Hatem-ül Enbiya, dediğiniz gibi peygamberlerin mührü demek ise, Muhammed Peygamber'in bişeyleri mühürlemek için gönderildiğini düşünebiliriz.
33:40. Muhammed, adamlarınızdan herhangi birisinin babası olmadı. Ancak o ALLAH'ın rasulü ve son nebi oldu. ALLAH her şeyi iyi bilir.
Ayetin bendeki çevirisi bu. Ayetin Arapça metninde hakikaten HATEM-ÜL ENBİYA yazmakta. SON NEBİ kelimesini NEBİLERİN MÜHRÜ şeklinde değiştirirsek...
33:40. Muhammed, adamlarınızdan herhangi birisinin babası olmadı. Ancak o ALLAH'ın rasulü ve nebilerin mührü oldu. ALLAH her şeyi iyi bilir.
Ayet ne şekilde olursa olsun RESULULLAH lığın son olduğunu anlayamıyoruz bu biir... Yani en azından bu ayete göre Muhammed Peygamber son elçi diyemeyiz.
Bana kalırsa bir şeyi mühürlemek demek, buradaki anlamıyla, o şeyi kapatmak demektir. Bir lokanta sağlık koşullarına uymadığı gerekçesi ile mühürlenir, yani kapatılır. Bence, İngilizcesi SEAL olan mühürdür bu...
İngilizcesi STAMP olan mühür anlamsız olurdu bence. Yani Muhammed Peygamber'in tüm peygamberlere gidip dövme yapar gibi kollarına mühür bastığını zannetmiyorum.
Tabi burada geleneksel RESUL ve NEBİ tanımlarını gözden geçirmek ve tersine çevirmek lazım gelir. Kuran'da RESUL (elçi) ve NEBİ (kitap getiren elçi) farklı anlamlardadır.
Her NEBİ, RESULdur, her RESUL, NEBİ değildir. Oysa geleneksel tanım bunun tam tersini söyler.
Ancak, Kuran'da RESUL kelimesine baktığımızda RUH-ÜL KUDS için, başka melekler için, vb kullanıldığını da görürüz. Çünkü onlar da elçidir. Ancak NEBİ değildirler.
Sonuçta, bence, NEBİ MUHAMMED, NEBİLERİN MÜHRÜDÜR demek NEBİLERİN SONUNCUSUDUR demektir.
Elçilerin sonuncusudur demenin bir anlamı yoktur, çünkü elçiler en azından Kadir gecesinde dünyayı sürekli ziyaret etmektedir (Burada Kadir gecesinin yıl dönümleri olan gecelerin de Kadir gecesi gibi olduğunu var sayıyorum. 97:4 çevirisinde kullanılan geniş zaman nedeniyle.)
97/1 Biz onu Kadir Gecesinde indirdik.
97/2 Kadir Gecesi ne kadar önemlidir, bilir misin?
97/3 Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
97/4 Melekler ve Ruh o gece Rab'lerinin izniyle tüm buyrukları yerine getirmek için inerler.
Sayın Barış,
Beni eleştirilere /tartışmalara katılmıyorsun diye eleştiriyorsun.Ben bu eleştirin doğrulsusunda şimdi tartışmaya dalıyor ve konuya aşağıdaki yazıyla farklı bir yorum getiriyorum.Selamlar.
33/39)Onlar ki Allah’ın mesajlarını tebliğ edip O’ndan korkarlar,Allah’tan gayrı hiç kimseden korkmazlar.Hesap sorucu olarak Allah yeter.
33/40)Muhammed,sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir;O,Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.Allah herşeyi gereğince biliyor.
Muhammed ve diğer Peygamberlerin fonksiyonları nedir?Diğer inanalardan ne farkları vardır?Peygamberlerin diğer insanlardan ayrıcalıklı gibi görünmeleri görev nedeniyledir.Esasında diğer insanlardan hiç bir farkları yoktur.Onlardan üstün değillerdir. Kendilerine verilen görev ise önemlidir.Tebligatçılık görevi.Allahtan aldıkları bir kuralı değiştirmeden,ekleme ve çıkarma yapmadan insanlara tebliğ etmek ve bu görevi icra ederkende kendisinin diğer insanlar gibi olduğunun bilincinde olmak her insanın yapabileceği bir iş değildir.Çok yüksek bir ahlak ve olgunluk gerektirir.Hele bu görev nedeniyle ilahlığa özenmemek her kulun yapabileceği bir iş değildir.Peygamberlik deyim yerindeyse “Ateşten bir gömlektir”Sorumluluk gerektirir.Ama o ölçüde de onurlu bir görevdir.
Yunus hariç geçmişteki Peygamberler postacılık görevlerini icra etmeğe özen göstermişlerdir.Allah tarafından yönlendirilmişler,desteklenmişlerdir.Yanlış yapınca da azarlanmışlardır.Yunus ise acze düşmüş. Aldığı görevi tebliğ edemeyince ağlamıştır.Allah da Yunusu azarlamıştır.
Peygamberler Allah’ın bir kuralını tebliğ ederken insanlardan korkmazlar.Diğer işlerinde de insanlardan korkmazlar.Onlar sadece Allah’tan korkarlar.Tek kayguları, acaba görevi ifa ederken yanlış yaptım mı kaygusudur.Çünkü daha öncede değindiğimiz gibi görev nedeniyle makamlar yükseldikçe sorumluluklar da artar.Buna bağlı olarak cezalarda da ağırlaştırmalar olur.Bu nedenle Peygamberler hata yapmaktan,yanlış yapmaktan en fazla çekinen korkan insanlar olmuşlardır.Allah’a duaları ve talepleri zaten kendilerinin yanlış yaptırılmaması için Allah’tan yardım istemeleri şeklindedir.
PEYGAMBERLERE DE HESAP SORULUR MU?
Peygamberlere de hesap sorulur mu?Evet sorulur.Hem de diğer insanlardan daha ince ve daha titiz.
Normal insanlar yapıp ettiklerinden sorguya çekilirler.Eylemlerinden dolayı ödül veya ceza alırlar.Peygamberler ise normal insanlar gibi yapıp ettiklerinden sorguya çekilir.Ayrıca ek olarak Peygamberlik görevini ifa edip etmemesine göre de sorguya çekilir.Yani normal insanlar bir defa sorgulanırken Peygamberler iki defa sorgulanır.Peygamberlerin yaşamları boyunca Allah’a ibadet etmeleri ve bağışlanma dilemeleri sorumluluklarının ağırlığı nedeniyledir.Kur’an’da bu konuda çok sayıda ayet vardır.
İnsanlar ise ne Peygamberlerden ne de diğer insanlardan hesap soramaz.Hesap sorucu olarak Allah yeter.Allah hesap sorma yetkisini da bir başkası ile paylaşmaz.
MUHAMMED SOYU KUTSAL MI?
Daha önce değinildiği gibi Zeyd Muhammede izafe edilerek çağrılıyordu.Bir toplumda Zeyd taktim edilirken “Muhammed oğlu Zeyd!”diye çağrılıyordu.Artık bu ayetlerin gelmesiyle insanları Muhammede izafe ederek çağırma geleneği de kaldırılmış oldu.Artık evlatlıklar kendi babalarına izafe edilerek çağrılacaklardı.
Belki bu kuralın getirilmesi ilerde inananların Muhammedin soyundan gelen veya Muhammedin oğlu olduğu iddia edilenlerin soyundan gelenlerin kutsal oldukları iddiasını önceden önlemeğe yönelik olabilir.Nitekim bu ayete rağmen Şiiler ve Aleviler Muhammedin soy ağacından olduğunu söyledikleri Ali ile başlayan bir soy ağacını kutsal olarak ilan etmişlerdir.
MUHAMMED NEBİLERİN SONUNCUSU MUDUR?
Ayet Muhammedi tanımlarken Allah’ın resulü olduğunu söylemektedir. Doğrudur.Görevi ise yukarda anlatıldığı gibidir.Bütün nebiler Allah’ın resulüdür.Ama bütün resuller nebi değildir.
Muhammed acaba nebilerin sonuncusu mudur?
Bu konuda S.A.Shf.2071.’e bakalım; “HATEME’N-NEBİYYİN nebilerin(yani peygamberlerin) hatemi demektir.Hatem,hatm kökünden gelir.Hatm’ın iki anlamı vardır:Bir şeye tesir etmek ve bu tesirden oluşan iz.Bir şeyi mühürlemeğe hatm dendiği gibi bir şeyin sonuna damga vurmağa da hatm denir.Hitam,bir şeyin sona ermesi demektir.HATEM YÜZÜK,MÜHÜR anlamımdadır.
Çoğunlık bu kelimeyi ra’nın kesresiyle HATİM şeklinde okumuşlardır.Fakat Asım,ra’nın fethasıyla HATEM okumuştur.Birinci kıraate göre(Kur’an’da yazılanın yanlış okunmasına göre.)Muhammed elçilerin sonunda gelmiştir,onların sonuncusudur,ikinci kıraate göre(MUHAMMED)PEYGAMBERLERİN,YÜZÜK GİBİ SÜSÜ,ZİNETİ demektir. KUR’AN’I KERİM ASIM KIRAATİNE GÖRE YAZILMIŞ OLMASINA RAĞMEN ,EBU ‘UBEYD BİRİNCİ KIRAATİ UYGUN GÖRMÜŞ VE AYET BU KIRAATE GÖRE MANALANDIRILMIŞTIR.
Yukardaki alıntının anlayacağımız şekle çevrilmesi şöyle olur:
1)Ayet Asım kıraatine göre yazılmıştır ve HATEM olarak yazılıdır.Bu yazıldığı gibi okunursa ayetin anlamı, “Muhammed Peygamberlerin parlayan süsü zineti” olmaktadır.Muhammed nebilerin sonuncusudur anlamı çıkmaz.
2)Ayetten “Muhammed nebilerin sonuncusudur” anlamı çıkarmak için HATEM’i HATİM şekinde okumak ve manalandırmak gerekir.Yani mevcut kelimeyi yanlış okumak gerekir.
MUHAMMED’İN NEBİLERİN SONUNCUSU OLMASI BU KADAR ÖNEMLİ MİDİR?
Muhammed yaşadığı dönemde yasama,yürütme ve yargı erkini elinde tutmuştu.Muhammedden sonra yasam,yürütme ve yargı erkini elinde tutacak tek ve mutlak yetkili bir insanın nebi olarak Allah tarafından atanacağına inanmıyoruz.Artık eskiden olduğu gibi yetkilerin birliği dönemi kapanmıştır.Yetkilerin başka başka güçler tarafınadan paylaşıldığı demokrasi devri açılmıştır.Bu devirde de insanlardaki idrak ve sezgi eskilerdekinden daha fazladır.Teknik gelişmiştir.Doğayı ve evreni duyma,gözleme olanakları artmıştır.İnsan eskiye oranla daha yetkinleşmiştir.Bu nedenlerle Allah artık kurallarını toplumun tümüne duyuracak tek yetkili bir tebliğci atamayacaktır.Gözünü,kulağını açan,açmasını beceren,bu yeteneğini kullanan insan kendisi kuralları bulabilecek düzeye gelmiştir.Nebilere ihtiyacı kalmamıştır.Bu nedenlerle Muhammed nebilerin sonuncusudur diyoruz.Başkaları da Muhammedi kutsayıp O’na insanüstü özellikler atfettikleri için ve daha pek çok dayanaksız sebeplerle bir daha nebi gelmeyeceğini söylüyorlar.Onların gerekçeleri ile bizimki çok farklıdır.Tıpkı onların savundukları İslam ile Kur’an’da savunulan İslam’ın çok farklı olması gibi.
Biri Japonya'da yasiyor, digeri Ankara'da. Bu ikisi de Turk ve ALLAH'tan vahiy aldiklarini iddia ediyorlar. Ve cok enteresan, zaman zaman bu vahiyleri bana da gonderiyorlar ve aldiklari vahiylerin kelimesi kelimesine ayni oldugunu goruyorum. Yani ALLAH, bu kez, iki farkli elciye ayni vahyi gonderiyor.
Peygamberlerin muhru konusunda da soyle bir aciklamalari var : Muhur bir seyin sonuna degil ortasina vurulur. Biz bile son peygamberler degiliz. Kapatilan lokanta orneginde muhur kapinin sonunda degil ortasindadir. Zarfi muhurlerseniz, muhru ortasina basmalisiniz, vb.
Bahsettigim ayetler Kuran ayetlerine cok benziyor ve Turkce. Hatta bazen Kuran ayetlerinin cevirilerinin birebir aynisi. Isin en ilginc yani bu ayetler bana posta yolu ile geliyor (email degil) ve aralarinda virgul bile fark yok.
Simdilik davete baslayip baslamadiklarini, benden baska inananlarinin olup olmadigini bilmiyorum ama bu incelemeye deger bir konu diye dusunuyorum. Bu arada bu mesajin aslida LA ILAHE ILLALLAH'tan baska bisey degil.
Yaptigin izahata aynen katiliyorum.Sana Tessekkur ederim.bende sana Elamli Hocam'dan biraz daha aciklik getiren tefsiri getirmek isterim.Barsi kardes konuyu biraz yanlis biliyor galiba!...
40-Sözün özü Muhammed sizin içinizdeki erkeklerden hiçbirinin babası değildir. Yani kendisinden dünyaya gelmiş olmayan, sizin içinizdeki erkeklerden hiçbirinin gerçek anlamı ile babası olmamıştır. Bundan dolayı Zeyd'in de gerçekte babası değildir. Onun için, "Hurmeti musahere" (Evlenme ile meydana gelen akrabalıktan dolayı haramlık) meydana gelmez ve bundan dolayı bir güçlük konusu olmaz. Gerçi Kasım, İbrahim, Tayyib, Tahir, Mutahher, adında oğullarının babası olmuştur. Fakat bunlar büluğ çağına erişmeden vefat ettikleri için, ayette geçen "rical" (yetişkin erkek) kavramına dahil olmamışlardır. Çünkü gerçekte "recul" büluğ çağına erişen erkeğe denir. Bununla birlikte büluğ çağına ermiş olsaydılar o zaman da "Sizin erkeklerinizden" değil onun erkek çocuğu olurlardı ve yine olumsuzluk ifade eden cümlenin genel kapsamı bozulmazdı. Yani o zaman da ümmetin içinden hiçbir yetişkin erkeğin "recul"un, geçekten babası olmamış olurdu. Fakat Allah'ın resulüdür. Onun için babalardan daha çok şefkatli ve daha çok hayır dileyendir, ebedî hayatın sebebidir. Bu açıdan her resul ümmetinin babasıdır denilebilir ise de, bu bir mecazî mânâdır. Mecazın hükümü ve belirtisi de, gerçek mânânın ondan alınmasının sahih olmasıdır. Doğrusu gerçekten baba değil, fakat babadan daha şefkatli Allah resulüdür. Hem de peygamberlerin en sonuncusudur.
HÂTEM, Asım kıraatinde "tâ"nın üstünü ile, diğer kıraatlerde esresi ile okunur. Esre ile hâtim, ismi fail olup hâtim eden, sona erdiren veya mühürleyen demektir. Mühür de bir şeyin belgelendirilmesi ve tasdiki için sona basıldığından hem son mânâsını, hem tasdik mânâsını içerir. Şu halde iki kırâet, "Hatemünnebiyyin" niteliğinin iki anlamına ayrı ayrı işaret ediyor. Yani Muhammed Resulullah hem peygamberleri sona erdiren son peygamberdir, peygamberlerin en sonuncusudur, hem de bütün peygamberleri tasdik ve belgeleyen ilâhî bir mühürdür. Eğer o gelmeseydi, diğer peygamberler unutulup gidecek tarihte onların varlıklarını ve peygamberliklerinin gerçekliğini ilmen isbat etmek mümkün olmayacaktı. Çünkü diğer peygamberlerin hayat ve varlıkları tarihin bağrında Muhammed'in hayatı gibi açık ve sağlam olarak bilinmemektedir. Öyle ki bugün Kur'ân olmasaydı Musa ile İsa'nın bile varlıkları ciddiyetle ispat olunamazdı. Hz. Muhammed'in hayatının ve peygamberliğinin tarihte açıklık ve kesinlikle bilinmesi sayesindedir ki, diğer peygamberlerin de geçmişteki peygamberliklerini tasdik için bir belge elde edilmiş bulunuyor. Aynı zamanda Muhammed (s.a.v) diğer peygamberlerin kendisi hakkındaki müjdelerini gerçekleştirmek itibariyle de onların peygamberliklerini mühürleyen ilahi bir damgadır. Hz. Muhammed'in peygamberliği ile insanlık din açısından, ilerlemenin son noktasına erişmiştir. Ondan sonra başka peygamber beklememeli, Muhammedî nur'u izlemelidir. Allah her şeyi çok iyi biliyor. Her şeyi bilip duyuyor. Onun için bu hükümleri emrediyor.