ESSELAMUN ALEYKUM
SAYIN SAID BEY DER KI:
Sizdeki gençlik kat'iyyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız; o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiyye ile, o gençlik nîmetine karşı bir şükür olarak, iffet ve namusluluk ve taatte sarfetseniz, o gençlik mânen bâkî kalacak. Ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebeb olacak. Allah'a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki târif edilmez. Vazife ise yalnız bir asker gibi Allah nâmına işlemeli, başlamalı... ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı... ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı... Kusur etse istiğfar etmeli: " Yâ Rab! Kusurumuzu affet... bizi, kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar, bizi emanette emîn kıl. Âmin!.." demeli ve O'na yalvarmalı... "Eğer ölümü öldürüp, zevâli dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle dinleyelim. Yoksa sus!.. Kâinat mescid-i kebirinde, Kur'an kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve Onu vird-i zeban edelim. Evet, söz Odur. Ve ona derler. Hak olup, Hak'tan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nuranî hikmeti neşreden Odur!.." İnsan, kâinatın ekser envaına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyacatı âlemin her tarafına dağılmış; arzuları ebede kadar uzanmış. Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi, ebedî Cenneti de arzu eder. Bir dostunu görmeye müştak olduğu gibi, Cemîl-i Zülcelâli de görmeye müştaktır. Başka bir menzilde duran bir sevdiğini ziyaret etmek için o menzilin kapısını açmaya muhtaç olduğu gibi, berzaha göçmüş yüzde doksandokuz ahbabını ziyaret etmek ve firak-ı ebedîden kurtulmak için koca dünyanın kapısını kapayacak ve bir mahşer-i acaib olan Ahiret kapısını açacak dünyayı kaldırıp Ahireti yerine kuracak ve koyacak bir Kadîr-i mutlakın dergâhına ilticaya muhtaçtır. Ey üçyüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkıtane Nurun sözünü dinliyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybi ile bizi temaşa eden Saidler, Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler vesaireler! Sizlere hitab ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, "Sadakte" deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışda geldim. Sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen Nur tohumları, zemininizde çiçek açacakdır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki; mazi kıt'asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız. O bahar hediyelerinden bir kaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kal'anın başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz, bizi çağırınız. Mezarımızdansadâsını işiteceksiniz.
Said Güney
IMAN EDENLERE SELAM SEVGI VE DUA ILE... |