YENİ alternatiforum | duyurular | ateizm VE dinler | ağaç ev | bilim | cinsel yaşam | felsefe | kitap | mizah | politika | sanat | spor | tarih | yaşam | tavanarası | Chat!

alternatiforum DiNLER FORUMU ARŞİV 3

www.alternatiforum.com

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!

Not: alternatiforum'a herhangi bir işlem yapmadan doğrudan giriş yapabilir VE yazabilirsiniz.

  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

INANC MI?... KORKU MU?... MERAK MI...?

March 28 2001 at 1:41 AM

MGK  (Login oduncumahir)
from IP address 213.153.175.62

Insan neden inanir?
Neden inanma ihtiyaci hisseder?
Farkli inanislar neden olusur?

Insanoglu dogadaki diger canlilardan ''muhakeme yapma'' kabiliyeti sayesinde farklilik gosteren bir canlidir.Bazen bunu unutacak kadar bir yanilgiya da kapilabilmektedir.

Insan, her canli gibi, bilmedigi birseyden korkar. Ondan cekinir.Meraki sayesinde ona temkinli olarak yaklasir ama cekingendir,urkektir.

Simdi,acaba merak-korku-inanmak bagintisindan yola cikarak dinleri su sekilde ele alabilirmiyiz?

Ama once müsadenizle nufus cüzdanima habersizce yani bana sorulmaksizin yazilmis olan din'im ve diger dinler konusunda bana yon veren bir yasanmisligimi dile getirmek istiyorum.

Lise 2 sinifta bana verilen ''Dunya Din Tarihi'' baslikli yillik ödevimi hazirladiktan sonra ortaya cikan fikrimi buraya yazmak istiyorum.

Dünyadaki dinleri geriye dogru giderek bastan kabaca ele alirsak sunlari goruyoruz.

Eger bu dinleri teker teker kendi icerisinde ele alirsak, tekrar detaylar icerisinde kaybolabilecegimizi dusundugumden, genel olarak bir yaklasim ile hatirldigim kadarini dokmeye calisacagim.

Dünyadaki dinler tarihinde ozetle,

Gok Tanri:Yildirirm,gok gurultusu,yagmurlar,ruzgar vs
Yer Tanri:Depremler,ucurumlar,agaclar,sel,yerkaymasi vs
Ates Tanrisi:Atesin kendisine tapma...
Samanizm:Atese bagli olarak tapinma
Puta tapma:Nesnelere tapma(buyuculer yol gostericiler)
Budizm:Put,dusuncelere dayali...
Modern dinler:Peygamberli dinler

Yukarida kesfedildikce, ya da kontrol altina alindikca yok olma gibi ortak ozellikleri olan, tanriların ve buna bagli olarak inanclardaki degisikliklerin bir tarihcesi var aslinda.

Kesfedildikce onemini yitiren bu tanrilar ve inanclardan bir sonuc cikarmak icin detaylarda kaybolmanin geregi bence yoktur.

Insanoglu, bilmedigi ve korktugu seye her zaman inanmistir.Hala da inanmaktadir.

Hipotezler ve teorilerden ileriye gidilemeyen, paradoks misali konulari gozumuzun onune koyarak yasatilmaya calisilan modern dinler ve onların yol göstericileri ya da yol gostericilige soyunanları da, hala hazirda bu teorilerin arkasinda varliklarini idame ettirmektedirler.

Bilinmeyeni merak etmek,
Cozememek
Bilinmeyene inanmak..
Bilindigi an önemini yitirecektir bence...

Mesela,bundan dolayidir ki...Son zamanlarda gündeme gelen genlerin yapisinin cozulmesi olayinda bir cok etekler titremeye basladi.

 
 Respond to this message   
AuthorReply
mazhar
(no login)
213.238.139.43

Untitled

March 28 2001, 2:27 AM 

-----Kesfedildikce onemini yitiren bu tanrilar ve inanclardan bir sonuc cikarmak icin detaylarda
kaybolmanin geregi bence yoktur.-----

boyle dusunmekle bir kacis yasiyorsun...

guzel madde madde siralamissin ama ilk cag ortacag yaldizli cag gibi... dur bakalim asli oylemi...

aslinda tum bunlarin kokeni bilgisizlikte yatiyor... hakaret olarak algilama. sana sormadan nüfus cüzdanina müslüman yazan T.C.'nin din kültürü dönem ödevleriyle yetisen bir nesilden ne bekleyebilirim ki...

Evet bazi yol gostericilige soyunanlar varliklarini idame ettiriyorlar, imanlari sorgulanacak kisiler ve kurumlar... Fakat her zamanki handikap kisilerin suclari dinin kendisini baglamaz...

George Orwell'in Big Brother'i kapitalizmdir, komunizmdir, izmlerdir... Ateizm gibi...

Genlerin yapisinin cozulmesiyle birilerinin etekleri titriyorsa bu onlari baglar... Gercek iman sahibi tumdengeldigi icin hikmetlere ve hikmetleri arastirmaya kesfetmeye inanir... Bilim de Allah'in hikmetlerini kesfedistir... Bu kesif surecektir, daha neler olacaktir...

 
 Respond to this message   

MGK
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Mazhar

March 28 2001, 3:09 AM 

Beni birakip konu ile ilgilensek,
Daha cok sevinecegim.

 
 Respond to this message   
mazhar
(no login)
213.238.139.43

örtüyü kaldirmak...

March 28 2001, 3:26 AM 

seni neden birakayim, sen onemlisin...
seni boyle dusunduren kosullari bir anlamak lazim, seni anlamak lazim... Nitekim konuya verecegim cevaplar zaten malumdur... ve cevaplarda seni irdeleyisimin altinda yatiyor...

kafir orten demek, ben ortuyu kaldirmaya calisiyorum...

 
 Respond to this message   

MGK
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Mazhar bey,

March 28 2001, 2:51 PM 

Sanırım baştan başlayacagız...

DiN nedir?

 
 Respond to this message   
mazhar
(no login)
213.238.139.173

ciddi olamazsin...

March 28 2001, 3:15 PM 

o sorunun cevabini sen ara...
elbette ogrenmek icin sormuyorsun...

 
 Respond to this message   

MGK
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Mazhar bey,

March 28 2001, 5:35 PM 


Genellikle konu karsısında ne diyecegini bilemeyenlerin ortaya koydugu bir tavır içerisindesiniz.

Buraya ilk defa açmış oldugum bu sayfanın talihsizligi olmalı.

Yazdıklarımın manasız oldugunu ortaya koyarken neye dayanarak bunu söylediginizi açıklama geregi duymadıgınız surece, sizin buraya yazdıklarınızın içerigine de bakarak bu talihsizlik şeklindeki nitelememden vazgeçmeyecegim.

Size iyi günler.

 
 Respond to this message   
mazhar
(no login)
213.238.139.62

ben dedim diycemi

March 29 2001, 3:28 AM 

sen diyorsun ki gel oyun oynayalim, hoplayalim ziplayalim... haci ali abi'ye git, o oynar seninle...

 
 Respond to this message   

MGK
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Mazhar bey

March 29 2001, 3:35 AM 

İyi günler!!!!

 
 Respond to this message   
HACI _ALI
(no login)
24.43.153.113

INANC HAKKINDA!...

March 29 2001, 8:12 AM 

MUHTEREM MGK

Sana bu konuyu daha iyi olarak bilir kisiden nakiletmek isterim.Eger konu hakkinda kafana takilan varsa oradan devam ederiz!...

Insan, Bilim ve Din Iliskisi

Zeki Eker

Insanin karsi karsiya oldugu iki gerçeklik vardir. Bunlardan birisi bilim adamlarinin "evren" dedigi,
insanlarin da vücutlariyla içinde bulunduklari cismani alem, yani fizik dünyadir. Digeri de her insanin
düsündügü, hayal ettigi, inandigi, duygulari ile yasadigi kendi özel dünyasidir. Birinin madde, digerinin
madde olmamasi gerekçesiyle birbirinden bagimsizmis gibi görünen bu iki dünya arasindaki etkilesme
süphesiz bir gerçektir. Fizik dünyada olan bir olay, haber bile olsa kisinin özel dünyasini etkiler, onu üzer,
sevindirir veya korkutur. Hatta hayalindeki dünyanin yapisini tamamen degistirebilir. Öte yandan insanin iç
dünyasinin etkilerini dis dünyada görmek de mümkündür. Bunlar bize yollar, köprüler, binalar olarak
gözükür; sanat ve teknoloji harikalari bu gerçegi açikça ilan eder.

Her iki dünyanin da bilgisi insan için hazir degildir. Iç dünya ögrenmeyle birlikte sekillenmeye baslar. Öte
yandan dis gerçekligi kavramak da iç dünyanin sekillenmesine baglidir. Kendi benliginin ve ayni zamanda
dis gerçekligin bilincine ermis her insan, varliklar içinde kendi konumunu merak eder. Bu da onu insan
nedir, hayat nedir, insan ile iletisimi olan varliklarin, yani evrenin ve evren içindeki olaylarin bir anlami, bir
amaci var midir gibi daha bir çok soruyla karsi karsiya getirir. Bu tür sorular insanligi ilgilendiren temel
kozmolojik sorulardir. Açikgenç[1] herkesin bir dünya görüsü oldugunu ve bu dünya görüsü içinde kisi
farkinda olsun veya olmasin, ifade edebilsin veya edemesin bu kozmolojik sorularin mutlaka
cevaplandigini söyler.

Insanlarin dis gerçeklikle ilgili bilgileri her zaman eksiktir. Dünya görüslerindeki tutarsizliklar ve çeliskiler
bir bakima bu eksikligin habercisidirler. Öyle ki dünya görüslerindeki tutarsizligin veya detaylarindaki
eksikligin farkina varan bazi insanlar tutarli ve güvenilir bilgi üretmenin yollarini aramislardir. Böylece
sistematik, kendi içinde tutarli bilgi üretme faaliyeti olarak tanimlayabilecegimiz bilim ortaya çikmistir.
Bununla beraber bilim, henüz bütün özellikleriyle birlikte tam olarak anlasilmis bir kavram da degildir.
Günümüz bilim felsefecilerinden Feyerabend[2] "Bilim felsefesi ile ilgilenen her ekol bilimin ne oldugunu,
nasil çalistigini farkli sekillerde anlayip anlatmaktadirlar. Buna ek olarak bilim adamlarinin, politikacilarin
ve kamu adina konustugu iddiasinda olan muhtelif kimselerin de görüsleri vardir. Bilimin tabiatinin hala
karanliklar içinde oldugunu söylersek gerçegi büyük ölçüde dile getirmis oluruz" demektedir.

Bilimin objektif bir tarifinin yapilamamasi bizleri farkli bilim anlayislariyla karsi karsiya birakir. Hemen
belirtelim, bilim anlayisi sadece "bilim" sözcügünden kisinin ne anladigi degil, bilim adamlarinin bilim
yapmaktaki amaci, bilimin sonuçlarini anlama ve kullanma tarzi ve hatta dünya görüsü içinde bilime biçilen
tüm degerler sistemi olarak anlasilmalidir. Yapilan arastirmalar, edinilen bilgiler açisindan bilimin kimligi
tek olmasina ragmen bilim anlayisi kisiden kisiye çok farkli olabilir. Bununla beraber etkilesen fertler çesitli
toplum düzeylerinde toplumlarin bilim anlayislarini da olusturabilirler. Bilim anlayisi fertten ferde,
toplumdan topluma degisebilecegi gibi zamanla da degisir.



Rönesanstan sonra gelisen bugünkü Bati bilim anlayisinin bir çok temsilcisi bilimin antik Yunan
medeniyetiyle basladigini iddia eder. Örnegin, "Gerçek anlamda bilim, gözlemlerimizi açiklama, evreni
anlama ihtiyacinin belirdigi noktada baslar. Böyle entellektüel ilginin izine ne Misir'da ne de
Mezopotamya'da rastlamaktayiz [...] Oysa evreni anlamak ihtiyaci Yunan düsüncesinin belirgin
özelligidir"[3]diyen Cemal Yildirim'in sözlerinde bu durum gayet açiktir. Bu bilim anlayisina göre, bilim
Yunan medeniyetinde baslatmak, daha önceki insanlarda gözlemleri yorumlama, evreni anlama ihtiyacinin
olmadigini söylemektir. Oysa kozmolojik sorular sormak, dünya görüsü olusturmak insanin en temel
özelligidir. Üstelik, tarih, arkeoloji ve antropoloji, tarih öncesi insanlarin bile gözlemlerden kaynaklanan
dünya görüsleri oldugunu açikça ilan etmektedir.

Bati bilim anlayisinin bilimi antik Yunanla baslatmak istemesini anlamak zor degildir. Çünkü mevcut
belgeler materyalist, rasyonalist tanritanimaz bugünkü Bati benzeri dünya görüslerinin o devirde ortaya
çiktigini gösterir. Thales'in (m.ö. 600) kurdugu Iyonya okulu materyalist, daha sonra güney Italya'da (m.ö.
530 siralari) Ege kiyilarindan gelen Pisagor'un liderliginde bir gurubun kurdugu Pisagoryen gelenegi ise
rasyonalisttir. Tarih sahnesine ilk defa çikan bu materyalist ve rasyonalist dünya görüsleri öyle görülüyor
ki, saçmalik ve çeliskilerle dolu mitolojik dünya görüslerine rakip olarak çiktilar. Böyle bir olayin daha
önceki medeniyetlerde olmamasini bu türlü fikirlerin yokluguna degil, bu tür fikirlerin taraftar bulamayip
gelisememesine bagliyabiliriz. Çünkü, yazinin olmadigi devirlerde dilden dile, nesilden nesile aktarilan
ancak itibar görmüs, sayginlik kazanmis dünya görüsleriydi. Bir toplumun genel inancinin disinda kalan bu
yüzden kisisel olmanin ötesine geçemeyen görüsler, ancak yazinin icadindan sonra gelisme imkani
bulabilirdi. Yunanlilardan önce Misir ve Babil'de yazi vardi ama o kadar gelismis degildi. Üstelik okuma
yazma din adamlarinin elindeydi. Onlar da ya yönetimi ellerinde tutuyorlardi veya yönetimle isbirligi
halindeydiler. Bu kimseler zaten toplumdaki mevcut inanci körükleyen ve menfaat uman insanlardi.
Yunanlilarin Misir ve Babil'den degisik, kendi hayat sartlarina uygun bir toplum düzeni vardi. Küçük sehir
devletleri halinde veya kolonilerde yasiyorlardi. Yazilarinin ifade kabiliyeti hem daha iyi, hem de
toplumlarinda okuma yazma orani daha yüksekti. Böylece yazili bir fikir nesiller sonra bile destek bulma
imkanina sahipti.

Yunanlilarin bir baska önemli avantajlari daha vardi. Astronomi, matematik, geometri ve tip gibi bilim
dallarinin temelleri daha önceki medeniyetlerde atilmis ve bir bilgi birikimi olusmustu. Yunanlilar bu mirasa
sahip çiktilar. Öte yanda, daha önceki dönemlerde materyalist, rasyonalist dünya görüsü olusturabilecek
yeterlilikte olmayan bu bilgi birikiminin olgunluk dönemine Yunan medeniyetinde ulastigi söylenebilir.

Yunan bilimi Atina okulunda Eflatun (Plato) (m.ö. 400) ve talebesi Aristo (Aristotle) (m.ö. 350) ile en
olgun dönemini yasadi. Tanrilarin kontrolündeki bir dünyanin tutarsizliklarindan, çeliskilerinden kurtulmak,
tanrisi olmayan, içinde insanin hür oldugu bir dünya görüsü gelistirmek amaciyla ortaya atilan materyalist
ve rasyonalist dünya görüsleri Eflatun ve Aristo'dan sonra bir Tanri'yi kabul etmek zorunda kaldi. Eflatun
evrenin bir tanrisal gücün tasarladigi rasyonel bir plana uygun kuruldugunu söylüyordu. Evreni iç içe
küreler seklinde düsünen Aristo dünya evrenin merkezindedir diyordu. Böylece ayi, günesi , gezegenleri
ve yildizlari tasiyan küreler dünyanin etrafinda dönüyordu. Bu yüzden evren sonlu olmak zorundaydi.
Ezeli ve ebedi olarak düsünülen bu evrenin kendine has yasalari vardi. Newton (1687) dönemine kadar
geçerliligini koruyan Aristo fizigine göre, cansiz cisimlerin hareketi için, atin bir arabayi hareket ettirmesi
gibi hareket ettirici sartti. Bu yüzden Tanri, gökleri hareket ettiren, döndüren ilk hareket ettirici "prime
mover" olarak gerekliydi.

Yunan bilim gelenegi, Helenistik dönemde Iskenderiye okulunun kurulmasiyla (m.ö. 200'lü yillar) daha da
gelisti. Bu okul Atina okulunun bir çesit devami gibiydi. Bu okulda yeni bir dünya görüsü ortaya atilmadi
ama büyük bilimsel hamleler gerçeklestirildi. Öklit ve Arsimet bu okulda yetisti. Aristo dünyanin yuvarlak
oldugunu felsefi çikarimla söylemisti ama bu okulda yetisen Eratosthenes (m.ö. 200) dünyanin yariçapini
ölçmeyi basardi. Bu okulun ses getirmis son temsilcileri fiziksel bilimlerde Ptolemy (Batlamyus) (m.ö.
150) ve tipta Bergama'li Galen'dir (m.ö. 200).



Batlamyus ve Galen'den sonra bilimsel faaliyetler iyice durmus, hatta Batililarin nazarinda uykuya
yatmistir. Yunanlilarla kontak halinde olan Roma imparatorlugu Hristiyanligi resmi din olarak kabul
etmeden önce bile, bilime gerekli ilgiyi göstermedi. 300 lu yillardan sonra Hiristiyanligin etkisiyle bilim
aleyhtarligi basladi. St. Augustine[4] (354-430) "tanri dogayi insan için yaratmistir" diyor ve tüm evrenin
amaç ve kökeninin ruhsal oldugunu ileri sürüyordu. Öte yanda aziz Ambrose[4] "Dogayi ve evren içindeki
yerini tartismak bize öteki dünyada hiç bir yardim saglamaz" diyordu. Yunan felsefi gelenegini
sürdürenlere "pagan" deniyor ve bilimsel faaliyetlerle dalga geçiliyordu. Dünya nasil yuvarlak olabilirdi?
Dünyanin ötesi diye bir sey olamazdi! Çünkü o zaman Isa'nin oradaki insanlar için tekrar kurban edilmis
olmasi gerekirdi. Insanlarin tepesi asagi yürümesi, yagmurlarin karlarin asagidan yukariya dogru yagmasi
nasil mümkün olurdu! Neredeyse bilime savas açilmisti. M.S. 389'da Piskopos Theopillus[5]
Iskenderiye'deki ünlü kütüphanenin büyük bir bölümünü tahrip etmistir. Oysa Hiristiyanlik dünyasi bu
kütüphanenin m.s. 640 yilinda Müslümanlarin eline geçmesiyle yok edildigini söyler. Atina okulu ise m.s.
529'da Justinian tarafindan resmen kapatildi.

Hristiyanlik dünya görüsü, Yunan medeniyetinde oldugu gibi gözlemleri yorumlama, rasyonel akil yürütme
gayretleriyle ortaya çikmamistir. O tarihi açidan Judaizm (Musevilik) geleneginden dogmustur ama
Judaizm'den farkli olarak onda insanin maddi yönünü bütünüyle ihmal eden, sadece ruhsal, manevi ve
duygusal yanini vurgulayan görüsler hakimdir. Vücut temizligi degil, ruh temizligi önemlidir. Ideal insan bu
dünyaya degil melekler alemine aittir. Melek gibi olanin süfli dünya isleri olmaz. Bu yüzden rahiplere ve
rahibelere evlenmek yasaklanmistir. Insanlar bu dünyaya günahlarini ödemek için gelir. Her dogan insan
günahkar olarak dogar. Çünkü herkesin Adem ile Havva'nin cennetten atilmasina sebeb olan o ilk
günahtan hissesi vardir. Kurtulus Isa'yi veya onun yeryüzündeki temsilcilerini tanimak ve teslim olmakla
mümkündür. Görüldügü gibi, kozmik sorulara cevaplar üreten bu temel prensipler, bilimsel gelenekle
bagdasamaz durumdadir.

DEVAMI VAR

 
 Respond to this message   
HACI _ALI
(no login)
24.43.153.113

INANC HAKKINDA!...

March 29 2001, 8:17 AM 

MUHTEREM MGK

Devam ediyoruz!...

Inançlar sisteminin benzerligi sebebiyle Islamiyet ve Hiristiyanligi ayni sekilde degerlendirenler su önemli
noktalari gözden kaçirirlar: Kur'an ve hadislerin ilk devir Müslümanlarina vermis oldugu dünya görüsü ve
hayat anlayisi karsilastirilirsa Hiristiyanlikla taban tabana zit oldugu görülecektir. Insanin maddi yani
Islamiyette ihmal edilmez. Ruh temizligi kadar vücut temizligi de önemlidir. Ibadetlerde gusül ve abdest
sarttir. Ideal insan bir melek degil, diger canlilar gibi arzulari, ihtiyaçlari olan ama Allah'i unutmayan,
böylece duygularini ve nefsini kontrol edebilen insandir. Kim olursa olsun her dogan günahsiz dogar.
Insanlar bu dünyaya kendilerine ebedi bir hayatta kullanmak için verilen duygulari ve kabiliyetleri
gelistirmek için gelirler. Dünya, ahiret için ürün veren bir tarla veya insani ebedi hayata hazirlayan bir
talimgah ve egitim alanidir. Kurtulus için insanlarin Hiristiyanlikta oldugu gibi bir araciya ihtiyaçlari yoktur.
Akil (rasyonel düsünme) ve kalp (duygular ve sezgi) insanin iki rehberidir. Insanlarin aklina ve kalbine
hitap eden, yani evrendeki olgu ve olaylara dikkat çekip insanlari bakmaya, düsünmeye, duygulanmaya ve
sonuçta yorum yapmaya sevkeden ayet ve hadisler burada sayilamayacak kadar çoktur.

Müslümanlar kendi dünya görüslerini, Kur'an ayetleri ve hadisler isigi altinda Yunan bilimiyle
karsilasmadan önce saglam bir sekilde olusturmuslardi bile. Bu dünya görüsünde evrenin detayli bir
haritasi yoktu ama insanin kozmoz içindeki yeri ve rolü tutarli ve anlamli olarak anlatiliyordu. Dogayi ve
isleyisini anlamak amaciyla gözlem yapmak ve yorumlamak olarak tanimlanan bilimsel anlayis zaten bir
Müslümanin inancinin dayanak noktasiydi. Bu yüzden Müslümanlar Hiristiyanlarin aksine bilimi
reddetmeyip tam tersine sahip çiktilar. Ancak Müslümanlarin getirdigi bilim anlayisi Yunan bilim anlayisini
asar. Örnegin 800'lü yillarin basinda yasayan Kindi "ilim varligin hakikatini bilmektir" der. Bu ifadeye göre
evrenin yapisini ve isleyisini ögrenmek, hakikaten bilmek için ancak bir araç ve adim olabilir, nihai bir
amaç olamaz.

800'lü yillarda tercümelerle baslayan bilimsel faaliyetler, Müslümanlarin orijinal katkilariyla 12. yüzyila
kadar faal ve çok üretken bir dönem yasadi. Islam dünya görüsü isiginda gelisen bilimsel gelenek, ayni
sekilde 12. yüzyilda Arapçadan Latinceye tercümelerle Ispanya ve Italya kanaliyla Bati Hiristiyanlik
dünyasina ulasti. Cabir bin Hayyan'in simyasi, Harizmi'nin cebiri, Ibni Sina'nin Kanun'u (tibbi ve
felsefesi), Ibni Heysem'in optigi ve Öklit, Arsimet ve Batlamyus gibi Yunanli yazarlarin orijinal eserleri
Arapçadan Latinceye çevrilen eserlerden sadece bir kaç tanesidir. Batili düsünürler Yunan gelenegini,
özellikle Aristotle'i toplumlarina kabul ettirebilmek için Farabi'nin, Ibni Sina'nin, Ibni Rüsd'ün fikirlerini
kullandilar, eserlerinden yararlandilar. Descartes dahil, bir çok Batili düsünürün Gazali'den nasil
etkilendigini M. M. Serif[6] delilleriyle anlatir.



Baslangicinda Avrupa'daki bilim Islam bilim anlayisiyla uygunluk gösteriyordu. Bati biliminin kuruculari
Bacon, Copernicus, Galileo, Kepler, Newton, Descartes ya rahiptiler veya inancinda sadik birer
dindardilar. Newton'un (1642-1727) yerçekimi ve hareket yasalarini ilan ettigi "Principia" kitabinin üçte
biri bütünüyle evrenin ve yasalarinin teolojik (ilahi) açiklamalarina ayrilmisti. Fakat bu bilim anlayisi uzun
sürmedi. Newton'cu yasalarla dünyanin günesten koptugu teorisini ortaya atan Laplace (1749-1827),
Napoleon'un "bu teoride tanrinin rolü nedir?" sorusuna karsilik "öyle bir varsayima gerek duymadim"
cevabiyla yeni bir dönemi baslatti. Bu tanritanimazligi prensip edinen yeni bir bilimsel anlayis çagiydi.
Aristo'nun evreninde göklerin hareketi için tanri zorunluydu, çünkü hareket için hareket ettirici sartti.
Fakat simdi Newton'un birinci yasasi bu hükmü kaldirdi. Hareket için hareket ettirici sart degildir artik.
Hareket maddenin dogasinda vardir. Aristo evreni sonlu olmak zorundaydi. Çünkü yildizlar küresi
dünyanin etrafinda dönüyordu. Ama Kopernik'in evreninde günes merkez oldu. Böylece yildizlar bir küre
üzerinde degil her yere dagilmis olabilirdi. Evren sadece zaman içinde sonsuz düsünülüyordu, simdi evreni
mekanda da sonsuz düsünmek mümkün oldu. Evren içindeki madde ve maddeyi hareket ettiren yasalar
ezeldenberi hep var kabul edildi. Newton baslangiç sartlarinin ve hareket yasalarinin belirleyicisi olarak
Tanriyi kabul etmis ve imanini kuvvetlendirmisti. Ama ayni evren görüsü ve ayni bilgiler inanmak
istemeyenlere firsat tanimisti. Tanrisiz bir evren düsüncesi, Thales'le (m.ö. 600) baslayan Iyonya'li
bilginlerin olusturmak istedikleri dünya görüslerinin temel özelligiydi. Bu eski Yunan düsüncesi Bati bilim
anlayisi olarak yeniden ortaya çikti.

Hume ve Kant'in kritiklerinden sonra Bati bilimi metafizigi bütün bütün reddetti. Bu Bati bilim anlayisini
daha da daraltti. Böylece deneyle ve gözlemle ispatlanamayan olaylar ve olgular bilimin konusunun disina
itildiler. Bu da ispatlanamayan, dogrulanamayan seylerle ugrasmanin anlamsiz oldugunu ifade eden
pozitivizm anlayisini dogurdu. Tanri ve ahiret inanci rasyonel olarak ispatlanabilir, deney ve gözlemle
dogrulanabilir olmadiklari için bilimsel anlayisla bagdasmaz duruma düstü. Sonuçta inanci da boslanan
insan, artik mekanik yasalarin oyuncagi ve evren içinde hiç bir özelligi ve degeri olmayan bir makine
konumuna indirildi.

1800'lü yillarin sonunda Bati dünya görüsü degisik türde bilimsel gelismelere sahne oldu. Boltzmann
termodinamigin ikinci yasasini kesfetti. Böylece evrenin ezeldenberi isleyen bir makine olmasinin imkansiz
oldugu ortaya çikti. Çünkü evren bir isi ölümüne dogru gitmekteydi. Öte yanda kuantum mekanigi ve
Einstein'in genel relativite teorisi de evrenin bir baslangici ve bir sonu olabilecegini dogruladi. Evrenin bir
baslangici ve bir sonu olabilecegi fikri bir çok bilim adamini yüzyili askin zamandir rahatsiz etmektedir.
Çünkü bu gibi fikirler bir yaraticinin oldugunu hatira getirir.

Öte yandan bilim felsefesindeki gelismeler de pozitivizmi yikti. Günümüzün bilim felsefecilerinden Popper
evrensel hükümlerin yani bilimsel teorilerin dogrulanmasinin ve ispatlanmasinin imkansiz oldugunu
gösterdi. Ona göre bilimin ilerlemesi öne sürülen her yeni teorinin yanlislanabilir olmasina ama
yanlislanmamasina baglidir. Popper'in fikirlerine itiraz edenler ise bir teorinin yanlislanamamasi onun dogru
oldugunu degil sadece yanlislanamadigini gösterir deyip dogruya ulasmanin imkansiz oldugu sonucuna
vardilar. Böylece bilimde pozitivizm ve yanlislamaciligin yaninda pragmatizm, enstrümantalizm, natüralizm
gibi daha bir çok "izmli" yaklasimlar ortaya çikti. Yakin zamanda Kuhn yeni bir bilim anlayisini öne sürdü.
Çok itirazlar almasina ragmen bir çok çevrenin de destegini görmektedir. Kuhn'a göre bilim objektif
olamaz. Bilim belli bir paradigmaya hizmet etmek durumundadir. Paradigmalar zamanla eskiyip
gözlemlerle çelisir duruma gelirler. Yeni bir paradigmanin kabulü sikintili bir devrimle gerçeklesir. Kuhn'a
göre bilim devrimlerle ilerler.



Ilk dönem Müslümanlarinin kafalarinda olusturduklari dünya görüsü ve ona bagli bilim anlayisi, bilimsel
gelenegin Avrupa'ya ulasmasindan sonra da devam etti. Hiç bir zaman Avrupa'da oldugu gibi büyük
degisikliklere ugramadi. Ancak zaman içinde Müslümanlarin deger sistemleri degisti. Izzetbegoviç[7]
Hiristiyanlik dünyasindaki ve Islam alemindeki degismeleri tasvir ederken "Hiristiyanligin Islamlasmasi" ve
Islamin Hiristiyanlasmasi" tabirlerini yerinde kullanmistir. Gerçekten o dönemde Hiristiyanligin o eski
uzlasmaz tutumunu birakip insanin ruhsal ve manevi degerleri yaninda maddi ve dünyevi degerlerini de bir
derece kabule yanastigini görüyoruz. Halbuki Islam aleminde manevi degerler baskin olmaya baslamistir.
Tasavvuf ve mistisizmin daha ön plana çiktigi Islam düsüncesi tarihinde açikça görülür. Seyyid Hüseyin
Nasr'in[8] ifadesiyle Islam alimleri o dönemde dünya görüsünde dengeyi bulduklarini saniyor ve kozmoz
içinde tabiatla uyumlu bir hayati tasvir etmeye çalisiyordu.

Modern bilim ve teknolojinin ürünü olarak ortaya çikan Bati dünya görüsü ile Islam dünya görüsü
karsilastirilinca daha önce sözünü ettigimiz taban tabana zitlik bugün de karsimiza çikmaktadir. Bu
karsilastirma en veciz ifadesini Bediuzzaman'da bulmustur. Bediuzzaman'in ifadesiyle "Amma hikmet-i
felsefe ise hayat-i ictimaiyyede nokta-i istinadi kuvvet kabul eder, hedefi menfaat bilir, düstur-u hayati
cidal tanir, cemaatlerin rabitasini unsuriyet, menfi milliyet tutar, semerati ise hevesat-i nefsaniyeyi tatmin
ve hacat-i beseriyeyi tezyiddir. Halbuki kuvvetin se'ni tecavüzdür, menfaatin se'ni her arzuya kafi
gelmediginden üstünde bogusmaktir, düstur-u cidalin se'ni çarpismaktir, unsuriyetin se'ni baskasini
yutmakla beslenmek oldugundan tecavüzdür. Iste bu hikmettendir ki beserin saadeti selb olmustur. Amma
hikmet-i Kur'aniye ise nokta-i istinadi, kuvvete bedel hakki kabul eder, gayede menfaate bedel fazilet ve
riza-i ilahiyi kabul eder, hayatta düstur-u cidal yerine düstur-u teavunu esas tutar. Cemaatlerin
rabitalarinda unsuriyet, milliyet yerine rabita-i dini ve sinifi ve vatani kabul eder, gayati, hevesat-i
nefsaniyenin tecavüzatina sed çekip ruhu maaliyata tesvik ve hissiyat-i ulviyyesini tatmin eder ve insani
kemalat-i insaniyeye sevkedip insan eder. Hakkin se'ni ittifaktir, faziletin se'ni tesanüddür, düstur-u
teavunun se'ni birbirinin imdadina yetismektir, dinin se'ni uhuvvettir, incizaptir, nefsi gemlemekle
baglamak ruhu kemalata kamçilamakla serbest birakmanin se'ni saadet-i dareyndir.[9]" [ "Amma, felsefe bilgisi
ise toplumsal hayatta kuvveti dayanak noktasi kabul eder, hedefi menfaat bilir, hayatin kaidesini mücadele olarak tanir, toplumlarin
birlikteligini irkçilik ve olumsuz milliyetçilikte görür, sagladigi fayda ise nefsin heveslerini tatmin ve insanin ihtiyaçlarini artirmaktir.
Halbuki, kuvvetin neticesi tecavüzdür, menfaatin neticesi her arzu tatmin olmadigindan üzerinde bogusmaktir, mücadele kaidesinin
neticesi çarpismaktir, irkçiligin neticesi baskasini yutmakla beslenmek oldugundan tecavüzdür. Iste bu sebeple insanligin saadeti
ortadan kalkmistir. Amma Kur'ani bilginin dayanak noktasi kuvvete karsi hakki kabul eder, amaçta menfaate karsi erdem ve Allah
rizasini kabul eder, hayat kaidesi olarak mücadeleyi degil dayanismayi esas tutar. Toplumlarin birlikteliginde irkçilik, milliyet yerine
din, sinif ve vatan bagini kabul eder, gayeleri, nefsin heveslerinin tecavüzüne set çekip ruhu derin bilgilere tesvik ve yüce hislerini
tatmin eder ve insani mükemmel insan olmaya sevkedip insan eder. Hakkin neticesi ittifaktir, erdemin neticesi yardimlasmadir,
dayanisma kaidesinin neticesi birbirinin imdadina yetismektir, dinin neticesi kardesliktir, cezbedilmedir, nefsi gemlemekle baglamak
ruhu mükemmellige kamçilamakla serbest birakmanin neticesi her iki dünya saadetidir."]

Maalesef yakin dönemde Islam dünya görüsünün, yukaridaki degerler sisteminin etkisiz kaldigini
görüyoruz. Bunun sebebi olarak Islam aleminin bilim ve teknolojiyi ihmal etmesi, böylece maddi gücün
Batililara geçmesi, Müslümanlarin yozlasmasi, Batidaki gelismelerin sonuçlarinin tahmin edilememis olmasi
günümüzün baslica tartisma konulari içindedir. Onsekizinci yüzyildan itibaren Batili dünya görüsünden
kaynaklanan emperyalist emellerden Islam alemi de etkilenmeye basladi. Böylece, Islam alemi bilim ve
teknolojideki ihmalinin bedelini ödemekle karsi karsiya kaldi.

Içine düstükleri bu problemden kurtulma yollarini arayan bir çok Islam düsünürü çikti. Ama, Islam dünya
görüsünde yenilik arayan düsünürlerin önerdikleri çözümlerde anlasmazliklar vardir. Bilim ve teknolojiyi
bütün bütün reddedenler oldugu kadar, çagdas bilim ve teknolojiye ulasabilmek için kendi kültür
degerlerini feda etmeyi uygun görenler de bulunur. Bu tartismalar günümüzde halen sürmektedir. Bu
tartismalarin birçoklarinda farkina varilmayan önemli bir problem mevcuttur. Bu da bilimsel bilgi, bilim
anlayisi, dünya görüsü gibi kavramlarin birbirine karistirilmasidir. Bu nedenle böyle tartismalar bazan ya
yanlis bir sonuca ulasir veya anlamsiz bir kavgadan öteye geçemez.

Oysa, bu kavramlarin tamamiyle farkinda olan Bediuzzaman'in "Aklin nuru fünun-u medeniyedir,
vicdanin ziyasi ulum-u diniyedir, ikisinin imtizaciyla hakikat tecelli eder, iftirak ettikleri vakit birinden
taassup, digerinden hile ve süphe tevellüd eder."[10] ["Aklin nuru medeniyetin fenleridir, vicdanin isigi din ilimleridir,
ikisinin uyusmasiyla hakikat ortaya çikar, ayrildiklari vakit birinden taassup digerinden hile ve süphe dogar"] sözünde açikça
ifade edildigi gibi din adina bilimi reddetmek hiç de uygun degildir. Çünkü Islam dünya görüsünün temeli
imandir. Bilgisiz iman Kur'an'da istenen iman degildir. Tutarli bir dünya görüsüne, saglam bir imana
ulasmak mevcut bilgilerin mantikli ve tutarli yorumuyla mümkündür. Ancak bundan sonra bir kimse, on
asirdan bu yana detaylari ihmal edilmis Islam dünya görüsünün günümüzün bilgileriyle daha canli, daha
anlamli, daha tutarli oldugunu, gerçek anlamda anlamsizligin, tutarsizligin tanritanimaz Batili bilim
anlayisinda ve dünya görüsünde oldugunu görebilir.



Kaynaklar

[1] Alpaslan Açikgenç, Bilgi Felsefesi, Insan Yayinlari,Istanbul 1992, s. 32
[2] Paul Feyerabend, Bilim Kilisesi, çev. Cevdet Cerit, Pinar Yayinlari, Istanbul 1991, s. 107
[3] Cemal Yildirim, Bilim Tarihi, Remzi Kitabevi,I stanbul 1992, s. 20
[4] a.g.e., s. 58
[5] a.g.e., s. 59
[6] M. M. Sheriff, Islam Düsüncesi Tarihi,(özgün adi, History of Muslim Philosophy), Insan
Yayinlari, Istanbul 1990.
[7] Ali Izzetbegoviç, Dogu ve Bati Arasinda Islam, çev. Salih Saban, Nehir Yayinlari, Istanbul 1992.
[8] Seyyid Hosein Nasr, Islam ve Ilim, çev. Ilhan Kutluer, Insan Yayinlari, Istanbul 1989.
[9] Bediuzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Nesriyat, Almanya 1994, s. 122
[10] Bediuzzaman Said Nursi, Münazarat, Yeni Asya Nesriyat, Istanbul 1991, s. 127

Simdi kafanda olusan sorunlari varmi?..

SELAM SEVGI ve DUA ILE...

 
 Respond to this message   

MGK
(Login oduncumahir)
213.153.175.62

Teşekkur ederim,

March 30 2001, 3:02 AM 


Tum bu ortaya konulan bilimlerin gidişatına bakılırsa zaman içerisinde katedilen mesafeler misali bilinmeyenlere ulaşılmış.Ulaşıldıkça da inanç ister istemez bir evrime ugrayacaktır.

Burada dini yaşatan,bence, kişilerin ve dolayısı ile toplumların birbiri uzerinde sistematik bir şekilde tahakkum kurma arzusudur.




 
 Respond to this message   
mazhar
(no login)
213.238.139.22

tekerlemeciler siziii

March 30 2001, 3:27 AM 

eh be MGK... niye ugrastiriyorsun HACI ALI'yi... en bastan soylesene sunu... zaten basinda da sonunda da soyleyecegin ayni seydi...

ezberlemissiniz bi tekerleme...

 
 Respond to this message   
Anonymous
(no login)
24.20.177.246

Untitled

September 30 2001, 2:48 AM 

guncelleyelim

 
 Respond to this message   
Current Topic - INANC MI?... KORKU MU?... MERAK MI...?
  << Previous Topic | Next Topic >>Foruma Geri Dön  

kuruluş | kurallar | arşiv 1 | arşiv 2 | arşiv 3 | alternatif TEFSİR | alternatif MEALLER | linkler | e-posta

Copyleft © Temmuz 2000 - 2009

rss