÜŞ, TA FATİH'İN İSTANBUL'U ZAPTINA KADAR DA KORUMUŞTUR.

AVRUPA'DA ROMA MEDENİYETİ M.S. 450'DE BİTİP, YERİNİ VANDAL-GOT VAHŞETİ ALIRKEN; DOĞU'DA ROMA-BİZANS MEDENİYETİ, İSLAM-TÜRK MEDENİYETİYLE YANYANA 1453 YILINA KADAR DEVAM ETMİŞTİR. ONDAN SONRA DA 1750'LERE KADAR BİR TEK TÜRK MEDENİYETİ KALMIŞTIR.

KISACASI GERÇEK MEDENİYET MEZOPOTAMYA-MISIR-İYONYA-YUNAN- ETRÜSK-ROMA SIRASINI TAKİP ETSE DE, HEP DOĞU'DAN KAYNAKLANMIŞ VE GENE DOĞU'YA MÜTEVECCİH OLMUŞTUR.

ARTIK BATILI TARİHÇİLERİN BİLE KABUL ETTİĞİ BU GERÇEĞİ, MASONLAR DA GÖRSE İYİ OLUR.

MASONLAR MABEDLERİNDE HEP DOĞU'YA YÖNELİRLER AMA, BU DİNLERİNİ DOĞUDAN YANİ YAHUDİLERDEN VE HIRİSTİYANLARDAN ALDIKLARI İÇİNDİR. ASLA BUNU MEDENİYET AÇISINDAN DÜŞÜNMEZLER... ONLAR İFLAH OLMAZ "BATI MEDENİYETİ" HAYRANIDIRLAR...

HALBUKİ BATI AVRUPA 5. YÜZYILDA FRANK VE GERMENLER'İN BARBARCA AKINLARINA MARUZ KALMIŞ VE ARKALARINDA HİÇ BİR MEDENİYET BIRAKMIYAN BU MİLLETLER, BATI'NIN GELİŞMESİNİ TA RONESANS'A, HATTA ÇOK DAHA SONRALARA KADAR ERTELEMİŞLERDİR. BU DÖNEM, BATILI TARİHÇİLER TARAFINDAN BİLE "KARANLIK ÇAĞ" OLARAK ADLANDIRILIR.

BUNUN İÇİN BİZ HEP TÜRKİYE'Yİ, İSLAM ÜLKELERİNİ VE BÜTÜN ŞARKI AVRUPA'DAN VE BÜTÜN BATI ÜLKELERİNDEN AYIRIYORUZ. ONLARIN KARANLIK ÇAĞI (450-1600) BİZİM AYDINLIK ÇAĞIMIZDIR... ONLARIN AYDINLANMA DÖNEMİ (1750-1950) İSE BİZİM VE DÜNYANIN GERİ KALAN KISMININ KARANLIK ÇAĞIDIR.

İŞTE BUNU BİR TÜRLÜ HAZMEDEMİYEN BATILILAR, KENDİLERİNE UZUN GEÇMİŞLİ BİR TEMEL ARADIKLARINDAN, "GREK" DEDİKLERİ YUNAN(İYON) MEDENİYETİ'NE DAYANMA İHTİYACINI DUYMUŞLARDIR.

MASONLAR İSE, KENDİLERİNİ BARBAR GERMEN VE FRANK KAVİMLERİNİN UTANCINDAN VE KARANLIK ÇAĞIN KARASINDAN SIYIRMAK İÇİN; ARKADYALILAR'A, TRUVALILAR'A VE FARKINDA OLMADAN TÜRKLER'E BAĞLADIKLARI MEROVENJ HANEDANI'NIN ARKASINA SIĞINMAK ZORUNDA KALMIŞLARDIR.

GERÇEKTEN DE MEROVENJLER ARKADYALILAR'A BAĞLI İSELER, ORTAYA ENTERESAN BİR DURUM ÇIKMAKTADIR. TRUVALILAR'LA AKRABA OLDUĞU SÖYLENEN ARKADYALILAR AYIYA TAPARLARDI. BU DA BİR ORTA ASYA KÜLTÜRÜNÜ YANSITMAKTADIR.

TÜRKLER, SOYUNDAN GELDİKLERİNİ İDDİA ETTİKLERİ HAYVANI BAYRAKLARINA AMBLEM YAPARLAR, ONU KUTSAL SAYARLAR, O HAYVANI DA ASLA YEMEZLERDİ.

ANADOLU'YA KADAR TAŞINMIŞ OLAN BU ÂDET, BUGÜN BİLE HARAM OLMAMASINA RAĞMEN TAVŞANIN, ALAGEYİĞİN, VE GÜVERCİNİN YENMEMESİNİN SEBEBİDİR.
DAGOBERT'İN TORUNLARI
GELELİM ADI ETRAFINDA BU KADAR KIYAMET KOPARILAN DAGOBERT SOYUNUN NE OLDUĞUNA!..

VARLIĞINI SÜRDÜREBİLENLERDEN 4. SİGİSBERT 681'DE LANGUEDOC'A GELİP YERLEŞMİŞ VE PLANTARD ADINI ALMIŞTI.

BU AİLEDEN 3.CHİLDERİC İSE 765'DE ÖLDÜ... MEROVENJ HANEDANINDAN BUNDAN SONRA HABER ALINAMADI. BUNDA 1646 YILINA KADAR SUREN DAGOBERT ADININ YASAKLANMASININ DA ETKİSİ VARDI.

742'DE FRANSA'NIN GÜNEYİNDE BAĞIMSIZ BİR KRALLIK OLUŞTU, SONRA BU KRALLIK ŞARLMAN'IN BİR VASALLIĞINA DÖNÜŞTÜ.

BU KRALLIKTA YAŞIYAN MEROVENJLERDEN QUİLLEM DE GALLONE, KIZKARDEŞİNİ ŞARLMAN'IN OĞLUNA VERDİ. ZATEN KENDİSİ İMPARATORUN ÖNEMLİ KUMANDANLARINDAN BİRİ İDİ.

BÖYLECE DEVRİN HAKİM KAROLENJ HANEDANIYLA MEROVENJ SOYU ARASINDA BİR AKRABALIK BAĞI KURULMUŞ OLDU!..


***
QUILLEM YEZDÜCERD'İ TAKLİT ETTİ!

MEROVENJLER, "AVRUPA KRALLIĞI" HAKLARINI TEKRAR ELDE EDEBİLMEK İÇİN, KAROLENJ HANEDANIYLA AKRABALIK TESİS ETME YOLUNU TERCİH ETMİŞLERDİ. İLERDE BU AKRABALIK BAĞINI ÖNE SÜREREK KRALLIK ÜZERİNDE HAK İDDİA ETMEYİ UMMUYORLARDI.

AYNI ŞEYİ, HZ. ÖMER ZAMANINDA İRAN FETHEDİLİNCE, PERSLER YAPMIŞLARDI!.. SON HÜKÜMDAR YEZDÜCERD'İN KIZINI HZ. HÜSEYİN'E VEREREK, HZ. ALİ İLE AKRABALIK KURMUŞLARDI. SONRADAN GELEN ŞİİLİK TE PERSLİĞİ ÖN PLÂNA ÇIKARMANIN BİR YOLU OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜ.

İRANLI ŞİİLERİN ALİ SOYUNUN HİLAFET HAKKINI SAVUNMALARI, ASLINDA PERS HAKİMİYETİNİ SAVUNMAKTI!.. DAYANDIKLARI NOKTA DA ALİ'YLE AKRABA OLMALARIYDI!.

900'LERDEN ŞAH RIZA PEHLEVİ'NİN BABASINA KADAR, İRAN'DAKİ HANEDANLARIN TÜRK SOYUNDAN OLMASI, PERSLEŞMEYİ ÖNLEDİ.

AMA RIZA PEHLEVİ ELİNE FIRSAT GEÇER GEÇMEZ "2500" YILLIK İRAN İMPARATORLUĞUNDAN SÖZ EDEREK TAÇ GİYDİ.

ASLINDA YAPTIĞI, ESKİ İRAN'IN İNTİKAMINI ALMAKTI!.. NE VAR Kİ 25 YIL BİLE DAYANAMADI!..

750'LERDE DAHA HAÇLI SEFERLERİ BAŞLAMAMIŞTI... AVRUPALILAR'IN MÜSLÜMANLAR'LA MÜNASEBETİ DAHA ÇOK ENDÜLÜS (İSPANYA) ÜZERİNDENDİ. AMA 630'LARDA CEREYAN ETMİŞ OLAN BU "HÜSEYİN'E KIZ VERME" MESELESİNİ DUYMUŞ OLMALARI ÇOK MUHTEMELDİR.

ÖTE YANDAN 10. ASIRDA YİNE MEROVENJLERDEN BRİTANNY DÜKÜ, İNGİLTERE'YE SIĞINDI VE PLANTON ADINI ALDI. BÖYLECE PLANTARDLAR İLE BİRLİKTE BİR DE PLANTON AİLESİ DE MEROVENJ SOYUNU SÜRDÜRMÜŞ OLUYORDU.

BU AİLEDEN 4. BERA, "MİMAR" DİYE BİLİNİRDİ... MASONLUĞA "MİMAR" KAVRAMI, BU ADAM VASITASIYLA GİRMİŞTİR.

HZ. SÜLEYMAN'IN MİMARI OLDUĞU İDDİA EDİLEN HİRAM'A ÂİT EFSANENİN MASON LİTERATÜRÜNE YAMANMASI İSE, 16. ASIRDADIR. BERA'NIN MİMARLIĞI KİMSEYE CAZİP GELMEDİĞİ İÇİN, HİRAM SAHNEYE ÇIKMIŞTIR!.

BU DEĞİŞİKLİKTE ARTIK MASON LOCALARINA SIZMAYA BAŞLIYAN ZENGİN 1-2 YAHUDİNİN ETKİSİ DE OLMUŞ OLABİLİR.

1. HAÇLI SEFERİNDE KOMUTAN DURUMUNDA OLAN VE KIRILMADAN KUDÜS'E VARABİLEN (ÇÜNKÜ ANADOLU SELÇUKLU HAKANI 1. KILIÇARSLAN 500.000 HAÇLIYI ANADOLU'YA GÖMMÜŞ, YOLA ÇIKANLARDAN ANCAK 40.000 ANTALYA'YA VARABİLMİŞTİ) GODFROİ'UN DEDESİ, HUGUES DE PLANTARD İDİ!... VE KENDİSİ DOMAİN DÜKÜ'YDÜ.

BİR İHTİMAL, AVRUPA'DA KRALLIK HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİREMEYİNCE, KÜDÜS'TE KRALLIK KURMAK, PLANTARD AİLESİ İÇİN BİR AMAÇ HALİNE GELMİŞ, BU YÜZDEN YOLLARA DÜŞMÜŞLERDİ.
MASONLAR HASAN SABBAH'IN SAFINDA, BİZSE TUĞRUL BEY İLE SELAHADDİN'İN!
İSMAİLİYE'NİN BİR KOLU OLAN KARMATİLER'DEN EBU TAHİR, 930 YILINDA KÂBE'YE SALDIRIP HACER-İ ESVED'İ ÇALDI!.

MÜSLÜMANLAR İÇİN SON DERECE KUTSAL OLAN VE ÖZEL BİR ANLAM TAŞIYAN BU TAŞI GÖTÜRÜP, "HASA" DENİLEN YERDE KENDİ KÂBESİNİ KURMAK İSTİYORDU!..

BU OLAY TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NE, ONLARDAN DA MASONLAR'A "KENDİ MABEDİNİ KENDİN YAP" ANLAYIŞI OLARAK GEÇMİŞTİR!.. "MASON MABEDİ"NİN ARKASINDA BU OLAY YATAR!..

ASLINDA EZOTERİK GEÇİNEN MASONLAR, O TAŞIN ANLAMINI DA BİLMEZ!

MASONLARIN DAHA ARALARINA YAHUDİLER GİRMEDEN BİLE KENDİLERİNE BİR KIBLE EDİNİP KUDÜS'E DÖNMELERİ, HIRİSTİYANLARDAN AYRI DAVRANMAK İSTEMELERİNDENDİR!

NASIL Kİ EBU TAHİR İSLAM'I, KÂBE'Yİ FALAN BİR TARAFA BIRAKIP KENDİNE BİR MABED KURMAK VE HALKI O YÖNE DÖNDÜREREK İBADET ETTİRMEK İSTEMİŞSE, TÜRK MASONLAR DA CAMİLERİ FALAN BIRAKIP KENDİ "İNŞA" ETTİKLERİ MABEDLERİNDE KÂBE'YE DEĞİL; DOĞU'YA DÖNERLER!..

BU OLAYDA BİLE SALAKLIKLARI DİZ BOYUDUR!.. ÇÜNKÜ AVRUPALI MASONLAR'I TAKLİT EDERLER.

AVRUPALI MASONLAR DOĞU'YA DÖNERLER, ÇÜNKÜ ONLARA GÖRE (TAM OLMASA DA) KUDÜS DOĞUDADIR... PEKİ, BİZİM SALAKLAR NİYE DOĞUYA DÖNER?

BİZİM DOĞUMUZDA OLSA OLSA HAZAR DENİZİ İLE TANRI DAĞLARI VAR!.. ACABA BİZİM MASONLAR İSLAMİYET'İ BIRAKIP ESKİ TÜRK DİNİNE Mİ DÖNDÜ?..

KÂBE YERİNE KUDÜS'E BİLE DÖNÜYOR OLSALAR, BU DİĞER MÜSLÜMANLARDAN KENDİLERİNİ AYIRMAK, EBU TAHİR GİBİ KENDİNE KIBLE SEÇMEK DEMEKTİR...

AMA YİNE YANLIŞ!.. ÇÜNKÜ KUDÜS'TE BİZE GÖRE GÜNEYDE, DOĞUDA DEĞİL!..

DEDİK YA, AVRUPALI MASONLAR'IN BİZİMKİLERİ "EŞEK SÜRÜSÜ" SAYMASI BİR YANA, ONLAR DA KENDİLERİNİ "SÜZME SALAK" YERİNE KOYUYOR!..

ÇOK ŞÜKÜR Kİ, EBA TAHİR'İN MACERASI KISA SÜRDÜ... HACER-İ ESVED ANCAK 952 YILINDA GERİ ALINIP, KÂBE'DEKİ YERİNE KONULABİLDİ!..

ZATEN O DÖNEMDE DAHİ TÜRK MASON OLMADIĞI İÇİN BÜTÜN MÜSLÜMANLAR KÂBE'YE DÖNMEKTE DEVAM ETMİŞTİ!..

945 YILINDA Şİİ KÖKENLİ BUVEYHİLER BAĞDAT'I ELE GEÇİRDİLER. BÖYLECE HEMEN BÜTÜN İSLAM DİYARI Şİİ HAKİMİYETİ ALTINA GİRMİŞ OLDU.

AMA HEMEN BELİRTELİM Kİ, BU ŞİİLER'İN BİZİM ANADOLU ALEVİLERİ İLE BENZER BİR YANI YOKTU. PEYGAMBER SOYUNDAN İMAMLARDAN HİÇ BİRİ BU KİŞİLERİ DESTEKLEMEMİŞTİR!..

TAM TERSİNE, 12.İMAMIN SOYU, BUVEYHLİLER'İN BAĞDAT'A GİRMESİ ÜZERİNE HORASAN'A GÖÇMÜŞTÜR.

İSLAM DÜNYASINDAKİ KÖTÜ GELİŞMELER ANCAK TÜRKLER'İN İŞE MÜDAHELESİYLE ÖNLENEBİLDİ. 1069 YILINDA SELÇUKLU SULTANI TUĞRUL BEY, BAĞDAD'I ELE GEÇİREREK HALİFEYİ TEKRAR TAHTINA OTURTTU VE DÜZENİ SAĞLADI. İRAN VE ARABİSTAN'DAKİ İSMAİLİLERİ PERİŞAN ETTİ!..

NE YAZIK Kİ BU SEFER DE HAÇLILAR BELASI GELDİ ÇATTI.

1098 YILINDA SELÇUKLULAR ANADOLU'DA HAÇLILAR İLE UĞRAŞIRKEN, FATIMİLER ONLARI ARKADAN VURUP KUDÜS'Ü ELE GEÇİRDİLER, KIRILA DÖKÜLE GELEN HAÇLILAR'A DA FAZLA DİRENMEDEN ŞEHRİ TESLİM ETTİLER.

AMA BU, GÖZÜ DÖNMÜŞ HAÇLILAR'IN ŞEHİRDEKİ BÜTÜN MÜSLÜMANLARI KATLETMELERİNİ ÖNLEMEDİ.

FATIMİLER BU İLK HAÇLI SEFERİ SIRASINDA GERÇEK BİR HAİN GİBİ DAVRANMIŞ, MÜSLÜMANLARA VE TÜRKLER'E YARDIM EDECEKLERİNE ARKADAN SALDIRIP BAZI ŞEHİRLERİ ALMIŞ, İKİNCİ BİR CEPHE AÇMIŞ, HATTA BAĞDAT HALİFESİNİN ZAYIFLAMASI İÇİN HAÇLILAR'A YARDIM ETMİŞLERDİR.

HAÇLI-FATIMİ YAKINLIĞI BUNDAN SONRA DA SÜRMÜŞ VE ÖZELLİKLE TEMPLAR ŞÖVALYELERİ, FATIMİLERİN 9 MERTEBELİ GİZLİ TEŞKİLATLARINDAN ÇOK ETKİLENMİŞLERDİR.

HASAN SABBAH ADLI KİŞİ DE 1090'LI YILLARDA ORTAYA ÇIKMIŞ, GİZLİ TEŞKİLATI, AFYONLU VE FAHİŞELİ CENNETİ İLE KENDİSİNE BİR ÇOK FEDAİ SAĞLAMIŞ VE BUNLARI SİYASİ SUİKASTLERDE KULLANAN İLK KİŞİ OLMUŞTU.

HASAN SABBAH'IN, ZAPTI SON DERECE ZOR ALAMUT KALESİNİ İNŞA ETTİRİP ORAYA YERLEŞMESİ VE DEĞERLİ SELÇUKLU VEZİRİ NİZAMÜL MÜLK'Ü ÖLDÜRTMESİ, TEMPLAR TARİKATININ İLK YILLARINA DENK GELİR.
KILAVUZU KARGA OLANIN....
BÜTÜN BUNLAR TEMPLARLAR'A, KENDİ UYGULAYACAKLARI SİSTEM HAKKINDA BİR FİKİR VERMEKLE KALMAMIŞ, TAMAMEN HAŞHAŞİ, KARMATİ VE FATIMİ TARİKATLARINI TAKLİT ETMİŞLERDİR.

BUNDA ŞAŞACAK BİR ŞEY YOKTUR... ÇÜNKÜ O TARİHLERDE AVRUPA'DA HİÇ BİR FELSEFİ AKIM, HİÇ BİR SİSTEM YOKTU... HAÇLI GÜRUHU, KENDİLERİNDEN 1000 YIL ÖNCEKİ ROMA ORDUSUNUN DÜZEN VE DİSİPİLİNİNE BİLE SAHİP DEĞİLDİ!.. ONLARDAN BİRAZ FARKLI OLAN TEMPLAR ŞÖVALYELERİ, O MEŞHUR DİSİPLİN VE DÜZENLERİNİ MÜSLÜMAN DİYARINDA GÖRDÜKLERİNDEN ÖĞRENMİŞLERDİ!..

AMA NE YAZIK Kİ, İYİLERİ DEĞİL DE, HEP KÖTÜLERİ KENDİLERİNE ÖRNEK ALMIŞLARDIR!..

SADECE TAKLİTLE KALMAYIP, HASAN SABBAH'IN AFYONLU OLDUKLARI İÇİN "HAŞHAŞİN" DİYE ANILAN FEDAİLERİNİ DE PARA İLE KULLANMIŞLAR VE KENDİLERİNE TERS DÜŞEN KİŞİLERİ ONLARA ÖLDÜRTMÜŞLERDİR!..

İŞTE BU İLİŞKİ VE ETKİ YÜZÜNDEN "HAŞHAŞİN" KELİMESİ BATI DİLLERİNE, "ASSASINATION" (SUİKAST) OLARAK GİRMİŞTİR!..

HAŞHAŞİLER. TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NİN SİPARİŞİ ÜZERİNE TRABLUSLU RAYMOND'U (1152) VE KONRAD MESERRAT'I (1192) ÖLDÜRMÜŞLERDİR.

HAŞHAŞİLER 1202 YILINDA HAÇLILAR'IN KORKUSU HALİNE GELEN VE NİHAYET ONLARDAN KUDÜS'Ü GERİ ALAN SELAHADDİN EYYUBİ'YE DE SUİKAST DÜZENLEMEKTEN ÇEKİNMEMİŞLERDİR.

MUHAKKAK Kİ BU SUİKASTTE DE, KUDÜS'Ü KAYBETMEYİ GÖZE ALAMIYAN TEMPLARLAR'IN PARMAĞI VARDI.

PEŞPEŞE ÜÇ YAKIN HİZMETÇİSİNİN SELAHADDİN'E SALDIRMASINA RAĞNEN, TANRI'NIN HİKMETİ, BU DEĞERLİ KİŞİ KURTULMUŞ VE BÖYLECE TEMPLARLAR'A DA KÜDÜS'Ü UNUTMAK DÜŞMÜŞTÜR.

SELAHADDİN HAÇLILAR GİBİ DAVRANMAMIŞ, KÜDÜS'Ü ALINCA ESİRLERE DOKUNMAMIŞTI. YOKSA O DA İSTESE İDİ, KAATİL TEMPLARLAR GİBİ TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ, GÖVDE ÜSTÜNDE BAŞ KOMAZDI!.. BU KONUDA AHDİ OLMASINA RAĞMEN, KENDİNE HÂKİM OLMUŞ VE FİDYE ÖDEMEYE GÜCÜ YETMİYEN TEMPLARLAR'IN BEDELİNİ CEBİNDEN ÖDEMİŞTİR.

BU DA KİMİN DAHA İNSAN, DAHA MEDENİ OLDUĞUNUN BİR BAŞKA DELİLİDİR!.

BİZ DİYORUZ Kİ, BÜYÜK BİR İHTİMALLE TEMPLARLAR VE ONDAN SONRA GELENLER, ŞİİLER'İN HİÇ HAKLARI OLMADIĞI HALDE İKTİDAR PEŞİNDE KOŞUP KAN DÖKMELERİNİ, KENDİLERİNE ÖRNEK ALMIŞLARDIR.

ONLARA BAKARAK MEROVENJ-KAROLENJ SÜRTÜŞMESİNİ YARATMIŞLAR, EFSANEVİ BİR KRALIN KANINI SÜRDÜKLERİNİ, İKTİDARIN ONLARA ÂİT OLDUĞUNU SAVUNMUŞLARDIR.

TIPKI ALİ'NİN SOYUNU SÜRÜP, HİLAFETTE HAKLARI OLDUĞUNU İDDİA EDEN İSMAİLİLER GİBİ!..

HALBUKİ NE MEYMUN, NE DE FATIMİLER ALİ SOYUNDAN DEĞİLLERDİ. ESAS ALİ SOYUNDAN OLANLAR HALİFELİKTE GÖZLERİ OLMAYAN İMAMLAR İDİ.

GERÇEK ALİ SOYU HİLAFET PEŞİNDE OLMAYI, HZ HÜSEYİN'İN ŞEHADETİNDEN SONRA BIRAKMIŞTI.

AMA ŞİİLER ALİ ADINA İKTİDAR PEŞİNDE KOŞMAKTAN VAZGEÇMEDİLER, TA HÜMEYNİ'YE KADAR!..

VE HÜMEYNİ DE TIPKI EL HAKİM GİBİ, EBU TAHİR GİBİ KENDİNİN HİÇ YANILMADIĞINA VE KÂBE'NİN GERÇEK SAHİBİ OLDUĞUNA İNANMIŞTI!..

VE BİZ DİYORUZ Kİ, MASON MESELESİNİN SIRRI BURADA!..

TIPKI ALİ SOYUNDAN GELENLER OLDUĞU GİBİ, HÂLÂ MEROVENJ SOYUNDAN OLANLAR YAŞIYOR OLABİLİR... VE BUNLAR, ALİ SOYUNUN AKSİNE, İKTİDAR PEŞİNDE KOŞUYOR OLABİLİRLER. AMA BU, ÇAĞIMIZDA BİR HAYALDEN ÖTEYE GEÇMEZ!..

ÖYLEYSE, BİRİLERİ BU ARZU VE İHTİRASI KULLANARAK KENDİLERİNE İMKÂNLAR HAZIRLAMAKTADIR!..

TIPKI ALİ'Yİ ÂLET EDEREK YÜKSELMEYE ÇALIŞAN MEYMUN, OĞLU ABDULLAH, HASAN SABBAH, FATIMİ HÜKÜMDARI ÜBEYDULLAH GİBİ; TEMPLARLAR, ONLARIN ARDINDAN GELEN MASONLAR VE ONLARIN ARKASINDAKİ GERÇEK GÜÇ "SİON TAPINAĞI" MENSUPLARI, SADECE VE SADECE KENDİ İKTİDARLARININ, YANI BÜTÜN GÜCÜ ELLERİNDE BULUNDURMANIN ÇABASI İÇİNDEDİRLER!..

HA, BUNUN TÜRK MASONLAR İLE NE ALÂKASI VAR, DERSENİZ...

ASLINDA YOK!.. AMA BEYNELMİLEL MASON MERKEZİNİN HEDEFLEDİĞİ AVRUPA KRALLIĞI (BİRLİĞİ GERÇEKLEŞTİ BİLE) VE DÜNYA DEVLETİ GERÇEKLEŞİRSE...

BÜTÜN DİĞER DEVLET VE MİLLETLER, BU ELİ KANLI HIRİSTİYAN TARIKATININ KURACAĞI DİKTATÖRLÜKTE "UŞAKLIK" YAPMAK DURUMUNDA KALACAKTIR!..

İŞTE TÜRK MASONLAR, YA ARALARINDAKİ YAHUDİ VE HIRİSTİYAN MASONLARIN BU NİYETİNİ SEZMEDİKLERİ İÇİN, YA DA UŞAK RUHLU OLDUKLARI İÇİN TÜRKİYE'Yİ BÖYLE BİR AKIBETE SÜRÜKLEMEKTEDİRLER!

BİLEREK VEYA BİLMEYEREK!...

21.3.1999

 
 
isc
(no login)

Sanki gören de seni tarihçi sanacak Malum! Atatürk Masonları nasıl men etti

November 18 2000, 1:40 AM 

ANLAT ANLAT DA DÜŞÜNELİM BAKALIM, KALBİ KARA, BAKALIM Kİ BİLDİĞİMİZE GÖRE DOĞRUCU MUSUN, KARIŞTIRICI MI?!
YİNE DE SEVGİYLE OLSUN, GÖNLÜMÜZ AY GİBİDİR İMANIM

 
 
Haci
(no login)

Gercek Karistirici Musa..

November 18 2000, 2:44 AM 

Musa karakter geregi, hem dogrucudur, hem de karistirici.. Elinde degil adamcagizin.. Gercekleri karistirarak anlatmasini cok iyi beceriyor.. Yazdiklarinda gercek payi vardir etbette.. Ama size onlari nelerle karistirdigini soylemez..

 
 
isc
(no login)

Malum'un gölgesini bile tanıyoruz artık, ama o boş olsaydı gölgesi de olmazdı

November 18 2000, 3:07 AM 

Değil mi

Sevgiyle

 
 

(no login)

HZ. İSA İLE AKRABALIK, MUSA'YA DÜŞMANLIK

November 18 2000, 2:39 PM 

NEYSE KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDELİM ŞAŞKIN İSC VE DİNSİN İMANSIZ HACIYA DAHA SONRA EDECEK İKİ CİFT LAFIMIZ OLACAK ELBET


HZ. İSA İLE AKRABALIK, MUSA'YA DÜŞMANLIK
MEROVENJ HANEDANINDAN OLDUKLARINI, BU SURETLE DE AVRUPA TAHTLARINDA HAKLARI BULUNDUĞUNU İDDİA EDEN AVRUPALI MASONLAR, MÜMKÜN OLDUĞU KADAR GÜÇ KAZANMAK İÇİN KENDİLERİNİ ARKADYA'YA, TRUVA'YA BAĞLAMAKLA YETİNMEZLER.

HZ. İSA'NIN ÇARMIHTA ÖLMEDİĞİNİ, SONRADAN EVLENDİĞİNİ VE ONUN OĞLUNUN SOYUNDAN GELDİKLERİNİ İDDİA EDERLER!..

BUNUNLA YETİNMEZLER, TA MUSA DEVRİNDEN BERİ VAR OLDUKLARINI SÖYLERLER.

YALNIZ, ONLAR DA ŞİİLER GİBİ HEP MUHALEFETİN TARAFINI TUTARLAR. GERÇEKTEN DE İRANLILAR YEZDÜCERD'İN BİR KIZINI HALİFEYE BİR KIZINI DA MUHALEFET SAFLARINDA GÖRDÜKLERİ HZ. HÜSEYİN'E VERMİŞLERDİ. BÖYLECE KİM GALİP GELİRSE GELSİN, İKTİDARDA SÖZ SAHİBİ OLMAK İSTİYORLARDI...

ANCAK HEP MUHALEFET OLARAK GÖRDÜKLERİ ALİ OĞULLARI'NI TUTMUŞLARDIR.

BU MASONLAR DA MUSA'DAN DEĞİL DE; ONUN SİNA DAĞI'NA GİDİP TANRI'NIN 10 EMRİ İLE DÖNDÜĞÜ ZAMAN, KARŞISINA ALTIN BUZAĞI HEYKELİ İLE ÇIKAN VE BUZAĞIYA TAPACAKLARINI SÖYLİYEN KABİLEYE BAĞLANIRLAR!..

O GÜN CEZALANDIRILAN BU KABİLE, BİR BAŞKA OLAYDA DA BERİAL KABİLESİYLE HAKSIZ YERE SAVAŞTIĞI İÇİN KIYIMA UĞRAMIŞ, KALANLAR DA YAHUDİLERİN ARASINDAN UZAKLAŞTIRILMIŞ, ONLARA KIZ VERİP ALMAK YASAKLANMIŞTI. (TEVRAT, HÂKİMLER 21. AYET)

SİNA DAĞIYLA DORUĞA ULAŞAN BU OLAY SİYONİZMİN DE, SİON TAPINAĞI TARİKATININ DA TEMELİNİ TEŞKİL EDER... SİON, KUR'AN'DA TUR-U SİNA DİYE GEÇEN DAĞDIR.

BENJAMİN SOYU DİYE BİLİNEN BU KABİLE, SONRADAN GENE ÇOĞALMIŞ, İSRAİL DEVLETİNİ KURMUŞ VE SOUL ADINDA BİRİ DE DEVLETİN İLK KRALI OLMUŞTU. GEÇMİŞTE BİR ARA FİLİSTİN'DE İKİ YAHUDİ KRALLIK VARDI: iSRAİL VE YAHUDA!..

İDDİAYA GÖRE BU ASİ KABİLE, SONRA GENE SÜRÜLMÜŞ... ÖNCE FENİKE'YE SONRA YUNANİSTAN'DAKİ ARKADYA'YA, ORADAN DA TRUVA'YA GİTMİŞLER. SONRA AVRUPA'YA GEÇMİŞLER, VE ÇEŞİTLİ YERLERDE YAHUDİ KÖKENLİ DEVLETLER KURMUŞLAR...

NİHAYET GODFROI İLE KÜDÜS'E GERİ DÖNÜP YENİDEN KRALLIKLARINI ELDE ETMİŞLER!..


***
YAHUDİLER TÜRK SOYUNDAN MI?

PEK ÇOK MASONUN BİLMEDİĞİ BU İDDİALARI DOĞRU SAYARSAK, TRUVALILAR DA ARKADYALILAR DA YAHUDİ KÖKENLİDİRLER. AYNI ŞEKİLDE FRANKLARI UZUN YILLAR İDARE EDEN MEROVENJ HANEDANI DA YAHUDİDİR!...

BUNA NE DERSİNİZ BİLEMEYİZ AMA, MASONLARIN DİN DÜŞMANLIĞININ, İKTİDAR HIRSININ, GİZLİ TAVIRLARININ ARKASINDA İŞTE HEP BU KARIŞIK EFSANELER, HURAFELER YATMAKTADIR.

HALBUKİ İSRAİL HZ. YAKUB'UN ADIDIR. HZ. YAKUB DA HZ. İBRAHİM'İN TORUNUDUR. HZ. İBRAHİM'İN BABASININ ADI AZER İDİ. HAZAR DOLAYLARINDAN GELME TÜRK OLDUĞU, TA HZ. MUHAMMED ZAMANINDAN BERİ RİVAYET EDİLİR!..

BİZ DE O ZAMAN DERİZ Kİ, YAHUDİLER TÜRK SOYUNDANDIR VE HZ. İBRAHİM'İN HAYIRSIZ TORUNLARIDIR. TÜRKLERE DE, HZ. İBRAHİM'E DE LAYIK OLAMAMIŞLARDIR.

MASONLAR DA, HZ. MUSA'YA BİLE KARŞI GELEN HAYIRSIZ OĞLU HAYIRSIZ BENJAMİN'İN SOYUNDANDIR!.. HZ. İSA'YA BUNLAR İHANET ETMİŞLERDİR. İSLAM'A BUNLAR FESAT KATMIŞ, BUNLARIN SOYU HAÇLI KILIĞINDA KAN DÖKMÜŞ, ALLAH'IN EMİRLERİNE KARŞI GELMİŞTİR!..

BUNLAR HZ.NUH'UN GEMİYE BİNMEYİ REDDEDEN VE TUFANDA YOK OLAN OĞLU KADAR MEL'UNDURLAR!..

AYNI AKIBETE DE UĞRAYACAKLARDIR!.


21.3.1999
HIRİSTİYANLIĞIN SAHTE PEYGAMBERİ
MUSEVİ, MUSA'NIN YOLUNDA OLAN DEMEKTİR... HIRİSTİYAN, HIRİSTOS, YANİ İSA'NIN YOLUNDA OLAN DEMEKTİR.. BUNDAN HAREKET EDEREK, MÜSLÜMANLARA MUHAMMEDİ DEMEK İSTEYENLER ÇIKMIŞTIR. ..

AMA BU TABİR YANLIŞTIR. BİZLER İSLAMIZ... MÜSLÜMANIZ... YANİ KUR'AN-I KERİM'İN İFADESİ İLE HZ. İBRAHİM'DEN İTİBAREN BÜTÜN PEYGAMBERLERİN TABİ OLDUĞU TEK VE GERÇEK DİNE MENSUBUZ.

ASLINDA İSLAM, HZ. ÂDEM'DEN İTİBAREN BÜTÜN PEYGAMBERLERİN MESAJLARINDA YER ALMIŞTIR. ANCAK HZ. İBRAHİM'İN YILDIZLARI, AYI, GÜNEŞİ GÖZLEDİKTEN SONRA "BUNLAR BENİM TANRIM OLAMAZ, BEN BATANLARI SEVMEM," DEYİP ALLAH'A YÖNELMESİYLE DAHA BARİZ BİR HAL ALMIŞ VE EN MÜKEMMEL HALİNE KUR'AN VE HZ. MUHAMMED İLE ULAŞMIŞTIR.

İŞTE BU YÜZDEN MUHAMMEDİ DEMEK, DAHA ÖNCEKİ İSLAM'IN VARLIĞINI İNKÂR ANLAMINA GELİR. KUR'AN'DA ADI KONMUŞ OLAN DİNİ REDDETMEK OLUR. BU YÜZDEN KULLANILAMAZ.

HIRİSTİYANLIĞA DÖNERSEK, "BU DİNİN MENSUPLARI İSLAM MIDIRLAR?" TARTIŞMASINA GİRMİYECEĞİZ... KUR'AN BAKARA SÛRESİ 62. ÂYETTE MUSEVİLERDEN, İSEVİLERDEN, HATTA SABİİLERDEN BİR KISMININ DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU İFADE EDİYOR... ONLARDAN ALLAH'A, AHIRET GÜNÜNE İMAN EDİP, SALİH AMEL İŞLEYENLER (İYİ İŞLER YAPANLAR) İÇİN KORKACAK BİR ŞEY OLMADIĞINI BELİRTİYOR!... AYNI İFADE MAİDE SÛRESİ 69, ANKEBUT SÛRESİ 46 VE YUNUS SÛRESİ 90. AYETLERDE TEKRARLANMIŞTIR.

ELBETTE Kİ BİZ DE BUNA GÖNÜLDEN İNANMIŞIZDIR.

BURADA ÜZERİNDE DURMAK İSTEDİĞİMİZ HUSUS, HIRİSTİYANLIK DİYE DİNİN NEREDEN KAYNAKLANDIĞIDIR... TESBİTİMİZ ODUR Kİ, 1900 YILDIR HIRİSTİYANLIK GERÇEK İNCİL'E VE HZ. İSA'YA DAYANMIYOR!..

ÇÜNKÜ HZ. İSA HAYATINDA ASLA ALLAH'A KENDİSİNİN "BABA"SI, KENDİNİ DE O'NUN "OĞUL"U OLARAK TANIMLAMADI!.. HAYATINDA BİR DEFA BİLE KİLİSEYE GİTMEDİ!.. BİR KERE BİLE HAÇ ÇIKARMADI!.. O BİR YAHUDİ AİLEDEN GELME KİŞİYDİ. KİTABI OLMASINA RAĞMEN, ZEBUR SAHİBİ HZ. DAVUD GİBİ MUSEVİLİKTEN AYRI BİR DİN VAZETMEDİ!..

BU HUSUSLAR İSLAM İNANCINDA YER ALDIĞI GİBİ, PEK ÇOK HIRİSTİYAN TARAFINDAN DA KABUL EDİLMEKTEDİR.

TESLİS, YANİ BABA-OĞUL-KUTSAL RUH ÜÇLEMESİ 4 İNCİL VERSİYONUN'DA YER ALMAZ!.. "ALLAH, İBRAHİM'İN ALLAH'IDIR!" (MATTA 22/ 31-33)... "OĞUL (İSA) ALLAH DEĞİLDİR, HER ŞEYİ BİLEMEZ!.."(MARKOS 8/35)... "TEK TANRI, TEK İNANÇ VARDIR!.." (LUKAS 4/5) ... BU YÖNÜYLE İNCİL VERSİYONLARI GERÇEĞİ YANSITIR...

AMA TA BAŞTAN SONRADAN EKLENDİĞİ BELLİ OLAN KISIMLAR DA VARDIR. MESELA HZ. İSA SÖZÜM ONA, "HAÇINIZI YÜKLENİN, PEŞİMDEN GELİN," DER!.. (MATTA 10/38)... GENE MARKOS 13/32'DE "HAÇ TAŞIMAK"TAN SÖZ EDİLİR... DAHA HZ. İSA ÇARMIHA BİLE GERİLMEMİŞTİR Kİ, HAÇ ÖNEMLİ OLSUN... HAÇIN SEMBOL OLARAK HIRİSTİYANLIĞA GİRİŞİ ÇOK SONRADIR... HZ. İSA'NIN İNANANLAR ARASINDAKİ SEMBOLÜ BALIK İDİ!..

YİNE "KİLİSEYE SÖYLEYİN...EĞER KİLİSEYİ DİNLEMEZLERSE ..." (MATTA 18/17) İFADESİ, EKLEMEDİR... HZ. İSA NE BİNA OLARAK BİR KİLİSE KURMUŞTU, NE BİR KİLİSEYE GİTMİŞTİ, NE DE KURUM OLARAK KİLİSE VARDI!..

O HAVRADA BİLE VAAZ VERMEMİŞTİR... HALKA HEP AÇIK HAVA TOPLANTILARINDA HİTAP EDERDİ.

PEKİ, O ZAMAN HIRİSTİYANLIK DİNİ NASIL GERÇEKLERDEN SAPTIRILDI?..

BUNUN SORUMLU PAVLUS (PAUL) ADLI BİR YUNAN/ROMALI SÖZDE YAHUDİDİR... KENDİSİ AZİZ SAYILIR.. KİTAB-I MUKADDES'İN YENİ AHİT DİYE BİLİNEN KISMINDAKİ YAZILARI, MEKTUPLARI 4 İNCİL'DEN FAZLA YER TUTAR!..

YANİ HZ. İSA'NIN GERÇEK İNCİL'DEN DİLE GETİRDİKLERİNDEN AKILDA KALANLAR 4 AYRI KİŞİ TARAFINDAN YAZIYA GEÇMİŞ, BİR ARAYA KONMUŞ OLMASINA RAĞMEN, AZİZ PAVLUS'ÜN YAZDIKLARI BUNLARDAN DAHA FAZLADIR!..

KISACASI DÜNYANIN İLK KİLİSESİNE ADINI VERMİŞ OLAN (ANTALYA'DA) SEN POL (SAINT PAUL- PAVLUS), HIRİSTİYAN İNANCINDA 4 İSA'YA BEDEL BİR AĞIRLIĞA SAHİPTİR!..

ASLINDA PAUL (PAVLUS) YUNAN İSE, NASIL YAHUDİ OLUR; YAHUDİ İSE ROMALILAR NASIL ONA VATANDAŞLIK VERMİŞTİR, BU DA ARAŞTIRILMASI GEREKEN ÖNEMLİ BİR KONUDUR.

ŞURASI BİR TARİHİ GERÇEKTİR Kİ, HZ. İSA 25 YAŞINDA PEYGAMBER OLMUŞ VE 30-35 YAŞLARINDA DÜNYADAN AYRILMIŞ, İSLAM İNACINA GÖRE, "GÖĞE ÇEKİLMİŞTİR".

HZ. İSA'YA BU 5 YIL İÇİNDE İNCİL İNDİRİLMESİNE VE KENDİSİ İNCİL HÜKÜMLERİNE DAYANARAK VAAZ VERMESİNE RAĞMEN, İLAHİ VAHİY O DÖNEMDE YAZIYA GEÇMEMİŞTİR. AYRICA HZ. İSA'NIN VAAZLARINI DİNLEYENLER BİR HAYLİ OLMASINA KARŞILIK, ÇEVRESİNE TOPLANAN VE ONUNLA BİRLİKTE HAREKET EDEN İNANANLARIN SAYISI 100'E BİLE ULAŞMAMIŞTI.

HZ. İSA YAHUDİLERİN İÇİNDEN ÇIKMIŞ; İNANANLARI DA KARŞI ÇIKANLARI DA ÇOĞUNLUKLA YAHUDİLER OLMUŞTU. HZ. İSA, İSRAİLOĞULLARINDAN BİR PEYGAMBER OLARAK BİLİNİR!.

O DÖNEMDE M.S. 6 YILINDA YAHUDİLER FİLİSTİN'DE AYAKLANMIŞ, BU İSYAN ARALIKLARLA M.S. 73 YILINA KADAR SÜRMÜŞTÜR. SONUNDA ROMALILAR YAHUDİLERİ FİLİSTİN'DEN BİR KERE DAHA SÜREREK İSYANI BASTIRMIŞLARDI.

M.S. 38 YILINDA HZ.İSA, MESİH OLARAK KABUL EDİLİYOR, ANCAK BABA-OĞUL İLİŞKİSİNDEN HİÇ SÖZ EDİLMİYORDU. YİNE AYNI TARİHLERDE, İLK DEFA ANTAKYA'DA, HZ. İSA'NIN YOLUNDAN GİDENLERE HIRİSTİYAN DENMEYE BAŞLADI.

BU KİŞİLERİN LİDERİ HZ. İSA'NIN KARDEŞİ OLDUĞU SÖYLENEN YAKUB (JACOB) İDİ.

M.S. 44 YILINDA HAVARİLERDEN PETER VE JOHN TUTUKLANDILAR. JACOB'UN DA BAŞI KESİLDİ. O TARİHLERDE, DAHA ÖNCEDEN HZ. İSA'YA KARŞI ÇIKMIŞ OLAN TARSUSLU SAUL, ADINI DEĞİŞTİRİP PAUL (PAVLUS) YAPARAK BU GRUBA KATILDI.

GRUPTAKİLERE HIRİSTİYAN DENİYORDU AMA YAHUDİ ÂDETLERİNE GÖRE YAŞIYORLAR, ONA GÖRE İBADET EDİYORLARDI.

PAVLUS (PAUL)BİR SÜRE SONRA ETKİLİ HALE GELDİ VE KENDİ SİSTEMİNİ KURDU... SÜNNETİ, CUMARTESİ'NİN DİNİ GÜN OLMASINI (SABBATH) VE YİYECEK-İÇECEKTEKİ KISITLAMALARI KALDIRDI.

BUNA DOMUZ ETİ VE ŞARAP YASAĞI DA DAHİL EDİLDİ.

İLK DEVİRLERDE PAPAZLAR İÇİN EVLENME YASAĞI YOKTU.

ALLAH'A TAPMAK YERİNE İSA'YA TAPMAYI O GETİRDİ.

EĞER HZ. İSA O TARİHLERDE HALA YERYÜZÜNDE OLSAYDI, BUNLARI HEP KÜFÜR OLARAK KABUL EDERDİ!..

BÖYLECE HZ. İSA'YA ATFEN, AMA HZ. İSA'NIN YOLUNDAN TAMAMEN AYRI YENİ BİR DİN ORTAYA ÇIKTI!.. BU DİNİN SAHTE PEYGAMBERİ DE PAVLUS (PAUL) İDİ!..

HZ. İSA'NIN ÇARMIHA GERİLMESİNDEN SONRAKİ GELİŞMELERİ ANLATAN AMERİKAN YAPIMI BİR DİZİ FİLİM VARDIR. ADI "A.D-İSA'DAN SONRA" DIR... BÜTÜN BU ANLATTIKLARIMIZ ORADA TEFERRUATIYLA VERİLMEKTEDİR... TABİİ PAVLUS'UN SAHTEKÂR OLUŞU DIŞINDA!..

PAVLUS'UN KURALLARI YUNAN-ROMALI, HATTA ESKİ PUTPEREST DÜŞÜNCE KARMAŞASININ BİR BİLEŞKESİYDİ.

BU UYDURMA DİNDE ÖYLE ŞEYLER VARDI Kİ HZ. İSA HAYATINDA BİR DEFA BİLE DİLE GETİRMEMİŞTİ VE HERHANGİ BİR KİMSE DE SÖZÜNÜ ETMİŞ OLSAYDI, DERHAL REDDEDERDİ.

MESELÂ SÜMERLERİN DİŞİ BAKİREDEN OLMA TANRISI "TAMMUZ" (Kİ BİZE LÂTİN TAKVİMİ VASITASIYLA AY ADI OLARAK GELMİŞTİR) PAVLUS'UN HIRİSTİYANLIĞINDA HZ. İSA OLMUŞTU!..

TAMMUZ'UN KİTABELERDE ŞÖYLE BİR İFADESİ VARDIR : "KİM Kİ BENİM ETİMDEN YER, KANIMDAN İÇERSE O KURTULUŞA ERECEKTİR!.."

AVRUPA'DA DA KARANLIK ÇAĞLARDA KRALLARINI YAŞLANINCA ÖLDÜREN VE ONDAKİ İLAHİ GÜCÜN KENDİLERİNE GEÇMESİ İÇİN ETİNİ YİYEN KAVİMLER VARDI!..

HIRİSTİYANLIKTA "COMMUNION" TABİR EDİLEN TÖRENLERDE PAPAZ, KARŞISINDA DİZ ÇÖKMÜŞ KİŞİNİN AĞZINA BİR PARÇA EKMEK KOYAR, EKMEĞİN ÜZERİNE DE BİR PARÇA ŞARAP DAMLATIR...

İŞTE BU ÂDET SÜMERLER'DEKİ KRALIN ETİNİ YEMEK, KANINI İÇMEK TÖRENİNİN PAVLUS TARAFINDAN HIRİSTİYANLIĞA ADAPTE EDİLMİŞ HALİDİR. YENEN EKMEK İSA'NIN ETİ, ŞARAP DA İSA'NIN ÇARMIHTA AKAN KANIDIR !..

HIRİSTİYANLIĞIN İLERİ GELENLERİNDEN SIMON PETER, SONRADAN PAVLUS'UN DÜŞÜNCELERİNİ BENİMSEDİ... THOMAS İSE HZ. İSA'YA SADIK KALDI.
ASLINA "AHD-İ CEDİD" DİYE BİLİNEN HIRİSTİYANLARIN KUTSAL KİTABI, HZ. İSA'DAN ÇOK SONRA, M.S. 74-135 YILLARI ARASINDA MEYDANA GETİRİLMİŞTİ.

MARKUS'IN İNCİLİ M.S. 70, MATTA'NINKİ 80, LUKAS'INKİ 90, YUHANNA'NINKİ DE M.S. 100 YILLARINDA YUNANCA KALEME ALINMIŞTI!.. MARK'INKİ ROMA'DA, LUKAS'INKİ FİLİSTİN'DE, YUHANNA'NINKİ EFES'TE, MATTA'NINKİ DE ANTAKYA'DA YAZILMIŞTI.

BUNLARIN YANISIRA PAVLUS'UN YAPTIĞI DÜZENLEMELER DEVRİN HAKİMLERİ ROMALILARIN KABUL EDEBİLECEĞİ ŞEKİLDEYDİ...

MESELÂ İSA MESİH OLSA, ROMALILARA FAZLA HİTAP ETMEZDİ... ÇÜNKÜ ROMALILAR İNSAN TANRILARDAN HOŞLANIRDI... ŞU HALDE İSA DA TANRI OLMALIYDI!.. BABA- OĞUL KARGAŞASI BÖYLE BAŞLADI!...

PASKALYA (HZ. İSA'NIN ÖLÜMÜ VE YENİDEN DİRİLİŞİ) AYİNİ YİNE BU DÜŞÜNCEYLE ORTAYA ATILDI.

ÖTE YANDAN LYON PİSKOPOSU IRENEUS, M.S. 180 YILINDA ORTODOKS HIRİSTİYANLIĞINI KURDU. GERÇEK HIRİSTİYANLIKTAN SAPMALAR ÜZERİNE 5 CİLTLİK BİR ESER YAZDI. AMA ONUN AMACI İNSANLARI KİLİSEYE VE PAPAZLARA BAĞLAMAKTI.

AYNI ŞEKİLDE ANADOLU'DAKİ, SURİYE'DEKİ, MISIR'DAKİ HIRİSTİYANLAR AVRUPA'DAKİ HIRİSTİYANLARDAN FARKLI BİR İNANÇ SİSTEMİ İÇİNDE YAŞADILAR. ONLARIN Kİ HZ. İSA'YA ROMA'NINKİNDEN DAHA YAKIN OLDU.

BU ASIL HIRİSTİYANLIĞA DAHA YAKIN OLANLAR, SONRADAN EBONİLER (FAKİR DEMEKTİR), NASTURİLER, SABİLER, MONİKİLER, ZADOKİLER, AGNOSTİKLER, NASIRİLER GİBİ ADLARLA ANILDILAR.

BUNLARIN ÇOĞU HZ. İSA'NIN SADECE BİR ADEMOĞLU VE PEYGAMBER OLDUĞUNU KABUL EDERLER... İNCİL'DEKİ PAVLUS'UN MEKTUPLARI BÖLÜMÜNÜ KABUL ETMEZ, HATTA SADECE MATTA İNCİLİ'NE İNANIRLAR... MESELÂ EBONİLER BU GRUPTANDIR.

M.S. 303 YILINDA İMPARATOR DİKLETİYON ELE GEÇİREBİLDİĞİ BÜTÜN HIRİSTİYAN ESERLERİNİ YAKTIRDI!.. BÖYLECE AVRUPA'DAKİ HIRİSTİYANLIK TAMAMEN SÖZLÜ NAKİLLERE DAYANMAYA BAŞLADI!..

PAVLUS'UN BU SAHTE DİNİ, 312-337 YILLARI ARASINDA, ROMA İMPARATORU KONSTANTİN ZAMANINDA RESMİLEŞTİ...

O DÖNEMDE ROMA'NIN RESMİ DİNİ, "SOL INVICTUS" DİYE BİLİNEN VE GÜNEŞ TANRISI'NA TAPILAN BİR DİNDİ... HIRİSTİYANLARA ŞİRİN GÖRÜNÜP ONLARIN DESTEĞİNDE İMPARATOR OLAN KONSTANTİN, PAVLUS'UN KURALLARINA BİR DE KENDİ DİNİ SOL İNVICTUS'UN KURALLARINI EKLEYEREK BUGÜNKÜ HIRİSTİYANLIĞIN TEMELLERİNİ ATTI.

KONSTANTİN 325 YILINDA İZNİK KONSEYİ DİYE BİLİNEN TOPLANTIYA BAŞKANLIK ETTİ VE ORADAN HIRİSTİYANLIĞIN ESASLARINI TESPİT ETMİŞ OLARAK AYRILDI.

MESELÂ YAHUDİLERİN DİNİ GÜNÜ OLAN CUMARTESİ'YE NAZİRE OLARAK ROMALI HIRİSTİYANLAR PAZAR'I BENİMSEDİ... GÜNÜN ADI "SUNDAY-SONTAG" İDİ, YANİ "GÜNEŞ GÜNÜ"!.. ÇÜNKÜ PAZAR PUTPEREST ROMALILAR İÇİNDE KUTSAL GÜNDÜ!..

AYNI ŞEKİLDE HZ. İSA'NIN DOĞUM GÜNÜ (NOEL) SAYILAN 25 ARALIK DA ESKİ ROMA DİNİNCE KUTSAL SAYILIYORDU... HZ. İSA'NIN DOĞUMUNDA KUZULARIN BULUNDUĞUNUN SÖYLENMESİ, DÖNEMİN EN AZINDAN BAHAR OLDUĞUNUN İŞARETİDİR... BU NEDENLE BUGÜN AVRUPALI BAZI HIRİSTİYANLAR BİLE 25 ARALIK TARİHİNE İNANMAMAKTADIR.

İMPARATOR KONSTANTİN AYRICA, İZNİK KONSEYİ'NDE HZ. İSA'NIN TANRI OLDUĞUNU KABUL ETTİRDİ, YENİ İNCİLLER YAZDIRDI VE BUNLARI DAĞITTI...

DİKLETİYON GİBİ, SAĞDA SOLDA KALEME ALINMIŞ, SAYILARI 360'A ULAŞMIŞ OLAN DİĞER TÜM İNCİL VERSİYONLARINI YAKTIRDI!.. BÖYLECE ELDE BATIL İDDİALARA KARŞI KOYACAK DELİL KALMAMIŞTI… ŞU ANDA MEVCUT 5000 ESKİ İNCİLDEN HEPSİ M.S. IV. YÜZYIL TARİHİNİ TAŞIR... YANİ İSA'DAN 300 YIL SONRASININ!..

SEÇİLİP MAKBUL ADDEDİLEN 4 İNCİL DIŞINDA KALANLARA "APOCRYPHA" ADI VERİLDİ... ONLARA UYMAK KÂFİRLİK SAYILDI...

BU TAHRİBATTAN KURTULARAK, ŞURADA BURADA KALMIŞ BİR-İKİ NÜSHA İSE ANCAK SON ZAMANLARDA ORTAYA ÇIKMIŞTIR...

"PETER'İN İNCİLİ" NİL VADİSİ'NDE 1886 YILINDA BULUNDU... "THOMAS İNCİLİ" İSE 1945'DE MISIR'DA NAG HAMADİ YAKINLARINDA TESADÜFEN ORTAYA ÇIKTI... "ÖLÜ DENİZ TOMARLARI" DİYE BİLİNEN BELGELER DE 1960'LARDA BULUNDU.

BUNLARIN HEPSİ "AHD-İ CEDİD" DİYE BİLİNEN 4 İNCİL'DEN FARKLI UNSURLAR TAŞIR.

KONSTANTİN, AYRICA ROMA PİSKOPOSU'NA MAAŞ BAĞLADI VE ROMA KİLİSESİNİ DİĞERLERİNİN ÜZERİNDE HAKİM KILDI... KISA BİR SÜRE SONRA BURADA PAPALIK KURUMU OLUŞTU.

BÜTÜN BU GELİŞMELER AVRUPA ROMALILARINDAN VE ROMA KİLİSESİNDEN FARKLI DÜŞÜNEN ANADOLU RUMLARININ TEPKİSİNE YOL AÇTI VE ROMA M.S. 395 YILINDA İKİYE BÖLÜNDÜ... DOĞU ROMA İMPARATORLUĞU'NUN (BİZANS) BAŞKENTİ KONSTANTİN'İN KURDUĞU KONSTANTİNOPOLİS (İSTANBUL) OLDU.

ROMALILAR 411 YILINDA KORKULARINDAN İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ'Nİ YAKTILAR!.. HYPATIA ADINDAKİ KADIN FİLOZOFU DA "RECMEDEREK" ÖLDÜRDÜLER

428 YILINDA İSTANBUL PATRİĞİ NESTRORIUS YAYINLADIĞI BİLDİRİDE "ARTIK KİMSE MERYEM'E ALLAH'IN ANASI DEMESİN, ÇÜNKÜ MERYEM SADECE İNSANDI." DEDİĞİ İÇİN MISIR'A SÜRÜLDÜ!..

MISIR'DAKİ HIRİSTİYANLAR ROMA KİLİSESİ İLE ANLAŞAMADIKLARINDAN ORADA "KOPT KİLİSESİ" KURULDU... BU KİLİSE HÂLÂ VARLIĞINI SÜRDÜRMEKTEDİR VE SAN FRANSISCO'DA DA BİR ŞUBELERİ VARDIR.

NASRANİLER AYRI BİR KOL OLARAK TÜRKİYE, SURİYE, İRAN, MISIR, RUSYA HATTA HİNDİSTAN'A KADAR YAYILDILAR....

RİVAYETE GÖRE M.S. 37 YILINDAN İTİBAREN HIRİSTİYANLAR İNGİLTERE'YE GELİP YERLEŞMİŞLERDİ… ÖZELLİKLE DE İRLANDA'YI TERCİH ETMİŞLERDİ. İRLANDA İSTİLALARDAN BİR NEBZE UZAK KALDIĞI İÇİN HIRİSTİYANLIK KÜLTÜRÜ ORADA FARKLI GELİŞTİ... 5. ASIRDAN İTİBAREN HIRİSTİYAN OLAN İRLANDA'DA, MISIR ETKİSİNDE KALAN KELT KİLİSESİ KURULDU... MOREVENJ HANEDANI'NIN ÜNLÜ KRALI II. DAGOBERT DUBLIN'DE EĞİTİM GÖRMÜŞ, KELT ETKİSİNDE KALMIŞTI... NE VAR Kİ, 664 YILINDA KELT KİLİSESİ KAPATILDI.

1099 YILINDA KURULAN TEMPLAR ŞÖVALYELERİ TARİKATI, HEM MISIR'DAKİ KOPT KİLİSESİ İLE, HEM FATIMİLERLE, HEM DE DİĞER MÜSLÜMANLARLA SIKI İLİŞKİ İÇİNDE OLDUKLARI İÇİN, HIRİSTİYANLIK KONUSUNDA ROMA KİLİSESİ'NDEN, YANİ PAPA'NIN TEMSİL ETTİĞİ İNANÇTAN FARKLI DÜŞÜNÜYORLARDI.

SIMON PETER'İN YOLU, PAVLUS'UN YOLUYDU... YANİ ASLINDA ÇOK SAPTIRILMIŞ, ROMALILARA ŞİRİN GÖRÜNSÜN DİYE İÇİNE PUTPEREST UNSURLAR KATILMIŞ VE PAPALIK TARAFINDAN BENİMSENMİŞ, HZ. İSA İLE İLGİSİ OLMAYAN HIRİSTİYANLIKTI !..

YUHANNA'NIN YOLU İSE NİSPETEN HZ. İSA'NIN GÖSTERDİĞİ ESASLARA SADIK, ONU TANRI DEĞİL PEYGAMBER OLARAK TANIYAN, PUTPEREST ÂDETLERE ÖNEM VERMEYEN, HIRİSTİYANLIKLA YAHUDİLİĞİ YAKINLAŞTIRAN BİR İNANÇ İDİ.

PAPALIK 1300'LERE KADAR TEMPLAR ŞÖVALYELERİNİ DESTEKLEMİŞTİ. BU YÜZDEN -YUHANNA'NIN (JOHN - SEN JEAN) YOLUNDA OLAN TEMPLARLAR PEK FAZLA SIKINTI ÇEKMEMİŞLERDİ.

ANCAK TEMPLAR KATLİAMINDAN SONRA PAPALIK BU GİZLİ TARİKATA VE ONUN DEVAMI OLAN MASONLUĞA CEPHE ALMIŞ, HATTA MASONLAR BİR KAÇ DEFA AFAROZ EDİLMİŞLERDİ!..

PAPALAR BUNDA HAKSIZ DEĞİLLERDİ... ÇÜNKÜ MASONLAR HIRİSTİYAN ESASLARDAN İYİCE SAPMIŞ, HATTA BÜYÜ İLE UĞRAŞIR, ŞEYTANA TAPAR HALE GELMİŞLERDİ.

BU SÜRTÜŞME BİR PAPA'NIN MASON YAPILMASI İLE HALLEDİLDİ!..

HİKAYESİNİ BAŞKA BİR BÖLÜMDE ANLATTIĞIMIZ MASON PAPA 23. JOHN, 1960 YILINDAN SONRA, BU İKİ GÖRÜŞÜ KAYNAŞTIRARAK, YANİ SEN JEAN, İLE SEN PETER GÖRÜŞLERİNİ BİRLEŞTİREREK HIRİSTİYANLAR ARASINDAKİ BÖLÜNMEYİ ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞTI...

AYRICA HIRİSTİYANLIKLA YAHUDİLİK ARASINDAKİ FARKLARI DA ASGARİYE İNDİRME GAYRETİ İÇİNE GİRDİ... MALUM, HIRİSTİYANLARIN YAHUDİ DÜŞMANLIĞI KUDÜS KATLİAMI, ENGİZİSYONDAN SONRA BİR DE HİTLER'İN TAVRI İLE DORUĞA ULAŞMIŞTI..

HALBUKİ DEVİR MENFAAT DEVRİ İDİ, VE HIRİSTİYAN İLE YAHUDİLERİN MÜSLÜMANLAR KARŞISINDA BİRLEŞMESİ GEREKİYORDU!..

MÜSLÜMANLARA SAMİMİ YAKINLIK HİÇBİR ŞEKİLDE ONUN GÜNDEMİNDE YER ALMAMIŞTI!..

KALDI Kİ, HEM YAHUDİLİK HEM DE HIRİSTİYANLIK AÇISINDAN İSLAM, SEMAVİ BİR DİN OLARAK BİLE GÖRÜLMÜYORDU... MÜSLÜMANLAR ONLARA GÖRE KÂFİRDİ!..

VE DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE, TÜRKİYE HARİÇ, MASONLAR MASANIN ÜZERİNE "4 KİTAP" KOYUP YEMİN ETMİYORDU. EDİYOR GÖRÜNSELER BİLE BU, O ANDA ARALARINA BELLİ BİR AMAÇ İÇİN ALDIKLARI MÜSLÜMAN ÜYEYİ İKNA ETMEK İÇİNDİ.

ÖYLEYSE TÜRK MASONLARIN, BU YAHUDİ TAKVİYELİ, SAHTE PEYGAMBERLİ, MÜSLÜMAN DÜŞMANI, HIRİSTİYAN TARİKATINDA HANEDAN DÜŞKÜNÜ, SALTANAT PEŞİNDE KOŞAN KİŞİLERLE NE İŞİ OLABİLİRDİ?...

BİLEN VAR MI?

TEVRAT VE İNCİL TAHRİFATA UĞRAMIŞTIR!
26.2.2000 TÂRİHİNDE MEKTUP YAZAN T.K. ADINDAKİ HIRİSTİYAN TÜRK KARDEŞİMİZ ŞÖYLE DİYORDU:

- "Şahsen beni masonluk hakkındaki görüşleriniz ilgilendirmiyor. Daha çok Hıristiyanlık ile olan görüşleriniz ilgilendiriyor. Şahsen bir Hıristiyan olarak İncil’in değiştirildiğine veya İsa'ya ait bir İncil olup ta sonradan Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın o İncil’den akıllarında kalanları yazdıklarına inanmıyorum."

- "Diyelimki öyle oldu... gerçekten İncil aslını koruyamadı... ya da bir İncil vardı da saklandı... ya da yok oldu... O zaman o devirden Muhammed’e kadar olan insanlar yanlış bir şeye inandıkları anlamına gelir... Tanrı insanların yanlış bir şeye inanmalarına nasıl karşı gelmedi?... Veya Kur’an’daki Hicr sûresinde "Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz" kelimesiyle Allah kendi indirdiği kitabını koruyacağını vaat ediyor!"

- "Sizce burada bir çelişki yok mu? Yoksa İncil Allah’ın bir kitabı değil miydi? Eğer İncil Allah’ın bir kitabı ise, o zaman yeterince güçlü bir Allah’a inanmıyor musunuz? Musa ile ilgili bilgileri Kutsal kitaptan veriyorsunuz ve sonra ona ‘değiştirildi’ diyerek karalıyorsunuz. Bunun ışığında verdiğiniz tarihsel bilgiler sağlam değil mi? Bir de Muhammed’in gerçekten Allah’ın elçisi olduğuna kesinlikle emin gözüyle bakıyorsunuz. Yani bir adam 1400 yıl önce çıkıp 'Bana Cebrail geldi, vahiyler getirdi. Bunlar Allah’ın sözleridir' dedi ve buna kayıtsız şartsız inanıyorsunuz.."

- "Ama bir sorun var... Aynı şekilde Mormonların da ve Bahailerin de böyle iddiaları var. Onlar da kendilerine bir meleğin geldiğini ve Tanrı’nın onlara vahiyler sunduğunu iddia ediyorlar. Kanıt nerede? O gelen meleğin gerçekten Cebrail olma olasılığı nedir? "

- "Bir kesinlik yok ise, Tanrı nasıl emin bir şekilde insanlara Kendini sunamamıştır?"

HEMEN ŞUNU BELİRTELİM Kİ, BU KARDEŞİMİZİN DİLE GETİRDİĞİ HUSUSLAR ÖYLE PAT DİYE CEVAPLANDIRILACAK VE SATHî MÜSLÜMAN İNANCI İLE GEÇİŞTİRİLECEK ŞEYLER DEĞİL!...

ASLINDA BİZİM DE BİR SORUMUZ VAR: MEKTUBU YAZAN TÜRK İSİMLİ KARDEŞİMİZ ANADAN DOĞMA HIRİSTİYAN MIDIR?.. YOKSA SONRADAN OLMA, YÂNİ ÜLKEMİZİ SARMIŞ MİSYONERLERE KAPILARAK DİN DEĞİŞTİRMİŞ BİR KİŞİ MİDİR, MERAK ETTİK... BU SORUNUN CEVÂBINI BİLSEYDİK, O YÖNDE BİLGİ VERİRDİK... DAHA İYİ OLURDU.

TAHMİNİZ ODUR Kİ, KENDİSİ YENİ DİN DEĞİŞTİREREK PROTESTANLIĞI KABUL ETMİŞ BİR ŞAHISTIR... YAZDIKLARIMIZ O AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMELİDİR...

ASLINDA MEKTUPTA BİRBİRİNDEN AYRI ALINMASI GEREKEN BİR KAÇ HUSUS VAR... BİZ BU YAZIMIZDA SADECE ELDEKİ TEVRAT VE İNCİL’DEKİ "TAHRİFAT" MESELESİ ÜZERİNDE DURACAK VE BU AÇIDAN KUR’AN-I KERİM’İN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ DELİLLERİYLE ANLATMAYA ÇALIŞACAĞIZ.

BİR DEFÂ YAHUDİLİK, HIRİSTİYANLIK VE MÜSLÜMANLIK BİRBİRİNDEN FARKLI KÜLTÜRLER OLUŞTURMUŞTUR... FARKLI KÜLTÜR DEMEK, FARKLI MANTIK, FARKLI ANLAYIŞ DEMEKTİR... BUNUN SONUCU OLARAK, AYNI KELİMELER FARKLI KÜLTÜRLERDE FARKLI MÂNÂLAR TAŞIR... ORADAN BAŞLIYALIM.

--BİRİNCİ HUSUS:

ÖNCE "TEVRAT" VE "İNCİL" KELİMELERİNE BİR TANIM GETİRMEK GEREKİR... ÇÜNKÜ HIRİSTİYANLAR İLE MÜSLÜMANLARIN BU İKİ KELİMEDEN ANLADIKLARI FARKLIDIR.

İSLÂM’A GÖRE HZ. MUSA’YA İNEN VAHİY’İN TÜMÜ TEVRATTIR. HZ. DÂVUD’A İNEN VAHİY’İN TÜMÜ ZEBUR’DUR. HZ. İSÂ’YA İNEN VAHİY’İN TÜMÜ İSE İNCİL’DİR...

BU NOKTADA "VAHY" KELİMESİNE DE BİR TANIM GETİRMEK DURUMUNDAYIZ.

İSLÂM’DA ALLAH’IN PEYGAMBERLERE MESAJINI, GENELDE CEBRAİL ARACILIĞI İLE İLETMESİ "VAHİY"DİR!.. BU ALINAN MESAJLAR, SEMÂVî KİTAPLARIN "ÂYET"LERİNİ OLUŞTURUR. EN ÇOK BİLİNEN MÂNÂSI BUDUR... ÖTE YANDAN, ALLAH’IN İNSANLARA, CANLILARA VE DİĞER VARLIKLARA NE YAPMALARI GEREKTİĞİNİ "EMİR" VEYÂ "İLHAM" YOLUYLA BİLDİRMESİ DE "VAHİY" OLARAK GEÇER!.. ANCAK BUNLAR, SEMÂVî KİTAPLARIN YAZILI ÂYETLERİ DEĞİLDİR.

İLHAM-MESAJ TARZINDAKİ VAHİY, SADECE ALLAH’TAN GELMEZ. EN’AM SÛRESİ 112. ÂYET "PEYGAMBER DÜŞMANI ŞEYTANLARIN KENDİ ARALARINDA VAHİYLEŞTİKLERİNİ" SÖYLER... YÂNİ BİRBİRLERİYLE HABERLEŞİRLER.

ŞU HALDE İSLÂMİYET’TE TEVRÂT, İNCİL, ZEBUR VE KUR’AN’LA BİRLİKTE VAHİYDEN SÖZ EDERKEN; SÂDECE PEYGAMBERLERE MESAJ OLARAK İLETİLEN VE ÂYET HÂLİNE DÖNÜŞEN İLÂHî MESAJLAR KASTEDİLİR.

HALBUKİ HIRİSTİYANLIKTA "VAHİY" İLE "İLHAM", HATTÂ KİŞİLERİN "ŞAHSî İFÂDELER"İ BİRBİRİNE KARIŞMIŞTIR, HEPSİ "VAHİY" OLARAK ELE ALINIR, VE AYNI DEĞERDE KABUL EDİLİR... BUNU AŞAĞIDA GÖRECEĞİZ.

DEDİĞİMİZ GİBİ, İSLÂM’IN "TEVRAT" DEDİĞİ KİTAPTA SÂDECE HZ. MUSA’YA İNEN ÂYETLER (VAHİY); "ZEBUR" DEDİĞİ KİTAP SÂDECE HZ. DÂVUD’A İNEN ÂYETLER (VAHİY); "İNCİL" DEDİĞİ KİTAP TA SÂDECE HZ. İSÂ’YA İNEN ÂYETLERDEN (VAHİY) İBÂRETTİR!.. KUR’AN-I KERİM’DE HZ. MUHAMMED’İN SÖZLERİ OLMADIĞI GİBİ; BU KİTAPLARDA DA HZ. MÛSA’NIN, HZ. DÂVUD’UN, HZ. İSÂ’NIN KENDİ SÖZLERİ YOKTUR.

BUNLARIN BİRİNCİSİNDE HZ. MUSA’NIN HAYATI, İKİNCİSİNDE HZ. DÂVUD’UN HAYATI, ÜÇÜNCÜSÜNDE HZ. İSÂ’NIN HAYATI DA YER ALMAZ... TIPKI KUR’AN-I KERİM’DE HZ. MUHAMMED’İN HAYATININ YER ALMADIĞI, SÂDECE ONA HİTAPLARIN (MESAJ) YER ALDIĞI GİBİ!..

İŞTE BU NOKTADA MÜSLÜMANLARIN "TEVRAT" DEDİKLERİ KİTAP İLE HIRİSTİYANLARIN "TEVRAT" DEDİKLERİ KİTAP, BİRBİRİNDEN AYRILIR.

"KİTÂB-I MUKADDES (BIBLE)" DİYE BİLİNEN KİTABIN İLK YARISI; "TEKVİN-GENESIS" YÂNİ KÂİNATIN YARADILIŞI İLE BAŞLAR, "MALAKİ" BÖLÜMÜ İLE SON BULUR. BU KİTABA "ESKİ AHİT" ADI VERİLİR. İÇİNDE "MUSA’NIN BEŞ KİTABI" VARDIR Kİ, BUNLARIN ADI, "TEKVİN, ÇIKIŞ, LEVİLİLER, SAYILAR, TESNİYE"DİR... BU "BEŞ KİTAP"TA HZ. MUSA’NIN HAYAT HİKÂYESİ DE VARDIR.

ARKASINDAN HZ. MÛSA’DAN SONRA GELEN PEYGAMBERLERİN HAYAT HİKÂYELERİ, VE "MEZMURLAR" DİYE BİLİNEN HZ. DAVÛD BÖLÜMÜ, VE ONDAN SONRA GELEN PEYGAMBERLERİN KISSALARI, HAYAT HİKÂYELERİ EKLENMİŞTİR. BİZİM "ZEBUR" DEDİĞİMİZ KİTAP İŞTE BU "MEZMURLAR" BÖLÜMÜ İLE İLGİLİDİR.

ENTERESAN OLAN ŞUDUR Kİ, HIRİSTİYANLIKTA HEM BU "BEŞ KİTAB"A, HEM DE "ESKİ AHİT"İN TÜMÜNE TEVRÂT DENİR! .

GELELİM İNCİL’E!..

İSLÂM’IN "İNCİL" DEDİĞİ KİTAP, SÂDECE HZ. İSÂ’YA İNMİŞ OLAN VAHİYDEN, ÂYETLERDEN İBÂRETTİR.

HALBUKİ HIRİSTİYANLARIN "YENİ AHİT-İNCİL" DEDİKLERİ KİTAP, HZ. İSÂ’NIN HAYATI HAKKINDA 4 AYRI KİŞİ TARAFINDAN YAZILMIŞ OLAN MATTA, MARKOS, LUKAS VE YUHANNA İNCİLLERİNİ, SONRA 12 HAVÂRİNİN HAYAT HİKÂYESİNİ (RESULLERİN İŞLERİ), SONRA HAVÂRİ OLMAYAN PAVLOS’UN (PAUL) MEKTUPLARINI, SONRA DİĞER BÂZI KİŞİLERİN MEKTUPLARI KAPSAR, VE "VAHİY-GELECEK HAKKINDA KEHÂNET" BÖLÜMÜ İLE BİTER!..

ŞU HALDE "TEVRAT" VE "İNCİL" KAVRAMI DEĞİŞMİŞ, TAHRİF OLMUŞTUR!... ASIL TEVRAT VE İNCİL ÂYETLERİ; ESKİ VE YENİ AHİTLER İÇİNDE KAYBOLMUŞTUR. ÜZERİ DİĞER İFÂDELER VE KISSALAR İLE ÖRTÜLMÜŞTÜR.

ÖTE YANDAN YAHUDİLER’İN "TEVRAT"I İLE HIRİSTİYANLARIN "TEVRAT"I DA FARKLIDIR!!... YAHUDİLER ESKİ AHİT’E HIRİSTİYANLIĞIN ORTAYA ÇIKMASINDAN SONRA EKLENEN BÖLÜMLERİ KABUL ETMEZLER.

KISACASI, MÜSLÜMANLAR İÇİN BİR TEK TEVRAT VARDIR, O DA HZ. MÛSA’YA İNEN... HIRİSTİYAN VE YAHUDİLER İÇİN ÜÇ AYRI TEVRAT VARDIR: BİRİ "MUSA’NIN BEŞ KİTABI"NDAN OLUŞAN TEVRAT, İKİNCİSİ YAHUDİ ESKİ AHİD’İ, ÜÇÜNCÜSÜ DE HIRİSTİYAN ESKİ AHİD’İ!..

MÜSLÜMANLAR İÇİN TEK BİR İNCİL VARDIR, HZ. İSÂ’YA İNEN!.. HALBUKİ HIRİSTİYANLAR İÇİN 5 AYRI İNCİL VARDIR: MATTA’YA GÖRE İNCİL, MARKOS’A GÖRE İNCİL, LUKAS’A GÖRE İNCİL, YUHANNA’YA GÖRE İNCİL, VE BUNLARLA BİRLİKTE , MEKTUPLAR VS.NİN EKLENMESİYLE OLUŞAN "YENİ AHİT"!.. İLK DÖRDÜNE "GOSPEL" DE DERLER, AMA O DA "İNCİL"DİR. TÜRKÇE TERCÜMELERDE BÖYLE BİR AYIRIM YAPILMAZ.

İŞ BURADA DA BİTMEZ... BAZI GRUPLAR, MESELÂ EBONİLER (FAKİR DEMEKTİR), NASTURîLER, SABİLER, MONİKİLER, ZADOKİLER, AGNOSTİKLER, NASIRîLER HIRİSTİYANLIĞI KATOLİKLERDEN, PROTESTANLARDAN FARKLI ANLAR.

BUNLARIN ÇOĞU HZ. İSÂ'NIN SADECE BİR ADEMOĞLU VE PEYGAMBER OLDUĞUNU KABUL EDERLER... İNCİL'DEKİ PAVLUS'UN MEKTUPLARI BÖLÜMÜNÜ KABUL ETMEZ, HATTÂ SÂDECE MATTA İNCİLİ'NE İNANIRLAR... MESELÂ EBONİLER BU GRUPTANDIR.

YÂNİ HIRİSTİYANLARIN "İNCİL", "YENİ AHİT" DEDİKLERİ KİTAP, HIRİSTİYAN MEZHEPLER İÇİNDE BİLE AYNI DEĞİLDİR.

HALBUKİ "KUR’AN" DEYİNCE MÜSLÜMANLAR DA, YAHUDİLER DE, HIRİSTİYANLAR DA BİR TEK KİTAP DÜŞÜNÜRLER!..

-- İKİNCİ HUSUS:

HZ. MÛSA, HZ İSÂ’DAN TAKRİBEN 1000 YIL KADAR ÖNCE YAŞAMIŞTIR. ESKİ AHİT’İN YAZIYA GEÇMESİ İSE, HZ. MUSA’DAN TAKRİBEN 600 YIL SONRA OLMUŞTUR...

TAM OLARAK ANLATMAK GEREKİRSE, M.Ö. 621 YILINDA BİR MÂBED’DE "II. KRALLAR" BÖLÜMÜNE ÂİT TOMARLAR BULUNMUŞ, BUNUN "VAHİY" OLDUĞUNA KARAR VERİLMİŞ, VE ELDEKİ DİĞER KUTSAL YAZILAR VE EZBERDE OLAN BİLGİLER AYNI "ÜSLÛP" İLE YAZIYA GEÇİRİLMİŞ, VE O TÂRİHTEN SONRAKİ PEYGAMBERLERİN HAYATI DA AYNI TARZDA KALEME ALINMIŞTIR. (KAYNAK-1: PH.D. VERGILIUS FERM; AN ENCYCLOPEDIA OF RELIGION, "OLD TESTAMENT" BAHSİ, SF. 543... 1954, PETER OWEN LTD., LONDON)

ANCAK BU YAZILANLAR ZAMAN İÇİNDE YAHUDİLERİN UĞRADIĞI İŞGÂL VE SÜRGÜN OLAYLARI NETİCESİNDE KAYBOLUP GİTMİŞTİR. ELDEKİ EN ESKİ İBRÂNîCE TEVRAT TOMARLARI, DERBENT-DAĞISTAN’DA BULUNANLARDIR, VE M.S. 580 YILINA ÂİTTİR... (KAYNAK-2: DR. WILLIAM SMITH’S DICTIONARY OF THE BIBLE, VOLUME III, "MANUSCRIPTS" BAHSİ, SF. 2223, 1876, NEW YORK, PUBLISHED BY HURD AND HOUGHTON... YANLIŞ OKUMADINIZ, 1876!... SAKIN ATTIĞIMIZ FALAN SANILMASIN!.. 4 CİLTLİK BU SÖZLÜĞÜN TÜMÜ ELİMİZDE...YUKARDA ADINI VERDİĞİMİZ KİTAP DA!)

GELELİM İNCİL’E... MARKUS "İNCİL"İNİ M.S.70 YILINDA ROMA’DA TAMAMLAMIŞTIR. MATTA "İNCİL"İNİ M.S. 80 YILINDA ANTAKYA’DA TAMAMLAMIŞTIR. LUKAS "İNCİL"İNİ M.S. 90 YILINDA FİLİSTİN’DE TAMAMLAMIŞTIR. YUHANNA İSE "İNCİL"İNİ 100 YILINDA EFES’TE TAMAMLAMIŞTIR... YUHANNA’NIN HAVARİ "JOHN" OLDUĞU İLERİ SÜRENLER VARSA DA, BU HIRİSTİYANLAR İÇİN DAHİ İNANDIRICI DEĞİLDİR. LUKAS HİÇ HZ. İSÂYI GÖRMEMİŞTİR. (KAYNAK-1)

ÖTE YANDAN "EVANGELİST" DENİLEN "İNCİL" YAZICILARI TARAFINDAN MEYDANA GETİRİLMİŞ OLAN "İNCİL"LERİN SAYISI 360 CİVÂRINDA OLUP, ROMA İMPARATORU KONSTANTİN’İN TOPLADIĞI İZNİK KONSÜLÜ’NDE 4’Ü ALINIP DİĞERLERİ YOK SAYILMIŞ VE İMHA EDİLMİŞTİR.

NE VAR Kİ, 1945 YILINDA MISIR’DA NAG HAMADİ'DE BULUNAN TOMARLAR ARASINDAN "THOMAS İNCİLİ" ÇIKMIŞ, DAHA SONRA BULUNAN "ÖLÜ DENİZ TOMARLARI"NDAN DA YİNE ELDEKİ İNCİL KOPYALARINDAN DAHA ESKİ METİNLER BULUNMUŞTUR. ORTAYA "MERYEM’İN İNCİL’İ", "BARNABAS İNCİL’İ" VE "FİLİP’İN İNCİL’İ" DİYE YENİ "İNCİL"LER ÇIKMIŞTIR... PAPALIK BUNLARI KABUL ETMEZ. .. ANCAK ARKEOLOG VE TÂRİHÇİLER METİNLERİN GERÇEK OLDUĞUNU SÖYLÜYORLAR.

303 YILINDA ROMA İMPARATORU DİYEKLETİYON HIRİSTİYANLARCA KUTSAL BÜTÜN METİNLERİ TOPLATMIŞ VE YAKTIRMIŞTIR!.. O YÜZDENDİR Kİ, BUGÜN ELDEKİ EN ESKİ "İNCİL"LER M.S. 300’LÜ YILLARA ÂİTTİR. DAHA ESKİYE GİDENİ YOKTUR!.

HALBUKİ KUR’AN ÂYET ÂYET İNDİĞİNDE DERHAL YAZIYA GEÇMİŞ, PEYGAMBERİN ASHÂBI TARAFINDAN EZBERLENMİŞTİR. KEMİK, DERİ VE TAHTA PARÇALARI ÜZERİNE YAZILI OLAN BU METİNLER HZ. MUHAMMED’İN VEFATINDAN HEMEN SONRA İLK HALİFE EBUBEKİR TARAFINDAN BİR ARAYA TOPLANMIŞ, KONTROL EDİLMİŞ VE İTİNÂ İLE SAKLANMIŞTIR... 3. HALİFE OSMAN ZAMANINDA İSE BU METİNLER TEK BİR KİTÂB HALİNDE YAZILMIŞ, 4 ÂDET OLMAK ÜZERE ÇOĞALTILIP İSLÂM ÜLKELERİNİN DÖRT BİR BUCAĞINA DAĞITILMIŞTIR... BU YAZMA VE ÇOĞALTMA ESNÂSINDA TEKRAR TEKRAR KONTROLLER YAPILMIŞ; EN UFAK BİR EKLEME, ÇIKARTMA, DEĞİŞTİRME OLMAMASI İÇİN BÜYÜK DİKKAT SARFEDİLMİŞTİR... BU ÇOĞALTMA OLAYI HZ. MUHAMMED’İN ÖLÜMÜNDEN SÂDECE 25 YIL KADAR SONRA OLMUŞTUR. ONU GÖREN, KUR’AN’I İLK EZBERLİYENLERİN ÇOĞU HÂLÂ HAYATTA İDİ... O YÜZDENDİR Kİ, 1400 YILDIR YAZILMIŞ, BASILMIŞ MİLYONLARCA KUR’AN-I KERİM’DEN BİR TÂNESİ BİLE DİĞERLERİNDEN FARKLI DEĞİLDİR!... HZ. OSMAN’IN OKURKEN ŞEHİT EDİLDİĞİ İÇİN KANINA BULANMIŞ KUR’AN DA ÖZBEKİSTAN’DA TAŞKENT MÜZESİNDEDİR... BU YÜZDEN KUR'AN'IN OTANTİKLİĞİ TARTIŞILMAZ!.

ŞU HALDE İKİNCİ TAHRİFAT, ZAMANDAN VE EZBER NOKSANLIĞINDAN DOLAYIDIR!... TEVRAT’IN YAZILMASI HZ. MÛSA’DAN 600 YIL SONRA, İNCİL’İN YAZILMASI HZ. İSÂ’DAN 70-100 YIL SONRA OLUNCA, ORTAYA "VERSIONS-FARKLI NÜSHALAR" DENİLEN DURUM ÇIKMIŞTIR Kİ, BUNU YAHUDİLER DE, HIRİSTİYANLAR DA REDDETMEZ.

BU DURUMU TAM OLARAK KAVRIYABİLMEK İÇİN KIRGIZLAR’IN MEŞHUR "MANAS DESTÂNI"NI ÖRNEK VERMEK İSTERİZ.... AŞAĞI YUKARI 1000 YILLIK BİR DESTÂN OLMASINA RAĞMEN YAZIYA GEÇİŞİ 100 YILLIK BİR OLAYDIR... BU TEŞEBBÜS ESNÂSINDA GÖRÜLMÜŞTÜR Kİ, TOPLAMI 500.000 BEYİTE ULAŞAN DESTÂNI KISIM KISIM EZBERE BİLENLER DE, TÜMÜNÜ EZBERE BİLEN BAKŞİLER DE FARKLI ANLATIMLAR DİLE GETİRMİŞLERDİR. MANAS DESTÂNI’NIN DA BİR ÇOK VERSİYONU VARDIR. MANAS ÂDETA 100 YIL BOYUNCA YAŞAMIŞ TEK KAHRAMAN GİBİDİR. İLK BAŞLARDA OK-YAY KULLANIRKEN SON BÖLÜMLERDE TÜFEK KULLANIR... ANLAŞILAN DAHA SONRA GELEN KAHRAMANLARIN MACERALARI HEP MANAS’IN ŞAHSINDA TOPLANMIŞTIR.

-- ÜÇÜNCÜ HUSUS:

İNTERNETTE GÖRÜŞTÜĞÜMÜZ ECNEBİ HIRİSTİYAN DOSTLARIMIZ, ESKİ VE YENİ AHİTLERİN, HZ. MUSA İLE HZ. İSÂ ŞAKİRTLERİ ARASINDAKİ 1100 YIL BOYUNCA YAŞAMIŞ 40 KADAR AYRI KİŞİ TARAFINDAN KALEME ALINDIĞINI KABUL EDİYORLAR.

- BUNLARIN HEPSİNİ İYİ NİYETLİ OLARAK VASIFLANDIRSAK BİLE,

- ARALARINDAN BÂZILARININ İSMİ BİLDİRİLMEMİŞ PEYGAMBERLERDEN OLDUĞUNU, KUR’AN’DA İFÂDE EDİLDİĞİ GİBİ KENDİSİNE "SUHUF-SAYFALAR" İNDİĞİNİ KABUL ETSEK DAHİ,

- HATTÂ HZ. MÛSA, HZ. DÂVUD, VE HZ. İSÂ’NIN KENDİLERİNE İNEN VAHİYLERİ "AYNEN" KALEME ALDIRTTIĞINI, VE BU ÂYETLERİN ESAS HÂLİYLE KİTÂB-I MUKADDES’TE YER ALDIĞINA İNANSAK BİLE,

TÜM 40 KİŞİNİN "İLÂHî VAHİY"E MAZHAR OLDUĞUNU, VE KİTÂB-I MUKADDES’İN TÜMÜNÜN "TANRI’NIN ÂYETLERİ" OLDUĞUNU KABUL ETMEK İMKÂNSIZDIR!..

KALDI Kİ, ÖZELLİKLE YENİ AHİT'İN "MEKTUP" BÖLÜMLERİ TAMÂMEN BEŞERîDİR!... PAVLUS’UN, PETER’İN, YUHANNA’NIN BİR TAKIM KİMSELERE YAZDIĞI DÂVET VE UYARI MEKTUPLARIDIR.

BUNLAR PEYGAMBER OLMAK BİR YANA, HAVÂRİ DAHİ DEĞİLLERDİR.

İSLÂM TÂRİHİ’NDE HZ. MUHAMMED’İN BİZANS İMPARATORUNA, HABEŞ İMPARATORUNA, İRAN KİSRASINA YAZDIĞI MEKTUPLAR VARDIR. YAZAN PEYGAMBER OLMASINA RAĞMEN, BUNLAR "İLÂHî VAHİY" KABUL EDİLMEZ!.. SÂDE MÜSLÜMANLARDAN HİÇ BİRİ BUNLARI BİLMEZ.

KALDI Kİ, PAVLUS’UN MEKTUPLARI HZ. MUHAMMED’İN MEKTUPLARI İLE KIYASLANAMAZ!.. BİRİ PEYGAMBER, ÖTEKİ HAVÂRİ (ASHAB) BİLE DEĞİL.. HZ. İSÂ’YA HAYATI BOYUNCA DÜŞMANLIK ETMİŞ, ONDAN SONRA HIRİSTİYANLIĞA SOYUNMUŞ BİRİ!..

BİR BAŞKA GERÇEKTE ŞUDUR Kİ, "PAVLUS’UN MEKTUPLARI", YENİ AHİT’TE "DÖRT İNCİL"DEN FAZLA YER TUTAR!..

KIYAS KABUL ETMEZ AMA, SIRF BİR BENZERLİK KURABİLMEK İÇİN SÖYLÜYORUZ... PAVLUS’UN MEKTUPLARI, OLSA OLSA MUAVİYE’NİN KUMANDANLARINA, VALİLERE VE DİĞER ÜLKE HÜKÜMDARLARINA YAZDIĞI MEKTUPLARLA KIYASLANABİLİR... BİLİNDİĞİ GİBİ, MUAVİYE UZUN SÜRE HZ. MUHAMMED’E DÜŞMANLIK ETMİŞ EBU SÜFYAN’IN OĞLUDUR. YÂNİ İSLÂM’I SONRADAN BENİMSEYEN BİR ÂİLEDEN GELMEKTEDİR.

YÂNİ HIRİSTİYANLIK, HZ. İSÂ’YA İNMİŞ VAHİYLERDEN, ONUN SÖZ VE DAVRANIŞLARINDAN (HADİS) DAHA ÇOK PAVLUS’UN YORUMLARINA DAYANARAK OLUŞMUŞ BİR DİNDİR... O YÜZDENDİR Kİ BİZ HIRİSTİYANLARIN SAHTE PEYGAMBERİ DİYE BİR YAZI YAZMAK DURUMUNDA KALDIK.

YİNE YENİ AHİT'TE "RESÛLLERİN İŞLERİ" BÖLÜMÜ VARDIR.

BURADAKİ "RESÛL" KELİMESİ DE İSLÂMİYETTEKİ "PEYGAMBER" KARŞILIĞINDA DEĞİLDİR... ÇÜNKÜ BU "RESÛLLER-ELÇİLER" HZ. İSÂ’NIN HAVÂRİLERİ, ONUN ELÇİLERİDİR, O DA SÂDECE BİR KISMI!... YÂNİ BU KİŞİLER, EĞER KIYASLAMAK GEREKİRSE, İSLÂMİYET’TEKİ "ASHAB" DİYE TANINANLARA DENK DÜŞER... PEYGAMBER DOSTLARI DEMEKTİR.

ÖTE YANDAN İSLÂMİYET’TE ALLAH’IN ELÇİLERİNİ ADLANDIRMAK İÇİN KULLANILAN ÜÇ KELİME VARDIR: PEYGAMBER, RESÛL, NEBİ... NEBİ KİTÂBI OLMAYAN ELÇİLERDİR... RESÛL İSE KİTAPLI ELÇİLERDİR Kİ, DÖRT TÂNEDİR... BUNLARDAN ÜÇÜ MÛSEVîLİK ESÂSI ÜZERİNE ÇAĞRIDA BULUNMUŞLARDIR. NE HZ. DÂVUD, NE DE HAYATTA İKEN HZ. İSÂ YENİ BİR DİN KURDUKLARINI BEYÂN ETMEMİŞLERDİR.

PEYGAMBER (PROPHET) KELİMESİ DE YAHUDİLİKTE VE HIRİSTİYANLIKTA FARKLI BİR ANLAM TAŞIR VE "KÂHİN-GELECEKTEN HABER VEREN KİŞİ" OLARAK GEÇER... BİZİM PEYGAMBER SAYDIĞIMIZ BÂZI ZATLAR, ELDEKİ TEVRAT’TA "KRAL" OLARAK YER ALIR... MESELÂ HZ. DÂVUD’UN KRALLIK VASFI, PEYGAMBERLİĞİNDEN DAHA ÇOK VURGULANIR.

YENİ AHİT’TEKİ "RESÛLLERİN İŞLERİ"NE DÖNERSEK; YÜCE ALLAH BU KİŞİLERDEN BÂZILARINA İLHAM VERMİŞ, YOL GÖSTERMİŞ OLABİLİR... ANCAK ONLARIN "İŞLERİ"NİN HİKÂYE EDİLMESİ BİR "İLÂHî VAHİY" DEĞİLDİR... YİNE BENZETMEK GEREKİRSE, İSLÂMİYET’TE BİRİSİ OTURUP HZ. EBUBEKİR’İN, ÖMER’İN, OSMAN’IN, ALİ’NİN, TALHA’NIN ZÜBEYR’İN, HZ. ABBAS’IN AYŞE’NİN, HZ. FATMA’NIN YAPTIKLARINI YAZSAYDI; BU ANCAK "İSLÂM TÂRİHİ"NİN BİR PARÇASI OLURDU... KUTSAL BİR METİN DEĞİL!.. NİTEKİM BİLHASSA HZ. ALİ’NİN CENKLERİ İLE İLGİLİ BU TARZ KİTAPLAR VARDIR, VE ZEVKLE OKUNUR... ALEVîLER ÇOK DUYGULANIR, AMA O METİNLERİ "KUTSAL" SAYMAZLAR.

KUR’AN-I KERİM’DE HZ. MUHAMMED’İN SÖZ VE DAVRANIŞLARI YER ALMAZ... HZ. MUHAMMED, KUR’AN ÂYETLERİ, YÂNİ ALLAH KELÂMI İLE KARIŞMASIN DİYE, HAYATTA İKEN BUNLARIN YAZILMAMASINI EMRETMİŞTİR!.. BUNLAR ÇOK SONRA "HADİS" ADI ALTINDA BAŞKA KİTAPLARDA TOPLANMIŞTIR...

ŞİMDİ YİNE BENZETMEYLE GİDERSEK; HZ. MÛSA’NIN, HZ. DÂVUD’UN, HZ. İSÂ’NIN VE ARADAKİ DİĞER PEYGAMBERLERİN KENDİ SÖZLERİ DE ÂYET DEĞİL; SÂDECE "HADİS"TİR... BU PEYGAMBERLERİN ÇAĞDAŞLARI TARAFINDAN NAKLEDİLEN HAYAT HİKÂYELERİ OLSA OLSA "HÂTIRÂT" VEYÂ "KISÂS-I ENBİYÂ"DIR... BU PEYGAMBERLERİN ERMİŞ YAKINLARININ HAYAT HİKÂYELERİ İSE, ANCAK "BİYOGROFİ" VEYÂ "VELİLERİN MENKIBELERİ" OLABİLİR... İSLÂM’DA BUNLARIN HİÇ BİRİ "ALLAH KELÂMI, VAHİY, ÂYET" SAYILMAZ, VE KUR’AN-I KERİM’DE YER ALMAZ.

AMA ELDEKİ TEVRÂT VE İNCİL’DE "HADİS"LER, "KISÂS-I ENBİYA" VE "AZİZLERİN MENKIBELERİ" YER ALIR, VE ALLAH KELÂMI ÂYETLER İLE KARIŞMIŞ HALDEDİR, AYNI DEĞERDEDİR... MESELÂ HZ. İSÂ’NIN ÇARMIHTAN İNDİRİLİŞİ, HAVÂRİLERİN ONU GÖTÜRÜP BİR MAĞARAYA KOYMALARI NAKLEDİLİR... HZ. İSÂ’NIN ÖLÜMÜNDEN SONRAKİ OLAYLAR NASIL ONA İNMİŞ OLAN İNCİL'İN BİR PARÇASI OLABİLİR Kİ?..

BENZER BİR OLAY HZ. MUHAMMED’İN VEFATINDAN SONRA DA CEREYAN ETMİŞ, ASHAPTAN BÂZILARI PEYGAMBERİN ÖLÜMÜNE İNANMAK İSTEMEMİŞLERDİ. HZ. EBUBEKİR ONLARI UYARMIŞTI... BU ARADA BÂZI ARAP KABİLE REİSLERİ BİR EVDE TOPLANMIŞ, KİMİN HALİFE OLACAĞINI TARTIŞMAYA BAŞLAMIŞLARDI. HZ. EBUBEKİR’LE ÖMER GELİP OLAYA MÜDAHALE ETMİŞLERDİ... HZ. ALİ BU HALİFE SEÇİMİNE KARIŞMAMIŞ, PEYGAMBERİN DEFİN İŞLERİ İLE UĞRAŞMIŞTI.

BU OLAYLARIN HİÇ BİRİSİ KUR’AN’DA YER ALMAZ. ÇÜNKÜ VAHİY DEĞİLDİR, "KISÂS-I ENBİYÂ"YA, "İSLÂM TÂRİHİ"NE GİRER... RİVÂYET TE MUHTELİFTİR, HZ. MÛSA’DAN VE İSÂ’DAN ÇOK DAHA YENİ OLMASINA RAĞMEN!..

İŞTE BU TARZ OLAYLARIN ELDEKİ İNCİL'DE YER ALMASI DA, ÜÇÜNCÜ TAHRİFATTIR.

GELDİK DÖRDÜNCÜ HUSUSA... AMA YERİMİZ KALMADI!.. BİR SONRAKİ SAYFADA!..

TEVRAT VE İNCİL TAHRİFATA UĞRAMIŞTIR!... 2
26.2.2000 TÂRİHİNDE MEKTUP YAZAN HIRİSTİYAN TÜRK KARDEŞİMİZ ŞÖYLE DİYORDU:

- "Şahsen bir Hıristiyan olarak İncil'in değiştirildiğine veya İsa'ya ait bir İncil olup ta sonradan Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'nın o İncil'den akıllarında kalanları yazdıklarına inanmıyorum."

BİZ DE YAZIMIZIN BİRİNCİ BÖLÜMÜNDE VERDİĞİMİZ CEVAPTA, "TEVRAT" VE "İNCİL" KELİMELERİNİN MÜSLÜMANLAR VE HIRİSTİYANLAR İÇİN FARKLI MÂNÂLAR TAŞIDIĞINI SÖYLEMİŞTİK. T.K.'NIN YUKARDAKİ İFÂDESİ BİZİ DOĞRULUYOR!..

YALNIZ ANLIYAMADIĞIMIZ HUSUS, BU KARDEŞİMİZİN "İNCİL"DEN NE KASTETTİĞİ!.. HERHALDE YENİ AHİT'İN TÜMÜNÜ KASTEDİYOR!.. VE ONUN TÜMÜNE DİREKT "ALLAH KELÂMI" OLARAK İNANIYOR!..

YAZIMIZIN BİRİNCİ BÖLÜMÜNDE "TEVRAT" VE "İNCİL" KAVRAMLARININ YÜCE ALLAH'IN KASTETTİĞİNDEN FARKLI HÂLE GELMESİNİ 1. TÜR TAHRİFAT OLARAK BELİRTMİŞTİK.

İKİNCİ TÜR TAHRİFATIN, ZAMAN VE EZBER NOKSANLIĞINDAN KAYNAKLANDIĞINI SÖYLEMİŞTİK... "ALLAH KELÂMI" NIN YILLAR SONRA EN AZ 40 AYRI KİŞİ TARAFINDAN KALEME ALINMASINDAN KAYNAKLANAN BİR TAHRİFAT, BİR DEĞİŞİKLİKTİR BU!..

ÜÇÜNCÜ TÜR TAHRİFAT TA, İSLÂM'DA "HADİS", "KISÂS-I ENBİYA", "ERMİŞLERİN MENKIBELERİ" OLARAK KABUL EDİLEN BİLGİLERİN "ALLAH KELÂMI" İLE BİRLİKTE YER ALMASIDIR, DEMİŞTİK... KALDIĞIMIZ YERDEN DEVÂM EDELİM.

DÖRDÜNCÜ HUSUS:

DİL ÇOK ÖNEMLİ BİR FAKTÖRDÜR... ELDEKİ TEVRAT'IN EN ESKİ NÜSHALARININ BİR BÖLÜMÜ İBRÂNî, BİR BÖLÜMÜ DE ARÂMî OLARAK YAZILMIŞTIR... ARÂMî OLAN BÖLÜMLER YEREMYA: 10.BÂB/11.BÖLÜM; EZRA: 4/8, 6/18, 7/12-26; DANİEL: 2/4, 7/28... (KAYNAK-1: PH.D. VERGILIUS FERM; AN ENCYCLOPEDIA OF RELIGION, "ARÂMî DİLİ " BAHSİ, SF. 34, 1954, PETER OWEN LTD., LONDON)

HZ. MÛSA İBRÂNî Mİ , ARÂMî Mİ KONUŞUYORDU?.. TEVRAT İBRÂNî Mİ, ARÂMî Mİ İNMİŞTİ?.. ALLAH KELÂMI İKİ AYRI DİLDE Mİ İNDİ?.. BİR KİTAPTA, İKİ AYRI DİLDE ALLAH KELÂMI'NIN ASLININ OLMASI MÜMKÜN MÜ?..

BİZCE DEĞİL!.. BİZCE TEVRAT İBRÂNî OLARAK İNDİ... YAZIYA GEÇERKEN EKSİK BÖLÜMLER ARÂMî TERCÜMELERDEN TAMAMLANDI... YİNE DE DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR!..

GELELİM İNCİL'E!..

HZ. İSÂ'NIN KONUŞMA DİLİ ARAMî İDİ... BELKİ İBRÂNî DE BİLİYORDU... AMA ELDEKİ EN ESKİ "İNCİL" NÜSHALARI DAHİ YUNANCA'DIR!.. ESKİ YUNANCA'DIR.. 3. ASIRDAN SONRA LÂTİNCE TERCÜMELER ÖN PİLÂNA ÇIKMIŞTIR. BUGÜNKÜ YUNANLAR BİLE LÂTİNCE'DEN YENİ YUNANCA'YA TERCÜMELERİNİ OKURLAR.

YÂNİ ELDEKİ HİÇ BİR İNCİL, ALLAH KELÂMI İNCİL'İN ASLI OLMADIĞI GİBİ; 70-100 SONRA YAZILAN YUNANCA İNCİLLER DE DEĞİLDİR!.. ONLARIN LÂTİNCE'YE. TERCÜMESİNDEN BAŞKA DİLLERE TERCÜME İNCİLLERDİR.

ŞU HALDE BİZİM TÜRK HIRİSTİYAN KARDEŞİMİZ "İNCİL" DERKEN, DÖRDÜNCÜ KERE DEĞİŞTİRİLMİŞ "İNCİL"DEN SÖZ ETMEKTEDİR. (ARÂMî, YUNANCA, LÂTİNCE, TÜRKÇE)

HERKES KABUL EDER Kİ, HİÇ BİR METNİN TERCÜMESİ ASLI GİBİ OLMAZ!.. İŞTE BU DA DÖRDÜNCÜ TAHRİFATTIR..

İSLÂM AÇISINDAN HİÇ BİR KUR'AN TERCÜMESİ "KUR'AN'IN KENDİSİ" KABUL EDİLMEZ!... "ALLAH KELÂMI'NIN TERCÜMESİ" OLARAK OKUNUR... BİR TEREDDÜT OLURSA, HER YERDE KOLAYCA BULUNABİLECEK ARAPÇA ASLINA DÖNÜLÜR VE GEREKLİ ARAŞTIRMA YAPILIR,,,

ELDEKİ TEVRAT VE İNCİL İÇİN TAHRİFAT-DEĞİŞTİRME BURADA DA BİTMEZ... HANGİ DİLE ÇEVRİLMİŞ OLURSA OLSUN, O DİL İÇİNDEKİ DEĞİŞİKLİK SÜRER GİDER...

MESELÂ, ELİMİZDE İKİ AYRI YERDE BASILMIŞ TÜRKÇE "İNCİL" VAR... ONLARDAN BİR ÖRNEK ALALIM:

--- İNCİL - MARKOS'A GÖRE:

- "1. ALLAH'IN OĞLU İSÂ MESİH'İN İNCİLİ'NİN BAŞLANGICI. 2. İŞAYA PEYGAMBERDE:


İŞTE SENİN YÜZÜN ÖNÜNDE HABERCİMİ GÖNDERİYORUM,
O SENİN YOLUNU HAZIRLIYACAKTIR,

3. ÇÖLDE ÇAĞIRANIN SESİ,

RABBİN YOLUNU HAZIRLAYIN,

ONUN YOLLARINI DÜZ EDİN,

DİYE YAZILDIĞI ÜZRE ,

5. ÇÖLDE VAFTİZ EDEN VE GÜNAHLARIN BAĞIŞLANMASI İÇİN VAFTİZİNİ VAZEYLEYEN YAHYA GELDİ."


KİTÂB-I MUKADDES, KİTÂB-I MUKADDES ŞİRKETİ, İSTANBUL, 1958)
--- MARKOS

1. BÖLÜM

VAFTİZCİ YAHYA'NIN GELİŞİ

- " TANRI'NIN OĞLU İSÂ MESİH'LE İLGİLİ MÜJDENİN BAŞLANGICI. 2.YEŞAYA PEYGAMBERİN KİTABINDA ŞÖYLE YAZILMIŞTIR:


BAK HABERCİMİ SENİN ÖNÜNDEN GÖNDERİYORUM,
O SENİN YOLUNU HAZIRLIYACAK,

3.ÇÖLDE YÜKSELEN SES,

RAB'BİN YOLUNU HAZIRLAYIN,

GEÇECEĞİ YOLLARI DÜZLEYİN,

DİYOR. 4. BÖYLECE VAFTİZCİ YAHYA ORTAYA ÇIKTI. İNSANLARI, GÜNAHLARININ BAĞIŞLANMASI İÇİN TÖVBE EDİP VAFTİZ OLMAYA ÇAĞIRIYORDU. "


(İNCİL, İNCİL'İN ÇAĞDAŞ TÜRKÇE ÇEVİRİSİ, THE GIDEONS INTERNATIONAL)

BU DA İKİ AYRI İNGİLİZCE "İNCİL"DEN:
---- THE GOSPEL ACCORDING TO SAINT MARK

CHAPTER 1

- "THE BEGINNING OF THE GOSPEL OF JESUS CHRIST, THE SON OF GOD;

2. AS IT IS WRITTEN IN THE PROPHETS, BEHOLD, I SEND MY MESSENGER BEFORE THY FACE, WHICH SHALL PREPARE THE WAY BEFORE THEE,

3. THE VOICE OF ONE CRYING IN THE WILDERNESS , PREPARE YE THE WAY OF THE LORD, MAKE HIS PATHS STRAIGHT,

4. JOHN DID BAPTIZE IN THE WILDERNESS, AND PREACH THE BAPTISM OF REPENTANCE FOR THE REMISSION OF SINS. "


(HOLY BIBLE, PLACED BY GIDEONS, USA)
--- GOSPEL ACCORDING TO MARK

JOHN PREPARES THE WAY

- "THE BEGINNING OF THE GOSPEL OF JESUS CHRIST, THE SON OF GOD; 2. AS IT IS WRITTEN IN THE PROPHETS,


BEHOLD, I SEND MY MESSENGER BEFORE YOUR FACE,
WHO WILL PREPARE YOUR WAY BEFORE YOU,

3. THE VOICE OF ONE CRYING IN THE WILDERNESS ,

PREPARE THE WAY OF THE LORD, MAKE HIS PATHS STRAIGHT,

4. JOHN CAME BAPTIZING IN THE WILDERNESS, AND PREACHING A BAPTISM OF REPENTANCE FOR THE REMISSION OF SINS. "


THE NEW TESTAMENT, THE NEW KING JAMES VERSION, THE GIDEONS INTERNATIONAL)

FARKLILIK ÖNEMLİ Mİ, DEĞİL Mİ?... TARTIŞILIR!.. BURADA ÖNEMLİ OLAN HER BİR METNİN DİREKT "ALLAH KELÂMI" OLARAK SUNULMASIDIR.
BUNLAR ANCAK TERCÜME SAYILABİLİR.

AYNI TERCÜME FARKLILIKLARI KUR'AN İÇİN DE SÖZ KONUSUDUR.

MESELÂ HEPİMİZİN BİLDİĞİ FÂTİHA SÛRESİ:

--- MEVÂKİB TEFSİRİ'NDE:

(.RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN İSMİYLE)

- "1. BÜTÜN HAMB O ALLAH-Ü AZİMÜŞŞÂN'A, Kİ RABB-ÜL ÂLEMİN'DİR.

2. RAHMAN'DIR, RAHIYM'DİR.

3. DİN GÜNÜNÜN MÂLİKİ VE HÂKİMİDİR.

4. ANCAK SANA İBÂDET EDERİZ. ANCAK SENDEN YARDIM DİLERİZ.

5. BİZİ İDOĞRU YOLA HİDÂYET EYLE!

6. O KENDİLERİNE NİMET VERDİKLERİNİN YOLUNA.

7. O GAZÂP OLUNANLARIN YOLUNA DEĞİL. AZIP SAPMIŞLARIN YOLUNA DA DEĞİL. "

--- PROF. DR. SÜLEYMAN ATEŞ'İN KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ'NDE:

. (RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN İSMİYLE)

1. ÂLEMLERİN RABBA ALLAH'A HAMDOLSUN.

2. RAHMÂN'DIR, RAHîM'DİR.

3. DİN GÜNÜNÜN SÂHİBİDİR.

4. ANCAK SANA KULLUK EDERİZ. ANCAK SENDEN YARDIM İSTERİZ!

5. BİZİ DOĞRU YOLA İLET,

6. NİMET VERDİĞİN KİMSELERİN YOLUNA;

7, KENDİLERİNE GAZÂP EDİLMİŞİ OLANLARIN VE SAPMIŞLARIN YOLUNA DEĞİL!.

-- ELMALILI HAMDİ M. YAZIR'IN HAK DİNİ KUR'AN DİLİ'NDE:

- "1. RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN İSMİYLE,

2-3. HAMD, ÂLEMLERİN RABBİ, RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'ADIR.

4. O, DİN GÜNÜNÜN MALİKİDİR.

5. EY RABBİMİZ, KULLUĞU VE İBÂDETİ YALNIZ SANA EDERİZ. İNÂYETİ VE YARDIM ANCAK SENDEN DİLERİZ.

6-7. BİZİ DOĞRU YOLA İLET. O KENDİNE NİMET VERDİĞİN METULARIN YOLUNA; NE O GAZABA UĞRAYANLARIN, NE DE SAPMIŞLARIN YOLUNA DEĞİL.."

DİKKAT EDİLİRSE, HAMDİ YAZIR BESMELEYİ FÂTİHA SÛRESİ'NİN ÂYETLERİNDEN BİRİ OLARAK SAYMIŞTIR. DİĞERLERİ ONU SÛREDEN AYRI TUTMUŞLARDIR. KELİMELER, İFÂDELER DEĞİŞİKTİR.

BUNLARIN HİÇ BİRİ "FÂTİHA SÛRESİ" , DİREKT "ALLAH KELÂMI" OLARAK KABUL EDİLMEZ. "HAMDİ YAZIR'IN FÂTİHA TERCÜMESİ" DİYE GEÇER. FATİHA SÛRESİ DEYİNCE, DÜNYANIN HER TARAFINDA İNSANLARIN AKLINA:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

- "ELHAMDÜ LİLLÂHİ RABBİL ÂLEMİYN. ERRAHMÂNİRRAHİYM. MÂLİKİ YEVMİDDİYN. IHDINES SIRÂTAL MÜSTAKIYM. SIRÂTAL LEZIYNE EN AMTE ALEYHİM. GAYRİL MAĞDUBİ ALEYHİM, VELED DÂLİYN.."

GELİR!... İLK YAZILDIĞI GÜNKÜ HARFLERLE ASLI ELİNDEDİR.

İŞTE BİZİM TEVRAT'IN VE İNCİL'İN TAHRİFATA UĞRAMIŞ, DEĞİŞMİŞ OLDUĞUNU SÖYLEYİŞİMİZ, ONLARDA BÖYLE BİR "ASLINA RÜCÛ" İMKÂNININ OLMAYIŞINDADIR.

TEVRAT VE İNCİL'İN BÖYLE DÖRT AYRI YÖNDEN DEĞİŞİKLİĞE UĞRAMASINDA GENELDE BİR KASIT YOKTUR. HZ. MÛSA VE HZ. İSÂ'YA VAHYİN GELDİĞİ ANDA KAYDA GEÇMEYİŞİNİN YARATTIĞI BİR ÇÂRESİZLİĞİN SONUCUDUR.

YİNE BİR KÖTÜ NİYET OLMADAN BAŞLIYAN "BİD'AT" UYGULAMALARI VARDIR Kİ, BAŞTA İYİ GİTMİŞ, SONRADAN DEJENERE OLMUŞTUR. MESELÂ:

- "İCAT ETTİKLERİ RUHBANLIĞI BİZ ONLARA YAZMAMIŞTIK!.. ALLAH'IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN KENDİLİKLERİNDEN UYGULADILAR AMA, ONA GEREĞİ GİBİ DE UYMADILAR... BİZ ONLARDAN İMAN EDENLERE ÖDÜLLER VERDİK. FAKAT ONLARDAN BİR ÇOĞU DA YOLDAN ÇIKMIŞTIR." (HADİD/27)

ÂYETİNDE İŞARET EDİLEN MANASTIRA KAPANMA MESELESİ!.. MAALESEF BU TÜRLÜ BAŞTA İYİ OLUP TA SONRADAN YOLDAN ÇIKAN UYGULAMALAR İSLÂM'DA DA VARDIR.

ANCAK ESAS 5. TÜR BİR TAHRİFÂT VARDIR KI, KASITLIDIR VE KUR'AN-I KERİM'DE ÇEŞİTLİ ÂYETLER İLE BUNA İŞÂRET EDİLMİŞTİR. BUNLAR EĞER BİLDİRİLMESE İDİ, BİZİM BİLME İMKÂNIMIZ YOKTU. AMA YÜCE ALLAH KUR'AN-I KERİM'DE "DEĞİŞTİRDİLER, ÇARPITTILAR" DİYORSA, MUTLAKA ÖYLE OLMUŞTUR.

BU TAHRİFAT ARTNİYETLİ VE KASITLIDIR. ÇEŞİTLİ ŞEKİLLERDE TEZAHÜR ETMİŞTİR. TEVRÂT VE İNCİL'DEKİ BELİRLİ BÖLÜMLERİ ÇIKARMAK, DEĞİŞTİRMEK, VEYÂ SANKİ YOKMUŞ GİBİ DİLE GETİRMEMEK, YENİ BÖLÜMLER EKLEMEK, HARAMI HELÂL, HELÂLİ HARAM GÖSTERMEK GİBİ!..

- "EY KİTAB EHLİ! DİNİNİZDE HAKSIZ YERE AŞIRILIĞA DALMAYIN!" (MAİDE/77)

DEMEK Kİ AŞIRIYA GİDENLER OLMUŞ!

- "HAHAMLARINI VE RAHİBLERİNİ ALLAH'TAN AYRI RABLER EDİNDİLER. MERYEM OĞLU MESİH'İ DE." (TEVBE/31)

ŞİMDİ KALKIP YAHUDİLER DE, HIRİSTİYANLAR DA "BİZ HAHAMLARI RAHİPLERİ, PAPAZLARI RAB EDİNMEYİZ" DİYEBİLİRLER... BURADA KASTEDİLEN ONLARIN TARTIŞMALI SÖZLERİNİ ALLAH'IN KESİN EMİRLERİNDEN ÜSTÜN TUTMALARIDIR. PAPA'NIN DEDİĞİ ALLAH'IN SÖZÜNÜN YERİNE GEÇTİ Mİ, BU ONUN "RAB" EDİNİLMESİ DEMEKTİR!.. MERYEM OĞLU İSÂ'NIN DA SÂDECE BİR KUL VE PEYGAMBER OLMASINA RAĞMEN, ELDEKİ İNCİL'DE DAHİ BÖYLE BİR HÜKÜM BULUNMAMASINA RAĞMEN, "RAB" KABUL EDİLMESİ DE BAHSETTİĞİMİZ ANLAYIŞ ÇARPITMASINA İŞÂRETTİR.

- "FAKAT O NEFİSLERİNE ZÛLMEDENLER, EMROLUNDUKLARI SÖZÜ, BAŞKA BİR SÖZLE DEĞİŞTİRDİLER!.. " (BAKARA/59)

- "YAHUDİLERİN ... İÇLERİNDEN BİR FIRKA VARDI Kİ, ALLAH KELÂMINI DİNLERLERDİ DE, HÜKÜMLERİNİ İ ANLADIKTAN SONRA , BİLE BİLE ONU TAHRİF EDERLERDİ!.." (BAKARA/75)

- "YAHUDİ YAHUT NASRÂNî OLANLARDAN GAYRISI CENNETE GİREMİYECEK, DEDİLER! ... EĞER DAVÂNIZDA GERÇEKSENİZ, DELİLİNİZİ GETİRİN, DE!.. (BAKARA/111)

- "KENDİLERİNE KİTAP VERDİKLERİMİZ, ONU (MUHAMMED'I) OĞULLARINI TANIR GİBİ TANIDIKLARI HALDE, İÇLERİNDEN BİR KISMI BİLE BİLE HAKKI GİZLER!" (BAKARA/146)

- "İBRAHİM NE YAHUDİ İDİ, NE NASRÂNî İDİ!.. BELKİ PÂK BİR MÜSLÜMAN İDİ VE MÜŞRİKLERDEN DE DEĞİLDİ!" (ÂL-İ İMRÂN/67)

- "O YAHUDİLERDEN BİR GÜRUH KELİMELERİ YERLERİNDEN TAHRİF EDERLER!.. " (NİSÂ/46)

- "MESİH TE, MELEKLER DE ALLAH'A KUL OLMAKTAN KAÇINMAZLAR." (NİSÂ/172) SİZ NE KADAR ONLARA "TANRI" DESENİZ DE, ONLARIN BÖYLE BİR İDDÂSI YOKTUR.

- "EY KİTAB EHLİ!.. SİZE KİTÂBINIZDA GİZLEDİĞİNİZ ŞEYLERİN ÇOĞUNU BEYÂN VE BİR ÇOĞUNU AFFEDEN PEYGAMBERİMİZ GELMİŞTİR. " (MÂİDE/15)

- "ALLAH, MERYEMOĞLU MESİH'TİR, DİYENLER, MUHAKKAK KÂFİR OLDULAR! DE Kİ: ŞÂYET ALLAH, MERYEMOĞLU MESİH'İ, ANASINI VE YERYÜZÜNDE BULUNANLARIN HEPSİNİ HELÂK ETMEK İSTERSE, KİM MEN'İNE KAADİR OLABİLİR???" (MÂİDE/17)

- "ALLAH, MERYEMOĞLU MESİH'TİR, DİYENLER, ELBETTE KÂFİR OLDULAR. HALBUKİ MESİH, 'EY İSRÂİLOĞULLARI! BENİM VE SİZİN RABBİNİZ OLAN ALLAH'A İBÂDET EDİN! ZİRÂ KİM ALLAH'A ORTAK KOŞARSA, MUHAKKAK Kİ ALLAH ONA CENNETİNİ HARAM KİLAR! (DEMİŞTİ)" (MÂİDE/72)

- "ALLAH ÜÇ İLÂHEDEN BİRİDİR, DİYENLER ELBET KÂFİR OLDULAR. HALBUKİ BİR TEK İLÂHTAN BAŞKA İLÂH YOKTUR!.." (MÂİDE/73)

- "MERYEMOĞLU İSÂ MESİH BİR PEYGAMBERDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. ONDAN ÖNCE DE PEYGAMBERLER GELİP GEÇMİŞTİR. VE ANASI MERYEM ALLAH'IN ÂYETLERİNİ TASDİK EDEN BİR KADINDIR. İKİSİ DE YEMEK YERLERDİ!.. BAK, BİZ ÂYETLERİMİZİ NASIL BEYÂN EDİYORUZ, SONRA DA ONLAR BAK, NASIL ÇEVRİLİYOR?" (MÂİDE/75)

- " (YAHUDİLER) HAK TEÂLÂ BEŞERE HİÇ BİR ŞEY İNZÂL ETMEDİ, DEDİLER. DE Kİ: İNSANLAR İÇİN BİR NUR VE HİDÂYET OLARAK MUSÂ'YA GELEN KİTÂBI KİM İNZÂL ETTİ?.. ONU SİZ PARÇA PARÇA KÂĞITLAR HÂLİNE KOR, KİMİNİ AÇIKLAR, ÇOĞUNU DA GİZLERSİNİZ!" (EN'AM/91)

- "EY PEYGAMBER! .... YAHUDİLERİN ... HÂLİ SENİ MAHZUN ETMESİN.... KELİMELERİ YERLERİNE KONULDUKTAN SONRA TAĞYİR EDERLER... " (MÂİDE/41)

- "GÖKLERDE VE YERDE BULUNAN HERKES ALLAH'A KUL OLARAK GELECEKTİR." (MERYEM/94)


GELDİK EN ÖNEMLİ KISMA... YÜCE ALLAH DİYOR Kİ:
- "BİR ZAMANDA MERYEMOĞLU İSA DA DEMİŞTİ: 'EY İSRAİLOĞULLARI! BEN SİZE ALLAH'IN ELÇİSİYİM. BENDEN ÖNCE NAZİL OLAN TEVRAT'I TASDİK EDİCİ, VE BENDEN SONRA GELECEK AHMED ADLI BİR PEYGAMBERİ DE MÜJDELEYİCİSİYİM!.." ( SAF /6)

- "İSLÂM'A ÇAĞIRILIRKEN, ALLAH'A KARŞI YALAN UYDURANDAN DAHA ZÂLİM KİM OLABİLİR?"(SAF/7)

- "O ALLAHDIR Kİ, ELÇİSİNİN HİDÂYET( DOĞRUYA KURTULUŞA ERİŞ) KAANUNU VE HAK DİN (İSLÂM) İLE, MÜŞRİKLER (ALLAH'A EŞ KOŞANLAR) HOŞLANMASA DA HER DİNİN ÜSTÜNE ÇIKARTMAK İÇİN GÖNDERMİŞTİR!" (SAF/9)

HZ. İSÂ'NIN MESİH OLDUĞUNA ŞÜPHE YOK, ÇÜNKÜ KUR'AN ONU ÖYLE ANIYOR!... MESİH'İN BİR ANLAMI "KURTARICI", BİR ANLAMI DA "ELİYLE DOKUNARAK ÖLÜLERİ DİRİLTEN"DİR.

YAHUDİLER UZUN YILLARDIR KENDİLERİNİ ESÂRETTEN VE SEFÂLETTEN KURTARACAK, HZ. DÂVUD VE SÜLEYMAN DÖNEMLERİNDEKİ İHTİŞAMLARINA KAVUŞTURACAK BİR MESİH BEKLİYORLARDI.

BİZCE YANILGILARI BURADA İDİ. ÇÜNKÜ İSÂ ANCAK ONLARIN RUHLARINI KURTARABİLİR, RUHLARINI DİRİLTEBİLİRDİ... BU YÜZDEN ONU TANIMADILAR, KABUL ETMEDİLER VE DÜŞMANLARINA TESLİM ETTİLER. ONLAR KISA BİR SÜRE ÖNCE HZ. YAHYA'YI DA ÖLDÜRMÜŞLERDİ.

"EVANGEL-İNCİL" KELİMESİ DE "GOOD NEWS-MÜJDE" ANLAMINA GELİR. HIRİSTİYANLAR BUNU, "HZ. İSÂ'NIN ALLAH'IN OĞLU OLDUĞUNA VE KURTARICI OLDUĞUNA İNANDILAR MI, NE KADAR GÜNAH İŞLEMİŞ OLURLARSA OLSUNLAR CENNETE GİRİVERECEKLERİNİN MÜJDESİ" OLARAK KABUL EDERLER.

KURTULUŞ "SELÂMET" DEMEKTİR, "İSLÂM" KELİMESİYLE İLGİLİDİR. İŞTE KURÂN, YUKARDA VERDİĞİMİZ ÂYETLER İLE HEM "MESİH", HEM DE "MÜJDE" KELİMELERİNE AÇIKLIK GETİRİYOR!..

HZ. MÛSA, MESİH'İ, YÂNİ KURTULUŞ YOLUNU GÖSTERİCİYİ, İSLÂM'I GÖSTERİCİYİ DİLE GETİRİYOR!.. HZ. İSÂ HEM KENDİNDEN ÖNCE GELMİŞ OLAN TEVRAT'I TASDİK EDİYOR, "AHMED" ADINDAKİ PEYGAMBERİ MÜJDE"LİYOR!.. ÇAĞIRDIĞI KURTULUŞ YOLU İSLÂM!.. "AHMED" ADINDA BİR PEYGAMBERİN GELECEĞİNİ, ONUNLA İSLÂM'IN EN MÜKEMMEL HALİYLE İNSANLIĞA YOL GÖSTERECEĞİNİ MÜJDELİYOR!..

ŞİMDİ DİYECEKSİNİZ Kİ, "İNCİL'DE İSÂ'NIN AĞZINDAN SÖYLENMİŞ BÖYLE BİR İFÂDE YOK.. HELE AHMED ADI HİÇ GEÇMİYOR!.. "

DOĞRU!.. BU DA TAHRİF EDİLMİŞ HUSUSLARDAN BİRİ!.. AMA BİR SONRAKİ YAZIMIZDA AÇIKLIYACAĞIMIZ GİBİ, ALLAH KENDİ HÜKMÜNÜ DÂİMA KORUR! TAHRİFAT KELİMELERDE OLUR, DİL DEĞİŞİR, TERCÜME MÂNÂYI BOZAR, AMA ESAS KALIR!

"İSLÂM" KELİMESİ "KURTULUŞ-SELÂMET" KAVRAMININ İÇİNE GİZLENMİŞTİR. İNCİL KELİMESİ DE "MÜJDE"Yİ YAŞATMAKTADIR.

YENİ AHİD'DE "RESÛLLERİN İŞLERİ" BÖLÜMÜ 3. BÂB'A ŞÖYLE BİR İFÂDE VAR:

- GERÇEK MUSA DEMİŞTİR:


- "RAB ALLAH SİZE KARDEŞLERİNİZ ARASINDAN BENİM GİBİ BİR PEYGAMBER ÇIKARACAK. BÜTÜN ŞEYLERDE SİZE NE SÖYLERSE, ONU DİNLİYECEKSİNİZ! VE VÂKİ OLACAKTIR Kİ, KAVİMDEN O PEYGAMBERİ DİNLEMİYEN HER CAN HELÂK EDİLECEKTİR!
- VE BÜTÜN PEYGAMBERLER, SAMUEL, VE SIRA İLE GELENLER DEN SÖYLİYENLERİN HEPSİ DE BU GÜNÜ İLÂN ETTİLER!..


(3. BÂB/22-24)

DEDİK YA,
ALLAH, KELİMELER NE KADAR TAHRİF EDİLİRSE EDİLSİN, HÜKMÜNÜ KORUR!.. İŞTE BU İFÂDEDE GEÇEN "SAMUEL" İSMAİL DEMEKTİR. PEYGAMBERLER ARASINDA BİR TEK ONUN ADININ ZİKREDİLMİŞ OLMASI, GELECEK PEYGAMBERİN ONUN ZÜRRİYETİNDEN OLDUĞUNUN EN BÜYÜK DELİLİDİR.

BİLİNDİĞİ GİBİ İSRÂİLOĞULLARI PEYGAMBERLERİ NİN TÜMÜ HZ. İBRÂHİM'İN OĞLU HZ. İSHAK SOYUNDANDIR. BİR TEK HZ. MUHAMMED , HZ. İSMAİL SOYUNDANDIR.

BU İFÂDENİN TEVRAT'TAN (TESNİYE, 18. BÂB/ 15, 17) ALINIP "İNCİL" SAYILAN YENİ AHİT'TE YER ALMASI, HZ. İSA'NIN TEKRARLADIĞINI GÖSTERİYOR. ÇÜNKÜ ELDEKİ DÖRT İNCİL'İN HİÇ BİR YERİNDE "BEN MUSA'NIN ŞÖYLE İŞÂRET ETTİĞİ PEYGAMBERİM" İFÂDESİ GEÇMİYOR.

- "ŞÜPHE YOK Kİ, ALLAH İNDİNDE HAK DİN İSLÂM DİNİDİR. İSLÂM DİNİNDE KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLER İHTİLÂF ETMEDİLER. ANCAK HAKİKATI BİLDİKTEN SONRA, ARALARINDA HASET VE İHTİRASLARI YÜZÜNDEN İHTİLÂFA DÜŞTÜLER..." (ÂL-İ İMRÂN/19)

HER NEKADAR HIRİSTİYANLAR BU GELECEK KİŞİNİN MESİH İSÂ OLDUĞUNU SÖYLERLERSE DE, GERÇEK HAMDİ YAZIR'IN YUKARDA TESBİT ETTİĞİ GİBİDİR... YİNE DE EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.

HERKES TEVRAT'TA VE İNCİL'DE "AHMED" ADINI ARIYOR!.. AD YOK, AMA MÂNÂSI VAR!..

HAMDİ YAZIR'IN ALÛSİ'YE DAYANARAK VERDİĞİ BİLGİYE GÖRE, KADİM (ESKİ) AHD-İ CEDİD'LERDE, YUHANNA İNCİL'İ BÖLÜMÜNDE İSÂ MESİH'İN ŞÖYLE DEDİĞİ YAZILIDIR:

- "PEDERİN GÖNDERECEĞI HAK RUHU FERAKLİT, SİZE HER ŞEYİ ÖĞRETECEKTİR!.. VE SİZE SÖYLEDİĞİM HER ŞEYİ HATIRINIZA GETİRECEKTİR!." (14. BÂB/26-27)

BABADAN SİZE GÖNDERECEĞİM FERAKLİT, BABADAN ÇIKAN HAK RUHU GELDİĞİ ZAMAN, BENİM İÇİN O ŞEHÂDET EDECEKTİR. (15. BÂB/26)

- "BENİ SEVEN KONUŞMAMI AKLINDA TUTAR! PEDERİM DE ONU SEVER, ONA VARIR VE YANINDA YER TUTAR. BENİ SEVMEYEN SÖZLERİMİ TUTMAZ. VE İŞİTTİĞİNİZ SÖZ BENİM DEĞİLDİR, FAKAT BENİ GÖNDEREN BABANINDIR. BUNU SİZE SÖYLEDİM, ÇÜNKÜ BEN SİZİN YANINIZDA KALACAK DEĞİLİM. PEDERİN GÖNDERECEĞİ HAK RUHU FERAKLİT SİZE HER ŞEYİ ÖĞRETECEK!.. VE BENİM SİZE SÖYLEDİĞİM SÖZÜ HATIRLATACAK!.. " (14. BÂB/23-26)

- "BENİM PEDERE GİTMEM SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR. ÇÜNKÜ BEN GİTMEZSEM, FERAKLİT SİZE GELMEZ!.. (16. BÂB/7)

- "SİZE SÖYLEMEK İSTEDİĞİM DAHA ÇOK ŞÖZLER VAR... ANCAK SİZ ONA TAHAMMÜL EDEMİYECEKSİNİZ. FAKAT O HAK RUHU GELDİĞİ ZAMAN, SİZİ BÜTÜN HAKKA İRŞÂD EDECEKTİR. ÇÜNKÜ O KENDİLİĞİNDEN SÖYLEMEZ, NE İŞİTİRSE ONU SÖYLER!.. " (16. BÂB/12-13)

BU SON CÜMLE AYNEN HZ MUHAMMED HAKKINDAKİ NECM SÛRESİ 2. VE 4. ÂYETLERİN TEKRARIDIR:

- "O, HEVÂSINDAN (KENDİLİĞİNDEN) KONUŞMAZ. ONUN KONUŞTUĞU ANCAK KENDİSİNE VAHYEDİLENDİR!"

- "ÇÜNKÜ O KENDİLİĞİNDEN SÖYLEMEZ, NE İŞİTİRSE ONU SÖYLER, VE GELECEK ŞEYLERİ SİZE BİLDİRECEKTİR!.. O BENİ YÜCELTECEKTİR!.. ÇÜNKÜ BENİMKİNDEN ALACAK VE SİZE BİLDİRECEKTİR!.. (16. BÂB/13-14)

- VE BEN PEDERDEN DİLERİM Kİ, O DAHİ SONSUZADEK SİZİNLE KALMAK ÜZERE, SİZE DİĞER BİR FERAKLİT, YANİ HAK RUHU VERECEKTİR. BUNU DAHİ DÜNYA GÖRMEDİĞİ, TANIMADIĞI İÇİN KABUL EDEMEZ. AMA SİZ ONU TANIRSINIZ, ZİRÂ YANINIZDA YER TUTAR VE KALBİNİZDE YER ALACAKTIR!" (14. BÂB/ 16-17)

BU SON CÜMLE DE:

- "KENDİLERİNE KİTAP VERDİKLERİMİZ, ONU (MUHAMMED'I) OĞULLARINI TANIR GİBİ TANIDIKLARI HALDE, İÇLERİNDEN BİR KISMI BİLE BİLE HAKKI GİZLER!" (BAKARA/146)

ÂYETİNDE DİLE GELEN HAKİKATİN TA KENDİSİDİR.

DEĞERLİ DİN ÂLİMİ HAMDİ M. YAZIR, SAF SÛRESİ 6. ÂYETİN TEFSİRİNİ YAPARKEN, ŞU BİLGİYİ VERİR: P>- "YENİ BASIM İNCİLLERDE 'FERAKLİT' (FARAKLİT, PARAKLİT) KELİMESİ 'TESELLİ EDİCİ' (COMFORTER), 'HAK RUHU' DA 'HAKİKAT RUHU' OLARAK GEÇMEKTE!.. ALÛSİ HIRISTİYANLARIN BÂZISININ BU KELİMEYİ 'HAMMAD' DİYE BÂZISININ DA 'HAMİD' DİYE TEFSİR ETTİKLERİNİ SÖYLER.. TERCÜMEDEN TERCÜMEYE DEĞİŞTİRİLEREK ASIL ŞEKLİ KAYBOLMUŞ BU İNCİLLERDE BİLE KUR'AN'IN HABER VERDİĞİ MÜJDE, TEVİL EDİLMİŞ ŞEKLİYLE OLSA BİLE, GÖRÜLMEKTEDİR." (HAK DİNİ KUR'AN DİLİ, CİLT 7, SF. 286-287)

YUHANNA İNCİL'İ 13. BÂB'DA HZ. İSÂ ŞAKİRTLERİNİN AYAKLARINI YIKAR, VE ŞÖYLE DER:

- "BEN RAB (PEYGAMBER) VE MUALLİM OLDUĞUM HALDE AYAKLARINIZI YIKADIM!" (13/14)

- "DOĞRUSU VE DOĞRUSU SİZE DERİM: KUL EFENDİSİNDEN BÜYÜK DEĞİLDİR!" (13/16)

- "BENİM SİZE SÖYLEDİĞİM SÖZÜ HATIRLAYIN: KUL EFENDİSİNDEN BÜYÜK DEĞİLDİR!" (15. BÂB/20)

- "İBRAHİM'İN, İSHAK'IN VE YAKUB'UN ALLAH'I, ATALARIMIZIN ALLAH'I KENDİ KULU İSÂ'YI TÂZİZ ETTİ." (RESÛLLERİN İŞLERİ, 3. BÂB/13)

İŞTE BUNLAR KUR'AN'DAKİ:

- "MESİH TE, MELEKLER DE ALLAH'A KUL OLMAKTAN KAÇINMAZLAR." (NİSÂ/172)

İFÂDESİNİN TAM TASDİKİDİR. YÂNİ HZ. İSÂ HİÇ BİR ZAMAN KENDİSİNİ ALLAH İLÂN ETMEMİŞTİ. HİÇ BİR ZAMAN KULLUĞUNU REDDETMEMİŞTİ. VE PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMED'İ MÜJDELEMİŞTİ!..

ÇÜNKÜ "AHMED" KELİMESİ İSM-İ TAFDİL OLARAK, "ADI ÇOK ÖVÜLMÜŞ" VE ÇOK GÜZEL SIFATLARLA BEZENMİŞ" ANLAMINA GELİR... NASIL ÖVÜLDÜĞÜ DE YUKARIDAKİ İFÂDELERDE GÖRÜLMEKTEDİR!

ANCAK ZAMAN İÇİNDE TERCÜME İLE GELEN HATÂLAR, KASITLI YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER BUNUN TESBİTİNİ ZORLAŞTIRDI.

İŞTE BİZ BUNUN İÇİN "TEVRAT VE İNCİL, VEN ONLARIN HÜKÜMLERİ TAHRİF EDİLMİŞTİR, ÇARPITILMIŞTIR," DİYORUZ!

ANCAK HAKK'I GİZLEMEK HİÇ BİR ZAMAN MÜMKÜN DEĞİLDİR!.. O YÜZDEN DEĞİŞTİRİLEN KELİMELERİN ALTINDAN HZ. MUHAMMED'İN NURU, GÖZÜ VE GÖNLÜ AÇIK OLANLARI AYDINLATMAKTADIR!


28.2.2000
TEVRAT VE İNCİL DEĞİŞTİRİLMİŞTİR!.. HEM DE DEFÂLARCA!.. – 3
TEVRAT VE İNCİL TAHRİFATI ÜZERİNE YAZILARIMIZ HAKKINDA NOT GÖNDEREN B.Z.S. ADLI, İKİ YILLIK PROTESTAN BİR TÜRK, 10-15 SORU YÖNELTMİŞ... BİR KISMINI BURADA CEVAPLIYARAK YAZIMIZA DEVAM ETMEK İSTİYORUZ.

ASLINDA KENDİSİNE TEŞEKKÜR BORÇLUYUZ. EĞER O SORULARI SORMAMIŞ OLSAYDI, BİZ DE BU GERÇEKLERİ ARAŞTIRIP ÖĞRENEMİYECEKTİK. ELİMİZDEKİ KİTAPLARIN SAYFALARI ARASINDA GİZLİ KALACAKTI.

1- İncilin değiştiğine emin görünüyorsun. Hatta değişmemiş incilleri (ki böyle bir şeyi asla kabul etmiyorum) görmüş, okumuş gibi konuşuyorsun. Bana, incilin ne zaman, nerede, neden, nasıl ve kimler tarafından değiştirildiğini, gerçek İncillere ne yapıldığını söyleyebilirmisin?

2- İncil’in vahiy yoluyla indiğini kim söylüyor, İncil mi yoksa sizler mi?

- "Öncelikle şunu bilinki, Kutsal yazılarda bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. çünkü hiçbir peygamberlik sözü insanın kendi isteğinden kaynaklanmadı. insanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler." (2. Petrus 1.bölüm 20-21.ayetler)

3- Kutsal Ruh, senin yazında geçen "periklot" (doğrusu Parakleteos) kelimesi ile aynıdır... Yani sana göre İncil’i yazdıran Hz.Muhammet'tir, öylemi? Araştırmalarını kendi inandığın kaynaklardan mı yapıyorsun, yoksa gerçek doğruları yazan kaynaklardan mı? "Periklot" kelimesi nerede geçer, doğrusu ve gerçek anlamı nedir?

4- "Rab'bin sofrası (şarap ve ekmek) Tammuz adında birinin midir, yoksa İsa'nın mı?"

- "Size ilettiğimi ben RAB'den öğrendim. ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: ‘Bu sizin uğrunuza feda edilen benim bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.’ Aynı şekilde yemekten sonra kaseyi alıp şöyle dedi: ‘Bu kase Benim kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. bunu her içtiğinizde Beni anmak için böyle yapın.’... " (1.Korintliler 11.bölüm 23-25.ayetler)

5- Konstantin’in yazdırdığı incili nereden bulabilirim? Sende fazla varsa, bana bir tane gönderebilir misin? Konstantin kaç tane incil yazdırmıştır? Orjinalleri nerededir? Tarihsel kanıtlar da olursa çok iyi olur.

DOĞRUSU HAMDİ YAZIR’DAN ÖĞRENDİĞİMİZ "FARAKLİT-PARAKLİT" TÜRKÇE YAZIMLI KELİMENİN ASLINI, HENÜZ BULAMAMIŞTIK. YURT İÇİNDE DIŞINDAKİ HIRİSTİYAN DOSTLARIMIZ DA HARARETLE O KELİMEYİ VE NE ANLAMA GELDİĞİNİ ARAŞTIRIYORLARDI. SÖZLÜKTE "PARAKLETOS" OLARAK BULDUK.. O YÜZDEN B.Z.S.’YE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ... ŞİMDİ ÜZERİNDE ÇALIŞMAK DAHA DA KOLAYLAŞTI

YALNIZ, KENDİSİNİN VERDİĞİ ANLAM, PARAKLETOS = RUHULKUDÜS, ELDEKİ YENİ İNCİL’E DAHİ UYMUYOR!.. ÇÜNKÜ YUHANNA’DAKİ İFÂDELER AYNEN ŞÖYLE:

- "... VE O SİZE BAŞKA BİR TESELLİCİ, HAKİKAT RUHUNU, VERECEKTİR. TÂ Kİ, DÂİMİ SİZİNLE BERÂBER OLSUN! ONU DÜNYA KABUL EDEMEZ, ÇÜNKÜ ONU GÖRMEZ, VE BİLMEZ. SİZ ONU BİLİRSİNİZ, ÇÜNKÜ YANINIZDA DURUYOR, VE İÇİNİZDE OLACAKTIR!" (14. BÂB/ 16-17)

- "BENİ SEVEN KONUŞMAMI AKLINDA TUTAR! PEDERİM DE ONU SEVER, ONA VARIR VE YANINDA YER TUTAR... BENİ SEVMEYEN SÖZLERİMİ TUTMAZ. VE İŞİTTİĞİNİZ SÖZ BENİM DEĞİLDİR, FAKAT BENİ GÖNDEREN BABANINDIR. YANINIZDA DURURKEN SİZE BU ŞEYLERİ SÖYLEDİM, FAKAT BENİM İSMİMLE BABANIN GÖNDERECEĞİ TESELLİCİ, RUHÜLKUDÜS, O SİZE HER ŞEYİ ÖĞRETECEK…VE SİZE SÖYLEDİĞİM HER ŞEYİ HATIRINIZA GETİRECEKTİR!.." (14/23-26)

- "BABADAN SİZE GÖNDERECEĞİM TESELLİCİ, BABADAN ÇIKAN HAKİKAT RUHU, GELDİĞİ ZAMAN, BENİM İÇİN O ŞAHADET EDECEKTİR." (15/26)

- "BENİM GİTMEM SİZİN İÇİN HAYIRLIDIR. ÇÜNKÜ BEN GİTMEZSEM, TESELLİCİ SİZE GELMEZ!.." (16. BÂB/7)

- "SİZE SÖYLİYECEK DAHA ÇOK ŞEYLERİM VAR; FAKAT ŞİMDİ DAYANAMAZSINIZ.. FAKAT O HAKİKAT RUHU GELİNCE, SİZE HER HAKİKATE YOL GÖSTERECEK. ZİRÂ O KENDİLİĞİNDEN SÖYLEMİYECEKTİR; FAKAT HER NE İŞİTİRSE SÖYLİYECEK!.. O BENİ YÜCELTECEKTİR!.. ÇÜNKÜ BENİMKİNDEN ALACAK VE SİZE BİLDİRECEKTİR!.." (16. BÂB/12-14)

BU BÖLÜMLER İNGİLİZCE İNCİL’DE ŞÖYLE YER ALIR:

- "... AND HE SHALL GIVE YOU ANOTHER CONFORTER, WHO MAY ABIDE WITH YOU FOREVER." (14/16)

- "EVEN THE SPIRIT OF TRUTH, WHOM THE WORLD CANNOT RECEIVE, BECAUSE IT SEETH HIM NOT, NEITHER KNOWETH HIM, BUT YE KNOW HIM, FOR HE DWELLETH WITH YOU, AND SHALL BE IN YOU." ( 14/17)

- "...IF A MAN LOVE ME, HE WILL KEEP MY WORDS AND MY FATHER WILL LOVE HIM AND WE WILL COME ONTO HIM... HE THAT LOVETH ME NOT KEEPETH NOT MY SAYINGS… AND THE WORDS WHICH YE HEAR IS NOT MINE, BUT THE FATHER’S WHICH SENT ME. THESE THINGS HAVE I SPOKEN UNTO YOU, BEING YET PRESENT WITH YOU. BUT THE COMFORTER, WHICH IS THE HOLY GHOST, WHOM THE FATHER WILL SEND IN MY NAME, HE SHALL TEACH YOU ALL THINGS… AND BRING ALL THINGS TO YOUR REMEMBRANCE , WHATSOEVER I HAVE SAID ONTO YOU." (14/23-26)

- "BUT WHEN THE COMFORTER IS COME, WHOM I WILL SEND YOU FROM THE FATHER, EVEN THE SPIRIT OF TRUTH, WHICH PROCEDETH FROM THE FATHER, HE SHALL TESTIFY OF ME." (15/26)

- "...…IF I GO NOT AWAY, THE CONFORTER WILL NOT COME UNTO YOU. BUT IF I DEPART, I WILL SEND HIM UNTO YOU." (16/7)

- "I HAVE YET MANY THINGS TO SAY UNTO YOU, BUT YE CANNOT BEAR THEM NOW. HOWBEIT WHEN HE, THE SPIRIT OF TRUTH, IS COME, HE WILL GUIDE YOU INTO ALL TRUTH; FOR HE SHALL NOT SPEAK OF HIMSELF, BUT WHATSOEVER HE SHALL HEAR, THAT HE SHALL SPEAK... HE SHALL GLORIFY ME, FOR HE SHALL RECEIVE OF MINE AND SHALL SHEW IT UNTO YOU." (16/12-14)

HEMEN DİKKAT ÇEKİYOR, 14/16’DA İNGİLİZCE METİNDE OLMAYAN "HAKİKAT RUHU", TÜRKÇE METİNE EKLENMİŞ.... EKLENSİN, BİZCE MAHZURU YOK!

14/26’DA "RUHÜLKUDÜS", 15/26’DA "HAKİKAT RUHU" AYNI ANLAMA KULLANILMIŞ. VE HER İKİ BÖLÜMDE DE "TESELLİ" EDİCİ İLE ÖZDEŞLEŞTİRİLMİŞ.

B.Z.S. DE BU BÖLÜMLERDE PARAKLETEUS’UN "RUHÜLKUDÜS" İLE AYNI OLDUĞUNU SÖYLÜYOR!..

PEKİ, RUHÜLKUDÜS HZ. İSA İLE BERABER OLDUĞUNA GÖRE, (KUR’AN DA ONUNLA DESTEKLENDİĞİNİ SÖYLÜYOR), HATTÂ 14/17’DEKİ İFÂDEYİ HIRİSTİYANLAR GİBİ YORUMLARSAK, "HAVARİLERLE BERABER OLDUĞUNA" GÖRE;

- HZ. İSA "NİYE YANIMDAKİ VE YANINIZDAKİ RUHÜLKUDÜS’Ü SİZE BIRAKACAĞIM," VEYA "BEN GİDECEĞİM, O DA BENİMLE GELECEK, AMA SONRA TEKRAR SİZE DÖNECEK" DEMİYOR?..

- NEDEN "O AN ORADA OLMAYAN BİRİ"NDEN SÖZ EDİYOR?.. NİYE "BİR BAŞKA" DİYE VURGULAMA İHTİYACI DUYMUŞ?.. "BİLDİĞİNİZ RUHÜLKUDÜS" DEMESİ GEREKMEZ MİYDİ?

- HEMEN BİR SONRAKİ (14/17) İFÂDEDE "SİZ ONU TANIRSINIZ, BİLİRSİNİZ, O SİZİN YANINIZDA DURUYOR" DİYOR... EĞER BU RUHULKUDÜS İSE, ZÂTEN ORADA DURUYOR, ONLARLA BERABER!... GELECEK OLAN "BİR BAŞKASI" KİM???

SORULARA DEVAM ETMEDEN HEMEN BELİRTELİM Kİ, HZ. İSA, ORADAKİ HAVARİLERDEN SÖZ ETMİYOR... GELECEK NESİLLERDEKİ İMAN SAHİPLERİNE MÜJDE VERİYOR, VE DİYOR Kİ:

- "SİZ ONU VASIFLARINDAN TANIYACAKSINIZ. O SİZLERE BENİM DİLE GETİRDİĞİM HAKİKATLERİ VE SÖYLİYEMEDİKLERİMİ ANLATACAK. VE SİZ İÇİNİZDEKİ BİLGİ NURUNDAN DOLAYI BU KİŞİYİ TANIYACAKSINIZ VE ONUN NURU HEP İNANANLARLA OLACAK!"

EĞER MESELEYE BÖYLE BAKMAZSAK, GELECEK OLANIN RUHULKUDÜS OLDUĞUNU, VE ONUN İNANANLARIN HEP İÇİNDE OLDUĞUNU KABUL ETMEK DURUMUNDA KALIRIZ KI, PEYGAMBERLERDE BİLE BÖYLE OLMAMIŞTIR. CEBRÂİL GELİP GİTMİŞTİR...

BİZİM YORUMUMUZ BUDUR... ANCAK BÖYLE ŞEYLERİN DOĞRUSUNU SADECE ALLAH BİLİR! MEKTUP YAZANLARINKİ DE, SİZİNKİ DE, BİZİMKİ DE, İNCİL’İ TERCÜME EDENLERİNKİ DE SÂDECE YORUMDAN İBARETTİR!.. YÜCE ALLAH;

- "MÜMİNLER, YAHUDİLER, SABİİLER, HIRİSTİYANLAR, MECUSİLER VE MÜŞRİKLER... ALLAH KIYAMET GÜNÜ BUNLAR ARASINDA HÜKÜM VERECEKTİR." (HAC S

 
 

(no login)

MUSAYA CEVAP 1 Ezoterik Öğreti Sistemi Nedir ?

November 18 2000, 5:08 PM 

Ezoterizm, asıl gerçeklerin yalnızca anlayabilecek yetenek ve bilgide olanlara bildirilebileceği görüşü üzerine temellenen bir öğreti sistemidir. Genel olarak, Arapça ve Eski Türkçe'de "Batıniyye", Fransızca'da "Esotérisme" ve İngilizce'de "Esoterism" ya da "Esotericism" karşılığıdır. Bu sözcüğün Türkçe'de yeni kullanılan karşılığı "İçrekçilik"tir.

Ezoterizm özünde, bilgi ve görgülerin kapalı bir topluluk içinde ve aşamalı olarak verildiği bir çalışma ve öğreti sistemi olarak tanımlanabilir. Bu tanımda dikkat edilmesi gereken en önemli unsur, ezoterizmde aktarılan bilgiler ve görgülerin ister bilimsel, isterse töresel-dinsel nitelikte olabilmesidir. Ezoterizm bir öğreti sistemidir ve bu sistemle aktarılan öğreti bilimsel ve çağdaş olabileceği gibi, töresel ya da dinsel de olabilir. Ne var ki, Ezoterizmin bu özelliği çoğunlukla göz ardı edilir ve hemen her zaman Ezoterizmi, Gizemcilik (Mistisizm) ya da Gizlicilik (Okültizm) ile karıştırma yanlışına düşülür.

Ezoterizm sözcüğü, köken olarak Yunanca'daki esoterikos sıfatından türemiştir. Ezoterik biçiminde yaygın olarak kullanılan bu sıfat, "içrek yani dışa kapalı ve kendi içine dönük ya da apaçık olmayan" anlamlarına gelir ve bir topluluk ya da bir örgütü, bir yöntem ya da sistemi, bir yazı ya da konuşmayı nitelendirmek için kullanılabilir. Ezoterik sıfatı, "genel ve herkesin olabilen" anlamına gelen "eksoterik" (dışrak, İngilizcede Exoteric, Fransızcada Exotérique) teriminin karşıtıdır. Örneğin dinler eksoterik, Gizemcilik ezoteriktir. Antikçağın gizemci düşünürü Pisagor, öğrencilerini esoterikos ve exoterikos diye ikiye ayırır, gizli öğretisini yalnızca birincilere aktarırmış.

Ezoterik sıfatının tanımı gereği, bir öğreti sistemi olarak Ezoterizmin üç temel özelliği vardır:

Öğretiyi alacak kişilerin özenle seçilmelerinden sonra, "inisiyasyon" yöntemiyle topluluğa kabul edilip yine aynı yöntemle ilerletilmeleri;
Öğretilerin, inisiyasyon yöntemi uyarınca bir dereceler silsilesi içinde verilmesi;
Öğretilerin kapsamında öncelikle simgelerin, allegorilerin ve özdeyişlerin kullanılmasıyla, bireye kendi gerçeklerini bulma yolunun açılması.
Görüldüğü gibi, Ezoterizm bir sistem olarak aktarılan öğretinin özünden bağımsızdır ve temelde biçimsel bir işleyişi nitelendirmektedir.
Ezoterik öğreti sisteminin doğuşu, İnsanoğlunun doğa yasaları üzerinde düşünmeye koyulması ve doğanın ve evrenin gerçeklerini arayıp bulmaya başlaması kadar eskidir. Ulaşılan gerçekleri, insanların büyük çoğunluğu ya anlayamamış, ya tepkiyle karşılamış, ya da bunları kendi çıkarları için kötüye kullanmaya kalkışmışlardır. Bu durum, gerçeklerin araştırılıp doğruların aktarılmasında, kapalılığın insanlar ve İnsanlık için daha yararlı sonuçlar sağlayacağı düşüncesini yaratmış ve böylece Ezoterizm ortaya çıkmıştır. Ezoterizmde, herkese duyurulması sakıncalı görülen bilgilerin, yalnızca belirli bir kültür düzeyine erişen kişilerce anlaşılabileceği gerekçesi kapalılığı zorunlu kılmıştır. Bu anlamda Aristoteles öğretisi de ezoterik sayılmalıdır; Aristoteles sabahları seçkin öğrencilerine ders verirken, akşamları halka ders verirmiş ve öğrettikleri de ayrı ayrı bilgilermiş.

Ezoterizmuygulayan toplulukların büyük çoğunluğu, ulaştıkları gerçeklere ilişkin bilgi ve bulgulardan yalnızca kendi üyelerinin yararlanmalarını öngörmez; kendi dışlarındaki toplumu ve tüm İnsanlığı da gözetirler. Ne var ki, yeterince uyumlu bir ortam sağlanmadıkça, gerçeklerin gelişigüzel bir biçimde ortaya dökülmemesini ve saklı tutulmasını yararlı ve hatta gerekli bulurlar. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, gerçeklerin topluluk dışına yayılması, İnsanlığa maledilmesi gecikebilir.

Ezoterizmin kapalılık gerekçesi Hermesçiliğin şu sözleri ile daha iyi anlaşılabilir:

"Her us büyük gerçekleri kavrayamaz. Çoğunluk ya aptal, ya kötüdür. Aptalsalar, gerçek karşısında akıllarını büsbütün yitirirler. Kötüyseler, bu gerçeği kötüye kullanarak, büsbütün kötülük ederler. Gerçeği gizlemekten başka yol yoktur. Bulmak, bilmek, susmak gerek..."

Benzer bir yaklaşımı Şeyh Bedreddin'de de bulmak olanaklıdır:

"Her bilgi kendi mertebesinde haktır. Gerçekler halka daha işin başında söylenirse, ya yollarını saptırırlar, ya da gerçeği söyleyeni suçlarlar. Halk ve hak, orta bir yolla ve ayrı ayrı gözetilerek birbirine alıştırılabilir. Ama herhalde halk, hak ve hakikate alıştırılmalıdır..."

Ezoterizmin işlevi, bazılarınca bilinen bir takım gerçeklerin, bilemeyenlere aktarılmasından ibaret değildir. Ezoterizmin işlevleri arasında, topluluk üyeleri arasında uyumlu bir iletişim sağlamak olgusu da vardır. Bu iletişim sayesinde, bilgileri geliştirmek, derinleştirmek, yenilemek, genişletmek ve olgunlaştırmak için olumlu bir yapı sağlanır.

Ezoterizmin temel kuralı gereği, bilgiler yalnızca yeterli düzeyde anlayış yeteneği olan ve bu yolda ilerleme özelliği gösterebilen kişilere aktarılmalıdır. Ezoterik sistemde çalışan bir topluluğa katılan kişiye bilgilerin tümü bir anda yüklenmez, kişi belli düzeylerde sınanarak daha ileriye gitme yeteneğinin olup olmadığı anlaşılmalıdır. Özellikle dinsel ve töresel nitelikte olan bilgiler açık ve belirgin bir kesinlikle verilmemeli, böylece öğretiyi alacak kişilerin kendilerine öğretilenleri putlaştırmaları önlenmelidir. Ezoterik sistem içinde bilgileri öğrenmeye başlayan kişi, yalnızca kendisi için öğrenmekle yetinmemeli, bilgilerini birleştirip olgunlaştırarak başkalarına da yararlı olmaya çalışmalıdır.

Ezoterizmi benimseyip uygulayan kuruluşlar ve topluluklar, kendi öğretileri kapsamında çoğunlukla din, töre, bilim ve sanat gibi konuları bir bütün biçiminde işleyip, öğretilerine göre yorumlamışlardır.
Bununla birlikte, salt "bilimsel", salt "dinsel-töresel" ya da salt "sanatsal" Ezoterizmden de söz edilebilir. Salt bilimsel Ezoterizm, yalnızca doğal ve evrensel gerçeklerin, bunların yasalarının ardına düşmüştür. Salt sanatsal Ezoterizm, bireyler arasındaki iletişimin gelişmesinde öznelliği öne alarak, duyumsal algılamayı geliştirmeyi öngörür. Salt dinsel-töresel Ezoterizm ise, dinlerin akıl ve mantığa uymayan öğelerini ayıkladıktan sonra, Tanrı buyruklarından içsel anlamlar çıkarmak yoluyla Gizemciliğe yaklaşır; eğer akıl ve deney yoluyla ulaşılan bilgilerin ötesinde, "sezgi" yöntemi ile sağlanabilen bilgilere öncelik verilirse Gizlicilik ile bağdaşır. Genel olarak dinsel Ezoterizmde, usaaykırı dinsel dogmaların, usauygun bir yoruma kavuşturulma çabası da bulunmaktadır. Ne var ki, kimi ezoterik yorumcular, bu yorumlarda büsbütün usaaykırılığa düşmekten kaçınamamışlardır.

Ezoterizmi benimseyen topluluklar, kendilerine özgü bir çalışma yöntemi ve öğretisi olan, üyesi olmayan kişileri çalışmalarına almadığı gibi, öğretilerini kendi üyelerinden başkasına açmayan örgütlenmelerdir. Bir ezoterik topluluğun bu özelliği, onun bir "gizli örgüt" olmasını gerektirmez. Zira ezoterik bir topluluğun ya da kurumun varlığı, amaçları, ilkeleri, üyelerinin kimler olduğu, çalışmalarının nerede yapıldığı, nasıl çalıştığı herkesçe bilinebilir. Bir ezoterik topluluğun gizli olarak nitelendirilebilecek tek yönü, üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantı ve çalışmaların içeriğidir.



--------------------------------------------------------------------------------

Kaynaklar:

Mason Sözlüğü, M. Özgen Ayfer
Felsefe Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu
Dünya İnançları Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu

Ezoterik İnisiyasyonun Anlamı ve İlkellerde Erginlenme Törenleri
Ezoterik İnisiyasyon Nedir?

Ezoterik İnisiyasyon (Erginlenme, Tekris);"dışarıdaki", "yabancı", "harici", "bigâne" kişinin "içeri" alınması, "mahrem" kılınması, ezoterik topluluğun "üyesi" durumuna getirilmesi, ezoterik bilginin ışığına kavuşmasıdır.

Ezoterik İnisiyasyon; bireyde, varlığın bir alt aşamasından bir üst aşamasına geçişi ruhsal olarak gerçekleştirmeye yönelik süreçtir. Burada amaç, bir takım simgesel eylemler ve fiziksel edimler aracılığıyla, bireye yeni bir yaşama "doğmak" üzere "öldüğü" duygusunu aşılamaktır. Bu nedenle, kimi ezoterik örgütlerde inisiyasyona, İkinci Doğuş da denilmektedir.

İnisiyasyon yoluyla, kişi daha "yetkin" bir tinsel duruma girmekte, "üstün" bir evrene ulaşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, inisiyasyon, en derin anlamıyla, bir çeşit "tanrılaştırma' dır. Temel işlevi, kişinin, dış yaşamındaki her türlü koşullu durumunun ötesine geçmesidir. Böylesi bir "tanrılaştırma" eylemi, evrenin özündeki "büyük varlığın" bireyde belirmesi olgusunu varsayar. Bu varsayım temelini Panteist düşüncede bulmaktadır.

Evren ile Tanrı'yı bir ve aynı şey sayan öğretilerin ve inanç sistemlerinin genel adı Panteizm'dir. Kamutanrıcılık da denilen Panteizm'in temel ilkesine göre, evrende bulunan her şey tek bir Varlık'tan oluşmuştur. Gerçekte varolan bu tek Varlık'tır ve tüm nesne ve canlılar onun çeşitli görünümleridir. Eski gizemci ve ezoterik toplulukların çoğunda Panteist ilkeler benimsenmiştir. Felsefe olarak Stoacılık ve Neoplatonizm'de panteist anlayışlar vardır. Kabalacılık tümüyle panteisttir. Vahdet-i vücut anlayışı ile Tasavvuf 'ta da panteist olgu benimsenmiştir.

Birey, inisiyasyon yoluyla, kendinde zaten varolan bir özü canlandırmaktadır. Bu bir "iç" gerçekleşmedir. Bu nedenle, ezoterik inisiyasyon uygulanan kişinin, belirli bir takım özellik ve eğilimlere baştan sahip olması gereklidir.

İnisiyasyon'nın Batı dillerindeki karşılığı olan "initiation" sözcüğü, Latincedeki "initium" sözcüğünden türemiştir. "Initié" ise aslında "yola koyulmuş, başlamış" demektir. Ezoterizm'de en önemli kavram "İnisiyasyon"dır.

Ezoterizm (Batıniyye, İçreklik), bilgilerin ve görgülerin kapalı bir topluluk içinde ve aşamalı olarak verildiği çalışma ve öğreti sistemidir. Asıl gerçeklerin anlayabilecek yetenek ve bilgide olan kişilere aktarılabileceği görüşü ezoterik sistemin özüdür.

Sistemin üç önemli özelliği vardır:

1)Öğretiyi alacak olanların özenle seçilmelerinden sonra, inisiyasyon yöntemi ile topluluğa kabul edilerek, yine aynı yöntemle ilerlemeleri.

2)Öğretilerin bir dereceler silsilesi içinde verilmesinin yanısıra hiyerarşik yapı gözeten bir örgütlenmenin bulunması.

3)Öğretilerin kapsamında simge, allegori ve özdeyişlerin kullanılması.

Ezoterik yaklaşımın özü; bireyin kendi kendini aydınlatamaması olgusuna bağlıdır. Genelde, ezoterik öğreti uygulamasına karşın; bazen, Mistisizm (Tasavvuf, Gizemcilik) kavramı ile ezoterizm kavramı bu noktada ayrılırlar. Mistik kişi (mutasavvıf, gizemci) çoğu zaman elini eteğini dünyadan çekmiş bir "münzevi"dir, düzen ve denetim dışıdır, hatta disiplinsizdir. Gerçeğe bir anda "sezgi" yoluyla varabilir. Oysa, ezoterizm'de, kişi ancak "inisiyasyon"ya dayalı (initiatique) bir örgüt tarafından ışığa kavuşturulabilir. Ezoterik örgüt kişiye, öncelikle ruhsal bir etki aşılar, sonra bu etkinin üzerine bir "öğreti" kurmaya çalışır; bunu yaparken de belirli bir hiyerarşik yapıyı ve disiplini izler. Mistisizm'in bazen salt bireysel düzeyde kalabilmesine karşın, ezoterizm daima örgütsel bir yapıdadır.

Mistisizm (Tasavvuf, Gizemcilik), duygu ve sezgiye dayalı bir inanç yolu olarak, us ile deney alanı dışında, duygu ve sezgilerle gerçeğe ulaşma anlayışıdır. Tanrıbilimsel açıdan, kişinin kendi içine kapanarak, Tanrı'yı kendinde araması biçiminde de tanımlanır. Mistisizmin son aşaması, Tanrı'nın varlığında eriyerek, kişiliğin yokedilmesidir.

İnisiye olan kişi üzerinde oluşturulan ruhsal etki, esas olarak, İnisiyasyon töreninin "haricilere aktarılamaz" olan temel niteliğidir. Aristoteles, Eleusis Gizemleri'nden sözederken, "öğrenmek yerine hissetmek" diyordu. İnisiyasyon sırasında da, aktarılan bir öğreti yoktur, yaşanan yoğun duygular vardır. Ama, bu duygular, ilerde öğretinin serpileceği uygun toprağı yaratmaktadır.

Öyleyse "inisiyasyon"nın gizemi, "dile getirilemez, sözcüklerle anlatılamaz" bir gizemdir; ancak ritüeller aracılığı ile yaşanır, çilesi çekilir, hissedilir. Gerçekten, tüm ritüelleri en ufak ayrıntısına kadar hariciler tarafından bilinse bile, ezoterik örgütlerin gizemleri tam olarak çözülemez ve çözülemeyecektir. Zira bu gizemler ancak kişisel olarak yaşandığı zaman duyumsanabilir. Tüm ezoterik örgütlerde bulunan ve üstünkörü incelendiğinde anlamsız görünen ritüellerin, aslında, ister korkutucu, ister yadırgatıcı olsun, inisiye olan kişiler üzerinde bir tür psikanalitik tedavi etkisini andıran tinsel yankılanmaları vardır.

Bu durumda, inisiyasyon yoluyla, birey kendi kendini "gerçekleştirmekte", yetkinleşme sürecine ilk adımı atmakta, kendi özünde saklı olanları kuramsaldan eylemsele yöneltmektedir. Üstelik bu durum bir kez kazanılınca, bir daha yitirilmeyen bir niteliktir. İnisiyasyon olgusu artık sürekli bir "durum"dur. İnisiye olmak bir daha geri alınamaz bir özelliktir.

Sonuç olarak; ezoterik inisiyasyon:

A) Kişinin önceden belirlenen eğilimleri ve özellikleri üzerine yapılandırılan,

B) Belirli bir ruhsal etki yaratarak, kişinin bilinçaltına yönelen,

C) Bireyin kendisinin tamamlaması gereken bir "saklı özün gerçekleştirilmesi" çabasından oluşan üçlü bir süreçtir.

İnisiyasyon Törenlerinin Nitelik ve Amaçları

Ezoterik örgütlerde, İnisiyasyon Törenleri, bireyin benliğini etkilemeyi amaçlayan, ve hem fizik, hem de tinsel birer "sınav" niteliği taşıyan deneyimlerdir. Aslında, inisiyasyon, ezoterik örgüt üyelerinin, haricilere açmamak konusunda yemin ettikleri bir "gizem" dir.

Törenin, katılanların kişiliğine bağlı olmayan, kendiliğinden bir etkenliği vardır. Bu etkenlik törenin kendi özünden kaynaklanmakta olup, töreni yöneten ve düzenleyenlerin, ayrıca diğer katılıcıların kişiliğinden bağımsızdır. Töreni yöneten önemli değildir, önemli olan törenin işlevidir. Buradaki yaklaşım, dinsel yaklaşımla paraleldir; örneğin, namazın değerinin, imamın kişiliğinden bağımsız olması gibi.

Diğer taraftan, etkin sonuçlara ulaşabilmek için, törenin ritüeline, en ufak ayrıntısına kadar uyulması gerekmektedir. Ancak, yine de, eğilimleri açısından yatkın olmayan kişilere uygulanan inisiyasyon'nun etkisiz kalması olasıdır. Bu noktada, dinsel yaklaşımdan ayrılınır; örneğin, hristiyanlarda, vaftiz töreni, eğilimine bakılmaksızın herkese uygulanır.

Gizemci aradığı ışığa, bilgiye bir anda sezgiyle ulaşabilir. Buna karşılık, inisiye olmuş kişi, bilgiyi ancak, zamanla ve bir takım aşamalardan sırasıyla geçerek elde eder. Bu nedenle, inisiyasyon yolu, uzun, çileli, aktif katılım gerektiren bir yoldur. Bunun sonucu olarak, inisiyasyonu temel alan tüm ezoterik örgütlerde, hiyerarşik bir yapı oluşmuştur. İnisiyasyonun çeşitli aşamaları, üyelerin ulaştığı varsayılan çeşitli yetkinlik düzeyleri, bir takım "derece" lerle, "rütbe" lerle belirlenmiştir.

Hiyerarşinin gereği olarak, her ezoterik örgütlenmede, üyelerin seçilmesine, törelerin gözetilmesine, geleneklerin sürdürülmesine egemen olan, çoğunlukla oldukça karmaşık ve ayrıntılı bir organizasyon bulunur. Aynı şekilde, ritüellerin izlenmesinde de, yine hiyerarşik yapının gereği olarak, disipline sıkı sıkıya uyulur.

Ezoterik Düşüncenin Özü: İnisiyasyon

Ezoterizm (esotérisme) sözcüğü, eski Yunancada "içeri almak" anlamına gelen "eisotheo" sözcüğünden türetilmiştir. Bu terimin anlamı çok açıktır: içeri almak demek, bir kapı açmak, dışardaki insanlara içeri girme fırsatını vermek demektir. Simgesel olarak bu, saklı bir gerçeği, gizli bir anlamı açıklamaktır. Bütün bunlar, ezoterizm sözcüğünün, bir "kapalı" öğreti ifade ettiğini ortaya koyar. Dışarıdan ve kalabalıktan soyutlanmış bir topluluğa, belirli bilgilerin aktarılması söz konusudur.

Bu durumda, ezoterik düşünce temelinde, bu kapsama giren tüm örgütlerin ortak noktalarını yakalamak olasıdır.

A) İnisiyasyon kendi kendine bilgiye ulaşmak değildir. İnisiyasyonu oluşturan çeşitli "gizler" belirli bir öğretinin dogmatik açıklamaları olmaktan çok, inisiye olan kişide bir diriliş, bir yeniden doğuşla taçlanan bir ölüm duygusu yaratmaya yönelik törenler, ritüeller ve teknikler dizisinden oluşmuştur.

Tüm uygulanan tören, ritüel, ayin, allegorik öykü ve efsanelerin simgesel özü, birbirine oldukça benzeyen bir ana tema etrafında şekillenir: tüm ezoterik örgütlerde, inisiyasyon süreci, "karanlıklar" (ölüm) içine yapılan bir girişle başlar. Bu aşama boyunca, inisiyasyonya aday kişi, kendisinde öldüğü duygusunu yaratmayı hedefleyen, bir takım korkutucu olaylar ve mekânlar içine sokulur, çeşitli "sınav" lara tutulur. Bu aşama, bir tür "cehenneme iniş" tir (Orpheus, Isis, Persephone, Tammuz gibi).

İniş ya da ölüm aşamasını izleyen aşama, genellikle tüm ezoterik inisiyasyon törenlerinde, belirli duygulanımlarla yüklü olmasına özen gösterilen, yine de bir takım simgesel sınavların uygulandığı, bir çıkış, yükseliş aşamasıdır. Bu noktada, genellikle, dar bir geçitten geçişle simgelenen, tipik bir doğum olgusu da yer alır. İnisiye olan kişinin gözleri daima bağlıdır, ve bu da, henüz karanlıktan kurtulamadığını vurgulamaktadır.

Son aşamayı, göz bağlarının çözümü ve ani bir ışıklandırmayla (Aydınlanma, Nurlanma) ile başlayan, çeşitli güzellikte sahnelerle süslü, neredeyse kendinden geçişi andıran, bir doruklanma oluşturur.

Alabildiğince çeşitlendirilmiş, ama hemen tüm ezoterik örgütlerde birbirini andıran, simgelerle canlandırılan ve inisiyasyon töreninin iskeletini oluşturan, bu "iniş-yükseliş" ya da "ölüm-doğum" temasının aktarmak istediği öz nedir?

İnisiyasyon süreci, bir yandan, "evrendoğum" (kozmogoni) sürecinin aşamalarını, Kaos' un Işık tarafından düzenlenmesini simgesel olarak canlandırmakta, temsil etmektedir; diğer yandan, kişinin, Adem'in İlk Günahıyla yitirilen ayrıcalıklara fiktif bir şekilde yeniden kavuşması, Eksiksiz Bilgi'ye ermek için gerekli mistik koşulların içine yeniden doğmasıdır.

Evrendoğum (Kozmogoni), evrenin oluşumu, yaradılışı ile ilgili ilksel ve inançsal tasarımlardır. Genel olarak evrenin yoktan, hiçlikten, kaostan varedildiği inancı, yani Yaradılış kavramı evrendoğumu ifade eder.

Adem'in İlk Günahı, Tevrat'ın Tekvin bölümündeki Cennet'ten elma çalma öyküsüdür. İnsan soyunun bu nedenle her zaman günahkar olarak yaşayacağı dogmasının temellendiği ve Aziz Paul ve Aziz Augustinus tarafından oluşturulan bu dogma, İsa'nın bu yüzden cisimleşerek, günahkar insan soyunu bağışlatmak için kendini feda ettiğini ileri sürer. Bu ilk günah insan soyunun mutsuzluğunun nedeni sayılır.

Özetle, inisiyasyon;

a)Bir arınma' dır. İnsan böylece, eksiksiz, yetkin bir varlık olabilmek için, dış yaşamdan getirdiği tutku ve yanlışlarından sıyrılır.

b)Bir nurlanma' dır. İnsan böylece, yitirilmiş bilgi'ye erme, "Yitik Kelâm"ı yeniden bulma umuduna kavuşur.

c)Bir bütünlenme' dir. İnsan böylece, Günah'tan önceki ayrıcalıklı durumuna yeniden doğar ve evrenin özündeki "Büyük Varlık" la birleşir.

Yitik Kelâm, Yitirilmiş Bilgelik, insanoğlu'nun yaradılış sırasında sahip bulunduğu, ama sonradan yitirdiği, sonsuz özgürlük ve mutluluk veren eksiksiz bilgiyi simgeler. Tanrı bu bilgiyi insanlara vermiş, ancak haketmediklerini görünce geri almıştır. Bu "bilgi"ye yeniden ulaşabilmek için, haketmek yani çileli bir çaba göstermek şarttır. Bu nedenle, gelişigüzel her insan bu bilgiye ulaşamaz, sadece seçkin kişiler, belirli sınav ve aşamalardan geçerek bilgiyi elde edebilirler.

B) Ta başlangıçtan beri, insanoğlu, nereden gelip nereye gittiğini, varoluşunun amacını, ölümden sonraki yazgısını öğrenmek arzusuyla yanmış; buna koşut olarak da, bütün çağlar boyunca, bir takım ezoterik örgütler, evreni yöneten yasaları kavramış olduklarını, temel soruları çözen "Dile Getirilmez Giz" e ulaştıklarını ileri sürmüşlerdir.

"Nereden Geliyoruz? Kimiz? Nereye Gidiyoruz?". İnsanoğlu, sınırsız kudrete ve Tanrıya ulaşmaya duyduğu susuzlukla, hep bu üç soruyu soragelmiştir kendine. Bu kesin ve eksiksiz bilgiye açlıktır. İster dini, ister felsefi, ister mistik ya da isterse Gizlici (Occult) olsun, tüm ezoterik örgütleri besleyen ana kaynak bu açlıktır.

Gizlicilik (Occultisme), evrenin gizli gerçeğine ancak doğaüstü ve büyüsel işlem ve yöntemlerle varılabileceği inancıdır. Teosofik inançlar ve Hermetik Bilimler (Astroloji, Simya, Teürji, Fal, Kehanet, Büyü ve Sihir gibi işlemler) bu kapsamdadır.

Ezoterizm ve Din

Tarihsel olarak değerlendirildiğinde, ezoterik örgütlerle dinlerin eski çağlarda hemen hemen tümüyle (örneğin Mısır'da Hermetizm, Yunan'da Eleusis, Dionysos Misterleri ve Orfizm, Yahudilerde Kabalacılık ve Essen'liler, Ortadoğu ve Akdeniz çevresinde Mithracılık, Manicilik, Hristiyanlık'ta Gnostikler, Katarlar, Şovalye Tarikatları, İslam'da Batıni Tarikatlar), yakın çağlara kadar da kısmen içiçe oluşup geliştiklerini görebiliriz. Bu gün bile, ezoterik örgütlerden bazısı belirli bir din çerçevesi içinde kendini sürdürme çabasındadır.

Yapısal açıdan değerlendirildiğinde, ezoterik örgütlerle dinler arasındaki benzeşim ve ayrımlar kolayca ortaya çıkar. Her iki kurumda da, inançlar ve/veya öğretiler, belirli ayin, tören, ritüeller aracılığıyla pekiştirilmekte; ve bunlar belirli bir hiyerarşinin gözetim ve denetiminde gerçekleştirilmektedir. Gene her iki kurum da, çeşitli simgeler, mitler, efsane ve allegorilerden geniş boyutlarda yararlanmakta; "olumlu bilimlere" ancak kendi ilkelerinin koyduğu sınırlar içinde göz yummaktadır.

Ayrımlara gelince, tek bir temel ayrım bulunur: Dinler, inançlarını yayma çabası içinde olduklarından, herkese açık kurumlardır. Diğer bir ifade ile, ekzoterik (exotérique)'dirler. Oysa, ezoterik kurumlar, ilkesel olarak, özel nitelikler ve eğilimler taşıyan kişilere açıktırlar.

İnisiyasyonun Kökeni: İlkel Topluluklarda "Erginlenme" Törenleri

Yapılan bilimsel araştırmalar, tüm ilkel topluluklarda, zaman ya da mekân farkı olmaksızın tümünde, bilimsel adı "Geçiş Ayinleri" (Rites de Passage) olan, bir tür inisiyasyon töreninin varlığını ortaya koymuştur.

Genel olarak, ilkel toplulukların sosyal yapılarında, dört temel gruba ayrılma ilkesi geçerlidir. Bunlar; çocuklar, gençler, yetişkinler ve evlileri de kapsayan yaşlılar (ya da eskiler) grupları olarak belirlenmektedir.

Bir toplumsal gruptan, bir diğerine yükselme her zaman bir "geçiş ayini" vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Bu tür ayinler, ilkel topluluğun tüm üyelerine açık (ekzoterik) törenlerdir. Kuşkusuz en önemli ve en yetkin geçiş ayini, yeni yetmenin yetişkinler topluluğuna katılması sırasında yapılır. Bu geçişe "erginlenme" adı verilir.

Erginlenme, tüm ilkel topluluklarda görülmüş, örneğin Fiji'liler ve Avustralya'lılar gibi en geri kültür aşamalarında bile yaygın olduğu saptanmıştır.

Erginlenme, düzenli olarak, üç aşamada gerçekleştirilmektedir; adayın toplumdan yalıtılması, bekletme ve eğitim, yeni duruma geçiş. Bu aşamaların tamamlanmasıyla kişi, artık yetişkinler arasına kabul edilmekte, hem varoluşsal rejiminde, hem de toplumsal konumunda kökten bir değişim olmaktadır.

Törenin amacı, bireyi bir önceki toplumsal statüsündeki kurallar ve davranışlar sisteminden tümüyle kurtarmaktır. Ama bu kurtuluş sırasında, adayın oynadığı rol bütünüyle edilgendir. Adaya, neredeyse kirli bir nesne gibi davranılmakta, arıtılması gereken bir eşya olarak bakılmaktadır.

Sonuçta, erginlenen kişi, eski toplumsal etkinliği ile ilgili nesne ve teknikleri artık tanımıyormuş, kullanamazmış durumuna zorla itilir. Tümüyle eski benliğini yitirmiş, eski yaşamından kopmuş olduğu varsayılır. Bu kopuş, bu yapay bellek yitimi yanlızca kuramsal düzeyde kalmamakta, çeşitli aşağılamalar, işkenceler, ağır sınavlar aracılığı ile somut şekilde yaşanmaktadır. Örneğin: Masai'lerde (Kenya) ayinle sünnet edilen erkekler, yaraları kapanıncaya kadar kadın giysileri ile dolaşmak ve küpe takmak zorundadırlar. Kimi topluluklarda, diş sökmek (Afrika), göğüs adalelerinden bağlanıp asılmak (K.Amerika), parmak kesmek (Okyanusya) gibi daha gaddarca uygulamalar da vardır.

Hemen tüm erginlenmelerde rastlanan bu zorlamalı bellek yitimi, anılardan arınma yoluyla, kişinin bilincinde bir tür bekaret sağlamakta, kişiyi artık geçersiz ve yetersiz duruma gelmiş eski bağlarından kurtarıp, kendi kendinden sıyırmaktadır.

Böylece, kültürün en ilkel düzeylerinden başlayarak, "erginlenme"nin, kişinin oluşumunda önemli bir rol oynadığını ve özellikle de gençlerin varoluşlarında esaslı bir sıçramayı ifade ettiğini görüyoruz.

En ilkel toplum insanı bile, kendini doğal durumuyla "eksik" görmekte, doğa tarafından yaratılmış, verilmiş haliyle "tamamlanmamış" olarak kabul etmektedir. Asıl anlamıyla insan olabilmesi için, bu ilk eksikli durumunda ölmesi, hem kültürel, hem tinsel ve hem de sosyal olarak daha üst bir yaşama doğması gerekmektedir.

Erginlenme eylemi, sonuçta, paradoksal ve doğa-üstü bir ölüm ve yeniden diriliş/ikinci doğuş deneyine indirgenebilir. Erginlenme insanın "başka" olmak istediğini, doğal düzeyinde kalmak istemediğini, ideal bir imgeye göre kendini yeniden yaratmaya çabaladığını gösterir. İlkel insan, insanlığın tinsel ülküsüne ulaşmaya böylece adım atmaktadır.

Tören, her ilkel toplulukta, adayın ailesinden uzaklaştırılması ile başlar. Uzakta, çayırın ortasında ya da ormanın içinde bir kulübede, bazen bir mağarada bekletilir aday. Daha bu ilk adımda ölüm simgesi vardır. Yanlızlık, orman, karanlıklar ölümü vurgular. Bazı ilkellerde bir kaplanın gelip adayı ormanın içlerine götüreceği inancı vardır. Banda kabilesinde adayın bir canavar tarafından yutulmuş olduğu varsayılır. Aslında kulübe ana rahmini simgelemektedir. Burada adayın ölümü ve cenin durumuna geri dönüşü söz konusudur. Genç adaylar sınavlarının bir kısmını burada vermekte, kabilenin sırlarını burada öğrenmektedirler. Bu aşamada ölüm simgeciliği alabildiğine abartılır. Bazı toplumlarda, adaylar yeni açılmış mezarlara gömülürler, ölü gibi hareketsiz kalırlar, ölüye benzemek için vücutlarına beyaz toz sürerler. Diş sökme, parmak kesme gibi işlemlerin yanı sıra sünnet, dövme yapma, deride iz açma bu aşamada uygulanır.

Ölüm simgeciliği, her zaman, yeniden doğuş simgeleriyle içiçedir. Adaylar, erginlenmeden sonra başka adlar almakta (Dede Korkut Masallarında ad kazanmaya çalışan gençler), önceki yaşamlarına ait herşeyi unutmuş sayılmakta, ayinin peşisıra bebekler gibi başkalarınca beslenmekte, kollarına girilerek yürütülmektedirler. Örneğin; Bantu' larda adayın yatağa yatıp bebek gibi ağlaması zorunludur.

Erginlenen kişi, yanlızca ölüp, yeniden doğan olmayıp, aynı zamanda, metafizik düzeyde açıklamalar edinen, bilgilenen, sırları öğrenen kişidir. Kabilenin tanrılarını, onların gerçek adlarını, dünyanın oluşumuna ait efsaneleri öğrenmiştir. Erginlenen kişi, bilen kişidir. Bu nedenle, erginlenme, bilinc körlüğü veren doğal durumun aşılması anlamına gelir. Adayın varoluşunun gerçek boyutlarını keşfe, insan sorumluluğunu üstlenmeye çağrıdır.

Simgesel Açıklamalar

İlkellerdeki erginlenmelerde rastlanan bazı uygulamaların simgesel anlamları aşağıda açılanmaya çalışılmıştır:

A)Katılma Kulübesi:

Simgesel olarak, mezar ya da ana rahmini belirtir. Doğum, yaşam, ölüm ve yeniden doğum çevriminde bağlantı noktasını oluşturur.

B)Dar Kapıdan Geçiş:

Bir varlık durumundan diğerine, bir varoluş sürecinden başkasına dönüşümü, yani doğum olayını simgeler. Kapı ya da sıkça görüldüğü üzere "tehlikeli geçit, köprü" olgusu, dışarı ile içeri arasındaki sınırlamayı olduğu kadar, bir durumdan ötekine geçişi de simgelemektedir. Bu geçiş olayı aslında varoluşsal bir şıçramadır. Bir kopuşu ve bir aşkınlığı vurgular. Çeşitli mitler ve dinsel geleneklerde yeralmaktadır. Örneğin: Yunan mitolojisinde Hades'in kapısı, kapıda duran Kerberos, geçilmesi gereken Styx ırmağı, İran mitolojisinde Cinvat köprüsü, İslam inancında Sırat köprüsü, Ortaçağ efsanelerinde Kutsal Kâse Graal'i arayan Lancelot'nun geçtiği sularla örtülü köprü ve şato kapısı, İskandinav mitolojisinde cehennemin üzerinden geçen köprü.

Kutsal Kâse Graal, İsa'nın son yemekte kullandığı ve sonradan içine kanının toplandığına inanılan kutsal tasa verilen addır. İnanışa göre bu kase, Batı Avrupa'ya Arimethea'lı Joseph tarafından getirilmiş, fakat kaybolmuştur. Bir çok Breton efsanesinin konusu ve özellikle Kral Arthur Efsanelerinin eksenini Graal'in aranışı oluşturur. Graal bu efsanelerde, insanlığın evrensel mutluluğunu ya da gerçek bilgiyi simgeler. Yitirilmiş Bilgelik kavramına denk düşer.

C)Yardım Gerektiren Yolculuklar

Yürümeyi yeni öğrenen bebek simgesi, bir önceki yaşamdan herşeyin silinmesini simgeler. Yolculuk eski yaşamdan kopuş ve yeni yaşama ulaşma anlamındadır. Yolculuğun hedefi Gerçek Bilgi' ye ulaşmaktır. Graal'in aranışında olduğu gibi zorlu sınavlar ve tehlikeler içerir.

D)Sıvı Simgeciliği

İlkel topluluklarda, erginlenme sırasında adayın su, yağ, sidik ya da kan ile yıkanması, vücudunun ovulması en sık görülen uygulamalardandır. Özellikle tüm vücudun suya batırılması dikkat çeker. Bu uygulama bir yandan Hristiyanların vaftiz işlemini anımsatırken, diğer yandan bir çok ezoterik örgütte yapılan su ritüellerine denk düşer. Sıvı simgeciliği hem adayın sıvı içinde bulunan cenin durumuna dönerek yeniden doğuşunu vurgularken, hem de suyun arıtıcı niteliği sayesinde önceki yaşamın pisliklerinden kurtuluşu amaçlar.

E)Ateş ile Arınma

İlkellerin erginlenme törenlerinde, yine sıkça görülen bir uygulama da, ateşin kullanımıdır. Ateş sayesinde adayın cesareti ve özverisi sınanır. Ateş üzerinden atlama, korlar üzerinde yürüme, vücudun bir bölümünün dağlanması gibi zorlu uygulamalar yapılır. Burada, ateşin hem arıtıcı, hem de dönüştürücü-değiştirici niteliği ön plana çıkar. Zaten ateş tapımı bilinen en eski dinsel inançlardan biridir. Ateş tapımına Mısır'da, Slavlar'da, Germen'lerde, Kelt'lerde eski Yunan ve Roma'da, İran'da, Hindistan'da, Kuzey Amerika yerlilerinde, Meksika'da, Çin'de, Afrika'da ve Polinezya'da rastlanmıştır. Ancak en yetkin uygulaması Mazdeizm'de bulunur, Zerdüşt dininde ateş, Ahura Mazda'yı simgeler ve hiç söndürülmeden korunur. Günümüzde Hindistan'da Parsi'lerde ateş tapımı sürmektedir.

F)Toprak Simgeciliği

Toprak Ana (Terra Mater) en ilkel toplumlarda bile rastlanan, temel imgelerden önde gelenidir. Bu imge tüm kültürlerde, sayılamayacak kadar çok biçim altında görülmüştür. İnsanların toprak tarafından doğurulması evrensel yaygınlığa sahip bir inançtır (Adem'in topraktan yaratılması inancı). En genel anlamıyla, toprak insanoğlunun kozmik anası olarak değerlendirilir. Ana ve doğum kavramlarında olduğu gibi, Ölüm ve mezar kavramları da, toprakla bütünleşmektedir. Bu nedenle, ölüm ve ikinci doğum simgeciliğinde baş rolü toprak oynamaktadır.

Ekzoterikten Ezoteriğe

Evrensel düzeyde, her ilkel kültürde rastlanan herkese açık, ekzoterik "Erginlenme" olgusu, nasıl olmuş da, ezoterik bir yapıya evrimlenmiştir?

Bu değişimin temelde iki ayrı nedeni gözlemlenmiştir. İlki; tektanrılı dinlerin gelişmesi ile bağdaştırılabilir. Bu dinler, bir yandan panteistik inançları törpülerken, diğer yandan insan iradesini hor gören bir niteliktedirler. Doğaya açık, doğanın içinde onurlu bir konum sahibi olan ilkel insanı, bu durumundan uzaklaştırıp, kul düzeyine indirgemişler, "kader" olgusu ile özgürlüğünü yoketmişlerdir. Üstelik, pagan inançlarla kıyasıya savaşım vermişler, insanoğlunu "tanrılaştıracak" her türlü yaklaşım ve düşünceyi sapkınlıkla suçlamışlardır.

Diğer neden, ezoterik örgütlerin, sömürge oluş koşullarının zorlamasıyla, "ilkel" anlayışın "uygar" anlayışa karşı kendini savunma güdüsü gereği, siyasal nitelik kazanmalarına bağlıdır. Amaç, uygarlığın karşısında sarsılan eski gelenek, örf ve inançları pekiştirmektir. Afrika'da Ngui-Goril adamlar, Nkee-Pars adamlar, Bwiti ve Poro, Malenezya'da Duk-duk ve İniet, Orta Amerika'da Kakçek, Kuzey Amerika'da Didewiwin, Hamatsa ve Kaçina bu tür ezoterik örgütlerdir.

Son Söz

Ezoterik yaklaşım çerçevesinde, inisiyasyon olgusu bir süreçtir. İster en ilkel uygarlık düzeyinde, isterse en gelişmiş teknoloji toplumlarında olsun, yapılan törenler, bu sürecin simgesel olarak başlangıcını temsil ederler. Hangi uygarlık düzeyinde olursa olsun, inisiyasyon süreci, mevcut kültür ve üretim biçimlerinde, belirli bir rasyonalizm (akılsallık) gereğini öngörür. Burada söz konusu olan rasyonalizm, temel olarak, insanın doğa ve toplum içinde kendi özgünlüğünün ayrımına varması demektir. Bu farkındalık kavramı, ezoterik anlayışa göre "bilinçlenme" anlamına gelir.

Özetle, ezoterik örgütlerde inisiyasyon; insanın kendi özgünlüğünün bilincine varması sürecidir. Bu da, temel kültür kavramlarının yorum ve kıyas yoluyla, enine boyuna irdelenmesini gerektirir. Bu nedenle, kültür kavramlarının özümsenmesi doğrudan bilinçlenme, inisiyasyon sürecinin kendisini oluşturur. Simgeler ise, kavramların billurlaşmış hali, somutlanmasıdır. Somut olarak yaşananların soyutlanması kavramları, soyut kavramların yeniden somutlanması da simgeleri oluşturur. Fakat, inisiyasyon çabası içindeki her birey için, somut simgeler o bireyin kendi soyut yorumunu yaratacak, soyut yorum da, bireyin yaşamında somutlaşacaktır. İşte, toplumun kültür yapısından bireyin yaşamına uzanan inisiyasyon süreci budur. Her simge ve temsil ettikleri her kavram, uzun bir tarihsel sürecin ürünüdür. Ne simgeler, ne kavramlar, ne de bilinçlenme-inisiyasyon, insanlığın kültür tarihinden bağımsız olamaz.

Ezoterizm'in Gelişim ve Evrimi Üzerine Bir Kuram........................--------------------------------------------------------------------------------

Tüm topluluk üyelerine açık olan, ekzoterik "Erginlenme" yani "Geçiş Ritleri"nin üç temel aşamada gerçekleştirildiği belirlenmiştir: (1) Eski durum ya da statüden kopma, (2) iki durum arasındaki eşik ya da statüsüzlük durumu ve (3) yeni durum ya da statü ile bütünleşme. Antropologların özel önem verdikleri durum, "liminarite" (eşiksellik) diye adlandırdıkları, geçiş ritine tabi olan kişinin statüsüzlük durumudur. Bu eşiksellik evresinin türdeşlik, eşitlik, anonimlik, mülksüzlük, dış görünüşe önem vermeme, servete bağlı ayrımların olmaması, cömertlik, boyun eğme, yalınlık, acı ve ıstırabın kabulü...gibi özelliklerle belirlenen bir "communitas" (yoldaşlık) durumu olduğu belirlenmektedir. Bir tür toplumsal statü yitimi olan bu communitas durumunun ezoterik yapının gelişmesinin temel taşı olduğu savunulmaktadır. Diğer bir söyleyiş ile Ezoterizm bilinçli olarak sürekli olarak "eşiksellik" durumunu sürdürme çabasıdır.

Bu aşamada sormamız gereken soru şudur: Evrensel düzeyde, her ilkel kültürde rastlanan herkese açık, ekzoterik "Erginlenme" olgusu, nasıl olmuş da, ezoterik bir yapıya evrimlenmiştir?

Bu soruya yanıt arayabilmek için çok eskilere doğru bir zaman yolculuğu yapmak gerekiyor. Vardığımız dönemde yapacağımız “tarihsel özdekçi” gözlemlerin temelini ekonomi, sosyoloji ve antropoloji oluşturmalı.

Proto-Neolitik (İÖ. 7500 -5500) ve Neolitik Çağ (İÖ. 5500 - 4500)

İlk gezimiz "Geçiş Ritleri"nin herkese açık olarak uygulandığı bir döneme. Bu çağda insanlar, ya avcı-toplayıcı gruplar biçiminde, ya da en ilkel tarzda tarım yapan çok küçük çiftçi-çoban toplulukları olarak yaşamaktalar. Topluluk üyeleri arasında en basit düzeyde bir işbölümü var, ancak üyeler arasında toplumsal bir farklılaşma belirmemiş. Özel mülkiyetin bulunmaması, siyasal iktidar kurumunun yokluğunu tayin ediyor. Dolayısıyla devlet de yok...Eşitlikçi ideolojinin egemen olduğu devlet-öncesi sınıfsız bir toplum yapısı bu.

Bu dönemde geçerli olan inanç dizgesi tümüyle "ritus" temelli. Yani inanç olgusu, bağımsız irade sahibi olarak tasarlanan doğa güçlerini, topluluğun varlığını sürdürebilmesi için gerekli koşulları sağlamaya ikna etme çabalarından ibaret.

Bu aşamada "ritus"u tanımlamak gerekiyor: uzlaşımsal simgesel anlamlar taşıyan ve kutsal ile bağıntılı geleneksel davranış ve uygulamalar. Diğer bir anlatımla, sözel törelerin simgesel davranışlarda kurumlaşması...Ritus, evreni açıklamaya çalışan ilkel bir kozmoloji/kozmogoni yaklaşımıdır; insanı, evrenin karmaşası karşısında tutarlı bir çerçeveye oturtma çabası olarak görebiliriz ritusu. Bunlar simgesel, standartlaşmış, yinelenen, değişmeyen, kendiliğindenliğe yer vermeyen davranışlar. Örneğin geçiş ritleri...

Ritusun işlevi belli: öncelikle evreni anlamak için bir araç. Bilinmeyenden kaçınmayı, toplum yaşamını standartlaştırmayı ve böylece kaygı gidermeyi sağlayan psikolojik işlevleri de var. Toplumsal statüyü belirleyerek ve bireyi toplumla bütünleştirerek eğitsel bir işlevde üstleniyor. Kültürel işlevi ise topluluğun kültürünü gelecek kuşaklara aktarmasıyla ortaya çıkıyor.

Ritus uygulamalarına topluluğun tüm üyeleri katılıyorlar; katılımcılar yoğun bir duygudaşlık içindeler; uygulamada hiyerarşik bir yapı yok, ritusu yöneten şaman dışında tüm üyeler eşit ve anonim. Amaç, doğayı yansılamak ve onunla özdeşleşmek. İnançsal yapı toprağa ve meteorolojiye yönelik. Temel gereksinimler çerçevesine oturtulmuş kaba bir bereket kültü geçerli. Ana Tanrıça (Toprak Ana) ve oğul/sevgili teması. Mevsimler örnek alınarak düzenlenmiş bir "doğum-ölüm" eksenli inanç yürürlükte ve bu inanç dizgesinde, egemen bir kollektivitenin genel ve soyut ifadesi biçimlenmiş. Esas olan kollektivite olunca, ekzoterik yapı topluluğun tümünü kapsıyor.

Geç Neolitik (İÖ. 4500 - 3500)

İkinci zaman gezimiz aynı topluluğa ancak bu kez Geç Neolitik çağa gidiyoruz. Çok şeyler değişmiş aradan geçen yıllarda. Bizim küçük köy, neredeyse bir kent düzeyine yükselmiş. Sulamaya dayalı tarım ve saban kullanımının yaygınlaşması nüfusu arttırmış. Avcı-toplayıcılık tümüyle terkedilmiş. Hayvancılık da gelişmiş. Yazı bulunmuş, gerçi çok sınırlı kullanılıyor ama. İşbölümü uzmanlaşmaya dayalı duruma gelmiş, toplum üyeleri arasında farklar belirmiş. En önemlisi özel mülkiyet ortaya çıkmış. Yöneten-yönetilen olgusu belirmiş, henüz kurumsallaşmamış olsa da bir siyasal iktidardan söz etmek olası. Bunu bir tür erken-devlet olarak nitelendirebiliriz. Bu erken-devlet, işbölümü ve teknolojik gelişmenin sağladığı üretim artışını, üretime katılmaksızın denetleyen bir kesimin elinde yoğunlaşması sonucu, doğan gerilimi yok etmek, özel mülkiyeti güvence altına almak ve sınıfsal çatışmaları frenlemek için çabalıyor.

İnanç dizgesi, yine rituslara dayanıyor ama kozmogoni/kozmoloji kurumsallaşarak mitoloji biçimine dönüşmüş. Ritus uygulamaları örgütlenmiş, bu uygulamaların yapılması için belirli kutsal mekanlar oluşturulmuş. Bu mekanlarda, örgütlenmiş ritus uygulamalarını yöneten bir ruhban sınıfı ortaya çıkmış; toplulukta herkese açık ritus uygulamaları sürüyor ancak, yönetenler ve ruhban sınıfı, kapalı katılımlı başka rituslar uygulamaya başlamışlar, bir tür ezoterik uygulama başlamış. Erginlenme hakkı sınırlanmış. Toplulukta ekonomik ve siyasal güce dayalı bir seçkincilik belirmiş; seçkinler kendi aralarında farklı bir inanç dizgesi uygularken, topluma sundukları inanç tümüyle yöneticilik ideolojisini meşru kılmak amacını taşımakta. Kutsal yönetici kavramı gelişiyor. Bereket kültü ayrıntılı anlatımlarla zenginleşmiş. Yönetici, yiten/ölen ve yeniden doğan tanrı ile özdeşleşmiş ve giderek bereketin sağlayıcısı durumuna yükselmiş. Bunun cezası da var...Bereketi sağlayamayan ya da sağlayamayacak kadar yaşlanan yönetici (kral) öldürülüyor (Regicide). Siyasal güç sahiplerinin iradesi, rahipler tarafından mitolojiye taşınmış. İnanç giderek bir devlet kültü halinde örgütleniyor ve siyasal iktidarı meşrulaştırma işlevini üstleniyor.

Bizim için esas değişim, ezoterik bir uygulamanın bilinçli olarak yürürlüğe seçkinler (yönetici ve ruhban sınıfı) tarafından konulmuş olması.

Kent Devletleri (İÖ. 2500’den sonra)

Üçüncü zaman gezimiz, kent devletinin köklü bir biçimde ekonomik ve sosyal yaşamı düzenleyip denetlediği bir çağa... Kent nüfusu iyice artmış, işgücü örgütlenmiş ve mesleki uzmanlaşma gelişmiş. Tarım ile ilgili teknolojik gelişme ve yazının iletişimde kullanımı belirgin nitelikler. Önemli bir gelişim ticaretin giderek artan bir hızla yoğunlaşması. Kentler arası ticaret gelişiyor; hatta ticaret yollarının denetimi için diğer kent devletleri ile savaşlar yapılıyor. Ticari kazanç, toplum içi ayrımların daha keskinleşmesine yol açmakta. Kent devleti, kurumlaşmış siyasal iktidarı kullanıyor. Yasalar konulmuş, özel mülkiyet ve yöneticinin hakları yalnızca inançla değil, artık yazılı yasalarla da korunuyor.

İnanç dizgesi: ritus+mitos temelli hala, ancak zaman zaman belirli bir akılsallığı öngören "logos" ilkesini de gözlemlemek olası. Zaman içinde mitosla ilgili unsurlar silinecek, logosun ağırlığı artacaktır. İlerdeki çağlarda, logos da giderek dogmaya dönüşecek ve klasik dinsel yapı ritus+dogma biçime oturacaktır. Ancak bu gelişmeler için henüz çok zaman var.

Tam anlamıyla örgütlenmiş ve kurumsallaşmış bir ruhban sınıfı, siyasal iktidarı meşrulaştıracak olan dinsel inancı bir ideoloji olarak tüm topluma yaygınlaştırmayı başarmış. Ancak kendi kapalı örgütlenmelerini ve bu çerçeve içinde farklı inanç ve hatta siyaset yorumlarını oluşturmaktalar. Toplumda tam anlamıyla iki katlı bir felsefe egemen: bir yanda kendi ezoterik yapısı içinde yönetici-ruhban sınıfı yani seçkinler, diğer yanda geniş topluluklara yayılan sıradan inandırma teknikleri...Seçkinlerin ezoterik örgütlenmesi, kendi aralarında siyasal iktidarı meşrulaştırma endişesini tanımadığı için, inanç bakımından devrimci yaklaşımlar sergileyebiliyor. Kamutanrıcı, tektapımcı ve giderek tek tanrıcı yaklaşımlar da var.

Tanrı-Kral kavramı pekişmiş. Kral siyasal gücünün doruğunda. Bu nedenle artık kral kurban edilmesi uygulaması terk edilmiş, bunun yerine 7 ya da 11 yıllık dönemlerde yapılan dinsel bayramlarda kralın yerine bir sahte kral (mock king) kurban ediliyor.

Ne var ki, bu iki katlı yapı da zaman içinde bir farklılık gösterecek; seçkinler dışında kalan hoşnut olmayanlar da inançsal, siyasal ya da ekonomik amaçlarla, kendi ezoterik örgütlenmelerini kuracaklar ve yapı böylece üç katlı bir örgütlenmeye dönüşecektir. Ekonomik amaçlı olanlar toplumsal yapı içinde gerekli ve verimli bulunacak; oysa siyasal ya da inançsal nitelikli olanlar sapkın damgası yiyerek baskı altına alınacaktır. Toplumun tümüne yayılan, ekzoterik nitelikli büyük tektanrılı dinler de işte bu başkaldıran ezoterik yaklaşımlardan kaynaklanacaktır.

Son Söz

Ezoterik yaklaşım çerçevesinde, inisiyasyon olgusu bir süreçtir. İster en ilkel uygarlık düzeyinde, isterse en gelişmiş teknoloji toplumlarında olsun, yapılan törenler, bu sürecin simgesel olarak başlangıcını temsil ederler. Hangi uygarlık düzeyinde olursa olsun, inisiyasyon süreci, mevcut kültür ve üretim biçimlerinde, belirli bir rasyonalizm (akılsallık) gereğini öngörür. Burada söz konusu olan rasyonalizm, temel olarak, insanın doğa ve toplum içinde kendi özgünlüğünün ayrımına varması demektir. Bu farkındalık kavramı, ezoterik anlayışa göre "bilinçlenme" anlamına gelir.

Özetle, ezoterik örgütlerde inisiyasyon; insanın kendi özgünlüğünün bilincine varması sürecidir. Bu da, temel kültür kavramlarının yorum ve kıyas yoluyla, enine boyuna irdelenmesini gerektirir. Bu nedenle, kültür kavramlarının özümsenmesi doğrudan bilinçlenme, inisiyasyon sürecinin kendisini oluşturur. Simgeler ise, kavramların billurlaşmış hali, somutlanmasıdır. Somut olarak yaşananların soyutlanması kavramları, soyut kavramların yeniden somutlanması da simgeleri oluşturur. Fakat, inisiyasyon çabası içindeki her birey için, somut simgeler o bireyin kendi soyut yorumunu yaratacak, soyut yorum da, bireyin yaşamında somutlaşacaktır. İşte, toplumun kültür yapısından bireyin yaşamına uzanan inisiyasyon süreci budur. Her simge ve temsil ettikleri her kavram, uzun bir tarihsel sürecin ürünüdür. Ne simgeler, ne kavramlar, ne de bilinçlenme-inisiyasyon, insanlığın kültür tarihinden bağımsız olamaz.

Tarih, aslında, aralarında bir tinsel bağ bulunan olgu ve kavramlardan meydana gelir. Olgu ve kavramları birbirine bağlayan tinsel bağ “tarihsel yorum” dur. Bu nedenle, tarihsel yorum değiştikçe, tarihin anlamı da değişir ve farklı “izm”ler ortaya çıkar.

Tarihsel yorumlama, aslında bilinçlenme için gerekli olan akılsal, kavramsal yapıdır. Bu yapı; “zemin, yöntem ve erek” olmak üzere üçlü bir dizge tarafından belirlenir. Zemin, bu üçlü dizgede, yorumlamanın temelini ve yapının özünü oluşturan “gizil özne” durumundadır. Yöntem ise, tarihsel yorumun çevresini oluşturan ilişkiler ve koşullar sistemi; “structure” anlamındadır. Temelde kavranması gereken bu üçlü dizgedeki iç bağıntılardır. Zemin, yöntem ve ereği belirlerken; aynı zamanda yöntem de ereği şekillendirmekte, diğer yandan böylece oluşturulan erek zemini etkileyerek, çevrimi tamamlamaktadır. Üstelik bu karşılıklı etkileşimler bir sarmal gelişim göstermektedirler.

Örnek olarak; ilkel toplumlar; zemine doğa’yı, yönteme de doğa insan ilişkilerini koyup, erek olarak insanı tanımayı almışlar ve böylece ilkel bir metafizik aydınlanmaya ulaşmışlardır. Bu dizge en basit düzeyde bir varlıkbilim (ontoloji) açılımıdır. Bir başka örnek de; zemine Tanrı’yı, yönteme dinsel kuralları (vahiy) oturtup, erek olarak da ahlaksal ve sosyal düzen (etik) alınırsa ortaya çıkan “din” kurumudur.



--------------------------------------------------------------------------------






 
 

(no login)

musaya tampliyeler'in öyküsü - I

November 18 2000, 5:15 PM 

tampliyeler'in öyküsü - I





Bu yazı büyük ölçüde Underground Streams sitesinden alınmıştır.





İlk Haçlı Seferi

(1) Kutsal Savaşa Çağrı

"Ortaçağ Avrupasında, yönetici sınıfın ahlak anlayışı Nibelungenlied efsanesi ile eski İzlanda sagalarındaki ahlak ilkelerine bağlı kalmıştı. Onuncu yüzyıla kadar, Jom-Viking'ler adı verilen bir pagan dinsel örgüt İskandinavya'da etkinlik göstermişti. Bu örgüt, çok sıkı bir disiplin altında yaşayabilen, cesaretleri kanıtlanmış müthiş savaşçılardan oluşuyordu. Savaş alanında can vererek, Valhalla'ya gitmek ve orada Woden'e (Odin) kavuşmak en büyük arzularıydı. Norman'ların İngiltere'yi fethetmeleri ile sonuçlanan Hastings Savaşında kendilerini pek kanlı bir biçimde kanıtlayan "Carles Birlikleri"nin kurucusu da, eski bir Jomsburg kardeşliği komutanı olan Kral Sweyn Forkbeard idi. Üstelik, bir çok Avrupalı soylu Norman kanı taşıyordu. Onikinci yüzyılda, bu kuzeyli şavaşçıların anıları hala çok canlıydı ve bir tür kahramanlık şiiri olan "chanson de geste"ler bu savaşçıların pagan ülkülerini dile getirmeye devam ediyordu: fizik güç, yağmacılık ve intikam hırsı."

Desmond Seward, The Monks of War

"Kuzey Avrupa Savaş Kültlerine bağlı askerler, savaş alanlarındaki çılgın vahşetleri ile korku salmışlardı. Bir çok derebeyine bağlı olarak varlıklarını sürdüren bu savaşçılar, Kutsal Roma İmparatorluğunun yönetiminde oluşturulmak istenen barış içinde bir birleşik Avrupa ülküsüne engel oluyorlardı."

"Kilise, umutsuzca akan kanları durdurmaya çabaladı. Bu girişimin ilk örneklerinden biri; "Tanrısal Ateşkes" adı verilen ve soylulara belirli günlerde savaşmayı yasaklayan bir dinsel uygulamaydı. Kanlı içgüdüleri ehlileştirmek için uzun vadeli çözüm olarak da "Şövalyelik" kurumu düşünülüyordu. Savaşçılara bir hristiyanlık ülküsü aşılayan, özgün olarak savaş becerisini arttırmayı amaçlayan, ama pratikte, dinsel bir çağrı niteliğine bürünen, silahların kutsanması ve namus yeminleri gibi yarı dinsel ayinlerle süslü yeni bir uygulamaydı bu. Kuzeyli savaşçıların kan tutkusu, savunmasızları korumayı ön plana alan, dualarla dolu bir kendini feda etme işlemine dönüştürüldü."

Desmond Seward, The Monks of War

"Bir şövalye, kötülük içermeyen merhamet, hile içermeyen nezaket, acı çekenler için sefkat ve eli açıklık sahibi olmalıdır. Düşkünlere yardıma hazır olmalı, hırsızlara ve katillere karşı çıkmalıdır. Adaletli bir yargıç gibi davranmalı, onurunu yitirmektense ölümü seçmelidir. Kendini savunamayan Kutsal Kiliseyi de korumalıdır."

Chretien de Troyes

"Sagalar zamanla yerlerini Kral Arthur romanslarına bıraktı, çılgın Galya'lı Amadis giderek Don Quixote'ye dönüştü. Roma İmparatorluğunu işgal eden barbarları uygarlaştırma ve Avrupa ile kaynaştırma işinde Katolik Kilisesinin uygulamalarından bir örnekti bu. Ancak, bu kültürel işlem yüzyıllar sürebilirdi ve daha acil, daha hızlı bir çözüm gerekiyordu."

"Bu gerilim Papalıkta bir devrime yol açtı. Gregory VII (1073-85) papalık kurumunu, batı hristiyan dünyasında tam bir yargıç ve önder konumuna yükseltti. "Tıpkı yaşam süresince, ruhun bedene bağlı olduğu gibi, dinsel iktidarın da askeri bir güce bağlı olması gerektiği"ni ileri sürerek, bir papalık ordusu, "Militia Sancti Petri"yi oluşturdu. Avrupa artık bu kral-papaları daha saygı ile dinliyordu.

"1095 yılında, Papa Urban II'nin, 683 yılından beri müslümanların elinde olan Kudüs'ü kurtarma çağrısı olağanüstü bir heyecanla karşılandı. İsa'nın kentinin inançsızların elinde kalması Tanrı'nın buyruklarına aykırıydı. Aslında, Kutsal Savaş, barbar kanı taşıyan soyluların yıkıcı enerjilerini harcayabilecekleri bir fırsattı."

"Norman kanı taşıyan soylular, bu çağrıyı hem Tanrı'ya asker olarak hizmet etme şansı, hem de, daha önce İngiltere'de ve Güney İtalya'da olduğu gibi, yeni topraklar ele geçirme fırsatı olarak değerlendirdiler. Tüm Avrupa "Deus li volt" (Tanrı istiyor) çığlıkları ile inledi. "Vexilla regis prodeunt" (Kralın sancağı önde gidiyor) ilahisini söyleyerek, hemen her sınıftan savaşçı-hacılar Kutsal Topraklara doğru yola çıktılar."

Desmond Seward, The Monks of War

"İlk Haçlı Seferine katılan şövalyeler, birlik disiplini ile kişisel cesareti kaynaştıran, çeşitli savaşçı grupları olarak düzenlenmişlerdi. St. Bernard tarafından ihtirasları, yarasızlıkları ve şiddete yatkınlıkları eleştirilen bu ilk şövalyeler, giderek bireysel bir arayış tarzına dönüşen ve rahiplerin kutsal hac yolculuklarını anımsatan bir sakinliğe yaklaşan, yeni bir şövalyelik ruhuna yerlerini terk ettiler. Çoğunlukla maddi ve hatta erotik deneyimler içeren maceralar peşinde koşturan gezgin şövalye ile günahlarının affı uğruna haçlı seferlerine katılmayı kabul eden şövalye arasında artık bir benzerlik kalmamıştı."

Peter Partner, The Murdered Magicians

"1099 yılı Temmuz ayında Haçlılar Kudüs'ü ele geçirdiler. Yağma ve katliamın şiddeti, Kilisenin soydan gelen kıyıcılık içgüdülerini yeterince hristiyanlaştırmayı beceremediğini ortaya koyuyordu. Kutsal kentin tüm nüfusu, yahudiler ve müslümanlardan oluşan, erkek, kadın ve çocuk tam 70.000 kişi üç gün süren bu toplu çılgınlıkta yaşamlarını yitirdiler. Kentin bazı sokaklarında askerler dizlerine kadar yükselen kan gölü içinde yürümek zorunda kaldılar. Bu şanlı (!) fatihler, gözyaşları içinde Kutsal Mezar Kilisesinde yalınayak, ağlayarak dua ediyorlar ve sonra tekrar yağma ve katliama katılmak için dışarı koşuyorlardı."

"Sonradan, Kutsal Topraklarda kalıp yerleşenler, çoğunlukla geride birşeyleri olmayan fransız serüvencilerdi ve kendi bildikleri feodal düzeni aynen Filistin'de de kurdular."

"Kral, altın işlemesi bir cüppe ile keyfiye takıyor, toplantılarda halı üzerinde bağdaş kurup oturuyordu. Soylular, Fransa'nın yün ve kürkten oluşan giyim tarzını terkedip ucu yukarı kıvrık terlikler, turbanlar, ipekliler, şam işi muslinler ve pamukluluar giyiyorlardı. Avlulu ve çeşmeli villalarda oturuyorlar, divanlara uzanıp, ut dinliyor, dans eden kızları izliyorlardı. Avrupa'nın hiç tanımadığı şekerlemeleri, narenciye ürünlerini ve kuyuklarda soğutulmuş kavunları yiyorlar; kadınlar da kozmetik ve ayna kullanıyorlardı. Kalabalık pazarlara, kadınlarına peçe taktırmaya ve cenazelerde profesyonel ağlayıcılar bulundurmaya alışmışlardı. Paralarının üzerinde arapça yazılar bile vardı... Kısa ama fırtınalı kışlar ile uzun, boğucu yazlardan oluşan iklim, oldukça gelişmiş arap tıp bilimine karşın, Filistin'in yeni sahiplerinin hastalık ve ölüm oranlarını yükseltiyordu... Halkın çoğunluğu müslümandı.... Ölüm, işkence ve kölelik tarafından sürekli gölgelenen yaşam, ancak özdenetim sahibi güçlü insanların ayakta kalmasına izin veriyordu."

Desmond Seward, he Monks of War

"Kafirlerin saldırıları sonucunda, peşpeşe gelen yenilgiler ve "Tanrı'nın çocuklarının" (hristiyanlar) kitle halinde ölümleri ile Kutsal Kilisemizin nasıl yıprandığını öğrenince, inanıyoruz ki herkes yardıma koşacaktır. Sizleri, Kilise'yi kurtarmak ve kardeşlerimizi savunmak için elinizden gelen herşeyi yapmaya çağırıyoruz."

Papa Calixtus II, 1123

(2) Yeni Tarikat

"Tampliye tarikatı, ilk Haçlı Seferi sonrasında Kudüs'te kuruldu. 12. yüzyılın başlarında, Kudüs'te bulunan bir grup dindar asker "Süleyman Tapınağının Fakir Şövalyeleri Tarikatı"nı kurdu. Kutsal Toprakları ziyarete gelen hacıları, liman kenti Yafa ile Kudüs arasındaki tehlikeli yollarda yapacakları yolculuk sırasında korumak görevini üstlendiler. St. Augustine tarikatının dinsel kurallarına bağlıydılar ve Kudüs'teki Kutsal Mezar Kilisesi'nden yardım ve dinsel rehberlik sağlıyorlardı."

Peter Partner, The Murdered Magicians

"1104 yılında, Champagne Kontu, Kudüs'ten geri dönen bazı yüksek rütbeli soylular ile bir toplantı yaptı...Bu toplantıda, André de Montbard da bulunuyordu."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail

"Toplantıdan hemen sonra, Hugues de Champagne Kutsal Topraklara yollandı. 1108 yılına kadar Filistin'de kaldı. 1114 yılında, bir kez daha kısa süreli bir yolculuk yaptı ve Champagne'a geri döndü. Clairxuax'daki malikanesini St. Bernard'a bağışladı. Bundan dört yıl sonra, Champagne Kontu'nun hem vasalı ve hem de akrabası olan Hugues de Payens önderliğinde, André de Montbard ve yedi arkadaşı görevlerine başladılar. 1125 yılında, Hugues de Champagne da tarikata katıldı ve böylece, kendi vasalının emri altına girdi."

Lynn Picknett & Clive Prince, Turin Shroud

"Hugues de Payens, aslen Champagne yöresindendi ve soyu Troyes Kontlarının bir dalına dayanıyordu."

"1123 tarihli bir belge, Hugues de Payens'i "Magister Militum Templi" (Tapınak Şövalyleri Üstadı) olarak nitelendirmektedir. "Magister Militum" ünvanı Roma İmparatorluğunda "Başkomutan" karşılığındadır. Oysa, o dönemde bu küçük grup sadece bir kardeşler birliğinden ibarettir ve ilk yıllarda yeni katılımcılar bulmakta pek güçlük çektikleri için neredeyde dağılmak üzeredir."

Desmond Seward, The Monks of War

"Kudüs kralı, eskiden Süleyman Tapınağının bulunduğu bölgeyi onlara merkez olarak bağışlamıştı. Bu nedenle, Tampliyeler kendilerine "militia templi" (tapınak askerleri" adını seçmişlerdi."

John J. Robinson, Born in Blood

"Yeni tarikatın tam ismi "Pauperes Commilitones Christi Templique Solimanis" (Süleyman Tapınağının ve İsa'nın Fakir Askerleri) idi. İlk görevleri, Kudüs yolunu korumaktı ama, kısa bir süre sonra gönüllü bir polis gücüne dönüştüler."

Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail

"Kendilerini Tanrı'ya adamış, namuslu ve disiplinli bir yaşam arzulayan, varlığa değer vermeyen bazı yüksek düzeyli soylu şövalyeler, Patrik hazretlerini gözetimi altında, İsa'ya hizmet etmek için bir araya geldiler. Bu kişilerin arasında en önemlileri; Hugues de Payens ile Geoffroy de Saint-Omer'di. Kalacak bir yerleri ya da kendilerine ait bir kiliseleri bulunmadığı için, kral (Kudüs Kralı II. Baudouin) geçici olarak, onları kendi sarayına, Tapınağın güney kısmına yerleştirdi. Patri ve diğer piskoposlar tarafından, eski günahlarının affı için verilen ilk görevleri, yeteneklerinin tümünü kullanarak Kudüs yollarını, hacıların güvenliği için, soyguncular ve saldırganlardan temizlemekti."

William of Tyre

"Kral Baldwin, savaşçı-rahiplere, kendi sarayının doğu kısmını, eskiden Süleyman Tapınağının bulunduğu yerin tam karşısına düşen ve sonradan inşa edilecek olan El-Aksa Camii'nin yanında bulunan bir bölgeyi bağışladı. Kutsal Mezar Kiliseis'nin ahırları da atlarına tahsis edildi."

Peter Partner, The Murdered Magicians

(2) Sion Birliği

"Tampliye Şövalyelerinin ardında, onları askeri ve idari şubesi olarak kurmuş bulunan bir gizli örgüt mevcuttu. Çeşitli isimler altında varlığını günümüze dek sürdüren bu örgütün en çok tanınan adı "Sion Birliği" (Prieuré de Sion)'dur. Prieuré sözü, dinsel birlik ya da topluluk anlamına gelmektedir".

Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail

Baigent, Leigh ve Lincoln, Sion örgütünü de kapsayan (bir çok yerde "Our Lady of Sion" ya da "Notre Dame de Sion" diye de geçer) ve Champagne bölgesinden çok sayıda aileyi de içine alan, bir komplonun kanıtlarını ortaya çıkardılar. Onlara göre, Tampliyelerin kuruluşunun ardında bile bu komplo mevcuttu.

Olayların ardındaki asıl düzenleyici, Tampliye tarikatının kurulmasını sağlayan ve sonradan 1125 yılında kendisi de Tampliyelere katılan Champagne kontu Hugues idi. Bazı tarihçiler, Hugues de Champagne'ın Hugues de Payens'ın akrabası olduğunu ileri sürerler, ancak bu konuda belgeler kesin değildir. Kesin olan, Hugues de Payens'ın Hugues de Champagne'ın vasalı olmasıdır.

Lynn Picknett & Clive Prince, Turin Shroud

"Bazı yazarlar, Tampliyelerin aslında, İsa'nın yalancı peygamber olduğunu ve gerçek Mesih'in Vaftizci Yahya (John the Baptist) olduğunu ileri süren Mandean ya da Johannit (Yahyacı) din sapkınlığına bulaştığını iddia ederler. Ortadoğudaki varlıkları süresince, Tampliyeler kuşkusuz bazı Johannit mezheplerle karşılaşmışlardır".

Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail

"Johannit mezhebinin başrahipleri "Christ" adını taşırlar ve Vaftizci Yahya'dan bu yana hiç aksamadan süregelen bir zincir oluştururlar. Tampliye tarikatının kuruluşu sırasında (1118 yılında), başrahip olan Theocletes, Hugues de Payens'i yakından tanıyordu. Ona Johannit gizemlerini öğretti, ayrıcalıklı davranarak, kısa sürede rahiplik ve üst düzey yöneticilik önerdi. En sonunda, Hugues de Payens'i kendi yerine geçecek kişi olarak belirledi".

Kenneth Mackenzie, The Royal Masonic Cyclopedia

"Sion Birliğinin en az iki Büyük Üstadının Johannit bağlantılı eylemlere katıldığı biliniyor. Hugues de Payens'in de gizli bir Johannit olduğu 19. yüzyılda önce Vatikan, sonra da Teosofist'lerce açıklanmıştır.

"Johannit'ler gizli kiliselerinin kuruluşunu Vaftizci Yahya'ya bağlarlar ve mezheplerinin başrahiplerine Christos, Mesih ya da Kutsanmış adını veririler. Başrahipler, Yahya'dan bu yana birbiri ardınca hiç aksatmadan dinsel iktidarlarını sürdürmüşlerdir. Tampliye tarikatının kuruluşu sırasında, bu hayali niteliklerin sahibi olan Theoclet isimli bir şahıs Hugues de Payens'i bu sözde kilisenin gizemlerine ve umutlarına ortak etmiş, rahiplik ve yöneticilik vaatleri ile kandırmış ve sonunda da, onu kendi yerine başrahip olacak kişi diye saptamıştır".

Pio Nono of Vatican, Against Freemasons

"İsa'nın ve hristiyanlığın gerçek öyküsü Johannit (diğer adıyla Nazaren) mezhebinin başrahibi tarafından Hugh de Payens'e açıklandı. Sonradan bu giz, Filistin'deki şövalyelere, ayrıca St. John tarikatının daha soylu ve daha aydın üyelerine aktarıldı. Gizli amaçları, entellektüel fikir özgürlüğüne kavuşmak ve evrensel bir dinin kurulmasıydı. İtaat, fakirlik ve namus yeminleri ile bağlanmış, vahşi topraklar üzerinde, yaban balı ve çekirgelerle beslenen, Vaftizci Yahya'nın gerçek askerleriydi onlar. Gelenekler ve gerçek kabalacı uygulama böyledir".

M. P. Blavatsky, Isis Unveiled

(3) Gizli Amaç

"1099 yılında Haçlılar Kudüsü aldıklarında, kentte az sayıda kalan yahudilerden "Kutsalların Kutsalı" hemen orada, Dome of the Rock'da (Kubbet-üs Sahra'da) bulunduğunu öğrendiler. Ancak Haçlılar, yanlışlıkla islam yapısı olan Kubbet-üs Sahra'yı Süleyman Mabedi sandılar".

Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail

"1118 yılında, aralarında Geoffroi de Saint-Omer ve Hugues de Payens'in de bulunduğu, dokuz haçlı şövalyesi kendilerini dine adayarak, Photius zamanından beri Roma'nın dinsel otoritesine gizli ya da açık düşmanlık eden Constantinople (Istanbul) Patrik'ine yeminle bağlandılar. Tampliyelerin herkese açıklanan görevi kutsal yerleri ziyarete gelen hristiyan hacıları korumaktı. Gizli amaçları ise, Ezekiel tarafından kehaneti yapılan modele uygun olarak Süleyman Mabedini yeniden inşa etmekti."

General Albert Pike, Morals and Dogma

"Dokuz şövalyenin gerçek görevi, eski Mısır ve Yahudi gizli geleneklerinin özü hakkında bilgiler bulunduran, bazıları tahminen Musa'nın zamanından kalma, yazıt ve kutsal eşyaları araştırmaktı...Bu özel görevi yerine getirdiklerine hiç kuşku yoktur. Elde ettikleri bilgiler, tarikatın gizli toplantılarında ağızdan ağıza yayılmıştır."

Gaetan Delaforge, The Templar Tradition in the Age of Aquarius

"1960'larda, Louis Charpentier, açık ve kesin ifadeleri ile dikkat çeken iki kitabında, Tampliyelerin Kutsal Topraklara Süleyman Mabedinin Ahit Sandığını bulup Avrupa'ya götürmek amacıyla St. Bernard tarafından gönderildiklerini iddia etti. Bu amaca ulaştıklarına dair kanıt olarak da, Tampliyelerin simya yoluyla elde ettikleri gümüşler sayesinde Avrupa'daki gotik katedralleri inşa ettirdiklerini ileri sürdü. Ayrıca, Kolomb'tan yaklaşık üçyüz yıl önce, Tampliyelerin amerika kıtasına giderek, oradan da gümüş getirip La Rochelle limanına boşalttıklarını iddia etti."

Peter Partner, The Murdered Magicians

"...Bir çok yahudi ve islam efsanesi, Kudüs'teki Ruhlar Kuyusunun (Well of Souls) altında toprağın derinliklerine inen bir gizli geçit bulunduğunu ve Süleyman Tapınağının yıkıldığı zaman, Ahit Sandığının oraya gizlendiğini anlatır. Bir çok kişi, cinler ve şeytanlar tarafından korunan Ahit Sandığının hala orada olduğuna inanmaktadır. Hugues de Payens ve destekçisi Champgne Kontunun, Tampliye örgütünü kurmaları ve bu sayede Tapınak tepesinin kontrolunu ele geçirmelerinin asıl nedeni Ahit Sandığını ele geçirmek olabilir."

"Eğer, gerçek amaçları bu idiyse, açıkça görülüyor ki, başarısız olmuşlardır. 12. yüzyılda, basit bir kutsal eşyanın bile inanılmaz bir değeri vardı. Kaldı ki, Ahit Sandığı gibi eşsiz bir kutsal eşyaya sahip olanlar müthiş bir güç ve prestij kazanabilirlerdi. Bu nedenle, eğer Tampliyeler Ahit Sandığını bulmuş olsalardı, büyük bir zafer ilan ederek Avrupa'ya götürürlerdi ve herkes bundan haberdar olurdu."

Graham Hancock, The Sign and the Seal

(4) Tampliyelerin Mimari Ustalıkları

"Kudüs'te sarayın diğer yanına Tampliyeler yeni bir bina inşa ettiler. Bu yeni binanın eni, boyu, yüksekliği, bodrumu, katları, merdivenleri ve çatısı o yörede bulunan binalardan çok farklıydı. Gerçektende, binanın çatısı o denli yüksekti ki, yüksekliğini söylesem dinleyenler bana inanmazlar."

Theoderic (1174)

"Tamplyelerin mimari ustalıkları neredeyse doğaüstü bir gelişmişlikte olup, özellikle kavisler ve sivri çatılarla dikkat çekmektedir...Sivri çatılar ve kavisler, aynı zamanda gotik mimari düzeninin ayırt edici özelliği olup, 12. yüzyılda inşa edilen Chartres ve diğer fransız katedrallerinde belirgindir. Bu yapıları, bilimsel anlamda, o dönemin mimari bilgilerinin izin verdiğinden çok daha üstün olarak değerlendiren uzmanlar vardır."

Louis Charpentier, The Mysteries of Chartres Cathedral

"Tapınak tepesinde yaptukları kazılar sonucunda, Süleyman mabediyle ilgili yazıtlar, belgeler, planlar buldular mı? Bu bulgular, antik çağların büyük anıtlarını yapanların ve hatta piramitleri inşa edenlerin bildikleri, ama çoktandır yitirilmiş uyum, denge, oran ve geometri ile igili mimari gizleri kapsıyor muydu? Tampliyeler, tarikatlarına verdiği desteğin karşılığı olarak, bu gizleri St. Bernard ile paylaştı lar mı?"

Graham Hancock, The Sign and the Seal

"Tampliyelerin dinsel önderi St. Bernard, gotik mimarinin erken döneminde, bu stilin yaygınlaşması ve gelişmesinde yapıcı bir rol oynamıştır. 1134 yılında, Chartres Katedralinin kuzey kulesinin inşası sırasında St. Bernard gücünün doruklarındadır ve bu harika yapının inşasında, ama özellikle kuzey kulesinin yapımında kullanılan kutsal geometri ilkelerini sürekli olarak eserlerinde vurgulamıştır."

"Gotik mimari...1134 yılında Chartres Katedralinin kuzey kulesinin yapım çalışmalarıyla doğmuştur. Bu tarihten hemen önceki yıllarda, katedralin inşası için hazırlıkların sürdüğü dönemde, St. Bernard, Chartres paşpiskoposu Geoffroy ile özel bir dostluk geliştirmiş, inşaatın planlarına olağandışı bir ilgi göstermiş, yapı ustaları ile hemen hergün konuşmuştur."

"Tanrı nedir" diye sorulunca, St. Bernard'ın yanıtı "O boy, genişlik, yükseklik ve derinliktir" olmuştur. Tüm Chartres Katedrali, büyük bir dikkatle, derin dinsel gizemlerin bir anahtarı olarak, özellikle dizayn edilmiştir. Örnek olarak; mimarlar ve duvarcı ustaları, yapının birçok farklı yerinde, taşlar üzerine karanlık anlamlar taşıyan törensel sözleri kazırken "gematria" (alfabedeki harfler yerine sayıların kullanıldığı eski bir ibrani şifre sistemi) kullanmışlardır. Aynı şekilde, süslemeciler ve heykeltraşlar da, yarattıkları binlerce farklı bezeme ve figürlerde, insan doğası, geçmiş olaylar ve İncil'in anlamı hakkında karmaşık mesajları dikkatlice gizlemişlerdir. Bir diğer örnek, kuzey kapısı üzerinde yeralan bir sahnede, bir öküz arabasına yerleştirilmiş olan Ahit Sandığının bilinmeyen bir yöne doğru taşınması temsil edilmektedir. Silinmiş ve yıpranmış yazıtta "Hic Amicitur Archa Cederis" (Ahit Sandığı burada gizlidir) sözleri bulunmaktadır."

"1139 yılında, adaylığı St. Bernard tarafından heyecanla desteklenmiş olan, II Innocent papa seçilince, Tampliyelere benzeri hiç görülmemiş bir ayrıcalık tanıdı; kendi kiliselerini inşa etme hakkı. Bu ayrıcalığı Tampliyeler sonuna kadar kullanmasını bildiler ve genellikle, tıpkı Londra'daki Temple kilisesi gibi, yuvarlak formu olan ve Tampliyelerin mimari ustalıklarını vurgulayan güzel kiliseler inşa ettiler."

Graham Hancock, The Sign and the Seal

St. Bernard'ın Tüzüğü

(1) Güçlü Önder

"Kutsal hizmete baş koyan her kardeş, cehennem korkusuyla, Üstad'a mutlak itaat göstermelidir. İsa Mesih için, itaatten daha aziz bir davranıç yoktur ve eğer, Üstad ya da onun yetkilendirdiği bir kişi emrederse, sanki Tanrı'dan gelen bir emirmiş gibi hemen yerine getirilmelidir...Kendi özgür iradenizden tümüyle vazgeçmelisiniz."

Tampliye Tüzüğü, Troyes 1128

"1118-1119 yıllarında, Tampliye şövalyeleri Kudüs'te ilk kuruluş döneminde, esas görevi kıyı kenti Yafa ile Kudüsü bağlayan yolları korumak olan "fakir" bir tarikatti. Ancak, bu yeni doğmuş örgüt, kurucularından Andre de Montbard'ın yeğeni olan St. Bernard'ın koruması altına girince, önemli değişiklikler yaşadı. Zaten, St. Bernard'ın kendisi de, yirmi yaşındayken dinsel yaşama girene kadar, tam bir şövalye eğitimi almıştı."

Edward Burman, The Assassins - Holy Killers of Islam

"St. Bernard'a Clairvaux topraklarını bağışlayan Hugues de Champagne'dı. St. Bernard, orada manastırını kurdu ve "imparatorluğunu" genişletmeye başladı. Tapliyelerin resmi "sponsoru" olarak, Troyes konsilinde papalığın tarikatı tanımasını sağladı...St. Bernard'ın eski öğrencilerinden ve Clairvaux'nun rahiplerinden biri olan papa Innocent II, Tampliye tarikatını papa dışında hiç bir otoriteye hesapvermek durumunda olmayan, ayrıcalıklı bir statüye yükseltti."

Lynn Prickett & Clive Prince, Turin Shroud

"1128 yılında, Bernard de Clairvaux daha henüz yirmisekiz yaşındayken, Troyes konsili Tampliyeler için bir tüzük hazırlanmasını ondan istedi. St. Bernard, bunun çok daha fazlasını gerçeklerştirdi ve tarikatın dinsel önderi oldu. Para ve arazi bağışları yapılmasını sağladı; soylu ailelerin erkeklerini, tarikate katılarak kılıç ve haç sayesinde günahlarından arınmaları konusunda teşvik etti."

John J. Robinson, Born in Blood

"St. Bernard, feodal soyluların enerji fazlasını yöneltebileceği ve böylece "canileri, hırsızları ve katilleri" dine kazandırabileceği bir yöntemi yaratmıştı. Hugues de Champagne'a yeni adamlar bulmak ve bir tüzük hazırlamak sözünü verdi: "Tanrı'nın savaşında, İsa'nın askerleri olacaklar..." Askeri hristiyanlık gerçek yaratıcısını bulmuştu."

Desmond Seward, The Monks of War

"...düşmanı öldürmek günah değildir...İsa'nın askerleri sevap için adam öldürür ve kendi ölürse daha büyük sevap olur. Kendi kurtuluşu için ölür, İsa için öldürür."

St. Bernard

"St. Bernard, Tampliyelerin Tanrı'yı hoşnut eden dinsel yaşantıları ile diğer şövalyelerin, zina, yağma, hırsızlık ve diğer birçok günahla dolu ahlaksız yaşantılarını kıyaslayarak, gençleri Tampliye örgütüne katılmaya çağırıyordu. İsa'ya kendini adamak, dua ve erdemlerle dolu bir yaşam, inançsızlara karşı savaşırken ölebilmek; tüm bunlar, önceden işlenmiş günahlardan arınmak için yeterliydi. Bu bakımdan, St. Bernard tüm ruhunu kötülük sarmış katilleri ve tecavüzcüleri Tampliyelere katılarak, ruhlarını kurtarmaya davet ediyordu. Aforoz edilmişler için bile bir çıkış yolu, bir af olanağıydı bu. Tampliye yemini kiliseye bağlılığın kesin kanıtıydı, gerçek haç uğruna savaşla geçecek bir yaşam da Tanrı hoşnutluğunun garantisiydi."

John J. Robinson, Born in Blood

"Tampliyeler, kuzu kadar uysal ve aslan kadar yırtıcıdırlar; bir rahibin yumuşaklığı ile bir şövalyenin cesaretini kendilerinde birleştirirler. Süleyman Mabedini mücevherler yerine silahlarla, altın taçlar yerine kalkanlarla, şamdanlar yerine koşum takımlarıyla süslerler. Şöhrete değil zafere, şatafata değil savaşa düşkündürler. Boş konuşmalardan, gereksiz eylemlerden, ölçüsüz gülüşlerden, dedikodudan ve tüm boş şeylerden nefret ederler. Çok sayıda olmalarına karşın, tek çatı altında, tek tüzüğe bağlı, yek ruh ve tek yürekle yaşarlar."

St. Bernard

"Tarikatın bir başka insan kaynağı, at ve silah alacak olanakları olmayan fakir şövalyelerdi (iyi bir savaş atının fiyatı yaklaşık 400 günlük tarım işçisi ücretine eşitti). Tarikate girişlerinde, tüm bunların yanısıra, hizmetkar ve seyislere de sahip olabiliyorlardı. Yeterli besin ve yatacak yer garantisi vardı...Önceden ne ölçüde azalmış olursa olsun, kendilerine olan saygıları kısa zamanda yükseliyordu."

John J. Robinson, Born in Blood

(2) Giriş Töreni

"Adayların tarikate kabul töreni haftalık toplantılarda yapılırdı. Kardeşlerin çoğunluğu uygun bulursa, aday toplantıya getirilir, kardeşler tarafından sorgulanırdı. Verdiği yanıtlar tatmin edici bulunursa, en önemlisi piç değilse ve eğer soylu ve özgür bir kişiyse, Üstad'ın huzuruna çıkartılırdı..."

Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail

"Büyük gizlilik içinde yapılan giriş törenleri, her zaman Kudüs'teki Kutsal Mezar Kilisesinin rotundasının bir örneği şeklinde düzenlenmiş bir salonda gerçekleştirilirdi. Zaten, Tampliyelerin inşa ettiği bir çok kilise ve şapel Kutsal Mezar Kilisesinin bir örneği olarak yapılmış ve tıpkı İspanya'nın Segovia kentinde bulunan Vera Cruz Tampliye kilisesinde olduğu gibi, tam merkeze İsa'nınmezarını temsil eden iki katlı ve merdivenlerle çıkılabilen bir lahit yerleştirilmiştir. Özel törenlerin belirli bir aşamasında, tarikat üyelerine bu lahite çıkarak, kısa bir süre için temsili olarak Tanrı'nın yüzüne bakabilme şansı veriliyordu."

Ian Wilson, The Shroud of Turin

"Geceleri yapılan gizli törenlerde yeni şövalyeler tarikate katılıyordu. Büyük Eğitmen (Grand Prior) toplantıya katılan kardeşlere, bir kaç kez adayın aralarına alınmasında bir itirazları olup olmasığını sorardı. Eğer hiç bir itiraz yoksa, tüzük maddeleri gereğince, adayın ailesi, borçları, hastalıkları ve bir başka örgüte üyeliği sorgulanırdı. Tüm bunlara uygun yanıtlar alınırsa, aday diz çökerek, tarikatın "bir kölesi ve hizmetkarı" olmak istediğini bildirir ve "Tanrı ve Kutsal Meryem" adına bağlılık yemini ederdi."

Ancient Wisdom and Secret Sects

"Tarikate kabul töreni sırasında, bir kaç kez, Tanrı'nın ölümsüzlüğü ve Tanrı'nın oğlunun saflığı dile getirilirdi. Tören yöneticisi adaya "ölmeyen ve hiçbir zaman ölmeyecek olan Tanrı'ya inanıyor musun?" diye sorardı. Zamanı gelince, aday, yemin etmek için alışılmış olduğu üzere İncil üzerine değil de, Mass'in İsa'nın cesedinden sözeden bölümüne el basardı. Adayın kutsandığı aşamada ise, tüm kardeşler "Hoc est enim corpus meum" sözlerini hep bir ağızdan söylerlerdi. Yemin sonrasında, aday artık resmen tarikate katılmış olur ve adaya beyaz manto gitdirilirdi. Töreni yöneten en son olarak 133. Mezmuru okurdu."

Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail

"Ecce quam bonum et quam jocundum habitare fratres in unum."

"Ne iyi, ne güzeldir, birlik içinde kardeşçe yaşamak !
Başa sürülen değerli yağ gibi,
Sakaldan, Harun'un sakalından
Kaftanının yakasına dek inen yağ gibi.
Hermon dağında yağan çiğ
Sion dağlarına yağıyor sanki.
Çünkü Rab orada bereketi,
Sonsuz yaşamı buyurdu."


133. Mezmur (Davud'un Hac İlahisi)

"Bu mezmur, İsraillileri Mısır'dan çıkışlarında besleyen ve yüksek bir teknoloji ürünü olan "Mana Makinası" hakkındaydı. Gizemli güçlere sahip bu makina "Ahit Sandığı" olarak da bilinmektedir."

George Sassoon, The Mana Machine

(3) Yoksulluk ve Kardeşlik

"Cistercian tarikatı (St. Bernard'ın kendi kurduğu tarikat) tüzüğüne göre "herşeyden önce üç temel yemin gelir; erdem, yoksulluk ve itaat yeminleri". Bu yeminleri aynen kabul eden Tampliye tarikatında, erdem kuralına göre, hiçbir şövalye, annesi ve kızkardeşi de dahil, asla bir kadına dokunamaz. Kadınlarla konuşmak bile sakıncalıdır, çoğu zaman da yasaktır. Tampliyeler hiçbir durumda çıkarmalarına izin verilmeyen kuzu derisi külotlar giyerler. Külot çıkarma yasağı, cinsel eylemleri engellemek amacıyla konmuştur. Tampliye tüzüğü kardeşlerin yıkanmalarını bile yasaklamıştır. Hiç kimse, özellikle bir diğer kardeş, bir Tampliyeyi çıplak görmemelidir. Manastırlar da dahil olmak üzere, sadece erkeklerden oluşan toplulukların sürekli problemi olan eşcinselliği engellemek maksadıyla, yatakhaneler geceleri de daima aydınlatılmış olmak zorundadır."

John J. Robinson, Born in Blood

"Sessizlik üzerinde önemle durulurdu. Yemekhanelerde, konuşma yasağı nedeniyle sadece işaretle iletişim kurulurdu. Talimler ve ayinler dışında, kardeşler daima sessizce dua eder gibi dolaşırlardı. Günde iki kez, bir kardeş İncil okurken (özellikle Jozhua ve Makabiler bölümleri) hiç konuşma olmadan yemek yenirdi. Oruç tutarak zayıf düşülmemesi için, tüm kardeşler eşler halinde birbirini denetlemek zorundaydılar. Her yemekte şarap bulunurdu ama et haftada sadece üç kez yenirdi. Tüm yaşam savaşın gereklerine göre düzenlenmişti. Her şövalyenin üç tane atı vardı. Aslan avı dışında, avlanmak da tüzük gereği yasaktı. Saçlar her zeman kısa kesilmeli, mutlaka sakal bırakılmalıydı. Hristiyanlık tarihinde ilk kez, askerler rahipler gibi yaşamak durumundaydılar."

Desmond Seward, The Monks of War

"Tampliyelerin kalkanları, tıpkı sonradan hristiyanlaştırılan Grail kahramanı Sir Galahad'ın kalkanı gibi, beyaz üzerine kırmızı renkte geniş bir haç resmi ile süslüydü. Tarikatın amblemi ise, iki şövalyenin birlikte bindikleri tek bir at figüründen oluşmuştu. Bu amblem, kardeşliği ve yoksulluğu simgelemekteydi. Kırmızı bir haç deseni işlenmiş beyaz mantolar giyerlerdi. Savaşa giderken, birliklere "Beauseant" adını taşıyan siyah-beyaz bir bayrak öncülük ederdi. Beauseant aynı zamanda Tampliyelerin savaş narasıydı."

Ancient Wisdom and Secret Sects

"Her şövalye emirlere sonuna kadar itaat etmek zorundaydı. Tarikat, papa dışında hiçbir otoriteye hesap vermek zorunda olmadığı için, itaatsizlik karşısında, ölüm cezasını da içeren kendi cezalandırma sistemini yürürlüğe koymuştu."

"...Tampliyelerin özel yaşamları hiç yoktu. Bir kardeşin aldığı mektup bile, herkesin arasında ve Üstadın huzurunda yüksek sesle okunurdu."

"Savaş alanınıda, üçe karşı tek kalana dek, geri çekilemezlerdi. Bu da ancak Üstadın emri üzerine yapılabilirdi. Aslında, Tampliye tarikatına girenler, savaşta ölmekten başka bir umut taşıyamazlardı."

John J. Robinson, Born in Blood

"Bir Tampliye için,inançsız bir insanı öldürmek dinsel bir ödevdi. St. Bernard'ın sözlerine göre "İsa adına adam öldürmek, cinayet değil, kötüleri yok etmek, adaletsizliği ortadan kaldırmaktır...Bir dinsiz öldürmek, zafer kazanmaktır, zira İsa'ya şan verir...Savaşta ölmek din şehidi olarak kutsanmak anlamına gelir." Bu hevesle, iki yüzyıl boyunca, yaklaşık yirmibin Tampliye din şehidi mertebesine yükselmiştir. St. Bernard'ın dehası, işte böylece "Kuzey Savaş Kültünü" dinsel bir adanmışlığa dönüştürmüştür; tıpkı pagan tanrıların hristiyan azizlerine dönüşmesi gibi. Sonunda, İsa Woden'i (Odin) yenmiştir."

Desmond Seward, The Monks of War







--------------------------------------------------------------------------------

 
 

(no login)

tampliyeler'in öyküsü - II

November 18 2000, 7:00 PM 

Kutsal Topraklar'da Dostlar ve Düşmanlar

(1) "Ölüme Gel"

"Tampliye şövalyeleri askeri mimarlıkta da çok başarılıydılar. Özel olarak inşa ettikleri, Filistin ve çevresindeki kalelerinin fethedilmesi neredeyse olanaksızdı. Bu önemli kaleler arasında en önde geleni Atlit kalesi (Chateau Pelegrin - Hacılar Şatosu) idi. Bu kale, 1218 yılında Tampliyelerin onikinci Büyük Üstadı William of Chartre tarafından inşa ettirilmişti..."

Graham Hancock - The Sign and the Seal

"Haşişi topraklarına en yakın olan kaleler, 1152 yılında Tampliyelere Kudüs kralı tarafından bağışlanmış olan Tortosa kalesi ve Beyaz kale (Chastel Blanc) idi."

"Ciddi ve manevi değerlere çok saygılı kişiler olan Tampliyeler, yitik bir yetkinlik biçimini eskilerde arayıp, duygusal ve nostaljik bir şövalye düzeni ülküsünü gerçekleştirmek amacındaydılar. Kendi cesaret, bağlılık ve dini emellerinin bilincinde olan bu kişiler, Haşişi'lerin yöntem ve amaçlarını kendilerine yakın bulmazlık edemezlerdi. Haşişi'leri ve Tampliyeleri oluşturan benzer bir insan kaynağı vardı: din dışı yaşamda bir etkinlik üstlenme fırsatları olmayan, asilzadelikten uzak, taşralı alçakgönüllü toprak sahipleri. Başarıları, her iki tarikatın da baskıcı hiyerarşik yapısı ve katı kuralları altında, kendi kişisel ve dinsel kimliklerini ısrarla aramalarından kaynaklanan, yeni tür maceracılardı bunlar."

"Tampliye örgütündeki, "birader, çavuş ve şövalye" sıralaması, Haşişi'lerdeki "lazik, fedai ve refik" düzeninin eşiydi. Tampliye şövalyelerinin, kırmızı haçla bezenmiş beyaz pelerinlerine karşılık, onların Haşişi'lerdeki eşdeğeri olan refikler beyaz üzerine kırmızı çizgileri olan bir pelerin giyerlerdi."

"İki tarikatın yüksek dereceleri de, dikkat çekecek kadar benzeşmekteydi. Tampliyelerin "prior (önder), baş prior ve üstad" ünvanları, "dai, büyük dai ve şeyh" derecelerine denk düşüyordu. Bu bakımdan, Tampliyelerin tüzüğünü St. Bernard hazırlarken, hiyerarşik yapının sonradan ve çok farklı bir kaynaktan aktarıldığını gözden kaçırmamak gerekir."

Edward Burman, The Assassins - Holy Killers of Islam

"Kutsal Topraklarda, silahlı Tampliye şövalyelerinin sayısı, çavuşlar da dahil edilse bile, hiç bir zaman üçyüz kişiyi aşmamıştır. Ancak, bu vurucu birlikler hemen her zaman, sıradan askerler, at uşakları ve paralı Türk askerlerle desteklenmişlerdir. Bu nedenle, büyükçe kalelerde çekirdeğini 50-60 şövalye ve çavuşun oluşturduğu, 400-500 kişilik bir garnizon bulunurdu."

Peter Partner, The Murdered Magicians

"Haşişi kaleleri, etrafı surlarla çevrili bir binalar topluluğu olup, surların en zayıf noktasında bir kule bulunan, ele geçirilmesi zor korunaklardır. Aslında, bu kaleler savunma amacından çok, yapılacak operasyonlara bir üs oluşturmak görevini yerine getirirler. Hülagu'nun yaklaşık bir yüzyıl sonra Alamut'a karşı kullanacağı gelişmiş kuşatma araçlarının olmadığı bu dönemde, Suriye'de bulunan Haşişi kaleleri oldukça küçük ve İran'daki kalelerin doğal korumasından yoksundu. Tampliye ve diğer haçlı tarikatlarının, Haşişi'lerden aktarıp geliştirdikleri strateji, kalelerin, toprak kontrolu ve düşman birliklerinin yolunu kesme görevinden çok, sömürgeleştirici işlevleriydi."

Edward Burman, The Assassins - Holy Killers of Islam

"Haşişi'lerin Suriye kolunun Tampliyelere ödediği ünlü üçyüz altın olayı, hiç bir zaman çözülememiş sırlardan biridir. Bir görüş, bu tutarın hristiyanlara haraç olarak ödendiğini ileri sürer. Bir diğer görüş ise, bu ödemeyi, büyük örgütün küçüğüne destek olması şeklinde yorumlar. Haşişi'leri, fanatik müslümanlar ve bu nedenle, kendi inançlarına göre kafir olan kişilerle asla işbirliğine yanaşmayan insanlar olarak düşünenler büyük yanılgı içindedirler. Zira, Haşişi'ler için, herşeyin doğrusunu sadece Şeyh-ül Cebel (Raşid-el Din Sinan; 1162-1193 arası Suriye Haşişi'leri şeyhi) bilir ve Kutsal Topraklarda Allah adına haçlılarla savaşan diğer müslümanlar, Haşişi öğretisine yanaşmadıkları sürece, en az haçlılar kadar güvenilmez ve kötüdürler."

"...Selahaddin Eyyubi, 3 Temmuz 1187 Cuma sabahı, şafakla Hittin yakınlarında saldırıyı başlattı. Savaş sonunda, aralarında Kudüs kralının da bulunduğu, otuzbin haçlı esir edilmişti. Müslüman belgelerinde, esirler arasında hiçbir Tampliye'den söz edilmez. Oysa, o günlerde, Selahaddin'in ünlü savaş narası "Ölüme koşun, Tampliyeler!" herkes tarafından bilinmektedir. Halbuki, hristiyan tarihçiler, Tampliye Büyük Üstadı Gerard de Ridefort'un da esir düştüğünü bildirmektedir. "Gerçek imanın ışığına" dönmeleri koşuluyla, Selahaddin tüm esirlerin yaşamlarının bağışlanacağını söyler. Tümü reddederler ve Büyük Üstad dışında, herkesin başı vurulur."

"Bir başka sav, bir grup Tampliye'nin saf değiştirip, müslümanlara katıldığı ve onların soyundan gelenlerin bugün kuzey Arabistan'da yaşayan Salibiyye (haçlılar) kabilesi olduğu biçimindedir."

John J. Robinson, Born in Blood

Aslında bir Tampliye olduğu düşünülen bir trubadurun (gezgin ozan) Provensal lehçesi ile kaleme aldığı şiirinde, 1265 yılında "feci bir şekilde yitirilen bir çok kale ve kent" (özellikle, Kayseriye kenti ve Arsuf kalesi) konu edilmektedir:

"Acı ve azap öyle yüreğimi doldurdu ki, kendi canıma kıymayı düşünüyorum. Haçta can veren adına, haçta şerefle can vermeyi ben de istiyorum. Ne Kutsal Haç, ne de O'nun adı, bizleri bu lanet Türklerden koruyamıyor. Aslında, Tanrı'nın Türkleri desteklediği aşikar. Tek bir saldırı ile Kayseriye'yi aldılar. Güçlü Arsuf kalesi de düştü. Tanrım, ne zor bir yola saldın, Arsuf duvarları arasında sıkışıp kalan şövalyeleri. Ne yazık! Suriye krallığı öyle bir yitip gitti ki, eski gücü darmadağın oldu.

Türklerle savaşmak çılgınlık, İsa bile onlara karşı çıkmıyor. Frank'ları, Tatar'ları, Pers'leri ve Ermeni'leri yok ettiler. Ve her gün bize yeni yenilgiler tattırıyorlar. Bizim koruyucu Tanrı'mız uykuda ve Muhammed (Bafometz) Sultan için tüm gücünü kullanıyor."

Ricault Bonomel

(2) Akka'nın Düşüşü

"...1291 Yılı Mart ayında, 160,000 piyade ve 60,000 süvariden oluşan muazzam bir Memlük ordusu Akka üzerine yürüdü. En gelişmiş silahlara sahip müslüman ordusunda, en az 100 kadar mancınık da vardı. Savunmadaki Akka'nın tüm sivil ahalisi 50.000 kişi kadardı ve yalnizca 14,000 düz asker ile 800 süvari savaşçı mevcuttu."

"Türk mühendisler sürekli surların ve kulelerin altına lağım kazıp, mayın döşüyorlardı. Bitmez tükenmez mancınık salvoları nedeniyle surlarda yer yer gedikler açılmaya başlamıştı. Ayrıca, kent içine doğru devamlı Rum ateşi ve ok yağmuru vardı. Henri III anlaşma yollarını denedi, ama el-Eşref koşulsuz teslimden başkasına yanaşmadı. 15 Mayıs'a gelindiğinde, ilk sıradaki surlar ve tüm savunma kuleleri tümüyle yerle bir olmuştu. İkinci surların önündeki hendeği kum torbaları, at ve insan cesetleri ile dolduran Memlükler kentin ana kapısına ulaştılar. Develere binmiş 300 davulcunun sürekli çaldıkları davullarla cesaret bulanlar kente girmeyi başardılar. Kentin dar sokaklarından at üstünde saldıran Tampliye ve Hospitalye şövalyeleri bu ilk dalgayı geri püskürtmeyi başardı. Ancak, akşama doğru, gün boyu süren saldırılardan umutlarını yitiren Frank'lar iç kaleye sığınmak zorunda kaldılar. Ertesi gün, kentin limanından, tüm kadın ve çocukları gemilere bindirip, Kıbrıs'a göndermek istediler, fakat ne yazık ki, fırtınalı hava denize açılmaya uygun değildi."

"18 Mayıs Cuma günü, şafaktan hemen önce Sultan el-Eşref genel saldırı emrini verdi. Önce tek bir büyük davul çalmaya başladı, sonra ona katılan yüzlerce davul, borular ve zillerin ürpertici ezgileri saldırı emrini herkese ilan etti. Okçular ve mancınıklar, lanetli kenti sürekli ateş altında tutuyordu. "Neft yağlı oklar yağmur gibi yağarken" Memlük intihar timleri dumandan yararlanarak kentin içine sızdılar"

"Akka artık kesin olarak yitirilmişti. Korku içindeki halk; kadınlar, çocuklar ve yaşlılar çaresizce limana koştular. Kral Henri III çoktan denize açılmıştı ve limanda pek az sayıda gemi kalmıştı. Kalabalık sandallarda itiş kakış başladı; yükü fazla olanlar sulara gömüldüler. Tüm bu felakete bir yenisi eklendi ve müthiş bir fırtına başladı. Memlükler bu sırada rıhtıma ulaşıp geride kalanları kılıçtan geçirdiler."

"Sağ kalan Tampliye şövalyeleri, deniz kıyısında kendilerine ait olan bir kaleye çekildiler. Çok sayıda kadın ve çocuk da Tampliyelerin kalesine sığınmayı başarmıştı. Tampliyeler bu zavallıları, kendi gemilerine bindirip, Kral'ın filosuna yetişmek üzere yolcu ettiler. Herkes yetecek kadar yer olmadığı için, tüm şövalyeler, hasta ve yaralı olanlar bile geride kaldılar. Son gemilerin yola çıkışına tanık olan bir kişi, sonradan şunları kaleme almıştır: "Gemiler kıyıdan uzaklaşıp, yelken açmayı başarınca, geride kalan tüm Tampliyelerden bir sevinç çığlığı yükseldi..." Bir kaç gün sonra, Sultan el-Eşref pek uygun koşullarla bir barış önerisi gönderdi. Tarikat marşali Pierre de Sevrey, kalede bulunan tüm insanların, mal ve mülkleri ile birlikte Kıbrıs'a gitmesine izin verilmesi karşılığında, kaleyi Memlüklere teslim etmeyi kabul etti. Sayıları yüzü bulan Memlük askeri, hazırlıklar için kaleye alındı ve Sultanın hilalli sancağı burçlara asıldı. Ancak, içeri giren Memlükler tamamiyle disiplinsiz davrandılar ve hristiyan kadınlara saldırdılar. Buna çok kızan şövalyeler, kale içindeki tüm Memlük askerlerini kılıçtan geçirdiler. Ölünceye kadar direnmeye yemin eden Tampliyeler, Sultanın sancağını indirip yerine "Beau Seant"ı çektiler. Gece bastırınca Pierre de Sevrey, tarikatın komandanı Thibaut Gaudin ve bir kaç yaralı kişi ile tarikat hazinesi ve kutsal eşyaları bir kayıkla Sayda'ya gönderdi. Ancak, ertesi gün, el-Eşref kendi askerlerinin hatalı olduğunu ve layık oldukları ölümü bulduklarını söyleyerek, çok uygun koşullarla barış önerisini yineledi. Pierre ve bir kaç şövalye görüşmelerde bulunmak üzere kaleden çıktılar. Henüz Sultanın çadırına kadar ulaşmadan, yakalandılar ve derhal idam edildiler. Kalenin duvarları üzerinden olanları gören Tampliyeler kapıların ardına eşya yığarak mücadeleye devam ettiler, fakat müslüman lağımcıların surların altına kadar ilerleyen büyük bir lağım kazmalarını engelleyemediler. 28 Mayıs günü, kelenin kara tarafındaki cephesi çökmeye başladı. İkibin Memlük askeri açılan gedikten kaleye daldılar. Zaten çökmekte olan temele bu ağırlık fazla geldi ve tüm bina büyük bir gürültüyle yerle bir oldu. Memlükler ve Tampliyeler yıkıntının altında kaldılar."

"...İsa'nın Fakir Şövalyeleri"nin son uğraşı olan, Kilise'nin tefecilik karşısındaki tutumunu değiştirme çabaları tam anlamıyla ekonomikti. Kapitalizmin doğuşuna, Tampliyelerden başka hiçbir Ortaçağ kurumu bu denli katkı göstermemiştir. Ancak, tüm bunlara karşın, Tampliyeler, finans uzmanları olarak anımsanmaktansa, Akka kahramanları olarak belleklerde kalmaya layıktırlar. İsa adına, tüm o çağdaki Hristiyanlığı bile huzursuz edecek kadar olağanüstü bir biçimde ölüme atılan kardeşler olarak anımsanacaktırlar."

Desmond Seward, The Monks of War

Tarikatın Ortadan Kaldırılması

(1) Söylentiler ve Komplolar

"Tampliyeler büyük bir servet biriktirmeyi başarmışlardı. Batı'nın yalnızca en büyük askeri gücü olmakla kalmıyorlar, aynı zamanda en etkin bankerleri olarak da göze çarpıyorlardı. Ayrıca, katedraller inşa ettiriyorlar, uluslararası ilişkilerde arabuluculuk yapıyorlar, hatta Avrupa'nın tüm saraylarında mabeyincilik görevini de üstleniyorlardı."

Peter Tompkins, The Magic of Obelisks

"Tarikatın tüm varlıkları, hem "lisan" adı verilen ve milliyetlere bağlı olarak aynı dilin konuşulduğu bölgelere, hem de ayrıca, ülke sınırlarından bağımsız olarak doğrudan Fransa'ya bağlı, on "province"e ayrılacak tarzda örgütlenmişti. Her "lisan"ın ana merkezi (Priory) doğrudan Büyük Üstada bağlıydı. "Lisan"lar sırasıyla; Provence, Auvergne, Fransa, İtalya, Aragon (Navar, Katalonya, Rousillon ve Sardinya dahil), İngiltere (İskoçya ve İrlanda dahil), Almanya (Macaristan, Bohemya, Polonya, Danimarka, İsveç ve Norveç dahil) ve Kastilya (Leon, Portekiz, Algarve, Granada, Toledo, Galicia, ve Endülüs dahil) olarak sıralanıyordu. St. Bernard'ın hazırladığı tarikat tüzüğüne 1140 yılında yapılan bir ekle ortaya konan doğrudan Fransa'ya bağlı "province"ler de; Kudüs, Trablus, Antakya, Fransa, İngiltere, Poitou, Anjou, Portekiz, Apulia ve Macaristan şeklinde düzenlenmişlerdi.

Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail - A Modern Quest for the True Grail

"Tampliyelerin feodal yasalara karşı işledikleri suçlar aslında o günlerde hemen herkesin işlediği suçlardan farksızdı. Başından beri yağmaya biraz fazla hevesli olmaları bile diğer feodal beylerin tutumuna benziyordu. Hospitalyelerle birlikte, müslüman ve Haşişi yöneticilerden aldıkları yüksek tutarlı haraçlar, olağan feodal yöntemlere ve Kutsal Topraklardaki uygulamalara paraleldi. Ancak, bir konuda Tampliyeler tüm feodal kavramların karşısına dikiliyorlardı: mevduat toplama ve nakit kredi verme...Aslında rüşvet uygulamalarına da pek yabancı sayılmazlardı. Onurlandırmak istedikleri kimselere verecekleri armağanların değerleri bile özel kurallarla belilenmişti.

Peter Partner, The Murdered Magicians

"Yoksul soylulara yüklü tutarlarda kredi vererek, Avrupa'daki tüm hanedanların, hatta aynı zamanda kimi müslüman hükümdarların da, bankacısı rolünü üstlenmişlerdi."

"Yalnızca para ticareti yapmakla yetinmiyorlar, aynı zamanda fikir alışverişinde de bulunuyorlardı. Yahudi ve İslam kültürleri ile, uzun süreli ve içtenlikli ilşikileri sayesinde, yeni düşüncelerin, yeni bilgilerin ve yeni bilimlerin adeta takas merkezi durumundaydılar. Tampliyeler, dönemlerinin en gelişmiş teknolojisi üzerinde tekel kurmuşlardı. Silah üreticilerinin, duvarcıların, deri işçilerinin, mimar ve mühendislerin en iyileri emirlerindeydi. Kadastro, haritacılık, yol inşası ve denizcilik alanlarında gelişmelere doğrudan katkıda bulunuyorlardı. Kendi limanl3ewarı, tersaneleri, askeri ve sivil donanmaları vardı. Denizcilikte manyetik pusula ilk kez Tampliyeler tarafından kullanılmıştı. Tıp alanında, yaralı ve hastaları iyileştirmek için, ilaç kullanımında uzmanlaşmışlar, kendi hastanelerini kurmuşlar, kendi cerrah ve tabiblerini yetiştirmişlerdi. Temizlik ve sağlık açısından neredeyse modern ilkelere yaklaşmışlar, yara tedavisinde küf kullanarak, antibiyotikler konusunda öncülük etmişlerdir. Kendi dönemlerinden ne denli ilerde oldukları, sara hastalığını, seytanın insanı ele geçirmesi olarak değil de, kontrol altında tutulabilecek bir hastalık olarak kabul etmelerinden anlaşılabilir."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail

"Kutsal Toprakların yitirilmesiyle, kilise karşıtı hareket neredeyse evrensel bir düşkırıklığına uğradı. Bu koşullar altında, Batı'ya dönen, işsiz güçsüz ama servet ve ayrıcalık sahibi Tampliyeler ve Hospitalyeler, ikiyüzlü ve asalak rahipler sınıfına yeni ve rahatsız edici bir ilaveymiş gibi kabul edildiler."

Peter Partner, The Murdered Magicians

"Kutsal Mezar Kilisesi"ni kurtarmak adına toplanan parayı çarçur ettiler. Tanrı'ya karşı çıkıp, insanları aldattılar. Onlar ve Hospitalyeler, Kudüs'ü ve Akka'yı kafir Türklere kaptırdılar ve ve tıpkı bir şahin gibi arkalarına bile bakmadan kaçtılar. Hepsini temelli başımızdan atamamamız ne yazık!"

Rostan Berenguier de Marseilles

"Şeytanın tüm hristiyan alemini artık doğrudan tehdit etmekte olduğu ve Kutsal Tampliye tarikatının kötülüklere karşı koruyuculuğunun bundan sonra tamamen yitirildiği düşüncesi kadar, Tanrı düzeninden uzaklaşıldığı duygusunu keskinleştiren başka bir olgu olamaz."

Peter Partner, The Murdered Magicians

"Gizlilik ilkesini neredeyse bir saplantı şekline dönüştüren Tampliye tarikatı hakkında yıllardır acaip söylentiler yayılmıştı. Düşmanlıkla körleşen zihinler, karanlık suçlamaları yüklemeye hazırdılar; "duygu ve düşünceler arasında kuşku, tıpkı kuşlar arasında bir yarasa gibidir; alaca karanlıkta bile uçar". Bütün şövalyeler zehirli bir dedikodu ağıyla sarmalandılar."

Desmond Seward, The Monks of War

"Fransa kralı IV. Philip, Tampiyelere başlangıçta, yalnızca haçlı politikasının bir unsuru olarak bakıyordu. Bu bakımdan, hem Tampliyeler, hem de Hospitalyeler ve Papa, kralın kendi politikasına pasif bir direnç göstermekle yetinmekteydiler."

"Fransa yönetimi, yıllardır iki askeri tarikatın birleşmesini talep ediyordu. Diplomatik görüşmelerde, iki örgütün birleşmesinden sonra neler olacağı özellikle gizli tutulmaktaydı. Ancak, kral yandaşlarının yazışmaları sayesinde, bugün, Fransa kralının oğullarından birinin yönetiminde tek bir tarikat planlandığını biliyoruz. Bağnaz bir Katalan olan, Ramon Lull, tüm hristiyan haçlı gücünü birleştirip yönlendirecek bir "Savaşçı Kral" özlemini dile getirmeye başlamıştı."

"Geç Ortaçağ kralları arasında, haçlı seferlerine katılma sözü vererek, kiliseden yüklü paralar elde etmek, oldukça sık görülen bir uygulamaydı. "Haçlı Vergisi" adı altında, kendi ülkelerindeki kilisenin vergilendirilmesi için Papa'dan izin koparmak yetiyordu. Genellikle, toplanan vergiler doğrudan kralın kontroluna geçer ve o da, bazen içtenlikle, bazen de ikiyüzlü olarak, paraları haçlı seferleri için harcayacağına söz verirdi. Gerçekte, toplanan paraların pek az bir kısmı haçlılar için kullanılırdı. Paralar, kraliyet hazinecilerinin eline geçince, ülkenin genel maliyesi içinde, şu ya da bu mazeret ileri sürülerek, kaybolup giderdi. Aynı çağdaşı İngiltere kralı I. Edward gibi, Güzel Philip de bu yolla büyük tutarlarda servet edinmeyi bilmişti".

Peter Partner, The Murdered Magicians

"...Philip gibi, herşeyden kuşkulanan ve hastalık derecesinde titiz olan bir kralın, yalnızca parasal kazanç sağlamak uğruna, Tampliyelere açıkça ve doğrudan saldırdığına inanmak pek güçtür. Diğer taraftan, Barber'ın "Tampliyelerin Yargılanması" isimli eserinde, tarikatı tümüyle dış mihraklara bağlama çabaları ve tüm şövalyelerin Philip'in işkencelerine eşit şekilde maruz kaldığını iddia etmesi ikna edicilikten uzaktır. Hor görülen Lombardiya'lıları ve hristiyan ahlak anlayışını zorlayan Yahudileri canından bezdirmek başka; hristiyan Avrupa'nın en yüce değerlerini temsil eden ve zamanla silinmeye yüz tutsa bile, yüksek bir ruhani prestije sahip olan bir manastır tarikaına karşı harekete geçmek bambaşkadır. Zaten bu iki eylemin arasındaki ahlaki farkı, dinsel duygular konusunda deneyim sahibi olan Philip'in anlamamış olması olanaksızdır".

"Barber'ın kendisi de, Philip'in 1305 gibi erken sayılan bir tarihte bile, Tampliyelerin davranışları hakkında, ürettiği dedikoduları Aragon Kralı II. James'e pazarlamayı başaramayan Esquieu de Floyran gibi adi muhbirlerden raporlar aldığını belirtmektedir. Aragon kralının aksine, Philip'in bu dedikodulara ilgi gösterip değer vermesi, karısı Jeanne de Navarre'ın 1305 Nisanında ölümünü izleyen günlerde, kişisel davranışlarında dinsel eğilimin artması ile açıklanabilir. Karısının ölümü Philip'i çok sarsmış ve hem kendini, hem de krallığını kutsal ve aziz büyükbabası Saint Louis'nin imajına uygun olarak yenilemek için fanatik bir arzuya kapılmıştı".

"Sonuçta, kanıtlar, Philip'i yönlendiren olgunun para hırsı değil de, dinsel tutuculuk ve kişisel duygular olduğunu ortaya koymaktadır; Bu durum ise, düşünce özgürlüğü ve tekdüzen karşıtlığı için Barber'in çekindiklerinden çok daha tehlikelidir."

Gabrielle M. Spiegel

(2) Fransa'da Toplu Tutuklamalar

"1305 Yılında, kral Philip'in huzurunda taç giyen Papa V. Clement'in yaşadığı kent Avignon'du...1307 Yılında, tüm hristiyan toprakları üzerinde yaşayan Tampliyelerin tutuklanması emrini veren de Papa V. Clement'dı."

"...Philip'in, Tampliyelere karşı olan bu eylemi, yaklaşık bir yıl öncesinden, yani 1306'dan beri planlamakta olduğunu ve bu planı Papa ile birlikte düzenlediklerini ortaya koyan kanıtlar mevcuttur."

Graham Hancock, The Sign and the Seal

"Fransa kralı Güzel Philip, merkezi Kudüs'te bulunacak, geniş bir hristiyan imparatorluğunun yönetimine geçme hayalini kurmaktaydı. Paraya çok ihtiyacı vardı. Krallığındaki tüm Yahudileri yakalatıp, birer gözlerini çıkarttı. Onları, ikinci gözleri karşılığında tüm servetlerini vermeye zorladı. Sonradan, varlıklarına el koymak için, Tampliyelere karşı harekete geçti."

Peter Tompkins, The Magic of Obelisks

"Tampliyelerin son büyük üstadı Jacques de Molay'dı..."

"12 Ekim 1307 Perşembe gecesi, Philip'in askerleri Molay ve 60 kardeşini tutukladılar. Kimi kraliyet hapishanesine götürülürken, diğerleri tarikatın kendi zindanlarına atıldı. 13 Ekim Cuma sabahı tutuklananların sayısı 1500'e ulaşmıştı. Şövalyelerin yanısıra, çavuşlar, seyisler, hatta tarikatın çiftliklerinde çalışan köylüler bile tutuklanmışlardı. Büyük olasılıkla, bunların 500 kadarı tarikata tam üye, 200 kadarı ise üye adayı idi. Haftasonunda, Fransa'nın her tarafında, kiliselerde vaizler, "Fakir Şövalyeleri" şaşkın kalabalıklar karşısında suçluyorlardı."

"Aslında tutuklamalar yasadışıydı. O dönemdeki yasalara göre, sivil otorite sadece Roma'ya karşı sorumlu olan din adamlarını tutuklayamazdı. Ama Philip, bir çok dinsel suçlamayı ileri sürüyordu - İsa karşıtlığı, puta tapma, haça tükürme, Albi'lilerle özdeşleşmiş doğa karşıtı günah olan eşcinsellik. Ayrıca, tüm din sapkınlığı yargılamalarında toplu halde ileri sürülen çeşitli ithamlar. İtirafları insanların ağzından çekip almakta ustalaşmış Dominikenler (Tanrı'nın köpekleri) Fransız engizisyonuna egemendiler. Şövalyeler ve tarikatın cahil askerleri, tırnak söken, kol kıran müthiş işkence aletleri ile herşeyi didikleyen yasa adamlarının birleşimi karşısında çaresiz kaldılar. İnsanların kolları ve bacakları gerdiriliyor, yüksekten bırakılan kurşun dolu torbalarla kırdırılıyor, ya da huni ile boğulana kadar gırtlaklarından içeri su boca ediliyordu. En acı veren işkenceler en basitleriydi; et ve tırnak arasına çakılan çiviler, sökülen dişler, açıkta kalan sinir uçlarının kurcalanması. O günlere kadar, Mülümanlar karşısında her türlü sıkıntıya göğüs geren Tampliyeler, rutubetli, karanlık hücrelerde sistemli olarak aç tutulduktan sonra, kendi dindaşları tarafından yapılan işkenceler karşısında umutuszluğa düşüyorlardı."

Desmond Seward, The Monks of War

"...Büyük Engizisyon tarafından sorguya çekilen 138 Tampliyeden sadece 14'ü şövalye rütbesindeydi. Olaylara karışan en fazla 150 kadar şövalye olmalıdır ve bu sayı, bazılarının ileri sürdüğü gibi, Fransa kralına yönelik 2000 şövalyeden oluşan bir askeri kuvvetten oldukça uzaktır."

Peter Partner, The Murdered Magicians

(3) Kovuşturma

" Papa VII. Boniface ile Fransa kralı Güzel Philip'i karşı karşıya getiren mücadele, Kilise ve Devlet arasında oldukça eskiden beri süregelen bir çekişmeden kaynaklanıyordu. Guillaume de Nogaret adında sivil bir fransız görevli, emrinde bulunan özel bir askeri birlikle Papa'yı İtalya'da tutuklamaya kalkışmıştı. Amacı Boniface'ı Fransa'ya götürmek ve fransızlar tarafından kontrol edilen bir kilise konsilinde yargılamaktı. Ancak, planın bu son bölümü yürümedi ve bir kaç gün içinde, taraftarlarının bir karşı saldırısı sayesinde Papa özgürlüğüne kavuştu. Ancak, VII. Boniface, yenik ve gözden düşmüş olarak, olaydan bir kaç hafta sonra, 12 Ekim 1303 tarihinde hayata veda etti. Saldırganlara gelince, tümü otomatik olarak kilise yasalarınca afaroz edildiler."

"Doğrudan Fransa kralına karşı kilise tarafından konulan yaptırımlar ise, bir süre sonra kaldırıldı. Oysa, sonraki yıllarda Fransa başbakanlığına kadar yükselen Guillaume de Nogaret'in aforoz cezası, Boniface'ı izleyen Papa'lar tarafından asla iptal edilmedi. Fransa yönetimi ise, kendi payına hazırladığı koca bir dosya ile, ölmüş bulunan Papa'yı bir sapkın, inançsız, büyücü ve sihirbaz olarak suçlamaktan geri kalmadı. Büyücülük konusunda, ileri sürülen en etkin iddia, Boniface'ın şeytanlarla konuştuğu, onları yardıma çağırdığı ve hatta şeytana taptığı şeklindeydi."

"Tampliye davasının en ironik taraflarından biri de, onları suçlayan başsavcı Guillaume de Nogaret'in aslında kilise tarafından afaroza uğramış bir kişi olmasındadır."

Peter Partner, The Murdered Magicians

"Beş seçkin İngiliz akademisyen tarafından hazırlanmış bulunan "Tampliyelerin Suçu" isimli eserde, G. Legman Tampliyelerin tam olarak eşcinsel olmadıklarını, ancak gizli giriş törenlerinde, ritüelik olarak, çıplaklığa yer vermelerinden böyle bir iddianın kaynaklandığını ileri sürer."

Peter Tompkins, The Magic of Obelisks

"Ahlaksız öpüş, ya da latince "osculum infame", o çağda kamuoyunu şakınlığa sürükleyen bir başka Tampliye uygulamasıydı."

David Conway, Ritual Magic

"Madde- sözü geçen tarikata yeni katılan kardeşlerin giriş töreninde, kimi zaman katılan kişi, kimi zamanda onları kabul eden kişi, ağzından, göbek deliğinden, karından, kabaetlerden ve kuyruk sokumundan öpülür.
Madde- kimi zaman birbirlerini göbekdeliklerinden öperler.
Madde- kimi zaman birbirlerini kuyruksokumlarından öperler.
Madde- kimi zaman birbirlerini penislerinden öperler.


Suçlama Maddeleri

"...Tam aksine, St. Bernard, ruhsal yetkinliğin aşamalarını simgeleyen kutsal "üçlü öpüş" simgesini kullanırdı..."

"Tampiyelerin giriş töreni ve onun bir bölümü olan sözde öpüşme uygulaması konusunda çok şeyler uyduruldu. Aslında, Tampliyelerin öpüşmesi, o dönemde sık sık uygulanan, bir derebeyi ile vasalı arasındaki bağı sağlayan "homage" törenindeki öpüşmeden farklı değildi. Vasal dizçöker, kavuşturduğu ellerini efendisinin elleri arasına koyar ve "Efendim, artık senin adamın oldum" der, sonra da bağlılık andı içerdi. Derebeyi bunun üzerine vasalı ayağa kaldırır ve törensel olarak birbirlerini öperlerdi. Artık, bu törenden sonra vasal, "efendisinin sevdiğini sevmek, nefret ettiğinden nefret etmek, ne sözle ne de kılıçla efendisini yaralamamak" taahhüdü altına girmiştir."

Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail

"Tampliyelere karşı sürülen suçlamalar arasından en ciddisi, küfür ve sapkınlık- haça tükürme, haçın üzerine basma ve İsa'yı reddetme- suçlamalarıydı."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail

"Tapınak Şövalyeleri Tarikatına karşı açılan soruşturmanın maddeleri şunlardır:

Öncelikle, Papalık makamı tarafından usulüne uygun şekilde onaylanarak kurulmuş olmasına karşın, tarikata yeni üyelerin girişinde ve giriş sonrasında, aşağıda sıralanan sapkın eylemler bir çok kez uygulanmıştır:

Esas olarak, herbir tarikat kardeşi, giriş töreni sırasında ya da daha sonradan uygun bir fırsat çıkar çıkmaz, diğer eski kardeşlerin yönlendirmesiyle, İsa'yı ya da Haçı ya da Tanrı'yı ya da Kutsal Meryem Anamızı ve kimi zaman da Tanrı'nın tüm azizlerini reddetmişlerdir.

Madde- Bunu (bu eylemi) kimi zaman giriş töreninden sonra yapmışlardır.
Madde- İsa'nın gerçek Tanrı olmadığını açıklayıp, yenilere öğretmişlerdir.
Madde- İsa'nın yalancı peygamber olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Madde- İsa'nın acı çekmediğini, aslında insanlığın kurtuluşu için değil de, kendi suçları yüzünden öldürüldüğünü söylemişlerdir.
Madde- Kurtuluşa İsa sayesinde ulaşacaklarına inanmadıklarını söylemişlerdir.
Madde- Yeni kardeşleri, Haça ya da İsa'nın resmine tükürmek zorunda bırakmışlardır.
Madde- Haçı ayaklar altına almışlar, tekmelemişlerdir.
Madde- Haçın üstüne işemişler ve bunu kutsal Cuma günü yapmışlardır.


Şuçlama Maddeleri

(4) "Her Türlü İşkenceyi Yapın"

"Elde edilen itirafların birbirlerine olağanüstü benzerlik göstermesi, yapılan sorgunun ne kadar standartlaşmış olduğunu göstermektedir. Daha önceleri bir çok cadı davasında başarısı kanıtlanmış bu standart sorgu yöntemi, ayrıntılarda bile dikkati çeken bir benzerliği garanti etmekteydi."

Peter Partner, The Murdered Magicians

"Engizisyon, sorguculara "Her türlü işkenceyi yapın !" emrini vermişti. Bu buyruk işkencecilerin en vahşi hayallerini açığa çıkarmıştır."

John J. Robinson, Dungeon, Fire and Sword

"Ekim ve Kasım ayları boyunca, Paris'te sorgusu yapılan 138 Tampliyeden 105 tanesi tarikate girişlerinde İsa'yı reddettiklerini, 123'ü haça tükürdüklerini, 103'ü uygunsuz şekilde öpüştüklerini ve 102'si de kardeşler arasında eşcinsel ilişkilerin bulunduğunu itiraf etmişlerdir. Ancak, doğrudan eşcinsel ilişkiye girdiklerini itiraf eden sadece 3 kişi vardır. Büyük Üstad Jacques de Molay da dahil, neredeyse tüm Tampliyelerden alınan bu müşterek itiraflar, tarikatın üzerinde artık bir daha hiç temizlenemeyecek bir leke oluşturdu. Her ne kadar, itiraflar işkence ile alınmış ve de Papalık sorgusu sırasında reddedilmiş olsalar da, Tampliyeler kendi ağızlarıyla kendilerini mahkum etmişlerdi bile."

Gabrielle M. Spiegel

"Aslında, Fransa'da sorgulanan 138 kişinin 123'ünün en iğrenç suçları bile kabullenmeleri hiç de şaşırtıcı sayılmamalı. Zira, ortaçağda, insanların baskı ve işkence altındayken yeminler ederek itiraflarda bulunmaları ve daha sonra, kendilerini güvende buldukları zaman, yeminlerinden vazgeçip itiraflarını reddederek, "günahlarının bağışlanmasını istemeleri" (absolution), olağan ve yasalarca kabul edilmiş bir durumdu. "Absolution" dinsel bir uygulama olarak çok yaygındı.

"En başta, hırçınlıkla reddettiği eşcinsellik suçlaması ile aşağılanan Jacques de Molay bile sonradan bu stratejiye sığınmıştı. Büyük Üstadın itirafları, her ne kadar politik bir taktik eseri olsalar da, kardeşlerini pek kızdırmıştı. Kendisine yöneltilen her suçu kabullenen, gönüllü bir işbirliğine girerek, "puta taptıklarını" bile itiraf eden tarikat hazinecisi Fra. Hugues de Peyraud'nun tutumu ise tüm Tampliyeleri korkuya düşürmüştü. Carcasonne'da iki kardeş "Baphomet" adını verdikleri bir puta taptıklarını kabul etmişler; Floransa'lı bir başka Tampliye de bu putun adının "Mahomet" olduğunu ileri sürmüştü. Bir başkasının itiraflarında da, putun uzun sakallı ama gövdesi olmayan bir heykel olduğu ileri sürülmüştü. Kraliyet ajanları, büyük bir heyecan içinde, adı geçen bu putun ğeşine düşmüşler ve tarikatın kutsal eşyaları arasında metal kaplamalı bir kafatası bulmuşlardı."

"Aslında, tüm bu puta tapma itirafları, sonsuz acı ve umutsuzluk altında, insanların ne akla hayale sığmaz şeyler uydurabildiklerini göstermiş, böylece işkence altında sağlanan diğer kanıtların da değersizliğini açığa çıkarmıştır."

Desmond Seward, The Monks of War

"İngiltere, Aragon, Navarre (Philip'in büyük oğlu Louis'nin yönetiminde), Majorca, Kastilya, Portekiz, İtalya ve Almanya'daki yargılamalar incelenirse, sadece Fransa ve Fransa yönetimi altındaki ülkelerde, Tampliyelere karşı ileri sürülen suçlamaların itiraf edildiği ortaya çıkmaktadır. Bu durum, fransız yönetiminin işkence uygulamasının bir sonucudur. Yasaların devletin işkence yapmasını yasakladığı İngiltere ve Aragon'da, itiraflar ancak Papalık ve engizisyonun sorguyu ele alıp işkence uygulamasından sonra elde edilebilmiştir. İşkence uygulanmadan alınan itiraflar için tek istisnayı "absolution"un gücüne güvenen İngiltere Tampliyeleri oluşturmuştur."

Gabrielle M. Spiegel

"İngiltere'de Tampliyeler, kilisenin kendilerine yöneltiği suçları yani kendi sapkınlıklarını yeminle kabul ederek ve sonradan günehlarının bağışlanmasını (asbolution) talep ederek, az bir ceza ile kurtulacaklarını ve kilise nezdinde affedilerek yeniden özgür olacaklarını biliyorlardı. Bu reddedilmeyecek bir fırsattı ve İngiltere'deki tüm Tampliyeler bu şansı değerlendirdiler. Kamu karşısına çıkarak itiraflarını yaptılar, "absolution" talebinden sonra cezalarını çekmek için manastırlara kapatıldılar. Ceza süresi dolunca, bir çoğu Hospitalyelere katıldı; diğerleri ,kilisenin bir rahibin yemek ve giyimi için tahsis ettiği asgari gelire razı olarak, dinsel yaşama devam ettiler."

John J. Robinson, Dungeon, Fire and Sword

(5) Papalık Yasakları

"Templiyelerin Haçlı Seferleri esnasında, nasıl ölümü göze alarak dövüştükleri dikkate alınırsa, onların masum olduklarına inanmak pek zor olur...En keskin suçlamaların Albi bölgesinden gelmesi elbette basit bir rastlantı değildir; Nogaret Provence'lı, Esquiu ise bir Katalan'dır. Bu bölgedeki yerel Tampliye örgütü, Katar sapkınlığının zirveye çıktığı bir önceki yüzyıl boyunca, kendi kumandanlıklarını birer Katar hücresine dönüştürmekten çekinmemişlerdi. Katar'ların son kalelerinin 1244 yılında düşmesinden hemen önce ortadan yok olan Katar hazinesini ele geçirmek amacıyla, Tampliyeler kaçak sapkınları kendi aralarına kabul etmişlerdi. 1307 yılına gelindiğinde, aslında Katarizm tümüyle yok edilmiş bulunuyordu. Ancak, Tampliyeler arasında Katar inancı ve anıları hala canlıydı. İşte bütün bunlar, Tampliyelere yöneltilen şeytana tapma, gizli ayinler yapma, eşcinsellik gibi suçlamalara kaynaklık etmiş olabilir, zira bu aynı suçlamalar zamanında Katar'lara da yöneltilmişti."

Desmond Seward, The Monks of War

"Tampliyelerin Katarizmle bağdaştırılmaları tümüyle bir saçmalıktan ibarettir. Bu yanlışlık, bir Tampliye Büyük Üstadı olan Bertrand de Blanquefort'un, oldukça benzer bir isim taşıyan, Bertrand de Blanchefort adlı bir Katar soylusu ile karıştırılmasından doğmuştur. Gerçekten de, latince metinlerde iki ismde "Blancofortis" şeklinde geçmektedir. Ancak, Tampliye Büyük Üstadı Guyenne'lidir ve Languedoc'taki Katar'larla hiçbir ilgisi yoktur."

Noel Currer-Briggs, The Shroud and The Grail

"V. Clement 1305 yılında papa seçildikten sonra, sarayını Roma'dan Avignon'a taşıdı. Papalar bu tarihten itibaren tam 70 yıl Avignon'da oturdular (Kilise tarihinde ikinci Babil esareti diye anılan dönem). İsa'nın yeryüzündeki bu yeni temsilcisi, V. Clement, sağlığı yerinde olmayan ve zayıf karakterli bir adamdı. Üstelik, seçilmesini yüklü rüşvetler dağıtarak sağlayan Philip'ten pek çekiniyordu."

"Papa, önceleri, Tampliyelerin başına gelenlere karşı çıktı ve 27 Ekim 1307 tarihinde Fransa'da engizisyonu askıya aldı. Ancak, sonradan Philip, olağandışı bazı ipuçları bulduğunu, örneğin; Fra. Jacques de Molay'ın itirafta bulunduğunu söyleyince, Kasım sonlarında, Papa ikinci bir "bull" (papalık emirnamesi) ile tüm Tampliyelerin tutuklanmasını emretti. Hristiyan dünyasının her tarafında soruşturmalar başladı. Ocak 1308'de, bir ölçüde isteksiz de olsa, İngiltere'deki Tampliyeler de tutuklandı. Bunu İrlanda ve İskoçya izledi. İskoçya'da yakalanan Tampliyelerin, ikisi dışında tümü, sonradan kaçarak Robert Bruce'un gerilla ordusuna katıldılar. Sonradan İskoçya kralı olan Bruce, Tampliye örgütünün yasal olarak ortadan kaldırılışını asla kabul etmedi."

"İspanya ve ta uzaklardaki Kıbrıs'tan, Tampliyelerin suçsuz olduğuna dair haberler İngiltere'ye ulaşıyordu. İngiliz kraliyet sorgucuları da onları suçsuz bulmaya başlamıştı. Elde bulunan elli kadar Tampliyenin sorgularından hiç bir kanıt elde edilemedi. Papa'nın isteği ile 1310 yılında yapılan ikinci bir sorgu da sonuç vermedi. Sonunda Papa, İngiltere kralı II. Edward'a işkence kullanımını emretti. Edward, bu buyruğa karşı çıkmadı ama "organ koparma, yara açma ve şiddetli kan akıtma" olmayacak koşullarını ileri sürdü."

Desmond Seward, The Monks of War

"Tüm dinsel sapkınlıkların önlenmesi, orataya çıkarılması ve cezalandırılması konularında sorumluluk öncelikle engizisyondaydı. Engizisyon ise tümüyle Dominiken tarikatının ellerine teslim edilmişti. Güney Fransa'daki Katar sapkınlarına karşı amansız mücadelesi ile adını duyurmuş olan ispanyol rahip Dominic Guzman (sonradan Saint Dominic) tarafından kurulmuştu bu tarikat...1311 yılında, Papa tarafından İngiltere'ye gönderilen Dominiken işkenceciler "Tampliyelerin gizlerini korumak amacıyla sadece kendi rahiplerine günah çıkarttıkları ve özel durumlarda bazı günahları için "absolution" talebinde bulunabilecekleri" bilgilerinden başka bir şey öğrenemediler."

John J. Robinson, Born in Blood

"İngiltere'de 1310 ve 1311 yıllarında sürdürülen sorgular sonunda, sadece dört Tampliye haça tükürdüklerini itiraf ettiler. Oysa, daha 1310 Mayısında, Paris'te 120 Tampliye yakılmıştı bile..."

"Tampliyelerin karşılaştığı belki de en büyük işkence, inançlarını yitirmekti. Sanki Tanrı ölmüştü onlar için. Fransız halkı, tarikatın suçlu olduğuna hiç kuşku duymadan inanadığı için, akılalmaz söylentiler dilden dile dolaşıyordu. Tampliyelerin cehennemden dişi şeytanları çağırıp onlarla yattıkları, çocuk yağıyla parlatılmış putların karşısında doğan piçleri kızarttıkları ve hatta kedilere taptıkları bile anlatılıyordu."

"Kimi Kastilyalı Tampliyeler, bu söylentilerin başlarına açacağı belalardan öylesine korktular ki, Granada'ya kaçıp müslüman oldular."

"1312 yılı Şubat ayında, Fransa'da "Etats Généraux" tarikatın mahkumiyetini talep etti. Nihayet, Mart ayında Papa Clement danışmanları ile yaptığı kapalı toplantı sonunda, "Süleyman Tapınağının Fakir Şövalyeleri Tarikatı"nı isnat edilen tüm suçlardan resmi olarak sorumlu kabul etti. 3 Nisan'da Kilise Genel Konsili toplandığı zaman bir oldu-bitti ile karşılaştı. Papa, Tampliyeler hakkında sağlam ve yasal kanıtlar bulunmadığını, ancak kendi kişisel kanaatine göre tarikatın suçlu olduğuna karar verdiğini ve bu nedenle, tarikatı mahkum etme zorunluğunun doğduğunu açıkladı. Genel Konsil bu açıklamayı itirazsız kabul etti. "Vox in Excelso" isimli Papalık emri (bull) ile tarikat kapatıldı. 2 Mayıs 1312 tarihinde, bir başka "bull" tarikate ait tüm gayrımenkulleri Hospitalye tarikatına devretti. İtiraflarını reddedenler ya da hiçbir itirafta bulunmayanlar yaşam boyu hapse mahkum oldular. İtiraflarında israr edip sonradan "absolution" isteyenler ise hafif cezalarla kurtuldular."

Desmond Seward, The Monks of War

(6) Çözülme

"14 Mart 1314 günü, Tampliyelerin dört büyük sorumlusu, haklarında verilen ömür boyu hapis cezasını ilan edilmesi için, Notre Dame kilisesinin önüne getirildiler."

Desmond Seward, The Monks of War

Tarikatın Büyük Üstadı Jacques de Molay hiç beklenmedik bir anda itiraflarını reddetti.

"Yaşamımın sonuna yaklaştığım (yetmiş yaşlarındaydı) şu günlerde, gerçekmiş gibi ortaya konulanların ve din adına yapılanların karşısında duyduğum düşkırıklığını açılamam gerektiğini sanıyorum. Tüm burada bulunanların huzurunda, yeryüzünün ve cennetin önünde, en kötü günahın suçlusu olduğumu kabul ediyorum. Ancak, bu günah, tarikatımıza yapılan iğrenç suçlamaları kabul ederek yalan söylemiş olmamdır. Açılamam gerekir ve işte açıklıyorum ki, Tampliye tarikatı suçsuzdur; saflığı ve azizliği tartışılmaz."

Üstad fra. Jacques de Molay

"Diğer iki üstad korku ile dinlerken, tarikatın Normandiya eğitmeni (Preceptor) fra. Geoffroy de Charnay aynı şekilde çekinmeden konuşarak Büyük Üstadın yanında yer aldı. Ertesi sabah, Tampliye tarikatının bu en yüksek rütbeli iki kardeşi, alevler aresından suçsuz olduklarını haykırarak, Seine nehrinin üzerindeki bir adada, ağır ağır yanan kömür ateşinde canlı canlı yakıldılar. İzleyen kalabalık, onları son demlerinde bile suçsuz olduklarını iddia ettikleri için, din sehidi olarak kabul etti. De Molay'ın kralı ve papayı lanetliyerek, Tanrı karşısında son ve gerçek yargılama için yanına çağırdığı şeklinde bir söylenti yayıldı. Papa bu olaydan sonra bir ay içinde, kral ise sonbaharda öldü. De Molay'ın lanetinin, kralın üç oğlunun da genç yaşta ölmesine neden olduğuna halk inandı".

Desmond Seward, The Monks of War

"Sorgulamaların amacı Tampliyelerin suçlarını itiraf etmeleriydi. Bilindiği kadarıyla, itiraflar sağlandıktan sonra, hiçbir Tampliye, itirafını geri çekmedikçe, ölüme mahkum edilmedi. 1310 yılında yakılanlar ve en son 1314 yılında yakılan iki lider, dinsel bağlılıklarını ve katolik inançlarını sonuna kadar savunarak ölüme gittiler."

"Onsekizinci yüzyılda, Mason kitapları satıcısı alman Friedrich Nicolai, o dönemdeki Tampliye Masonlarının, ortaçağdaki Tampliyelerden aktarılma ile, ilk Gnostiklerden kaynaklanan bir sapkın öğretinin mirasçısı olduklarını ileri sürdü. Bu inancını, eski kilise babalarının din sapkınlığı hakkında yazdıklarından alıntılar ile çarpıcı bir anlatımın karışımı olan yazılarıyla destekledi. Nicolai'nin teorisi, yanlış etimoloji ve vahşi spekülasyon üzerine bina edilmişti ama, çok rtkili oldu. Büyük olasılıkla, ortaçağdaki Tampliyelerin büyücü olduklarını iddia eden Cornelius Agrippa'dan esinlenmişti.

Peter Partner, Murdered Magicians



Baphomet

(1) Söylentiler ve Suçlamalar

"Baphomet adını verdikleri bir put aracılığıyla şeytana tapmakla suçlanmaları, Tampliyeler'in halkın gözünde değerini yok etmişti. Baphomet, yönlendirilmiş irade gücünü temsil eden ve "fallus" ibadetine dayanan gnostik ayinlerin bir simgesiydi. Keçi sakallı ve keçi ayaklı, cinsiyeti belli olmayan bu put, eski çağların boynuzlu tanrısı Mendes keçisi ile bağıntılıydı".

Peter Tompkins, The Magic of the Obelisks

"Bazı şövalyeler, işkence altında yapılan sorgulama sırasında; kızıl, gri ya da kara renkli bir kedi şeklinde bir puta taptıklarını itiraf ettiler. Yaptıkları ayinlerde, bazı durumlarda, kedinin kuyruk altının öpülmesi de gerekliydi. Kimi zamanlarda da, bu kedi putu, yakılmış çocuklardan elde edilen yağla ovuluyordu. Tampliyeler, savaşta ölmüş kardeşlerinin cesaretlerinin kendilerine geçmesi amacıyla, yemeklerine ölmüş şövalyelerin küllerini serpiyorlardı".

John J. Robinson, Dungeon, Fire and Sword

"12 Ağustos 1308 tarihli Engizisyon suçlama listesinden;

Madde; bu putlara ya da bir puta tapıyorlardı. Özellikle büyük toplantılarda onlara tapıyorlardı.
Madde; putlara Tanrı yerine tapıyorlardı.
Madde; kurtarıcı olarak tapıyorlardı.
Madde; putun onları kurtaracağını söylüyorlardı.
Madde; zenginlik verdiğini söylüyorlardı.
Madde; ağaçları çiçeklendirdiğini, tohumları yeşerttiğini söylüyorlardı.
Madde; putlara kuşaklar, bezler, ipler bağlıyorlar; sonra bu bezleri ve ipleri gömleklerinin altında, vücutlarına sarıyorlardı.
Madde; tarikata girişte her yeni üyeye bu bez ve iplerden veriyorlardı.
Madde; putlara böyle tapıyorlardı.
Madde; yeni girenlere yemin ettiriyor, bunları kimseye söylememeye and içiriyorlardı."


Suçlama Maddeleri

"...Bir çok yerde, fiziksel özellikleri farklı şekilde tanımlanan bir puta tapıyorlardı. Bu puta Baphomet adını vermişlerdi. Bu söz, etimolojik olarak, eski Fransızca'daki "Muhammet" sözü ile aynıydı (sorgu sırasında bazı Tampliyeler doğrudan "Muhammet" adını bir kaç kez kullanmışlardı). Daha önce kovuşturmaya uğramış olan bir çok sapkın topluluk gibi, Tampliyeler'in de gizli toplantılarını geceleri yaptıkları ileri sürülmüştü."

"Tampliyeler'in, Muhammet peygamberin adını taşıyan bir puta tapma uygulamasını Doğudan edinmeleri olanaksızdı. İsmailîler ve Dürziler gibi, en uç sapkınlıktaki Müslümanlar arasında bile, böyle bir put asla varolmamıştı. Müslümanların puta taptıkları düşüncesi de, Batılı Hıristiyanların Doğuyu küçük göstermeye çabalayan iftira sisteminin bir parçasıdır".

Peter Partner, The Murdered Magicians

"Melek Tavus tarikatına (Yezidiler) giriş törenlerinde, müritler boyunlarına iç içe örülmüş siyah ve kırmızı yünden yapılma bir iplik bağlarlar. Parsiler'in kutsal ipinde ve diğer eski Orta Doğu kültlerinde olduğu gibi, bu iplik asla çözülmemelidir. Sapkın suçlaması ile ortadan kaldırılan Tampliye tarikatında da bu uygulamaya aynen rastlanır".

Arkon Daraul, Secret Socities

(2) Baphomet'in Tanımı

"Koskoca sakallı bir adam kafası. Tüm taşra karargâhlarında bu puta saygı gösteriyorlar, tapıyorlar. Fakat, bütün tarikat üyeleri bunu bilmiyorlar; sadece Büyük Üstat ve kıdemliler biliyorlar".

Philip'in Talimatları

"1307 Yılında, Tampliyeler'in yargılanması sırasında, Fra. Jean de Taillefer şu kanıtları ortaya koydu: "Tarikata Champagne karargâhına bağlı üç bölgeden biri olan Mormant'ta katılmıştı. İnisiyasyon töreninde, sunağa bir adam kafasını temsil eden bir put konulduğunu söyledi". Bir başka Tampliye, Burgundy'li Hugues de Bure, şapelde yapılan toplantıda, bir dolap ya da sandıktan bir "kafa" çıkarıldığını, uzun sakallı bir adam heykeli olan bu putun, altın ya da gümüşten imal edilmiş olduğunu anlattı. Fra. Pierre d'Arbley putun hem önünde hem de arkasında iki yüzünün bulunduğunu söyledi. Akrabası Guillaume d'Arbley ise, putun yalnızca büyük toplantılarda sergilendiğini ve sadece özel durumlarda kıdemli şövalyelere gösterildiğini belirtti."

"Tarikatın Paris hazinecisi Jean de Turn, büyük toplantılardan birinde, boyalı bir kafatası biçiminde bir puta taptıklarını itiraf etti."

"Neredeyse tüm açıklamada bulunan tarikat kardeşleri, putun uzun sakallı ve uzun saçlı olduğunda birleşiyorlardı. Ayrıca, başkaca bir nedeni olmasa bile, o çağda çoğunluğun düşüncelerine uygun olarak, uzun saçı, kadınsılığın bir belirtisi olarak kabul ettikleri için, şaşırtıcı buluyorlardı."

Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail

"...Gerçek bir insan başı büyüklüğünde, sakallı ve haşin ifadeli..."

Jean de Taillefer'in Sorgusu

"Tam olarak tarif edemeyeceğini, ama kırmızıya çalan bir rengi olduğunu sandığını açıkladı."

Ian Wilson, The Shroud of Turin

"Paris'te yapılan bir tarikat toplantısında, rahip tarafından getirilip sunağa yerleştirildi. Renksiz, soluk, süslü olmayan, tıpkı bir Tampliye gibi dağınık sakalları olan bir adam kafasıydı bu."

Stephen de Troyes

"Açıkça anlaşılıyor ki, kopyaları inceleyenler, altın ya da gümüş kutulardan, kafanın üzerinde tutulduğu ahşap panellerden söz ederler; halbuki, gerçek put, yani "kutsalların kutsalı" olarak kabul edilen Paris'tekiydi. Orada yapılan törenler de, tıpkı eski Bizans kilisesi törenlerine benzemekteydi."

Ian Wilson, The Shroud and the Grail

"Büyük olasılıkla, bu put, Tampliyeler tarafından ne ölçüde saygı ve sevgi ile anıldığı düşünülürse, Vaftizci Yahya'nın kesik başını simgelemekteydi. Tampliyeler, 1203-1204 yılları arasında yapılan 4. Haçlı Seferinde, Bizans'ın yağmalanmasına iştirak etmişlerdi. Robert de Clari, aralarında Vaftizci Yahya'nın kesik başının da bulunduğu iddia edilen, Istanbul'daki Boucoleon sarayı şapelindeki sayısız kutsal emanetleri etraflıca anlatmıştır. (Boucoleon sarayı bugün Tekfur sarayı olarak bilinmektedir, sarayın şapeli ise büyük olasılıkla Kariye olmalıdır)."

Baphomet'in kimliği hakkında bir başka ipucu da, Yuhanna İnciline göre, İsa'nın cenazesine baharat getiren Nicodemus'la ilgilidir. "Evangelum Nicodemi"de (Nicodemus İncili, 4. Yüz yıl), İsa lehine tanıklık eden Yahudilerin yöneticisi olarak da adı geçer Nicodemus'un. Chretien'in Perceval isimli eserinin birinci devam extrapolation'unda Arimathea'lı Josephus ile Nicodemus'un beraberce İngiltere'ye kaçışları anlatılır."

Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail

"Nicodemus, çarmıhta acı çekerken gördüğü haline uygun olarak, İsa'yı temsil eden bir kafa heykeli yapmıştı. Eminim ki, bu heykelin yapımına Tanrı'nın eli de karışmıştı; çünkü, bu kafa asla bir insan tarafından yaratılmış olamazdı."

Perceval'ın Birinci Devam Extrapolation'u

"Tampliyeler'in putları, Mandylion kefeninden kopya edilmiş olan İsa'nın yüzünü temsil etmekteydiler. İngiltere'de Templecombe'da bulunan bir örnek, renkli bir panel üzerinde, gerçek insan başı boyutunda, kızıl sakallı bir erkek kafasıdır. Bu kafa, Tampliyeler'in verdikleri tanımlara uymaktadır; gerçek boyutlarda, sakallı adam kafası, ahşap plaka üzerine raptedilmiş vs.."

Ian Wilson, The Shroud of Turin

"Baphomet'in ileri sürülen fiziksel özellikleri, ya Maufe'ye (Kuzey Avrupa folkloruna ait bir cin), ya da eski kilise reliklerine bağlanabilir".

Peter Partner, The Murdered Magicians

Sorgucu: Bize "kafa"dan söz et !
Fra. Raoul: Kafa mı? Evet, Fra. Hugues de Peraud başkanlığında yapılan yedi ayrı toplantıda, kafayı ben de gördüm.
Sorgucu: Nasıl tapıyorlardı?
Fra. Raoul: Şöyle..Kafa ortaya çıkarılıp, gösterilince, herkes kendini yere atıyor, cüppelerini açıyor ve tapıyordu.
Sorgucu: Kafa nasıldı?
Fra. Raoul: Korkunçtu. Bana bir şeytanın, bir Maufe'nin yüzüymüş gibi gelirdi. Her gördüğümde o kadar korkardım ki, bakmaya cesaret edemezdim.


M. Michelet, Le Proces des Templiers

"Korkunç yüzü ve dağınık sakalları olan bir cin şeklinde tarif edildiğine bakılırsa, bu putun Asmodeus'u (tapınağın yapımında Süleyman'a yardım eden koruyucu cin) temsil ettiği söylenebilir. Rennes Le Chateau'da bulunan köy kilisesinin kapısında da Asmodeus'un bir heykeli mevcuttur".

"Kudüs'teki Tampliye karargâhı 1244 yılında Müslümanların eline geçti. Muzaffer sultan Baybars, Tampliye kalesini araştırttı ve kulede koruyuculuk yaptığına inanılan kocaman bir put bulundu. Baybars, putun yok edilmesini ve yerine bir mihrap inşa edilmesini emretti."

Ian Wilson, The Shroud of Turin

(4) Dişi Köken ?

"Tampliyeler'in, bir tür kafa ile bağlantılı gizli törenler yapmaları suçlamasının dayandırıldığı tartışılmaz kanıtlar bulunmuştu. Gerçekten de, Engizisyon kayıtlarında ağırlık taşıyan en önemli konu böyle bir kafanın varlığıydı...Paris karargâhında el konulan eşyalar arasında, kadın başı biçiminde garip bir ölü kalıntısı da vardı."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail

"Dövülmüş gümüşten mamul, büyük ve pek güzel bir kadın başı. Bu gümüş kafanın içinde, kırmızı ve beyaz yünlü kumaşlara sarılı olarak duran iki adet kafa kemiği vardı. Üzerinde CAPUT LVIIIm yazılı bir de etiket takılıydı. Kemikler oldukça ufak tefek bir kadına aittiler."

Oursel, Le Proces des Templiers

"CAPUT LVIIIm - KAFA 53m, hala şaşırtıcı bir mesele olmaya devam ediyor. Ancak, en sonda yer alan M harfinin, doğrudan bir harf olarak değil de, Virgo'nun (Başak burcu) astrolojik simgesi olabileceği öne sürülüyor."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail

"Von Hammer'e göre, Tampliyeler'e ait bir kadeh üzerinde yazılı olan bir slogan şöyleydi: "Tüm varlıkları tomurcuklandıran ve çiçeklendiren Mete'ye övgüler olsun. O bizim kökümüzdür. Bir ve yedidir. Sekizli isimdir". G. Massey ise, Mete'nin Baphomet ya da "Anne" anlamına geldiğini ileri sürer".

Kenneth Grant, Nightside of Eden

"Herodot, bir kafatasını metalle kapladıktan sonra, ona tapan ve kurbanlar sunan İssedon'lar isimli bir halktan bahseder. Isparta'lı Cleomenes, Archonides'in kafatasını bal dolu bir kova içinde saklamış ve önemli kararlar arifesinde kafatasından kehanetler beklemiştir. İÖ 4. Yüz yıldan kalma, Etruria'da bulunan bazı vazoların üzerinde, kesik kafalara tapınan ve onlardan kendilerine yol göstermelerini bekleyen insanlar resmedilmiştir. Aristo da, Karianlar'ın kesik kafalarından söz etmiştir".

Julian Jaynes, The Origin of Conciousness

"Kutsal Kâse Grail ile ilgili bir Gal romans olan Peredur'da, Keltler'in kesik kafa kültüne ve geleneklerine ait bölümler bulunmaktadır:

"Sayda'lı bir Tampliye şövalyesi, Maraclea'lı bir genç kadına deliler gibi aşıktı. Ancak, kadın henüz daha pek gençken öldü. Cenaze gecesi, çılgın âşık mezarı kazıp ölü bedeni çıkardı ve ölüyle sevişti. Bunun üzerine, gaipten yükselen bir ses, dokuz ay sonra geri gelmesini, zira bu mezarda bir evlat bulacağını söyledi. Tampliye bu emre uyarak, tam dokuz ay sonra mezarı tekrar açınca, iskeletin bacakları arasında bir kafa buldu. Gaipten gelen aynı ses "bu kafayı iyi muhafaza et, çünkü tüm güzellikleri ve iyilikleri sana verecektir" dedi. Tampliye kafayı yanına alarak uzaklaştı."

Ward, Freemasonry and the Ancient Gods

"Öykünün bir başka anlatımında, kadının adı da verilir; Yse. Açıkça, İsis'ten türetilmiş bir isim."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail

"Bir zamanlar yalnızca Tanrı vardı. Gücü sınırsızdı ve tek başınaydı. Yalnız olmaktan hoşnut değildi, bu yüzden bir eş yaratmak için kendini ikiye böldü. Düzen ve Mantık öğelerini kendinde tutarken, Coşku ve Kargaşa öğelerini eşine verdi. Eşinin adını Yse koydu. Yse, yaratılışı sırasında, öylesine sevgi ile dolmuştu ki, Tanrı onu ilk öptüğü anda, sonradan "Seçilmiş Yanıt" diye adlandırılacak olan, bir tepkide bulundu. Evrende, bir kadın ile bir erkek arasında oluşan ilk etkileşim ve ilk onaylamadır "Seçilmiş Yanıt", insanlığın en büyük gizemi ve bilmecesi olan "Kutsal Kâsedir (The Holy Grail)."

Synopsis from the Merovingian Bible, The Gnostic Christian Path

"Essene Odyssey" isimli kitabında Dr. Hugh Schonfield, bazı Essene/Zadokit/Nazaren metinlerinde kullanılan bir şifre yöntemini keşfettiğini ileri sürmüştür. "Atbash" şifresi adını verdiği bu tekniğin, Qumran'da bulunan bir çok eski belgede yer aldığını belirtmiştir."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Messianic Legacy

"Schonfield, İbranî Atbash şifresini "Baphomet" sözcüğüne uyguladığında, dişil bilgelik anlamına gelen "Sophia" sözcüğüne ulaştığını açıklamıştır. Plutarkos ise, Sophia'nın İsis'i simgelediğini belirtmiştir."

David Wood, Genesis

"İsis'in büyüsü ile Mısır tanrısı Thot'un bilgeliği bağlaşıktır. Thot'un karısı Nehemaut ise Gnostiklerce Sophia diye adlandırılır. Bu yaklaşımla, Tampliyeler'in Baphomet'e tapınmaları aslında, Bilgelik ilkesine tapınmaları anlamına gelmektedir."

Graham Hancock, The Sign and the Seal

"Tampliyeler'in Atbash şifresini kullanmış olmaları, Orta Doğuda, on ikinci yüzyıl sonlarına kadar, Nazaren ya da Neo-Nazaren tarikatların varlığını ve öğretilerinin Batıya ulaştığını kanıtlar."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Messianic Legacy

(5) Kara Bakire

"Plutarkos, İsis'i bilgiyle eş tutarken, Typhon'u cehaletle birleştirir. Aydınlanan kişinin ruhunu ışıklandıran gizli öğretinin karşıtıdır Typhon. Gerçek Bilgi kadar değerli başka hiçbir tanrısal armağan yoktur."

General Albert Pike, Morals and Dogma

"Çoğunlukla kara derili bir kadın olarak betimlenen, simya biliminin anası büyük Mısır tanrıçası İsis, Avrupa'da bulunan "Siyah Madonna'lar" ile birleştirilir."

Lynn Pickett & Clive Prince, Turin Shroud

"İsis'in elinde taşıdığı "ankh" (üst kolu halka biçiminde Mısır haçı), Siyah Madonna'ların ellerinde bulunan garip görünümlü asaları andırmaktadır. Bu heykellerin kara-yeşil renkleri, simyacılara göre, gizemi İsis'in seks organında saklı olan, büyük yaratıcılığı (opus) simgelemektedir."

Ean Begg, The Cult of the Black Virgin

"Kara Bakire İsis'tir ve gerçek adı Işık-Kadın'dır (Notre Dame de Lumiere)."

Pierre Plantard de St. Clair (Sion Birliği eski Büyük Üstadı)

"Chinon şatosunda ölümü bekleyen Tampliyeler, Kara Bakire'ye dua ediyorlardı. Kara Bakire dinini kuran kişi St. Bernard'dı. Yazdığı sayısız ilâhî ve verdiği vaazları ona adamıştı. Süleyman ve Saba Melikesi için Eski Ahit'teki Neşideler Neşidesinde (Songs of Songs) "Ben karayım, fakat güzelim, Ey Kudüs'ün kızları" dizeleri, Siyah Bakire kültünün nakaratıdır."

Ean Begg, The Cult of the Black Virgin

"Ben karayım, fakat güzelim,
Ey Yeruşalim kızları!
Kedar çadırları gibi,
Süleyman'ın büyük çadırları gibi."


Neşideler Neşidesi 1:5-6

"Adlarına "Siyah Madonnalar" denilen ve Fransa'da bulunmuş olan bir kaç yüz heykelin hemen hepsi dumanla ya da kandil isiyle karartılmıştır. Az sayıda, koyu renkli ağaçtan oyulmuş olanlar ya da yağ ve şarapla uzun süren işlemler sonucu karartılanlar da vardır. Haçlı seferleri sırasında, Fransa'ya taşınan Suriye, Mısır ve Kıptî kökenli putlar Siyah Madonnalara ilk örnekleri oluşturmuşlardır.

Kara Bakire kiliseleri genellikle Mary Magdalene'in adını taşırlar. 1247 Yılında, Tampliyeler'in Kudüs'e yerleşmesini sağlayan kral Baudouin II, "Turin Kefeni"nin bazı parçalarına karşılık, Vezelay Manastırından Mary Magdalene'in olduğu ileri sürülen bir cenazeyi almıştır. Gizli bir geleneğe göre, Magdalene İsa'nın karısıdır ve onun çocuğunu Güney Fransa'ya götürmeyi başarmıştır."

Ean Begg, The Cult of the Black Virgin








 
 
isc
(no login)

Aman Tanrım, Forum ne gizemli ve içrek konulara dalıyor böyle

November 18 2000, 10:31 PM 

"Peygamber" deyimi Kur'an 'da nerede yazıyor? "Peygamber" sözü farsça değil mi?
>>>ÖTE YANDAN İSLÂMİYET’TE ALLAH’IN ELÇİLERİNİ ADLANDIRMAK İÇİN KULLANILAN ÜÇ KELİME VARDIR: PEYGAMBER, RESÛL, NEBİ... NEBİ KİTÂBI OLMAYAN ELÇİLERDİR... RESÛL İSE KİTAPLI ELÇİLERDİR Kİ, DÖRT TÂNEDİR...

İbrahim, aramice mi, ibranice mi konuşuyordu, Urfa'lı, Harran'lı olduğuna göre belki de kildani'ce konuşuyor olabilir di?

""""Ezoterizmin kapalılık gerekçesi Hermesçiliğin şu sözleri ile daha iyi anlaşılabilir:

"Her us büyük gerçekleri kavrayamaz. Çoğunluk ya aptal, ya kötüdür. Aptalsalar, gerçek karşısında akıllarını büsbütün yitirirler. Kötüyseler, bu gerçeği kötüye kullanarak, büsbütün kötülük ederler. Gerçeği gizlemekten başka yol yoktur. Bulmak, bilmek, susmak gerek..."

Batınilik: "Her gerçek her kulağa göre değildir, insanlara akılları oranında söz söyleyiniz" Hadis
"Elif, Lam, Mim"
"Ha, Mim"
""""Benzer bir yaklaşımı Şeyh Bedreddin'de de bulmak olanaklıdır:

"Her bilgi kendi mertebesinde haktır. Gerçekler halka daha işin başında söylenirse, ya yollarını saptırırlar, ya da gerçeği söyleyeni suçlarlar. Halk ve hak, orta bir yolla ve ayrı ayrı gözetilerek birbirine alıştırılabilir. Ama herhalde halk, hak ve hakikate alıştırılmalıdır..."

""""Ezoterizmin işlevleri arasında, topluluk üyeleri arasında uyumlu bir iletişim sağlamak olgusu da vardır. Bu iletişim sayesinde, bilgileri geliştirmek, derinleştirmek, yenilemek, genişletmek ve olgunlaştırmak için olumlu bir yapı sağlanır.

Ezoterizmin temel kuralı gereği, bilgiler yalnızca yeterli düzeyde anlayış yeteneği olan ve bu yolda ilerleme özelliği gösterebilen kişilere aktarılmalıdır. Ezoterik sistemde çalışan bir topluluğa katılan kişiye bilgilerin tümü bir anda yüklenmez, kişi belli düzeylerde sınanarak daha ileriye gitme yeteneğinin olup olmadığı anlaşılmalıdır. Özellikle dinsel ve töresel nitelikte olan bilgiler açık ve belirgin bir kesinlikle verilmemeli, böylece öğretiyi alacak kişilerin kendilerine öğretilenleri putlaştırmaları önlenmelidir. Ezoterik sistem içinde bilgileri öğrenmeye başlayan kişi, yalnızca kendisi için öğrenmekle yetinmemeli, bilgilerini birleştirip olgunlaştırarak başkalarına da yararlı olmaya çalışmalıdır.

""""Salt dinsel-töresel Ezoterizm ise, dinlerin akıl ve mantığa uymayan öğelerini ayıkladıktan sonra, Tanrı buyruklarından içsel anlamlar çıkarmak yoluyla Gizemciliğe yaklaşır; eğer akıl ve deney yoluyla ulaşılan bilgilerin ötesinde, "sezgi" yöntemi ile sağlanabilen bilgilere öncelik verilirse Gizlicilik ile bağdaşır. Genel olarak dinsel Ezoterizmde, usaaykırı dinsel dogmaların, usauygun bir yoruma kavuşturulma çabası da bulunmaktadır. Ne var ki, kimi ezoterik yorumcular, bu yorumlarda büsbütün usaaykırılığa düşmekten kaçınamamışlardır.

Ezoterizmi benimseyen topluluklar, kendilerine özgü bir çalışma yöntemi ve öğretisi olan, üyesi olmayan kişileri çalışmalarına almadığı gibi, öğretilerini kendi üyelerinden başkasına açmayan örgütlenmelerdir. Bir ezoterik topluluğun bu özelliği, onun bir "gizli örgüt" olmasını gerektirmez. Zira ezoterik bir topluluğun ya da kurumun varlığı, amaçları, ilkeleri, üyelerinin kimler olduğu, çalışmalarının nerede yapıldığı, nasıl çalıştığı herkesçe bilinebilir. Bir ezoterik topluluğun gizli olarak nitelendirilebilecek tek yönü, üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantı ve çalışmaların içeriğidir.

""""Ezoterik İnisiyasyon (Erginlenme, Tekris);"dışarıdaki", "yabancı", "harici", "bigâne" kişinin "içeri" alınması, "mahrem" kılınması, ezoterik topluluğun "üyesi" durumuna getirilmesi, ezoterik bilginin ışığına kavuşmasıdır.

Ezoterik İnisiyasyon; bireyde, varlığın bir alt aşamasından bir üst aşamasına geçişi ruhsal olarak gerçekleştirmeye yönelik süreçtir. Burada amaç, bir takım simgesel eylemler ve fiziksel edimler aracılığıyla, bireye yeni bir yaşama "doğmak" üzere "öldüğü" duygusunu aşılamaktır. Bu nedenle, kimi ezoterik örgütlerde inisiyasyona, İkinci Doğuş da denilmektedir.

İnisiyasyon yoluyla, kişi daha "yetkin" bir tinsel duruma girmekte, "üstün" bir evrene ulaşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, inisiyasyon, en derin anlamıyla, bir çeşit "tanrılaştırma' dır. Temel işlevi, kişinin, dış yaşamındaki her türlü koşullu durumunun ötesine geçmesidir. Böylesi bir "tanrılaştırma" eylemi, evrenin özündeki "büyük varlığın" bireyde belirmesi olgusunu varsayar.

""""Ezoterik yaklaşımın özü; bireyin kendi kendini aydınlatamaması olgusuna bağlıdır. Genelde, ezoterik öğreti uygulamasına karşın; bazen, Mistisizm (Tasavvuf, Gizemcilik) kavramı ile ezoterizm kavramı bu noktada ayrılırlar. Mistik kişi (mutasavvıf, gizemci) çoğu zaman elini eteğini dünyadan çekmiş bir "münzevi"dir, düzen ve denetim dışıdır, hatta disiplinsizdir. Gerçeğe bir anda "sezgi" yoluyla varabilir. Oysa, ezoterizm'de, kişi ancak "inisiyasyon"ya dayalı (initiatique) bir örgüt tarafından ışığa kavuşturulabilir. Ezoterik örgüt kişiye, öncelikle ruhsal bir etki aşılar, sonra bu etkinin üzerine bir "öğreti" kurmaya çalışır; bunu yaparken de belirli bir hiyerarşik yapıyı ve disiplini izler. Mistisizm'in bazen salt bireysel düzeyde kalabilmesine karşın, ezoterizm daima örgütsel bir yapıdadır.

Mistisizm (Tasavvuf, Gizemcilik), duygu ve sezgiye dayalı bir inanç yolu olarak, us ile deney alanı dışında, duygu ve sezgilerle gerçeğe ulaşma anlayışıdır. Tanrıbilimsel açıdan, kişinin kendi içine kapanarak, Tanrı'yı kendinde araması biçiminde de tanımlanır. Mistisizmin son aşaması, Tanrı'nın varlığında eriyerek, kişiliğin yokedilmesidir.

""""İnisiye olan kişi üzerinde oluşturulan ruhsal etki, esas olarak, İnisiyasyon töreninin "haricilere aktarılamaz" olan temel niteliğidir. Aristoteles, Eleusis Gizemleri'nden sözederken, "öğrenmek yerine hissetmek" diyordu. İnisiyasyon sırasında da, aktarılan bir öğreti yoktur, yaşanan yoğun duygular vardır. Ama, bu duygular, ilerde öğretinin serpileceği uygun toprağı yaratmaktadır.

Öyleyse "inisiyasyon"nın gizemi, "dile getirilemez, sözcüklerle anlatılamaz" bir gizemdir; ancak ritüeller aracılığı ile yaşanır, çilesi çekilir, hissedilir. Gerçekten, tüm ritüelleri en ufak ayrıntısına kadar hariciler tarafından bilinse bile, ezoterik örgütlerin gizemleri tam olarak çözülemez ve çözülemeyecektir. Zira bu gizemler ancak kişisel olarak yaşandığı zaman duyumsanabilir. Tüm ezoterik örgütlerde bulunan ve üstünkörü incelendiğinde anlamsız görünen ritüellerin, aslında, ister korkutucu, ister yadırgatıcı olsun, inisiye olan kişiler üzerinde bir tür psikanalitik tedavi etkisini andıran tinsel yankılanmaları vardır.

Bu durumda, inisiyasyon yoluyla, birey kendi kendini "gerçekleştirmekte", yetkinleşme sürecine ilk adımı atmakta, kendi özünde saklı olanları kuramsaldan eylemsele yöneltmektedir. Üstelik bu durum bir kez kazanılınca, bir daha yitirilmeyen bir niteliktir. İnisiyasyon olgusu artık sürekli bir "durum"dur. İnisiye olmak bir daha geri alınamaz bir özelliktir.

""""Aslında, inisiyasyon, ezoterik örgüt üyelerinin, haricilere açmamak konusunda yemin ettikleri bir "gizem" dir.

Törenin, katılanların kişiliğine bağlı olmayan, kendiliğinden bir etkenliği vardır. Bu etkenlik törenin kendi özünden kaynaklanmakta olup, töreni yöneten ve düzenleyenlerin, ayrıca diğer katılıcıların kişiliğinden bağımsızdır. Töreni yöneten önemli değildir, önemli olan törenin işlevidir. Buradaki yaklaşım, dinsel yaklaşımla paraleldir

""""İnisiye olan kişinin gözleri daima bağlıdır, ve bu da, henüz karanlıktan kurtulamadığını vurgulamaktadır.

Son aşamayı, göz bağlarının çözümü ve ani bir ışıklandırmayla (Aydınlanma, Nurlanma) ile başlayan, çeşitli güzellikte sahnelerle süslü, neredeyse kendinden geçişi andıran, bir doruklanma oluşturur.

""""inisiyasyon;

a)Bir arınma' dır. İnsan böylece, eksiksiz, yetkin bir varlık olabilmek için, dış yaşamdan getirdiği tutku ve yanlışlarından sıyrılır.

b)Bir nurlanma' dır. İnsan böylece, yitirilmiş bilgi'ye erme, "Yitik Kelâm"ı yeniden bulma umuduna kavuşur.

c)Bir bütünlenme' dir. İnsan böylece, Günah'tan önceki ayrıcalıklı durumuna yeniden doğar ve evrenin özündeki "Büyük Varlık" la birleşir.

Yitik Kelâm, Yitirilmiş Bilgelik, insanoğlu'nun yaradılış sırasında sahip bulunduğu, ama sonradan yitirdiği, sonsuz özgürlük ve mutluluk veren eksiksiz bilgiyi simgeler. Tanrı bu bilgiyi insanlara vermiş, ancak haketmediklerini görünce geri almıştır. Bu "bilgi"ye yeniden ulaşabilmek için, haketmek yani çileli bir çaba göstermek şarttır. Bu nedenle, gelişigüzel her insan bu bilgiye ulaşamaz, sadece seçkin kişiler, belirli sınav ve aşamalardan geçerek bilgiyi elde edebilirler.

""""Ezoterik yaklaşım çerçevesinde, inisiyasyon olgusu bir süreçtir. İster en ilkel uygarlık düzeyinde, isterse en gelişmiş teknoloji toplumlarında olsun, yapılan törenler, bu sürecin simgesel olarak başlangıcını temsil ederler. Hangi uygarlık düzeyinde olursa olsun, inisiyasyon süreci, mevcut kültür ve üretim biçimlerinde, belirli bir rasyonalizm (akılsallık) gereğini öngörür. Burada söz konusu olan rasyonalizm, temel olarak, insanın doğa ve toplum içinde kendi özgünlüğünün ayrımına varması demektir. Bu farkındalık kavramı, ezoterik anlayışa göre "bilinçlenme" anlamına gelir.

Özetle, ezoterik örgütlerde inisiyasyon; insanın kendi özgünlüğünün bilincine varması sürecidir. Bu da, temel kültür kavramlarının yorum ve kıyas yoluyla, enine boyuna irdelenmesini gerektirir. Bu nedenle, kültür kavramlarının özümsenmesi doğrudan bilinçlenme, inisiyasyon sürecinin kendisini oluşturur. Simgeler ise, kavramların billurlaşmış hali, somutlanmasıdır. Somut olarak yaşananların soyutlanması kavramları, soyut kavramların yeniden somutlanması da simgeleri oluşturur. Fakat, inisiyasyon çabası içindeki her birey için, somut simgeler o bireyin kendi soyut yorumunu yaratacak, soyut yorum da, bireyin yaşamında somutlaşacaktır.

 
 
gak
(no login)

:)

November 27 2000, 2:37 PM 

ne güzel

 
 
Özgür Cansev
(no login)

Mason'luk konusunda bildiklerim ancak ve ancak sezdiklerimden oluşuyor:

November 28 2000, 12:10 AM 

Mason, duvarcı, inşaatçı ustası demek
Gönye, Pergel, İletki, Şakül simgelerinde var
Geometri ve hesablamaları çok iyi biliyorlar
İlk nerede çıkmışlar, Mısır Firaunluğunda sanıyorum.
Pisagor da Mısır'a gidip gelmiş ve bir tapınak kurmuş ve Tapınak Kapısı alnına "Buraya Geometri bilmeyenler giremez" yazdırmış. Gizemli bir de inanç örgürlenmesi kurmuş.
İlk Masonlar yaşadıkları ortamda çok bilgili ve üstün başarılı insanlar. Bugün bile akıl erdiremedikleri düşünceli aydınları, dinsiz veya dindışı diye ortadan kaldırmak isteyen yobazlık o çağlarda da elbette Mason'lara musallat olmuştur. Bir de Masonları ellerinin altında bulundurup hep yararlanmak, tutsak etmek isteyen Krallar olmalı. Ve Masonlar kendi aralarında hücre tipi gibi örgütlenmişler, özel sözler ve belirtimler geliştirmişler. Bilgi düzeylerini ve toplumlarında bulunanları aşamalara yaymışlar.
Masonlar insanlığa ve uygarlığa yararlı olmuşlar.
Pekçok üstün insan Masonmuş
Rönesansçıların çoğu Masonmuş
Sonra, Fransız Devrimi'nden önce acıdıklarından Burjuvaları "Kabul Edilmiş Mason"lar olarak aralarına almışlar ve o zamandan beri Burjuvalar Masonluğun örgütlenme düzenini ele geçirmeğe çalışmış. Bu günkü dünyada da tüm dünyaya Medya'dan Silahlı Güçlere, Ekonomi ve Finans alanlarından uluslar arası Açık ve Gizli Örgütlere ve tüm bürokrasilere ve san'at sektörlerine de her alanda, ama her alanda egemen olmuşlar.
Yahudilik, Siyonizm, Hıristiyanlık filan diye yöneldikçe Masonluk anlaşılamaz. Masonlar Gücü ellerine geçirmek istedikleri için görüntü öyle olabilir. Çinli veya Japon Mason yok mudur? Müslüman Masonlar da çok.
Anlayabildiğim şu ki, Masonlar Tanrı'ya inanıyorlar ve "Kainat'ın UluMimarı" diye ençok yüceltiyorlar. Ancak, Dünyayı gelişmiş ülkelerin çıkarı yönünde yönlendiriyorlar, gelişmekte olan ülkelerin aleyhine çalışmış oluyorlar. Mustafa Kemal Masonların bu yönelişini ve birbirlerinden özgür olamadıklarını gördüğünden Mason Locaları'nı kapattırmıştır. Uykuya dalan Masonlar, DemokratParti'nin yükselişiyle yükselmişler ve 27 Mayıstan sonra bugünlere değin sanırım ki artık enbüyük güç olmuşlardır.

 
 
HACI ALI
(no login)

COK ENTRESAN!..

December 4 2000, 6:59 AM 

SEVGILI MUSA VE SENANTUAN

HER IKINIZE DE TESSEKURU BORC BILIRIM...Cunku kapali olan bir sosyete sekllinde olan MASON'lugun gercek yuzunu ogrenmis oldum!...COK GUZEL!...Hele hele tezat olusu bana cok daha iyi fikirler verdi!.:)))

Selam,Sevgi ve Dua ile...

 
 
Özgür Cansev
(no login)

İşte bakın, HacıAli'nin teşekkürü bile nasıl da cimri, her harf öğrendiğine de teşekkür etmeli

December 4 2000, 12:32 PM 

Ne diyelim,
HacıAli bu, istediğine teşekkür eder istemediğine teşekkür etmez, öyle bellemiş

 
 
HACI ALI
(no login)

Untitled

December 4 2000, 11:51 PM 

SEVGILI OZGUR CANSEV

Taktir edecegin gibi her sey TESSEKKUR'E shayan degildir!...Her yaziya tessekkur edecegine INAN'miyorum...LATIF olan sheyler her zaman hosh degilmidir!...Bilgi konusuda bu ayni degilmidir?...
Yoksa bos tessekkur pek makbul olmasa gerek!...Ne dersin?...:))))

Selam,Sevgi ve Dua ile..

 
 

(no login)

teşekkür

May 23 2010, 12:10 AM 

öncelikle bu siteyi hazırlayan musa hiram a çk teşşekkürlerimi sunarım.masonluk benim çokça ilgimi öeken bir konuydu.üzerinde birçok kez araştırma yapmıştım ancak burada bulduğum bilgiler beni fazlasıyla tatmin etti.bu nedenle size sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.ayrıca ben bir yazarım daha doğrusu yazar adayıyım.:)masonluk hakkında yazamayı düşünüyorum.aksiyon yazıyorum.mosınluk ve eski uygarlıklar arsındaki ilişkiden bahsedeceğim.bu yazı benim için müthiş derece büyük bir kaynak oldu..eğer mahsuru yoksa kitabımın teşekkürler bölümünde sizdende bahsedeceğim...lütfen bu bilgilerinizi bizden esirgemeyin...

 
 
Current Topic - 33. DERECE'DEN ÖTE MASONLUK SIRLARI  Respond to this message   
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  
Create your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2014 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  

TÜRÜK YURT | kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2012

rss