MUHTEREM MGK
Devam ediyoruz!...
Inançlar sisteminin benzerligi sebebiyle Islamiyet ve Hiristiyanligi ayni sekilde degerlendirenler su önemli
noktalari gözden kaçirirlar: Kur'an ve hadislerin ilk devir Müslümanlarina vermis oldugu dünya görüsü ve
hayat anlayisi karsilastirilirsa Hiristiyanlikla taban tabana zit oldugu görülecektir. Insanin maddi yani
Islamiyette ihmal edilmez. Ruh temizligi kadar vücut temizligi de önemlidir. Ibadetlerde gusül ve abdest
sarttir. Ideal insan bir melek degil, diger canlilar gibi arzulari, ihtiyaçlari olan ama Allah'i unutmayan,
böylece duygularini ve nefsini kontrol edebilen insandir. Kim olursa olsun her dogan günahsiz dogar.
Insanlar bu dünyaya kendilerine ebedi bir hayatta kullanmak için verilen duygulari ve kabiliyetleri
gelistirmek için gelirler. Dünya, ahiret için ürün veren bir tarla veya insani ebedi hayata hazirlayan bir
talimgah ve egitim alanidir. Kurtulus için insanlarin Hiristiyanlikta oldugu gibi bir araciya ihtiyaçlari yoktur.
Akil (rasyonel düsünme) ve kalp (duygular ve sezgi) insanin iki rehberidir. Insanlarin aklina ve kalbine
hitap eden, yani evrendeki olgu ve olaylara dikkat çekip insanlari bakmaya, düsünmeye, duygulanmaya ve
sonuçta yorum yapmaya sevkeden ayet ve hadisler burada sayilamayacak kadar çoktur.
Müslümanlar kendi dünya görüslerini, Kur'an ayetleri ve hadisler isigi altinda Yunan bilimiyle
karsilasmadan önce saglam bir sekilde olusturmuslardi bile. Bu dünya görüsünde evrenin detayli bir
haritasi yoktu ama insanin kozmoz içindeki yeri ve rolü tutarli ve anlamli olarak anlatiliyordu. Dogayi ve
isleyisini anlamak amaciyla gözlem yapmak ve yorumlamak olarak tanimlanan bilimsel anlayis zaten bir
Müslümanin inancinin dayanak noktasiydi. Bu yüzden Müslümanlar Hiristiyanlarin aksine bilimi
reddetmeyip tam tersine sahip çiktilar. Ancak Müslümanlarin getirdigi bilim anlayisi Yunan bilim anlayisini
asar. Örnegin 800'lü yillarin basinda yasayan Kindi "ilim varligin hakikatini bilmektir" der. Bu ifadeye göre
evrenin yapisini ve isleyisini ögrenmek, hakikaten bilmek için ancak bir araç ve adim olabilir, nihai bir
amaç olamaz.
800'lü yillarda tercümelerle baslayan bilimsel faaliyetler, Müslümanlarin orijinal katkilariyla 12. yüzyila
kadar faal ve çok üretken bir dönem yasadi. Islam dünya görüsü isiginda gelisen bilimsel gelenek, ayni
sekilde 12. yüzyilda Arapçadan Latinceye tercümelerle Ispanya ve Italya kanaliyla Bati Hiristiyanlik
dünyasina ulasti. Cabir bin Hayyan'in simyasi, Harizmi'nin cebiri, Ibni Sina'nin Kanun'u (tibbi ve
felsefesi), Ibni Heysem'in optigi ve Öklit, Arsimet ve Batlamyus gibi Yunanli yazarlarin orijinal eserleri
Arapçadan Latinceye çevrilen eserlerden sadece bir kaç tanesidir. Batili düsünürler Yunan gelenegini,
özellikle Aristotle'i toplumlarina kabul ettirebilmek için Farabi'nin, Ibni Sina'nin, Ibni Rüsd'ün fikirlerini
kullandilar, eserlerinden yararlandilar. Descartes dahil, bir çok Batili düsünürün Gazali'den nasil
etkilendigini M. M. Serif[6] delilleriyle anlatir.
Baslangicinda Avrupa'daki bilim Islam bilim anlayisiyla uygunluk gösteriyordu. Bati biliminin kuruculari
Bacon, Copernicus, Galileo, Kepler, Newton, Descartes ya rahiptiler veya inancinda sadik birer
dindardilar. Newton'un (1642-1727) yerçekimi ve hareket yasalarini ilan ettigi "Principia" kitabinin üçte
biri bütünüyle evrenin ve yasalarinin teolojik (ilahi) açiklamalarina ayrilmisti. Fakat bu bilim anlayisi uzun
sürmedi. Newton'cu yasalarla dünyanin günesten koptugu teorisini ortaya atan Laplace (1749-1827),
Napoleon'un "bu teoride tanrinin rolü nedir?" sorusuna karsilik "öyle bir varsayima gerek duymadim"
cevabiyla yeni bir dönemi baslatti. Bu tanritanimazligi prensip edinen yeni bir bilimsel anlayis çagiydi.
Aristo'nun evreninde göklerin hareketi için tanri zorunluydu, çünkü hareket için hareket ettirici sartti.
Fakat simdi Newton'un birinci yasasi bu hükmü kaldirdi. Hareket için hareket ettirici sart degildir artik.
Hareket maddenin dogasinda vardir. Aristo evreni sonlu olmak zorundaydi. Çünkü yildizlar küresi
dünyanin etrafinda dönüyordu. Ama Kopernik'in evreninde günes merkez oldu. Böylece yildizlar bir küre
üzerinde degil her yere dagilmis olabilirdi. Evren sadece zaman içinde sonsuz düsünülüyordu, simdi evreni
mekanda da sonsuz düsünmek mümkün oldu. Evren içindeki madde ve maddeyi hareket ettiren yasalar
ezeldenberi hep var kabul edildi. Newton baslangiç sartlarinin ve hareket yasalarinin belirleyicisi olarak
Tanriyi kabul etmis ve imanini kuvvetlendirmisti. Ama ayni evren görüsü ve ayni bilgiler inanmak
istemeyenlere firsat tanimisti. Tanrisiz bir evren düsüncesi, Thales'le (m.ö. 600) baslayan Iyonya'li
bilginlerin olusturmak istedikleri dünya görüslerinin temel özelligiydi. Bu eski Yunan düsüncesi Bati bilim
anlayisi olarak yeniden ortaya çikti.
Hume ve Kant'in kritiklerinden sonra Bati bilimi metafizigi bütün bütün reddetti. Bu Bati bilim anlayisini
daha da daraltti. Böylece deneyle ve gözlemle ispatlanamayan olaylar ve olgular bilimin konusunun disina
itildiler. Bu da ispatlanamayan, dogrulanamayan seylerle ugrasmanin anlamsiz oldugunu ifade eden
pozitivizm anlayisini dogurdu. Tanri ve ahiret inanci rasyonel olarak ispatlanabilir, deney ve gözlemle
dogrulanabilir olmadiklari için bilimsel anlayisla bagdasmaz duruma düstü. Sonuçta inanci da boslanan
insan, artik mekanik yasalarin oyuncagi ve evren içinde hiç bir özelligi ve degeri olmayan bir makine
konumuna indirildi.
1800'lü yillarin sonunda Bati dünya görüsü degisik türde bilimsel gelismelere sahne oldu. Boltzmann
termodinamigin ikinci yasasini kesfetti. Böylece evrenin ezeldenberi isleyen bir makine olmasinin imkansiz
oldugu ortaya çikti. Çünkü evren bir isi ölümüne dogru gitmekteydi. Öte yanda kuantum mekanigi ve
Einstein'in genel relativite teorisi de evrenin bir baslangici ve bir sonu olabilecegini dogruladi. Evrenin bir
baslangici ve bir sonu olabilecegi fikri bir çok bilim adamini yüzyili askin zamandir rahatsiz etmektedir.
Çünkü bu gibi fikirler bir yaraticinin oldugunu hatira getirir.
Öte yandan bilim felsefesindeki gelismeler de pozitivizmi yikti. Günümüzün bilim felsefecilerinden Popper
evrensel hükümlerin yani bilimsel teorilerin dogrulanmasinin ve ispatlanmasinin imkansiz oldugunu
gösterdi. Ona göre bilimin ilerlemesi öne sürülen her yeni teorinin yanlislanabilir olmasina ama
yanlislanmamasina baglidir. Popper'in fikirlerine itiraz edenler ise bir teorinin yanlislanamamasi onun dogru
oldugunu degil sadece yanlislanamadigini gösterir deyip dogruya ulasmanin imkansiz oldugu sonucuna
vardilar. Böylece bilimde pozitivizm ve yanlislamaciligin yaninda pragmatizm, enstrümantalizm, natüralizm
gibi daha bir çok "izmli" yaklasimlar ortaya çikti. Yakin zamanda Kuhn yeni bir bilim anlayisini öne sürdü.
Çok itirazlar almasina ragmen bir çok çevrenin de destegini görmektedir. Kuhn'a göre bilim objektif
olamaz. Bilim belli bir paradigmaya hizmet etmek durumundadir. Paradigmalar zamanla eskiyip
gözlemlerle çelisir duruma gelirler. Yeni bir paradigmanin kabulü sikintili bir devrimle gerçeklesir. Kuhn'a
göre bilim devrimlerle ilerler.
Ilk dönem Müslümanlarinin kafalarinda olusturduklari dünya görüsü ve ona bagli bilim anlayisi, bilimsel
gelenegin Avrupa'ya ulasmasindan sonra da devam etti. Hiç bir zaman Avrupa'da oldugu gibi büyük
degisikliklere ugramadi. Ancak zaman içinde Müslümanlarin deger sistemleri degisti. Izzetbegoviç[7]
Hiristiyanlik dünyasindaki ve Islam alemindeki degismeleri tasvir ederken "Hiristiyanligin Islamlasmasi" ve
Islamin Hiristiyanlasmasi" tabirlerini yerinde kullanmistir. Gerçekten o dönemde Hiristiyanligin o eski
uzlasmaz tutumunu birakip insanin ruhsal ve manevi degerleri yaninda maddi ve dünyevi degerlerini de bir
derece kabule yanastigini görüyoruz. Halbuki Islam aleminde manevi degerler baskin olmaya baslamistir.
Tasavvuf ve mistisizmin daha ön plana çiktigi Islam düsüncesi tarihinde açikça görülür. Seyyid Hüseyin
Nasr'in[8] ifadesiyle Islam alimleri o dönemde dünya görüsünde dengeyi bulduklarini saniyor ve kozmoz
içinde tabiatla uyumlu bir hayati tasvir etmeye çalisiyordu.
Modern bilim ve teknolojinin ürünü olarak ortaya çikan Bati dünya görüsü ile Islam dünya görüsü
karsilastirilinca daha önce sözünü ettigimiz taban tabana zitlik bugün de karsimiza çikmaktadir. Bu
karsilastirma en veciz ifadesini Bediuzzaman'da bulmustur. Bediuzzaman'in ifadesiyle "Amma hikmet-i
felsefe ise hayat-i ictimaiyyede nokta-i istinadi kuvvet kabul eder, hedefi menfaat bilir, düstur-u hayati
cidal tanir, cemaatlerin rabitasini unsuriyet, menfi milliyet tutar, semerati ise hevesat-i nefsaniyeyi tatmin
ve hacat-i beseriyeyi tezyiddir. Halbuki kuvvetin se'ni tecavüzdür, menfaatin se'ni her arzuya kafi
gelmediginden üstünde bogusmaktir, düstur-u cidalin se'ni çarpismaktir, unsuriyetin se'ni baskasini
yutmakla beslenmek oldugundan tecavüzdür. Iste bu hikmettendir ki beserin saadeti selb olmustur. Amma
hikmet-i Kur'aniye ise nokta-i istinadi, kuvvete bedel hakki kabul eder, gayede menfaate bedel fazilet ve
riza-i ilahiyi kabul eder, hayatta düstur-u cidal yerine düstur-u teavunu esas tutar. Cemaatlerin
rabitalarinda unsuriyet, milliyet yerine rabita-i dini ve sinifi ve vatani kabul eder, gayati, hevesat-i
nefsaniyenin tecavüzatina sed çekip ruhu maaliyata tesvik ve hissiyat-i ulviyyesini tatmin eder ve insani
kemalat-i insaniyeye sevkedip insan eder. Hakkin se'ni ittifaktir, faziletin se'ni tesanüddür, düstur-u
teavunun se'ni birbirinin imdadina yetismektir, dinin se'ni uhuvvettir, incizaptir, nefsi gemlemekle
baglamak ruhu kemalata kamçilamakla serbest birakmanin se'ni saadet-i dareyndir.[9]" [ "Amma, felsefe bilgisi
ise toplumsal hayatta kuvveti dayanak noktasi kabul eder, hedefi menfaat bilir, hayatin kaidesini mücadele olarak tanir, toplumlarin
birlikteligini irkçilik ve olumsuz milliyetçilikte görür, sagladigi fayda ise nefsin heveslerini tatmin ve insanin ihtiyaçlarini artirmaktir.
Halbuki, kuvvetin neticesi tecavüzdür, menfaatin neticesi her arzu tatmin olmadigindan üzerinde bogusmaktir, mücadele kaidesinin
neticesi çarpismaktir, irkçiligin neticesi baskasini yutmakla beslenmek oldugundan tecavüzdür. Iste bu sebeple insanligin saadeti
ortadan kalkmistir. Amma Kur'ani bilginin dayanak noktasi kuvvete karsi hakki kabul eder, amaçta menfaate karsi erdem ve Allah
rizasini kabul eder, hayat kaidesi olarak mücadeleyi degil dayanismayi esas tutar. Toplumlarin birlikteliginde irkçilik, milliyet yerine
din, sinif ve vatan bagini kabul eder, gayeleri, nefsin heveslerinin tecavüzüne set çekip ruhu derin bilgilere tesvik ve yüce hislerini
tatmin eder ve insani mükemmel insan olmaya sevkedip insan eder. Hakkin neticesi ittifaktir, erdemin neticesi yardimlasmadir,
dayanisma kaidesinin neticesi birbirinin imdadina yetismektir, dinin neticesi kardesliktir, cezbedilmedir, nefsi gemlemekle baglamak
ruhu mükemmellige kamçilamakla serbest birakmanin neticesi her iki dünya saadetidir."]
Maalesef yakin dönemde Islam dünya görüsünün, yukaridaki degerler sisteminin etkisiz kaldigini
görüyoruz. Bunun sebebi olarak Islam aleminin bilim ve teknolojiyi ihmal etmesi, böylece maddi gücün
Batililara geçmesi, Müslümanlarin yozlasmasi, Batidaki gelismelerin sonuçlarinin tahmin edilememis olmasi
günümüzün baslica tartisma konulari içindedir. Onsekizinci yüzyildan itibaren Batili dünya görüsünden
kaynaklanan emperyalist emellerden Islam alemi de etkilenmeye basladi. Böylece, Islam alemi bilim ve
teknolojideki ihmalinin bedelini ödemekle karsi karsiya kaldi.
Içine düstükleri bu problemden kurtulma yollarini arayan bir çok Islam düsünürü çikti. Ama, Islam dünya
görüsünde yenilik arayan düsünürlerin önerdikleri çözümlerde anlasmazliklar vardir. Bilim ve teknolojiyi
bütün bütün reddedenler oldugu kadar, çagdas bilim ve teknolojiye ulasabilmek için kendi kültür
degerlerini feda etmeyi uygun görenler de bulunur. Bu tartismalar günümüzde halen sürmektedir. Bu
tartismalarin birçoklarinda farkina varilmayan önemli bir problem mevcuttur. Bu da bilimsel bilgi, bilim
anlayisi, dünya görüsü gibi kavramlarin birbirine karistirilmasidir. Bu nedenle böyle tartismalar bazan ya
yanlis bir sonuca ulasir veya anlamsiz bir kavgadan öteye geçemez.
Oysa, bu kavramlarin tamamiyle farkinda olan Bediuzzaman'in "Aklin nuru fünun-u medeniyedir,
vicdanin ziyasi ulum-u diniyedir, ikisinin imtizaciyla hakikat tecelli eder, iftirak ettikleri vakit birinden
taassup, digerinden hile ve süphe tevellüd eder."[10] ["Aklin nuru medeniyetin fenleridir, vicdanin isigi din ilimleridir,
ikisinin uyusmasiyla hakikat ortaya çikar, ayrildiklari vakit birinden taassup digerinden hile ve süphe dogar"] sözünde açikça
ifade edildigi gibi din adina bilimi reddetmek hiç de uygun degildir. Çünkü Islam dünya görüsünün temeli
imandir. Bilgisiz iman Kur'an'da istenen iman degildir. Tutarli bir dünya görüsüne, saglam bir imana
ulasmak mevcut bilgilerin mantikli ve tutarli yorumuyla mümkündür. Ancak bundan sonra bir kimse, on
asirdan bu yana detaylari ihmal edilmis Islam dünya görüsünün günümüzün bilgileriyle daha canli, daha
anlamli, daha tutarli oldugunu, gerçek anlamda anlamsizligin, tutarsizligin tanritanimaz Batili bilim
anlayisinda ve dünya görüsünde oldugunu görebilir.
Kaynaklar
[1] Alpaslan Açikgenç, Bilgi Felsefesi, Insan Yayinlari,Istanbul 1992, s. 32
[2] Paul Feyerabend, Bilim Kilisesi, çev. Cevdet Cerit, Pinar Yayinlari, Istanbul 1991, s. 107
[3] Cemal Yildirim, Bilim Tarihi, Remzi Kitabevi,I stanbul 1992, s. 20
[4] a.g.e., s. 58
[5] a.g.e., s. 59
[6] M. M. Sheriff, Islam Düsüncesi Tarihi,(özgün adi, History of Muslim Philosophy), Insan
Yayinlari, Istanbul 1990.
[7] Ali Izzetbegoviç, Dogu ve Bati Arasinda Islam, çev. Salih Saban, Nehir Yayinlari, Istanbul 1992.
[8] Seyyid Hosein Nasr, Islam ve Ilim, çev. Ilhan Kutluer, Insan Yayinlari, Istanbul 1989.
[9] Bediuzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Nesriyat, Almanya 1994, s. 122
[10] Bediuzzaman Said Nursi, Münazarat, Yeni Asya Nesriyat, Istanbul 1991, s. 127
Simdi kafanda olusan sorunlari varmi?..
SELAM SEVGI ve DUA ILE...