alternatiFORUM | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | TÜRÜK YURT

alternatiforum DiNLER FORUMU ARŞİV 3

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

 


  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

Mezhebler hakkinda

November 23 2000 at 3:02 PM
  (no login)

 
Slm,
Ben hanefi mezhebinindenim.
Musluman olan yabanci arkadasim hicbir meshebden degil,
4 mezhebe gore neler kafasina uygun geliyorsa onu yapiyor.
Bu ne kadar uygun bir hareket onu ogrenmek istiyorum?
Veya mezheblere bagli olmak ne derecede onemli?

Bu konu hakkinda bilgisi olan varsa, paylasirsa sevinirim.

Selamlarimla

 
 Respond to this message   
AuthorReply
cagasan
(no login)

güzel bir konu

November 23 2000, 11:10 PM 

burada önceliği sevgili paksuya bırakalım.
onun bu konuda derin düşünceleri ve
çalışmaları olduğuna inanıyorum.
daha sonrada dilimizin döndüğünce iki laf da ederiz.

sevgiler


 
 
NeyzenKemal
(no login)

Bence PAKSUnun tanıklığı güvenilir değildir, bunu belli etti 42:23'de

November 23 2000, 11:29 PM 

Mezheb, Hizb, Zehab
Demek ki mezheb kavramının temelinde, hizb, ayrılık var
Zehab: kavramının içinde bildiğini ve uyguladığını ve kananatini ve inancını doğru saymak var

Mezhebler çoook sonra çıkmıştır ve kalıplaşmıştır, İlmüHaller Mezheblere Kur'an-ı Hakime göre bir tür katılık sağlamıştır.

 
 

(no login)

cevap istiyorum...

November 24 2000, 1:11 PM 

Kim biliyorsa cevaplasin artik lutfen!

Bir soru daha mehdi konusunda, Veya Isa a.s.'min yeryuzune gelecegi hakkinda.
Ne zaman gelecek ve o oldugunu nerden bilecegiz.
Dun tv de gordum Hasan Mezarciyi, ve halen ne dusunmem gerektigini bilmiyorum.
Siz biliyorsaniz yazin Allah askina ya...

selamlarimla

 
 
esrari
(no login)

xy

November 24 2000, 5:16 PM 

bugünkü sabah'tan:


Kardeşinin mesih olduğunu savunan Adnan Ağca ise Vatikan'ın da kendilerini yalanlamadığını belirterek "Fatima'nın 4 sırrı isimli bir kitap var. Merak eden bu kitabı okur. Kimin mesih kimin yalancı olduğunu anlar. Kitaba göre mesihin bir Türk olduğu doğrudur" diye konuştu.


Hasan Mezarcı'nın sahtekar olduğunu söyleyen Ağca, şöyle dedi: "Mesihlik Atatürk düşmanlarına mı kaldı? Bu ülkeyi bölmek isteyen çakallara mı kaldı? Vatikan bile benim kardeşimin mesih olduğunu yalanlamıyor. Ben de doğruluyorum. Kardeşim yüzde 100 mesihtir. Mesihliği Hasan Mezarcı gibi çakallara da, kimseye de kaptırmayız."



 
 
Anonymous
(no login)

Islämda mezhep yoktur,Mezhepler ayriliktir.

November 24 2000, 7:35 PM 

Mezhepleri soran kardese sesleniyorum.

Allah diyorki ayetinde her AD (isim )bir dindir.

Kimdir bunlar?

Ehli sünnetler
Ehli olmayan sünnetler
Hahefi mezhebi
Safii
Maliki
Hambeli
Sii
Alevi
Sunni
Hariciler
Muteziler
Murcie
Kaderiye
Ibahiye
Mücessime
Cebriyye
Vehhabilik
Süleymanci
Nurcu
Ve daha yüzlercesi

Hz.Muhammet demistirki tefrikaya düsmeyiniz.Ama müslümanlar tefrikaya düsmekte cok acele etmislerdir.
Ve Hz.Muhammet demistirki,Araplar arasinda bir fitne cikacak ,bu fitne bütün ümmete yayilacaktir,bu fitnede ölenlerin hepsi cehennemliktir.

Hz.Muhammet demistirki benim kurdugum düzen ben öldükten sonra ancak 30 yil sürecektir.Tam 30 yil doldurdugunda düzeni cidden iktidardakiler kendi bildikleri yöne cevirmislerdir.
Mezhepler Isläma bölücülügü sokmuslardir.Oluk gibi Müslüman kani akitmislardir.
Hiristiyanliktada ayni olaylar yasanmistir.1572 deDokuzuncu sarl ve kiralice Katerin in emriyle Paris civarinda 60,000 protestan katledilmistir.30 yil savaslari hiristiyanliktaki mezheplerden kaynaklanmaktadir.
Fatihin Istanbulu nisbeten kolay almasinin nedeni katolik ortadoks cekismesindendir.

Müslümanlar arasinda bu mezhepler ayriligi yüzünden milyonlarca insan telef olmus ve olmaya devam etmektedir.
Iran ve Irak savasi bir mezhep savasidir.8 yil sürmüstür.
Osmanlidada yalniz Yavuz Sultan Selimin dogu seferinde ,yalniz dogu Anadoluda 60.000 Alevi Türkmen öldürü´lmüstür.Arta kalan olaylarda ölenleri siz tahmin edin artik.

Ve mezheplerin nekadar HAK olduguna siz karar verin.

Ergenekon
Kalin saglicakla

 
 

(Login keshfialem)

İslam`da Mesih ve Mehdi inancı

November 25 2000, 3:37 PM 


MESİH:
Kuranı kerimde mesih kelimesi ister tek başına ister sıfat olarak kullanılsın hiç bir zaman yahudi ve hristiyanların bu kelimeye yukledikleri "beklenen kurtarıcı" anlamı verilmemiştir. Kurandaki butun kullanımlarıda mesih meryem oğlu isa anlamındadır. Ehli kitapta olduğu şekliyle bir mesih bekleme daha çok hadıslere( rivayet edilen haberlere )dayandırılmaktadır . Halbuki bu hadis ( haberleri) sunnettullah ile açıklamak zordur.Bilinen anlamıyla mesih inancı islam geleneğine yahudilikten ve de hristiyanlıktan geçme bir inanıştır..Kısacası Mesihin
(Meryem oğlu İsanın)öldukten sonra tekrar dunyaya geleceğiyle ilgili haberler Kuran`da yer almayan ama hadislerde kiyamet alemetlerinde geçen bir konudur ki iman etmemiz zorunlu olan bir konunun Kuran`da
yer alması gerekmektedir.Kuran`da almayan bir konu kesinlikle iman esası olamaz.Hadislerle ; Kuran`da belirtilmeyen bir iman akidesi oluşturulamaz.

MEHDİ:
Mehdilik ise ; sözluk anlamı hidayet edilmiştir. Yani Mehdi ; doğru yolda olan her önder, her lider, her yöneticidir.Bu konuda mesih inancı gibi sadece hadislerde geçer.Hadislerde geçtiği tanımıyla el-Mehdi inancı ise ; peygamberliğin sona ermesinden sonra bir ortaya çıkacak ve dünyada islamı yaymak için çaba gösterip insanlar arasında barış ve adaleti sağlayacak ve belkide kendisinin vaadedilen Mehdi olduğunu farkına varmayacak ölumunden sonra başardığı büyük işler ve dini ihya yolundaki çabalarından
dolayı bu isim kendisine verilecek olan bir önder.Mehdilik kavramının geçtiği tüm kaynaklarda bile Mehdinin Allah tarafından görevle dunyaya geleceği yolunda hiç bir iddia da bulunulmamıştır
Mehdi ile ilgili hadisler incelendiğinde aralarında bir hayli tutarsızlık,çelişki ve farklı ifadelerin bulunduğu göze çarpar.Ayrıca islam tarihinde Mehdi konusu siyasi mücadelelerde taraftarlarının kendilerine göre hadisler uydurdukları bir konudur.
Bütün dinlerde "bir kurtarıcı"fikrinin bulunduğuda bir gerçektir.Pasif toplumların kurtuluşlarını "beklenen bir önderde " görmeleri olayı sadece islam toplumuna has bir özellik değildir
Bir gun islamiyetin bütün dünyanın düşünce sistem odaklarına , medeniyet ve kültürüne egemen olacağı yolundaki umutların bir "mükemmel önder" le olacağı yolundaki beklentiler, müslümanları olumsuz etkileyen ve onları pasifize eden bir düşünce olup aslında pekte ciddiye alınmaması gereken bir konudur
Sonuc olarak yukarıdada söylediğim gibi ; iman etmemiz zorunlu olan bir konunun Kuran`da yer alması gerekmektedir.Kuran`da yer almayan bir konu kesinlikle iman esası olamaz.Hadislerle ; Kuran`da belirtilmeyen bir iman akidesi oluşturulamaz.

Selam ile....

 
 
brek
(no login)

mezhepler

November 25 2000, 8:00 PM 

mezhepler bir toplama ve dağıtma yapmışlardır
kimi insanlara faydası vardır onlar böyle olduğunu düşünürler kimi insanlar ise tüm peygamberi uygalamaları hayatında bulundurmak ister

zaten mezhepler bunu ayırırlar kimi mezhep bir hadisi başka yorumlar öyle alır kimi mezhepte konu hakkında peygamberi iki uygulamadan birini seçer onu alır
sonuçta ayetler ve hadisler ile birlikte ictihat etmişlerdir
zamanla kimi uydurma haisler türemiştir
hadisler uydurulabilir ama mezhebi ictihatlar değiştirilemez
bunun yanında hiç değiştirilme yapılması sözkonusu olmayan ve senetleriyle sahih olan çok kaynak hadis kitabı vardır
bu kitapların yazarları çok bilgili ve yalan karıştırmam korkusu taşıyan alimlerdir
bu kaynak kitaplarda aradığını bulabilen ve uygulamalar konusunda zorlanmayan insanlar için illaki mezhebe gerek yoktur

mezhebli olmak yada olmamak arasında bir imani fark yoktur mezhebi olnayan sahih kaynaklardan yararlanarak yaşıyordur mezhebi olan ise biraz daha kolayından alimlerin görüşlerine göre ve dayandıkları hadislere ve uygulamalara göre hareket ederler


 
 
NeyzenKemal
(no login)

Brek doğruları yazmış. Ama Mezheblerin zamanla Din'leştiğini de görüyoruz.

November 25 2000, 10:57 PM 

Mesih Şam'a inmeliymiş, Ağca İtalya'ya, Mezarcı Almanya'ya indi. Biz Şam'a inecek Mesih'e dikkat edelim

 
 
esrari
(no login)

bir alıntı.

November 26 2000, 12:19 PM 

" Mezarcı neyi simgeliyor?

Bir çok alanda ağır faturaları olduğunu biliyoruz 28 Şubat sürecinin: Binlerce genç kızın eğitim hakkını elinden aldı; koyu bir İmam Hatip düşmanlığıyla yüzbinlerce meslek lisesi mezununun hayatını kararttı... Görevine son verdiği öğretmenler, tedirgin ettiği memurların sayısı herhalde binlerle ifade edilebilir... Akın Birdal'ın "28 Şubat kurbanı" olduğunu biliyoruz; kimbilir kaç siyasi cinayet sürecin mezesiydi...

Aklımıza gelen-gelmeyen "28 Şubat mağdurları" listesine yeni bir ismi daha katmamız gerekiyor: Hasan Mezarcı... Tepeden tırnağa altın renkli kıyafeti, sarıya boyattığı uzun saçları, kulağındaki küpesi ve "Ben Hz. İsa'yım" iddiasıyla, eski milletvekilinin dengesinin bir hayli bozulduğu hemen belli oluyor... Yazık, çok yazık...

Hasan Mezarcı siyasete tepeden inme girmişti. Saplantıları olduğu Meclis'te görev yaptığı sırada da kendini belli ediyordu. Uyum arayışı içerisinde biri değildi; aklına esen, kendisinin doğru olduğuna inandığı özel gündemi izledi her zaman. Mensubu olarak Meclis'e girdiği parti içerisinde 'yalnız adam' görüntüsündeydi. Onunki gibi huzursuz ruhlar siyasete hep yakın dururlar. Yatıştırılamayan yüksek heyecanları, onları, bir süre sonra köşesine çekilmeye zorlar; o tipler için bir kaç yıl kamuoyunun gözü önünde olmak bir tür sâkinleştirici yerine geçer...

28 Şubat'ın asli fâilleri sorumlusu oldukları dönemi tartışmaktan kaçınıyorlar. 'Andıç' belgesinin altında onayı bulunan (E) Org. Çevik Bir, önceki gün katıldığı bir Rotary toplantısında, altına imza attığı metin hakkındaki sorulara "Bizim konuşacak daha önemli konularımız var" kaçamak cevabını vermeyi tercih etti. Oysa, şu sırada en fazla o bir kaç yılı konuşmaya ihtiyacımız var. Toplumu geren politikaların soygun düzenine fon müziği teşkil ettiğini biliyoruz; dönemin mâlî portesi milyarlarca dolarla ifade edilebilir ancak... Daha önemlisi ise, sürecin, toplumu tam ortasından çatlatmaya yol açması ve sürecin mağdurlarının ruhunda açtığı rahnelerdir...

O dönemin simge isimlerinden biri olan Hasan Mezarcı'yı bugünkü durumuna sürükleyen ruhsal serüveni çözümleyecek ipuçlarına sahibiz. Herşeyin, ne kadar aykırı ve mantıksız olsa da savunulabileceği genişlikte bir özgürlük ortamında, ruhunda fırtınalar kopan birinin normali zorlaması elbette dikkat çekerdi. Biz ne yaptık? Daha ihtimamla muamele edilmesi gereken fırtınalı bir ruhu, Meclis'ten zorla kopardık, mahkemelerde süründürdük, cezaevlerini meslek edindirdik... Her toplumda olduğu gibi bizde de, bu tür mağduriyetler, mağdura sempati beslenmesine, etrafında taraftar kitlesi toplanmasına sebep olur. Bugünkü haline bakınca, Hasan Mezarcı'nın, her şeyden fazla, ruhuna sükunet verecek dingin bir ortama ihtiyacı bulunduğu anlaşılıyor...

Karşımıza çarpıcı görüntüsüyle çıkan bu yeni olayı yeterince sağlıklı bir değerlendirmeye tâbi tutabiliyor muyuz peki? Nerde? Huzura muhtaç, sıkıntılarını yalnız yaşaması gereken birini, kameralar ve mikrofonlarla bütün evlere taşıyoruz. Aklı başındayken kulak vermediğimiz, 'aykırı' bulduğumuz görüşlerini, şimdi aykırının en aykırısı haline dönüştüğü halde, artık kitlelere yansıtmakta bir mahzur görülmediği belli. "Biz zaten böyle olduğunu biliyorduk" haklı çıkma çabası bu... Bugünkü halinin sorumlusu olanlar, şimdi de, onu altın renkli kaftana büründüren süreci mâzur göstermenin gerekçesi olarak 'yeni' Hasan Mezarcı'ya sarılıyorlar...

Binlerce mağduru olan bir sürecin pek çok sorunlara yol açtığı ortada. Şu sıralarda Ramazan Öztürk'ün kaleminden öykülerini okuduğunuz Batman'lı kızları intihara sürükleyen de ülkedeki olağanüstü şartlar. Düdüklü tencere patlamış gibi toplumun her yanında daha önce duyulmamış türde anormallikler kendini dışarı vuruyor. Ancak, Hasan Mezarcı olayı, 28 Şubat'ın en çarpıcı tablosu olarak uzun bir süre gözlerimizin önünden silinmeyecek...

Onu ekranlarına taşıyanlar farkında değiller; 'yeni Mezarcı' 28 Şubat etkisindeki Türkiye'nin insanı zıvanadan çıkartan özelliğinin simgesi âdeta..."

Fehmi Koru'dan.


 
 
Dilemma
(no login)

Hasan Mezarci

November 26 2000, 4:28 PM 

Zindanda pek de rahat birakilmadigi belli.. Anlasilan kgb bizim hapishanelerimiz yaninda solda sifir. Hasan mezarci`ya iskence yapilmis. Bu her halinden belli...




 
 
Aydın İnanç
(no login)

Taraftarları savunmakta sadık Dilemma Mezarcıyı da nasıl savunuyor.

November 26 2000, 7:12 PM 

Hasan Mezarcı,
Emekli Milletvekili sayılıyor, Türkiye Cumhuriyeti Mezarcıya maaş bile ödüyor.
Dilemma diyor ki, mutlaka hapiste işkence yapılmıştır, durumundan bu belli oluyor!
Sağlığı yerinde, saçı başı, eli yüzü, giysisi uygun
Bir iki acaiblik de yok değil,
Ben İsa'yım diyor kendisine Hasan Mezarcı diyorlar.
Kiliselerdeki suretlerimi değiştirin diyor, yapmıyorlar.
Şam'a inmesi gerekiyormuş, Almanya'ya inmiş, bunu da kendisine yanlış koordinatlarla inişe geçirtenlere sormak gerekir. Gerçi, Şam'a inse daha iyi olurdu, çünkü OrtaDoğu peygamberlere daha çok muhtac ve Kitaplarda da Mesih'in Kıyamet öncesi Şam'a ineceği söyleniyordu. Mezarcı da Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam Dinini birleştireceğini söylediğine göre, o yöredeki savaşlar da hep din kökenli olduğundan, artık yanlışlıkla Almanya'ya inmiş olduğu halde, bunun pek zararı yok diyelim, ilk uçakla mutlaka Şam'a inmelidir.

Ah bunu kendisine bir ileten olsa, gazeteciler de söylemiyor, Ama bilinmez, belki de özel buyruk bekliyordur. Zaten durumu biliyordur değil mi?

 
 
Dilemma
(no login)

haklisin kuzen,

November 26 2000, 8:36 PM 

iskence gören herkesi savunurum! Suclu bile olsalar. Iskence görenlerin arkasindayim. Bunlara komunisti, h pkk`lisi, sosyalisti, fasisti dahil...

Iskence görmüs birini tanidim. O, mehdiligini ilan etmedi ama iskence her kurbaninda farkli bir iz birakiyor. Mezarci`ya iskence yapilmis... Tenindeki yaralar kapanmis evet. Ama dikkat et bak, ruhu hala kaniyor...

Peki ya kuzen.....

Sen kimin tarafindasin?

 
 

(no login)

Paksu

November 27 2000, 1:20 PM 

Paksunun da dusuncelerini bekliyorum.

Selamlarimla

 
 

Bilg
(Login paksu)

Neydi Ne Oldu

November 27 2000, 2:19 PM 

Atatürk düşmanı olmak için bu ülkede zaten deli olmak lazım. Bu adamda Atatürk düşmanlığının bayraktarlığını yapan ahlaksız bir zibididen başka bir şey değildi ki bir zamanlar.

Eğer yaptılarsa işkence biraz daha hızlı gelişmesini sağlamış deliliğinin o kadar....

Dilemma kardeş ne zamana kadar savunursun işkence görenleri...

Senin görüşlerin işkence yapar hale gelinceye kadar olmasın.....

İnsana zulum yapmayı ençok dindar gözükenler sever de...

 
 
gak
(no login)

28 şubat önemlidir

November 27 2000, 2:27 PM 

BU nedenle dostlardan biri
buna dikket çekmiş


28 şubat
sivilin
Askere boyun eğişidir
ve
çalışanların ücretlerinin enflasyon oranı altında yükseltilerek
emeğin ucuzlayıp
adı islami,batıcı,şu cu bucu herne ise
sermayenin birikiminin hızlanmasına
neden olmuştur...

Sermaye bağımlı olduğundan
asıl birikim
elbette başka yerde olmaktadır

hem musluk biraz daha açılmıştır
hem siyasi istikrarsızlık pohpohlanmıştır

28 Şubatın dayatmacıları
tek başına değildir
bir de
bu dayatmaya boyun eğenler vardır

Bu boyun eğme
tarihimizde kimlerin ve hangi siyasi düşüncelerin demokrasi istemekte
samimi olmadıkları anlaşılmıştır

geriye şu kalıyor:

KİMDİR BU 28 Şubat kararlarının altında İMZASI OLANLAR

28 Şubata karşı gibi görünüp rantıyla cebini dolduran çevrelerin ekmeğine yağ sürenler bunlardır.

Haktan hukuktan
eşitlikten
gelir dağılımıdan
türkiyenin gündemini
laik laik olmayan eksenine çeken
bunlardır

Allah inancını türbana indirgeyen
bunlardır

kıyafet özgürlüğünü engelleyen bunlardır

Hizip ve fitne budur
ve türkiyenin gerçeğinde
iki mezhep vardır:
Müslümanlar ve laikler.

vatan onlara minnettardır


sevgiyle

 
 

Bilg
(Login paksu)

Sonuna Kadar

November 27 2000, 6:25 PM 

Haklısın da gak kardiş sonunda haksızsın.

Türkiyenin iki mezhebi değil iki dini vardır.

Müslümanlık ve Laiklik.

İkiside sırayla dinin ırzına geçmeye çalışırlar.

Şimdi sıra müslümanlarda.

 
 
Dilemma
(no login)

yuh!

November 27 2000, 8:54 PM 

"İnsana zulum yapmayı ençok dindar gözükenler sever de..."

Özde müslüman olmadigimi nerden biliyorsun merak ettim aziz dostum...

gecelim...

Bizim disimizda hicbir millet, Avrupalilar dahil aydinligi bir fikir ve aksiyon adamina baglayarak tarif etmez. Cesitli mizac ve kabiliyetteki bütün türk yazarlarin altina sigindigi bir bayrak bu atatürkcülük. O kadar ileriye götürüyor ki , Türk aydini Atatürkcü olmalidir temennisi, yerini her türk atatürkcü olmalidir despotluguna birakmis durumda.
..

Simdi bu durumda demokrat olan, aydin olan, modern olan, cagdas olan atatürkcüler.. Atatürkcü olmayanlar kimler? Görünürde kimse yok! Kim Atatürkcü degilim diyebilir ki? Derse mezarci gibi deli damgasi vurulur, hapishanelerde cürütülür, iskence yapilir.. Hop hop tabi iskenceyi müslümanlar yapardi dimi!

Birgün Mezarci`yi savunmak zorunda kalacagim hic aklima gelmezdi.

Bundan bir iki sene evvel, Nürnberger zeitung`da bir ilan dikkatimi cekmisti. Almanya`da faaliyet gösteren insan haklari derneklerinden biri gazeteye ilan vermis. Milli bayramlardan birinde anitkabiri ziyarete giden basbakan ve bakanlarda olusan bir gurubun önüne cikip, elindeki Kur-an`i kaldirarak "buna tapin!" diye bagiran bir türk vatandasinin(ismini simdi hatirliyamayacagim), Türk zindanlarinda elektirikli sandalye dahil en vahsi iskencelere tabi tutuldugu tarafimizdan tespit edilmistir. Asagida verdigimiz adrese durumu protesto eden birer imzali
mektup gönderiniz...

Ilani türkceye cevirerek universitedeki duvar gazetesine asmistim...Ertesi gün altina bir alman tarafindan bir not düsülmüstü... "Avrupa`li Türkiye... Avrupa birligine alinacaksiniz. Sizden iskenceyi ögrenecegiz, sizin üstünüzde uygulayarak!"

Sevgili Bilg Türkiye`deki müslümanlarda itisaf kompleksi var artik. Hani su boyuna tekmelenen köpegin ürkekligi, isteksizligi, insandan kacisi. Haklari gasbedilen onlar, sindirilen, hor görülen, tepelenen onlar.. Kimin fikri, kime zulm ediyor? Kör olmalisiniz!
Mezarci`nin muvazenesini alt üst eden kursunlar, akl-i selim müslümanlarin avizelerini de parcalamis olabilir haklisiniz. Ama bunun suclusu kim? Karisiklik magara adamlari icin tam bir kültür ortamidir tabi. Hindi besler gibi kinleri palazlandiran madrabazlara gün dogdu böylece...

Ama müslümanlar degil onlar... Basörtüsü düsmanligi yapanlari iste bu madrabazlar arasinda bulabilirsiniz. Avrupa`li görünebilme namina kendi insanini karala! Pesss!

Özgürlükten bahseden, Özgürlük ugruna küfürlü mesajlari dahi silmeyen siz sayin form editörlerinin basörtüsü konudundaki bu dar kafaliliklarini hafsalam almiyor. Niye efendim 70 li yillarda yokmus da simdi cikmis bu dava.. O yillarda egitim bu kadar yayginmiydi sorusunu kimse sormuyor. Kendi mukaddesatindan taviz vermeden cocugunu egitmek isteyen tasrali insanin karsisina iki secenek sunuluyor; ya evladini cahil birakacaksin, ya da inanclarini bir kenara birakacaksin. Sonuc malum... Binlerle ifade edilen bir yigin okul kapilaridan geri gönderiliyor.

Insanlar gercegi görmesin diye önlerine oyuncak sunulur...Mezarci gibi...

Epiktet elinde olmayan seylere üzülme demis.. Üzülmemek eldemi?

 
 

(no login)

MEZHEBLER

November 28 2000, 1:03 AM 


Mezhebler konusu yüzyıllardır İslam toplumunda yanlış algılanmış ve bu yanlış algılama üzerine bina edilen tutum ve davranışlarla yine bu toplumu oluşturan insanlar arasında bilinçsizce derin uçurumlar açılmasına sebep olmuş . Hatta işin sonu kavga ve nizalara kadar varabilmiş.
Nedir işin aslı diye düşünülmeden atılan bilinçsizce adımlar sonucunda dinin bağlıları olan insanlar arasında kolay kolay silinemeyecek düşmanlık tohumları atılmış.
Yazık.

Allah'ın indirdiği vahyi tamamlayacağı gibi yanlış bir düşünce ile mezheblere yaklaşılmış.
Bu yaklaşımın Allah’ın dini ile ne kadar bağdaştığı veya bağdaşmadığı hiç düşünülmemiş.
Yüce Allah Kitabı keriminde dini kemale erdirdiğini Maide suresinin üçüncü ayetinde beyinleri kazırcasına belirtirken; artık ona eksiklik izafe etmenin ve onda fazlalık görmenin şirk olacağı hiç akla getirilmeden uygulamalar yapılmıştır.


Bu tip davranışlar sonucunda zaman içersinde mezhepler dinin yerini almış ve olay başlı başına bir cinayet haline gelmiştir.

Oysa
Mezheb: Z-H-B kökünden gelen bir kelime.
Gidilen yol demek.
Olayı biraz daha genişletirsek; tarz, tavır, tutum ve daha ziyade yorum ve görüş.
Güncel kullanım olarak ekol, mektep.
Ama asla din değil.
Ekol ve mektebin sahipleri o konudaki yorumları kim getirmişse onlar.
Yani bir başka ifade ile mezheb imamları.

Bildiğimiz kadarı ile bir konu hakkında yapmış oldukları yorumları şartlar değişince onlarda değiştirmişler.
"En doğru benim dediğimdir" iddiasında bulunmamışlar.
"Benim söylediklerim mutlak hakdır" dememişler.
Kendilerinin de bir insan olduğunu hataları ve günahları olduğunu kabullenip masumiyet iddiasında olmadan yanılabileceklerini kabullenmişler.

Allah rahmet etsin deriz.

Hak mezheb olma iddiasında mezheb imamları bulunmamışken kraldan çok kralcılar hak mezheb kavramını oluşturmuşlar.
Tarihe baktığımızda Resulün vefatından- tarih bazında kısa sayılabilecek bir dönem yüz , yüzelli yıl gibi bir zaman- bir süre sonra yüzü aşkın mezhebin varlığına şahid oluruz.
Bugün meşhurlaşmış ve hak mezheb olduğu söylenen mezheblerin imamlarının hocalarının da mezhebleri olduğu ve bu mezheblerin bugün meşhur olmadığı söz konusudur.
Şimdi onlara da batıl mı diyeceğiz?
Onlara batıl dersek bugünkü meşhur mezhebler batılın daniskası olur.
Mezhebleri , yani yorumları kutsallaştırırsak yeni yorumlar geliştiremeyiz.
İçtihat kapısı diye bir kapı icad eder ve onu kapatırız.
Kutsallaştırılan bu yorumlar da din haline getirilir.
Her inanır kendi beğendiği bir yorumu alır yada eğer yorumlayabiliyorsa kendi yorumunu kendi yapar.
Farklı farklı konularda farklı mezheblerin yorumlarını kabul etmek mümkündür.
Kişi bakar en uygun gördüğünü seçer. Böylece bir senteze ulaşabilir.
Bu da o kişinin mezhebi olur.
Bütün mezhebleri reddetmekte bir mezhebdir.
Bütün mesele mezheb sahibi olabilmekte.
Yani düşünüp , kafa patlatıp, akledip yorumlayabilmekte.
Ramazanınız mubarek ve hayırlara vesile olsun.
Selam ile.

 
 

(no login)

Untitled

November 28 2000, 5:36 PM 

Belkide ben kolay olan yolu tercih ediyorumdur.
Mezheblerde muslumanlarin nasil bir takim gorevleri yapacaklari aciklanmistir ve daha bir cok seyler.
Bu aciklamari yapanlar buyuk alimlerdir ve zatlarin
bilgilerine saygi gostererek aydinlatiklari yol uzerinden gideriz.
Ben kendi basima oturup kurani kerim uzerinde yorum yapamam, cunku o insanlardaki ilim bende yok.
Bu yuzden mesheblerin ne kadarda ayrimci olduklarini soylerlerse soylesinler birlestigi yol aynidir.

Sizlerinde Mubarek Ramazan ayi hayirli olsun.

selamlarimla

 
 
isc
(no login)

TürkiyeCumhuriyeti Sahipsiz Olsaydı Acaba Neler Olurdu Hiç Umurunuzda mı?

November 28 2000, 9:08 PM 

""""""gak
213.243.0.41

28 şubat önemlidir
November 27 2000, 1:27 PM

BU nedenle dostlardan biri
buna dikket çekmiş


28 şubat
sivilin
Askere boyun eğişidir
ve
çalışanların ücretlerinin enflasyon oranı altında yükseltilerek
emeğin ucuzlayıp
adı islami,batıcı,şu cu bucu herne ise
sermayenin birikiminin hızlanmasına
neden olmuştur...

Sermaye bağımlı olduğundan
asıl birikim
elbette başka yerde olmaktadır

hem musluk biraz daha açılmıştır
hem siyasi istikrarsızlık pohpohlanmıştır

28 Şubatın dayatmacıları
tek başına değildir
bir de
bu dayatmaya boyun eğenler vardır

Bu boyun eğme
tarihimizde kimlerin ve hangi siyasi düşüncelerin demokrasi istemekte
samimi olmadıkları anlaşılmıştır

geriye şu kalıyor:

KİMDİR BU 28 Şubat kararlarının altında İMZASI OLANLAR

28 Şubata karşı gibi görünüp rantıyla cebini dolduran çevrelerin ekmeğine yağ sürenler bunlardır.

Haktan hukuktan
eşitlikten
gelir dağılımıdan
türkiyenin gündemini
laik laik olmayan eksenine çeken
bunlardır

Allah inancını türbana indirgeyen
bunlardır

kıyafet özgürlüğünü engelleyen bunlardır

Hizip ve fitne budur
ve türkiyenin gerçeğinde
iki mezhep vardır:
Müslümanlar ve laikler.

vatan onlara minnettardır""""

BU GÜN TÜRKİYEDE MÜSLÜMANLAR VE LAİKLER DEĞİL, YÜZEYDEN BAKANLAR VE SORUMLULUK DUYMAYANLAR İLE DERİNLİKLERİ GÖRENLER VE SORUMLULUK DUYANLAR VAR DİYEBİLİRİZ.
MÜSLÜMANLIK VE LAİKLİK DİYE AYRIM YAPILAMAZ.
ASLINDA "LA İKRAHE FİYDDİYN" BİREYSEL ÖZGÜRLÜĞÜN VE LAİKLİĞİN DE TEMELİDİR.

TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE MÜSLÜMANLAR VE LAİKLER DİYE AYRIM YAPILAMAZ. MÜSLÜMANLIK BİREYSEL BİR OLAYDIR. İSTER OLUR, İSTER OLMAZ, CENNETİ KENDİSİ İÇİN İSTER, CEHENNEMDEN KENDİSİ İÇİN KORKAR SAKINIR. ANCAK LAİKLİK SİYASAL VE DEMOKRATİK BİR OLAYDIR. TÜRKİYE CUMHURİYETİ YASALARININ ELİNİ VE GÜCÜNÜ ETKİN KILABİLDİĞİ ORTAMDA HİÇ KİMSE LAİKLİK KARŞISINA HİÇBİR ALTERNATİF KAVRAM KOYABİLEMEZ. BU BİR TEHDİTTİR. ÇÜNKİ LAİKLİK KARŞITLIĞI TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ EN TEMELİNDEN, KURULUŞUNDAN TEHDİT ETMEKTİR. 28 ŞUBAT TÜRKİYE CUMHURİYETİNE SAHİP ÇIKIŞIN MEŞRU MÜDAFANIN, REJİMİN NEFİS SAVUNMASININ GÖSTERİ BELİRTİSİDİR. "TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN BAŞKA SAHİBİ YOK MUDUR?" DENİLİRSE, TÜRKİYE CUMHURİYETİ, VAR OLDUKÇA, NELİĞİ BELLİDİR VE TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ SAVUNANLAR Kİ ANCAK ONLAR TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN SAHİBİDİR. TÜRKİYE CUMHURİYETİ KİMSEYE BABASINDAN, DEDESİNDEN MİRAS DEĞİLDİR Kİ, İSTEDİĞİ TASARRUFU YAPABİLSİN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ VAKFIYE GİBİDİR Kİ HERKES HER İSTEDİĞİNİ YAPIP EDEMEZ, BUNA YÖNELİK İSTEK VE GÜÇ GÖSTEREMEZ. TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE ÖZGÜRLÜKLER BAZI NOKTALARA GELİNCE SINIRLARA DAYANIR.
BU ÜLKEDE 27 MAYIS OLDU. UNUTULDU AMA ÇİZGİSİNİ ÇEKMİŞTİR. KİMSE GERİYE DÖNEMEZ.
28 ŞUBAT OLDUYSA, O DA YARIN UNUTULSA BİLE ÇİZGİSİNİ ÇEKMİŞTİR. KİMSE GERİYE DÖNEMEZ.
SİVİLLER REJİMİ İŞLETEMEYİNCE ASKERLER SİVİLLERİ AÇIK VEYA ÖRTÜLÜ BİR SÜRE BAYPASS EDEBİLİYOR. YİNE DE EDERLER.

1919'DAN BERİ VE HATTA DAHA DA ÖNCELERDEN, AYDIN GÖRÜNENLER HEP YÖNETİMİ ELEŞTİRMİŞ, EKSİK, KUSUR BELİRTMİŞTİR. AMA YÖNETİMİ SAHİPLENMEMİŞ VE YARDIMCI OLMAMIŞTIR. TANZİMATTAN BERİ DE YOBAZLAR YOBAZLIK ÇABALARINDAN GERİ DURMAMIŞLARDIR.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÇANAKKALE ZAFERİNDEN BERİ SÜNGÜYLE KURULMUŞTUR. SÜNGÜ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN SÜNGÜSÜDÜR. SÜNGÜNÜN ÜZERİNE ÜZERİNE GİDEN KENDİSİNİN DOST OLMADIĞINI BELİRTMEKTEDİR.

gaaak, müslümanlar ve laikler diye karşıtlık yaratıcı yazını hiç sevmediğimi anlamışsınızdır. Yazını cımbızlamadım, didik didik etmedim, yapmak istemedim.

Sözlerim sert olabilir ama hepimiz bilmeliyiz ki çelik gibi gerçek böyledir. Bazı çok hassas konular esneklik tanımıyor. Hiçbir ödün verdirmiyor. Kimse ödün veremez. Özgürlük sınırsız değildir. Çünki, her nesnenin ve kavramın elbette sınırı vardır, değil mi

 
 
esrari
(no login)

28 şubat'ın dinamikleri içsel mi, dışsal mı?

November 28 2000, 10:01 PM 

bir alıntı, ismet özel'den.

" Devletin kafesinde ötmek

Devletin, demem odur ki dünya devletinin kafesi altından yapılmıştır. Her ne kadar bu miktarda altını temin edebilmek için dolar başta olmak üzere bol miktarda çeşitli döviz harcanılmışsa da durum madeni bir kafesin kurulduğu merkezdedir. Altın kafeste "İlle vatanım!" diye figân etmek için bülbül olmak lâzım geldiğini herkesin bildiğini tahmin ediyorum. Yine öyle sanıyorum ki ötüp duran bunca kuş arasından bülbülü ayırt etme yolunun gözlerin tüylere takılmasından değil kulakların en etkili nağmeye dikkat kesilmesinden geçtiği herkesin bilgisi dahilindedir. Bülbül dediğimiz gösterişli ve göz alıcı bir kuş sayılmaz. Onun bütün sırrı ortalığa eşsiz nağmeler salmasında ve şakıyışındaki samimiyettedir. Güzel öten kanaryalar da vardır; ama bülbül sesindeki etkileyici tarafın sesi çıkarandaki canhıraş eda olduğunu işin aslını bilenler bilir.

Topluca veya tek başlarına kafese konmuş bütün diğer kuşlar çoğulculuk, demokrasi, çağdaşlaşma ve insan(kuş?) hakları, refah ve saadet diye çığırım çığırım çığrışır, çır çır çırpınırken bülbül neden başka bir şey söylemez de "İlle vatanım!" diye feryat eder? Hepsinden daha akıllı, hepsinden daha üstün ahlâklıdır da ondan mı? Değil. Bencilliğinden yapar bunu bülbül. Bilir ki bülbül olmanın değeri ve önemi tabiat içinde barbarca yaşandığı zaman fark edilebiliyor. Ahşap olsun altın olsun bir kafeste bulunduğun zaman hangi nitelikler taşırsan taşı sana nihayet "kafesteki kuş" derler ve senden seni kafese kapatanların öğrettikleri nağmeleri terennüm etmeni isterler. Bülbülün vatanında vaziyet böyle midir? Vatanında acıyla haykırsa bile o ortalığı biricik bülbül olmaktaki üstünlüğün nağmeleriyle inletir. Yani bülbülde vatan özlemini büyüten bu tutku kafeste tutsak bırakılmanın şikâyetine indirgenemez. İşin içinde şahsiyetini savunmak ve karakterini geliştirmek gibi unsurlar vardır. Vatana sahip olmadan ne şahsiyet savunulabilir ne de karakter geliştirmek mümkündür.

Bülbüle altın kafesi vatan saymasını teklif etsek mesele çözülmez mi? İşte burada millî devletle dünya devleti arasındaki tercih hakkındaki fikirler devreye giriyor. Dünya devleti herkese, her insana, her kuşa bir altın kafes sunuyor. Hemen veremediyse vaat ediyor. Çoğulculuk, demokrasi, insan ve kuş hakları, GSMH, internet, NASA, genom, ralliler, dudak boyaları vs. yolundan yürüyen her unsurun bir altın kafese kavuşma şansı var. Vatan sahibi olunca ne var peki? Zahmet, alın teri, göz yaşı. Bunlarla birlikte eşsiz güzellikte bir ses! Gerek parlak ve renkli tüyleri olanlar, gerekse parlak ve renkli tüylere kavuşmak isteyenler altın kafesin pekâlâ uygun bir vatan kabul edilebileceği görüşüne rağbet edeceklerdir. Onların girişecekleri ilk işin bülbülü susturmak olduğunu bilmek için âlim olmaya gerek yok."

 
 
HACI ALI
(no login)

ACI ne yazik ki GERCEK!....

November 28 2000, 11:16 PM 

SEVGILI GAK

Sozlerine %100 katiliyorum...Fakat maalesef ne kadar acidir ki Sayin esrarinin buyurdugu durum gibi degilmi?...Sevgili Peygamber Efendimizin bir Hadisini soylemeden yapamayacagim!...
""SIZ LAYIK OLDUKLARINIZLA IDARE OLURSUNUZ!..""

Selam,Sevgi ve Dua ile...

 
 
HACI ALI
(no login)

Bir mezhebe uymak sart midir?

November 28 2000, 11:23 PM 

KIYMETLI KARDESLERIM

BUYURUNUZ SIZE BILIR KISIDEN CEVAP

Bir mezhebe uymak sart midir?

Soru: Mezhebleri inkâr eden Abduhçu biri, "Peygamber
ve Sahâbenin mezhebi var mi? Bir mezheb imâmina ve
hadîse uymadan Kur'âna göre amel ederim." diyor. Bir
mezhebe uymak lâzim degil mi?

Cevap: Mezheb imâmi demek, Kur'ân-i kerîm ve hadîs-i
serîflerde açikça bildirilmis olan din bilgilerini, Eshâb-i
kirâmdan isiterek topliyan kitaba geçiren büyük âlim
demektir. Açikça bildirilmis olanlara benzeterek meydâna
çikaran derin âlimlerdir. Eshâb-i kirâmin herbiri müctehid
ve mezheb imami idi. Her biri kendi mezhebinde idi.
Hepsi de, mezheb imâmlarimizdan daha üstün idi.
Mezhebleri daha kiymetli idi. Fakat, bunlar kitablara
yazilmadigi için,. mezhebleri unutuldu.

(Peygamberin, sahâbenin mezhibi nedir?) demek,
(Ordu kumandani, hangi bölügün eridir?) veya (Fizik
ögrenmeni, hangi sinifin talebesidir?) demeye benzer.
Çünkü sahâbenin her biri bir mezheb imâmi, hattâ
mezheb imâmlarinin hocalari idi. Resûlullah efendimiz de
kâinatin hocasi idi.

Sünnete Uymanin Önemi

(Mezhebe, hadîse uymam) demek (Kur'âna uymam)
demektir. Zira Hak teâlâ buyurdu ki:

(Resûle itâat eden, Allah'a itâat etmis olur.) [Nisâ 80]

(Peygamberin emrine uyun, nehyettiginden sakinin.)
[Hasr 7]

(indirdigimi insanlara beyân edesin, açiklayasin)
[Nahl 44]

Beyân etmek, âyetleri, baska kelimelerle ve baska sûretle
anlatmak demektir. Âlimler de, âyetleri beyân
edebilselerdi ve kapali olanlari açikliyabilselerdi ve
Kur'ân-i kerîmden hüküm çikarabilselerdi, Allahü teâlâ
Peygamberine, (Sadece sana vahy olunanlari teblîg et.)
derdi. Ayrica beyân etmesini emretmezdi. (Huccetullahi
alel'âlemîn)

Sünnet [hadîs-i serîler], Kur'ân-i kerîmi, mezheb
imâmlari da sünneti açiklamislardir. Âlimler de, mezheb
imâmlarinin sözlerini açiklamisladir. Hadîs-i serîfler
olmasaydi, namazlarin kaç rek'at oldugu, nasil kilinacagi,
rükü' ve secdede okunacak tesbîhler, cenâze ve bayram
namazlarinin kilinis sekli, zekât nisâbi, orucun, haccin
farzlari, hukûk bilgileri bilinmezdi. Ya'nî hiç bir âlim,
bunlari Kur'ân-i kerîmden bulup çikaramazdi. Bunlari
peygamber efendidimiz açiklamistir. Sünneti müctehid
âlimler açiklamis, böylece mezhebler meydana çikmistir.
Peygamberimiz de bu âlimlere uymamizi emrediyor:

(Kur'ân-i kerîme tâbi' olmak, hepinize farzdir. Onu
terk etmek için hiçbir özür olamaz. Kur'ân-i kerîmde
bulamadiginiz islerde, sünnetime uyunuz.
Sünnetimde de bulamazsaniz, Eshâbimin sözüne
uyunuz.) [Beyhekî]

(Âlimlere tâbi' olun!) [Deylemî]

(Âlimler rehberdir.) [i. Neccâr]

(Bize yalniz Kur'ândan söyle!) diyen birine, imrân bin
Husayn hazretleri: (Ey ahmak! Kur'ân-i kerîmde,
namazlarin kaç rek'at oldugunu bulabilir misin?) dedi. Hz.
Ömer'e, farzlarin seferde kaç rek'at kilinacagini Kur'an-i
kerjmde bulamadik dediklerinden, (Allahü teâlâ, bize,
Muhammed aleyhisselâmi gönderdi. Kur'ân-i kerîmde
bulamadigimizi, Resûlullahdan gördügümüz gibi
yapiyoruz. O, seferde, dört rek'at farzlari iki rek'at
kilardi. Biz de, öyle yapariz.) buyurdu.
(Mîzân-ül-kübrâ)

(Mezhebe uymam Kur'ânla amel ederim.) demek,
(Kanunlara uymam, yalniz Anayasa'ya göre hareket
ederim.) demek gibi yanlistir. Çünkü Anayasa'da bütün
hükümler, bütün cezâlar bildirilmemistir. Anayasa,
kanunlara havâle etmistir. Kanunlardan baska tüzükler,
yönetmenlikler de çikmistir. (Anayasa varken, kanina
lüzum yok.) demek ne kadar yanlis ise, (Kur'ân
varken, mezhebe lüzum yok.) demek, bundan daha
yanlistir. Kur'ân-i kerîmi hadîs-i serîfler, hadîs-i serîfleri
de mezheb imâmlari açiklamistir. Kanunlar, Anayasa'nin
gösterdigi istikamette hazirlanmis, mezhebler de, Kur'ân-i
kerîmin ve hadîs-i serîflerin gösterdigi istikamette
tesekkül etmistir.

Hiç kimse, (Madem, mezheb, kur'ân-i kerîmin ve
hadîs-i serîflerin açiklamasidir. Ben de açiklar bir
mezheb kurarim.) diyemez. Çünkü bir kimsenin
(Mâdem doktor olmak, tip kitâbi okumaya baglidir.
Kimyager olmak için de kimya kitabi okumak kâfidir.)
diyerek eline aldigi bir tip ve kimya kitabi ile doktorluk
yapmaya,ilâç imâl etmeye kalkismasi ne kadar gülünç ise,
(Ben de Kur'ândan, hadîsten hüküm çikaririm) demek
daha gülünçtür.

(Ben islâma göre hareket ederim, mezhebe uymam)
demek, (Ben devletin emrine uyarim. Fakat, kanunu,
polisi, hâkimi dinlemem.) demeye benzer. Çünkü
islâma uymak demek, dört hak mezhebden birine uymka
demektir. islâm yari, mezheb ayri degildir.

Mezheplerin lüzumu

Bir müctehidin ictihâd ederek elde ettigi bilgilerin hepsine,
o müctehidin mezhebi denir. Eshâb-i kiramin hepsi derin
âlim, birer müctehid idiler. Din bilgilerinde, siyâset,
idârecilik ve zamanlarinin fen bilgilerinde ve tasavvuf
ma'rifetlerinde birer deryâ idiler. Bu bilgilerinin hepisini,
Resûlullahin kalblere isliyen, rûhlari çeken sözlerini
isitmekle, az zamanda edindiler. Herbirinin mezhebi
vardi. Mezhebleri az veya çok farli idi.

Tâbiînin ve Tebe'i tâbi'înin arasinda da müctehidler
vardi. Bu müctehilerin ve Eshâb-i kirâmin
mezheblerinden yalniz dördü kitaplara geçip, dünyanin
her yerine yayildi. Digerlerinin mezhebleri unutuldu. Bu
dört mezhebin îmânlari Eshâb-i kirâmin ortak olan
îmânidir. Bunun için dördüne de Ehl-i sünnet denir.
Îmânlari arasinda esasta ayrilik yoktur. Birbirlerine din
kardesi bilirler. Birbirlerine severler. Birbirlerine uymiyan
islerinde, zarûret olunca, birbirlerini taklîd ederek
yaparlar. Allahü teâlâ, mezheblerin böyle ayri olmalarini
istemistir. Bu ayriligin, müslümanlara Allahü teâlânin
rahmeti oldugunu, peygamberimiz haber vermistir.
Çünkü, dört mezheb arasindaki ufak tefek baskaliklar,
müslümanlarin islerini kolaylastirmaktadir. Her
müslüman, vücûd yapisina, yasadigi iklim sartlarina ve is
hayatina göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer.
ibâdetlerini ve her isini, bu mezhebin bildirdigine göre
yapar.

Allahü teâlâ dileseydi, Kur'ân-i kerîmde ve hadîs-i
serîflerde, hersey açikça bildirilirdi. Böylece, mezhebler
hâsil olmazdi. Kiyâmete kadar, dünyanin her yerinde, her
müslümanin tek bir nizâm olurdu. Müslümanlarin hâlleri,
yasamalari güç olurdu.

Peygamberimizin yolu, Kur'ân-i kerîm ile hadîs-i serîfler
ile ve müctehidlerin ictihâdlari ile gösterilen yoldur. Bu üç
vesîka, bir de, icmâ'-i ümmet vardir ki, Eshâb-i kirâmin
ve Tâbi'înin sözbirligi oldugu, R.Muhtâr'da yazilidir. Bir
hüküm üzerinde, dört mezhebin ictihâdlari arasinda icmâ'
hâsil olursa, bu icmâ'a da inanmak lâzimdir, innamiyan
küfre girer. (Mektûbât c.2, m. 36)

islâm âlimleri yanlis birsey üzerinde ittifakta bulunmazlar.
Hadîs-i serîfte buyuruldu ki:

DEVAMI VAR

 
 
HACI ALI
(no login)

Bir mezhebe uymak sart midir? 2

November 28 2000, 11:25 PM 

(Ümmetim dalâlet üzerinde birlesmez.) [i.Ahmed]

Bu dört vesîkaya Edille-i ser'iyye denir. Bunlarin disinda
kalan hersey bid'attir. Hadîs-i serîfte buyuruldu ki:
(Ümmetim yetimsüç firkaya ayrilacak, bunlardan
yalniz biri Cennete girecektir. Bunlar, benim ve
Eshâbimin yolunda olanlardir.) [ibni Mâce]

Bu ayrilik, usûlde, îmânda olan ayriliktir. Eshâb-i
kirâmdan sonra, yeni müslüman olanlardan bir kisminin
îmânilari bozuldu. Eshâb-i kirâmin dogru îmânindan
ayrildilar. Dalâlet firkalari meydâne geldi. Bu bozuk
firkalara, bid'at firlari denir. Bunlar, ba'zi nasslari te'vîl
ederek yanildiklari için kâfir degildir. Fakat, islâmiyyete
zararlari, kâfilerin zararlarindan çok oldu. Birbirleri ile ve
Ehl-i sünnet ile çekistiler. Harp ettiler. Çok müslüman
kani döküldü. Müslümanlarin yükselmelerini,
ilerlemelerini baltaladilar.

Bid'at firklarini, Ehl-i sünnetin dört dogru mezhebi ile
karistirmamalidir. Dört mezheb, birbirlerinin dogru yolda
oldugunu söyler ve birbirini severler. Bid'at firkalari ise,
müslümanlari parçalamaktadir. Bu dört meshebin
birlestirilemiyecegini, islâm âlimleri sözbirligi ile
bildirmislerdir. Allahü teâlâ, mezheblerin birlestirilmesini
degil, ayri olmalarini istiyor. Böylece, islâm dinini
kolaylastiriyor.

Dogru yol nedir?

Kur'ân-i kerîmde buyuruldu ki:

(Ey îmân edenler! Allah'in dinine sarilin.
Birbirinizden ayrilmayin!) [Âl-i imrân 100]

Ebüssü'ûd Efendi hazretleri burayi açiklarken, (Ehl-i
kitabin parçalandigi gibi parçalanip da dogru îmândan
ayrilmayin! Câhiliyye zamaninda birbirleriniz ile
dövüstügünüz gibi bölünmeyin!) buyurdu. Dogru yolun,
Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdigi îmân oldugunu,
Peygamberimiz haber verdi. O hâlde, Ehl-i sünnette
birleserek, kardas olmalari, birbirini sevmeleri lâzimdir.
Müslümanlarin bu birliginden ayrilan, bu âyet-i kerîmeye
uymamis olur. Bu yolda birlesir, birer kardes oldugumuzu
bilip birbirimizi severek, dünyanin en büyük, en kuvvetli
milleti olur, dünyada râhata, huzûra, âhirette de sonsuz
saâdede kavusuruz. Düsmanlarimizin ve câhillerin ve
sömürücelerin, kendi çikarlari için söyledikleri yalanlara
aldanip, bölünmemeye çok dikkat etmeliyiz! (Hadîka s.
696)

Mezheb ve rahmet

Allahü teâlâ ve Resûlü, mü'minlere merhamet ettikleri
için, ba'zi islerin nasil yapilacagi, Kur'ân-i kerîmde ve
hadîs-i serîflerde açik bildirilmedi. Açikça bildirilse idi,
öylece yapmak farz ve sünnet olurdu. Farzi yapmiyanlar
günâha girer, kiymet vermiyenler de kâfir olurdu.
Mü'minlerin hâli güç olurdu. Böyle isleri, açik bildirilmis
bulunanlara benzeterek islemek lâzim olur. Din âlimleri
arasinda, islerin nasil yapilabilecegini, böyle benzeterek
anliyabilenlere, Müctehid denir.

Dört mezhebin hâli, bir sehir halkinin hâline benzer ki,
önlerine çikan bir isin nasil yapilacagi kanûnda
bulunmazsa, o sehrin esrâfi, ileri gelenleri toplanip, o isi
kanûnun uygun bir maddesine benzetip yaparlar. Ba'zan
uyusamayip, ba'zisi devletin maksadi, beldeleri tamîr ve
insanlarin râhatligidir der. O isi, re'y ve fikirleri ile,
kanûnun bir maddesine benzetir. Bunlar, Hanefîlere
benzer.

Ba'zilari da, devlet merkezinden gelen me'mûrlarin
hareketlerine bakarak, o isi, onlarin hareketine uydurur
ve devletin maksadi, böyle yapmaktir, derler. Bunlar da,
Mâlikî mezhebine benzer. Ba'zisi ise ifâdeye, yazinin
gidisine bakip, o isi yapma yolunu bulur. Bu da, sâfiîye
benzer. Bir kismi ise, kanûnun baska maddelerini de
toplayip, birbiri ile karsilastirarak, bu isi dogru
yapabilmek yolunu arar. Bunlar da, Hanbelî mezhebine
benzer.

Dört dogru yol

iste sehrin ileri gelenlerinden her biri, bir yol bulur ve
hepsi, yolunun dogru ve kanûna uygun oldugunu söyler.
Kanûnun istedigi ise, bu dört yoldan biri olup, diger üçü
yanlistir. Fakat, kanûndan ayrilmalari, kanûnu
tanimadiklari için, devlete karsi gelmek için olmayip,
hepsi kanûna uymak, devletin emrini yerine getirmek için
çalistiklarindan, hiçbiri suçlu görülmez. Belki, böyle
ugrastiklari için, begenilir. Fakat, dogrusunu bulan daha
çok begenilip, mükâfât alir. Dört mezhebin hâli de
böyledir. Allahü teâlânin istedigi yol, elbette birdir. Dört
mezhebin ayrildigi bir iste, birinin dogru olup, diger
üçünün yanlis olmasi lâzimdir. Fakat, her mezheb imâmi,
dogru yolu bulmak için ugrastigindan, yanilanlar affolur.
Hattâ sevâb kazanir.

Dört mezhebden baskasina uymak câiz degildir. Bu,
Eshâb-i kirâmin ve Tâbi'înin mezheblerini küçümsemek
degildir. Çünkü, Eshâb-i kirâmin ve baskalarinin
mezheblerini tam olarak bilmiyoruz. O mezhebleri de
bilseydik, onlara uymamiz da câiz olurdu. Çünkü,
hepsinin mezhebleri dogru idi. Dört mezheb, tam bilindigi
ve kitablari her yere yayilmis oldugu için, her
müslümanin yalniz bunlardan birine uymasi lâzimdir.

imâm-i Rabbânî hazretleri, (Bir mezhebe tâbi olmiyan
mülhid olur.) buyuruyor. (Mebde ve Mead)

Kur'ân-i kerîmdeki; (Allah'in ipine sarilin!) emri, (Fikh
âlimlerinin, mezheb imâmlarinin bildirdigine uyun!)
demektir. [Tahtâvî (Dürr-ül muhtâr) hâsiyesi, zebâyih
kismi]

Mezheb degistirmek

Dört mezhebin imâmlari ve onlari taklîd eden âlimler, her
müslümanin dört mezhebden diledigini taklîdde serbest
oldugunu ve bir mezhebden baska mezhebe geçmenin
câiz oldugunu ve harac, sikinti oldugu zamanlarda, baska
mezhebin taklîd edilecegini bildirdiler. Allahü teâlâ,
mü'minlerin dört mezhebe ayrilmalarini ve bunun, kullari
için fâideli olacagini ezelde takdîr ve irâde buyurdu.
Amelde mezheblere ayrilmaktan râzi oldugunu bildirdi.
Râzi olmasaydi Resûlü, bu ayriligin rahmet oldugunu
bildirmezdi. i'tikâdda ayrilmayi yasak ettigi gibi, amelde
ayrilmayi da yasak ederdi. (Mîzân)

Resûlullah, Kur'ân-i kerîmde icmâlen bildirilenleri, ya'nî
kisa ve kapali olarak bildirilenleri açiklamasaydi, Kur'ân-i
kerîm kapali kalirdi. Resûlullahin vârisleri olan mezheb
imâmlarimiz, hadîs-i serîflerde mücmel olarak
bildirilenleri açiklamasalardi, sünnet-i nebeviyye kapali
kalirdi. Böylece, her asirda gelen âlimler, Resûlullaha tâbi'
olarak, mücmel olani açiklamislardir.

Bilinen dört imâm zamaninda, baska mezheb imâmlari da
vardi. Bunlarin da mezhebleri vardi. Fakat, bunlarin
mezheblerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadi.
(Hadîka)

Ehl-i sünnetin dört mezhebinin îmânlari, inandiklari
seyler, birbirlerinin aynidir. Aralarinda hiç fark yoktur.
Ayriliklari yalniz ameldedir. Bu da, müslümanlara bir
kolayliktir. Her müslüman, diledigi mezhebi seçerek,
bunu taklîd eder. Her isini, seçtigi mezhebe göre yapar.
Müslümanlarin, dört mezhebe ayrilmalari, Allahü teâlânin
rahmetidir. Bir müslüman, kendi mezhebine göre ibâdet
yaparken, bir zahmet, bir mesakkat hâsil olursa, baska bir
mezhebi taklîd ederek, bu isi kolayca yapar.


Kaynak: Ihlas Net

Selam,Sevgi ve Dua ile...


 
 
HACI ALI
(no login)

Egriye!...

November 28 2000, 11:31 PM 

Sevgili Egri!...

Kafanin almayacagina iandigim icin sana tavsiyem bir anlayandan ogren bu konuyuda basimizi AGIRTMA!...
Bilir bilmez bize gazal de OKUMA!....Asli yok yazilari bize bir matahmis gibi yutturmaya hicccc kalkma!...
Cunku elimizde saglam belgeler var!..Al sana bir tanesi!...

Selam,Sevgi ve Dua ile...

 
 

(no login)

soru

November 29 2000, 2:48 PM 

Yeni musluman olmus bir insanin da bir meshebe uymasi gerekiyormu?

selamlarimla

Ve aciklamalariniz icin Allahu teala sizlerden razi olsun.

 
 
brek
(no login)

din tolumların refahı için vardır

November 29 2000, 8:57 PM 

"türkiye cumhuriyetinde müslümanlar ve laikler diye bir ayrım yapılmaz müslümanlık bireysel bir olaydır ister olur ister olmaz cenneti kendisi için ister cehennemden kendisi için korkar sakınır"

müslümanlık ilerleme kaydedemiyorsa bunun sebebi toplumsal görülmemesinden kaynaklanıyor halbuki dinler toplumlara hitap eder nitekim eski kavimlerde helak oluşlar topumsal olaylardır
din topluma hitap eder
dinin özünde cennet arzusu ve cehennem korkusu yoktur
bu bir uçtur
dinler toplumları düzenlemeye ve yönlendirmeye amaçlıdır yanlızca halkın hayatını değil yöneticilerin hayatlarını düzenleme amaçlıdır
ve kendine özgü uygulanılabilir devletsel kaideleri vardır
din bireysel olarak ibadeti (namaz oruc hac vs) ,toplumsal olarakta şeriat düzenlemesini vaaz eder

 
 
gak
(no login)

manuplasyon içi debelenme

November 30 2000, 11:26 AM 

Biri türban konusundaki kimi fikirleri dar kafalılıkla suçlamış

Diğeri
sivil sahip çıkamaza asker çıkar demiş

boşuna yazıyorum ben burada

bari
anlayıp
haksızsın deyiverin

kimse
bir kiliseye gidip
rahibelerin başlarını nasıl bağladığını görmek istemiyor
ki
başörtüsü üstbaşlığıyla ve
türban ile kastedilen aslen nedir

kimse
bu toprakların tarihindeki
giyim geleneğine göz atmıyor
bir de nenesinin başörtüsünü öne sürüryor
ki
manuplasyonun alası olsun

diğer taraftan
militarizmin her türlüsünün
baskıcı ve antidemokratik
olduğunu gizleme için

bu manuplasyona
olanak tanınıyor

sevgili dostumuz
sivil yapmaz ise
asker yapar diyor

doğru
zati asker yaptı..

12 eylül ile devketin kadrolarında
bu hristiyan bozması islam ideolojisi girmedi mi

darwin yaygarasını başlatan
askeri yönetim değil mi

hangi orduda
ibadethane var
her birlikte bir mescid açan
12 eylül değil mi?

pkk sorunu neden bu kadar büyüdü
12 eylül öncesi güneydoğu sorunu böyle etnik mi ele alınıyordu, hemi de bizzat en radikal sol tarafından bile:)

Silahlı kuvvetler
bizzat manuplasyonun kendisi olmuştur

Türkiye gündemine
türban nasıl girdi

sakallı bıyıklı solcuları üniversitede kovalarken
türbanlı çember sakallılara dokunmayan bu asker
ne oldu da fikir değiştirdi

ben söyleyeyim

Sol bitince
Askerin
dikta yoluyla emeği baskı altında tutacak
bir düşman kalmadı

sistem düşmanını besledi büyüttü
himaye etti
fabrikadan çıkar gibi
insan yetiştirdi

sonra da
ben laikim sen
değilsin dedi...

çok çabuk unutuyoruz

12 eylül öncesi maraş olaylarının sorumlusu ÖKKEŞ KENGER i mahkum eden askeri mahkemeler ne oldu da
12 eylül sonrasında onu aklayıverdi...
Aklamakla kalmadı yeni makyajı ile(ökkeş şendiller) onu meclisine bile aldı..

Türk ordusunda alevi var mı?


toplumda marjinal talepler her zaman olur
ama
ülkenin önünde
başka sorunlar var iken
yapay bir siyasi hırpalamaya
kimler alet oldu farketmeli..

Gerçek şudur
Kuranın hiçbir yerinde
örtünme bir emir olarak geçmez
buna karşılık
isteyen istediği giysi
ile
dolaşabilir

Eğer istihbaratından aktif elemanına kadar
bir kaosun rantını yiyen
bir oluşum sözkonusu ise

yapay bir düşmana karşı
kendi vatandaşını tehdit ederek
konumunu saklı tutmak ister.

Hizbullah
baskınında
kasetler silinmişmiş
adam ateş altında
-yaw şu kasetleri bi silek abi diyecek...
Baskını yapanda
öncesinde
o binanın elektrik ve suyunu kesmeyecek
ki
adam kasetleri silsin
ama yarım yarım silsin
hemi de en ilginç olanları...

niye silsin?


şu anki sisteme göre
bir bankadan kredi alıp sonra faizini devlete ödetebileceğinizi biliyormusunuz


dua edilsin ki 5 bin yıllık bir kültür üzerindeyiz
ne kadar eşelense
yine de ayakta

ama devlet
zaten batmıştır

sadece
büyük bir çeteler işbirliği sözkonusudur

buna alkış tutan da
devamını sağlayacak
yapay muhalefet olmaya razı olan da
vebal altında

avrupalı işkenceyi bizden öğrenecekmiş

yaw o manyetoları bize satan onlar

hadi uyanın artık


sevgiyler

 
 

(no login)

umursamiyorum...

November 30 2000, 3:06 PM 

Turkiyede olan olaylar beni ilgilendirmiyor.
Ozurdilerim fakat orda yasiyanlar bu hale kendi cabalariyla geldiler.
Yok turban, yok su bana ne kardesim...

Siz rica etsem soruma cevap verseniz.
(Gak cevabi senin vermen gerekmez:))

selamlarimla

 
 
Dilemma
(no login)

haklisiniz,

November 30 2000, 3:33 PM 

rahibelerin kiyafetleri bize Hiristiyanlikta da örtünme emrinin varligini ispatlar zaten. Hiristiyanlikta ve yahudulikte kadinlar ya saclarini kazitmak, ya da örtmek zorundalar. Hatta bu konularda Islam`dan cok daha kati yaptirimlar getiriliyor.

Ancak siyah carsafin bize Yunanli kati ortadokslardan sirayet etmis olabilecegi konusunda sizinle hemfikirim. Ortadoks rahibelerinin ayni siyah carsafi giydiklerine gözlerimle sahidim. Sekil ve bicim üzerinde tartismiyoruz zaten. Isteyen sapkayla örter, isteyen esarpla. islam bu konuda belli bir bicim sunmuyor. Hiristiyanlik bu tür konularda cok kati aslinda. Yehova sahitlerinde zina disinda bir sebepden dolayi bosanmak haram. Bosanmis kadinla da evlenmezler. Mesela zina konusunda incilde gecen su satirlar dehset verici;

"Zina etmiyeceksiniz denildigini isttiniz. Fakat ben size derim: Bir kadina sehvetle bakan her adam zaten yüreginde onunla zina etmistir. Ve eger sag gözün sürcmene sebep oluyorsa, onu cikar ve kendinden at; cünkü senin icin azandan birinin yok olmasi, bütün bedeninin cehenneme atilmasindan iyidir. Ve eger sag elin sürcmene sebep oluyorsa, onu kes ve kendinden at;cünkü senin icin azandan birinin yok olmasi, bütün bedeninin cehenneme atilmasindan iyidir. Ve kim karisini bosarsa ona bos kagidi versin denilmistir. Fakat ben size derim ki, zinadan baska bir sebeple karisini bosayan adam onu zaniye eder ve kim bosanmis kadinla evlenirse, zina eder.."
(Matta bap 5, 27)

Örtünme bütün hak dinlerde var. Eh demekki bunda bir hikmet var. Kimse kimseyi taklit etmiyor. Kutsal kitaplarda var olan yazili emirlerden bahsediyoruz. 1400 senedir hicbir tahrifata ugratilamadan hüküm sürmüs, cogunlukla da uygulanmis bir emirdir örtünme emri. Evet köylü kadindan tutun da, müslüman burjuvaliya kadar hepsi inanclarindan dolayi örtünüyorlar. Biri bilincli, digeri öyle gördügü icin. Ama kökenine bakarsaniz hepsi Kur-an`daki bu ilahi emre dayanir.

Türkiye´de 28 subatla falan baslamis bir baski yok. Bu cumhuriyetin kuruldugu günden bu yana yasanan bir trajedi. Surat hep ayni surat, makyaj tazeleniyor.


 
 
Dilemma
(no login)

ve bir siir...

November 30 2000, 4:17 PM 

NAHİYE MÜDÜRÜ ve FATMA TEYZE

Bindokuzyüz otuzsekiz, sonbaharın bir ayı,

kapımızı çalmıştı ansızın bekçi dayı.

Nahiye Müdürü'nün geldiğini söyledi,

"Kadın, erkek herkesle görüşmek ister" dedi.

"Koca köyü topyekün bir harmana derecek,

galiba sonra bize bir konferans verecek."



Dedem, annem, bendeniz kalktık, gittik harmana.

Bütün köy toplanmıştı uyup emre, fermana.

Bir tarafta hanımlar hem telaşlı, hem gamlı.

Kimisi çarşaf giymiş, kimisi de ehramlı.

Diğer yanda erkekler, hepsi açık başları.

Müdür'ü bekliyorlar, çatık biraz kaşları.

Az sonra Müdür geldi, kemal'i-azametle,

yanında da hanımı, açık bir kıyafetle.

Başında fötr şapka, elinde gümüş kamçı,

ayağında çizmeler, sırtında siyah yamçı.

Önce hanımları şöyle yokladı bir nazarla,

sonra söze başladı, hakaretle, azarla:



"Hanımlar! özellikle sizi görmeye geldim,

sizlere bir konuda bilgi vermeye geldim!..

Sizin garip, çağdışı şu kıyafetleriniz...

Nedir bunun sebebi? bana söylermisiniz!

Bir baskı altında mı böyle kapandınız?

Kocanıza, hocanıza, birine mi kandınız?

Bilemiyorum ama, hiç aynaya baktınız mı?

Neye benzediğinizi acaba çaktınız mı?

Kiminiz mezardan çıkmış birer hortlağa,

kiminiz karaböcek, kiminiz kaplumbağa...

Evet benziyorsunuz bunların herbirine...

Halbu ki benim bayan, bakın size numüne.

Şöyle giyinmek varken, böyle kapanmak neden?

Böyle sergilenmeli güzel ten, güzel beden."



Bir Fatma tezye vardı hanımlar arasında,

müdahele ediverdi sözün tam burasında:



"Müdür bey! Bizlere de bir söz hakkı verseniz!

Çok memnun olacağız, bizi bir dinlerseniz.

İdam mahkumuna bile dar ağacı kurulur,

ama onun dibinde son sözleri sorulur."



Bu sözler karşısında Müdür şaşırdı biraz.

Galiba ummuyordu böyle ses, böyle avaz.

"Peki" demek zorunda kalmıştı bu durumda,

"olur" dedi "konuşun, bulunun bir yorumda."



Fatma teyze başladı cevabını vermeye,

tarihten sayfaları orta yere sermeye:



"Müdür bey! tam bundan altmışbir sene önce,

savaş sonu buralar, düşmanlara geçince,

kalmıştık biz topyekün düşmanın işgalinde,

kırk yıl kadar yaşadık, biz esaret halinde.

Karmakarış olmuştu, kafir'i, müslüman'ı,

giyiminden tanırdık, biz, bizden olmayanı.

O şapkalı ruslarla karşılaşmaktan bezdik,

başı açık kadınları hiç görmek istemezdik.

Beş vakit namazlarda, hep dualar ederdik,

"kurtar bizi bunlardan, yüce Rabbimiz!" derdik.

Kabul oldu dualar, Hakk eyledi inayet,

vatanı kurtarmaya azmeyledik nihayet.

Malımızı satarak, silah, cephane aldık,

erkeğimizi donatıp, düşman üstüne saldık.

Kurtuluş savaşımız, başlamıştı böylece,

milis kuvvetlerimiz çalıştı gündüz, gece.

Bu topraklarımızı düşmandan temizledi,

ordumuzun gelmesi de bu zaferi izledi.

Ordusuna, bayrağına kavuşmuştu livalar,

esaretten, işkenceden kurtulmuştu yuvalar.

Şapkalı erkekleri görmeyecektik artık,

o kırk yıllık işgali biz burdan, böyle attık.

'Kurtulduk' diye düzenledik bayramlar,

ama müdür bey, bugün mahvetti beni gamlar.

Üzüldüm, çok üzüldüm seni görünce böyle.

Nasıl geçti o şapka senin başına? söyle!

Onu biz tam kırk sene, küfre alamet saydık.

Hele açık bir kadına, olaki rastlasaydık,

yolumuzu değişir, uzaktan dolaşırdık.

O şekil olmasaydık, biz nasıl ulaşırdık,

bu zafere, bu güne, bu devlet, bu vatana...

Kökümüze bağlı kaldık, ulaştık biz bu şana.

Örtümüze gelince, iffetimiz o bizim.

Ona el vurdurmayız! edilsek dilim, dilim!

Kırk yıllık esarette, bir kafir eli bile,

değmedi bu yaşmağa, bir moskof yeli bile...

Sen hangi cüretle böyle birşey istersin!

Allah "örtün" derken, sen nasıl "açıl" dersin!

Bunda ısrar edersen, herkes sana darılır.

Başka köye gidersen, başın, gözün kırılır...

Hadi varın gidin! Sen ve yandaşınız, eşiniz!

Ve döndü hanımlara: "kızlar, yok mu işiniz!"

"Haydi dağılın!" dedi, "herkes dönsün evine!"

Cemaat hep dağıldı, Müdür kaldı dikine...

Selahaddin Karahocagil


 
 

(no login)

gak hakkini vermek lazim ..sagol

November 30 2000, 4:37 PM 

yaziya girmeden once...

gak "su toprakların tarihindeki giyim geleneğine göz atmıyanlara" bir kac adet resim scan etsene buraya
bazen bir resim bunca kelimelerin anlatamadigini..
hani ben yapamiyorum..
hem kaynak darligi
..hemde sydney'de olmam

yazina gelince
12 eylul
..ve cok ince detaylara
okkes kenger'den ..sendiller'e
darwinden basortuye
pkk
...ve hizbullah'tan iskenceye kadar..
tum tespitlerine
taaa burdan bunlari bilen ve seni cok iyi anliyan biri olarak..
seviniyorum
uzuluyorum da
uzuldugum
o topraklarda olupta uyuyanlar..
ne derin uyku imis bu yaaa..

bu millet bu uykuda iyi enerji topluyo
lazim mi olacak..

sevgiler

 
 
brek
(no login)

konuşmuştuk

November 30 2000, 5:47 PM 

hizbullah olayının rast geldiği günler üzerinde duracak olursak , tam o dönemlerde yapay bir düşmana ihtiyaç vardı.
sol davası bitince
üzerinde uğraşılırmış gibi gösterilecek yeni bir gündem ve düşman belirlendi
dolayısıyla kurulan tezgahtan hem müslümanlar zararlı çıkacaktı hemde türkiyedeki terör olayı yeni yeni adımlar atmış olacak yeniden deşelenecekti

yollarında ilerleme kaydetmeye çaba sarfeden müslümanların yarısından çoğu
böyle bir yakıştırmayla fişlenecek
vakıfsal ve kültürel faliyetler örgütsel faliyet olarak adlandırılıp engellenecekti

bu işin inanlar bazındaki boyutu tabiki
farklı açıdan sağladığı faydalar hepimiz tarafından bilinmekte oluşturulan bu gündem saptırmasının karını
el altından götürenler cabası
gaak ile hizbullah konusunda, bu olayın ilk patlak verdirildiği , bilinen güçlerin gömdüğü cesetleri yine kendisinin çıkardığı dönemlerde konuşmuştuk

türban konusunda ise herkezin bu örtüyü örtüşünün sebebinin aynı olduğunu defalarca söylemiştim
üstelik ayeti arabca olarak yazmış ve türkçeleştirmiştim
örtü metodu olarakta herkez kendi toplum örfüne göre örtünür demiştik
maksat emre itaat
maksat örtünmek...

 
 
isc
(no login)

Galiba aramızda Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk Devrimi karşıtları var :)

November 30 2000, 10:17 PM 

"""gaak ile hizbullah konusunda, bu olayın ilk patlak verdirildiği , bilinen güçlerin gömdüğü cesetleri yine kendisinin çıkardığı dönemlerde konuşmuştuk


"""bilinen güçlerin gömdüğü cesetleri yine kendisinin çıkardığı

ne diyeyim ki brek

breh breh breh

aklını zay etmişsin,
yazık
çok yazık
arasan yitirdiğin yerlerde caba bulabilir misin

 
 
brek
(no login)

bu kaygı niye

December 1 2000, 1:26 AM 

benim için ne kaygılanırsın dostum

sanki mesihliğimizi ilan ettik.......
şurda bildiğimiz gerçekleri kardeş kardeş paylaşıyoruz işte.
yazıyorsak ,iddia ediyorsak bir bildiğimiz bir gördüğümüz vardır
hem sen yaşadığın ülken kadar hayrete düş
aynı ülkede yaşıyorsak sorunlu olan ben değilim..

öyle fuzuli konuşmuyoruz
bazı şeyleri bilmek şartların verdiği olasılıktır
ve her "us" lu bu şansı ele geçiremez



 
 
Dilemma
(no login)

sevgili neyzen,

December 1 2000, 1:33 AM 

Turan dursun`u kimler öldürdü konusunda yaptigimiz tartismayi hatirlamis olmali.. Hizbullahcilar kimmishh??

Turan Dursun`u müslümanlar mi katletmis?


 
 

(no login)

Lutfen

December 5 2000, 2:47 PM 

Lutfen ama ya soruma bir cevap...

Soruyu tekrar ediyorum.
Dort buyuk meshebden birine uymak mecburimidir.

selamlarimla

 
 

(no login)

Läyuklar veda Kayuklar

December 10 2000, 4:13 AM 

Sevgili Hemserim,seninle KORUMA kelimesinde birlesmekteyiz.Ama kanimca ,sen daha ziyade Cumhuriyeti koruma taraftarisin,bense Türk milletini ve Türk yurtlarini koruma taraftariyim.

Rejimi koruma taraftarlarinin, daima rejimden bir beklentisi olur.Bir akari bir kokari bulunur.

Milletive ülkeyi koruma taraftarlarinin emeyi karsiliksizdir.
Bir nevi KARA SEVDADIR,verdigi hicbir emekten karsilik beklemezler.O ugurda feda edemeyecegi hic bir seyleri yoktur,cani dahil.

Bu son 30 yilin icinde ,Sözde Layiklara Kanan bizim ülkücülerde , sözde Layiklar gibi ,Layiklarla beraber devletten akarlanmislar vede kokarlanmislardir.
Ama ülkücüleri bu pislige bulastiranlar devletin icindeki sözde Läyiklardir.
Sonra kenara cekilmislerdir o baska mesele.Eyer sözde Läyiklarda isin icinde olmasaydi.Ülkücüler dar agacini boyliyacaklardi.

ISC diyorki,Susurluk acikliga kavusmadi.Git sözüm ona Layiklara sör anlatsinlar sana,Susurluk neden acikliga kavusamadigini?

Aaaah, usagum,milleti cumende otlayumi sanayusu

Öztürküde bircok yönden beyendiginize göre,birlikte
yanlarimiz az deyil sanirim.
Sen beni gerci Fasistlikle sucladin ama üstü kapali,benim cidden uzaktan yakindan fasistlikle hic bir aläkam yoktur.

Aslinda benden ziyade o görünümde seni görmekteyim.Sert,hasin bir tutum icindesin.


Ergenekon
Kalin saglicakla


 
 
BEDİRHAN
(no login)

Untitled

December 10 2000, 6:28 AM 

İSC islamın bireysel bir olgu
Demokrasinin ise
toplumsal bir olgu oldugunu söylüyor.

yanıgının kaynagı averupanın dini tanımından kaynaklanıyor

avrupa dini tanımlarken
hiristiyanlıga bakarak
dini tanımlamış.

onların tanımları islamiyete uymaz
çünkü hiristiyanlık ruhban bir din
islam ise hem insanla allah arasındaki ilişkiyi
hem de insanın diger insanlarla olan ilişkisini
düzenleyen bir dindir.

yani onun bir akidesi
o akideden çıkan bir ideolojisi
ve insanlar arasında ki münasebeti düzenleyen
bir nizamı vardır.

MESHEBLERİN varlıgı ve gerekliligi ise bir realitedir.
iki tür mesep vardır
1-itikadi mesepler (eşari,cebriye mutezile vb.)
2-ameli mesepler (hanefi şafi,caferi vb)

itikadi mesepler batıldır çünkü itikat akılla bulunması gerekir taklit caiz degildir.

ameli mesepler ise ihtiyaca binaen oluşmuştur.
hiç bir mesep alimi mesep kurma iddeasıyla
ortaya çıkmamıştır.
ama halkın islamı nasıl yaşıyacagı konusunda ki
fıkhi meselelere getirdikleri cevaplarla
birer fıkhi ekol haline gelmişlerdir.
kurandan hüküm çıkarmak için alim olmaşartı aranır herkez kurandan hüküm çıkaramaz.
bu noktada mesepler insanların islami yaşamadaki problemlerini ortadan kaldırdıkları için
gereklidirler.
mesebler dinleştirilmişseler
bu insanların yanlışıdır.
ve kaçınmak gerekir.
meseb taasubu ise insanlara bir şey kazandırmaz.
her kez bir mesebe baglanmak zorunda degildir.
ama bir tek şartla
o mesebe baglanmayan kişi
MÜŞTEİD olsun ve kurandan ve sünnetten
kendi hükmünü kendi çıkarsın
aksi halda herkezin bir mezhebe baglanması
şart olur .

 
 
isc
(no login)

UlülEmr'e itaat esas'tır. Yönetime uymak Emredil miyor mu?

December 10 2000, 6:40 AM 

Türkiye'yi birileri mi işgal etmiş, Boyunduruk altında mı?

 
 

(no login)

Untitled

December 10 2000, 7:37 PM 

allaha rasulune ve sizden olan emir sahiblerine iteat edin.nisa 59
evet isc ulul emre itaat farzdır
ama ortada bizeden olan bir ulul emir yok
türkiyeyi bir yıgın yahudi dönmesi sabatis
ve de onlarla aynı zihniyeti paylaşan
hainler yönetiyor
onları savundugu milliyetcilik bile
aslında örtüleri
laiklik ve cumhuriyetcilik ise
islamla yaptıkları savaşımda
kullandıkları silahlar
atatürkcülük ise
islamın yerine koydukları
yeni dinleridir.

evet isc evet işgal edildik
işin kötüsü
işgalciler bizden gözüküyor

bu işgalciler
vatanın bütünzenginliklerini
sömürüp talan ediyorlar
halkı aşşagılayıp
tüm dagerlerine karşı savaşıyorlar

tarihin başlangıcından beri
dünyanın en büyük devletlerini barındıran
bu topraklar
hiç bir zaman bu kadar
zelil bir duruma düşmemişti
ne olur artık gerçekleri görün

ALLAH anlayışınızı arttırsın

selam ve dua ile

 
 

(no login)

bedirhan

December 12 2000, 3:13 PM 

Cevabiniz icin Allah C.C. sizden Razi olsun.
Bu arada biz muslumanlar Allah C.C.'a ne kadar raziyiz,
bugunki halimizden belli oluyor sanirim.

selamlarimla

 
 
Current Topic - Mezhebler hakkinda  Respond to this message   
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  
Create your own forum at Network54
 Copyright © 1999-2014 Network54. All rights reserved.   Terms of Use   Privacy Statement  

TÜRÜK YURT | kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2012

rss